CHP İle HEDEP Görüşecek Mi? Özgür Özel Açıkladı

HEDEP ile bir görüşme olup olmayacağına yönelik soruya CHP Lideri Özgür Özel “Mutlaka görüşme olur. Görüşmenin ev sahibinin kimin olduğunun talebin kimden geldiğinin de böyle gerilim konusu yapabilecek bir sürecin içinde değiliz, doğru da değil” cevabını verdi.

CHP Lideri Özel, “Türkiye’de herkesin birbirine rezervi var ama CHP’nin özellikle seçmenlerine duyduğu saygıdan dolayı, Türkiye’de Cumhuriyeti kuran parti olmasından dolayı, çok partili siyasi rejimin kazandırılmasındaki çok önemli rolünden dolayı en güçlü kasımız tüm siyasi partilerle görüşebilen, ziyaret edebilen ve ziyaret kabul eden bir parti olmamızdır. Bu noktada hiçbir zorluk yaşayacağımızı düşünmüyorum” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Almanya’ya yapacağı ziyaret öncesinde DW Türkçe’den Kıvanç El’in sorularını yanıtladı. HEDEP ile ilişkili sorulara CHP Lideri Özel, şu şekilde yanıt verdi:

“Her zaman birlikte olmak, yalnız olmaktan iyidir. Siyasi partilerin illa bir protokole bağlanması da gerekmiyor. Geçmişte bunun birçok örneği, birçok siyasi partiyle yaşandı. Bazen protokolle yapılan anlaşmalar, protokol olmaksızın ortaya çıkan doğal iş birliklerinden daha eksik sonuçlar da verdiği oldu.

HEDEP’in “iletişimin açık olarak yürütülmesi”, “görüşmelerin kamuoyundan saklanmaması” gibi taleplerini son derece makul, mantıklı ve olması gereken olarak görüyorum. Biz daha önce de genel başkanlarla konuşmuştuk, partilerin birbirini ziyareti noktasında benim hiçbir siyasi partiye rezervim yok. “CHP’nin en çok hangi özelliğiyle övünüyorsunuz veya en çok en güçlü kası neresidir” diye sorarsanız cevabım; her siyasi partiyle bayramlarda törenlerde bayramlaşabilen, birbirini kutlayabilen, el sıkışabilen oturup konuşabilen tek partiyiz.

Türkiye’de herkesin birbirine rezervi var ama CHP’nin özellikle seçmenlerine duyduğu saygıdan dolayı, Türkiye’de Cumhuriyeti kuran parti olmasından dolayı, çok partili siyasi rejimin kazandırılmasındaki çok önemli rolünden dolayı en güçlü kasımız tüm siyasi partilerle görüşebilen, ziyaret edebilen ve ziyaret kabul eden bir parti olmamızdır. Bu noktada hiçbir zorluk yaşayacağımızı düşünmüyorum.

Mutlaka görüşme olur. Görüşmenin ev sahibinin kimin olduğunun talebin kimden geldiğinin de böyle gerilim konusu yapabilecek bir sürecin içinde değiliz, doğru da değil.

İstanbul’u Ankara’yı biz, iş birliği olsun ya da olmasın, kazanabiliriz ama güçlü bir İstanbul ittifakını sağladığımızda daha iyi kazanırız, daha çok belediye kazanırız. Belediye Meclisi’ndeki çoğunluğumuz garanti olur. Belki fark daha çok olur ve bu daha iyi yönetmek için bir imkan. Şimdi bugün İstanbul’da da Ankara’da da belediye başkanları çok güzel işler yapıyor ama ayaklarına da belediye meclis çoğunluğumuz olmadığı için zincir vurulmuş durumda. Sürekli onların yapmak istedikleri faaliyetler kısıtlanıyor.

İstanbul’un, Ankara’nın ulaşım sorununa yönelik defalarca yaptığımız taleplerin, UKOME’deki çoğunluk iktidar partisi tarafından yönlendirildiği için, nasıl engellendiğini bütün İstanbullular, Ankaralılar gözleriyle gördü. O yüzden iş birliği, güç birliği her zaman iyidir. Olmazsa dünyanın sonu değildir. O zaman başka iş birliklerine, başka birlikteliklere bakılabilir, toplumdan talep edilebilir. Bunun zaman zaman başarıldığı da oldu. O açıdan dünyanın sonu olarak da görmüyorum ama birliktelik her zaman iyidir.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, ‘Örgüt Adına Suç İşleme’ Maddesini İptal Etti

Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220/6 maddesinde yer alan “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” düzenlemesi Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından “Anayasa’ya aykırı” bulunarak iptal edildi. İptal kararı, 4 ay sonra yürürlüğe girecek.

TCK’nın 220. maddesi, örgüt kuran, yöneten ve üyesi olanlara 4 yıldan 8 yıla kadar hapis verilmesini öngörüyor. Ancak maddenin 6. fıkrası, örgüte üye olmayan ancak örgüt adına suç işleyenleri cezalandırıyor.  Bu fıkrada, “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Bu fıkra hükmü sadece silahlı örgütler hakkında uygulanır” deniliyordu.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) iptal kararının gerekçesinde, “kuralların kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarını önleyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve kanunilik şartını taşımadığı” belirtildi.

T24’ün aktardığına göre Patnos Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvurularını değerlendiren Yüksek Mahkeme kararına gerekçe olarak “Bu suçtan ceza alanların örgüte üye oldukları kanıtlanamamasına rağmen örgüte üye olanlardan daha fazla hapisle cezalandırılmalarını” gösterdi.

AYM, bu konuda TBMM’ye 4 ay süre verdi ve iptalin bu sürenin sonunda yürürlüğe girmesini kararlaştırdı. Ancak Meclis yeni bir düzenleme yapsa da aralarında Cumhuriyet gazetesi davasında bu suçtan ceza alan TİP Milletvekili Ahmet Şık’ın da bulunduğu çok sayıda sanığın dosyası yeniden ele alınacak.

Resmi Gazete’de yayımlanan karar 4 ay sonra yürürlüğe girecek. Mahkemeler, 4 ay sonra yürürlüğe girecek iptal kararıyla yok hükmünde sayılacak düzenlemeyi uygulayamayacağı için bu suçtan yargılananların durumu yeniden değerlendirilecek. 4 aylık sürede bu suçtan kesin ceza alanların da iptal kararı yürürlüğe girdiğinde itiraz etmeleri söz konusu olabilecek.

AYM’nin karara ilişkin gerekçesinde şu ifadeler yer aldı: “İlke olarak kişinin silahlı örgüte üyelikten cezalandırılabilmesi için eylemlerinin sürekliliği, çeşitliliği ve yoğunluğu veya bu özellikler olmasa dahi suçun niteliği ile örgütün amacına ulaşma bakımından ancak örgüt üyeleri tarafından işlenip işlenemeyeceği gözetilmeli; örgütle organik bir bağının bulunduğu ve örgütün hiyerarşik yapısı içinde bilerek ve isteyerek hareket ettiği yeterli bir gerekçeyle gösterilmelidir…

İtiraz konusu kural uygulandığında, silahlı örgüte üye olma suçu bakımından aranan belirli şartlar, örgüte üye olmayan ancak örgüt adına suç işleyen bir kimse yönünden aranmamakta ve her iki kategorideki kimseler arasında herhangi bir ayrım yapılmaksızın örgüte üye olmayan ancak örgüt adına suç işleyen bir kimse örgüt üyesi olarak cezalandırılmaktadır. Bu itibarla bir kimse silahlı örgütle zayıf da olsa bir şekilde bağlantısı bulunduğu iddia edilen bir suç işlediği gerekçesiyle, örgütle bağlantısı açıkça ortaya konulmaksızın, işlediği suçun yanı sıra gerçek içtima hükümleri uyarınca ayrıca örgüt üyeliğinden de cezalandırılmaktadır. Bu durum, örgüt adına suç işleyen kimsenin örgüt üyelerine göre daha ağır cezalarla karşılaşmasına neden olmaktadır.”

‘Örgüt adına’ kavramı belirsiz

“Örgüt adına” kavramının belirsizliğine de dikkat çeken AYM, bunun ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşleri gibi haklara da etkisine vurgu yaptı: “AYM, “Kuralın bir temel hakla bağlantısı olmayan suçlar bakımından da uygulanması mümkün olmakla birlikte işlenen suçun temel hakların kullanımıyla ilgili olması durumunda kuralda yer alan örgüt adına kavramının belirsizliğinden kaynaklı geniş yorumu nedeniyle kuralla ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ya da örgütlenme veya din ve vicdan özgürlüğü gibi temel haklar üzerinde güçlü bir caydırıcı etki yaratılmaktadır…

… Kanun koyucunun anayasal ilkelere bağlı kalmak şartıyla hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımıyla karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edileceği konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Takdir yetkisi kapsamında belirli ağırlığa sahip suçların örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına işlenmesi hâlinde suçun temel şeklinden farklı bir ceza yaptırımının öngörülmesi veya suçun niteliğinin değişmesi de mümkündür.

Ancak itiraz konusu kuralın, örgüt üyeliğine dair herhangi bir somut delil bulunmadan ve işlenen suçun niteliği ve ağırlığı itibarıyla örgütün amacına ne surette katkıda bulunduğu da dikkate alınmadan kişilerin örgüte üye olmak gibi son derece ağır bir suçtan cezalandırılmalarına neden olacak şekilde geniş yorumlanmaya müsait olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarını önleyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

Paylaşın

Akşener’den ‘İş Birliğine Hayır’ Açıklaması: Arkadaşlarımızın Kararı

Trabzon’da gazetecilere açıklamalarda bulunan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, CHP’nin iş birliği teklifine ‘hayır’ kararına ilişkin, “Arkadaşlarımızın kendi aralarında istişare ederek, birbirlerini ikna etmeye çalışarak aldıkları bir karardır. Ben evet ya da hayır yönünde bir imada bile bulunmadım” dedi.

31 Mart 2024’te yapılması planlanan seçimler yaklaştıkça partilerde çalışmalarına hız verdi. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de bu kapsamda gerçekleştirdiği Trabzon ziyaretinde gazetecilerin sorularını yanıtladı.

İYİ Parti Lideri Akşener, seçime tek başlarına girme kararı aldıkları GİK toplantısının hatırlatılması üzerine, “Arkadaşlarımızın kendi aralarında istişare ederek, birbirlerini ikna etmeye çalışarak aldıkları bir karardır. Ben evet ya da hayır yönünde bir imada bile bulunmadım” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, 13.30’da Hamamizade İhsanbey Kültür Merkezi’nde Teşkilat Buluşması’na katılacak. Akşener burada Trabzon Büyükşehir Belediye Başkan adayını ve adaylığı kesinleşen ilçelerin belediye başkan adaylarını açıklayacak.

İYİ Parti Lideri Akşener, saat 16.00’da ise kent merkezindeki bir otelde düzenlenecek Karadeniz Bölgesi İstişare Toplantısı’na katılacak. Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Bayburt’tan partililerin katılacağı toplantı basına kapalı gerçekleştirilecek.

Ne olmuştu?

İYİ Parti’nin eylül ayında gerçekleşen Genel İdare Kurulu (GİK) toplantısında netleşen ‘yerel seçimlere kendi adaylarıyla girme’ kararı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ziyaretiyle yeniden tartışmaya açılmış; Özel, İYİ Parti’den kararını gözden geçirmesini rica ederek iş birliği teklif edince İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bu teklifi GİK’e soracağını söylemişti.

Akşener’in teklifi GİK’e taşımasına karşın  35 GİK üyesinin CHP ile iş birliğine ‘hayır’, 14 GİK üyesinin ‘evet’ oyu kullanmasının ardından İYİ Parti’nin seçimlere tek başına girme kararı perçinlendi.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Devlet Bahçeli’den Üç Şart

İsveç’in NATO’ya üyeliğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Filistin devleti tanınırsa, İsrail tazminat ödemeyi kabul ederse, Netanyahu’nun Lahey’de yargılanmasının yolu açılırsa” dedi.

İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) Katılım Protokolü, geçen ay Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilmişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisine yakın TürkGün gazetesine verdiği röportajın ilgili bölümünde “İsveç’in NATO’ya üye olmasına nasıl bakıyorsunuz” sorusu üzerine şunları söyledi:

“İsveç’in NATO’ya girişine elbette soğuk bakıyoruz. Fakat bizim için kitabımıza hakaret etmekle Müslümanlara zulmetmek aynıdır. Eğer İsrail ile Filistin arasında kalıcı bir barış ortamı sağlanırsa, 1967 sınırları dâhilinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin devleti tanınırsa, İsrail tazminat ödemeyi kabul ederse, Netanyahu’nun Lahey’de yargılanmasının yolu açılırsa İsveç’in NATO üyeliğine tamam deriz.

En son Norveç’in katılımıyla NATO’ya üye ülke sayısı 31’e çıktı. Bize göre İsveç NATO’ya üye olsa ne olacak olmasa ne çıkacak. Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütünün ilk üç müessir gücünden birisi Türkiye’dir. Biz bu gerçeğe bakarız. İsveç’in üyeliğini bekleyenlerin de yerine getirmesi şart olan öncelikli görevleri olduğunu kararlılıkla ifade ederiz.”

İsveç ve komşusu Finlandiya geçen yıl Mayıs ayında NATO üyeliği için başvuruda bulunmuştu. Finlandiya, NATO’ya, üye 31 ülkenin onayıyla Nisan ayında kabul edildi. Türkiye ve Macaristan İsveç’in başvurusunu ise henüz onaylamadı. Ankara, İsveç’in PKK ve Gülen yapılanmasıyla yeterince mücadele etmediğini belirtiyor ve daha fazla adım atması gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan İYİ Parti Açıklaması: GİK Kararına Saygı Duyarız Ama…

Yerel seçimlerde iş birliği teklifini reddeden İYİ Parti’ye ilişkin konuşan İBB Başkanı İmamoğlu, “Genel İdare Kurulu tabii ki önemli bir kuruldur, partinin karar alma mekanizmasıdır” dedi ve ekledi:

“Bu karara elbette hepimiz saygı duyarız ama toplumsal tabandaki sesleri duymak ve bu seslerin teşkilatlara olan yansımasını da hissederek eğer bir vazife varsa tekrar görüşmek de mümkündür.”

Sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin birçok yerinde bu tür görüşmelerin sürdüğünü söyleyen İmamoğlu “Siyasetin bu anlamdaki gerçek sayfasını hiçbirimiz ihmal edemeyiz. Bugün bunu soruyorsunuz, belki beş altı gün sonra bambaşka tersi bir soruyu da sorabilirsiniz” dedi.

İBB Başkanı İmamoğlu 2019’daki “İstanbul ittifakını büyütme ve ileriye taşıma konusunda kararlı olduğunu” söyledi.

2. Kariyer ve İstihdam Fuar & Zirvesi’nin açılış törenine katılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; İBB Başkanı İmamoğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in büyükşehirlerde ulaşım hizmetlerinin başarılı olmadığına yönelik açıklamasına ilişkin “Hiç üstüme alınmadım” dedi.

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan İmamoğlu Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce ile görüşmesiniyse “doğal” diye niteledi ve görüşmede İnce’nin adaylığı konusunun geçmediğini söyledi.

İmamoğlu, İnce ile görüşmesinin sorulması üzerine “Görüş alışverişinde bulunduk. Olağanüstü bir şeymiş gibi algılanmasına üzüldüm. Ben İBB Başkanıyım. Bu ve benzeri görüşmeleri hep Genel Başkanımla da istişare ederek yürütürüz. İnce ile görüşmemiz doğal, bundan sonraki görüşmelerimiz de mümkün” dedi.

“Görüşmede İzmir büyükşehir belediye başkan adaylığı konusu konuşuldu mu?” sorusu üzerine İmamoğlu “Hiç öyle bir konu geçmedi, İzmir’in adı bile geçmedi görüşmemizde” yanıtı verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Özellikle büyükşehirlerimizde ulaşım hizmetlerinin başarısından söz etmek mümkün değil” sözleri ve İYİ Parti’nin CHP ile yerel seçimlerde işbirliğini reddetmesine ilişkin değerlendirmesi sorulan İmamoğlu şunları söyledi:

“Ben İstanbul ismi duymadım konuşmasında. Ben mi kaçırdım acaba? İstanbul ismi var mıydı, ben bilmiyorum, ben üstüme alınmadım. Niye böyle okları çevirdiniz anlamıyorum. Belki başka bir şehri kastetmiştir. Genelleme yaparak bir tespitte bulunduğunu düşünüyorum. Hiç ama hiç üstüme alınmadım. Çünkü biz Sayın Akşener’le İstanbul’un çok önemli metro, tramvay hatlarını birlikte açtık, inşallah yine açarız. Hiç üstüme alınmadım. Akşener’in bizi kastettiğini düşünmüyorum.”

“Tekrar görüşmek de mümkün”

Akşener’le ve İYİ Parti’nin temsilcileriyle görüşmeler için “akşamdan sabaha kesilmez” diyen İmamoğlu “Genel İdare Kurulu tabii ki önemli bir kuruldur, partinin karar alma mekanizmasıdır, bu karara elbette hepimiz saygı duyarız ama toplumsal tabandaki sesleri duymak ve bu seslerin teşkilatlara olan yansımasını da hissederek eğer bir vazife varsa tekrar görüşmek de mümkündür” dedi.

Sadece İstanbul’da değil Türkiye’nin birçok yerinde bu tür görüşmelerin sürdüğünü söyleyen İmamoğlu “Siyasetin bu anlamdaki gerçek sayfasını hiçbirimiz ihmal edemeyiz. Bugün bunu soruyorsunuz, belki beş altı gün sonra bambaşka tersi bir soruyu da sorabilirsiniz” dedi. İmamoğlu 2019’daki “İstanbul ittifakını büyütme ve ileriye taşıma konusunda kararlı olduğunu” söyledi.

İBB Başkanlığı için aday adaylığını duyuran Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’yla ilgili soruya ise İmamoğlu “Daha gerçek sorulara cevap verelim” diye yanıt verdi.

Paylaşın

Yerel Seçimler: AK Parti, İstanbul İçin Nasıl Bir Aday Arıyor?

31 Mart 2024’te yapılması planlanan seçimler yaklaştıkça partilerde çalışmalarına hız verdi. Ankara ve İstanbul’un kaybedilmesinde aday tercihinin en önemli faktör olduğu belirtilen AK Parti’de, İstanbul ve Ankara için belediyecilik hizmetleriyle öne çıkan isimlerin adaylaştırılması görüşü ağırlık kazanıyor.

AK Parti kulislerinde İstanbul’u yeniden almanın yollarından biri olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun belediyecilik hizmetlerinden memnun olmadığı belirtilen, yüzde 10 dolayındaki muhalif seçmenin en az yarısının oy verebileceği bir ismi aday göstermek olarak görülüyor. AK Parti kurmayları, İstanbul’u yeniden kazanmanın Ankara’ya göre daha kolay olacağı görüşünde.

31 Mart 2024’de yapılacak yerel seçimler için çalışmalarını hızlandıran Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile ittifak çalışmalarını sürdürürken, 2019 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) kaybedilen büyükşehirleri yeniden kazanacak strateji üzerinde çalışıyor. İktidar partisinin birinci önceliği ise, İstanbul’u yeniden kazanmak.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aktardığına göre; AK Parti kulislerinde İstanbul’u yeniden almanın yollarından biri olarak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun belediyecilik hizmetlerinden memnun olmadığı belirtilen, yüzde 10 dolayındaki muhalif seçmenin en az yarısının oy verebileceği bir ismi aday göstermek olarak görülüyor.

2019’daki yerel seçimlerde Ankara ve İstanbul’un kaybedilmesinde aday tercihinin en önemli faktör olduğu belirtilen AK Parti’de, İstanbul ve Ankara için belediyecilik hizmetleriyle öne çıkan isimlerin adaylaştırılması görüşü ağırlık kazanıyor. AKP kurmayları, İstanbul’u yeniden kazanmanın Ankara’ya göre daha kolay olacağı görüşünde.

2019’da Ekrem İmamoğlu üzerinde ittifak sağlayan muhalefetin, bu ittifakı 2024 yerel seçimlerine taşıyamaması avantaj olarak görülüyor. 31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerde İstanbul’daki oy farkının sadece 13 bin 759 olduğuna dikkat çekilerek, tekrarlanan seçimlerdeki 800 bin dolayındaki farkın “tepki ve mağduriyet algısından” kaynaklandığına işaret ediliyor.

İktidar partisi kurmayları, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının profilinin ilk tur seçim sonuçları dikkate alınarak şekilleneceğini ifade ediyorlar.

İktidar partisi kaynakları, gerek parti içinde gerekse bağımsız kuruluşlarca yapılan kamuoyu araştırmalarına göre yüzde 10 dolayında olduğu belirtilen ve 2019’de Ekrem İmamoğlu’na oy vermiş, ancak şu anda belediye hizmetinden memnun olmayan seçmeni ikna edecek bir ismin adaylaştırılması halinde, İstanbul’un yeniden alınabileceğini savunuyor.

AK Parti kurmayları, bu veriye göre nasıl bir strateji izleneceğine ilişkin şu değerlendirmeleri yapıyorlar: “Şu anda gri alanda duran yüzde 10 dolayında bir seçmen kitlesi var. Bunlar daha önce CHP’ye veya başka bir muhalefet partisine oy vermiş, AK Parti’ye muhalif bir kesim.

Ancak iyi belediye hizmeti verilmesini önemsiyor. Ulaşımda kolaylık, çevre temizliği, şehir hayatının kolaylaştırılması bunların önceliği… Bu seçmen grubuyla ilgili bir üniversitenin yaptığı araştırma var: Yüzde 10’luk grup, 2019’da Ekrem İmamoğlu’na oy vermiş. Ama bunların yüzde 46’sı belediyecilik hizmetini beğenmediği için ‘yeniden oy vermem’ diyor.

AK Parti’nin İstanbul’da oyu zaten yüzde 44-45 bandında. Bu seçmen grubunun en az yarısının oy verebileceği bir isim bizim seçimi rahat kazanmamızı sağlar… Bu seçmen grubu, popüler adayları da sevmiyor. 2019’da yapılan hata da buydu. Siyasi kimliğiyle öne çıkan isimler adaylaştırıldı. O nedenle 2019’da İmamoğlu’na yöneldiler… Aynı aday tekrarlanmamalı, belediyecilik hizmeti beklentisini karşılayacak isimler adaylaştırılmalı.”

AK Parti’de, belediye ve şehircilik hizmetleriyle öne çıkan isimlerin adaylaştırılması konusunda büyük ölçüde uzlaşı olsa da adayın belediye başkanı kökenli mi, yoksa geçmişteki icraatlarıyla öne çıkan eski bakanlardan biri mi olacağı konusu tartışmalı.

Ancak son dönemde AK Parti kulislerinde, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) dönemindeki hizmetleri anımsatılan Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan ile Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen da ön plana çıkmaya başladı. Trabzonlu olan Ekrem İmamoğlu’na karşı Karadenizli aday formülünün de dile getirildiği AKP’de, her iki başkanın da Trabzonlu olmasının da avantaj olacağı düşünülüyor.

Ancak eski Çevre Şehircilik ve İklim Bakanı Murat Kurum ile eski Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu da AK Parti kulislerinde en çok aday olarak ismi dillendirilien isimler.

Bir önceki seçimde olduğu gibi 31 Mart seçimlerinde de ittifak yapma kararı alan AK Parti ve MHP kurmayları ittifak kriterlerini büyük ölçüde netleştirdi. Buna göre halen AK Parti’de olan belediyeler AK Parti’ye, MHP’de olan yerlerde de sadece bu parti aday çıkarması üzerinde uzlaşıldığı belirtiliyor.

Bu çerçevede MHP’li başkanın yönettiği Manisa Büyükşehir Belediye Başkanlığı için yine MHP aday gösterecek. 2019’da CHP’ye karşı kaybedilen büyükşehir ve illerde ise başarısız olan belediye başkanları yeniden aday gösterilmeyecek ama kamuoyu araştırmaları da dikkate alınarak, bu illerde belediyeyi en son kazanan parti aday çıkaracak. Bu çerçevede 2019’da CHP’nin kazandığı Mersin ve Adana da bu çerçevede MHP’ye bırakıldı.

Kamuoyu yoklaması

2019 seçimlerinde iki partinin ayrı girmesi nedeniyle, az farkla kaybedilen yerler ile uzun süredir muhalefetin elinde olan yerler için ise farklı strateji uygulanacak. Kamuoyu yoklamaları, teşkilatların öneriler ve aday beklenti profili dikkate alınarak, az farkla kaybedilen yerlerde ortak aday çıkarılacak.

Bu yüzden, ittifak yapılacak il ve ilçe sayısının artacağına dikkat çekiliyor. Hangi partinin oyu yüksekse veya kazanacak aday profiline uygunsa, o partinin adayı desteklenecek. Aydın ve Muğla gibi, uzun süredir muhalefetin elinde olan illerde de kamuoyu yoklamaları yapılacak.

Bu illerde, ortak aday çıkarılması halinde seçimi kazanma ihtimali görülmesi halinde, ortak aday gösterilecek ve oyu önde görülen partinin adayı desteklenecek. Ancak, seçimi kazanma ihtimalinin düşük olduğu yerlerde, iki partinin ayrı adaylar çıkarması söz konusu olabilecek.

Paylaşın

İstanbul’da Her An Deprem Olma İhtimali Yüzde 47

Yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Mudanya açıklarında gerçekleşen depremin Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın güney kolunda gerçekleştiğini söylüyor. Büyük Marmara depremi ise aynı fay hattının kuzey kolunda bekleniyor.

Bu depreme ilişkin öngörülerin halen geçerli olduğunu vurgulayan Görür’e göre İstanbul’da her an deprem olma ihtimali yüzde 47’ye çıkmış durumda. Görür, “Bu inanılmaz bir oran. Neredeyse yazı tura atacaksın” diyor.

İBB’nin tespitlerine göre İstanbul’da bulunan 1 milyon 200 bin binadan 800 bini 2000 yılı öncesi yönetmeliklere göre yapılmış durumda. Bu binalardan yaklaşık 200 bininin depremde ağır hasar alması ya da yıkılması bekleniyor.

Prof. Dr. Naci Görür’e göre depreme ilişkin İstanbul’da planlı programlı, gönül birliği edilmiş, iş birliği edilmiş, hızlı, seferberlik havasında bir depreme hazırlık yok.

Bursa Mudanya merkezli depremleri ardından İstanbul’un büyük Marmara depremine ne kadar hazır sorusu yeniden gündemde. İstanbul’da çözüm bekleyen en temel sorunlardan biri depreme karşı dayanıklı olmayan riskli yapılar. Marmara Denizi’nde 7 ila 7,5 büyüklüğünde bir deprem beklenirken kentteki yüksek riskli konut sayısı yaklaşık 1,3 milyonu buluyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Dairesi Başkanı Murat Yün, olası depremde ağır hasar alması ya da yıkılması beklenen yapılarda 3 milyon nüfusun yaşadığına dikkat çekiyor.

4 Aralık Pazartesi günü Marmara Denizi, Gemlik Körfezi’nde Bursa Mudanya açıklarında 5,1, ardından 4,5 ve 3,5 büyüklüğünde depremlermeydana geldi. Depremler Bursa, İstanbul, İzmir ve Tekirdağ başta olmak üzere pek çok ilde hissedildi.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e konuşan yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Mudanya açıklarında gerçekleşen depremin Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın güney kolunda gerçekleştiğini söylüyor. Büyük Marmara depremi ise aynı fay hattının kuzey kolunda bekleniyor. Bu depreme ilişkin öngörülerin halen geçerli olduğunu vurgulayan Görür’e göre İstanbul’da her an deprem olma ihtimali yüzde 47’ye çıkmış durumda. Görür, “Bu inanılmaz bir oran. Neredeyse yazı tura atacaksın” diyor.

Kuzey Anadolu Fay Hattı 17 Ağustos 1999’daki Gölcük depreminde kırılmıştı. Aynı fay hattının devamı batıda İstanbul’dan geçiyor. İstanbul, o tarihten bu yana 7 ila 7,5 büyüklüğündeki bir deprem riski altında. Naci Görür, Marmara Bölgesi’nin Kumburgaz ve Adalar fayının deprem üreteceğini belirterek Adalar fayı kırılırsa en fazla 7, Kumburgaz fayı kırılırsa minimum 7,2, her iki fay aynı anda kırılırsa 7,5 büyüklüğünde deprem öngörüyor.

İstanbul’da her gün yüzde 47’lik deprem beklentisiyle yaşam devam ederken hükümet, riskli yapı sorununa çözüm getireceği iddiasıyla kentsel dönüşüm düzenlemelerini içeren “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun”u yürürlüğe koydu. Düzenleme, afet riskini öncelemediği, bütüncül bir planlama anlayışından uzak olduğu, koruma kapsamındaki alanları yapılaşmaya açacağı ve özel mülkiyetlerin el değiştirmesine neden olacağı dolayısıyla eleştiriliyor.

Peki İstanbul’da deprem riskine ilişkin yerelde yürütülen çalışmalar ne durumda?

21 kentsel dönüşüm projesi var

Murat Yün, İBB olarak “Depreme Dayanıklı İstanbul” başlığı altında yaklaşık 50 tane projede 18,8 milyar liralık yatırım yaptıklarını belirterek “Bu alandaki projeleri tamamladık. Devam eden 66, hâlâ fizibilite çalışmaları süren de yaklaşık 70 tane projemiz var. Onlara da yaklaşık olarak 33 milyar lira civarında bütçe ayırdık” diyor. Yün, bu çalışmalarda üst yapıların, yolların ve viyadüklerin güçlendirilmesinden konut alanlarının üretimi ve toplanma alanlarının alt yapısının hazırlanmasına kadar her türlü yatırımın bulunduğunu belirtiyor.

Deprem Daire Başkanlığı olarak yaklaşık 165 hektar büyüklüğünde alanda 21 tane kentsel dönüşüm projelerinin bulunduğu, bunların bir kısmının imalat ya da proje aşamasında, bir kısmının da uzlaşma aşamasında olduğu bilgisini veren Yün, yakın zamanda bin 250 konutu içeren bir kentsel dönüşüm projesinin temellerini atacaklarını söylüyor.

İBB’nin yaklaşık 157 kilometrekarelik mikro bölgeleme çalışması ise aralık sonu itibariyle tamamlanmış olacak. İBB’nin tespitlerine göre İstanbul’da bulunan 1 milyon 200 bin binadan 800 bini 2000 yılı öncesi yönetmeliklere göre yapılmış durumda. Bu binalardan yaklaşık 200 bininin depremde ağır hasar alması ya da yıkılması bekleniyor.

Murat Yün, bu binalarda 1 milyon 300 bin hane olduğunu ve yaklaşık üç milyon nüfusun yaşadığını söylüyor. Olası deprem senaryosunda öncelikle bu üç milyon nüfusun yaşamını idame ettirecek alanların hazırlanması gerektiğini düşünen Yün, özellikle sahil hatlarındaki eski yapılarda ciddi bir risk faktörü olduğuna işaret ediyor.

İstanbul’un devasa yapı stoku ve inşaat maliyetlerindeki altı kata varan artışlar düşünüldüğünde finansman sorununun merkezi yönetimle iş birliği içerisinde çözülmesi gerektiğini vurgulayan Yün, kentsel dönüşüm düzenlemelerini içeren yasal değişiklik öncesi, temmuz, ağustos ve eylül aylarında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile yaptıkları toplantılarda iş birliği taleplerini dile getirdiklerini anlatıyor.

Ancak çıkarılan yasayla iş birliği odaklı bir çerçeve yerine Kentsel Dönüşüm Başkanlığı adı altında daha tekele dönüşen bir yapının oluşturulduğunu vurgulayan Yün, yerinden yönetimin yine ikinci plana atıldığını söylüyor.

Murat Yün, merkezi yapıların uygulamada sürecin uzamasına neden olduğunu bu nedenle İBB olarak yerinden yönetimi savunduklarını belirterek ekliyor: Biz görüşmelerde İBB’nin de olduğu, Bakanlığın da olduğu, ilçe belediyesinin de olduğu, hatta özel sektörün de olduğu İstanbul temelli bir kurul önermiştik. Çünkü bugün bizim İBB’den aldığımız herhangi bir kararı Bakanlığa onaylatmamız en iyi ihtimalle 4-5 ayı buluyor ki hiçbir sorunu olmayan bir karardan bahsediyorum.

35 bin bina tarandı

İBB, hızlı tarama tespiti için ise şubat ayındaki Kahramanmaraş merkezli depremlerinden bu yana 121 bin binadan başvuru aldı. Bu binaların yaklaşık 35 binini taradıklarını, bu yöndeki çalışmaların devam ettiğini aktaran Yün, “Bu binaları öncelik sıralamasına göre aldığımızda bunun yapılması bile bir iş birliği gerektiriyor” diyor.

Taranan yapılar içerisinde bin 556 tane yapının taşıyıcı sistemi dahi bulunmadığını ve hızlıca müdahale edilmesi gerektiğini tespit ettiklerini aktaran Yün, bunlar içerisinde 318 yapıda çalışmaların devam ettiğini söylüyor. Kalan bin 238 bina için vatandaşlarla iletişime geçtiklerini belirten Yün, bunların da kısa zamanda tahliyelerini gerçekleştirmek istediklerini söylüyor.

Riskli yapıda oturmanın temelinde ekonomik sebeplerin yattığına işaret eden Yün, İBB Meclisi’nden alınan kararla Bakanlık tarafından verilen 3 bin 500 lira kira yardımı üzerine 4 bin 500 lira hibe verdiklerini belirterek ekliyor: Bizim vatandaşa kentsel dönüşüm veya riskli binaların tahliye edilmesine ilişkin finansman modelleri sunmamız lazım. Kira yardımı da bunlardan birisi.

Vatandaşın depreme karşı duyarlılığını artırmak ve kentsel dönüşüm süreçleriyle ilgili bilgi vermek için mobil ve sabit ofisleri aracılığıyla bugüne dek 40 bin kişiyle görüşme yaptıklarını söyleyen Yün, projelerin gerçekleşmesinde finansmanın yanı sıra uzlaşmanın da önemli olduğunu belirtiyor.

Yün, “Buradan vatandaşı da bu duyarlılığa davet etmek istiyorum. Her ne kadar yaşadığımız alanların metrekaresi olsa da gerisinde afet olan bir şey ve bizim bu konuda hızlanmamız lazım” diyor. Yün’e göre deprem toplanma alanları ve acil kaçış yollarının da şubat depremlerinden sonra yaşananlar gözetilerek yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor.

Toplanma alanlarına Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) karar verdiğini, İBB olarak haritalandırma çalışması yaparak teknik destek sağladıklarını belirten Yün, İstanbul’da 5 bin 166 tane toplanma alanı olduğunu, büyük parkların tamamının toplanma alanı olarak belirlendiğini ancak daha küçük ölçekte düşünülerek yapılaşmanın yoğun olduğu yerlerde bu alanların yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

İBB Ulaştırma Dairesi’nin acil kaçış yollarıyla ilgili ise bir çalışma yürüttüğünü söyleyen Yün, “Bizim bu alanların açılmasından yana tavrımız sürüyor. Bu alanlarda gerekli plan değişikliği yapılacaksa plan değişikliği, kamulaştırma yapılacaksa kamulaştırma kararını alarak ilerleyeceğiz. Çünkü yolların kapanması demek deprem sonrasında müdahalenin de gecikmesi demek” diye konuşuyor.

“Seferberlik havasında bir depreme hazırlık yok”

Prof. Dr. Naci Görür’e göre depreme ilişkin İstanbul’da planlı programlı, gönül birliği edilmiş, iş birliği edilmiş, hızlı, seferberlik havasında bir depreme hazırlık yok. İstanbul’un depreme hazır hale getirilebileceğini ancak buna ilişkin siyasi iradenin olmadığını düşünen Görür, “Devlet istese belediye ile birleşir, kol kola el ele verir, vatandaşı da kucaklar, adil bir şekilde bu işi yapar” diyor.

Hükümetle belediye bir araya gelmiyorsa, birbirini desteklemiyorsa o kentin depreme hazırlanmasının mümkün olmadığını ifade eden Görür, “Bu nedenle bir an önce belediye ve hükümetin kol kola girip halkı da arasına alıp halkı teşvik edecek, cesaretlendirecek şeyleri yapıp adil, hızlı bir şekilde İstanbul’u depreme hazırlaması gerek” diye ekliyor.

“İBB güzel şeyler yapıyor, hükümet de yapıyor. Ama yapılanlar yapılması gerekenlerden çok az. İstanbul yeterince depreme hazır değil” diyen Görür, hükümetin İstanbul’u depreme hazırlamaya yönelik üzerinde durduğu tek konunun yapı stoku olduğu görüşünde.

Kente bütüncül olarak bakmak gerektiğini vurgulayan Görür, “Senin yolun yok, köprün yok, havaalanın yok, kanalizasyonun yok, hastanen yok, okulun yok evin sağlam. Mümkün mü?” diye soruyor.

Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’la vatandaşın kentsel dönüşümden daha da uzaklaştığını söyleyen Görür, ekliyor: Haklılar da. Bir ülkeyi ya da bir kenti depreme hazırlamada yapı stoku yapılması gereken altı temel işten biridir Nedir bu temel bileşenler? Yönetim, halk eğitimi, altyapı, yapı stoku, ekosistem-çevre ve ekonomi. Bunların her birini deprem dirençli yaparsan o kent deprem dirençli olur. Bunlar hiç öbürlerini düşünmeden yapı stokuna yapışıyorlar. Niye? Çünkü müteahhitlik işi. Para var, rant var.

Paylaşın

İYİ Parti’de Bir İstifa Daha: Kapalı Kapılar Arkasındaki Hesapları…

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” gireceğini açıklayan İYİ Parti’de Niğde İl Başkanı İbrahim Uzun, görevinden istifa ettiğini açıkladı.

Haber Merkezi / İbrahim Uzun, istifasını duyurduğu açıklamasında, “Niğde il ve Merkez ilçe yönetimi, İl Divanı ve diğer birimleri ile bu haksızlığı ve kapalı kapılar arkasındaki hesapları asla ve kati şekilde kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

Seçimlerin ardından İYİ Parti’de başlayan istifa dalgası CHP’nin işbirliği önerisinin reddedilmesiyle devam ediyor. Son olarak İYİ Parti Niğde İl Başkanlığı görevini yürüten İbrahim Uzun, basın açıklamasıyla istifa ettiğini duyurdu. Uzun, açıklamasında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Bugüne kadar görevimde kıymetli yol arkadaşlarımla birlikte büyük bir mücadele verdik. Görevimizi onurumuzla ifa ettik ve onurumuzla inandığımız yolda ilerledik. Partimiz ve davamız uğruna verdiğimiz tüm emek ve mücadele helali hoştur.

Önümüzde bir mahalli idareler seçimi var bizler Niğde il ve ilçe teşkilatları olarak aday adayı arkadaşlarımızı değerlendirme sürecindeyken, bir arkadaşımız İl ve İlçe teşkilatlarımızı, yönetim kurulumuzu ve üyelerimizi hiçe sayarak verilen tüm emekleri görmezden gelip büyük bir saygısızlığa imza atarak bizi es geçerek Niğde Belediye Başkanlığına Aday Adaylığı başvurusunu Genel Merkeze yapmış.

Bu saygısızlığın yanı sıra kendisini davadan ve davaya emek ve gönül vermiş insanlardan büyük görerek mevcut yönetimin görevden alındığı taktirde olacağını söylemiş. ‘Mevcut yönetim ve üyelerle çalışmak istemiyorum bu işleri ben ve ekibim yapar’ şeklindeki söylemleri kabul edilemez. Bu hesaplar partimiz için derinden tertip edilmiş meselelerdir. Unutmayın ki sizlerin bir hesabı varsa Niğde’de İYİ Parti’ye gönül ve oy vermiş seçmeninde bir hesabı olacaktır.

Bu yapılan saygısızlığı ve gizli hesapları ben bir partili olarak, il başkanı olarak asla kabul etmiyorum. Niğde il ve Merkez ilçe yönetimi, İl Divanı ve diğer birimleri ile bu haksızlığı ve kapalı kapılar arkasındaki hesapları asla ve kati şekilde kabul etmiyoruz. 2018 yılından bugüne kadar sürdürdüğüm, İYİ Parti Niğde il başkanlığı görevimden bugün itibariyle İstifa ediyorum.”

İYİ Parti’de istifalar

Daha öncede, Ankara milletvekili Adnan Beker, Mesut Yılmaz, Sağlık Politikaları Başkan Yardımcısı Aylin Anıl Arslan, parti kurucularından Taylan Yıldız, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem, İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, parti kurucularından Aydın Adnan Sezgin, eski Ankara İl Başkanı Faruk Köylüoğlu, İYİ Parti 27. Dönem Antalya Milletvekili Hasan Subaşı da istifa eden isimlerdendi.

Dün de Kocaeli’nin Körfez Belediye Meclisi’nin İYİ Partili meclis üyeleri Fevzi Canbaz, Ender Oğuz, Arif Ersoy, eski Antalya İl Başkanı Ahmet Aydın ve İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu partilerinden istifa ettiklerini duyurmuşlardı.

Paylaşın

Yerel Seçimler: Ümit Özdağ, İYİ Parti’ye İttifak Çağrısını Yineledi

İYİ Parti’ye ittifak çağrısını yineleyen Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ, “İYİ Parti, Zafer Partisi’nin önerisini kabul etmez ise Cumhur İttifakı bu seçimlerde ciddi bir sonuç alır. Onun için biz Sayın Akşener’e seçim iş birliği çağrısında bulunduk” dedi ve ekledi:

“Böyle bir iş birliğinin oy potansiyelinin minimum yüzde 20, belki de ötesinde olduğunu ifade ettik. Sokaklar, caddeler ve meydan anketleri bunu gösteriyor. Sayın Akşener’in deneyimli bir siyasetçi olarak bu konuda doğru adımı atarak Zafer Partisi’nin uzatmış olduğu eli geri çevirmeyeceğini düşünüyoruz.”

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 31 Mart Yerel Seçim çalışmaları kapsamında Kırşehir’de temaslarda bulundu. 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’nin genel başkanı Meral Akşener’e ittifak çağrısında bulunan Ümit Özdağ, şunları söyledi:

“Cumhuriyet Halk Partisi’ne İYİ Parti’nin vermiş olduğu cevabı olumlu, geç kalmış doğru bir cevap olarak görüyoruz. Ancak şunun da altını çizmek istiyorum. Türk siyasetinde bir Cumhur İttifakı gerçeği varken ve bu Cumhur İttifakı en etkili, kendi içinde en fazla bütünleşmiş dönemini yaşarken İYİ Parti, Zafer Partisi’nin önerisini kabul etmez ise Cumhur İttifakı bu seçimlerde ciddi bir sonuç alır.

Onun için biz Sayın Akşener’e seçim iş birliği çağrısında bulunduk. Böyle bir iş birliğinin oy potansiyelinin minimum yüzde 20, belki de ötesinde olduğunu ifade ettik. Sokaklar, caddeler ve meydan anketleri bunu gösteriyor. Sayın Akşener’in deneyimli bir siyasetçi olarak bu konuda doğru adımı atarak Zafer Partisi’nin uzatmış olduğu eli geri çevirmeyeceğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

HEDEP’li Oluç: Kapalı Kapılar Ardından Bir Şey Yapmayacağız

Yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan HEDEP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “Hangi parti bizimle görüşmek istiyorsa ön kapıdan gelecek. Görüşmeyi halkın gördüğü, bildiği şekilde yapmak istiyorlarsa yapılır. Çayımızı, kahvemizi içeceğiz ve görüşmemizi yapacağız” dedi ve ekledi:

“Kapalı kapılar ardından herhangi bir şey yapmayacağız. Dolasıyla hiçbir yere kapıyı kapamadık. Ama kendi çalışmalarımızı hiçbir ortaklaşma, hiçbir işbirliği olmayacak gibi sürdürüyoruz. PM de bu süreci göz önünde bulundurarak, kararını oluşturacaktır.”

İktidar çevrelerinin “pazarlıkla elini güçlendirme” eleştirilerini değerlendiren Oluç, böyle bir durumun söz konusu olmadığını belirtti: Derdimiz bir pazarlık gücünü artırmak falan değil. Tam tersine işleyişimizi ve atacağımız adımları sistemli bir şekilde yerine getirerek, herhangi bir gecikmeye mahal vermeden süreci tamamlamaktır.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (HEDEP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, merak edilen “Kent Uzlaşısı” modeli, aday belirleme süreci ve batı kentlerinde nasıl bir yol izleneceğini Mezopotamya Ajansı’na anlattı.

Mayıs ayındaki genel seçimler sonrasında parti olarak bir değerlendirme ve özeleştiri sürecine girdiklerini belirten Oluç, bu kapsamda çok sayıda halk toplantısı düzenlediklerini aktardı. Oluç, toplantılarda partide ortaya çıkan eksikliklerin tartışmasının yürütüldüğüne işaret ederek, “Bunun sonucunda ise çeşitli noktalar öne çıktı. Bunlardan bir tanesi adayların ön seçim ile belirlenmesi oldu. Halkın talebi bu yöndeydi. Parti örgütlerimizden gelen talep de bu yöndeydi” dedi.

Oluç, sonrasında gerçekleşen parti kongresinde bu talebin kabul gördüğünü belirterek, “Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Daha evvel de böyle, kimi yerlerde yaptığımız girişimler vardı. Fakat bu sefer daha sistemli hale getirdik. Her yerde sandık kuracağız. Mümkün olan en geniş çevrenin katılımıyla, ‘Kent Uzlaşısı’yla ön seçim yapacağız. Adaylarımız bu şekilde çıkartacağız” ifadelerini kullandı.

Ön seçimler için hazırlıklarının sürdüğünü söyleyen Oluç, “Komisyonlarımız çalışıyor. Başvurular ve gerekli çalışmalar tamamlanınca bu seçimleri gerçekleştireceğiz. Sandığı koyacağız, oy kullanma hakkına sahip olan herkes oyunu kullanacak. Sandıktan ne çıkarsa ona uygun davranacağız. Kongrede ön seçim kararı aldık. Bu herhangi bir kurulumuzun aldığı bir karar filan değil. Bu kongrede alınmış bir karar ve kongre partinin en yüksek organıdır. O karaları uygulayacağız. Aksi taktirde kongre kararı çiğnenmiş olur. Bu konudaki tartışmaların ya da kaygıların ben yersiz olduğunu düşünüyorum. Ayrıca şöyle bir şey de paylaştık il ve ilçe örgütlerimizle; ön seçime girmeyen aday olamayacak. Ön seçime girmemiş birisini aday yapmak gibi bir usulümüz de olmayacak” diye konuştu.

Oluç, halkın iradesini en iyi şekilde yansıtmak istediklerini söyledi: “Ortaya çıkacak sonuç, hepimizin uyacağı bir sonuç olacaktır” dedi. Oluç, ayrıca parti kriterlerini hatırlarak, bu kriterlere uyan tüm kişileri partide aday olmaya çağırdı. MYK toplantısında ortaya çıkan “her yerde aday gösterme eğilimi” kararına da değerlendiren Oluç, son kararın PM’de olacağını söyledi. Oluç, sözlerine şöyle devam etti: “PM en uygun kararı verecektir. Yerel seçimlerde yerel dinamikler önemlidir. Kent uzlaşısını oluşturacak olan sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri önemlidir. Dolasıyla bütün bu dengeleri de gözeten bir şekilde PM bu konuyu gündemine alacaktır ve bir sonuca varacaktır. PM’nin en sağlıklı ve bize en fazla kazandıracak kararı alacağını düşünüyorum.

“Çalışmalarımızı hiçbir işbirliği olmayacak gibi sürdürüyoruz”

Biz daha önce de söylemiştik ve tekrar ediyoruz: kapımız herkese açık. Ama arka kapı diplomasisi yürütmeyeceğiz. Hangi parti bizimle görüşmek istiyorsa ön kapıdan gelecek. Görüşmeyi halkın gördüğü, bildiği şekilde yapmak istiyorlarsa yapılır. Çayımızı, kahvemizi içeceğiz ve görüşmemizi yapacağız. Kapalı kapılar ardından herhangi bir şey yapmayacağız. Dolasıyla hiçbir yere kapıyı kapamadık. Ama kendi çalışmalarımızı hiçbir ortaklaşma, hiçbir işbirliği olmayacak gibi sürdürüyoruz. PM de bu süreci göz önünde bulundurarak, kararını oluşturacaktır.”

Oluç, son olarak iktidar çevrelerinin “pazarlıkla elini güçlendirme” eleştirilerini değerlendirdi. Oluç, böyle bir durumun söz konusu olmadığını belirtti. “Derdimiz bir pazarlık gücünü artırmak falan değil. Tam tersine işleyişimizi ve atacağımız adımları sistemli bir şekilde yerine getirerek, herhangi bir gecikmeye mahal vermeden süreci tamamladır. Çünkü bu seçimlerde hem Kurdistan coğrafyasında hem de batıda en yüksek kazancı elde etmek istiyoruz. Kazançtan kasıt; elbette yönetim imkanlarını elde etmektir. Bu kimi yerlerde güçlü belediye meclisleri olur, kimi yerde büyükşehir belediye başkanlıkları olur. Kimi yerlerde ise, ilçe veya belde başkanlıkları olur. Bunlar hepsi açık olan şeylerdir. En yüksek kazancı elde etmek istiyoruz. Hedefimiz bu. O yüzden herhangi bir çalışmanın eksik kalmaması gerekiyor. Biz bunun önlemlerini MYK’da aldık.”

Paylaşın