CHP Lideri Özer, Erdoğan’a Seslendi: Filistin’e Gidiyorum

CHP Lideri Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek, “Filistin davası bizim davamızdır. Bugün sözle Filistin’e destek olunmaz, Filistin’e destek olmak sadece söz söyleyerek, kınayarak olunmaz. Eylemle olur. Bunun için eğer yapacaksanız İsrail’e ambargo uygulayacaksınız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir yandan çıkıp Filistin için güzel sözler söylemek, timsah gözyaşları dökmek. Sonra Filistin’e size, çevrenize, ailenize yakın kişilerin gemileri ile halen daha ticaret yapmak samimiyet değildir. Buradan bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Samimiysen, ben önümüzdeki günlerde Filistin’e gidiyorum. Filistin meselesine destek olmak için, Filistin ile dayanışmak için, dünyanın dikkatini buraya çekmek için gidiyorum. Cesaretin varsa bu ülkedeki tüm siyasi partilerin liderleriyle birlikte, bizimle birlikte Filistin’de olursun.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Nevşehir’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacıbektaş’a gelişinin 104’üncü yıldönümü etkinlikleri programında konuştu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un da yer aldığı programda, Genel Başkan Özgür Özel şunları söyledi:

“Ben buraya Genel Başkan Yardımcılarım, milletvekillerim, Parti Meclis üyelerimle geldim. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımızla geldim. Ayrıca bütün belediye başkanlarımızla birlikte ama buraya olan özel ilgisi ile çok sayıda hizmeti ile bugün buraya davetli olan ama başka bir programı olduğu için bize eşlik edemeyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun selamları ile geldim.

Tabi birçok kimliğimiz var. Burada Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı olarak ya da arkadaşlarımız milletvekili kimlikleri ile değil bu güzel davete icabet etmiş mihmanlar olarak aranızdayız. Burası Türkiye’nin, Anadolu’nun en önemli yerleşim birimlerinden bir tanesi. Burada açık gönüller var, açık eller var, açık kucak, açık yürekler var. Burada geleni geri çevirmek yok. Burada gelene ev sahipliği etmek var. 3 güne kadar makam ve mevki ayırmadan misafir etmek var. 3 günden sonra hizmet etmek isteyene de yer açmak, gönüllerde yer açmak ve ondan sonraki süreçte hep birlikte olmak var.

Bugün çok tarihi bir gün. 104’üncü yılındayız. Partimizin ve ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Hacıbektaş’ı ziyaretinin. O 19 Mayıs 1919’da artık İstanbul’da yapacak bir şey kalmadığı için, işgal altındaki bu toprakları kurtarmak için tek çarenin Anadolu’ya çıkmak olduğunu bildiği için Samsun’a çıktı. Ardından kongreleri gerçekleştirdi. Yeniden Sivas’a gitti ve Ankara’ya giderken aklına 2 şey geldi. Bir tanesi Selanik’teyken bir Bektaşi babasının kendisine söylediği şu sözler:

‘Bir gün Anadolu’da bir mücadeleye girersen, arkanda samimi bir güç ararsan, uzun yıllar o topraklarda acı çekmiş, bedel ödemiş Alevilerin yardımını almak için Hacıbektaş’a gitmelisin. Hacıbektaş’ın başında bir dua okumalısın. Aradığın desteği muhtaç olduğun kudreti, postun başını bulduğunda, ona sorduğunda arkanda bulacaksın’. Gelir duasını yapar, postun başını bulur ve Çelebi Cemalettin Efendi ile birlikte uzun ve faydalı sohbete tutuşur. O sohbetin bir yerinde ‘Eğer muvaffak olursan ki olacağına inancım tamdır. Bu topraklara Cumhuriyeti getirecek misin, eşitliği getirecek misin’ sorusu ile muhatap olur. Birazcık sessizce gözünün içine bakar ve der ki ‘Eğer aramızda kalırsa, eğer aramızda kalacaksa, evet. Günü geldiğinde Cumhuriyet’i ilan edeceğim.’

O konuşmadan neredeyse 4 yıl sonra ‘Çocuk yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz’ deyince yaverinin, sonra arkadaşlarının duyduğu heyecan aslında 4 yıl önceki bir ortak taşınan sırrın aleniyet kazanmasıdır. Cumhuriyetin kurulacağı yani memlekete demokrasinin geleceği, eşitliğin geleceği, kadın ve erkek eşitliğinin geleceği, kadınların seçme ve seçilme hakkının olacağı, bu topraklarda çağdaş bir ülkenin kurulacağının ilk kararının verildiği, ilk sohbetinin yapıldığı ve o sırrın 4 yıl boyunca tutulduğu bu topraklarda bulunmak hepimiz için büyük bir onur ve gurur.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün o gün burada sadece manevi bir destek almadığını biliyoruz. Kendisinin de hiç beklemediği önemli bir maddi desteği aldığını, ayrıca Anadolu’nun neresine giderse gitsin Horosan Erenlerinin koşup kendisi ile birlikte bu memleket için ölmeye hazır olduklarını ve onlara buradan verilen emaneti hep birlikte biliyoruz ve sayıyoruz. Anadolu’nun neresine gidersek gidelim bu toprakların kuruluşunda, buranın hepimize yurt oluşunda, üzerinde egemenliğin simgesi bayrağın dalgalanışında Anadolu’nun neresine giderseniz gidin Horosan Erenlerinin türbesinin tepesinde dalgalanan Türk bayrağını görürsünüz. O bayrak Hacıbektaş Veli sayesinde dalgalanıyor. O bayrak Gazi Mustafa Kemal Atatürk sayesinde dalgalanıyor.

O günlerde kurulan Cumhuriyet eşitlik ilkesine dayanıyordu. Anayasamıza, toplum sözleşmemize göre Misaki Milli sınırları içinde yaşayan herkes eşit ama 100’üncü yılını kutladığımız Cumhuriyeti şimdi yönetenler bu topraklardaki Anayasamızda teminat altında olan eşitliği uygulamıyorlar. Maalesef bugün Türkiye’de Alevilik inancı, Alevilerin inançları eşit yurttaşlık temelinde karşılık bulmuyor. Bu ülkede bir dine mensup olanların, bir mezhebe mensup olanların bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanırken, bir başka kendini bağlı görenlerin, hissedenlerin, o inancı yüreğinde taşıyanların ibadethaneleri devlet katında ibadethane kabul edilmiyor.

O ibadethanelerin masrafları ve giderleri başka ibadethaneler gibi, ben bir Sünni vatandaşınızım benim gittiğim caminin imam ve müezzininin maaşı devlet tarafından ödeniyor. Elektrik, su, her türlü gideri devlet tarafından gideriliyor. Ama Alevi yurttaşlara gelince cemevleri ibadethane sayılmıyor. Bu eşitsizliğe itiraz ediyoruz. Bu eşitsizliği ortadan kaldıracağız.

Ayrıca burası bir Cumhuriyet, burası bir devlet. Devleti devlet yapan anayasası, anayasa gereği topladığı vergiler. Devlet sağ eliyle vergi topluyor, sol eliyle hizmet yapıyor. Vergiyi toplarken Müslüman, Hristiyan, Alevi, Sünni’den vergiyi eşit bir şekilde toplayıp, hizmet yaparken bazılarına hizmet yapmak, bazılarına hizmet yapmamak… Bazılarının ihtiyaçlarını karşılamak, bazılarının ihtiyaçlarının ihtiyaçlarını karşılamamak eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca herkesin istediği gibi inanma, istediği gibi ibadet etme, istediği gibi din eğitimi alma hakkı vardır.

Ancak zorunlu din eğitimi adı altında Alevi yurttaşların kendi inançları ile ilgili çocuklarının almalarını istedikleri eğitime devletin eşitlikçi yaklaşmaması, dayatmacı ve tekçi yaklaşmasını da kabul etmiyoruz, buna itiraz ediyoruz. ÇEDES programı adı altında laik eğitimin örselendiği, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Aleviler tarafından kabul görmeyen bir oluşum ile inancın sanki bir kültür sanat faaliyetiymiş gibisine nitelendirildiği bir sürecin içindeyiz. Bir bakanın ağzından Meclis kürsüsünden tarikatları STK kabul edip, cemaatlerle protokol yapıldığını ve bundan sonra da yapılacağının söylenmesi, bu gerici anlayış ile bu topraklarda yaşayan çocuklarımızın yurt ihtiyaçlarının ‘Aman tarikatlara, bize yakın cemaatlere gitsinler.

Orada bize uygun nesiller olarak yetiştirilsinler’ anlayışını son derece tehlikeli buluyoruz. Buna itiraz ediyoruz. Bununla mücadele edeceğiz. Ayrıca her sene Sivas ve Madımak’ın yıl dönümünde bir engelim yoksa orada oldum. Bu sene Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sıfatıyla Madımak’ta olacağım. Madımak’ın bir utanç müzesi haline getirilmesine kadar, oradaki o katliamın Türkiye Cumhuriyeti’nin utancının simgelendiği ve orada ölen canlardan, Alevilerden devletin özür dileyeceği güne kadar Madımak’ta mücadele etmeye, yüreğimizdeki yanan ateşi söndürmemeye söz veriyorum.

Bir yandan da bulunduğumuz topraklar barışın toprakları. Hünkar Hacıbektaş Veli’nin bir kucağında aslanı, bir kucağında ceylanı tuttuğu, bu öğretiyle Anadolu’ya barışı yaydığı, işte ondan 600 yıl sonra buralara gelmiş birisinin de dünya kadar kan akıtılarak, dünya kadar şehit verilerek, toprakların her santimetresi şehit kanıyla sulanarak verilen mücadeleden sonra ‘Yurtta barış, dünyada barış’ demesi o felsefenin Cumhuriyetin kurucu kadrolarının iliklerine, damarlarına kadar hissettikleri felsefe olduğunu, bu toprakların gerçekliğinin savaş değil barış olduğunu hep birlikte hatırlamalıyız.

Bugün Filistin’de, Gazze’de İsrail devleti, kendisine karşı yapılan bir terörist saldırıyı bir başlangıç kabul ederek, onu araçsallaştırarak, kendi kaybettiği sivil kayıplara hepimiz ağlarken bu sefer dönüp Filistin’de 20 bine yakın insanı, 10 bine yakın bebeği ve çocuğu katletmiştir, katletmeye devam etmektedir. Bugün 18 bin tane civciv ölse dünyanın herhangi bir ülkesinde bu bütün dünyada birinci haberdir. 18 bin civciv niye öldü, ne oluyor orada diye bakılır. Ama günün birinde Bosna Hersek’teki mezalime susanlar, bugün katliamın bir tarafı İsrail olunca Filistin’deki katliama susmaktadırlar.

“Filistin’e destek olmak sadece söz söyleyerek, kınayarak olunmaz”

Arafat ile kurduğu ilişkiyle, Filistin devleti ile kurduğu ilişkiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, partimizin üçüncü Genel Başkanı Karaoğlan Bülent Ecevit’in yaklaştığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yaklaştığı gibi Filistin davası bizim davamızdır. Bugün sözle Filistin’e destek olunmaz, Filistin’e destek olmak sadece söz söyleyerek, kınayarak olunmaz. Eylemle olur. Bunun için eğer yapacaksanız İsrail’e ambargo uygulayacaksınız. Bir yandan çıkıp Filistin için güzel sözler söylemek, timsah gözyaşları dökmek.

Sonra Filistin’e size, çevrenize, ailenize yakın kişilerin gemileri ile halen daha ticaret yapmak samimiyet değildir. Buradan bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Samimiysen, ben önümüzdeki günlerde Filistin’e gidiyorum. Filistin meselesine destek olmak için, Filistin ile dayanışmak için, dünyanın dikkatini buraya çekmek için gidiyorum. Cesaretin varsa bu ülkedeki tüm siyasi partilerin liderleriyle birlikte, bizimle birlikte Filistin’de olursun.

1967 sınırlarında Doğu Kudüs’ün başkent olduğu Filistin devletini savunmaya, Filistin’in yanında durmaya, buna saygı gösterirse İsrail devletiyle de en iyi ilişkileri kurmaya Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihi şahitlik etmiştir ve bundan sonra da böyle olacaktır. Ancak bir yanda bu kadar büyük zulüm varken, bir yanda mazlumlar varken, bir yanda mağdurlar varken, güçlünün yanında olmak, güçlüye ses çıkarmamak doğru değildir. Hünkar Hacıbektaş Veli’nin dediği gibi ‘Gücünü göstereceksen mağdura, mazluma değil zalime göstereceksin.’ Son olarak buradan Türkiye’nin kutuplaşmış iklimine, mahallere ayrılmaya çalışılan ve birbirine düşmanlaştırılmaya çalışan 81 vilayette yaşayan, inancı, etnik kökeni ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına barışın başkentinden sesleniyoruz.

Sevginin, hoşgörünün başkentinden, Hacıbektaş’tan sesleniyoruz. Bu ülkenin kırgınlıkları, kavgaları, tartışmaları, gözyaşlarını bir kenara bırakması. Kucaklaşması. Kutuplaştırmaya çalışanlara inat kucaklaşması. Kardeşleri birbirine kırdırmaya çalışanlara inat kardeşleşmesi. Bundan sonraki süreçte bir ve beraber olması. Bundan sonraki süreçte Atatürk’ün kurduğu Türkiye hayaliyle, onun kurduğu Cumhuriyete hep birlikte sahip çıkması gerekmektedir. Biz buradan Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüm siyasi görüşlere, tüm etnik kökenlere, tüm mezheplere, tüm inançlara sesleniyoruz. Diyoruz ki, gelin canlar bir olalım.”

Paylaşın

ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırımlar Yolda: Türk Bankaları Da Etkilenebilir

ABD Başkanı Joe Biden, Rusya’ya yönelik yaptırımları genişleten yeni bir kararname imzalayacak, Kararnamenin Rusya’nın yaptırımları delmesine kasten ya da istemeden yardımcı olan Çin, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerdeki bankalar üzerindeki baskıyı artırarak Rusya’ya yönelik yaptırımları güçlendireceği ifade edildi.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, finans kuruluşlarının attıkları adımlarda Rus paravan şirketler tarafından yaptırımları delmek için kullanılmadıklarından emin olmaları gerektiğine işaret etti. Kararnamenin, ABD’nin partner ve müttefik ülkelerinin bilgisi dahilinde hazırlandığı kaydedildi.

DW Türkçe’de yere alan habere göre; ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, Başkan Joe Biden’in Rusya’ya yönelik yaptırımların delinmesine katkı sağlayan finans kuruluşlarına yaptırım öngören bir kararnameyi bugün imzalayacağını açıkladı. Yeni yaptırımlar, Rus savunma sanayisinde silah üretimi için gereken malzemelerin finansmanına yardım eden bankaları hedefliyor.

Yellen, kararnamenin yaptırımları delenler üzerindeki baskıyı artıracağını, bunun yanı sıra Washington’a Rusya menşeli olan ancak üçüncü ülkelerde işlenen deniz mahsulleri ve elmas gibi ürünleri yasaklama imkânı vereceğini söyledi.

“Rusya’nın savaş makinesine karşı yeni ve güçlü araçları” hayata geçirmek için adım attıklarını belirten Yellen, Rus savunma sanayisine malzeme tedarikini kolaylaştıran finans kuruluşlarına karşı bu araçları kullanmakta tereddüt etmeyeceklerini kaydetti.

ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo da CNBC televizyonuna yaptığı açıklamada, yeni kararnamenin Rusya’nın yaptırımları delmesine kasten ya da istemeden yardımcı olan Çin, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerdeki bankalar üzerindeki baskıyı artırarak Rusya’ya yönelik yaptırımları güçlendireceğini söyledi.

Adeyemo, finans kuruluşlarının attıkları adımlarda Rus paravan şirketler tarafından yaptırımları delmek için kullanılmadıklarından emin olmaları gerektiğine işaret etti. Kararnamenin, ABD’nin partner ve müttefik ülkelerinin bilgisi dahilinde hazırlandığı kaydedildi.

ABD ve Avrupa Birliği ile İngiltere, Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldırması sonrasında Moskova üzerinde baskıyı artırmak için finans sektörünü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ve çok sayıda oligarkı hedef alan yaptırımlar uygulamaya başlamıştı.

ABD, Rusya’ya yönelik yaptırımları deldiği ya da delinmesine yardım ettiği gerekçesiyle son dönemde özellikle Türkiye, BAE ve Çin’den kişi ve şirketlere art arda yaptırım kararları açıklamıştı. Son olarak geçen hafta Rusya, Türkiye, Çin ve BAE’den 250’yi aşkın kişi ve kuruluş yaptırım listesine alındı. Yaptırımlar, Rusya’nın enerji ihracatı, savunma, bankacılık, madencilik ve metal endüstrilerini hedef almıştı.

ABD’li yetkililer Türkiye ve BAE gibi ülkelerdeki ziyaretlerinde ABD’nin yaptırım uyguladığı kuruluşlarla iş birliği yapmaları halinde G7 ülkeleri piyasasına erişim hakkını yitirebilecekleri uyarısını dile getirmişti.

Paylaşın

Şimşek’ten Dikkat Çeken “Borsa” Açıklaması: Oyun Alanı Değil

Borsa İstanbul’un 150. yıl dönümü programında konuşan Bakan Mehmet Şimşek, “Tüm vatandaşlarımıza finansal okuryazarlık dersini vermemiz gerekiyor. Borsamız sermaye piyasalarının çok değerli bir platformu” dedi ve ekledi:

“Bunun sağlıklı işlemesi bizim için çok değerli. Bu konuda hassasiyetle üzerimize düşeni yapıyoruz çünkü Borsa’nın sağlıklı işlemesi, firmalarımızın sağlıklı finansmana erişiminin en önemli itici gücü olacak. Borsa bir oyun alanı değildir, o nedenle SPK’nın yaptığı çalışmalar önümüzdeki dönemde çok daha etkili olacak.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Borsa İstanbul’un 150’nci yıl dönümü programında konuştu. BloombergHT’nin aktardığına göre; Bakan Şimşek, buradaki konuşmasında, Borsa’nın 150 yılının sadece bir kurumun sembolik tarihini yansıtmadığını, toplumsal ve ekonomik gelişim ve birikimi de yansıttığını söyledi.

Ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şimşek, şunları ifade etti: “Son 21 yılda Türkiye ekonomisi Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) olarak 238 milyar dolardan, bu sene sonu itibarıyla muhtemelen 1,1 trilyon dolar civarına ulaşmış olacak, yeni rekorlar kırılmış olacak. Borsamızda aynı dönemde, piyasa değeri olarak 10,5 kat büyüdü. Borsanın ekonomide çok değerli bir işlevi var. Bu işlev ideal olarak, küçük birikimlerin menkul değerlere dönüşerek yatırımlara yönlendirilmesidir.

Yani firmalarımızın, yatırım, büyüme, işletme finansmanı ihtiyaçlarını daha sağlıklı, kalıcı, uzun vadeli, sermaye piyasaları enstrümanları üzerinden edinmeleri çok kritik. Önümüzdeki dönemde, eylül ayında açıklanan Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerini gerçekleştirerek, firmalarımızın dezenflasyon sonrasında uzun vadeli sermaye benzeri kaynaklara çok daha güçlü erişimini sağlamış olacağız.

Önümüzdeki dönemde OVP’nin uygulanmasıyla, ekonomimizde öngörülebilirlik çok daha fazla artacak. Sürdürülebilir yüksek büyümenin temelleri çok daha sağlıklı şekilde atılmış olacak. Makro finansal istikrar pekişiyor, son aylarda hemen her alanda açıklanan programa bir güven var, TL varlıklara ciddi talep var. Bütün bunlar firmalar ve vatandaşlarımız açısından çok değerli kazanımlara vesile olacak.”

Bakan Mehmet Şimşek, OVP’nin önemli hedeflerinden birinin sermaye piyasalarını derinleştirmek olduğunu belirterek, finansal okuryazarlığın önemini vurguladı.

8,6 milyon kişinin Borsa’da yatırım yaptığına dikkati çeken Bakan Şimşek, şunları kaydetti: “Bu nedenle tüm vatandaşlarımızın finansal okuryazarlık noktasında desteğe ihtiyacı var. SPK’nın bu alanda bir çalışması var, onu da yakında açıklayacağız. SPK 2010’dan bu yana yaklaşık 15 bin üniversite öğrencimize bu eğitimi verdi ama yetmez tüm vatandaşlarımıza finansal okuryazarlık dersini vermemiz gerekiyor.

Borsamız sermaye piyasalarının çok değerli bir platformu. Bunun sağlıklı işlemesi bizim için çok değerli. Bu konuda hassasiyetle üzerimize düşeni yapıyoruz çünkü Borsa’nın sağlıklı işlemesi, firmalarımızın sağlıklı finansmana erişiminin en önemli itici gücü olacak. Borsa bir oyun alanı değildir, o nedenle SPK’nın yaptığı çalışmalar önümüzdeki dönemde çok daha etkili olacak.”

Bakan Şimşek, birikimlerin yatırım, istihdam, üretim ve ihracata yönlenmesi için fiyat istikrarının güçlü şekilde sağlanması gerektiğini belirterek, “Bu yönde de ciddi bir ilerleme var. Son aylarda aylık enflasyonda bir ivme kaybı söz konusu, inanıyorum ki 2024’te bu kayıp daha da ivme kazanacak. Böylece sermaye piyasalarımızın önü de çok daha güçlü şekilde açılmış olacak. 2002’den bu yana gelişmekte olan ülkelere ve dünyaya göre Türkiye ekonomisi çok daha hızlı büyümüştür. 2002 yılını 100 alsak ve reel olarak büyümemizi bugüne taşısak Türkiye 100’den 288’e çıkmış.” dedi.

Paylaşın

İYİ Parti’de Sular Durulmuyor: Çankaya Yönetimine Görevden El Çektirildi

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de sular durulmuyor. Son olarak Çankaya İlçe Başkanı ve İlçe Yönetimine görevden el çektirildi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Çankaya İlçe Başkanlığı’na kurucu ilçe başkanı olarak avukat Doğukan Kozan atandı.

28 Mayıs seçimlerinde sonra istifalar, görev almalar ve parti içi krizle sürekli gündeme gelen İYİ Parti’de son olarak, Ankara’da Akyurt, Çubuk, Haymana ve Beypazarı ilçe başkanlarının görevden alınmasının ardından Çankaya yönetimine de el çektirildi.

İYİ Parti Ankara İl Başkanı Yener Yıldırım, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: “Çankaya İlçe Başkanı ve ilçe yönetimine görevden el çektirilmiş, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak avukat Doğukan Kozan atanmıştır,

Etimesgut İlçe Başkanı Fatih Sultan Mehmet Hamzaçebi Etimesgut Belediye Başkan Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Sn. Gazi Ercüment Tekin atanmıştır. Altındağ İlçe Başkanı Remzi Sağlam Altındağ Belediye Başkan Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak İsmail Serdar Kara atanmıştır.

Polatlı İlçe Başkanı İlhan Dereköy Polatlı Belediye Başkan Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Adnan Sezgin atanmıştır.

Mamak İlçe Başkanı Ümit Yıldırım Mamak Belediye Başkan aday adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Gürbüz Şancı atanmıştır. Keçiören İlçe Başkanı Hüsnü Serkan Oğuz Belediye Meclis üyesi Aday Adayı olduğundan, yerine Kurucu İlçe Başkanı olarak Haluk Baran atanmıştır.”

İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan da dün istifa ettiğini açıklamıştı. Yüksel Arslan’ın istifasıyla birlikte İYİ Parti’nin TBMM’deki sandalye sayısı 38’e düşmüştü.

Paylaşın

Erdoğan: Türkiye, Çekim Merkezi Vasfını Koruyor

Borsa İstanbul 150. Yıl Gong Töreni’nde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Son 21 yılda hayata geçirdiğimiz yenilikler ve düzenlemeler sayesinde sermaye piyasamız ve Borsamız köklü bir dönüşüm geçirdi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul Finans Merkezi’nin de hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi. Türk ekonomisinin yüksek büyüme potansiyeli, yerli yatırımcıların yanı sıra uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekiyor. Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün hem içerde, hem de dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz.”

Erdoğan konuşmasının devamında, “Küresel ekonomide daralma yaşanırken, yabancı sermaye akışları her yerde gerilerken Türkiye, borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi, yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyor. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü, sermayenin korunaklı alanlara doğru çekildiği bir dönemde, uyguladığımız mali programın bir sonucu olarak Türkiye, uluslararası sermaye açısından çekim merkezi vasfını koruyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Borsa İstanbul 150. Yıl Gong Töreni’ne katılarak, bir konuşma yaptı. Cumhuriyet’in 100. yıl dönümünde, borsanın 150. yaşını hep birlikte gururla kutladıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilk kez 1873 yılında kurulan Dersaadet Tahvilat Borsası’nın ardından 1985 yılında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın kurulduğunu hatırlattı.

Farklı borsaları tek çatı altında toplamaya karar verdiklerini ve İstanbul Menkul Kıymetler, Vadeli İşlemler Opsiyon ile İstanbul Altın Borsalarını, 2013 yılında “Borsa İstanbul” markası altında birleştirdiklerini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Borsamız bir anonim şirkete dönüşerek, daha şeffaf, daha dinamik; takas ve saklama kurumlarıyla daha entegre bir yapıya kavuştu” dedi.

Yatırım, üretim, planlama, istihdam ve ihracata dayalı ekonomik atılımları sürdürürken, ekonomi ve finans sisteminde de birçok düzenleme yaptıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son 21 yılda hayata geçirdiğimiz yenilikler ve düzenlemeler sayesinde sermaye piyasamız ve Borsamız köklü bir dönüşüm geçirdi. İstanbul Finans Merkezi’nin de hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi. Türk ekonomisinin yüksek büyüme potansiyeli, yerli yatırımcıların yanı sıra uluslararası yatırımcıların da ilgisini çekiyor.

Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün hem içerde, hem de dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz. Küresel ekonomide daralma yaşanırken, yabancı sermaye akışları her yerde gerilerken Türkiye, borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi, yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyor. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü, sermayenin korunaklı alanlara doğru çekildiği bir dönemde, uyguladığımız mali programın bir sonucu olarak Türkiye, uluslararası sermaye açısından çekim merkezi vasfını koruyor.”

Son 21 yılda 255 milyar dolardan fazla uluslararası yatırım çekmiş bir ülke olarak, gelecek dönemde sermaye piyasalarının daha da derinleştirilmesine ve tabana yayılmasına ağırlık vereceklerini duyuran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bilhassa katılım finans ve İslami yatırım araçları konusunda çok ciddi bir potansiyel olduğu anlaşılıyor” dedi.

Vatandaşın gönül huzuruyla birikimlerini değerlendireceği ve reel ekonominin istifadesine sunacağı bir iklimi tesis etmekte kararlı olduklarını da ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Enflasyondaki artışın kontrol altına alınmasıyla birlikte ülkemize yönelik kaynak akışının daha da hızlanacağına inanıyoruz. Risk primindeki gerileme ve kredi notumuzdaki iyileşmelerin etkisi başta borsamız olmak üzere sermaye piyasalarımızda da hissedilecektir. Enflasyondaki dengelenmeye bağlı olarak borsamızın derinliği artacak ve yatırımcılarımız finansman kaynaklarına daha rahat erişebileceklerdir” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Yerel Seçimler” Açıklaması: Çalışmalar Hassas Şekilde İlerliyor

Yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Hem genel merkezimizde hem İstanbul İl Başkanlığımızda ve elbette bizim Büyükşehir Belediyemiz olarak geçirdiğimiz 4 buçuk – 5 yıldaki deneyimlerimizi aktardığımız çalışma merkezlerimiz var. Bu anlamda çok hassas ilerlendiğini biliyorum” dedi ve ekledi:

“Her yerde hem vatandaşlarımızla iyi diyalog kurabileceğine inandığımız güçlü adayların oluşması yönünde çalışan heyetler söz konusu. Aynı zamanda partimizin kurum ve kuruluşlarının sonrasında da güçlü bir yönetim kabiliyetini bütün İstanbul’a yaygınlaştıracak bir tasarım içerisinde çalışmalarının olduğunu biliyorum. Dün itibariyle de parti meclisimizin takdiri ile İstanbul’da, Fatih’te, Mahir Polat arkadaşımız, Pendik’te de Tarık Balyalı arkadaşımız adaylığa layık görüldüler.”

İmamoğlu açıklamasının devamında, “Kendilerine başarılar diliyoruz. Umut ederim ki çok geçmeden, yıl bitmeden bu üç ayın en güçlü şekliyle hızlıca adaylar belirlenir. CHP’nin yönetmediği ama nüfusu fazla olan ilçeleri de çok önemsiyorum. Hızlıca adaylar belirlenir, bu yönde çalışmaların sürdüğünü biliyorum. Hassasiyetle süreci yöneten bütün kurumlarımıza, il başkanlığımıza, çok kıymetli genel başkanımız Özgür Özel’e İstanbul adına teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükada’da Nizam Camisi’nin açılış törenine katıldı. Cami açılışı öncesi vatandaşlarla sohbet eden İmamoğlu, Cuma namazının kılınmasının ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu açıklamasında, “Camilerimiz çok önemli. Buralarda insanlar caminin içine girdiği anda her yönüyle eşitlenirler. Yan yana aynı safta dualarını ederler. Yaratanına sığınırlar. Böylesi maneviyatı yüksek olan camilerimizin de her yönüyle topluma sağlıklı ve güzel mesajlar verebilmesini hep önemsemişimdir. Tarih boyunca İstanbul’da var olan çok önemli, çok kıdemli, çok farklı izleri olan mimarlık eserleri var.

Bunun yanı sıra bazen mahalle içinde bazen bir sokakta oranın yaşayanlarının ihtiyacını görecek boyutta yapılan naif, çevresiyle uyumlu, çevreci ve çok nadide eserler de var. Geçmişten bugüne hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminin bu anlamda çok güzel eserlerini İstanbul’umuzda görebilirsiniz. Büyükada’nın da çok önemli bir özelliği var. Burası aynı zamanda bütün inançların bir arada yaşadığı çok özel bir coğrafya.

Burada sonsuz bir saygıyı görürsünüz. Her inançtan insanın birbirine olan sevgisini ve komşuluğunu yaşarsınız. Bu bağlamda da bugün bu açılan camiye her cemaatten, her inançtan insanlarımız gelecektir. Buraya gelirken hepsiyle selamlaştık. Lokmayı bizlerle birlikte paylaştılar. İstanbul’un Adalar gibi çok farklı semtleri ve mahalleleri de var bu yönüyle. O bakımdan bu caminin bütün komşuları ve inançlarıyla birlikte Adalar’da açılması da bizim için çok kıymetli” dedi.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan İBB Başkanı İmamoğlu, kendisine yöneltilen yerel seçimler ile ilgili sorulara, “Hem genel merkezimizde hem İstanbul İl Başkanlığımızda ve elbette bizim Büyükşehir Belediyemiz olarak geçirdiğimiz 4 buçuk – 5 yıldaki deneyimlerimizi aktardığımız çalışma merkezlerimiz var. Bu anlamda çok hassas ilerlendiğini biliyorum. Her yerde hem vatandaşlarımızla iyi diyalog kurabileceğine inandığımız güçlü adayların oluşması yönünde çalışan heyetler söz konusu. Aynı zamanda partimizin kurum ve kuruluşlarının sonrasında da güçlü bir yönetim kabiliyetini bütün İstanbul’a yaygınlaştıracak bir tasarım içerisinde çalışmalarının olduğunu biliyorum.

“Başkanımız Özgür Özel’e İstanbul adına teşekkür ediyorum”

Dün itibariyle de parti meclisimizin takdiri ile İstanbul’da, Fatih’te, Mahir Polat arkadaşımız, Pendik’te de Tarık Balyalı arkadaşımız adaylığa layık görüldüler. Kendilerine başarılar diliyoruz. Umut ederim ki çok geçmeden, yıl bitmeden bu üç ayın en güçlü şekliyle hızlıca adaylar belirlenir. CHP’nin yönetmediği ama nüfusu fazla olan ilçeleri de çok önemsiyorum. Hızlıca adaylar belirlenir, bu yönde çalışmaların sürdüğünü biliyorum. Hassasiyetle süreci yöneten bütün kurumlarımıza, il başkanlığımıza, çok kıymetli genel başkanımız Özgür Özel’e İstanbul adına teşekkür ediyorum” diyerek cevap verdi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, Oybirliğiyle Can Atalay ‘Kararını Uygulayın’ Dedi

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında ikinci kez “ihlal kararı” verdi. AYM, ilk ihlal kararını 5’e karşı 9 oyla almıştı. İkinci ihlal kararında ise bu rakam 3’e 11 oldu.

Can Atalay’ın avukatları Fikret İlkiz, Deniz Özen, Evren İşler ve Akçay Taşçı, kararın gönderildiği 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sundu. Avukatlar, dilekçede AYM’nin “kısa kararının” saat 15.05’te mahkemeye gönderildiğini belirttiler.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ilk “ihlal kararını” uygulamayarak Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderen birinci derece mahkemesinin şimdi ne karar vereceği ise merakla bekleniyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, Gezi Parkı Davası’nda 18 yıl hapis cezası verilen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında ikinci kez “ihlal kararı” verdi. Genel Kurul üyeleri, Atalay’ın,  Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ve Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine” oyçokluğuyla karar verdi.

Genel Kurul, ihlal kararının 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine ve ihlalin giderilmesine ilişkin karara ise oybirliğiyle karar verdi. AYM Genel Kurulu üyeleri birinci derece mahkemesinin kararı uygulamasına hükmetti:

“Kararın bir örneğinin icra edilmemiş olan Anayasa Mahkemesinin Şerafettin Can Atalay (2) kararı ile eldeki başvuruya ilişkin Şerafettin Can Atalay (3) kararında tespit edilen hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi şeklindeki işlemlerin yerine getirilmesi için anılan mahkemeye gönderilmesine…”

Ayrıca Can Atalay’a 100 bin TL tazminat verilmesine hükmetti. AYM, bir önceki ihlal kararında 50 bin TL tazminat ödenmesine karar vermişti.

AYM, ilk ihlal kararını 5’e karşı 9 oyla almıştı. İkinci ihlal kararında ise bu rakam 3’e 11 oldu. AYM Genel Kurulu’nun bir önceki kararında AYM Başkanı Zühtü Arslan ve başkanvekilleri Hasan Tahsin Gökcan ve Kadir Özkaya, üyeler Engin Yıldırım, Muhammed Emin Kuz, Rıdvan Güleç, Kenan Yaşar, Selahaddin Menteş ve Yusuf Şevki Hakyemez ‘ihlal’ vermişti.

Üyeler İrfan Fidan, Muhterem İnce, Muammer Topal, Yıldız Seferinoğlu ve Basri Bağcı “ihlal” olmadığını belirtmiş ve karşı oy kullanmıştı. Üye Recai Akyel ise oturuma katılmamıştı.

Can Atalay’ın avukatları Fikret İlkiz, Deniz Özen, Evren İşler ve Akçay Taşçı, kararın gönderildiği 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe sundu. Avukatlar, dilekçede AYM’nin “kısa kararının” saat 15.05’te mahkemeye gönderildiğini belirttiler.

AYM kararının yerine getirilmesi talep edilen dilekçede özetle şöyle denildi: “Tespit edilen hak ihlallerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun yeniden yargılanmasına başlanması, mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulması, ceza infaz kurumundan tahliyesinin sağlanması ve yeniden yapılacak yargılamada durma kararı verilmesi’ hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmasına ve Şerafettin Can Atalay hakkındaki mahkûmiyet hükmünün infazının durdurulmasına, bulunduğu Marmara Kapalı Cezaevinden tahliyesini ve yeniden yapılacak yargılama ile ‘durma’ kararı verilmesini talep ederiz.”

Erinç Sağkan: İlk karardan farklı ve önemli

Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan kararı ve ihtimalleri bianet’e değerlendirdi. Sağkan, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı” ve “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının” ihlal edildiğine dair karşı oy kullanan üyelerin “bireysel başvuru hakkının” ihlal edildiğine onaylamalarının önemli olduğunu söyledi.

AYM’nin ikinci kararını önemli bulduğunu söyleyen Sağkan, “Karşı oy kullanan üyeler ‘yasama dokunulmazlığının ihlal edildiğini düşünmüyoruz ancak ne olursa olsun Anayasa Mahkemesi kararının yargı mercileri tarafından uygulanmaması bir hak ihlalidir ve kabul edilemez’ diyorlar. Bu anlamda karar ilk karardan farklı ve önemli diye düşünüyorum” dedi.

Sağkan, “Şimdi ne olacak?” sorusuna ise şu yanıtını verdi: “Anayasa Mahkemesi ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın ilgili mahkemesine gönderilmesine ve Can Atalay’a 100 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti. İlgili 13 Ağır Ceza Mahkemesi, umut ediyorum ki ilk kararda yaptıkları hatayı tekrarlayarak ‘bizim yetkimiz yok, Yargıtay’a gönderiyoruz’ demezler. Çünkü bu yine içinden çıkılamayacak bir hukuksuzluk sarmalına dönmemize vesile olur.

Yetkili mahkeme 13. Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Mahkemenin AYM kararını aldıktan sonra yeniden yargılama usulünü başlatması, Can Atalay’ı tahliye etmesi ve milletvekili olması sebebiyle de yeniden yapılacak yargılamada durma kararı tesis etmesi gerekiyor. Yargının kendi kendine attığı bu düğümün çözümü için önüne çıkan bu fırsatı değerlendirmesi gerekiyor. Mahkemenin aksi bir karar vermesi bizim anayasal bir hukuk devleti olmadığımızın açıkça ilanı demektir, hukuki mecrada yürütebileceğiniz mücadele yöntemleri elinizden alınması anlamına gelir.”

Peki şimdi ne olacak?

Gözler şimdi Gezi davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. AYM kararına göre, ihlali 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gidermesi gerekiyor. AYM’nin, Atalay için yeniden yargılama kararı vermesini istediği yerel mahkeme, Atalay’ın infazını durdurup tahliyesine karar vermesine gerekiyor.

Ancak mahkemenin, ilk ihlal kararında olduğu gibi kararı uygulamayarak topu Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne atıp atmayacağı bilinmiyor. Yerel mahkeme ihlal kararını Yargıtay’a gönderirse, bu kez gözler 3. Ceza Dairesi’ne çevrilecek.

Ne olmuştu?

AYM Genel Kurulu, 25 Ekim’de Can Atalay’ın seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermişti. Kararın gerekçesinde, milletvekillerinin yasama dokunulmazlığına istisna getiren “Anayasa’nın 14. Maddesindeki durumlar” ifadesinin öngörülebilir ve belirli olmadığını, bunu yargının belirleyemeyeceğini kaydetti.

Yüksek Mahkeme, ihlalin giderilmesi, yargılamada durma kararı verilmesi ve Atalay’ın tahliye edilmesi için kararı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermişti. Ancak bu mahkeme, ihlalin Yargıtay kararından kaynaklandığını savunarak, kararı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay’a ilişkin verdiği hak ihlali kararına 8 Kasım’da “uyulmamasına” karar vermişti. Atalay hakkındaki mahkûmiyet hükmünün kesinleştiğini belirten Yargıtay, kararı Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi işlemlerine başlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na göndermişti.

3. Ceza Dairesi, ayrıca Anayasa hükümlerini ihlal ettiği ve kendisine verilen yetki sınırlarını yasal olmayacak şekilde aştığı iddiasıyla “hak ihlali kararı veren AYM üyeleri” hakkında için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

Bu kararın uygulanmaması nedeniyle Can Atalay’ın avukatları, AYM’ye yeniden bireysel başvuruda bulundu. AYM Birinci Bölüm, 13 Aralık’ta görüştüğü başvurunun Genel Kurul’a sevkine karar verdi.

Gezi Davası

Kamuoyunda “Gezi Davası” olarak bilinen yargılama İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapıldı. Mahkeme 25 Nisan 2022’de görülen son celsede sekiz sanık hakkında hapis cezasına hükmetti. Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay ile birlikte Tayfun Mater, Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ekmekçi, Çiğdem Mater, Mine Özerden 18 yıl hapse mahkûm edildi.

Can Atalay 14 Mayıs seçimlerinde Hatay’dan milletvekili seçildiğinde hakkında verilen hapis hükmü, üst derece mahkeme olan Yargıtay’da temyiz aşamasındaydı ve kesinleşmemişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül’de 2023’te Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Türkiye İşçi Partisi milletvekili seçilen Can Atalay, eski Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman, sinemacı Çiğdem Mater’e verilen 18’er yıl hapis cezalarını onadı. 3. Ceza Dairesi Ali Hakan Altınay, Mücella Yapıcı ve Yiğit Ekmekçi hakkındaki cezaları ise bozdu.

(Kaynak: Bianet ve DW Türkçe)

Paylaşın

İYİ Partili Vural, İmamoğlu’nu Hedef Aldı: Tavşan Tuzağıyla Bozkurt Avlanmaz

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu hedef alan İYİ Parti Siyasi İşleri Başkanı Oktay Vural, “Keşke kendi işine baksaydın. Kurumların kararı varken bunu dolanmak için iş çevirmeseydin” dedi ve ekledi:

“Detay dediği ise esas. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarına ve kurallarına uymayanın ne demokrasimize ne de millet iradesine ne de geleceğe hayrı olur. Oyun deşifre oldu. Şimdi de bu tezgahtan sıyrılmaya çalış. Sureti haktan görün…Yok öyle yağma… Tavşan tuzağıyla Bozkurt avlanmaz.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yerel seçimlerde iş birliği önerisini reddeden İYİ Parti’nin seçimlere kendi adayları ile gireceğini duyurmasından sonra başlayan tartışmalar devam ediyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı hedef almış ve  “İkisi de korkup, milletin isteğini kabul etmediler” diyerek gerilimi arttırdı.

Tartışmalara sürerken İYİ Parti Siyasi İşleri Başkanı Oktay Vural da İmamoğlu’nu hedef aldı. Bianet’in aktardığına göre; Oktay Vural, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şöyle dedi:

“Keşke kendi işine baksaydın. Kurumların kararı varken bunu dolanmak için iş çevirmeseydin. Detay dediği ise esas. Demokrasinin vazgeçilmez kurumlarına ve kurallarına uymayanın ne demokrasimize ne de millet iradesine ne de geleceğe hayrı olur. Oyun deşifre oldu. Şimdi de bu tezgahtan sıyrılmaya çalış. Sureti haktan görün…Yok öyle yağma… Tavşan tuzağıyla Bozkurt avlanmaz.”

İYİ Parti Lideri Meral Akşener ne demişti?

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, bir konuşmasında Nihal Atsız’ın bir şiirini okumuş, şiirdeki “Er tez gider, korkak yavaş” dizesi “Mansur Yavaş’a gönderme mi?” sorularının sorulmasına neden olmuştu.

Akşener bu iddiayı reddetse de Uşak’ta yaptığı konuşmada, “Kazanalım diye ağzımı açmadım. Millet bu arkadaşları istiyor diye bunları o masaya götürdüm. O masadan kovuldum. İkisi de korktu kabul etmedi. Benim değil milletin istediğini kabul etmediler” demişti.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Akşener’in “korkak” sözlerine cevap olarak “Hiçbir zaman korkmadım. Korkan, Ankara Büyükşehir Belediyesine aday olmaz.” diyen Mansur Yavaş, “Elimizi taşın altına koymamız gerekirse, koyarız. Ama bunun yolu yordamı, usulü bellidir. Beni daha önce de başka bir siyasi partinin genel başkanı aday olmam için çağırmıştı. Sayın Kılıçdaroğlu’nun aday olacağına dair sayın Akşener’in söylemleri olmuştur. Keşke bunu son ana bırakmadan karar alınsaydı, daha düzgün olurdu.” diye konuşmuştu.

İmamoğlu da Akşener’in sözlerine cevap olarak “Ben söyleyeceğimi söyledim. Ben o defteri kapattım. Önüme bakıyorum. Süreçte şu an ifade edeceğim başka bir şey yok. Eski dost düşman olmaz. Küçük detaylar üzerinden konuşmayı artık uygun görmüyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

HRW: Meta, Filistin Yanlısı İçeriklere Sansür Uyguluyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), sosyal medya platformu Meta’nın Filistin yanlısı içeriklere sistematik sansür uyguladığını duyurdu. HRW, 60 ülkede binin üzerinde Meta sansürü vakasının belgelediğini açıkladı.

Sansürlenen içerikler arasında Filistin’i destekleyen barışçıl ifadeler ve Filistinlilerin insan hakları hakkında kamuya açık tartışmalar da yer aldı.

Onlarca vakada Filistinlilerin ölümleri ve çektikleri acıları belgeleyen ve haber değeri taşıyan gönderiler Meta tarafından kaldırıldı. Meta bu gönderileri kaldırmasını “şiddet içeren içerik, nefret söylemi, çıplaklık” gibi gerekçelerle açıkladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), sosyal medya devi Meta’nın Gazze’deki savaş boyunca Filistinlilerin seslerini sistematik olarak susturmaya yönelik sansür uyguladığına ilişkin bir rapor yayımladı.

Sol Haber’in aktardığına göre; raporda Facebook ve Instagram’ın sahibi olan Meta şirketinin Filistin yanlısı içerikleri, “hatalı içerik yönetimi politikaları, kötü uygulama ya da hükümet etkisiyle” ya yayından kaldırdığı ya da baskıladığı belirtildi.

HRW yetkilisi Deborah Brown rapora ilişkin yaptığı açıklamada, Meta’nın Filistin’i destekleyen içeriklere sansür uygulamasının, halihazırda Filistinlilerin sesini boğan zalimlik ve baskı ortamının daha da ağırlaşmasına yol açtığını belirtti.

Sosyal medyanın, insanların yaşadıklarına tanıklık etmeleri ve hak ihlallerine karşı seslerini yükseltmeleri için önemli bir platform olduğunu kaydeden Brown, Meta’nın uyguladığı sansürün Filistinlilerin çektiği acıların daha da görünmez kılınmasıyla sonuçlandığını ifade etti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 60 ülkede binin üzerinde Meta sansürü vakasını belgelediğini duyurdu. Sansürlenen içerikler arasında Filistin’i destekleyen barışçıl ifadeler ve Filistinlilerin insan hakları hakkında kamuya açık tartışmalar da yer aldı.

Onlarca vakada Filistinlilerin ölümleri ve çektikleri acıları belgeleyen ve haber değeri taşıyan gönderiler Meta tarafından kaldırıldı. Meta bu gönderileri kaldırmasını “şiddet içeren içerik, nefret söylemi, çıplaklık” gibi gerekçelerle açıkladı.

Filistin’i destekleyen yüzlerce içerikse Meta tarafından “tehlikeli örgütler ve kişiler” politikası gerekçesiyle baskılandı ya da kaldırıldı. Raporda, Meta’nın bu politikasını, “İsrail ve Filistinli silahlı gruplar arasındaki çatışmalara ilişkin meşru ifadeleri geniş ölçüde kısıtlamak için” kötüye kullandığı ifade edildi.

Başka bir dizi vakada da Meta, Filistinlilere destek veren kullanıcıların hesaplarını ya sildi, ya askıya aldı, ya da onlara haber vermeksizin gönderilerinin görünülürlüğünü kısıtladı veya gizledi.

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa: Meclis’teki Sandalye Sayısı 38’e Düştü

Partisinden istifa ettiğini duyuran İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan, “14 Mayıs 2023 seçimi sürecinde yapılan ön seçim; gençlerin siyaset yapmasına, partimizin demokratik usullerle aday göstermesine öncülük yaptı. Bizleri daha gayretli çalışmamız hususunda motive ederek halkımızla kaynaşmamızı sağladı. Bu sebeple İYİ Parti’nin siyasi varlığını devam ettirmesi en büyük arzumdur” dedi ve ekledi:

“14 Mayıs seçimi sonuçları üzerinden başlayan siyasi ittifak tartışmaları, yaklaşan 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde partilerin tutumları ve gösterecekleri adaylar üzerinden devam etmektedir. Seçimlerde iktidar medyasının kara propagandası adaylarımızı, yöneticilerimizi olumsuz yönde etkilemiştir. Seçim sürecinde yaşanan olumsuzlukları değerlendirmeye alan İYİ Parti 31 Mart 2024 yerel seçimlerine ittifaksız girme yönünde bir irade beyan etmiştir.”

Arslan açıklamasının devamında, “Partimiz iradesini beyan etmesine rağmen ben mevcut siyasi ve sosyal gerçeklikten hareketle sürecin başından itibaren Ankara özelinde partimizin tabanının iradesini, beklentilerini karşılayacak sağduyulu bir kararın alınması için çaba sarf ettim. Partimizin yetkili organları ve Genel Başkanım Sayın Akşener’in bilgisi dâhilinde partimizin kazanımlarını koruyacak şekilde Ankara’da iş birliğinin devam ettirilmesi gerektiğini, Ankara’nın diğer illerden farklı olduğunu anlatarak alınacak kararın Ankara için olumlu sonuçlanması için samimi bir şekilde çaba gösterdim.”

CHP’den gelen “işbirliği” teklifini reddetmesinin ardından istifalarla gündemden düşmeyen İYİ Parti’de Ankara Milletvekili Yüksel Arslan partisinden istifa ettiğini duyurdu. Yüksel Arslan, istifa kararına ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“İYİ Parti, Türk siyasetinde ortaya çıkan derin boşluğu doldurmak, seçmenin iradesinin en doğru şekilde parlamentoya yansımasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Ülkemizde demokrasinin kökleşip kurumsallaşmasını ve kamu kaynaklarının etkin, verimli bir şekilde kullanılıp devletimizin daha güçlü olmasını, hizmetlerin herkese eşit, adil bir şekilde ulaşmasını isteyen insanlarımızın sesi, sözü olmak amacıyla siyaset sahnesinde güçlü bir şekilde yerini almıştır.

Emperyalist istila ve işgale karşı 100 yıl önce verdiğimiz İstiklal mücadelesini zaferle sonuçlandırarak Türk milletinin yeniden tarihin öznesi olmasını sağlayan Türk milliyetçilerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde etkin, aktif bir şekilde temsil edilmelerini sağlayan İYİ Parti; tabanından en üst kademesine kadar vatansever, samimi, dürüst, çalışkan ve sorumluluk sahibi insanların partisidir. Benim de İYİ Parti’de bulunma nedenim budur.

14 Mayıs 2023 seçimi sürecinde yapılan ön seçim; gençlerin siyaset yapmasına, partimizin demokratik usullerle aday göstermesine öncülük yaptı. Bizleri daha gayretli çalışmamız hususunda motive ederek halkımızla kaynaşmamızı sağladı. Bu sebeple İYİ Parti’nin siyasi varlığını devam ettirmesi en büyük arzumdur.

14 Mayıs seçimi sonuçları üzerinden başlayan siyasi ittifak tartışmaları, yaklaşan 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde partilerin tutumları ve gösterecekleri adaylar üzerinden devam etmektedir. Seçimlerde iktidar medyasının kara propagandası adaylarımızı, yöneticilerimizi olumsuz yönde etkilemiştir. Seçim sürecinde yaşanan olumsuzlukları değerlendirmeye alan İYİ Parti 31 Mart 2024 yerel seçimlerine ittifaksız girme yönünde bir irade beyan etmiştir.

Partimiz iradesini beyan etmesine rağmen ben mevcut siyasi ve sosyal gerçeklikten hareketle sürecin başından itibaren Ankara özelinde partimizin tabanının iradesini, beklentilerini karşılayacak sağduyulu bir kararın alınması için çaba sarf ettim. Partimizin yetkili organları ve Genel Başkanım Sayın Akşener’in bilgisi dâhilinde partimizin kazanımlarını koruyacak şekilde Ankara’da iş birliğinin devam ettirilmesi gerektiğini, Ankara’nın diğer illerden farklı olduğunu anlatarak alınacak kararın Ankara için olumlu sonuçlanması için samimi bir şekilde çaba gösterdim.

Görüş ve düşüncelerimi paylaşırken Ankara Büyükşehir Belediyesinin de 5 yıldır   Millet İttifakı’nın belediyesi gibi çalıştığını, bu süreçte İYİ Parti Ankara İl Başkanlığımızın ve 21 ilçe başkanımızın Sayın Mansur Yavaş’ı desteklediklerini anlattım. Aynı zamanda 14 Mayıs seçimleri sırasında Genel Başkanım Sayın Akşener’in miting yaptığı 42 vilayette kürsüye Sayın Mansur Yavaş ile çıktığını ve “namuslu, dürüst, çalışkan belediye başkanı” diye övgü ile bahsettiğini hatırlattım.

Öyle ki partimizin 6 Aralık 2023 tarihinde yapılan TBMM Grup Toplantısı sonrasında Genel Başkanım Sayın Meral Akşener ile yaptığım görüşmede Sayın Akşener’in, “CHP’den somut bir teklifle gelinmediğini ve Mansur Bey’e karşı menfi bir tutum içinde olmadığını…” söylemesi üzerine, kendilerine “Konunun taraflarıyla bu diyaloğu paylaşabilir miyim?” diye sordum. Onay vermeleri üzerine yaptığımız konuşmayı ilgili taraflarla paylaştım ve atmaları gereken adımlar hususunda oluşan görüşlerimi ifade ettim.

Sayın Genel Başkanımızın Uşak’ta yaptığı toplantıda kullandığı ifadeler sonrasında Ankara ile ilgili de seçim iş birliği zeminin ortadan kalktığı kanaatine vardım. Benim özel gayretlerimin “partime zarar vermek, kumpas kurmak, operasyon çekmek” şeklinde itham edilmesi üzüntü vericidir. Ayrıca partimize hizmet etmek için yaptığım samimi gayretler, bizlere güvenerek oy veren kardeşlerimin yanı sıra teşkilat yöneticilerimiz, milletvekillerimiz ve Sayın Genel Başkanımız tarafından da bilinmektedir.”

Paylaşın