DEM Parti’den Eleştirilere Sert Yanıt: Halkını Üç Kuruşa Satacak…

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İktidar, asker cenazlerini bile kendisinin bu ülkeyi nasıl yönettiğinin sorgulanmasını engellemek üzerine kullanacak kadar vicdansızca davrandı. Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreklerimizde hissettik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Çatışmaların derinleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor, birileri iktidarını korumak için bu çatışmaları körüklüyor. Biz herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz. Bahçeli ve diğerleri, bizleri karanlık odakların hedefleri haline getiren konuşmalar sıraladı. Sizin karşınızda dolandırıcılar, halkını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu laflardan korkacak cesaret yoksunu bir parti yok.”

Tülay Hatimoğulları, açıklamasının devamında, “Şeref ve onurdan payesini almayanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, haddinizi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından nefret ve küfrü çıkarsanız yazacak bir şey bulamazsınız. Bizler çok katledildik, çok tehdit edildik, işkence gördük, çok hapsedildik. Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi için çok çaba sarf ettik, bugünlere geldik. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, halk taşıdı. Halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin tarihin en kirli çöp sepetinde yer alacağından hiç kuşkumuz yok” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin genel merkezinde açıklama yaptı. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; Hatimoğulları, Cumhuriyetin ikinci yüz yılının ilk bütçe yapım sürecinin tamamlandığını, bütçenin iktidar ile küçük ortağının adaletsiz gelir dağılımını derinleştiren kararlarıyla sonuçlandığını belirtti. Hatimoğulları, bütçe görüşmelerinden sonra gündemlerinin artık yerel seçimler olduğunu ifade ederek, “Yerel seçimlerde bütün vekillerimiz artık kendi sahalarında olacaklar. 7/24 tam takım artık çalışmalarımızı yürüteceğiz” dedi.

Hatimoğulları, iktidar ve küçük ortağının kin ve nefreti diri tutarak ülkede yaşanan ekonomik krizi, açlığı ve yoksulluğu konuşmalarını engellemek istediğini kaydederek, “Çatışmalarda yaşamını yitiren her gencin acısını yüreğimizin derinliklerinde hissediyoruz. Bu çatışmalarda yaşamını yitiren bütün gençlerin ailelerine ve Türkiye halklarına başsağlığı dileklerimizi bir kez daha buradan iletiyoruz. Savaştan, çatışmadan, kandan, ölümden, acıdan, gözyaşından, adaletsizlikten beslenen ve bundan siyaset devşirmek isteyen iktidar ve ortağının bu tutumunu ayrıca şiddetle kınadığımızı belirtiyorum” diye belirtti.

Hatimoğulları konuşmasını şöyle sürdürdü: “Türkiye siyasi ve toplumsal tarihinin çok önemli dönemeçlerinden birini yaşıyoruz. Kürt sorununun çatışmayla, ölümle çözülemeyeceğinin, çatışmaların ve savaşın derinleştirildiği bir evreden geçiyoruz. 40 yıldır bu ülkenin dört bir tarafına cenazeler gidiyor. Birileri iktidarını korumak için bu savaşı ne yazık ki körüklüyor. Bizse bütün bu ölümlere rağmen her zaman döndük ve şunu söyledik; lütfen barış olsun bu ülkede. Bizler, gelin hep birlikte barış için çalışalım dedik ve buradan da sözümüzü yineliyoruz, biz barış için çalışıyoruz ve herkesi barış için çalışmaya davet ediyoruz.

Son asker ölümlerinden sonra Bahçeli efendi başta olmak üzere, iktidarın diğer temsilcileri partimizi, seçmenimizi ve halkımızı tehdit etti ve hedef haline getirmek istedi. Karanlık odakların hedefi haline getiren konuşmalar sıraladı. Bahçeli efendi ve MHP’nin yönlendirilmesiyle konuşan AKP’li beyefendilere sesleniyorum; hele kulağınızı bize verin, sizin karşınızda foncular, dolandırıcılar, halkını, davasını üç kuruşa satacak sizin gibi insanlar yok. Sizin karşınızda bu lafları duyacak, korkacak, ürkecek bilinç yoksunu bir parti yok. Cesaret yoksunu bir parti hiç yok. Yaptığı her konuşmada barış çağrısı yapan Eş Genel Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan ve milletvekillerimizi pespaye bir dille ağza alınmayacak kelimelerle tehdit eden ve kullandıkları bütün lafları kendilerine iade ediyoruz.

Şunu iyi bilin ki şeref ve onurdan payesini almamış olanlara pabuç bırakmayız. Cürmünüz kadar yer yakarsınız, Haddinizi bileceksiniz. Konuşurken karşınızda kimin olduğunu çok iyi bileceksiniz. Bahçeli’nin konuşmalarından kin nefret ve küfür kelimelerini çıkarın, geriye bir şey kalır mı? Sayfanız bomboş kalır. Yazacak iki kelime bulamazsınız. Çünkü sadece küfür ve tehditlerle konuşmasını bilen bir insan. Partimiz tarih boyunca ağır bedellerle bugüne kadar tarih yazarak gelmiştir. Bizler çok katledildik, çok faili meçhullere kurban edildik, çok işkence gördük, çok tehdit edildik, çok yargılandık çok hapsedildik.

Fırtınada büyüyen fidanlar rüzgarla sarsılmaz. Bizler onların estirdiği bu sahte rüzgarla hiç sarsılmayız. Bir adım bile geri durmadık. Adalet eşitlik özgürlük için Kürt sorunun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi için bir milim sapmadan mücadelemizde dimdik ayakta durduk ve bugüne geldik. Bunun en büyük kanıtlarından biri, şuan hali hazırda devam eden Kobanê kumpas davasıdır. Bakın Kobanê kumpas davasında bizleri hukuksuzca siyasi intikam amacıyla yargılamaya çalışanları, arkadaşlarımız tek tek yargılıyor. Bugün hali hazırda savunmasını sevgili Selahattin Demirtaş yapıyor ve her gün bu iktidarı, bu tekçi ırkçı devlet anlayışını sorguluyor. Sebahat’lar, Figen’ler, Ayla’lar, Gültan’lar… hepsi tek tek bu adaletsiz yargı sistemini ve bu ceberut egemen sistemi yargılıyor.

Sizden korkan sizin gibi olsun. Haddinizi bileceksiniz ve Türkiye’nin milyonlarca yurttaşının oyunu almış bir partiye dil uzatmak aynı zamanda bize oy verenlere ve topluma dil uzatmak demektir. Bizi Meclis’e leylekler getirmedi, bizi Meclis’e halk taşıdı. Sizin aldığınız oyların benzeri bir şekilde bizler de oy alarak seçildik. Bu zehirli ayrıştırıcı kutuplaştırıcı ve suç işleyen hatta halkı kin ve nefrete teşvik eden Bahçeli’nin dilinin, tarihin çöp sepetinde yer aldığından hiç şüphemiz yoktur.

Irak’ın kuzeyinde karın, buzun ortasında naylon çadırlarda savaşa gönderilen yoksul halkın çocuklarıdır. Savaş kararını verenler, ağzından çıkan her kelimesi kanla karışık olanlar çocuklarını askere göndermiyor. Yakınlarını askere göndermiyor. Onlar sırça köşklerinde, sıcacık evlerinde zevk ü sefa içinde yaşarken, o kerpiç evlerde oturan yoksul ailelerin çocukları sınırın ötesinde neyle karşılaşacaklarını bilmedikleri yerlere gönderiliyor.

Bizler DEM Parti olarak dedik ki; sınır ötesi operasyonları derhal durdurun. Libya’da, Irak’ta. Suriye’de ne işiniz var dedik. İktidar bundan acayip rahatsız oldu. Her seferinde ‘sınırı, sınırın ötesini de koruyacağız’ diyerek Türkiye’yi daha güvenliksiz hale getirdiler. Biz bir kez daha soruyoruz, hakikaten ne işiniz var? Güvenlik dedikçe, sınırlarımız dünyanın en güvenliksiz sınırları haline gelmiş durumdadır. IŞİD’i, El Nusra’yı Kürtlerin yerine ikame ederek, Kürtlerin yerine onları komşu olmaya addederek, sınırlarımız dünyanın en güvensiz sınırları haline geldi. Bun kim yaptı? Şu anki iktidar ve karar vericiler yaptı.

Dünyanın en garantili, en güvenli olan şeyi barıştır. Ancak ne yazık bu iktidar barış siyasetinden uzaklaşalı çok oldu. Bu ülkenin kanayan yarası; Kürt sorununa her daim dedik ki gelin çözüm bulalım. Bu ülkeye en büyük zararı veren, bölen, çatıştıran; ‘Kürt yoktur, Alevi yoktur, bu halk tektir tek ırktır’ diyen ve ‘tek dille konuşmak zorundasınız’ diyen anlayışın kendisidir. Bu ülkede yaklaşık 40 yıldır çatışmalar devam ediyor. Bugüne kadar ne çözüldü? Her gelen asker cenazesinde, her gelen Kürt cenazesinde anaların gözyaşları aynı renk akmadı mı? Fosilleşmiş, yüreği nasırlaşmış, organize kötülük şeflerinin umurunda değil. Onlar birer rakam değil, birer hayat. Onların her birinin bir sevdiği, bir ailesi var. Onlar yitip gidiyor ama AKP ve MHP bundan siyaset devşirmeye çalışıyor. Ant olsun ki kan kusan siyasetinize rağmen bizler bu ülkede en güzel barışı tesis edeceğiz.

Kürt sorununun çözümü için devlet 93’te Özal üzerinden temaslarda bulundu, 96’da Erbakan temasta bulundu. O dönemin başbakanıydı. 97’de Genelkurmay doğrudan ilişki kurdu. 99’da Genelkurmay devlet adına yüz yüze temaslarda bulundu. 2000 ve 2005 yılları arasında askeri kanat sürekli görüşmeler yaptı. 2005’ten sonra 2010 ağırlıklı olmak üzere MİT bu görüşmelerde aktif rol adlı. MİT’in yanında çeşitli bakanlıklar ve bürokratlar görev aldı. Geçmiş dönemde başbakan ve ulaştırma bakanı olarak görev yapan Binali Yıldırım, 2010 yılında Van ziyareti sırasında yaptığı konuşmasında ‘Bu savaşın bütçesi 1 trilyon dolar. 40 bin insanımızı kaybettik’ demiş. ‘Sona ersin, bu çıkmaz yoldur’ demiş.

Şimdiki Meclis Başkanı’nın 14 Eylül 2013 tarihinde Bursa’da yaptığı konuşmasında ‘28 yıllık süreçte Türkiye’de yaklaşık 50 bin insan yaşamını yitirdi. Yaşananların ülke ekonomisine tahmini maliyetinin en azını söylüyorum, 1 trilyon 144 milyon. Dolar olarak da baktığımızda; 620 milyar dolar. Bu parayla Türkiye’nin bugün var olan tüm ailelerinin hepsine araba ve ev alabilirdik’ demiş. Peki bütün bu görüşmeler, bütün bu konuşmalar yanlış mıydı? Hayır yanlış değildir, bilakis hepsi dosdoğruydu. Ve olması gereken de bu zaten. Kürt sorunu hamasetten daha büyük bir meseledir. Bahçeli zihniyetine kalsa 10 milyonlarca Kürt’ü bu ülkeden sürecek. Fakat bunun hayal olduğunu devlet biliyor.

Değerli yurttaşlarımız, bu iktidar ve ortağı çözüm değil, intikam peşinde. En son DEM Parti Gençlik Meclisi Kongresi’nin çıkışında çok sayıda genç gözaltına alındı. Gözaltılar bitmedi, ertesi günler de devam etti ve yine aynı günlerde yine intikam amaçlı Rojava’ya, Kuzey ve Doğu Suriye’ye hunharca saldırılar düzenlendi. Dışişleri Bakanı, bu saldırılarda tek bir sivilin dahi katledilmediğini söylemişti. Eski MİT müsteşarı, kaç sivilin katledildiğini bizden daha çok iyi biliyor. Rakamlar onda mevcuttur. Sadece son birkaç günde Rojava’da buğday siloları, tekstil atölyeleri ve fabrikaları, matbaalar, sivil alanlar vuruldu. Buradan eski MİT müsteşarı ve şimdiki Dış İşleri Bakanı’na soruyoruz; burada asker mi yaşıyordu? Burada silahlı unsurları mı matbaa işletiyor ve tekstil atölyesini çalıştırıyor? Burada yaşayan Kürt sivil halkın öldüğünün, öldürdüğünü bilmeyecek kim vardır bu ülkede ve bu dünyada? Bunu bir kere daha kendilerine hatırlatıyoruz.

Filistin halkı için döktüğümüz gözyaşını Kürt halkı için de dökmemiz gerekiyor. Bir ümmet olmanın da ötesinde insanlık adına ve savaş karşıtlığı adına da Filistin için döktüğümüz gözyaşını mazlum Kürt halkı için de, Rojava’da katledilen Kürt halkı için de dökmeliyiz. Buradan Türkiye’de bütün siyasi partilere, demokrasi güçleri ve siz değerli halkımıza sesleniyorum; Türkiye halklarının vicdanı eminim bu sese kulak verecektir. Savaş sevicilerine lütfen kulaklarımızı kapatalım, onlar gerçekleri gizliyorlar. Kendilerine safahat ve yoksulu emekçi halka ölümü ve cefayı reva görüyorlar. Kendileri para pul içinde, zenginlikler içinde offshore hesapları ile gemicikleriyle yurtdışında yedi cetlerine kadar sermaye biriktirdiler ama yoksul halk çocuklarının ve Türkiye halklarının çocuklarını ölüme terk etmeyi uygun buluyorlar.

MHP Lideri Bahçeli’ye tepki

Şerefli olmak yoksul halkın gencecik evlatlarının ölümünü seyretmek midir? Yoksa bu gençlerin ölümünü engelleyecek siyaseti ortak bir akılla üretmek midir? Şerefli olmak gençlerin yaşamasını istemek midir, onurlu olmak Türk’ün, Kürt’ün Alevi’nin, Sünni’nin, özgürce barış ortamında yaşamasını eşit yurttaşlık temelinde yaşamasını talep etmekte midir?

İşte Bahçeli oturacak, kendini şeref temsilinden geçirecek. Bizim ismimiz sürekli değişiyorsa dönüp o parlamento kendine bakacak. O zaman ismimizin değişmesinin nedenini görecek. İsmimiz hukuksuzluklardan dolayı değişti. İsmimizi sürekli değişime mahkum edenler 12 kez partimiz kapatmaya yeltenenlerdir. İsmimizin değişiminde aynı zamanda ‘ben muhalefetim’ diyen ama partimize dönük açılan kapatma davası dahil olmak üzere bizler üzerindeki baskılara seyirci kalanlardır. Onlar sırtlarını 90’lı yılların karanlık tarihine dayamış. Biz, desteğimizi gücümüzü halkımızdan aldık. Sırtımızı da halkımıza dayıyoruz. Bu böyle biline. Muhalefet, ne yazık ki önemli bir bölümü, söz konusu biz olunca eşitleniyor. Umarız ki bu eşitlik bozulur, umarız ki muhalefetin diğer kesimlerinin aklı başına gelir. Umarız 90’ların zihniyetini taşıyan bu anlayışların zihniyeti de derhal değişir.”

Paylaşın

Akşener, DEM Partiyi Hedef Aldı: Meşruiyeti Yoktur

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “Terörle mücadelede bile hamasetin arkasına sığınan bir güçle mücadele ediyoruz. Terörü bitirdik diye millete yalan söyleyen bir büyük basiretsizlikle mücadele ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Sadece iktidarla değil haine hain diyemeyen riyakarlarla da, koltuk meraklısı fırsatçılarla da mücadele ediyoruz. Adı sürekli değişen, terörist başına duyduğu sevdası bir türlü değişmeyen sözde siyasi partinin siyasi meşruiyeti yoktur.”

Akşener, konuşmasına, “Terörü aklamaya kalkanların gazi meclisimizde yeri yoktur. Öcalan Kürtlerin bir değeridir diye yapılan açıklamaların da bu vatanın hiçbir evladında karşılığı yoktur. Kürtler, elinde on binlerin kanı olan bir teröristle bile anılamayacak değerlidir. Kürtler bu ülkenin has ve şerefli evlatlarıdır. Belli ki unutulmuş. Kürtlerin bir değeri diye anılmak istenen bu cani, binlerce masumun canına kıydı. Bu mudur Kürtlerin değeri? Bu cani beşikte uyuyan bebekleri katletti” ifadeleriyle devam etti.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Akşener’in, açıklamalarından satır başları şöyle:

“30 Aralık’ta Sinan Ateş’in katledilişinin sene-i devriyesi. Bir yıl boyunca katillerinin kim olduğu bir türlü bulunamadı. Umarım bundan sonra ortaya çıkar. Ayşe Ateş sadece katledildiği gün acısını paylaşacağı bir açıklama yapacak. İYİ Parti kimliğiyle değil, arkadaşlarımın orada bulunmasını talep ediyorum. İnsan olarak orada olacaksınız. Mekanı cennet olsun Ateş’in. Bir yıl sonra bizlerin gayretiyle de katledenler ortaya çıkarılabilir.

Terörle mücadelede bile hamasetin arkasına sığınan bir güçle mücadele ediyoruz. Terörü bitirdik diye millete yalan söyleyen bir büyük basiretsizlikle mücadele ediyoruz. Sadece iktidarla değil haine hain diyemeyen riyakarlarla da, koltuk meraklısı fırsatçılarla da mücadele ediyoruz. Adı sürekli değişen, terörist başına duyduğu sevdası bir türlü değişmeyen sözde siyasi partinin siyasi meşruiyeti yoktur.

Terörü aklamaya kalkanların gazi meclisimizde yeri yoktur. Öcalan, Kürtlerin bir değeridir diye yapılan açıklamaların da bu vatanın hiçbir evladında karşılığı yoktur. Kürtler, elinde on binlerin kanı olan bir teröristle bile anılamayacak değerlidir. Kürtler bu ülkenin has ve şerefli evlatlarıdır. Belli ki unutulmuş. Kürtlerin bir değeri diye anılmak istenen bu cani, binlerce masumun canına kıydı. Bu mudur Kürtlerin değeri? Bu cani beşikte uyuyan bebekleri katletti.

Buradaki asıl sorun ne Türkiye ile ne Türk milleti ne de Kürtlerle hiçbir bağlantısı bu uzaktan kumandalı değil, bunlara bu cüreti verenler. Asıl sorun, bir belediye kazanmak uğruna teröristin mektubunu okutanlardır. Oy uğruna şekilden şekilde giren partiler, kimi kapının arkasında kimi de kapının önünde yapılan diplomasiler, her seçim öncesinde kapılarında paspas olan siyasetçilerdir.

Buradan iktidara seslenmek istiyorum. Önümüzde yerel seçimler var. Madem terörle mücadele etmek istiyorsunuz, terörle iltisaklı kişilere engel olun. Samimiyseniz kayyum meselesi üzerinden gizli pazarlıkları bırakın. Milletimizi Karagöz Hacivat oyunuyla oyalamayın. Bir kişinin aday olması içinden güvenlik soruşturması var. Önümüzdeki seçimler bir milat olsun. YSK milletimizin önüne terörle iltisaklı kişileri çıkarmasın. Rahatsızlığınızda ciddiyseniz kürsüde şikayet etmek yerine gereğini yapın. Biz varız hodri meydan.

Bir yanda DEM’lilere sevimli görünmek için çabalayanlar, HÜDA PAR’lılara anayasa konuşmasına susanlar var. Herkes sussa da biz İYİ Parti olarak asla susmayacağız. Bu ikiyüzlü tiyatroya asla sessiz kalmayacağız. Devletimizin bütünlüğüne Türklüğümüze dil uzattırmayacağız. Türk Mileti için vasata mahkumiyet bitmiştir. Seçim için yalakalık yapanların devri bitmiştir. Haine hainliğini, çakalın çakallığını teslim etme vaktidir.

Çocuklarımızın eşit şartlarda yetişmesini sağlamak, çağın gereklerine göre eğitim vermek şarttır. Milletin istikbali için hayati öneme sahip bir sorumluluk cemaatlere devredildiğinde ne olur biliyor musunuz? Ortaya paralel bir eğitim sistemi çıkar. Tercih hakkı çocuğun elinden alınır, cemaatin eline teslim edilir. Siz belli ki yaşadıklarımızı çabuk unutmuşsunuz. FETÖ sınavından belli ki siz hiç ders almamışsınız. Belli ki kendinize hiç vazife çıkartmamışsınız.”

Paylaşın

Can Atalay Kararının Gerekçesi Açıklandı: AYM Kararları Bağlayıcı

Gezi Davası’ndan cezaevinde bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’a ilişkin ikinci kararının gerekçesini açıklayan Anayasa Mahkemesi (AYM), “Herhangi bir yargısal makamın AYM kararlarının bağlayıcılığını tartışma yetkisi verilmediği” vurguladı.

Haber Merkezi/ Anayasa Mahkemesi (AYM), Can Atalay’la benzer durumda olan Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Leyla Güven hakkında AYM’nin vermiş olduğu kararlarına daha önce Yargıtay Ceza Kurulu’nun uyduğunun da altını çizerek bu konuda “bağlayıcılık” olduğuna işaret etti.

AYM, kararında, “Kamu gücü eylemi, işlemleri ve ihmallerinin Anayasa’ya uygunluğu kesin ve bağlayıcı olarak karara bağlama yetkisi münhasıran Anayasa Mahkemesine aittir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla bir temel hak ve özgürlüğün ihlal edildiğine karar verdiğinde herhangi bir merciin bu kararın Anayasa’ya veya kanuna uygun olup olmadığı incelemesi ve yetersizliği yok” ifadelerine yer verdi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), hakkında iki kez hak ihlali kararı vererek tahliyesine hükmettiği Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’la ilgili son kararının gerekçesini açıkladı.

2010 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle AYM’ye bireysel başvuru imkanının getirdiği belirtilen kararda “Yapılan düzenlemeyle bireysel başvuruları inceleme görevi verilmek suretiyle Anayasa Mahkemesi’ne özgürlükleri koruma ve yükseltme misyonu da yüklenmektedir” ifadeleri yer aldı.

Karara AYM üyeleri İrfan Fidan, Muhterem İnce ve Muammer Topal’ın ortak ‘karşı oy’ gerekçesi yazdı. Gerekçeli kararında süreci ve ilk kararın uygulanmamasının hukuksuzluğunu anlatan AYM, Yargıtay’a da kendi kararıyla yanıt verdi.

Yüksek Mahkeme, bireysel başvurular üzerine verdiği kararların Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.04.2015 tarihli kararına atıf yaptı:

“Anayasa Mahkemesi’nin diğer kararları gibi, bireysel başvuruları inceleyen bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesi’nin emsal niteliğindeki bu kararı karşısında mevcut içtihadların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir.’ şeklinde açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliği tartışmasızdır.”

AYM, akşam saatlerinde de Can Atalay dosyasına ilişkin web sitesinden açıklama yapmış, “Yargıtay’ın Anayasa hükümlerini gözardı ederek verdiği kararla şekillenen süreç Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı” demişti.

Ne olmuştu?

Anayasa Mahkemesi, 14 Mayıs 2023 seçimlerinde TİP Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay’ı, milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesinin “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetmiş ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Can Atalay’ın tahliye edilmesi için gerekçeli kararı göndermişti.

Kararı inceleyen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, yetkinin kendilerinde olmadığını öne sürerek, dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne sevk etmişti.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa’nın açık hükümlerine rağmen Can Atalay hakkında tahliye kararı verilmeyeceğine hükmetmiş ve Can Atalay hakkında hak ihlali kararına imza atan AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulması yönünde karar vermişti.

Can Atalay’ın avukatları bu durum üzerine AYM’ye ikinci bir başvuru yapmış ve Atalay’ın “bireysel başvuru” hakkının da ihlal edildiğine dikkat çekmişti.

21 Aralık’ta ikinci kez Can Atalay’ın dosyasını görüşen AYM, Can Atalay’ın seçilme hakkının ihlal edildiğine oy çokluğuyla, ilk AYM kararının uygulanmayarak Can Atalay’ın tahliye edilmemesi sebebiyle bireysel başvuru hakkının ihlal edildiğine ise oybirliğiyle karar vermişti.

Paylaşın

İsveç’in NATO’ya Üyeliğinde Yeni Gelişme: Dışişleri Komisyonu’nda Kabul Edildi

İsveç’in NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) kabulüne ilişkin teklif, AK Parti, MHP ve CHP’nin oylarıyla TBMM Dışişleri Komisyonu’nda kabul edildi. Teklife, İYİ Parti hayır oyu verirken, DEM Parti ise oylamaya katılmadı.

Haber Merkezi / Üyeliğin onaylanması için düzenlemenin komisyonda kabulünden sonra TBMM Genel Kurul’da oylanması şartı bulunuyor. Oylamaya katılanların yarıdan bir fazlasının oyu aranıyor.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un imzasıyla teklif haline getirilen protokol 25 Ekim’de TBMM Dışişleri Komisyonu’na havale edilmişti.

Komisyonda konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar: İsveç makamlarının her talebimizi hemen yerine getirmesi maalesef gerçekleşmiyor. Bu bir süreç. 5 yıl önce hayal bile edilemeyecek mevzuat değişikliklerini hayata geçiriyorlar. Akçapar, “Askeri-stratejik açıdan, İsveç’in de NATO’ya dahil olmasıyla, kuzeyde güvenlik boşluğu kalmayacak” dedi.

CHP Milletvekili Kani Beko söz alarak “Bizim muhatabımız İsveç mi, AB mi, ABD mi? Somut adımlar atılmazsa, kabul etmeyelim üyeliği. Bence ABD de F16 meselesinde topu kongreye atıp, kabul etmedi kongre diyecek” ifadelerini kullandı. Daha sonra söz alan CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı ise “Az önce, bakanlığın dili değişmiş dedik ama aslında iktidarın dili değişmiş” dedi.

MHP’nin temsilcisi Kamil Aydın ise, “Siyasi duruş kendini göstermeli, önce ülke ve millet diyeceğiz, sonra parti” dedi. İsveç’le ilgili sürecin bu komisyonda verilen kararla sonlanmayacağını, Genel Kurul’da ve pek çok mecrada devam edeceğini belirten Aydın, sürecin iç siyasete malzeme edilmesini eleştirdi ve “Önce ülkenin alî menfaatleri” dedi.

İktidarın seçim öncesinde bu konuyu siyaset malzemesi olarak kullandığını hatırlatan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, hükümet ve muhalefetin milli güvenliği ilgilendiren konularda uzlaşması gerektiğini söyledi. NATO’nun gelişmesine prensip olarak karşı olmadıklarını söyleyen Zorlu, “Güvenliğimizi önce kendi sınırlarımızda sağlamakla sorumluyuz” dedi.

İsveç’in NATO üyeliği konusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasındaki son görüşmede de gündeme gelmişti. Erdoğan, Biden’ın kendisine “F16 modernizasyonuna ilişkin onay süreci ile İsveç üyeliği sürecini eş zamanlı yürütmeyi” teklif ettiğini aktarmıştı.

İki ülkenin NATO’ya başvurusu

Rusya’nın Ukrayna işgalinin ardından İsveç ve Finlandiya, NATO’ya katılım başvurusu yaptı. Ancak Türkiye, iki ülkenin Ankara’nın “terörist olarak nitelendirdiği grupları koruduğu” gerekçesiyle itirazda bulundu. Finlandiya’nın üyelik başvurusunu nisan ayında onay veren Türkiye, Macaristan ile birlikte İsveç’e henüz onay vermiş değil.

“NATO’nun operasyon kabiliyeti gelişecek”

ABD’den yapılan açıklamada ise TBMM Dış İlişkiler Komisyonunda İsveç’in NATO’ya üyeliğine ilişkin teklifin kabul edilmesini memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Bakanlık açıklamasında, “Başkan Biden, uzun zamandır Türkiye’nin F-16 filosunun modernizasyonuna verdiği açık desteği sürdürmektedir ki bu durum NATO’nun operasyon kabiliyetini geliştirecektir” ifadelerine yer verildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Ankara’ya F-16 satışına ilişkin Kongreye resmi bildirim yapılıncaya kadar bu tür dış silah satım süreçlerine ilişkin açıklama veya yorum yapamayacaklarını da belirtti.

Paylaşın

Akademik Özgürlük Endeksi: Türkiye, 179 Ülke Arasında 166. Sırada

Türkiye, dünya genelinde akademik özgürlükleri ölçmeyi hedefleyen Akademik Özgürlük Endeksi’nde (AFI) 179 ülke arasında 166. sırada yer aldı. Türkiye’nin hemen üstünde Mısır; altında ise İran yer alıyor.

Akademik Özgürlük Endeksi’nin 2002-2022 arasındaki verilerine bakıldığında Türkiye’nin 2016 yılında çok sert bir düşüş yaşadığı ve bu durumun devam ettiği görülüyor.

2002’de 0,55 olan Türkiye’nin puanı 2004’te 0,56 ile en yüksek değere ulaştı. 2010 yılına kadar benzer seviyede seyreden endeks 2010’da 0,47’e düştü. Bu tarihten sonra kademeli düşük görülürken 2015’e 0,3o’a kadar geriledi.

15 Temmuz darbe girişimin yaşandığı 2016 yılında ise Türkiye’nin akademik özgürlük karnesi çok sert bir düşüş ile 0,08’e geriledi.

Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) 2023 raporu yayınlandı. Rapor, Aralık 2022 durumunu yansıtıyor. Euronews Türkçe‘nin aktardığına göre Türkiye’nin 2022 puanı 0,084. Türkiye bu puan ile 179 ülke arasında 166. sırada yer alıyor.

AFI ülkeleri “en iyi yüzde 10”dan başlayarak “en kötü yüzde 10”da sona eren 10 gruba ayırdı. Türkiye “en kötü yüzde 10” grubunda yer alıyor. Bu grup akademik özgürlüklerin en çok kısıtlandığı ülkeleri gösteriyor.

Bu grupta puan sıralamasına göre şu ülkeler yer alıyor: Küba, Ruanda, Mısır, Türkiye, İran, Nikaragua, Çin, Suudi Arabistan, Güney Sudan, Ekvator Ginesi, Bahreyn, Suriye, Belarus, Türkmenistan, Eritre, Burma/Myanmar, Kuzey Kore.

Bu ülkelerin büyük bir kısmı insan hakkı ihlalleri ile anılıyor. Türkiye’nin hemen üstünde Mısır; altında ise İran yer alıyor.

Dünyada akademik özgürlüğün en yüksek olduğu ülkeler ise şöyle: Çekya, Estonya, Belçika, İtalya, Almanya, Honduras, Lüksemburg, Letonya, Finlandiya, Arjantin, Slovakya, İsveç, Şili, Jamaika, Peru, İspanya, İsrail, Nijerya, Slovenya. Bu ülkelerin tamamı “en iyi yüzde 10”luk grupta yer alıyor.

İsveç’teki Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü (V-Dem) ile Almanya’daki Friedrich Alexander Üniversitesi Erlangen-Nürnberg Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) dünyada akademik özgürlüğü ölçmeyi hedefliyor. Şu beş temel göstergeye dayanarak filli akademik özgürlük düzeyini değerlendiriyor:

Araştırma ve öğretme özgürlüğü
Akademik değişim ve yayma özgürlüğü
Kurumsal özerklik
Kampüs bütünlüğü
Akademik ve kültürel ifade özgürlüğü

AFI, dünya çapında farklı ülkelerden 2 bin 197 uzman tarafından yapılan değerlendirmelere, standartlaştırılmış anketlere ve V-Dem projesi tarafından uygulanan istatistiksel modellere dayanıyor. V-Dem projesi, demokrasinin çeşitli boyutları hakkında kapsamlı veri ve analizler üretiyor.

Endeks 0 ile 1 arasında değişiyor. 1 özgürlüğün en iyi durumda olduğunu gösterirken 0 özgürlüklerin kısıtlandığına işaret ediyor.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: 1984’ten Beri Kaç Bildiriye İmza Attık, Neyi Çözdük?

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, TBMM’de 4 partinin imza attığı bildiriye imza atmamaları hakkında, “1984’ten beri kaç bildiriye imza attık? Neyi başardık, neyi çözdük?” dedi ve ekledi:

“Bundan sonra ne ezbere iktidar var, ne de ezbere muhalefet var. Faşizme, ‘Sen neden böyle yapıyorsun’ denmez. Mikroba, ‘Sen neden hasta ediyorsun’ diye sorulmaz. Muhalefet, iktidarın pozisyonuna güç veriyorsa o ülkede iktidar değil muhalefet sorgulanır. Sorumluluğumun farkındayım.”

Özel, konuşmasının devamında, “Elbette sorularımız var. 20 aydır Pençe-Kilit operasyonu şehit geldikçe hatırlanıyor. Bu operasyonun amacı ne, hedefi ne? Ulaştıysa neden oradayız, ulaşmadıysa neden ulaşmadı? Bu şartlarda koruyamıyorsak mehmetçiğin hayatı için başka tedbirler alınması gerekmiyor mu?” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Birileri bir yandan kendi sorumluluklarını örtmek, birilerini kendi sorumluluklarına ortak etmek ve süreci kendileri açısından hasarsız atlatmanın hesabı içine girdiler ve bir büyük oyunun, bir büyük algı operasyonun da ilk günlerini yaşadığımızı akıl sahibi, vicdan sahibi her birimize hissettirdiler.

Ankara’da birileri alışılmış ezberleri tekrar etmekle tekrar ettirmekle meşguldüler.

Biz 12 askerimizin nasıl şehit olduğunu milletimize anlatılmasını, Meclisimizin bilgilendirilmesini, Cumhurbaşkanı ya da MSB Bakanı eliyle halkın huzuruna çıkıp bir şeyler söylenmesini hem de Meclis’in bilgilendirilmesini istedik. Çünkü bölgeden çok çelişkili haberler geliyordu, hala da devam ediyor. Bu konuda sorularımızı, önerilerimizi birazdan sıralayacağım.

Öncelikle hep beraber bir milli yas ilan edilsin, bayraklar yarıya indirilsin, eğlenceler iptal edilsin, açılışlar iptal edilsin ve bu ülke bu acıda ortaklaşsın dedik. Bu daha önce yapılmadı mı? Yapıldı. Kanunu var, yetkisi belli, ilan edecek kişi belli ama hiç oralı olmadılar hiç buralı olmadılar, hiç bunu hissetmediler.

Daha önce bu yetkiyi Suudi Arabistan kralı öldüğünde 3 gün süreyle kullanmıştı. Onlar Suudi Arabistan kralı ölünce bu ülkede milli yas ilan edilmesi gerektiğini düşünüyorlar ama bu milletin 12 evladı hayatını kaybettiğinde burada milli yas ilan edecek bir şey görmüyorlar. İşte böyle bir anlayışla karşı karşıyayız ve onlar iktidar, biz muhalefet tarafındayız.

Milli yas ilan etmeyelim, Suudi kralı kadar değerli değiller, ne yaşanıyor size anlatmayalım çünkü milletin vekili olsanız da sarayın muhatabı değilsiniz ama bir göreviniz var bu A4 kağıda imza atacaksınız hep beraber kınama yapacağız. Biz o gün dedik ki milli yas ilan edilmeden, meclis bilgilendirilmeden sizin sorumluluğunuza ortak olacak, sizi meşrulaştıracak, sizinle birlikte hiçbir imzayı atmayacağız.

Biz artık hiçbir evladımız bir daha şehit olmasın diye askerlerimiz daha iyi korunsun diye kimse şehitlerimiz üzerinden siyaset yapmasın diye anneler gözyaşları dökmesin diye artık sizin istediğiniz A4’ler üzerinde imzalar koyup iktidarın peşinden koşturup terör belasını bu topraklardan silmek yerine bir sonraki şehit cenazesine kadar unutan anlayışla ortaklaşmadık, bundan sonra da ortaklaşmayacağız.

Bizi nelerle muhatap edecekler göze alıyoruz onlardan korkmuyoruz ama bu partinin karşısındakinden değil arkasında durduğunu düşündüğünden bir dost ateşi almak dışında bir endişesi yoktur kendimize güveniyoruz kimseden korkmuyoruz, kimseden korkmuyoruz.

1984’ten beri kaç ortak bildiri imzaladık? Sonucunda ne elde ettik neyi çözdük neyi başardık? Hala daha niye annelerin gözü yaşlı? Babaların yüreğinde taş var? ve halen daha sürekli ne zaman ama ne zaman Türkiye’de artık bir şeyler iyiye gidecek dendiğinde şehit cenazeleri geliyor artık insanlar bu sorunun cevabını istiyorlar. öyle ne ezbere iktidar var ne bundan sonra öyle ezbere muhalefet var. CHP’yi bundan önce hesaba katmayanlar bundan sonra o kirli hesaplarını iki kere yapsınlar çünkü yanılacaklar.

İktidar, demokratik değilse geldiği demokrasiyi araçsallaştırıp gücünü mutlaklaştırıyor her geçen gün biraz daha acımasızlaşıyorsa, sertleşiyorsa, faşizme kayıyorsa, faşizm dönemlerindeki uygulamaları örnek alıyorsa o iktidara sen niye böyle yapıyorsun denmez. Ama böyle bir iktidar gücünü mutlaklaştırıyorken karşısında muhalefet bu iktidara varlığıyla güç veriyorsa o ülkede iktidar değil muhalefet sorgulanır. Sorumluluğumuzun farkındayız.

CHP bu bildiriye imza koymadı. Böyle bir bildiri imzaladılar, şu bildiriye biz imza koymadık. Sonra bir yalana sarılıyorlar, CHP tepki gelince kendi bildiri imzaladı diye. Biz bu bildiri imzalanırken, yollayın o bildiriyi görelim bile demedik. Soruyorlar ya hangi kelimesine karşısınız. Bildiriyi görelim bile demedik çünkü dedik ki bu milletin evlatları neden öldü, hangi tedbirler alınmadı bundan sonra hangi tedbirler alınmalı konuşulmadan gerçekten bu konuda samimi bir bilgilendirme olmadan kimseyle ortaklaşmayız dedik.

Sayın Ali Yerlikaya’yı arayıp emniyet mensuplarına teşekkür ettim. Acılarını yaşamak yerine bu meselelerde defalarca telefon edip ‘Yapanları lanetliyoruz. Özgür Bey bizim ailemizin çocuğu’ diyen Budak ailesine yürekten teşekkür ediyorum. Biz son zamanlarda 28 imza atmışız, onlar genel başkanmızın önüne mermi koydurmuş, Meclis’te yumruk attırmış, Çubuk’ta linç girişimiyle karşı karşıya bırakmışlar. Önce imza atıp sonra eleştirseydiniz diyen varsa aklını peynir ekmekle yemesin. Yazan çizen herkese söylüyorum. Erdoğan da Bahçeli de çok iyi siyasetçi ama bunlar kötü insanlar.

Seçim döneminde montaj videolarla bizi Kandil ile birlikte göster, sıkışınca Abdullah Öcalan’dan mektup oku. Sonra da ‘yerli ve milli siyaset’ de. Yere batsın yerliliğin ve milliliğin.”

Bahçeli bugün dedin ya PKK’nın adını anmaz hain onlar diye. PKK’nın adını anmayan bir hain arıyorsan işte Recep Tayyip Erdoğan’ın tweeti. Öyle bedava siyaset yok. Hain arıyorsan burada.

Biz imza atmışız, onlar genel başkanımızın önüne kurşun koymuşlar biz imza atmışız onlar genel başkanımıza grup çıkışında yumruk attırmışlar. Biz imza atmışız onlar Çubuk’ta genel başkanımızı linç etmeye çalışmışlar. Linçten sonra da nereye gideceğine dikkat etsinler demişler Anıtkabir’de bile genel başkanımızın elini havada bırakmışlar.

Hala daha bu kötücül akılla önce imza atsaydık sonra eleştirseydik diyen varsa aklını peynir ekmekle yemesin.

İstanbul seçiminden önce bunlar kazanırsa İSPARK’ı PKK’ya verecekler de, sıkışınca son gece Abdullah Öcalan’dan mektup okut ondan sonra yerli ve milli siyaset… Yere batsın yerliliğin, yere batsın milliliğin!

“Ağzına geleni söyleyen Devlet Bahçeli…”

Sayın Bahçeli HDP’yi dinlemedi CHP’yi dinlemedi ama sayın Bahçeli oturdu ittifak ortağı HÜDAPAR’ı dinledi. HÜDAPAR Genel Başkanı, konuşması sırasında önce bir kere mikrofon kapandı diye açılınca ikinci kez elinde hilafet yeşili parti programıyla sanki inadına dönüp MHP sıralarına bakarak şunları okudu: ‘Olumlu ve olumsuz tüm yönleriyle eyalet sistemi, özerklik gibi yönetim modelleri serbestçe tartışılabilmelidir’

Erdoğan bu sistemin olumsuz yönlerini saysın. Ağzına geleni söyleyen Devlet Bahçeli, ağzını aç da konuş bakalım bu sistemin olumlu yönlerini de sen anlat ittifak ortağın yerine.

Sayın Devlet Bahçeli, ittifak ortağının söylemiyle söyleyeyim ‘Kimler kimlerle beraber’

Bu iktidar herkes bilsin ki devlet değildir. Devletin kanatları iktidarı korumak için değil halkı milleti korumak içindir. Parti, parti devleti olmaz devletin de partisi olmaz ama muhalefet de ne devlet için ne iktidarı arkalamak için ne zor duruma düştüm dediğinde iktidarı meşrulaştırmak için değil ancak ve ancak yetkinin alındığı millet için yapılır, halk için yapılır.

Biz, bize oy verenlerin saray rejimine oy vermediğini biliyoruz. Biz, bize oy verenlerin bu anlayışa oy vermediğini biliyoruz bu yüzden de biz milletin olmayan bu yoldan yürümeyeceğiz. Her alanda yetki kullanıp hiçbir sorumluluk almayan iktidarı o konforlu alanında rahat bırakmayacağız.

Bu ülke herkes için zenginleşene kadar hep birlikte çalışacağız fakir fukaranın şehit olduğu bunların zengin olduğu bu düzene dur diyeceğiz. Artık yeter, artık yeter, artık yeter!”

Paylaşın

Anket: İmamoğlu, AK Partili Muhtemel Rakiplerine Fark Atıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, anket şirketleri de seçimlere ilişkin çalışmalarına hız verdi. Son olarak MetroPoll Araştırma, aralık ayı araştırmasında İstanbul seçimlerine odaklandı.

Anket, 9 – 13 Aralık’ta İstanbul’un 39 ilçesinde 1500 kişiyle bilgisayar destekli telefon görüşmesi ile yapıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya veya eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yarışması halinde hangi adayın ne kadar oy alabileceği araştırıldı.

Sözcü yazarı İsmail Saymaz‘ın aktardığı ankete göre, İmamoğlu ile Murat Kurum arasındaki bir yarışta İmamoğlu rakibine yaklaşık 15 puan fark atıyor.

Murat Kurum’a 15 puan fark

Ankette “Önümüzdeki yerel seçimde İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı için adaylar aşağıdaki gibi olursa hangisine oy verirsiniz?” sorusuna katılımcıların yanıtı şöyle oldu:

Ekrem İmamoğlu: 48.3
Murat Kurum: 33.9
Cevap Yok: 17.8

Ali Yerlikaya’ya 10 puan fark

Araştırmada İmamoğlu ile Ali Yerlikaya arasındaki muhtemel yarış da soruldu. Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğini söyleyenlerin oranı 46.5 olurken, Yerlikaya 37.1 puanda kaldı. ‘Cevap Yok’ diyenler ise 16.4 puan oldu.

Selçuk Bayraktar’a 7 puan fark

Ankette katılımcılara son olarak Ekrem İmamoğlu ile Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar arasındaki olası yarış soruldu. Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğini belirtenlerin oranı 45.1 puan oldu. ‘Cevap yok’ diyenlerin puanı 16.8 olurken, Selçuk Bayraktar’a oy vereceğini kaydedenlerin oranı 38.1’de kaldı.

Paylaşın

Bahçeli’den Özgür Özel’e Sert Sözler: Zirzop, Üç Kuruş Akıllı

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “DEM ve CHP’nin haricinde TBMM’de grubu bulunan 4 parti, ortak metne imza koyarak terör saldırılarını şiddetle kınamışlardır. CHP, bu metnin neresini beğenmedi? Niçin telaşa kapıldı? DEM’in siyasi kolonu olmayı nasıl hazmetti. CHP, DEM’in peşinde yuvarlana yuvarlana ahlaki tarihi mirasını kaybetmiştir. Bu kesindir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına geçmiştir” dedi ve ekledi:

“Hepsine birden yazıklar olsun diyorum. Özgür Özel zıvanadan çıkmış, zırvaya gömülmüş, zirzop siyasetiyle bindiği dalı kesmeye başlamıştır. Terörist Demirtaş’ı selamlayan bu gafilin sonunda kafese alınıp bölücülük narkozuyla uyuşturulduğu ortadadır. Demlenmiş CHP yönetimi yüz karasına dönüşmüştür. TBMM’nin ortak açıklamasına imza atmayarak PKK’nın safına geçen CHP, DEM kadar milli güvenlik tehdididir. Terör saldırılarından hemen sonra Milli Savunma Bakanımızdan Meclis’i bilgilendirmesini isteyen zihniyet sorumsuzdur. Memleketi Manisa’da protesto edilen bu şahıs, aklını başına almazsa sokakta dahi yürüyemeyecektir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Konuşmasında CHP, CHP Lideri Özgür Özel ve DEM Parti’yi hedefine koyan Bahçeli, şunları söyledi:

“Tetiği çeken PKK’lı teröristtir ancak mermiyi veren, hedefi gösteren güçler de terörü ve terörizmi himaye eden alçaklardır. Milli birlik ve kardeşliğimizi yaralamak için menfur bir operasyon devrededir. Bu operasyonda CHP’nin demlenmesi amaçlanmıştır. Ne zaman Türkiye başını kaldırsa, bir adım öne çıksa, çok geçmeden farklı kaynaklardan olsa da aynı gayeye hizmet eden musibetlerle karşılaşıyoruz.

Ne zaman küresel zeminde zulme karşı dursak yumuşak karnımızdan darbe yiyoruz. Her yerden üstümüze geliyorlar. Gözümüzün içine baka baka ihanetin fermanını okuyorlar. Göstere göstere terörizme güzelleme yapıyorlar. Dişimizi sıkıyoruz ve sabır diyoruz. Ne var ki estirilen tahrik kampanyası sağ duyulu duruşumuzu gittikçe sarsıyor. Hınıslı Said isimli bir haine yapılan övgülerden tutun da bölücü mesajlara, terör diline kadar görülmedik şey kalmamıştır.

TBMM, teröristlerin, bölücülerin, aklanma, paklanma, sığınma ve meydan okuma yeri değildir. Aksine, hizmet eden kim varsa hasmımızdır, vatan hainidir. MHP’nin açık çağrısı şudur; teröristlere hangi milletvekili hoşgörüyle yaklaşıyorsa suçludur. Biz TBMM’de terörist istemiyoruz. Düşman istemiyoruz. Katil istemiyoruz. Canilerin sırtını sıvazlayan namertleri asla istemiyoruz. PKK’nın yerine gözetleme kulesi görevi gören, İstiklal Marşı söyleyemeyen, sözde Kürdistan havariliğinden vazgeçemeyen, devletin bölünmez bütünlüğüne düşman kesilen sözde partilerin TBMM’de bulunması, Hazine yardımı ve maaş alması rezalettir, cinayettir, milletimize karşı en aşağılayıcı muameledir.

Gelişmeler karşısında ilk önerim, 57 DEM milletvekilinin maaşının ve bu terör yuvasına ödenecek Hazine yardımının derhal kesilerek terörle mücadeleye ve şehit ailelerine aktarılmasıdır. İkinci önerim, teröre yardım ve yataklık yapan sözde milletvekillerin görüşülmeyi bekleyen dokunulmazlık dosyalarının karara bağlanarak bu haşaratların acilen mahkemeye çıkarılmasıdır. Üçüncü önerim, AYM statüsünün radikal şekilde ele alınarak yeniden yapılandırılması ya da bu mahkemenin kapatılmasıdır. Dördüncü önerim de TBMM’de kürsü dokunulmazlığı sınırlarının yeniden çizilmesidir. AYM’nin malum başkanı ve üyeleri şehit haberleri karşısında acaba ne hissetmişlerdir? Nasır tutmuş vicdanları biraz olsun sızlamış mıdır?

AYM’nin önünde görüşülmeyi bekleyen 129 bin 140 bireysel başvuru dosyası varken mahkum Can Atalay dosyasını acilen inceleyip hak ihlali verilmesinin izahını kara cübbeli işbirlikçiler nasıl yapacaktır? Aynı özen ve dikkat neden ve niçin HDP ve devamı partilerin kapatılmasında gösterilmemektedir? AYM’nin başkan ve üyeleri, kulak veriniz, bana şehitlerimizin omzunda vatan toprakları emanet edildi, onların katilleri aramızda dolaşıyor. Uzaktan kumandalı yargı da yargıç da olmaz diyen Bay Zühtü, senin ipin kimin elindedir?

“Özgür Özel zıvanadan çıkmış, zırvaya gömülmüş, zirzop siyasetiyle bindiği dalı kesmeye başlamıştır”

DEM ve CHP’nin haricinde TBMM’de grubu bulunan 4 parti, ortak metne imza koyarak terör saldırılarını şiddetle kınamışlardır. CHP, bu metnin neresini beğenmedi? Niçin telaşa kapıldı? DEM’in siyasi kolonu olmayı nasıl hazmetti. CHP, DEM’in peşinde yuvarlana yuvarlana ahlaki tarihi mirasını kaybetmiştir. Bu kesindir. CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin karşısına geçmiştir. Hepsine birden yazıklar olsun diyorum. Özgür Özel zıvanadan çıkmış, zırvaya gömülmüş, zirzop siyasetiyle bindiği dalı kesmeye başlamıştır.

Terörist Demirtaş’ı selamlayan bu gafilin sonunda kafese alınıp bölücülük narkozuyla uyuşturulduğu ortadadır. Demlenmiş CHP yönetimi yüz karasına dönüşmüştür. TBMM’nin ortak açıklamasına imza atmayarak PKK’nın safına geçen CHP, DEM kadar milli güvenlik tehdididir. Terör saldırılarından hemen sonra Milli Savunma Bakanımızdan Meclis’i bilgilendirmesini isteyen zihniyet sorumsuzdur. Memleketi Manisa’da protesto edilen bu şahıs, aklını başına almazsa sokakta dahi yürüyemeyecektir.

CHP, işgal edilmiş, Türkiye düşmanlarının eline geçmiştir. Bu acıklı tablo ülkemiz ve demokrasimiz adına çok ciddi bir risktir. CHP Genel Başkanı’nın Tuzla Piyade Okulu’nda yaşananlardan sonra başarılı, dirayetli ve cesur yürekli Milli Savunma Bakanımıza saldırması alçaklıktır, korkaklıktır, hunhar terör örgütüne vekâlet etmektir. Görevini onurla yapan Milli Savunma Bakanımıza, “Ya aklını başına alacak ya da biz onun aklını başına getireceğiz” diyerek üst perdeden ve tehditvari şekilde konuşan özelleşmiş esir zihniyet, bugüne kadar kaç kişinin aklını başına getirmiş de, böylesi bir özgüvenle atıp tutmaktadır. Emperyalizmin özelleştirdiği bu şahısta akıl olsa zaten böyle konuşmaz, konuşamazdı.

Terörle mücadele eden bakanlarımızdan komutanlarımıza, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin ve Polis Teşkilatımızın her kademesinde görev yapan kahramanlarımıza dil uzatanların dilinin, el uzatanların elinin, göz koyanların gözünün, parmak sallayanlarını da parmağının hesabını sorar, bedelini misliyle ödetiriz. Daha önce söylemiştim, yine söylüyorum, bunların alayının aklını alırım. Milli Savunma Bakanımızın, Türk Silahlı Kuvvetleri komuta heyetinin, kahraman asker ve polislerimizin sonuna kadar arkasındayız.

31 Mart 2024 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinde AK Parti ile 30 büyükşehir ve 29 ilde işbirliği yapma kararı aldığımızı, 22 ilde de demokratik yarış halinde olacağımızı buradan bir kez daha açıklıyorum.”

Paylaşın

Üç Bakanlık, Süresi İçinde Hiçbir Önergeyi Yanıtlamadı

28. Dönemin başından bu yana Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a 939, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya 743, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a 127 soru önergesi gönderildi. Bu bakanlar, süresi içinde hiçbir önergeyi yanıtlamadı.

Konuya ilişkin değerlendirme yapan CHP Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı “Biz burada temsil ettiğimiz vatandaşlarımızın refahı, ülkemizin huzuru ve Cumhuriyetimizin geleceği adına denetleme yetkimizi kullanmaya çalışıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bakanlar şeffaf şekilde bu halktan toplanan vergilerin ve ülke adına yapılan işlerin hesabını vermekle yükümlüler. Ancak tek adamlık rejiminde bakanlar Meclise değil Saraya hesap verme derdinde. 83 milyonu değil, 1 kişinin ağzına bakıyorlar. O nedenle Milletvekillerinin önergeleri yanıtsız bırakılıyor, cevaplananlar ise sözde yanıtlar içeriyor. Denetimin olmadığı yerde demokrasi olmaz, hırsızlık olur.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Isparta Milletvekili Hikmet Yalım Halıcı Meclis Başkanlığına milletvekillerinin soru önergelerine süresi içinde yanıt veren ve önergeleri yanıtsız bırakan bakanları sordu. Soru önergesine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ yanıt verdi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Bozdağ’ın yanıtına göre milletvekilleri, 28. Dönemin başından bu yana Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a 939, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya 743, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a 127 soru önergesi gönderdi. Bu bakanlar süresi içinde hiçbir önergeyi yanıtlamadı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç süresi geçtikten sonra 28 önergeyi yanıtlarken, 64 önergenin yanıtlanma süresinin devam ettiği görüldü. Bakan Tunç 847 soru önergesini yanıtsız bıraktı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya 418 önergeyi süresi geçtikten sonra yanıtlarken, 76 önergenin yanıtlanma süresinin devam ettiği görüldü. İçişleri Bakanı Yerlikaya 249 önergeyi yanıtsız bıraktı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy süresi geçtikten sonra 25 önergeyi yanıtlarken 77 önergeye halen yanıt vermedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz 285 soru önergesinin 173’ünü süresi içinde yanıtladı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş 205 soru önergesinin 104’ünü süresi içinde, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan 358 önergenin 126’sını; Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki 524 önergenin 193’ünü, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 55 önergenin 22’sini, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar 159 önergenin 84’ünü, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak 120 önergenin 36’sını,

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek 180 önergenin 98’ini, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin 450 önergenin 201’ini, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler 48 önergenin 33’ünü, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 504 önergenin 117’sini, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır 52 önergenin 30’unu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı 539 önergenin 64’ünü, Ticaret Bakanı Ömer Bolat 97 önergenin 32’sini ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu 316 önergenin 214’ünü süresi içinde yanıtladı. Bakanlara toplamda 5731 soru önergesi verildi. Bunların 1553’ü süresi içinde yanıtlanırken 2644 tanesi yanıtsız bırakıldı.

Soru önergesinin Anayasal bir denetleme yetkisi olduğunu belirten Hikmet Yalım Halıcı “Biz burada temsil ettiğimiz vatandaşlarımızın refahı, ülkemizin huzuru ve Cumhuriyetimizin geleceği adına denetleme yetkimizi kullanmaya çalışıyoruz. Bakanlar şeffaf şekilde bu halktan toplanan vergilerin ve ülke adına yapılan işlerin hesabını vermekle yükümlüler. Ancak tek adamlık rejiminde bakanlar Meclise değil Saraya hesap verme derdinde. 83 milyonu değil, 1 kişinin ağzına bakıyorlar. O nedenle Milletvekillerinin önergeleri yanıtsız bırakılıyor, cevaplananlar ise sözde yanıtlar içeriyor. Denetimin olmadığı yerde demokrasi olmaz, hırsızlık olur” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi TBMM Başkanlığına bu dönemde 1338 kanun teklifi verdi. Yeşiller Sol ve Gelecek Partisi 159, Milliyetçi Hareket Partisi 50, İyi Parti 21, Saadet Partisi 4, Türkiye İşçi Partisi 10 kanun teklifi verdi. Bu kanun tekliflerinin hiçbiri yasalaşmadı. Muhalefetin verdiği Meclis Araştırma önergelerinin hiçbirisi Meclis Genel Kurulunda kabul edilmedi.

Bunların içinde çocuğa yönelik istismar, kadın cinayetleri, yolsuzluk, satılan vatandaşlık, yargıdaki liyakatsiz yapılanma, sınır güvenliği, çiftçilerin sorunları, emekçi cinayetleri, uyuşturucu, mafyalar, sığınmacı sorunu, yabancılara konut ve toprak satışı, deprem önlemleri, bağış kampanyalarında toplanan ancak yatırılmayan paraların araştırılması gibi başlıkların yer aldığı Araştırma Önergeleri Cumhur İttifakı Milletvekillerince kabul edilmedi.

Paylaşın

DEM Parti Kısaltması, Yargıtay Tarafından Kabul Edildi

Yargıtay, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin kısa ismi olan DEM Parti’yi kabul etti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi internet sitesine, partinin kısa ismi olan DEM Parti ve yeni logosunun yer aldığı görüldü.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) halen Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 57 milletvekili bulunuyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 2 ay önce adını Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak değiştirmiş, partinin eş genel başkanlıklarına Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları Oruç ve Siirt Milletvekili Tuncer Bakırhan seçilmişti.

Mezopotamya Ajansı’ndan Mehmet Aslan’ın haberine göre; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin kısa ismi olan DEM Parti’yi kabul etti.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti), 15 Ekim 2023’de gerçekleştirilen 4. Olağanüstü Kongre’de isim değişikliğine giderek, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi adına aldı. Partinin kısaltması ise HEDEP oldu.

Değişikliğin bildirildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HEDEP’i daha önce kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’ni (HADEP) andırdığı gerekçesiyle kabul etmedi. Başsavcılık, bu benzerliğin Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu ileri sürdü.

Partiye gönderilen yazı ile HEDEP kısaltmasının değiştirilmesi istendi. Parti, bunun üzerine partinin kısa ismini 11 Aralık’ta DEM Parti olarak değiştirdi.

Değişiklik, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın resmi internet sitesine de yansıdı. Sitede partinin kısa ismi olan DEM Parti ve yeni logosunun yer aldığı görüldü.

DEM Parti’nin kurulması ardından 24 Kasım’da yeniden kurulan Yeşil Sol Parti’nin (YSP) başvurusunun da kabul edildiği görüldü. Şu anda kurulan ve Yargıtay tarafından kabul edilen siyasi parti sayısı ise 141’e ulaştığı görüldü.

Paylaşın