Ekonomi Profesörü Acemoğlu: Türkiye Çöküşün Eşiğinde

Türkiye ekonomisinin gidişatını ve güncel gelişmeleri değerlendiren Daron Acemoğlu, Türkiye’de özgürlüklerin kısıtlandığını ve ülkedeki parlak gençlerin yurtdışına gitmeye başladığını vurgulayarak, “Az insan giderse problem yok ama sayı bu kadar çok olunca bu bir çöküşe yol açar ve Türkiye bunun eşiğinde” dedi.

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) öğretim üyesi, ekonomi profesörü Daron Acemoğlu, Cumhuriyet’ten Özlem Yüzak‘a Türkiye ekonomisinin gidişatını ve güncel gelişmeleri değerlendirdi.

Türkiye’de asgari ücret pazarlıkları sürüyor. Ülkenin yarısının asgari ücretli olduğu ve orta sınıfın neredeyse yok olduğu gerçeğinden yola çıkarsak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Tabii ki garip bir durum. İki problem var birincisi asgari ücret gelir dağılımına göre çok yüksek. Bu yüzden yüzde 50 asgari ücretle çalışıyor ama aynı zamanda asgari ücrete reel olarak bakarsanız yine de çok yüksek değil, fakirliğin azıcık üzerine çıkabilir. İstanbul, Ankara gibi kentlerde o bile olamaz. Bu niye? Çünkü Türkiye’deki sanayi sistemi bozuk; verimli değil, üretkenliği düşük. Şirketler yeterince üretmiyor çünkü verimli çalışmıyorlar. Neden üretmiyorlar? Çünkü kurumlar bozuk, çünkü teknolojiyi doğru kullanmıyorlar; çünkü teknolojiye yeterince yatırım yapmıyorlar; insan kaynakları iyi değil çünkü yine kurumlar bozuk, eğitim sistemi bozuk… Yani tamamen sistem problemi var ve bu sistemden asgari ücretle çıkmak mümkün değil. Asgari ücret çözüm değil!

Türkiye krizden çıkmak için Bakan Mehmet Şimşek yönetiminde bir program yürütüyor; enflasyonla mücadele ediliyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz gidişatı?

Ben önemli bir gelişme görmüyorum açıkcası. Herkes gibi ben de umutlu olmak istiyorum ama hâlâ çok büyük bir umut yok içimde. Zaten enflasyon bu düzeye çıktıktan sonra indirmek çok zor ama bir tek enflasyonu düşürüp Türkiye ekonomisin düzelteceğiz diye bir şey de yok. Çok daha derin problemleri var Türkiye’nin… Az önce de bahsettiğim gibi sistem problemi. Türkiye’nin gelişmek için artık önünde çok ufak bir pencere kaldı ama bunları kaçıracağız gibi duruyor. Şu anda bir tek faizleri artırıp yurtdışından bir iki bankadan kaynak getirip bu yapılmaz.

Türkiye teknolojiyi doğru kullanmıyor, bir kere yatırımda çok geride; ağırlıklı yatırımlar inşaat sektörüne gidiyor ama daha kötüsü kalifeye eleman yok. Lise altı eğitimi olanlar teknolojiyi kullanmakta zorlanıyorlar. İş yine doğru seçime geliyor. Doğru teknoloji olsa onlar da kullanır; bahçıvanın, işçinin, elektrikçinin kullanacağı teknolojiler de var. Ayrıca politik nedenlerden dolayı özgürlüğün kısıtlanması nedeniyle Türkiye’nin geleceği artık iyice karanlık görüldüğü için en parlak gençler yurtdışına gitmeye başladı. Az insan giderse problem yok ama sayı bu kadar çok olunca bir çöküşe yol açar ve Türkiye bunun eşiğinde…

Kılıçdaroğlu döneminde ekonomi politikaları alanında CHP’nin A takımındaydınız. CHP’ye destek vermeye devam edecek misiniz?

Şu anda biraz politikanın dışında kalmak istiyorum.

Teknoloji bir zaman umut demekti. Tarih boyunca teknoloji ve ilerleme el ele yürüyen iki kavram olarak görüldü. Teknoloji çoğu zaman gücü elinde bulunduranlar tarafından yönlendirildi ancak ilerlemenin topluma olumlu etkileri daima çok sonra ve büyük mücadelelerin ardından gerçekleşti. Günümüzde dijital teknolojilerin ve yapay zekânın olağanüstü hızla geliştiği bu dönemde ilerlemeler yine bir küçük grubu zenginleştirirken sınıfsal eşitsizlikleri çok daha derinleştirdi. Kitap aslında bir anlamda eşitsizliğin de tarihi, sömürülenin insan haklarını elde etmek için verdiği büyük mücadelenin de tarihi.

Günümüz teknolojilerinin gelir eşitsizliğini çok daha fazla artırdığını söylüyorsunuz. Neler yapılabilir? Buna bir de yapay zekâ eklendi. Yapay zekâ sizi korkutuyor mu?

Hem umutlandırıyor hem korkutuyor. Eğer doğru kullanırsak insan yeteneklerini ve işlerini artırma kapasitesi çok yüksek ama aynı zamanda şu andaki yönünün çok yalnış olduğunu düşünüyorum. Bilgi tekelleşmesi, ekonominin birkaç şirketin etkisi altına girmesi, demokrasiyi zayıflatması ve otomasyon süreci ile eşitsizliği artırıp ücretleri düşük tutan bir süreç olduğunu gördüğümüz için bu yönünün değişmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz.

İnternet ve dijital teknolojiler başta demokrasiyi güçlendireceği umudu yaratmıştı şimdi ise bir denetim aracı, özellikle otoriter rejimlerin elinde güçlü bir mekanizma…

Evet insanlar en başta bu teknolojileri, demokratikleştirici büyük şirketlerin gücünü kıracak, bilgi ve üretim sürecini değiştirecek teknolojiler olarak gördü. Ama sonunda bunların hiçbiri ortaya çıkmadı. Niye? Bu insanlar hayal mi görüyorlardı? Hayır ben öyle düşünmüyorum. Onlar devletlerin ve şirketlerin etkilerinin ne kadar yüksek olduğunu görmediler. Güzel örneklerini Filipinler’de, Mısır’da ve Rusya’da gördük ama sonra otoriter devletler buna el attılar, güzel yönlerini bastırdılar. Örneğin Çin düşünce özgürlüğünü kısıtlıyor bunu artık herkes kabul ediyor ama şu görülmüyor: Aynı teknolojiyi Amazon ya da Google kontrol ederse aynı şekilde, aynı tekelleşme ile, bu peki iyi mi? Bunu ekonomik politik ve sosyal sonuçları var. Hepsi sorunlu. İnsanların düşünce şekillerini değiştiriyorlar. Bunları tartışmak istiyoruz.

Petrol şirketlerinin yerini teknoloji şirketleri aldı diyebilir miyiz?

Kesinlikle, finans şirketlerini, tekellerin siyaset üzerindeki büyük güçlerini görünce ben de dahil olmak üzere teknoloji şirketlerine yöneldik. Lobi faaliyetleri çok daha azdı; o zaman görmediğimiz şuydu: Teknolojiyi kontrol etmek finansı kontrol etmekten çok daha güç. Bu şirketler daha da büyüyüp teknolojiyi yaşamın her yerine yerleştirince iş çığırından çıkmaya başladı. Ve ne yazık ki hâlâ teknoloji birçok insanın gözünde masum.

Otoriter rejimler teknolojiyi kullanıyor, bunu yaparken kutuplaşmayı nasıl artırıyor?

Otoriter rejimlerin en büyük problemi kendi haklarında olan bilgileri kısıtlamaktı. Sonra daha aktif şekilde kullanmaya başladılar. İran, Rusya ve Çin hepsinde milliyetçilik çok arttı.

Bunun içine Türkiye’yi koyamaz mısınız?

Koyarım ama Türkiye’de şu farklı: Hükümet diğer ülke örneklerinde olduğu kadar sıkı kontrol edemiyor. Sosyal medya hükümetin kontrolünde değil. Bunu bir ara denediler ama olmadı. Türkiye’yi anlamak için daha iyi analoji Amerika Birleşik Devletleri (ABD). Çünkü ABD’de de sosyal medya acayip kutuplaştırıcı bir araç olarak gelişti. Çünkü devlet kontrol etmiyor ve sosyal medyanın mantığı bu kutuplaşmayı körüklüyor. Aynı fikirde olan insanlar bir araya geliyorlar sosyal medya siteleri de kişisel bilgileri kullanıp manipülatif reklamlar göndermek istiyorlar. Bunu yapabilme için de insanların o sosyal medya platformlarında çok zaman geçirmeleri gerek. Bu yüzden insanların duygularını sömüren onları kızdıran mesajlar gönderiyorlar.

Peki teknolojinin doğru kullanılabileceğine inanıyor musunuz?

Ben hâlâ bu teknolojileri doğru kullanıp demokratik söylemin daha kuvvetlendirilebileceğine inanıyorum.

Güzel örnekleri var: Tayvan mesela. Dijital teknolojileri covid sürecinde çok iyi kullandı hem de şeffaflığı artıran demokrasiyi artıran, sivil toplumun devleti denetlemesini sağlayan platformlar kurdular.

Böyle şeyler yapmak mümkün. Niye yapılmıyor? Çünkü özel sektör bununla ilgilenmiyor. Para yapmak bir amaç aynı zamanda bilgi tekeli olmak da bir amaç. Bu yapı uymuyor. Siyasi sistemler de bunlara açık değil. Yapay zekâyı nasıl kullanacağınıza bağlı. Bir şekilde kullanırsanız manipülasyonu da otomasyonu da tamamen artırabilir. Başka türlü kullanırsanız demokratikleşmeyi ya da insan yeteneklerini artırabilir. Bu seçimleri anlamamız lazım.

Yeni medya umut ışığı olabilir mi?

Bağımsız kanalların artması önemli. 2000’lerdeki teknoloji buna yeterince yol vermiyordu. Ama yeni yeni bu açılmaya başlıyor; gazete dışında bağımsız gazetecilik gelişiyor.

Yeni bir demokrasi alternatif olabilir

Kapitalizm çatırdıyor mu? Teknoloji bunu hızlandırdı mı? Sosyal demokrasi alternatif üretebilir mi?

Mısır, Arjantin, Türkiye, İsveç, ABD bunların hepsi kapitalist ama bir yandan da aralarında o kadar büyük fark var ki. Bu yüzden ben, “Nasıl doğru bir piyasa ekonomisi oluşturulmalı”, “Ne tür teknoloji rotası istiyoruz” bu soruları sormanın daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Bu açıdan Amerikan türü bir piyasa ekonomisinin çıkmaza girdiğini görüyorum. Ama İsveç, Norveç, Danimarka türü bir sosyal demokrasinin de zorluklar çektiğini görüyorum ve bu açıdan sizin sorunuz “Yeni bir sosyal demokrasi alternatif olabilir mi” ise buna yanıtım kesinlikle evet.

Sosyal demokrasi kendi yolunu kaybetti. Şu anda Amerika’da da Avrupa’da da bakarsanız sol partiler tamamen eğitimi yüksek bir elitin partileri haline gelmiş durumdalar. Bunların işçilerden aldığı oy oranı düşüyor, sürekli üniversitelinin oy oranı artıyor. Bu çok daha değişik bir sol ve bu sol, işçilerin tüm problemlerini kendi içine alıp çözüm üretecek politikalar ortaya atamıyor. O yüzden solun da gerçekten yeniden yapılanması gerektiğini düşünüyorum.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: AK Parti’de İstanbul İçin 4 İsim Öne Çıktı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde aday belirleme çalışmaları hız kazandı. AK Parti’nin İstanbul için yaptırdığı temayül yoklamasında 4 isim öne çıktı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın AK Parti kaynaklarından edindiği bilgilere göre eski bakanlar Murat Kurum ve Adil Karaismailoğlu ile Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, en çok tercih edilen isimler oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partinin yaptırdığı kamuoyu araştırmalarını da dikkate alarak yapacağı değerlendirmeler sonrası, partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayını en geç 30 Aralık’ta kamuoyuna açıklayacağı belirtiliyor. AK Parti kulislerinde özellikle Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan’ın adaylık için şansı yüksek görülüyor.

Erdoğan’ın başkanlığında AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda yapılan temayül yoklamasına; İstanbul’daki ilçe belediye başkanları, kadın ve gençlik kolları başkanları, parti teşkilatlarında ilçelerden sorumlu yönetim kurulu üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere 348 kişi katıldı.

Temayül yoklamasına katılan partililere form dağıtılarak, İBB Başkan Adayı olarak görmek istedikleri üç ismi yazmaları istendi. İlçe belediyeleri için ise iki farklı form hazırlandı.

AK Parti’de olmayan belediyeler için de büyükşehirde olduğu gibi 3 isim istenirken, AK Parti’de olan ilçelerde mevcut belediye başkanı için “Devam etsin mi, değişsin mi?” sorusu yöneltildi. “Değişsin” diyenlerden de, yine aday olarak görmek istedikleri 3 isim önerisi alındı.

AK Parti kaynaklarının verdiği bilgiye göre toplantıda bir konuşma yapan Erdoğan, Ekrem İmamoğlu yönetimindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin son 5 yılını “kayıp yıllar” olarak nitelendirdi.

Erdoğan, parti örgütlerinin yöneticilerine, “Biz kendi işimize bakacağız, daha çok çalışacağız. Sokağınızın, mahallenizin beklentlerini iyi analiz edin, doğru yöntemler belirleyin” talimatı verdi. Erdoğan’ın, “Sadece büyükşehir olarak düşünmeyin; ilçe belediyesi, belediye meclis üyesi, hepsi bir bütün olarak düşünün ve öyle çalışın” dedi.

AK Parti kaynakları, halen İstanbul Milletvekili olan eski Çevre, Şehircilik ve İklim Murat Kurum ve halen Trabzon Milletvekili olan eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan ve Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’nun temayül yoklamasında en çok tercih edilen isimler olmasının, sürpriz olmadığını söylüyor.

Parti kulislerinde, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da isimleri İBB başkan adaylığı için konuşuluyordu. Ancak AK Parti kurmaylarına göre temayül yoklamasında bu iki isim çok tercih edilmedi. Buna neden olarak, Ali Yerlikaya ve Fahrettin Koca’nın bakan olarak başarılı bulunmaları ve görevlerini sürdürmeleri yönündeki genel eğilim gösteriliyor.

Hangi isimler şanslı görülüyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarını belirlerken, temayülden çıkan isimlerin yanı sıra, kamuoyu araştırmalarını da dikkate alacağı belirtiliyor. Bu çerçevede AK Parti AR-GE ve Eğitim Başkanlığı tarafından farklı kamuoyu şirketlerine yaptırılan anketler bu hafta Erdoğan’ı sunulacak.

Son kararı Erdoğan verecek olsa da, AK Parti kulislerinde adaylık için en şanslı görülen isimler, Mehmet Ergün Turan ve Adil Karaismailoğlu. Her iki ismin de Karadenizli, hatta Trabzonlu olması, İstanbul’da Karadenizli nüfusun yüksek olması nedeniyle avantaj olarak görülüyor. Bu konuda temayülün yanı sıra, kamuoyu araştırmalarının da belirleyici olacağı ifade ediliyor.

AK Parti içinde bazı kesimler, “popüler” isimlerden ziyade, belediyecilik hizmetiyle öne çıkan isimlerin aday yapılması gerektiğini savunuyor. Bu görüşü savunanlar, İstanbul’un bundan sonraki gündeminin “deprem önlemleri” ve bu çerçevede kentsel dönüşüm olacağına dikkat çekerek, eski Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı da olan Fatih Belediye Başkanı Mehmet Ergün Turan’a daha çok şans tanıyor.

Erdoğan’ın, temayül yoklaması ve kamuoyu araştırmalarının sonuçlarına göre Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yapacağı görüşmenin ardından partisinin İBB Başkan Adayını netleştirmesi bekleniyor.

AK Parti kurmayları, MHP ve Yeniden Refah Partisi (YRP) ile yapılacak ittifak görüşmeleri doğrultusunda, 29 ya da 30 Aralık’da hem büyükşehir, hem de ilçe belediye adaylarının açıklanabileceğini söylüyor.

AK Parti’nin, İstanbul’da yüzde 4-5 oyu olduğu iddiasındaki YRP’yle ittifak arayışı da sürüyor. İktidar partisi kaynakları, İstanbul’da, YRP’ye belediye meclis üyelikleri önerildiğini söylüyor.

MHP’nin yüzde 10 oyu olmasına karşın, 2 ilçe belediyesinin bu partiye bırakıldığına dikkat çeken AK Parti kurmayları, “Yüzde 4’ün karşılığı da belediye meclis üyeliğidir. Ama muhalefette olup da kesin kazanacaklarını iddia ettikleri bir ilçe varsa verelim. Mesela Kartal’ı kesin kazanacağız, diyorlarsa verelim. Ama bunun için elimizde sağlam veriler olması gerekir” görüşünü dile getiriyor.

Paylaşın

Resmi Gazete’de Yayınlandı: Bazı İllerde Oy Verme Saatleri Değişti

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde, bazı illerde oy verme saatlerinde değişikliğe gidilerek, oy verme başlangıç ve bitiş saatleri 07.00- 16.00 olarak belirlendi:

Haber Merkezi / “Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır, Kilis.”

Bu iller haricinde kalan diğer illerde oy verme saatleri 08.00- 17.00 olarak açıklanırken, seçmen listelerinin 4 Ocak 2024 perşembe günü saat 08.00’de askıya çıkarılacağı ve 17 Ocak 2024 çarşamba günü saat 17.00’de askıdan indirileceği de duyuruldu.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) 31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin bazı kararları Resmi Gazete’de yayınlandı. Açıklanan kararlara göre;

“298 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinde belirtilen hükümler çerçevesinde, oy verme süresi Kurulumuzca incelenmiş, güneşin doğuşuna ve batışına ilişkin değerlendirmelere göre, Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde oy verme günü olan 31 Mart 2024 Pazar günü itibarıyla oy verme süresinin korunması kaydıyla bütün yurtta illere göre güneşin doğuş ve batış saatlerindeki farklılıklar dikkate alınarak, aşağıda adları yazılı illerde oy verme süresinin başlangıç ve bitiş saatlerinin 298 sayılı Kanun’un 89’uncu maddesinde belirtilen saatlerden ayrı ve farklı olarak belirlenmesine karar verilmesi gerekmiştir.

Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş. Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır ve Kilis illerinde oy vermenin başlangıç ve bitiş saatlerinin 07.00-16.00 olarak belirlenmesine, yukarıda adları yazılı illerin dışında kalan diğer illerde oy vermenin başlangıç ve bitiş saatlerinin 08.00-17.00 olarak belirlenmesine 19/12/2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Mahalli İdareler Genel Seçimleri için güncelleştirme yapılmak amacıyla askıya çıkarılacak muhtarlık bölgesi askı listelerinin; Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünce Adres Kayıt Sisteminden alınan Türkiye’de ikamet eden ve seçmen niteliğini taşıyan kişilere ait 1 Ekim 2023 tarihindeki kayıtların, gerekli işlemler yapıldıktan ve seçmen kütüğüne dönüştürüldükten sonra askıya çıkarılan listeler olduğuna, muhtarlık bölgesi askı listelerinin 4 Ocak 2024 Perşembe günü saat 08.00’de askıya çıkarılmasına ve 17 Ocak 2024 Çarşamba günü saat 17.00’de askıdan indirilmesine 19 / 12 / 2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.”

Paylaşın

İYİ Parti’de Bir İstifa Daha: Cumhuriyet Ve Atatürk İlkeleri Vurgusu

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” kararı alan İYİ Parti’de Parti Kurucular Kurulu Üyesi ve eski Ankara İl Başkanı Mesut Özarslan, partisinden istifa ettiğini duyurdu:

Haber Merkezi / “Aziz Türk Milleti’ne hizmet etme arzusunu muhafaza ederek, Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleri ışığında vatanımızın birliği, dirliği ve refahı için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğim.”

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” kararı alan İYİ Parti’de istifalar devam ediyor. İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi ve eski Ankara İl Başkanı Mesut Özarslan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla istifasını duyurdu.

Mesut Özarslan, istifasına ilişkin yaptığı açıklamada şunları ifade etti: 25 Ekim 2017’de Yüce Türk Milleti’ne umut olmak için ülkemizin her kesiminden milliyetçi ve demokrat arkadaşlarımızla bir araya gelerek Genel Başkanımız Sayın Meral AKŞENER Hanımefendi önderliğinde çetin yolları aşarak büyük bir mücadele ile İYİ Parti’yi kurduk.

İYİ Parti çatısı altında geçirdiğim süre boyunca; Kurucular Kurulu Üyeliği, Ankara Kurucu İl Başkanlığı, Genel İdare Kurulu Üyeliği, Teşkilat Başkan Yardımcılığı ve daha birçok görevi üstlenmiş olmanın sorumluluğuyla partimizin yükselmesi, gelişmesi ve bürokraside aldığım görevlerde partimizi ve dava arkadaşlarımı layıkıyla temsil etmek için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

Birlikte gerçekleştirdiğimiz projeler, yürüttüğümüz kampanyalar, sarf ettiğimiz çaba, gösterdiğimiz özveri, samimiyet ve destekleri için Genel Başkanıma, İYİ Parti üyelerine, tüm teşkilatlarına, genç arkadaşlarıma ve Ankaralı hemşehrilerime teşekkürü borç bilirim.

Medya üzerinden şahsım hakkında imâ edilen kumpaslara ilişkin olayların bu noktaya nasıl evrildiğini halâ anlamış değilim. Ancak kamuoyu bilsin ki; inandığım değerlere olan sadakatimle Genel Başkanımın talimatları haricinde kendi başıma her hangi bir görüşme ve hareket içerisinde olmadığımı beyan ederek, İYİ Parti üyeliğimden istifa ediyorum.

Aziz Türk Milleti’ne hizmet etme arzusunu muhafaza ederek, Cumhuriyet ve Atatürk ilkeleri ışığında vatanımızın birliği, dirliği ve refahı için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğim.

Paylaşın

X’de Sansür: Türkiye, Erişim Engellemeleri İle Rekor Kırdı

Türkiye, ismi x olarak değiştirilen sosyal medya platformu Twitter’da en çok içerik kaldırma talebinde bulunan ülkeler arasında Japonya ve Güney Kore’nin ardından üçüncü sırada yer aldı.

2022 yılında engellenmiş bu 3 bin 940 tweetin konularına göre dağılımına bakıldığında ise 2 bin 106 ile ilk sırada kamu görevlilerini konu edinen tweetler yer aldı. Kamu görevlileri kategorisinde en fazla sayıda tweetin erişime engellendiği karar, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şubesi’nde görevli bir polis memuru hakkındaki tweetler için verildi.

Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü açısından yaygın kullanımı nedeniyle önemli bir sosyal medya mecrası olan Twitter’ın (X) Elon Musk’ın yönetimine geçtiği 2022 yılı sonu itibariyle engelleme karnesi “Kuş Öldü Beybi” adıyla raporlaştı.

Avrupa Birliği finansal desteğiyle Gazeteciler Cemiyeti tarafından yürütülen “Batı Balkanlar ve Türkiye’de Haberciliğin Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında gazeteci Ali Safa Korkut’un hazırladığı rapor kamuoyuyla paylaşıldı.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği (TBİD), Alternatif Bilişim Derneği, Korsan Parti Hareketi, İstanbul Hackerspace gibi bileşenlere sahip Free Web Turkey’de yayınlanan rapora göre, Elon Musk’ın Ekim 2022’de Twitter mecrasını satın almasıyla veri şeffaflığında da sıkıntı ortaya çıktı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun haberine göre; “Kuş Öldü Beybi: 2022 Twitter Erişim Engeli Raporu”na göre; 2022 yılında Twitter hesabı ile tweetlerden oluşan en az 4 bin 427 URL’e erişim engeli getirildi.

Twitter, 2022 yılına ilişkin detaylı veri tablosunu geçmiş yıllarda olduğu gibi yayınlamadı ve Nisan 2023’te “Şeffaflık raporlama yaklaşımımızı gözden geçiriyoruz. Bu dönem için (1 Ocak – 30 Haziran 2022) önceki formatımızda resmi bir şeffaflık raporu yayınlamayacağız” açıklamasıyla yetindi.

Raporda, Twitter’ın 2022’nin ilk altı ayında dünya genelinde 53 bin yasal engelleme talebi aldığı bilgisi vurgulanarak, “Ülkeler özelinde değil tüm dünya genelindeki kaldırma taleplerini gösteren yüzeysel bir veri yayımlandı. Bu veride Türkiye en çok içerik kaldırma talebinde bulunan ülkeler arasında Japonya ve Güney Kore’nin ardından üçüncü sırada yer aldı. Türkiye’nin kaç içerik için kaldırma talebinde bulunduğu ise belirtilmedi” tespiti yapıldı.

Raporda, “açık kaynak taramasına göre, 1 Ocak-31 Aralık 2022 tarihlerini kapsayan 12 aylık zaman diliminde Twitter hesabı ve tweet’lerden oluşan en az 4 bin 427 URL’ye mahkeme kararlarıyla erişim engeli getirildi” bilgisi aktarıldı. Geçtiğimiz yılki kararlar kapsamında en az 487 Twitter hesabı ile 3 bin 940 tweete erişim engeli getirildiği bilgisi paylaşıldı.

Raporda, 2022 yılında engellenmiş bu 3 bin 940 tweetin konularına göre dağılımına bakıldığında ise 2 bin 106 ile ilk sırada kamu görevlilerini konu edinen tweetler yer aldı. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti üyeleri başta olmak üzere örneğin PTT gibi bankacılık hizmetlerine eleştiriler yapılan kamu kurumlarıyla iktidardaki AK Parti’ye yakın isimler ve kuruluşlar tarafından da erişim engellemesi yoluyla içeriklere müdahale yapıldığına dikkat çekildi.

Raporda, “Verdiği hizmetin eleştirildiği tüm tweetlere erişimi engelleten PTT ise kamu kurumları kategorisinde zirvede yer aldı” ifadesini kullanıldı.

Raporda, “Kamu görevlileri kategorisinde en fazla sayıda tweetin erişime engellendiği karar, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) Şubesi’nde görevli bir polis memuru hakkındaki tweetler için verildi. İlgili polisin gözaltına alınan yurttaşlara işkence uyguladığı iddialarıyla ilgili 1973 tweet, Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği’nin 23 Aralık 2022 tarihli kararıyla erişime engellendi. Kararla aynı zamanda 18 Twitter hesabı için de erişim engeli emri verildi” örneği aktarıldı.

“Kişilik hakları ihlali” gerekçeli engellemeler birinci sırada

Yasal dayanağı itibariyle engellenen tweetlerin engellenme gerekçelerine ise ilk sırada 5651 sayılı kanunun 9. maddesinde belirtilen “kişilik hakları ihlali” gerekçesi göze çarptı. Bu gerekçeyle “2022’de 2 bin 909 tweet, bu madde dayanak gösterilerek erişime engellendi” denildi.

İlaveten “Kişilik hakları ihlali nedeniyle engellenen tweetlerin temel dağılımına bakıldığında, 2 bin 84 ile en çok kamu görevlilerini konu edinen tweetlerin erişime engellendiği görüldü” bilgisi verildi.

Yasal dayanak boyutuyla ikinci sırada “5651 sayılı kanunun 8/A maddesindeki milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması hükmü” gerekçesiyle tweetlere müdahale edildiği açıklandı. Raporda, “2022’de bu madde dayanak gösterilerek erişim engeli getirilen tweet sayısı ise 1031 oldu” denildi.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Her Yerde Seçimlere Tek Giriyoruz

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin açıklamada bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Buradan ilan ediyorum. Her yerde seçimlerde tek başına giriyoruz” dedi ve ekledi:

“Her ilçede tek başına giriyoruz. Bunun sonuçlarına olumsu sizindir, başarısızlık olduğu taktirde o sorumluluk benimdir. Hepimiz ona göre çalışacağız. Bedel ödememi istemiyorsanız çalışacaksınız.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Uşak Teşkilat Buluşması’nda konuştu. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Akşener, İstanbul ve Ankara olmak üzere tüm ilçe ve illerde seçime tek başına gireceklerini söyledi.

Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 120 gün kaldığı Pınarhisar Cezaevi sürecini hatırlatarak İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için “Erdoğan öğrendi, İmamoğlu da öğrenecek” dedi. Akşener İmamoğlu’nun siyasi yasak aldığı davanın ardından İstanbul Saraçhane’deki desteğine de vurgu yaptı.

Akşener İmamoğlu’nun siyasi yasak aldığı davayla ilgili İstanbul Saraçhane’deki destek açıklamalarını da hatırlattı ve şöyle konuştu: Dün bir aydınlanma yaşadım, çok enteresan. Sayın Erdoğan bilir, İmamoğlu da öğrenecek. Ben Erdoğan hapse giderken ordaydım. Herkesin kaçtığı bir zamanda ordaydım. Çoluğu çocuğuyla ilgilenen bendim. Evinin önündeki polis noktası kaldırırken bendim. Gece yarısı arayan, televizyonlara çıkıp konuşan bendim.

Ama en ağır hakaretleri işiten de ben oldum. Ama Allah büyük. Ben Allah’a hep güvendim, inandım sen doğru ol yeter ki. Aynı şekilde, Saraçhaneye ikinci kere gittim. Bugün sövenler o gün rahmetli anama kadar götürdüler işi. Ne yaptım boynumu eğdim, kazanalım diye ağzımı açmadım. Ne yaptım bu arkadaşları o masaya götürdüm, o masan kovuldum ve ikisi de kabul etmediler. Benim değil, milletin istediğini kabul etmediler. Şimdi dün benim içim bir milattır.

Türkiye’nin geldiği yeri kimse konuşmuyor diyen  Akşener, “Bu sistemle Kandil’den ya da İmralı’dan destek almadan Cumhurbaşkanı seçilmeyi imkansız hale getirdiler. Biz ne dedik İstanbul ve Ankara’da beraber olunur, bu ucube sistemden değişir. Bunu yabamdık. Hür ve müstakil olarak özgür ve bağımsız olarak seçimlere girmeye karar verdik. Yav bu nasıl iştir söylenmedik söz kalmadı. İlk defa Türkiye’yi bir konuda birleştirmişmişiz. Ne mutlu bize. Önce bana sövmek konusunda sonra da birleşmişler” dedi.

“Her yerde seçimlere tek giriyoruz”

“Buradan ilan ediyorum. Her yerde seçimlerde tek başına giriyoruz” diyen Akşener “Her ilçede tek başına giriyoruz. Bunun sonuçlarına olumsu sizindir, başarısızlık olduğu taktirde o sorumluluk benimdir. Hepimiz ona göre çalışacağız. Bedel ödememi istemiyorsanız çalışacaksınız” ifadelerini kullandı.

“Bağımsız bir Türkiye için hayatında ne verebiliyorsa veren gençlerdik. Pek çok haksızlık ve işkencelere uğradık. Ama bu ülkeyi satan muhbirlik yapan kimse çıkmadı. Benim abim MHP Kocaeli İl Başkanıydı 80 ihtilaline kadar. İhtilal olduktan sonra Karabük sanıkları geldi. Ranza telleri ile sağı solu birbirine karıştırarak atarladır. Ranza teli ile işkence görmüş arkadaşlarım vardı. O işkencelere rağmen ‘Kanım aksa da zafer İslam’ derlerdi. Bugünün çakmalarına duyurulur. Bilir misiniz canlı canlı saçın yanması nedir? Bilir misiniz baş parmağımızın bir tahta arasına veya demirin arasına sıkıştırılmasını…”

Paylaşın

DEVA Partisi’nde İstifa Depremi: Hayalimdeki Parti Bu Değildi

Partisi’nden istifa eden DEVA Partisi Genel Sekreteri Sanem Oktar, “Siyasete girme sebeplerim hâlâ geçerliliğini koruyor ancak dört yılın sonunda tanık olduklarım beni hayal kırıklığına uğrattı. Hayalimdeki DEVA Partisi bu değildi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / Bir yolda yürümek için önce yoldaş olmak gerektiğini gördüm. Düzeltmek için gösterdiğim çabaların da yetersiz kaldığını fark ettim. Değişim için daha fazla heyecan duyan arkadaşlarımıza, gençlere alan açmanın kan değişiminin doğru olduğuna inandığım için benim için çok zor olan bu ayrılma kararını aldım.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Sekreteri Sanem Oktar, partisinden ayrıldığı duyurdu. Sanem Oktar, sosyal medya hesabından paylaştığı istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Aralık 2019’da Sayın Ali Babacan’nın daveti üzerine kurucularından biri olduğum Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA) ayrıldığımı kamuoyuyla paylaşmak isterim. Bu dört yıllık zaman diliminde Cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandırılması hedefine katkı sağlayan Sayın Ali Babacan’a, tüm kuruculara ve üyelere, ekip arkadaşlarıma, şu an partide devam etsin ya da etmesin yolu DEVA Partisi’nden geçen herkese teşekkür ederim.

Ben iş dünyasından ve kadın hareketinden gelen birisiyim. Siyasete girmek için üç öncelikli sebebim vardı. Birincisi; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişmeliydi. Doğru olan, Türkiye’nin parlamentodan yönetilmesiydi. İkincisi; Türkiye kendisine ait özgürlükçü, şeffaf ve katılımcı bir sistem kurabilmeliydi. Yürütme erkinin yargı ve yasama karşısında orantısız bir şekilde artan ağırlığı karşısında demokrasimizi ve Cumhuriyetimizi ancak siyaset yaparak savunabilirdik.

Üçüncüsü ise kadınlarla ilgili. Biz toplumun yarısıyız ama fırsatlara eşit şekilde ulaşmıyoruz. Başta şiddet olmak üzere gündelik hayatta hâlâ çok sayıda problem yaşıyoruz. Kadınların siyasette ve iş hayatında, toplumun her alanında etkin bir şekilde temsil edilmesi ve yer almasıydı. Bu süreçte hem Deva Partisi’nin ülke sorunlarına yönelik politikalarının oluşturulmasında hem de 6’lı masanın bir araya gelmesi, birlikte çalışması, ülkenin yönetilmesi için politikaların oluşturulması ve anlatılması için canla başla ve büyük bir umutla tüm arkadaşlarımla birlikte çalıştım. Bana ne yapıyorsun diyenlere de ‘yangını söndürmek için yola çıkmış bir karıncayım, bir damla su taşıyorum’ dedim.

Eğer 14 Mayıs seçimlerinde kazanan Millet ittifakı olsaydı, Türkiye’ye özgün bir model uygulanacak ve sorunlarımız azalacaktı, öyle ummuştuk. Ama olmadı. Siyasete girme sebeplerim hâlâ geçerliliğini koruyor ancak dört yılın sonunda tanık olduklarım beni hayal kırıklığına uğrattı. Hayalimdeki DEVA Partisi bu değildi. Bir yolda yürümek için önce yoldaş olmak gerektiğini gördüm. Düzeltmek için gösterdiğim çabaların da yetersiz kaldığını fark ettim.

Değişim için daha fazla heyecan duyan arkadaşlarımıza, gençlere alan açmanın kan değişiminin doğru olduğuna inandığım için benim için çok zor olan bu ayrılma kararını aldım. Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti niteliğini tam anlamıyla kazanması için mücadele eden tüm muhalif dostlarıma, ifade ve basın hürriyetlerinin can çekiştiği bir ortamda çalışan cesur basın mensuplarına, değerli düşünce insanlarına ve tüm DEVA Partisi gönüldaşlarına kolaylıklar diliyorum. DEVA Partisi için en iyi dileklerimle…”

Sanem Oktar kimdir?

1970 yılında İzmir’de dünyaya gelen Sanem Oktar, İzmir Bornova Anadolu Lisesi ve Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu .1997 yılında ilk şirketini kurdu.  Daha sonraki yıllarda iletişim ve pazarlama alanında farklı şirketler kurdu ve sattı.

CRM danışmanlığı, sosyal medya, dijital pazarlama ve veri tabanına dayalı pazarlama alanında geniş deneyime sahip olan Oktar, şirketlerin marka ve hizmetlerine yönelik pazarlama planları hazırladı ve uyguladı. Özellikle verimliliğe ve karlılığa yönelik projelerde hizmet verdiği firmaların ekipleri ile birlikte çalıştı. İçinde bulunduğu projelerle yurtiçi ve yurtdışı birçok ödül aldı.

Sanem Oktar, 2005 yılında kurulan Doğrudan Pazarlama İletişimcileri Derneği’nin (DPİD) 12 kurucu üyesinden biri oldu ve 2007-2009 yıllarında DPİD Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı.

2010 yılından beri Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nde (KAGİDER) kadının güçlenmesi konusunda pek çok projede yer almış ve Mayıs 2015-1017 KAGIDER Başkanlık görevi ardından 2017-2019 dönemi için de KAGIDER başkanı seçilmiştir. Türkiye’nin G20 Dönem Başkanlığında kurulan Kadın20 (W20) Açılım Grubu Organizasyon Komitesi üyesidir. Halen KAGIDER Onur Kurulu üyesidir.

2010 yılında KAGIDER, Garanti Bankası ve Ekonomistin düzenlediği Türkiye Kadın Girişimcisi yarışmasında ilk 10 kadın girişimcisinden biri oldu.2016 yılında Women to Watch Fark Yaratan Kadınlar, 2019 yılında Amerika’da yayınlanan Enterprising Women (Girişimci Kadınlar) dergisinin verdiği Yılın Girişimci Kadınları 2019 Ödülleri’nin sahipleri arasında yer aldı.

Kendisini seri girişimci olarak tanımlayan Sanem Oktar, melek yatırımcı olarak farklı şirketlerde yatırımlarına devam etmektedir. İyi derece İngilizce bilmektedir. Sanem Oktar evli, iki kız çocuğu annesidir.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Akşener’e İsim Vermeden Yanıt

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’e isim vermeden yanıt veren İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Yıllarca her oyunu denediler. Bir günümüz bile krizsiz geçmedi. Zannediyorlar ki biz bunları yıldırırız. Biz pes etmeyeceğiz siz pes edeceksiniz. Biz bunlara fırsat vermeyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Şimdi de yeni bir oyunla karşı karşıyayız. Omuz omuza mücadele ettiğimiz aynı masayı paylaştığımız birlikte iş ürettiğimiz aynı kaseden çorba içtiğimiz dostlarımızı bize karşı kışkırtıyorlar. Bunu üzülerek takip ediyorum.”

İmamoğlu sözlerine, “Sayıları az da olsa bir kısım dostlar oyuna geliyorlar, bazen hadlerini aşan cümleler kurabiliyorlar. Başından beri biz ne dedik eski dosttan düşman olmaz. Kulaklarımızı kötü sözlere tıkayacağız. Benim Allah’ın bir lütfu, kötü sözleri kulağım hiç duymuyor” şeklinde devam etti.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kurtköy Yaşam Merkezi’nin temel atma töreninde, partisine operasyon çekildiğini, bunun da bir savaş ilanı olduğunu söyleyen Meral Akşener’e isim vermeden cevap verdi.

Akşener’e üstü kapalı yanıt veren İmamoğlu, “Bizim elimizi tutan tutar, tutmayanın kendi takdiri. Kalbimizi kırsalar da biz kalp kırmayacağız. Elimizi itseler de elimizi uzatmaya devam edeceğiz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yıllarca her oyunu denediler. Bir günümüz bile krizsiz geçmedi. Zannediyorlar ki biz bunları yıldırırız. Biz pes etmeyeceğiz siz pes edeceksiniz. Biz bunlara fırsat vermeyeceğiz.

Şimdi de yeni bir oyunla karşı karşıyayız. Omuz omuza mücadele ettiğimiz aynı masayı paylaştığımız birlikte iş ürettiğimiz aynı kaseden çorba içtiğimiz dostlarımızı bize karşı kışkırtıyorlar. Bunu üzülerek takip ediyorum.

Sayıları az da olsa bir kısım dostlar oyuna geliyorlar, bazen hadlerini aşan cümleler kurabiliyorlar. Başından beri biz ne dedik eski dosttan düşman olmaz. Kulaklarımızı kötü sözlere tıkayacağız. Benim Allah’ın bir lütfu, kötü sözleri kulağım hiç duymuyor.”

İYİ Parti Lideri Akşener ne demişti?

Akşener, partisinin Uşak İl Başkanlığı’nı ziyaretinde, CHP ile ittifak yapılmamasını eleştiren ve İYİ Parti’den istifa eden İBB Grup Başkanvekili İbrahim Özkan’a ismini vermeden yüklendi ve şunları söyledi:

“Genel Başkan’ın haberi yok, belediye meclis üyesi diplomasi yapıyor parti adına. Mesela Ankara’yı paylaşmışlar, İstanbul’u bilmiyorum isimlerine kadar. Mesela Polatlı’ya eski Ankara İl Başkanımız, GİK üyemiz Yetkin Öztürk gelecekmiş. Ama bunlar CHP’den aday olacakmış. Ben öyle anladım konuşmadan. Daha ilginci de Gölbaşı’na da Yakup Odabaşı gelecekmiş. Hiçbirinden haberim yok.

Bu ne demek biliyor musunuz? Bir siyasi partinin içişlerine karışmak demektir. Biz bunu 1997’de Doğru Yol Partisi’nde yaşadık. Ben bu konuda idmanlıyım. Şu an itibariyle savaş ilanı olarak kabul ediyorum. Varım, buyursunlar.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den Rest: Bu Bir Savaş İlanıdır

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararının ardından istifaların peş peşe geldiği İYİ Parti’de Genel Başkan Akşener, “Partimize kurumsal operasyon olduğu ortaya çıktı” dedi ve ekledi:

“Ben bu arkadaşın diplomasisinden haberdar değilim. Ama diplomasi yapılan kişilerle konuşabilme yeteneğine sahibim. Genel Başkanın haberi yok. Belediye Meclis üyesi diplomasi yapıyor parti adına.  Bu, bir siyasi partinin içişlerine karışmak demektir. Şu an itibariyle bir savaş ilanı olarak kabul ediyorum. Varım, buyursunlar. Ben idmanlıyım.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Uşak İl Başkanlığı’nda partisinde yaşanan istifalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener, özetle şunları ifade etti:

“Benim bilgim yok, teşkilat başkanı, yerel yönetimler başkanı onun bilgisi yok neye göre yapılmış. Bir başka soru daha var. İlk defa -ben böyle komplo işlerine pek inanmam da- partimize yönelik kurumsal bir operasyon olduğu ortaya çıktı dün.

En ilginci bu. Çünkü bu diplomasiyi yapan arkadaşımızın yaptığı diplomasiden haberdar değilim, ama diplomasi yapılan kişilerle konuşabilme yeteneğine sahibim. Nasıl oluyor bu iş. Genel Başkan’ın haberi yok, belediye meclis üyesi diplomasi yapıyor parti adına.

Ankara’yı paylaşmışlar, İstanbul’u bilmiyorum isimlerine kadar. Mesela Polatlı’ya eski Ankara İl Başkanımız, GİK üyemiz Yetkin Öztürk gelecekmiş. Ama bunlar CHP’den aday olacakmış… Ben öyle anladım konuşmadan. Daha ilginci de Gölbaşı’na da Yakup Odabaşı gelecekmiş. Hiçbirinden haberim yok.

Bu ne demek biliyor musunuz? Bir siyasi partinin içişlerine karışmak demektir. Biz bunu 1997’de Doğru Yol Partisi’nde yaşadık. Ben bu konuda idmanlıyım. Şu an itibariyle savaş ilanı olarak kabul ediyorum. Varım, buyursunlar.”

Paylaşın

AYM Başkanı’ndan Dikkat Çeken Açıklama: Uzaktan Kumandalı Yargı Da Yargıç Da Olmaz

Türkiye Adalet Akademisi tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, vicdanın esaret, aklın ise vesayet kabul etmeyeceğini vurgulayarak “Uzaktan kumandalı yargı da yargıç da olmaz” dedi.

Haber Merkezi / Gücün sınırlandırılması ihtiyacının anayasa yargısı kavramını ortaya çıkardığına değinen AYM Başkanı Arslan, anayasa yargısının ve Türk Anayasa Mahkemesinin tarihî gelişimi hakkında bilgiler vererek Anayasa Mahkemesinin son on yılda bireysel başvuru ile birlikte hak eksenli paradigmayı benimsediğinin altını çizdi.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkan Zühtü Arslan, Türkiye Adalet Akademisi tarafından düzenlenen “Akademi Söyleşileri” kapsamında hâkim ve savcı adayları ile bir araya gelerek “Cumhuriyet’in 100. Yılında Anayasa Yargısı” başlıklı bir konuşma yaptı.

AYM Başkanı Arslan, konuşmasında hukuk ve yargının fonksiyonu ile Anayasa Mahkemesinin Türk yargı düzenindeki işlevi konuları üzerinde durdu. Yargı ve hukukun temel fonksiyonunun bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına almak olduğunu belirten Başkan Arslan, bütün yargı düzenlerinin ortak paydasının hukuk devleti olduğunu vurguladı.

AYM Başkanı Zühdü Arslan, adaleti tesis etmeyen devletlerin uzun süre var olamayacağını ifade ederek her şeyi yerli yerine koymak suretiyle adaleti tecelli ettirmenin hâkim ve savcıların görevi olduğunu dile getirdi.

Hâkim ve savcı adaylarına mesleki anlamda tavsiyelerde bulunan Zühdü Arslan vicdanın esaret, aklın ise vesayet kabul etmeyeceğini vurgulayarak “Uzaktan kumandalı yargı da yargıç da olmaz.” ifadelerini kullandı.

Gücün sınırlandırılması ihtiyacının anayasa yargısı kavramını ortaya çıkardığına değinen AYM Başkanı Arslan, anayasa yargısının ve Türk Anayasa Mahkemesinin tarihî gelişimi hakkında bilgiler vererek Anayasa Mahkemesinin son on yılda bireysel başvuru ile birlikte hak eksenli paradigmayı benimsediğinin altını çizdi.

AYM Başkanı Zühdü Arslan, konuşmasının ardından soruları cevaplayarak hâkim ve savcı adaylarına meslek hayatlarında başarılar diledi.

Paylaşın