İBB Başkanı İmamoğlu: İstanbul’u Mahvetmelerine İzin Vermeyeceğiz

Katıldığı bir etkinlikte konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “İstanbul öyle bir şehir ki, binlerce yıldır insanların taş üstüne taş koyarak, kendi kültürlerini birbirine karma hale getirerek bize öyle bir medeniyet bırakmışlar ki… Burada öyle kişisel beton hayalleriyle, kanal hayalleriyle İstanbul’u mahvetmeye hiç kimse izin vermedi, vermeyecek” dedi ve ekledi:

“Bu bakımdan biz, bu şehre dair çölün ortasında kurulmuş bazı şehirlerden ilham alarak, burada hayal kurmayı kendine vazife edinenlerle değil, bu şehirde binlerce yıllık kültürün, biriken insanlığın ortaya koyduğu eserlerle gurur duyan ve İstanbul’da hayallerini güçlendiren, İstanbul’la birlikte hayal kuran yeni bir akılla bu şehri yönettik ve yönetmeye devam edeceğiz. Bizim en derin aklımız, İstanbul’da bulunan 16 milyon kıymetli İstanbullunun aklıdır. Biz, o akla itibar ediyoruz.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), turizmde yeni nesil iletişim stratejileri kapsamında “Visit İstanbul” web portalını hayata geçirdi. Visit İstanbul ile birlikte, “İstanbul Creators Club Platformu” ve dünyanın ilk yapay zeka rehberi uygulaması da İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla, özel bir otelde düzenlenen etkinlikle tanıtıldı.

Bilgilendirici video gösterimleriyle başlayan tanıtım toplantısında ilk olarak, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kerem Rızvanoğlu ve Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Dr. Yeliz Yücel tarafından, “Kültürel Mirasa Engelsiz Erişim” konulu sunum gerçekleştirildi.

Birgün’ün aktardığına göre; Sunumun ardından konuşan İmamoğlu, “Bizler, İBB olarak, turizm vizyonumuzda 2029 yılına dek hedefimiz; kentimize gelecek turist sayısını artırırken her bir ziyaretçinin İstanbul’da geçirecekleri zamanı uzatmak, böylece şehrimizin ekonomisine de katkı sağlamak” dedi.

“Bu hedefe ulaşmak için turizm sektörü ile iletişimimizi güçlendirmemiz gerektiğini düşünerek, 2019 yılında İstanbul Turizm Platformu’nu kurduk” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti: “Turizm Platformumuzun sektörle yaptığı birebir çalışmalar yanında, Turizm Müdürlüğümüz de belediye içinde güçlü bir mekanizma olarak plan ve programlarına devam ediyor.

Bu kapsamda yaptıkları çalışmalar ve ürettikleri projelerin detaylarını kamuoyu ile paylaşan İmamoğlu, “Bunun yanı sıra yerel ortaklıklara da önem veriyoruz. Bu doğrultuda 11 büyükşehir belediyesi olarak bir araya gelip, turizm konusunda çalıştaylar da düzenliyoruz. Bu çalıştaylar sonucunda eko-turizme ve kırsal turizme yatırım yapmamız gerektiğini gördük. İstanbul, kültür turizmi konusunda dünya ölçeğinde benzersiz bir konumda yer alıyor. İBB Miras tarafından şehre kazandırdığımız kültürel mirasımız hem İstanbullulara hem de yabancı ziyaretçilere zengin bir içerik sunuyor. İstanbul’un kültürüne ve sanatına yaptığımız yatırımlar artarak devam edecek, ancak alternatif turizm türlerini de geliştirmemiz gerektiğini görüyor ve bu konuda çalışmalar yürütüyoruz. Spor, sağlık, kongre ve eğitim turizmi konusundaki yatırım planları da çalışmalarımız arasında.

“Bugün tanıtımını yaptığımız Visit İstanbul, İstanbul’un dünyaya açılan kapısıdır” diyen İmamoğlu, “Bu platform ile birlikte, tarihin bu büyüleyici kentinin turizm ekosistemini sürdürülebilir, nitelikli ve ortak akılla inşa etmenin heyecanını paylaşıyor, tüm sektör paydaşlarımızla İstanbul’un hikâyesini en yaratıcı ve özgün biçimde anlatmayı hedefliyoruz. Visit İstanbul hesapları, ‘Creators Clup’, yapay zekâ uygulaması da tıpkı İBB Miras uygulaması gibi, ‘Bosforus’ gibi, ‘İstanbul Card’ gibi İstanbul’un turizmini yeniden canlandıracak nitelik çalışmalarımızdan olacak. İstanbul’un, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin turizm hedeflerini hayata geçirerek, kentimizi hak ettiği marka şehir değerine hep birlikte kavuşturacağımızdan eminim” ifadelerini kullandı.

“İstanbul’un her ilçesi bile, dünyaya iz bırakacak seviyede niteliğe ve kimliğe sahip” diyen İmamoğlu, şöyle devam etti: “Şişli Belediye Başkanımız burada. Şişli, Beşiktaş, Kadıköy, Üsküdar veya Fatih, Beyoğlu veya Eyüpsultan… Sayamayacağımız kadar her ilçesi, aslında dünya ölçeğinde özel bir yere sahip olabilecek kabiliyete ve kimliğe sahip. Yerelde çok güçlü politikalar üretmek ve yerelde birlikte düşünmek, birlikte karar almak… Kaldı ki turizm sektörünün her temsilcisini, her yöneticisini tanıdığımda, gerçekten bu şehirle bir kez daha gurur duyuyorum. Çünkü çok atılımcı, girişimci ve kendi alanında çok özenli başarılara imza atmış insanlardan oluşan muazzam bir sektöre sahibiz.

Her daim merkezden, yani Ankara’dan İstanbul turizmine şekil verecek kararların alınması veya bu yönde adımların atılmasının yerine, İstanbul’da daha özgün bir yapının kurulması, İstanbul’da daha güçlü bir kimliğin ortaya konulması, daha yerelden, valiliğinden ve bütün kurumlarından İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne, yerel yönetimlerinden, yani 39 ilçesinden sivil toplum kuruluşlarına, meslek örgütlerine varıncaya kadar muazzam bir iş birliğinin dünyada benzeri olmayan, inanın en özel başarılara imza atacak bir seviyeye İstanbul turizmine taşıyacağını ben yürekten biliyorum. Bu bağlamda bir yöntem eksikliği olduğunun da ve bu şekilde merkezden alınan kararlarla İstanbul’un tanıtımının da yapılamayacağını, İstanbul’da güçlü adımlar da atılamayacağını ve ne yazık ki yoğun bir biçimde güncel siyasetin bir parçası haline gelebileceğini görüyorum.”

“İstanbul’u mahvetmeye hiç kimse izin vermedi, vermeyecek”

“İstanbul’un bu yönüyle özel olarak ele alınması ve belki de bu pilot uygulamanın başka kabiliyetli şehirlere, örneğin Muğla gibi, örneğin Antalya gibi ve buna benzer şehirlere de taşınmasının Türkiye turizmi açısından vazgeçilmez bir öncü planlama olacağını hepinizin huzurunda duyurmak isterim” diyen İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Gerçekten dünyada eşi benzeri olmayan, hiçbir zaman tüketilmeyecek de bir kaynak olduğunu bildiğim; yani doğaya zarar vermeyen, bir fosil yakıt gibi olmayan, petrol gibi olmayan ve karşılığının bedeli yüzyıllar, bin yıllar geçse bile ödenemeyecek bir zenginliğe sahip olan, tarihi ve kültürüyle, medeniyetiyle, insanıyla ve tarifi çok zor olan İstanbul gibi bir nimete sahibiz. Bazen çölün ortasında insanlar bir hayal kurabilir ve gözünde canlandırdığı bir şehri betonlarla, kanallarla var edebilirler. Bu da bir başarıdır. Ama İstanbul öyle bir şehir ki, binlerce yıldır insanların taş üstüne taş koyarak, kendi kültürlerini birbirine karma hale getirerek bize öyle bir medeniyet bırakmışlar ki…

Burada öyle kişisel beton hayalleriyle, kanal hayalleriyle İstanbul’u mahvetmeye hiç kimse izin vermedi, vermeyecek. Bu bakımdan biz, bu şehre dair çölün ortasında kurulmuş bazı şehirlerden ilham alarak, burada hayal kurmayı kendine vazife edinenlerle değil, bu şehirde binlerce yıllık kültürün, biriken insanlığın ortaya koyduğu eserlerle gurur duyan ve İstanbul’da hayallerini güçlendiren, İstanbul’la birlikte hayal kuran yeni bir akılla bu şehri yönettik ve yönetmeye devam edeceğiz. Bizim en derin aklımız, İstanbul’da bulunan 16 milyon kıymetli İstanbullunun aklıdır. Biz, o akla itibar ediyoruz. Turizm sektörü konusunda olsun, diğer alanlarda olsun, ortak aklın bizim en başarılı, en sihirli olduğunu belirtiyor, turizmi de bu anlamda ileriye taşıyacak o haritanın da onların aklıyla ortaya çıkmasını önemsiyoruz.”

Paylaşın

ABD’den Türkiye’ye Yeni Rusya Yaptırımı

ABD, Türkiye, Çin ve BAE merkezli 250’den fazla firma ve kişiyi Rusya yaptırımları listesine aldığını açıkladı. Yaptırımlar listesinde “Türkiye Merkezli Kuruluşlar” başlığı altında Bosfor Avrasya, Egetir Otomotiv, Globus Turkey, Kartal Exim, Konomar Gemi, Megasan Elektronik ve Özkaya Otomotiv sayıldı.

Adının açıklanmaması kaydıyla konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan yaptırımları uyguladığını ve tek taraflı önlemlere karşı çıktığını, Ankara’nın yaptırımların delinmesini en aza indirmek için önlemler aldığını söyledi.

VOA Türkçe’nin Reuters’tan aktardığına göre; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasını, gelecekteki enerji kapasitesini, bankalarını ve metal ve madencilik sektörünü hedef alarak Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri merkezli olanlar dahil yüzlerce kişi ve kuruluşa yeni yaptırımlar açıkladı.

ABD Maliye ve Dışişleri Bakanlıkları, Washington’un, Rusya’nın Ukrayna’daki savaş nedeniyle ABD ve müttefikleri tarafından uygulanan yaptırımları delmesini engellemeye yönelik son yaptırımlarında, 250’den fazla kişi ve kuruluş yer aldığını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken yaptığı açıklamada “Rusya’nın Ukrayna’da işlediği suçların ve Rusya’nın savaş makinesini finanse eden ve destekleyenlerin hesap verebilirliğini teşvik etmek için elimizdeki araçları kullanmaya devam edeceğiz” dedi.

Maliye Bakanlığı, Çin, Rusya, Hong Kong ve Pakistan’da yerleşik dört kuruluş ve dokuz kişiden oluşan bir ağa, Çin’de üretilen silah ve teknolojilerin Rusya’ya tedarikini kolaylaştırma ve tedarik etme nedeniyle yaptırım uyguladığını açıkladı.

Şebekenin, ABD yaptırımlarını ve Çin’in askeri malzemelerin ihracatı üzerindeki kontrollerini aşmaya çalıştığı belirtildi. Ayrıca bilyalı veya makaralı rulmanlar, uçak parçaları ve X-ray sistemleri dahil teknoloji, ekipman ve girdilerin sevkiyatı konusunda Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Çin merkezli şirketleri hedef aldı.

Maliye Bakanlığı’nın yaptırım listesinde “Türkiye Merkezli Kuruluşlar” başlığı altında Bosfor Avrasya, Egetir Otomotiv, Globus Turkey, Kartal Exim, Konomar Gemi, Megasan Elektronik ve Özkaya Otomotiv sayıldı.

Bosfor Avrasya, Egetir Otomotiv ve Özkaya Otomotiv, Rusya ekonomisinin imalat sektöründe faaliyet gösterdikleri için; Globus Turkey, Kartal Exim ve Konomar Gemi, Rusya ekonomisinin teknoloji sektöründe, Megasan Elektronik de elektronik sektöründe faaliyet gösterdikleri için yaptırım listesine alındı.

“Ankara, yaptırımların delinmesini en aza indirmek için önlemler alıyor”

Adının açıklanmaması kaydıyla Reuters haber ajansına konuşan bir Türk yetkili, Türkiye’nin sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan yaptırımları uyguladığını ve tek taraflı önlemlere karşı çıktığını, Ankara’nın yaptırımların delinmesini en aza indirmek için önlemler aldığını söyledi.

“Yaptırımların Türkiye üzerinden delinmesine yönelik çabaların sıkı bir şekilde izlenmesi ve önlenmesi, politikalarımızın ayrılmaz bir parçasıdır” diyen yetkili, Türk finans ve ticaret sektörünün ağırlıklı olarak Batı piyasalarıyla iş yaptığına da dikkat çekti.

Yaptırımlar konusunda eğitimsiz ya da umursamaz olan küçük ve önemsiz kuruluşların kaçınma girişimleri olmasının kaçınılmaz olduğunu kaydeden Türk yetkili, “Bu tür kuruluşlar elbette tek taraflı kısıtlayıcı tedbirlerin sonuçlarına maruz kalacaklardır” dedi. Yetkili, ihlaller Türkiye’nin politikasını ihlal eden bir düzen haline gelirse, hukuki tedbirler alacaklarını kaydetti.

Hedef alınan Çin merkezli firmalar arasında, Maliye Bakanlığı’nın Rus paralı asker firması Wagner’e yüksek çözünürlüklü gözlem görüntüleri sağladığını söylediği ticari uydu görüntü şirketleri de bulunuyor.

Dışişleri Bakanlığı ayrıca, kendisi de ABD yaptırımları altında olan Rus devlet holdingi Rostec’e mikroelektronik bileşenler tedarik ettiğini söylediği bir ağa yönelik bir yaptırımda, Çinli kuruluşları hedef aldı. Mikroelektroniklerin elektronik savaş sistemleri geliştirmek için kullanıldığı belirtildi. Şebekeye yönelik adımın bir parçası olarak Rusya, Türkiye ve Hong Kong’daki şirketler de hedef alındı.

Washington, Avrupa Birliği ve diğer Batılı ülkelerin Ukrayna’yı işgali nedeniyle Moskova’ya uyguladığı yaptırımların uygulanmasını sağlamak için, dünya genelinde ülkeler ve özel şirketler üzerindeki diplomatik baskıyı arttırdı. Rusya ve Çin’in Washington’daki büyükelçilikleri yorum taleplerine hemen yanıt vermedi. Rusya Batı’nın yaptırımlarını yasadışı olarak nitelendiriyor ve bunların ekonomisinin gelişmesini engellemeyeceğini söylüyor.

Washington, Rusya’nın gelecekteki enerji üretimine ve yakıt ihracat kapasitesine müdahale etmeye çalışıyor. ABD, Gazprom ve RusGazDobycha tarafından işletilecek olan Rusya’nın kuzeybatısındaki bir Baltık limanında yer alan Ust-Luga sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalini geliştiren üç şirketi de hedef aldı.

Henüz inşa edilmemiş olan tesis, Gazprom’un odak noktasını işleme alanına kaydırma stratejisinin bir parçası. Rusya’nın en büyük gaz işleme tesisi, üretim hacmi açısından dünyanın en büyüklerinden biri olmaya hazırlanıyor.

Yaptırımlar Rusya merkezli Northern Technologies, Joint Stock Compressor Machinery Plant ve Gazprom Linde Engineering şirketlerine uygulandı. Bu hamle, Washington’un Sibirya’da bir başka LNG projesi olan Arctic-2 LNG’yi geliştiren bir kuruluşa yaptırım uygulamasından bir aydan biraz fazla bir süre sonra geldi.

Rusya’nın gelecekteki LNG ihracatının nasıl etkileneceği bilinmiyor; ancak ABD dünyanın en büyük LNG ihracatçısı konumunda. Alman şirketi Linde, Batı’nın yaptırımları nedeniyle 2022 yılında Ust-Luga’daki çalışmalarını durdurdu. Rusya bu yıl Çinli şirketleri tesisin inşasına dahil etmek için Pekin ile görüşüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı ayrıca Rus işadamı Vladislav Sviblov’u ve onun sahibi olduğu ve kontrol ettiği, Rusya’nın yedinci büyük altın üreticisi olduğunu söylediği İngiltere’de kayıtlı Highland Gold Mining şirketini ve İngiltere’nin Kasım ayında aldığı önlemlerin ardından Sviblov ile bağlantılı diğer şirketleri yaptırım listesine dahil etti.

Bakanlık, Kuzey Kore ve Rusya arasında mühimmat transferinde kullanıldığını belirttiği üç nakliye şirketi ve üç Rus bandıralı ticari gemiye yaptırım uyguladı.

Washington ayrıca aralarında HSBC’nin Rusya’daki işletmelerini satın almak isteyen Expobank’ın da bulunduğu dört Rus finans kuruluşunu ve insansız hava araçları dahil savunma ve sanayi teknolojilerinin ithalatı, üretimi, modifikasyonu ve satışıyla ilgilenen onlarca Rusya merkezli kuruluşu hedef aldı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, eski telekom CEO’su Ivan Tavrin ve yönettiği şirketler ağını da yaptırım listesine aldı. Bakanlık, Tavrin’in “Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü yasadışı savaşın başlangıcından bu yana Moskova’nın en büyük harp dönemi tüccarlarından biri haline geldiğini” söyledi.

Paylaşın

Özel’den ‘İYİ Parti’ Açıklaması: Umudumu Kaybetmiş Değilim

“İş birliği” teklifini reddeden İYİ Parti’ye ilişkin konuşan CHP Lideri Özel, “Türkiye bizden fedakârlık, iş birliği bekliyor o açıdan ben bir umut bekledim hala daha da umudumu kaybetmiş değilim. İttifak o geniş kapsamda olmaz ama yerele yetki verebilirim” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığına ilişkin de konuşan Özgür Özel, “İmamoğlu ve Yavaş’ın aday olması yönünde benim bir iradem var. Resmileşmesi için prosedörü tamamlayacağız. Parti meclisine teklif edilecek, oylanacak” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Az Önce Konuştum programında Candaş Tolga Işık’ın sorularını yanıtladı. Özgür Özel’in açıklamalarından satır başları:

“Muharrem Başkan ile telefon mesajlaşması yaptık. Ekrem Başkandan randevu istemiş. Bizim Ekrem Başkanla ilişkimiz, birbirimizin bilmesi gereken ne varsa birbirimize söylüyoruz. Ekrem Başkan ‘İnce randevu istiyor’ deyince ‘Ben de siz kamu görevlisisiniz, mutlaka konuşacağı önemli şeyler vardır’ dedim.

İmamoğlu ve Yavaş’ın aday olması yönünde benim bir iradem var. Resmileşmesi için prosedörü tamamlayacağız. Parti meclisine teklif edilecek, oylanacak.

İzmir meselesini Ekrem Bey de söyledi. Ben bir partinin genel başkanına başka bir partinin genel başkanının belediye başkanlığı teklif etmesini saygısızlık olarak görürüm. Muharrem Bey’in de böyle bir talebi olduğu düşünmüyorum. Bu tartışma ne maksatla yapıldı, bilmiyorum.

Partinin partiye katılması başka bir prosedür. Bir siyasi parti ben varlığımı sonlandırıyorum, kendimi yakın hissettiğim partiye dönme iradem var derse ben bu niyet beyan edilir ve geri kalanlar konuşulur. Partinin kapıları ardına kadar açık. Geleceğim diyene seni istemeyiz demeyiz.

Kılıçdaroğlu, yerel seçimle ilgili 3 ismi açıklamıştı. Partinin üç değerinin sokakta karşılığı olduğunu görüyorum. Bu şerh ile söyledim. Seçilmemiş bir kurulun yetkilerini kullanmak istemem. Ben olumlu görüş bildirim. Ümit ediyorum ve kuvvetle görüyorum ki 3 isme karşı çıkan olmaz. Orada hiçbir şüphem yok.”

“Umudumu kaybetmiş değilim”

“İYİ Parti ile ittifak talebiniz reddedildi ne hissediyorsunuz” sorusuna Özel, “Gayet iyi hissediyorum, ben üstüme düşeni yaptım. Türkiye bizden fedakârlık, iş birliği bekliyor o açıdan ben bir umut bekledim hala daha da umudumu kaybetmiş değilim. İttifak o geniş kapsamda olmaz ama yerele yetki verebilirim” şeklinde cevap verdi.

Paylaşın

Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyeliğine En Fazla Hangi Ülke Karşı?

Avrupa Birliği’ne üye altı ülkede yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 51’i Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu açıklarken, Batı Balkandaki aday ülkelere karşı çıkanların oranın çok daha düşük olduğu görüldü.

Ankete göre, Avrupa Birliği (AB) vatandaşlarının yüzde 37’si Kosova’nın, yüzde 35’i Arnavutluk ve yine yüzde 35’i Sırbistan’ın üyeliğine karşı.

Ankete katılan AB üyesi ülke içinde en fazla genişlemeye karşı çıkanlar ise Avusturya vatandaşları oldu. Avusturya vatandaşlarının yüzde 53’ü hangi aday ülke olursa olsun yakın bir gelecekte AB genişlemesine karşı çıkarken, bu oranın Türkiye için yüzde 72’ye çıkması özellikle dikkat çekti.

Avusturyalı seçmenin yine yarısından fazlası Ukrayna ve Kosova’nın üyeliğine de karşı. Ankete göre Romanya ve Polonya’daki seçmenler AB genişlemesine en fazla destek veren üyeler arasında ilk sırada.

Euronews Türkç’de yer alan habere göre; Avrupa Birliği’ne üye altı ülkeyi kapsayan araştırma, Türkiye’nin AB’ye katılmına karşı güçlü bir muhalefet olduğunu ortaya koyuyor.

Altı ülkede yapılan ankete katılanların yüzde 51’i Türkiye’nin AB’ye katılımına karşı çıktı. Anket, AB içinde Türkiye’nin üyeliğini en fazla istemeyen ülkenin Avusturya olduğuna işaret ediyor. Polonya vatandaşları ise Ankara’nın üyeliğine en az karşı çıkanlar arasında ilk sırada.

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından düzenlenen ankete göre AB vatandaşları, Ukrayna, Moldova ve Karadağ’ın üyeliklerine karşı açık fikirli olmalarına rağmen, yakın gelecekte birliğin genişlemesi konusunda açık bir destek vermekten kaçınıyor.

Anket sonuçlarına göre, yaş kategorileri ve birliğin yeni veya eski üyelerinin vatandaşları arasında da önemli farklılık görüldüğünü ortaya çıkardı.

Buna göre Avusturya, Almanya, Fransa ve Danimarka vatandaşları, AB’nin yeni bir alımına soğuk bakarken Polonya ve Romanya gibi ülkelerin vatandaşları bu genişleme konusunda daha istekli görünüyor. Anket sonuçları, AB ve Batı Balkan ülkeleri liderlerinin genişleme konusunda Brüksel’de tarihi bir karar verecekleri zirve öncesinde yayımlandı.

AB liderleri bu hafta sonu Ukrayna, Moldova ve Gürcistan ile tam üyelik müzakerelerine başlanıp başlanmaması konusunda karar verecek. Toplam 10 ülke (7’si Batı Balkanlarda bulunan), 27 üyeli AB’ye girmek için resmi veya “potansiyel” aday olarak Brüksel’in kapısında bekliyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından genelde karışık mevzuat yüzünden yavaş işleyen tam üyelik süreci son dönemde AB’nin doğu bölgesinde jeopolitik gücünü artırma adına hız kazandı.

AB Komisyonu, geçen ay Ukrayna ve Moldova ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını tavsiye etti. Bu konuda kesin kararı AB liderleri perşembe günü verecek. Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Kiev ile tam üyelik müzakerelerine başlanmasına karşı çıkarak, AB liderlerini veto hakkını kullanmakla tehdit ediyor.

Orban dışında Slovakya Başbakanı Robert Fico yine Kiev ile AB arasında müzakerelerin başlatılmasına sıcak bakmadığını ifade etmişti. AB vatandaşlarının sadece yüzde 37’si Ukrayna’nın üyeliğine destek veriyor. ECFR anketine göre, AB vatandaşlarının yüzde 37’si Kiev’in üyeliğini desteklerken, yüzde 33’ü karşı çıkıyor.

Ankete katılanların yüzde 51’i Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu açıklarken, Batı Balkandaki aday ülkelere karşı çıkanların oranın çok daha düşük olduğu görüldü.

Buna göre AB vatandaşlarının Yüzde 37’si Kosova’nın, yüzde 35’i Arnavutluk ve yine yüzde 35’i Sırbistan’ın üyeliğine karşı. Ankete katılan 6 AB üyesi ülke içinde en fazla genişlemeye karşı çıkanlar ise Avusturya vatandaşları oldu.

Avusturya vatandaşlarının yüzde 53’ü hangi aday ülke olursa olsun yakın bir gelecekte AB genişlemesine karşı çıkarken, bu oranın Türkiye için yüzde 72’ye çıkması özellikle dikkat çekti.

Avusturyalı seçmenin yine yarısından fazlası Ukrayna ve Kosova’nın üyeliğine de karşı. Ankete göre Romanya ve Polonya’daki seçmenler AB genişlemesine en fazla destek veren üyeler arasında ilk sırada.

Türkiye’nin üyeliğine en az Polonya karşı çıkıyor

Romanya vatandaşlarının sadece yüzde 29’u Ukrayna’nın üyeliğine karşı çıkarken, Polonya vatandaşlarının ise sadece yüzde 26’sı Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkıyor. Avusturya vatandaşlarının sadece yüzde 28’i Ukrayna’nın üyeliğine sıcak bakarken  Danimarka vatandaşlarında bu oran yüzde 50.

Ankete katılanların yüzde 45’ine göre, Ukrayna’nın katılımı “AB’nin güvenliği için tehdit oluşturma riski” içeriyor. Yine ankete katılanların yüzde 39’una göre Kiev’in tam üyeliği AB ekonomisi için tehlike oluşturabilir.

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifalar Devam Ediyor: Hür Ve Müstakilim

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” gireceğini açıklayan İYİ Parti’de istifalar devam ediyor. Son olarak, İYİ Parti İBB Grup Başkanvekili İbrahim Özkan, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / İbrahim Özkan, istifasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Genel Başkan Meral Akşenerin talebi doğrultusunda artık ‘Hür ve Müstakilim.’ İBB İYİ Parti Grup Başkan Vekilliği görevinden istifa ediyorum” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde İYİ Parti ile iş birliği talebinde bulunmuştu. İYİ Parti ise bu talebi reddetmişti. Karara tepki gösteren İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İYİ Parti Grup Başkanvekili İbrahim Özkan, sosyal medya hesabından, “Teşkilatlara rağmen siyaset yapılmaz” ifadelerini kullanmıştı.

İbrahim Özkan kimdir?

1975 yılında Trabzon’un Köprübaşı İlçesi’nde dünyaya gelen İbrahim Özkan, Endüstri Mühendisliği alanında lisans eğitimini tamamladı. Yangın ve Afet Yönetimi alanında yurtiçi ve yurtdışında çalışmaları oldu.

Türkiye Yangınla Mücadele Vakfı, Trabzonlu İş İnsanları ve Bürokratları Derneği ile BNU Bizim Neslin Uşakları Derneği üyesidir. 2009 ve 2014 yıllarında yapılan mahalli idareler seçimlerinde MHP Sancaktepe Belediye Başkan adayı oldu.

2017 yılında İyi Parti Sancaktepe kurucu ilçe başkanı olarak görev yaptı. 2019 yerel seçimlerinde Sancaktepe ve İstanbul Büyükşehir Belediye meclis üyesi olup İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İYİ Parti Grup Başkanvekili olarak görev yapmaktaydı.

İYİ Parti’de istifalar

Daha öncede, Ankara milletvekili Adnan Beker, Mesut Yılmaz, Sağlık Politikaları Başkan Yardımcısı Aylin Anıl Arslan, parti kurucularından Taylan Yıldız, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, İYİ Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Bahadır Erdem, İYİ Parti Eskişehir Milletvekili Nebi Hatipoğlu, parti kurucularından Aydın Adnan Sezgin, eski Ankara İl Başkanı Faruk Köylüoğlu, İYİ Parti 27. Dönem Antalya Milletvekili Hasan Subaşı da istifa eden isimlerdendi.

Dün de Kocaeli’nin Körfez Belediye Meclisi’nin İYİ Partili meclis üyeleri Fevzi Canbaz, Ender Oğuz, Arif Ersoy, eski Antalya İl Başkanı Ahmet Aydın, İstanbul Milletvekili Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu ve İYİ Parti Niğde İl Başkanı İbrahim Uzun, partilerinden istifa ettiklerini duyurmuşlardı.

Paylaşın

AK Parti, Ekrem İmamoğlu’nu Yenecek Aday Arıyor!

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça partilerin seçim çalışmaları da hız kazandı. Seçimlerde İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu yenebilecek aday arayan AK Parti’de ismi geçen adaylardan herhangi birisi için “Bu adayla kazanırız” gibi net bir ifade kullanılamıyor.

Bir AK Parti kurmayı, 2019 seçimlerinde İmamoğlu’nun adaylığının küçümsendiğine işaret ederek “2024 seçiminde 2019’a benzer hatalar yapılmadan daha detaylı çalışıyoruz. İYİ Parti’nin kendi adayını çıkarması elbette lehimize, ancak bu bir rahatlamaya yol açmamalı” yorumunu yaptı.

HEDEP’in (DEM Parti) de Kürt seçmenler üzerindeki gücünün de unutulmaması gerektiğini kaydeden AK Parti kurmayı, bu hareketin İmamoğlu’na destek verip vermeyeceğinin önemli olduğunu kaydetti.

Partilerin tümünün önümüzdeki yıl yapılacak yerel seçimlerde aday belirleme süreçleri başladı. AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nda yerel seçim çalışmalarına bu hafta daha fazla ağırlık verilecek.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hafta boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) yerel seçim adaylarına ilişkin toplantılara katılacak. AK Parti’nin güçlü olduğu il ve ilçelerde adaylarını bu ay içerisinde açıklaması bekleniyor. Ancak İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı büyükşehirlerde aday belirleme süreçlerinde sıkıntılar yaşanıyor.

Adaylıklar ve özel olarak İstanbul adayı için Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önümüzdeki birkaç gün içinde görüşeceği de öğrenildi.

AK Parti’de İstanbul için İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve eski TOKİ Başkanı olan Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan’ın isimleri geçiyor.

Ancak İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu yenebilecek aday arayan AK Parti’de ismi geçen adaylardan herhangi birisi için “Bu adayla kazanırız” gibi net bir ifade kullanılamıyor.

DW Türkçe’den Kıvanç El’e konuşan bir AK Parti kurmayı, 2019 seçimlerinde İmamoğlu’nun adaylığının küçümsendiğine işaret ederek “2024 seçiminde 2019’a benzer hatalar yapılmadan daha detaylı çalışıyoruz. İYİ Parti’nin kendi adayını çıkarması elbette lehimize, ancak bu bir rahatlamaya yol açmamalı” yorumunu yaptı. HEDEP’in de Kürt seçmenler üzerindeki gücünün de unutulmaması gerektiğini kaydeden AK Parti kurmayı, bu hareketin İmamoğlu’na destek verip vermeyeceğinin önemli olduğunu kaydetti.

AK Parti’de genel görüş, muhalefette 2019’dakine benzer bir ittifakın oluşmamasının AK Parti’ye olumlu katkısı olacağı yönünde. Bu nedenle 2024’te kazanılmasının daha kolay olacağı üzerinde duruluyor.

Hem Karadenizli hem Kürt seçmenden oy almayı hedefleyen AK Parti’de bu profile en uygun adayın kim olduğuna ilişkin farklı görüşler var. Partideki üst düzey bazı yöneticiler, en doğru ismin Ali Yerlikaya olduğunu savunuyor. Yerlikaya’nın CHP tabanında İmamoğlu’ndan memnun olmayan kesimden oy alabileceği savunuluyor. Yerlikaya’nın İstanbul Valiliği döneminde her kesimi kapsayıcı çalışmalar yaptığı da düşünülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise aday adayları arasında eski TOKİ Başkanı olan Trabzonlu Ergün Turan’ı ön planda tuttuğu kaydediliyor. Erdoğan’ın “Aday Karadenizli olmalı” görüşünü savunması nedeniyle Turan’a daha sıcak yaklaştığı kaydediliyor. Turan’ın geçmişte İBB’de görev alması, uzun süre belediyecilik yapması ve TOKİ deneyimi bulunması nedeniyle bir “teknokrat” olarak ön plana çıkabileceği değerlendiriliyor.

Uzun bir süredir İstanbul adaylığına kesin gözle bakılan Murat Kurum’un ise anketlerde ve eğilim yoklamalarında beklentilerin altında kaldığı kaydedildi. Bu nedenle Kurum’un isminin İstanbul için tamamen devre dışı kalabileceği ve Ankara Büyükşehir adayı olabileceği ifade ediliyor.

AK Parti’de seçim çalışmalarında görev alan kurmaylar arasında CHP’deki genel başkan ve parti yönetimi değişiminin partiye birçok yerde ivme kazandırdığı, hatta Ekrem İmamoğlu’nun yeniden seçilmesine katkı sağlayacağına dair bir görüş de bulunuyor. AK Parti kurmayları seçimde önemli kararlardan birinin de Kürt oyları olacağını vurguluyor. Bu nedenle AK Parti’de birçok kişi “İstanbul’u kazanmanın yolu Kürt oylardan geçer” yorumunu yapıyor.

Öte yandan Cumhur İttifakı’nda AK Parti ve MHP bloğu her ne kadar uyumlu çalıştığı mesajı verse de Yeniden Refah Partisi ile problemler yaşanıyor. Yeniden Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara’da aday çıkarmayarak AK Parti adaylarına destek için birer ilçe istediği ifade ediliyor. AK Parti’de ise bu taleplere şu aşamada olumlu bir bakış yok. Bu durumda Yeniden Refah’ın da her iki büyükşehirde aday çıkarması gündeme gelebilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sahaya inecek mi?

AK Parti içerisindeki bir gündem de İstanbul Büyükşehir seçim kampanyasını 2019’da olduğu gibi Erdoğan ağırlıklı yürütülüp yürütülmemesine yönelik.

Yerel seçim stratejisine dair çalışmaların içerisinde yer alan AK Parti kurmaylarının bazıları, 2019’da Erdoğan’ın dönemin adayı Binali Yıldırım’dan daha fazla ön plana çıkmasının ters etkisinin olduğunu ve 2024 seçimlerinde aday üzerinden propagandanın yapılması gerektiğini savunuyor. Bazı kurmaylar ise Erdoğan’ın İstanbul seçim kampanyasını bizzat baş rolünde olması gerektiğini savunuyor. Bu konuda da henüz bir karar verilebilmiş değil. Kampanya başlatılmasına henüz vakit olduğu ve bu konuların değerlendirileceği belirtildi.

AK Parti, seçim stratejisinde İmamoğlu’nun “Her şey çok güzel olacak” sloganını da gündeme taşıyacak. “İmamoğlu’nun söz verip yapmadıkları” adlı bir çalışmanın bazı bakanlıklar ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığınca çalışma yapıldığı da öğrenildi.

Paylaşın

Bahçeli’den TBMM Başkanı Kurtulmuş’a ‘Kürtçe’ Sitemi

TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerini takip eden MHP lideri Devlet Bahçeli, DEP Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın konuşmasına Kürtçe başlaması ve ardından yaşanan diyaloglar nedeniyle, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’u eleştirdi.

Özgür Özel’in Genel Başkan olarak Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı ilk konuşmayı da değerlendiren MHP Lideri Bahçeli, “Performansı gayet iyiydi. Hem heyecanlı hem hazırlıklı gelmiş hem de kitlesine moral veriyor. Tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

DEP Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Genel Kurulu’nda bütçe üzerine yaptığı konuşmasına Kürtçe başladı. Bunun üzerine Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Tuncer Bakırhan’a yönelik “Sayın Bakırhan, bu konuştuklarınızın bir de Türkçe açıklamasını istiyoruz. Burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Burada Türkçe konuşulacak, resmi dilimiz Türkçe olduğu için Türkçe konuşulmasını bekliyoruz. Sizden de arkadaşlarımız adına bunun Türkçesini istiyoruz” ifadelerini kullandı. Bakırhan bunun üzerine konuşmasını Türkçe tekrar etti.

Meclis’teki gazeteciler bütçe görüşmelerini katip eden MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye söz konusu diyalog ve Özgür Özel’in Genel Başkan olarak Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı ilk konuşma soruldu. Bahçeli, yaşananları AYM’ye bağlayarak yüksek mahkemeyi ve ardından Numan Kurtulmuş’u eleştirdi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Devlet Bahçeli şunları kaydetti: “Bütçe görüşmelerinin yapıldığı günde Kürtçe ifadeye çalıştılar. Bazıları bunu hoş görülebilir. Ama AYM Başkanı ve değerli üyelerinden bundaki konuşmanın ruhundan hareketle Türkiye’ye sahip çıkmalarını tavsiye ederim. Kendilerine bu konularda daha dikkatli sahip çıkmalarını tavsiye ediyorum.

Konunun gittikçe yaygınlaştığı AYM tavrı sebebiyle de birçok kesimin şımardığı görülmüştür. Buna dikkat etmek lazım. Bu konuşma bize göre kabul görmedi ama onlar keçeyi suya atmışlar. Çıkacağı yeri taşladıkları için zihinlerinde kursaklarında ne varsa dökmeye çalışıyorlar. Meclis Başkanı’nın Kürtçe sözleri dinledikten sonra ‘Türkçe’ye tercüme edin’ cümlesi ise AYM Başkanı kadar yanlış bir tutum olmuştur. Böyle şey olamaz.”

Özgür Özel’in Genel Başkan olarak Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı ilk konuşmayı da değerlendiren MHP Lideri Bahçeli, “Performansı gayet iyiydi. Hem heyecanlı hem hazırlıklı gelmiş hem de kitlesine moral veriyor. Tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Özer: Kendinden Ümidi Kesmiş Bir İktidarla Karşı Karşıyayız

TBMM Genel Kurulu’nda bütçe üzerinden konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Adalet ve Kalkınma Partisi Cumhuriyet’in ilk yüzyılının ilk 25 yılında ve neredeyse son çeyreğinde neredeyse bütün bütçeleri yaptı. Ve parti bu bütçeleri yaparken özellikle şu hedefi ortaya koyuyordu” dedi ve ekledi:

“Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en güçlü 10 ekonomisi içine sokacağız. Üzülerek söylüyorum ki bu bütçe milli ekonomiyi güçlendiren bütçeleri örnek almak yerine son 20 yıldaki yoksullaştıran, işsizleştiren, emeği ucuz iş gücü haline getiren, gelir adaletsizliğini büyüten, enflasyonla mücadele yeterliliği göstermeyen bütçelerin bir tekrarı. Elbette burada kürsüye 14 gün boyunca çıkacak ve bu bütçeyi destekleyecek hatipler olacak.

O hatiplerin önemli argümanlarından bir tanesi de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında 21 senede 540 milyar dolar kamu yatırımı yapılmış olması olacak. Matematiksel büyüklüğe baktığınızda çağrıştırdığı ile gerçekten önerilecek bir durum. Türkiye’de 7 bölgeye dağılmış 10 binlerce fabrikanın, büyük atölyelerin, istihdam ve katma değer yaratan, çağ yaratan yatırımların olduğu, ulaşım altyapısının çözüldüğü, hiçbir vatandaşın açlık sırında yaşamadığı, her türlü afete dirençli ketler haline geldiği bir ülke beklenir.”

Özgür Özel konuşmasının devamında, “Dünyanın 20 yıl gerisinde teknoloji hamlelerle övünmek yerine yüksek katma değerli, inovasyona dayanan örneğin yerli ve milli çipimizi üretip ihraç edebildiğimiz, tüm ihtiyacımızı kazandığımız bir sürece katkı sağlasaydık keşke. Ama bunların hiçbirisinin ortada olmadığını ve bu bütçenin de böyle bir vizyon taşımadığını hep birlikte görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde hızla ortaya koyduğu 10 ekonomi içine girmek… Ne zaman? 2023’te. Bütçe konuşuyoruz, 2023’deyiz.

Hedef ilk 10 ekonomi içine girmekken bu ülkenin ilk 20 ekonomi içinde tutunmaya çalıştığı bir süreci yaşıyoruz. Türkiye’nin 78. sırada olan kişi başına milli geliri ilk 50’ye taşımayı hedeflerken bugün 78. sıraya gerilediğimizi, burada acımasızca eleştirdikleri ve Türkiye’nin en kötü ekonomi diye ifade ettikleri üçlü koalisyon kişi başı milli gelirde seviyeyi 74’te bırakmışken bu arkadaşlar 78. sıraya gerilettikleri ülkede bugün bütçe sunumu yaptılar. Burada görülen bir gerçek var. 10 yıl önce konan 2023 hedefleri bugün 2053’e hatta belki 2071 yılına referans gösterilecek kadar kendinden de ümidi kesmiş bir iktidarla karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen bütçe üzerinde konuştu. Özel’in konuşması şöyle: “Bütçe görüşmeleri hem bu meclis açısından hem hangi mecliste görüşülüyor olursa olsun son derece önemli. Teknik tarafı olan ama bir yandan da bir ritüeli olan bir yandan rakamların konuşulduğu, ekonomik göstergelerin tartışıldığı ama diğer yandan ülkenin politikasının tamamının değerlendirildiği, tarımdan savunma sanayisine, milli eğitim politikalarından çevre politikalarına kadar tüm bir siyasetin hep birlikte tartışıldığı çok önemli müzakerelerdir.

Bütçe konuşmaları elbette o günün hararetini barındırırlar ama tutanakta yerlerini alıp da yıllar ve on yıllar sonra da incelenecek metinler oldukları için geleceğe de söz söylüyor olmaları gerekir. Bu anlamda da cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk bütçesini yapıyor ve bu bütçe üzerinde konuşuyor, tam 14 gün için bütçe üzerinde müzakere yapacak olmak bambaşka bir sorumluluk.

Buradan 2024 yılı bütçesini görüşeceğiz ve 2022 yılının kesin hesabını tartışacağız. Parlamentoda 335 arkadaşımız ilk kez bütçe yapmanın heyecanını yaşıyorlar. Daha önce 265 arkadaşımızla 5 kez birlikte bütçeleri tartışmıştık. Parlamento ile bütçe, bütçe hakkı ve egemenliği kullanılmasıyla bütçe hakkının kullanımı arasında varoluşsal bir ilişki var. birbirinden ayrılmaz iki haktan bahsediyoruz. Bütçe hakkı yani gelirleri, kamu harcamalarını ve giderleri belirleme açısından son derece önemli ve kıymetli bir hak. Giderleri belirleyecek, onaylayacak ve denetleyecek, gelirlere karar vereceğiz. Bütçe hakkı dediğimiz, devletin vergileri toplayan sağ eli ile hizmeti yapan sol elinin dengesinin kurulması. hep beraber iki hafta boyunca bu dengeyi konuşacak ve tartışacağız.

1689 Haklar Beyannamesi’nde artık bütçelerin bir yıllığına yapılması, toplanacak paraların ve yapılacak hizmetlerin yazılı olarak verilmesi ve bu konuda vergi vereceklerin ve hizmeti alacakların rızasının açıkça alınması yani bugün yaptığımız bütçeye benzer bütçelerin yapılması söz konusu oldu. Bunun en önemli kazanımlardan biri olduğu konusunda anayasacıların hiçbir şüphesi yok.

Bunlar yaşanırken bu topraklarda Avrupa ve dünyadan çok gecikmeli olarak 1808 yılında Sened-i İttifak padişah ile ayanlar arasında padişahın yetkilerinin kısıtlanmasına doğru bir adım atılabileceğinin beyanı demokrasi tarihimiz açısında hemen sonuç doğurmayacak olsa da ilk adım anayasalaşma süreci, anayasa sahibi olma süreci için kritik bir ilk adım gerçekleştirildi. Ardından 1876 Meclis-i Mebusan ile birlikte bütçe hakkı elde edildi ama 3 ay sonra kapanan Meclis 33 yıl boyunca kapalı kalacağı için bütçe hakkı, gensoru, güven oyu hakkı ancak 2. Meşrutiyet ile birlikte 1908 yılına kadar beklenerek kullanılabilir hale geldi. Ancak hiç şüphe yok Sened-i İttifak’ın önemi hakkında hiç şüphe yok. Bizim gibiler Sened-i İttifaktan övünerek bahsediyor.

2009 yılıydı. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sayın Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan çıktı ve dedi ki bu millet 200 yıldır istikamette yatıyor. 200 yıl geriye gidince karşımıza Sened-i İttifak geldi. Tek adamın yetkilerinin ilk kez tartışılması… Tek adam rejiminden demokrasiye geçiş konusunda Erdoğan’ın bir itiraz yaptığını burada kayda geçirmek isterim.

Benzer bir yaklaşım da TBMM Genel Başkanımız sıcak tartışmaların içine girmemesi gerekiyor olsa da kendisinin partinin genel başkan vekilliğini yaptığı sırada sahiplendiği bir tanımlamayı da hatırlatarak sözlerimi biraz daha açmak isterim. Numan Kurtulmuş şöyle der; “Genç Türkler’den başlayıp bugünkü CHP’ye kadar gelen bir siyasi akım ve onun karşısında her aşamada 150 yıldır onlarla karşı karşıya gelmiş ikinci bir siyasi akım var.

Türkiye’de iki ana yol var. Biri Genç Türkler’den CHP’ye giden biri de bizi yolumuzdur” der. Bunu bir kez, iki kez değil. Görevi icabı Anadolu’nun dört bir tarafından tekrarladı. Biz bu karşıtlıklar üzerinden bir siyaset örmeye bugün için pratik bir fayda yüklemesek de Numan Bey’in rotaya koyduğu bu iki yolun nereden başlayıp nelerle karşılaşıp nereye vardığını da hatırlamak gerekiyor.

Örneğin biz Anayasa’yı ve Meclis’i savunan yoluz. Diğer yol Meclis’i 33 yıl kapalı tutan yoldur. Biz 2. Meşrutiyet için canını ortaya koyan yoluz. Diğer yol Damat Ferit hükümetini ortaya koyan yoldur. Biz Sevr’i yırtıp atıp Lozan’ı imzalayan yoluz diğer yol Sevr’i imzalayanların yoludur. Biri İstanbul fetvasıyla Mustafa Kemal ve arkadaşlarına idam isteyenlerin yoludur. Diğeri Ankara fetvasıyla milli mücadeleyi sahiplenenlerin yoludur. Biri milli mücadele aleyhinde bildiri yayınlayıp İngiliz uçaklarından attıran İskilipli Atıf’ın yoludur.

“Bizim yolumuz 6. filoyu denize dökenlerin yoludur”

Diğeri Ankara Müftüsü, milli mücadeleye destek olan Rıfat Börekçi’nin yoludur. Biri altıncı filo gelince ona karşı direnen solcu öğrencilerin karşısına dikilenlerin yoludur. Bizim yolumuz 6. filoyu denize dökenlerin yoludur. Bizim yolumuz meşrutiyetler ilan eder, meclis kurar, tek adamın yetkilerini meclise verir. Diğer yol 16 Nisan rejime kasteden Anayasa değişikliği ile bu Meclis’in elinden gensoruyu, güven oyunu alır, Meclis’in yetkilerini saraya devreden yoldur.

Bugün bu tartışmanın Türk demokrasi tarihi açısından 200 yıllık, dünya demokrasi tarihi açısında 800 yıllık kazanımlardan dramatik bir geri gidişe itiraz olduğunu tespit etmek isterim. Tutanaklar önünde bu itirazı kayda geçirmek isterim ve hatırlatmak isterim ki cumhuriyetin ilk çeyreğinde cumhuriyetin ilk bütçelerini CHP yaptı. CHP’nin cumhuriyetin kurucu kadroları devleti gerçek anlamda güçlendirmenin en temel yolunun güçlü ve milli bir ekonomi yaratmak, toplumun refahını yükseltmek olduğunu gayet iyi biliyorlardı. 1923’te İzmir İktisat Kongresi’ni toplayarak başladılar. Toplumun tüm paydaşlarını kongreye dahil ettiler.

Alınan kararlar ışığında ülkede sermayenin çok kıt olmasına rağmen önce ulaşım altyapısını oluşturdular. Temel ihtiyaçların üretimi için fabrikalar, bankalar, ekonomik teşekküller kurdular. İşte bu öngörülü ve kararlı akım dünya ekonomik krizine anında ve doğru tepki verecek erken cumhuriyetin kazanımlarını korumayı başarıyordu. Hepimizin gururla söylediği demir ağlarla örülen memleket, okuma yazma seferberliği ile her genç yaştan yaratılan nüfus, üretime dayalı bir ekonomi ile ülkemizi hızla kalkındırdı. Türkiye Ekonomisi 15 yılda tam yüzde 196 büyüdü.

Türkiye ekonomi kurucu kadroların feraseti ve öngörüsüyle ülkemiz ikinci Dünya Savaşı’nın dışında kalmayı, bir büyük yıkımdan ve belki toprak kayıplarından ama bir yanda oluşan milli bakiyenin de ortadan kalmasından genç cumhuriyeti koruyordu. Savaş oldu ve savaşın taraflarından askeri olarak kazananlar oldu ama ekonomik yıkım büyüktü. Bu yıkım sırasında birileri hızla kalkınmaya, yaraları sarmaya, sanayileşmeye ve bilime, akılcı kalkınma programlarına sarılırken maalesef o dönemden itibaren artık Türkiye devrimcilik ülkesinin de ruhuyla büyük bir seferberlikle hem iktisadi hem insani hem siyasi hem sosyal alandaki CHP’nin yaptığı devrimlerden ve yaptığı bütçelerden mahrum kalacaktı.

Cumhuriyetin ilk yüzyılının ilk çeyreğindeki bu büyük atılımdan sonra CHP tek başına bütçe yapmak, milli ekonomi yaratmak, bu değerleri savunmak, bu anlayışla yol yürüme imkanından mahrum kalacaktı. Cumhuriyetin ilk yüzyılının neredeyse son çeyreğinde Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidardaydı ve parti bu dönemde tek başına iktidarın imkanları ile Türkiye’nin on büyük… Arkadaşlar rica ederim. Bu metinden ve içerikten rahatsız olan Varank’ın bu tavrı takınmasını eski hallerinden hatırlamıyor musunuz?

Adalet ve Kalkınma Partisi cumhuriyetin ilk yüzyılının ilk 25 yılında ve neredeyse son çeyreğinde neredeyse bütün bütçeleri yaptı. Ve parti bu bütçeleri yaparken özellikle şu hedefi ortaya koyuyordu: “Biz Türkiye Cumhuriyeti’ni dünyanın en güçlü 10 ekonomisi içine sokacağız.” Üzülerek söylüyorum ki bu bütçe milli ekonomiyi güçlendiren bütçeleri örnek almak yerine son 20 yıldaki yoksullaştıran, işsizleştiren, emeği ucuz iş gücü haline getiren, gelir adaletsizliğini büyüten, enflasyonla mücadele yeterliliği göstermeyen bütçelerin bir tekrarı.

Elbette burada kürsüye 14 gün boyunca çıkacak ve bu bütçeyi destekleyecek hatipler olacak. O hatiplerin önemli argümanlarından bir tanesi de Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarında 21 senede 540 milyar dolar kamu yatırımı yapılmış olması olacak. Matematiksel büyüklüğe baktığınızda gerçekten önerilecek bir durum. Türkiye’de 7 bölgeye dağılmış 10 binlerce fabrikanın, büyük atölyelerin, istihdam ve katma değer yaratan, çağ yaratan yatırımların olduğu, ulaşım altyapısının çözüldüğü, hiçbir vatandaşın açlık sırında yaşamadığı, her türlü afete dirençli ketler haline geldiği bir ülke beklenir.

Dünyanın 20 yıl gerisinde teknoloji hamlelerle övünmek yerine yüksek katma değerli, inovasyona dayanan örneğin yerli ve milli çipimizi üretip ihraç edebildiğimiz, tüm ihtiyacımızı kazandığımız bir sürece katkı sağlasaydık keşke. Ama bunların hiçbirisinin ortada olmadığını ve bu bütçenin de böyle bir vizyon taşımadığını hep birlikte görüyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde hızla ortaya koyduğu 10 ekonomi içine girmek… Ne zaman? 2023’te. Bütçe konuşuyoruz, 2023’deyiz. Hedef ilk 10 ekonomi içine girmekken bu ülkenin ilk 20 ekonomi içinde tutunmaya çalıştığı bir süreci yaşıyoruz.

“Kendinden de ümidi kesmiş bir iktidarla karşı karşıyayız”

Türkiye’nin 74. sırada olan kişi başına milli gelirini ilk 50’ye taşımayı hedeflerken bugün 78. sıraya gerilediğimizi, burada acımasızca eleştirdikleri ve Türkiye’nin en kötü ekonomi diye ifade ettikleri üçlü koalisyon kişi başı milli gelirde seviyeyi 74’te bırakmışken bu arkadaşlar 78. sıraya gerilettikleri ülkede bugün bütçe sunumu yaptılar. Burada görülen bir gerçek var. 10 yıl önce konan 2023 hedefleri bugün 2053’e hatta belki 2071 yılına referans gösterilecek kadar kendinden de ümidi kesmiş bir iktidarla karşı karşıyayız.

Pandemiyi yaşadık. Bütün dünya pandemi ile büyük bir sağlık tehdidi ile yüzleşti. Bundan sonra da böyle tehditlerin olacağı hatta bu yüzyılın pandemiler yüzyılı olacağını dünyadaki çok sayıda bilim insanının ortaklaştığı bir kabul. Hükümet buna karşı biyoteknoloji ve medikal teknolojiye selektif yatırımlar yapması gerekirdi, yapmadı. Rusya-Ukrayna savaşı dünyayı büyük bir enerji ve gıda kriziyle karşı karşıya bıraktı. Enerji ve gıda güvenliğine yönelik stratejik yatırımların yapılması beklenirdi, yapılmadı.

10 binlerce yurttaşımızın hayatını kaybettiği bir deprem yaşadık. Bundan ders almak; hızlı, kararlı, bilimsel adımlar atmak gerekirdi. Seçime endeksli bir yüzyıl vardı. Hatay raporunun ortaya koyduğu rakamda depremden etkilenen 10 ilde her 10 kişiden 9’unun barınma sorunuyla karşı karşıya olacağı vardı. Bir yıl içinde evlerine ulaşmak isteyenler bize oy versin diyenlerin oy aldıkları kişilerden 10 kişiden 9’una devlet sözünü yerde bırakarak hepimizi mahcup ettiklerinin de altını çizmek isterim.

Dirençli kentler için doğru adımlar atılmadı. Sosyal devleti savunan, yaşam hakkını her alanında sahiplenen bir siyasi parti olarak gıda, sağlık, barınma, enerji krizine çözüm üreten bir bütçeyi görmek, incelemek istedik ama böyle bir bütçe Meclis’e sunulmadı.

2024 bütçesi cumhuriyetin 2. yüzyılının ilk bütçesi olmasının öneminin yanından 6 Şubat yıkımından sonra ilk kez yapılan yıllık bir bütçe olmanın sorumluluğunu da taşımaktadır. Bu bütçe cumhuriyetin ilk yüzyılının ilk çeyreğindeki gibi bir bütçe olsa bizi kıskanan Almanya’nın durumuna benzer bir durumda oluruz…..”

CHP Lideri Özgür Özel’in konuşması sırasında sık sık sesini yükselten eski bakan ve AKP Milletvekili Mustafa Varank’a CHP’liler tepki gösterdi. Özel’in “Arkadaşlar rica ederim. Bu metinden ve içerikten rahatsız olan Varank’ın bu tavrı takınmasını eski hallerinden hatırlamıyor musunuz?” diyen Özgür Özel’e Mustafa Varank, “Ben hep aynıydım ama sen çok değiştin. Hançercileri biliyoruz. Gayet saygılıyım” dedi.

Paylaşın

DEP Partili Tuncer Bakırhan: Yerel Seçimlere Damga Vurmaya Hazırız

Yerel seçimlere ilişkin konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “2019 yılında seçim sonucunu belirleyen ‘Kaybettir-Kazan’ formülünü ‘Kazan-Kazan’ formülü ile tekrar güncelliyoruz. Biz 3. Yol siyasetimizle 2024 yılı seçimlerine de damga vurmaya hazırız” dedi ve ekledi:

“Önümüzdeki seçimler bizim için Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızı Türkiye’nin her tarafına yayma seçimidir. Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızla, örneğin artık deprem olduğunda Beştepe’den talimat gelmesini beklemeyecek, kendi yaralarımıza ilk müdahaleyi kendimiz yapacağız.”

Tuncer Bakırhan, konuşmasının devamında, “Önümüzdeki seçimler sadece belediye kazanma seçimi değildir. Kendimize, dilimize, kültürümüze, kaynaklarımıza sahip çıkma seçimidir. Önümüzdeki seçimlerde biz kazanınca, herkes kazanacak, Türkiye halkları kazanacaktır. Fabrikalarda, işyerlerinde, üniversitelerde, sokaklarda, köylerde, bütün yaşam alanlarında eşitlik, barış, özgürlük, adalet mücadelemizi büyütecek ve mutlaka kazanacağız” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeleri başlayan 2024 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi görüşmelerinde konuştu.

Ortadoğu yanı sıra dünya genelinde yaşanan dengelere işaret eden Bakırhan, bu nedenle dünya halklarının savaş, ekonomik kriz, göç ve gözyaşı yaşadığını ifade etti. Bakırhan, “Bugün yaşananlar, adı konmamış bir 3. Dünya Savaşıdır. Sistem içi çekişmelerin bir doyuma ulaştığı, bölgesel ve yerel düzeyde tarihin hızlandığı, enerji koridorları üzerinden yeniden dizayn etme çabaları söz konusuyken Kürt sorunu da büyümeye, dengeleri değiştirmeye devam etmektedir. Evet, her ne kadar Kürt Sorunu yok sayılsa da temelde yok sayılan Kürtlerin varlığıdır.

Varlığı, dili, temel hakları yok sayılan, yurttaşlığına şerh konulan Kürtler varlar ve her yerdeler. Sorunun özü de işte bu inkâr ve yok saymadır! Bu sorunun önümüzdeki süreçte nereye evirileceği, nasıl şekilleneceği, büyük oranda Türkiye’nin politik tercihlerine bağlıdır. Bundan sonra tercih demokrasi mi yoksa şiddet mi? Bunlar; sağduyu mu hamaset mi? Müzakere mi yoksa çatışma mı olacak? Bilindik yolları seçip gözyaşı ve şiddeti sürdürmek yerine cesaretle az gidilen patikalar tercih edilecek mi hep beraber göreceğiz” diye kaydetti.

Kürt kelimesinin “terör” kelimesi ile eşitlenmeye çalışıldığını, Meclis’te konuşan vekillere sürekli “Anayasa 3’üncü Madde” hatırlatması yapıldığına dikkat çeken Bakırhan, “Bu akıl, bunu iyi düşünmelidir. Biz samimiyetle, tüm birikimimizle bu sorunun çözümüne odaklanmış bulunuyoruz. Çünkü bu ülkede geleceğe, ekonomiye, sosyal refaha, demokrasiye dair ne söylenirse söylensin son kertede bütün problemlerin kaynağında Kürt meselesinin çözülmemiş oluşu yatıyor. Bu, bir iddia değildir. Gören gözler, duyan kulaklar için tarihten süzülmüş rafine bir gerçektir” diye konuştu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Siz de biliyorsunuz; geçen birinci yüzyılda 42 başbakan, 12 Cumhurbaşkanı ve sayısız bakan, inkâr ve yok sayma dışında tek bir şey yapmadı, çözüme yanaşmadı ve kaybeden Türkiye halkları oldu. Tarih de gösterdi ki: Kürt sorununu çözemeyen kendisi çözülür. Bir siyaset malzemesi ve kullanışlı bir iç düşman olarak görülen, her ekonomik ve siyasi krizde düşman ilan edilen, her ekonomik krizde Kürtleri inkâr etmek bir işe yaramıyor. Bu artık görülmelidir, bu artık anlaşılmalıdır.

2024 Merkezi Bütçesi 11 trilyon civarıyken, bu yoksulluk ve kriz koşullarında bunun yüzde 10’unun savaşa ayrılmış olması nasıl açıklanabilir? Verdiğimiz her 100 lira verginin 10 lirası bu halka şiddet ve baskı olarak dönüyor. Bu nasıl izah edilebilir, hangi vicdan bunu kabul edebilir? Barışın maliyeti yoktur ama savaş, şiddet, çatışma maliyetlidir. Bakın size bir örnekle bunu açıklayayım: 2022 yılında Rusya ile Ukrayna arasında bir savaş patlak verdi. Türkiye bu savaşta ne bir cepheye sahipti ne de koruması gereken bir sınırı vardı.

Buna rağmen bu savaştan Türkiye’nin zararı 8 milyar dolar oldu. O halde sormak gerekiyor: 40 yıldır, doğrudan yürütülen ve her bakımdan kayba neden olan bir çatışmanın ekonomik olarak yarattığı yıkımın maliyeti nedir? Kürtçe’de bir söz vardır… Tencereye ne koyarsan onu yersin. Bugün halkın boş tencerelerine ‘merminin fiyatını biliyor musun?’ denilerek çirkin gerekçeler üretenlerin verdiği zarar bundan ibaret değil, maalesef bu yoksul halkın pişirdiği dert, yediği ise kandır, acıdır. Unutmayın ki, savaş eken, zarar-ziyan biçer.

Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye halklarının barışçıl ve huzurlu bir geleceğinin olmayacağı nettir. 21. yüzyılda Kürt sorunu ve bu sorunun çözümünün güncel adına dönüşen Sayın Öcalan üzerindeki tecrit, tüm yakıcılığıyla gündemdedir. Mutlak tecridin kalkması için hukuki ve meşru taleplerle cezaevlerindeki binlerce tutsak şu anda açlık grevindedir. Biz bir kez daha herkesi aklı selime davet ediyoruz.

Demokratik çözüm ve darbe mekaniği arasında sıkışan anlayışı, demokratik çözümde uzlaşmaya çağırıyoruz. Yüzyıl önce bu kürsülerden ‘Kürt yoktur’, ‘Türk olmayanların görevi hizmetkârlıktır’ diyorlardı. Kürt halkı ‘Êdî Bese! Em li virin’ diyerek bu aşamayı geçti. Korku ve tehdit girdabını çoktan aştı! Bugün artık Kürt sorununu bütçeye koyduğunuz 12 cezaevi yapımıyla çözemezsiniz, parti adımıza kafayı takarak bizi durduramazsınız.

Kürt sorununda çözümsüzlük politikalarınız sürdükçe, emrinizdeki yargıyla yürüttüğünüz Kobanî ve HDP kapatma davası gibi kumpaslar ayağınıza dolanır. Kentlerin yıkımında askere verdiğiniz dokunulmazlık, döner dolaşır darbe girişimi olarak sizi bulur. Yargıtay da bir ceza dairesi de darbe mekaniğini canlı tutmaya heveslenir. Sizin dilinizde haklar suç, barış hakaret, adaletse cezaevi demek oldukça, hiçbir soruna çözüm üretemezsiniz. Ama bilin ki, bu ülkede toprak bile ölümden, zulümden, adaletsizlikten yoruldu. Bu sebeple gelin artık Kürt sorunundan, kutuplaşmadan ve düşmanlaştıran siyasetten nemalananlara bu fırsatı vermeyelim, demokratik çözümün kapılarını aralayalım.

21. yüzyılda Kürt sorunu artık bir tanınma sorunu değil, statü sorunudur. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına giriyoruz. Kürt sorunundaki çözümsüzlükten dolayı aynen 90’larda olduğu gibi çürümüş, yozlaşmış ve suçtan ibaret hale gelmiş bu düzende ısrar edenler, etrafımızı saran ve yaklaşan ‘muazzam fırtınayı’ görmelidir. Bugün artık Kürt sorununu Türkiye’nin iç dinamikleriyle çözmemiz gereken bir süreçteyiz. Treni kaçırmayalım! İnanın bu sorunun çözümü başka yerlerde değildir. Kürt sorunu Ankara’da çözülür, Diyarbakır’da çözülür, yeter ki samimiyetle güçlü bir irade ortaya koyalım! Bu bir ‘tarihe geçme’ veya ‘tarih olma’ seçimidir! Gelin yeni bir dille Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlayarak ikinci yüzyılda demokratik bir cumhuriyet inşa edelim.

Başta Alevi toplumu olmak üzere, Hıristiyan, Süryani, Asuri Êzidî, Yahudi inançlarına yönelik ayrımcı uygulamalara da cumhuriyetin kurulduğu günden beri karşı durduk, mücadele ettik. Aynı şekilde Demokratik bir İslam’ı da her zaman savunduk. ‘Zulme karşı direnmeyen benim ümmetimden değildir’ sözünden ve Medine Sözleşmesinden hareketle, özellikle Müslüman coğrafyada iktidarların halka karşı uyguladıkları zulüm ve baskılara dikkat çekerek, hak mücadelesini yükselterek; Firavun ve Nemrutların varlığına karşı İbrahimi duruşla ses olmaya çalıştık. Alevi toplumu, Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana sistematik ayrımcılığa maruz kalıyor. AKP-MHP ittifakı da Alevi inancını inkar etmeye devam ediyor.

Doğaya açılan savaş yaşama açılan savaştır. Bu açıdan yeni yaşam iddiası ekolojik bakış açısından ayrılamaz ve çok iyi biliyoruz ki ekolojik bir bakış açısında istikrarın sağlanması demokratikleşmeyle mümkündür. Ama ‘istikrar’ kelimesini tekrarlayıp duran AKP’nin en istikrarlı olduğu konulardan biri ekolojik yıkımdır. Bu iktidar döneminde ekosistemde yer alan ne varsa, denizler, göller, nehirler, dağlar, ovalar, tarım alanları, ormanlar, sulak alanlar hepsi birer enkaza dönüştürüldü. Son yirmi yılda 3 milyon hektar tarım alanı yok edildi. Bu alan öyle bir ilçe, bir köy kadar bir il kadar değildir. Belçika’nın yüzölçümü kadardır. Bu alanları yok ettiğiniz için bugün buğdayı, eti, temel gıda maddelerini ithal etmek zorunda kalıyoruz.

Derdiniz toprak gördüğünüz yere beton dikmektir. Beton dikerek rant sağlamaktır. Size soruyoruz: kaç çimento, kaç beton bir dirhem toprağın ve bereketinin yerine geçebilir? Ne ekmeğe ne özgürlüğe çözüm olan bu bütçe hayata geçerse yetersiz beslenen insan sayımız 15 milyondan, 80 milyona çıkacak. Yaşayabilmek için artık öğün sayımızı azaltmak yetmeyecek, ekmeğe muhtaç bir hale geleceğiz. Bu düzen böyle gitmez. Bizler havamıza, suyumuza, aşımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Nerede sebzeyi çöpten toplayan bir yoksul, nerede en basit sosyal etkinliğe dahi katılamayan bir genç, nerede ay sonunu getiremeyen bir emekli varsa, derdini bu parlamentoda dillendirdik, dillendirmeye devam edeceğiz.

Bu ülkenin temel sorunu, kurulduğu günden beri merkezi toplumu dışlayan rejimdir. Bir ülkede küçük bir azınlık bolluk, bereket içinde yaşıyor; nüfusun yüzde 99’u sefalet ve yoksulluk içinde yaşıyorsa orada rejim ve sistem sorunu vardır. 2015 yılında Çözüm Süreci’nin iktidar tarafından bitirilmesi ve 2018 yılında OHAL koşulları altında geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu ülkeye ölüm ve açlıktan başka bir şey getirmemiştir.

Buzdolabına konan çözüm süreci, OHAL’e dayanan yeni sistem, Türkiye halklarını büyük bir çöküşle karşı karşıya bırakmıştır. Sürekli kriz üreten bu sistemin her şeyi merkeze bağlayan anlayışı, felaketin postacısıdır. Tüm kaynakları merkezden dağıtan anlayış artık dünyada iflas etmiştir. Siirt’in, Tekirdağ’ın, Antalya’nın sorunlarını Saray’dan kaynak gitmesine bağlamak çağ dışılıktır. İlçe milli eğitim müdürünü de, Bakanları da tek bir kişinin ataması bu sistemdeki merkezileşmenin trajedisidir.

Bu ülkede merkezileşmenin panzehiri, adem-i merkeziyetçiliktir. ‘Milli Kurtuluş’ diye menkıbe yazanlar 1920-1923 yılları arasına bakarsa 1921 Anayasasındaki özerklik gerçekliğini görür. Rejimler halkı kendine uydurmaz, halkın gerçekliğine uygun şekilde yapılır. Hiçbir rejim ve sistem kutsal değildir. İster milli mücadele dediğiniz döneme bakın; isterseniz de daha önceki dönemlere bakın, her ikisinde de bu ülkeyi kurtaran gerçeklik, yerel demokrasidir.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık toplumu sisteme değil, sistemi topluma uyumlu hale getiren bir anlayışa ihtiyaç vardır. Bunun adı Demokratik Cumhuriyettir. Demokratik Cumhuriyet çağrısı aynı zamanda tarihsel Türk-Kürt ilişkilerinin demokratik temelde yeniden inşa edilmesidir. Toplumsal hakikatle savaş içinde olan ve sürekli kriz üreten merkeziyetçiliğe karşı önümüzdeki seçim sadece belediye seçimi değildir. Aynı zamanda yerel demokrasi talebini dillendirmektedir. Bu kapsamda, yerel seçimler merkeziyetçi devlete karşı toplumun demokrasi çağrısı olacaktır.

Evet, önümüzde bir yerel seçim var. Bizler, kayyımlarla iradesi en fazla gasp edilen, en eşitsiz şartlarda seçimlere katılan, haksızlık ve hukuksuzluklarla en fazla mücadele eden parti olarak bu seçimlere de hazırız! Belediyelerimize kayyım atanırken, ‘şuraya buraya para aktarıldı’ yalanına sarılanları, bölgede tabela partisi haline getirmekte kararlıyız. Herkes biliyor, biz kaynakları halk için kullandık, kayyımlar ise ceplerini doldurmak için. Kayyım rejimi, belediyelerimizden başlayıp tüm Türkiye’ye yayıldı.

Biz de önümüzdeki seçimde belediyelerimizden başlayarak tüm Türkiye’de kayyım rejimini ortadan kaldıracağız. Kayyım irade gaspıdır. Kayyım talandır, yolsuzluktur, usulsüzlüktür. Belediyeleri halktan ayıran ve Batı Şeria’da olduğu gibi yükselen utanç duvarları demektir. Atadığınız kayyımların bulaşmadığı suç kalmadı. Kayyıma kayyım atamak zorunda kaldınız. Tarihe geçtiniz. Bir kez daha diyelim. Kayyım Kürt’e atanmış sömürge valisidir. Kürt halkı kayyımlarınızı istemiyor. Demokratik kamuoyu kayyımlarınızı istemiyor.

Türkiye halkları, biz sadece kayyımları göndermeyeceğiz. Muş’ta, Şırnak’ta, Ağrı’da, Bingöl’de ve daha birçok bölge belediyesinde hizmetsizlik, yolsuzluk ve ranta bulaşmış belediyeleri de alacağız ve bu belediyeleri halkın evi haline getireceğiz. Türkiye’nin batısında ‘Kent Uzlaşısı’ stratejimizle halkımızı belediye yönetimlerine taşıyacağız. Yol yapmayan, su ihtiyacını dahi gideremeyen, yolsuzluktan geçilmeyen yönetimleri değiştirerek demokratik yerel yönetimler anlayışımızla herkesi buluşturacağız. Bizimle belediyeleri yönetecek olanlar; müteahhitler, sermaye yanlıları, parti bürokratları değil; ilde, ilçede üreten, emek veren, orada yaşayan, sokağını dert eden halktır, halklarımız olacaktır.

2019 yılında seçim sonucunu belirleyen ‘Kaybettir-Kazan’ formülünü ‘Kazan-Kazan’ formülü ile tekrar güncelliyoruz. Biz 3. Yol siyasetimizle 2024 yılı seçimlerine de damga vurmaya hazırız. Önümüzdeki seçimler bizim için Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızı Türkiye’nin her tarafına yayma seçimidir. Demokratik Yerel Yönetimler anlayışımızla, örneğin artık deprem olduğunda Beştepe’den talimat gelmesini beklemeyecek, kendi yaralarımıza ilk müdahaleyi kendimiz yapacağız.

Önümüzdeki seçimler sadece belediye kazanma seçimi değildir. Kendimize, dilimize, kültürümüze, kaynaklarımıza sahip çıkma seçimidir. Önümüzdeki seçimlerde biz kazanınca, herkes kazanacak, Türkiye halkları kazanacaktır. Fabrikalarda, işyerlerinde, üniversitelerde, sokaklarda, köylerde, bütün yaşam alanlarında eşitlik, barış, özgürlük, adalet mücadelemizi büyütecek ve mutlaka kazanacağız.”

“Kürt sorunun çözümü konusunda adım atılmalıdır”

Bütçenin komisyonda görüşüldüğünü ve partilerinin verdiğin tüm önergelerin AKP-MHP oyları ile reddedildiğini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Bütçe sadece rakam değil, siyasi tercihtir. Ne yazık ki AKP iktidara geldiği günden bugüne uyguladığı neoliberal politikalarla tercihlerini halktan emekçiden yana değil de sermaye ve yandaşlardan yana yaptı.

Bütün yurttaşların eşit hakkı olması gereken Beytül-Mal’ı parça parça yandaşlarına, aile çevrelerine, fonculara ve sermayeye peşkeş çekiyorlar. Onlar zevküsefa ve şatafat içinde saraylarda, konaklarda yaşarken yurttaşlarımız değerli yurttaşlarımız ne yazık ki ekmek alamıyor evlerine. İşte 2024 bütçesi tam da budur Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bu bütçe olarak bu şekilde tarihe geçecek” dedi.

Neoliberal ekonomik anlayışın tüm dünyayı krize soktuğunu ve çoklu krizlerin giderek büyüdüğü ve sorun yumağı haline geldiğini belirten Hatimoğulları, “Çin ekonomisiyle birlikte emperyalist güçlerin rekabeti daha da kızıştı  şimdi artan savaşların nedeni budur. Tek kuşak projesine karşı G20 ülkeleri Yeni Dehli’de yaptıkları toplantıda Hindistan-Ortadoğu- Avrupa ekonomik koridorunu oluşturdular.

Emperyalist güçler dünyayı parça parça yeniden paylaşmaya çalışırken işçinin emekçinin kitlelerin ve milyarlarca insanın payına açlık ve yoksulluk düşüyor. Yine emperyalist güçler bu ekonomik dağılımı krizi yönetebilmek için dünyada sağcı ırkçı popülist erkek yönetimlerin hakim olduğunu görüyoruz bu bir tesadüf değildir” diye konuştu.

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Buradaki yurttaş diyor ki ‘açım ben, yoksulum ben, barınamıyorum ben’, onlar diyor ki ‘sen teröristsin, sesini çıkaramazsın, aç uyuyacaksın ama ses edemeyeceksin’ Sendikacı diyor ki grev hakkımı kullanmak istiyorum, ‘otur yerine’ diyor, ‘sen teröristsin, grev hakkını da kullanamazsın’ Bu faşizan sürecin dünya ölçeğinde nasıl ilerlediğine baktığımızda Rusya- Ukrayna savaşı, Afrika’daki savaşlar ve çatışmalar, Dağlık Karabağ, Yemen, Suriye ve Irak. Tüm bunlar, bunun sonucu. Ne yazık ki değerli yurttaşlarımız, İsrail’in Gazze’ye yönelik yürüttüğü operasyon ve savaş da bunun ürünüdür. Şu an Gazze’de çok çok büyük bir vahşet yaşanıyor.”

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılara işaret eden Hatimoğulları, “Yıllardır iktidarın emriyle bombalanıyor oralar. Sivil insanlar katlediliyor, sivil insanların yaşam alanları, hastaneleri, okulları, içtikleri su şebekeleri her yer paramparça ediliyor. İHA ve SİHA’larla suikastler düzenleniyor. Biz bunu kabul etmedik, etmeyeceğiz. Rojava’da Kürt halkı Arpa haklarıyla birlikte IŞİD gibi dünyanın başına bela olmuş bir örgüte geri adım attırmayı başarmıştır. Onurlu bir mücadele yürütmüşlerdir. AKP iktidarı ve ortağı ile birlikte İsrail’in zalimliğini anlatarak kendi zulmünü anlatarak örteceğini zannediyor ama yanılıyor” diye kaydetti.

Hatimoğulları, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: “Bakın Kürt sorunu çözülsün dedik. Toplum bölünür ülke bölünür dediniz. Tam tersi ülke daha çok güçlenir. Kürt sorunu çözülseydi neler olabileceğin çok konuştuk. Şunun altını kalın kalın çiziyoruz. Filistin sorunu da Kürt sorunu da statü eşitlik sorunudur. Bu konuda bu parlamentoya çağrımızı yineliyoruz.

Gelin bu sorunun çözümü konusunda hep birlikte kanallar açalım, masalar kuralım, diyalog oluşturalım. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmelidir. İmralı tecridi kalkmalıdır. Şimdi de biliyorsunuz tecridin kalkması için cezaevlerinde devam açlık grevleri var. Açlık grevleri daha ağır bir tabloya dönüşmeden, Kürt sorunun çözümü konusunda adım atılmalı, tecrit ortadan kaldırılmalıdır.  Türkiye Kürt sorunu çözebilen bir ülke pozisyonuna gelirse bütün Ortadoğu’ya Afrika’ya örnek olabilecek barış hareketinin de başını çekebilir.

Gelin bu sorunların çözümü konusunda kanallar açalım masalar kuralım diyalog kuralım. Kürt sorunu demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmelidir. İmralı tecridi kalkmalı ve şimdi tecridin kalkması için cezaevlerinde devam eden açlık grevleri var. Açlık grevleri ağır bir tabloya dönüşmeden Kürt sorunun çözümü konusunda adım atılmalıdır. Tecrit ortadan kaldırılmalıdır.

Türkiye, Kürt sorununu çözebilen bir pozisyona gelirse bütün Ortadoğu’ya Avrupa’ya örnek olacak barış hareketinin başını çekebilir. Hani diyor ya Filistin sorununun çözümünde garantör olabiliriz o zaman bu garantörlük teklifiniz halklar nezdinde de ülkeler nezdinde de bir karşılık bulur. Kürt sorunu çözülürse savaşa ve mermiye ayrılan kaynakların yerine aç insanların karnı daha fazla doyar. Bu ne zordur ne de hayaldir. Yeter ki bu konuda hep birlikte niyet edelim.

Bakın sadece seçim sonrası şekere 11 kez çaya 4 kez zam yapıldı. Demsiz su şekersiz çay katıksız ekmek iktidarın bu ülkeye layık gördüğü sefalettir. Türkiye’de işsizlik ve baskılardan dolayı tarihin en büyük göçü yaşanıyor. Asgari ücret yoksulluğun 4 kat aşağısındadır. Toplumun yüzde 70’i geçinemiyor. AKP genel başkanı dedi ki; ücrete tek bir defa zam yaparız. Ama sanıyorum ki ne AKP sıralarında oturanlar ne de AKP Genel Başkanı bu gerçekleri bilmiyor.

Gıdadaki, kiradaki, yol ücretlerindeki artışa ayda 3 defa zam geliyor ama beyefendiler ‘yılda bir defa asgari ücrete bir iyileştirme yaparsak insanları kandırırız’ diye düşünüyorlar. Aç olan insan, sizin sözünüze kanmaz. Kanmıyorsa bu durumu değiştirebiliriz. Ekonomi ve siyaset birbirinden ayrılamaz, bunun için radikal ve güçlü değişimlere ihtiyacımız var. Demokratik ekonomi programımızla, enflasyon, işsizlik, gelir dağılımı, adaletsizlik, yoksulluk, barınma sorunu üzerine çok detaylı çalışma yürüttük parti olarak. Acil önlemler kapsamındaki önerilerimizi burada sizlerle paylaşıyorum.

Vergi sistemini değiştireceğiz, azdan az çoktan çok vergi almaya yönelik sistemi oturtacağız. Bunu yapabiliriz. Türkiye tarihinde iktidarların hortumlamaları çoktur. Devasa hırsızlıklar ve şatafat düzenine son verirsek bunu başarabiliriz. İktidar Türkiye’yi uyuşturucu, kadın, insan, organ ticareti, mafya sisteminin adeta üssü haline getirdi. Hem kara parayı burada aklıyorlar hem de İstanbul gibi yerlerde korunaklı villalar tutmuşlar.

Söz veriyoruz değerli halkımız bu düzen ortadan kalkacak ve kayıtsız bir kuruş bile bu ülkeye giremeyecek. AKP’nin bitirdiği tarımı yeniden canlandıracağız. Sudan’a gidip tarla kiralamışlar. Biz Sudan’a gidip orada tarla kiralamayacağız, Çukurova’nın bereketli toprakları var. Ege’nin, Urfa’nın bereketli toprakları var. Anadolu ve Mezopotamya’nın verimli topraklarında pekala şimdi nasıl iktidar bizi ithalatçı pozisyona getirdiyse biz yeniden ihracatçı pozisyona geçebiliriz.

Bu bütçede kadının adı yok! Çünkü bu iktidarın gücü yetse kadın ismini sözlükten silecek. Bunu istiyorlar. Bu çürümüş egemen düzende her gün kadınlar katlediliyor, her gün kadınlar yoğun şiddete maruz kalıyorlar. İşsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 30’larda geniş tanımlı kadın işsizliğidir. Mecliste kadın temsil oranı ki onu da bizim partimiz yükseltiyor yüzde 20 oranındadır ve oldukça düşük. Yerel yönetimlerde sırf kadın özgürlükçü, eşitlikçi, demokratik yerel yönetim modellerini, eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet modelini hayata geçirdik diye onlarca kadın eş başkanımız gözaltına alınıp tutuklandı. Kayyım atanan belediyelere gelen kayyımların ilk icraatları da kadın kurumlarını kapatma oldu.

2023 küresel cinsiyet eşitsizliği endeksinde Türkiye en dibe doğru başlığıyla 146 ülke içerisinde 129’uncu sırada. Ve kalkıp şu kürsülerde övünüyorlar ‘biz kadınların önünü açtık’ diye. Bu tabloya baktığımızda kadınların önü siyasette, sosyal yaşamda, kamusal alanda nasıl kapattığınızı siz de çok iyi göreceksiniz. Merkezi bütçede kadın sorunlarının çözümü ve her türlü şiddetin engellenmesi için özgün bir bütçe ayrılmadı.

Toplumsal cinsiyete dayalı bir bütçeyi talep ettiğimizde ne söylüyorlar biliyor musunuz? Erkekler kıs kıs bıyık altında gülüyorlar. Oysa biz bunu talep ediyoruz ve söz veriyoruz sevgili kadınlar bizler kadın bakanlığı kuracağız ve diğer bakanlıklar gibi bütçesi, özgün bir şekilde görüşülecek. Bu bizim şiddetle mücadele etmemize, bu bizim toplumsal değişim ve dönüşüme katkı sunmamıza hizmet edecek. Kadın istihdamını güçlendireceğiz, güçlendirmeliyiz.

Sevgili kadınlar kız kardeşlerim. Yine bu iktidar bizleri başörtümüz ve eteğimizin boyu üzerinden birbirimize düşürmek ve ayırmak istiyor. Başarı kapalı ya da açık eteği uzun ya da kısa hangi inançtan olursak olalım ortak bir paydamız var kadın haklarını savunuyoruz, özgürlük ve eşitlik istiyoruz. Buradan çağrımız bütün kadınlaradır. Bizi bölmek isteyen erkek egemen sisteme karşı gelin hep birlikte kadın dayanışmasını ve mücadelesini güçlendirelim ve örgütlenelim.

Aldığımız belediyelere yeniden kayyım atanmasını engellemek üzere değerli halkımız ve kitlelerimizle beraber halkımızın evi olan belediyeleri sarıp sarmalayacağız. Zannetmeyin ki elinizi kolunuzu sallayarak aynı şeyi yapabileceksiniz. Biz sadece kayyımları göndermekle kalmayacağız, partimizin seçmeninin bulunduğu her yerde Türkiye’nin dört bir yanında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’ne gönül veren, oy veren tüm yurttaşlarımız müsterih olsun. Bizler kendi yerel yönetim anlayışımızın, o yerel yönetimlerde temsil edilmesini sağlayacak sistemi Türkiye’nin dört bir yanında kuracağımızın sözünü buradan bir kez daha veriyoruz.

İşçi kardeşlerim, emekçiler, yoksullar, başı açık kapalı bütün, kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Kürt halkı, Aleviler, bütün halklar ve inançlar gelin hep birlikte bu ceberrut rejime karşı güçlü bir sahneyi hep birlikte alalım. Yolumuz meşakkatli farkındayız. Çünkü bütün kolluk kuvvetlerini medyayı önümüze diziyorlar. Çünkü AKP zaten bu düzeni sağlamak için ilk başa geldiği zaman medyayı nasıl ele geçirdiğini de biliyoruz.

Askeri vesayet rejiminden kurtulacağım diye başlattığı operasyonlara askere ve farklı alanlara nasıl Sarayın vesayetini dayattığını biliyoruz. İşte böyle böyle bir sistem kurdukları için yolumuzun meşakkatli ve zor olduğunun farkındayız. Bizler bize dayatılan bu insanlık dışı hayatı kabullenmemeliyiz. Demokratik bir yaşamı inşa etmek, ortak davamızdır. Bu davayı güçlü bir şekilde sahiplenmeliyiz. Cumhuriyetin ikinci yüzyılının bütçesi ne yazık ki bundan uzak. Bizler demokratik cumhuriyeti inşa edecek, demokratik cumhuriyete yakışır bir şekilde demokratik ekonomi programımız hayata geçireceğiz.

Daha büyük bir cesarete daha büyük umuda ve sistematik bir mücadeleye ihtiyacımız var. Hepimiz bunun farkındayız. Değerli halkımız çok olan biziz. Yeter ki bu ölü toprağı üzerimizden atalım. İnancımız bilincimiz cesaretimizi birleştirerek kesinlikle başarabiliriz. Başaracağımıza olan inancımız sonsuz. Başarıya olan inancımızla adalete eşitliğe özgürlüğe olan inancımızla bunun için bedel ödeyen bir parti olarak bütün ödediğimiz bedellere rağmen asla geri adım atmayacak savunduğumuz değerleri savunmaya devam edecek ve böylesi bir düzeni kurana dek mücadelemiz devam edecek.”

Paylaşın

İYİ Parti Sözcüsü Zorlu: Tek Başımıza Seçimlere Katılacağız

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, “Genel İdare Kurulumuzun kararı net. Biz tek başımıza seçimlere katılacağız. Tartışmaya açık bir konu değil. En üstten, en alta kadar bütün birimlerimizi ve mensuplarımızı bağlayan bir karar. Önümüzdeki günlerde, seçimler yaklaştıkça; İYİ Parti’nin böyle bir alternatif güzergahı açmış olmasının ne kadar kıymetli olduğunu bizzat vatandaşlarımız müşahede edecekler” dedi.

Asgari ücrete ilişkin de konuşan İYİ Parti Sözcüsü Zorlu, yılda bir kez zam yapılması zorunluluğunun anlaşılmaz olduğunu dile getirerek “Asgari ücret konusunda partimizin önerisi, yılda iki kez düzenleme yapılmak kaydıyla; ocak ayında 17 bin lira ve temmuz ayında 20 bin 500 liraya yükseltilecek şekilde belirlenmesidir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, parti Başkanlık Divanı ve Genel İdare Kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Birgün’ün aktardığına göre; Zorlu’nun basın toplantısında şunları söyledi:

“Yunus Emre Göçer… Biri otizmli, iki evlat sahibiydi. İstanbul’da, kuryelik yaparak evini geçindirmeye çalışıyordu. 30 Kasım günü trafikte bir cinayete kurban gitti. Ortaya çıkan görüntüler ve yaşanan gelişmeler, Türkiye’de nasıl bir hukuk katliamı yaşanabildiğini de bir kez daha gözler önüne serdi. Zira, genç emekçinin hayatını kaybetmesine sebep olan kişi Somali Cumhurbaşkanı’nın oğluydu ve elini kolunu sallayarak kaçmayı başarmıştı. Fail, savcılığa bile götürülmeden ifadesi alınıp, tedbir bile konmadan salıverilmiş.

Bilirkişi raporu ise olaydan tam 8 gün sonra yazılmış. Olay yeri kaza tutanağında başlayan hukuksuzluk, bu imtiyazlı kişinin yurtdışına kaçışına kadar da devam etmiş. Yalanlanmayan iddiaya göre; kolluk mensupları suçluyu aklamak ve ceza almasını önlemek için bir cinayet değil intihara benzediğini söylercesine bazı ifadelerde bulunmuşlar. Adalet Bakanı Sayın Tunç ise gazetecilerin sorusuna ‘gündem Filistin’ yanıtı verse de bu sorulardan kaçamayacaklar.

Asıl soru şu: Yurt dışına kaçmasında bir ihmal var mıdır, yok mudur? Ayrıca memurların açığa alındığını öğrendik, ama açıklanması gereken bir nokta var. Bu memurlara, tutanağın bu şekilde düzenlenmesi emrini veren yetkili kişi ya da kişiler kimlerdir? Ne yazık ki failin kaçışına göz yumulduğuna işaret eden ciddi şüpheler bulunmaktadır. Kimse kusura bakmasın, siyasi iktidarın hukuk anlayışı hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukukudur. Her gün bir başka vatandaşımız güçlüyü koruyan bir haksızlığın öznesi oluyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin her ferdi, bir gün mutlaka böyle bir adalet arayışına çıkmak zorunda kalıyor. Kimsenin hukuk güvenliği kalmamıştır. Vatandaşlarımız yalnız değil. İYİ Parti olarak biz, tüm vatandaşlarımızın hukukun mücadelesinin destekçisi olacağız. Sayın Genel Başkanımız bugün, merhumun ailesi ile görüştü, eşiyle. Yanında olduğumuzu ifade ettiler. Bu davanın en üst seviyede takipçisi olmayı sürdüreceğiz.

“‘Bir kuru ekmek, derme çatı bir neyinize yetmiyor’ anlayışı”

Asgari ücret pazarlığı başladı. Pazarlık denebilirse. Asıl önemlisi, ülkemizin bir asgari ücretli ülkesi haline gelmiş olması. Mevcut ücretin biraz üzeri ve altını dikkate alırsak; Türkiye’de bugün çalışanların yüzde 60’ı bu kapsamda ücretlendiriliyor. Türkiye neredeyse, tek tip ücretin gayrı resmi olarak kurallaştırıldığı bir ülke haline getirildi. Yılda tek seferde düzenleme yapılması inadı kabul edilebilir değil. Çalışma Bakanı Sayın Işıkhan, ‘mevzuat gereği bir kez zam yapılabilir. Deprem sebebiyle Cumhurbaşkanımızın talimatıyla ikinci kez yapıldı’ açıklamasını yaptı. Kemer sıkma planının zaten zor geçinen insanlar üzerinden uygulamaya konulmasını kabul etmiyoruz.

Türk milletinin ‘bir kuru ekmek, derme çatı bir neyinize yetmiyor’ anlayışı ile yoksullukla mücadelede kaderine terk edildiğini üzülerek görüyoruz… Büyükşehirlerde, hanede iki çalışması halinde bile barınma ve ulaşım dışında hiçbir ihtiyacın karşılanmasına imkan vermeyen bir ekonomik modelleme şu dönemde anlaşılabilir değil. Bu duruma sebep olan siyasi iktidar, kendi yarattıkları açmazlarla uğraşmak durumunda kalıyor…

Asgari ücret konusunda partimizin önerisi, yılda iki kez düzenleme yapılmak kaydıyla; ocak ayında 17 bin lira ve temmuz ayında 20 bin 500 liraya yükseltilecek şekilde belirlenmesidir…”

CHP ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için bir iş birliğinin gündemde olup olmadığının sorulması üzerine Zorlu, “Genel İdare Kurulumuzun kararı net. Biz tek başımıza seçimlere katılacağız. Tartışmaya açık bir konu değil. En üstten, en alta kadar bütün birimlerimizi ve mensuplarımızı bağlayan bir karar. Önümüzdeki günlerde, seçimler yaklaştıkça; İYİ Parti’nin böyle bir alternatif güzergahı açmış olmasının ne kadar kıymetli olduğunu bizzat vatandaşlarımız müşahede edecekler” dedi.

Paylaşın