Selahattin Demirtaş: Demokrasi İçin Bedel Ödüyoruz

Kobani Davası’nda konuşan eski HDP Eş Genel Başkanı Salahattin Demirtaş, “Halk demokrasinin tadına varsa bir daha vazgeçmez. Biz devlete karşı, hükümete karşı en büyük demokrasi savaşını içimizde yaptık, hala yapıyoruz. Bizim partimizde kimse kimsenin önünde eğilmez. Ben partide eş başkan iken yaptığım her hata arkadaşlarım tarafından eleştirildi. Biz demokrasi için bedel ödüyoruz” dedi.

IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda devam ediyor.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, siyasetçiler ve avukatlar Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşma, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın savunmasıyla devam etti.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, beyanlarına kaldığı yerden devam eden Demirtaş, 13 Kasım 2012’de Mardin’de yaptığı bir konuşmasının mütalaada suç olarak lanse edildiğini paylaştı. Demirtaş, suçlama konusu yapılan konuşmasını Kürtçe yaptığını, içeriğinin açlık grevleri ile ilgili olduğunu ve açlık grevinde bulunan tutsakların talepleri arasında bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne vurgu yaptığını hatırlattı. Yaptığı konuşmanın üzerinden altı yıl geçtikten sonra konuşması hakkında fezleke hazırlandığını kaydeden Demirtaş, “Fezlekede benim konuşmalarım ile Ahmet Türk’ün konuşmaları da bir biriyle karıştırılmış” dedi.

Demirtaş’ın savunmasından öne çıkan başlıklar şöyle: “Konuşma içeriğinden anlaşıldığı gibi suç suçluyu övme yok. AİHM ve AYM kararlarını hatırlamak istemiyorum ama ‘suçu ve suçluyu övmek’ bu değildir. Bir kişi yaptığı suçtan dolayı övülürse suç olur. Örneğin hakeme yumruk atan Ankaragücü Başkanını alkışlayanlar, suçu ve suçluyu övmüştür.

Sayın Öcalan’a sayın demek suç ve suçlu övmek ise Türkiye’nin yarısı suçludur. Peki burada bir ‘terör örgütü propagandası’ var mıdır? Mesela hangi örgütün propagandası var? Ne fezlekede ne iddianamede böyle bir şey yok. Ya da Demirtaş Kürt olduğu için akla PKK mi geliyor deyip yazmayı gerek duymamışlar mı? Yazma gereği duyulmamış bir suçlamanın savunmasını nasıl yapabilirim? Şimdi hangi örgüt olduğunu bilmediğim için savunma yapmasam yerindedir. Fezleke iş olsun, dostlar alışverişte görsün diye hazırlanmış bir fezlekedir.

O dönem devam eden açlık grevlerine ilişkin taleplerinin yerine getirilmesi için yapılan bir konuşma var. O dönem hükümetine yönelik eleştiriler var. Bir konuşmanın propaganda sayılabilmesi için açık ve yakın bir tehlike oluşturması gerekir. Bir şiddet çağrısı, bir övgü varsa, bu tek başına propaganda sayılmaz; açık ve yakın bir tehlike olması lazım.

Ayrıca yerel makamların yapması gereken de şudur; o gün o konuşma nedeniyle bir şiddet dalgası var mı, ona da bakması lazım. Yargıtay kararları var. Örneğin ‘Yaşasın PKK’, ‘Yaşasın Apo’ ve ‘Yaşasın gerilla’ propaganda değerlendirilmemiş. Bizzat bir şiddeti teşvik etmesi lazım. Konuşmada da böyle bir şey yok. Yeni bir sürecin sosyopsikolojik alt yapısını hazırlamak üzerine yaptığımız bir mitingden bir konuşmadır. Aralık sonu itibari ile bir heyet, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşmüştür ve sonrasında süreç resmi olarak başlamıştı.

PKK Liderine yönelik kurgulanan 9 Ekim 1998 komplosunu anımsattığını, bunun son bulması gerektiğini ve Kürt sorununun çözümünün Öcalan’ın muhatap alınması ile çözülebileceğine” dair olduğunu söyledi. Demirtaş’ın, bu doğrultuda paylaşımda bulunurken mahkeme başkanı tarafından sözü kesildi. Mahkeme başkanı, Demirtaş’ın paylaştığı bu bilgilerin yazılı olarak da mahkemeye sunulmasını istedi.

Bir bütün olarak yaptığımız her şey ve konuşma siyasi faaliyettir. Hangi amaç ile yaptığım bellidir. Dönem itibari ile de bellidir. Ortada bir şiddet yoktur. Şunun altını da çizeyim; biz bunları söylerken diğer arkadaşlarımız da bunları yürütmek ile görevlidirler. Aynı suçlamalar onlara yönelik de var. Onlar da bizim gibi siyasi faaliyette bulunmuşlardır” diye kaydetti.

Fezlekenin de bilirkişi raporunun da sağlıklı hazırlanmadığı görülüyor. Burada her ne kadar anlaşılmasa da buradaki konuşma bana aittir. Açlık grevinin bitmesi için hükümete, halka yaptığım duyarlılık çağrısıdır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Sincan’da bulunan arkadaşlarımızı ziyaret etmişti. Bu adımın devam edilmesi gerektiğini işaret etmiştim.

Bu konuşmalar ve atılan adımların ardından PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın açlık grevlerinin son bulması için not gönderdiğini ve bununla birlikte bittiğini ve yeni bir sürecin adımları atıldığını ifade eden Demirtaş, “Toplumsal bir sorunun siyasi çözümü için elinde mekanizmalar var. Parlamenter ise içtüzüğün kendisine tanıdığı hakları kullanır.  Soru önergesi, araştırma önergesi verebilir. Gündem dışı konuşabilir. Bütün hakların kullanarak siyaset yapabilir. Aynı zamanda Meclis dışında da siyaset yapabilir. Yaptığımız bu konuşmalar tabanımızın bize oy verme gerekçesidir aynı zamanda. Bu konuşmalar bizim siyasi faaliyetlerimizdir.

Mahkeme başkanı cemaatten alındı. Sizlerde o dönemde büyük ihtimale yargıçtınız. Bu salon gibi büyük bir salon yapıldı. Tamamı bizim parti üyelerimiz, arkadaşlarımız tutuklandı. Biz de duruşmaları izlemeye gidiyorduk. 3 buçuk yıl sadece şu yaşandı; Arkadaşlarımızı çeşitli cezaevlerinde getiriyorlardı. Yoklama yapılırken arkadaşlarımız Kürtçe buradayım diyordu. Mahkeme başkanı bu sırada ‘kapat mikrofonu’ deyip konuşmayı kesiyordu. Bu durum o kadar büyük bir krize dönüştü ki avukatlar çeviri yapmak istiyorlardı.  Ancak hiçbir talep kabul edilmedi. Beş yıl boyunca tutuklu kaldılar. Cemaatin yargıçlarından ancak uzun tutukluluk süresinin dolması ile kurtuldular.

O sırada partinin eşbaşkanıydım. Arkadaşlarımızın bir kısmı açlık grevi yapıyordu. Bir kısmı milletvekili seçildi. Açlık grevi taleplerini az önce okudum. Kendileri için bir şey istemiyorlardı. Onların sesinin duyurabilmek kamuoyu ile paylaşmak en azıdan arkadaşlarımızın ölümünün önüne geçmek için yaptığımız şeyler. Biri açlık grevine başlamış ise onu ondan çeviremezsin.

Kendi kendine karar verip bunu yapan birini döndürmek mümkün değildir. Zaten etik de olmaz. Bu faaliyetlerimiz de doğrudan barış ile ilgilidir. Şimdi cemaatin yaptıkları unutuluyor. Bu davalara bakan başkan darbe girişimi gerçekleştiren kişi olarak tutuklandı, cezasını yattı ve çıktı. O kadar zulmü, haksızlığı yaptı. Bizden kısa bir süre önce tutuklandı, hüküm aldı, infazını çekti ve çıktı. Biz hala savunma yapıyoruz. Bu nasıl bir adalet duygusu, vicdan anlamış değiliz.

Siyasi konuşmalarımız ‘bölücü terör örgütü, anayasal, cinayet, bayrak yakmadan’ gibi başlıklar altında değerlendiriliyor. Her şeyden yargılanıyoruz. Değişen ne oldu bu süreçte? Cemaat gitti, ortaklar değişti. Cemaat gitti, MHP geldi. Ortak düşman; Kürtler, kadınlar, Aleviler olarak görülmeye devam ediliyor. Bu fezleke hazırlandığında fezlekeyi hazırlayanlar da içinin boş olduğunu biliyorlardı.

Cemaat ‘çözüm sürecinin’ başlayacağını biliyordu. Bu nedenle bütün siyasi faaliyetlerimizi engellemeye çalışıyorlardı. Suç olarak görüp fezlekeler hazırlıyorlardı. Biz burada barış için miting, yürüyüş yapıyoruz. Emniyet ve valilik bunları engelliyorsa demek ki barışı engellemek istiyorlardı. Bunu Batman’da yaptığımız mitinglerde de söyledik. Bizim bakan ile görüştüğümüzü biliyorlar. Buna rağmen bunu yapıyorlardı. Müzakere ederken bile rakibimizi eleştiririz. Karşımızdakilerin tavrı ise ‘sizin ile müzakere ediyorsak biat edeceksiniz’ şeklindeydi. ‘Bugün hem görüşüyor hem Erdoğan’ı eleştiriyorsun hem de yolsuzluk yaptığını söylüyorsunuz’ diye bizi eleştirenler var.

Kürdistan’da hiçbir zaman bir cemaat bu kadar baskın değildi. 2004 ile başlayan süreç ile bölge tamamıyla Fethullah Gülen cemaatine teslim edildi. İstihbarat, medya temsilcileri, adliye, emniyet, yargı, özel okullar, Nil Kolejleri açıldı. Her yerde Nil Koleji vardı. Bölgede buna rağmen taban bulamadı ama bürokraside çok etkindi.

Ben Diyarbakır’da avukat iken bisikletle ile bir gazete dağıtıcısı gazete dağıtırdı. Her sabah adliyeye gelirdi. Ve her hâkim ile savcının odasına dağıtırdı. Gazete ise Zaman gazetesi idi. Girdiğiniz her hâkim ile savcının masasında muhakkak Zaman Gazetesi olduğu beli olacak şekilde dururdu. Yaka kartı gibi savcı ve hakimlerin masalarında dururdu. Bunu yapmayan fişleniyordu. Yapmayan üç beş kişi vardı onlar da daha sonra sürüldü. Kürtleri Fetullah Gülen’e teslim etmelerinin nedenini ideolojikti. Bize düşmanca davrandılar.

“Siyasal İslam, Kürtler arasında örgütlenemez”

Cemaat, Saidi Kurdi’yi referans aldığını ileri sürerdi ancak tüm kitap ve çalışmalarından Kurdi ifadesini kaldırdılar. En çok Kürt düşmanlığı yapanlara dönüştüler. Onlara biat etmediğimiz ve Türkleşmediğimiz, Kürt olduğumuz için düşman olarak gördüler. Bu arada Kürtler arasında örgütlenemediler. Çünkü siyasal İslam, Kürtler arasında örgütlenemez.

HÜDA-PAR ve tarikatlar ile cemaatler ile girmek istiyorlar ama giremiyorlar. Siyasal İslam’ı içine alamayacak kadar İslam dini yaşamın her alanına girmiştir. Bu nedenle cemaat ile teslim alınmak istendi. Kürt halkı bu coğrafyada ilk İslam’a geçen halkalardan biridir. Hep özerk yaşamıştır. Kendi dilini, kültürünü bu nedenle korumuştur. Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk Dil Kurumu ile ilan ettiği resmî ideolojisini pratikte uygulayamamıştır. Bunun nedenleri arasında medreselerde kendi dilinde aldıkları eğitim etkili olmuştur.

Burada İslam eğitimi de almışlardır. Ayrıca coğrafya olarak da mümkün değildir. Zagros Dağ silsilesi bölgesinde bugünün teknoloji ve iletişime rağmen hâkim olması pek mümkün değildir. Kürtler dağlı halk olarak bilinir. Bu dağların eteğinde yaşam kurmuşlardır. Bunları niçin anlatıyoruz; belki bu kadar tarih bilgisi ne diyebilirsiniz. Bakınız Selçuklu geliyor yapamıyor, Bizans yapamıyor hiç kimse fethedemiyor. İslami kültür olarak almış Kürtler. IŞİD’ten züppelik hocadan, TRT veya diyanetten öğrenmişler. İlk dönemlerden ne öğrenmişler ise o saf hali ile korumayı başarmışlar.

İslami çarpıtan, rant, güç kullanan hiç kimse kendi İslam anlayışını bu topraklarda egemen kılamamıştır. Fethullah Gülen’e de devlet de göz yummuştur. Yeter ki Kürtleri fethetsin. Ne yaptılar ettiler edemediler, bu sefer dini satmaya geldiler. Sonra Fethullahçılar da defolup gittiler. Ayrıca başaramazlar. Oraya damgasını vuran bir dayanışma, dürüstlük, doğruluk kültürü vardır. Bu kültüre göre Kürdistan coğrafyasında kadın erkek yan yana olur. Halayda yan yana olur. Orada İslam’ın formu ile Kürt kültürü ile bir sentez oluşturmuş. Bir yaşam formu oluşturulmuş. O yüzden Gülen ve ekibi saldırı ve tehditleri yaparken arkasında Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti devleti vardı.

İletişim Başkanlığı binasından 7/24 ve üç vardiya olarak bizlere karşı algı yürütülüyor. 24 saat binlerce personel, bakanlık bütçesi kadar bütçeyi ne yapıyorlar? Ben söyleyeyim; bu dava başta olmak üzere algı yaratmak için bir operasyon ekibi var. Çıksın inkâr etsin Erzurumlu Kürt Fahrettin. Senin istihbaratçılarla, sosyologlarla, beden dili uzmanları dahil olmak üzere pek çok işin erbabı kişi ile emniyetten, istihbarattan, gelen veriler derleyip toplayıp algı yarattığını biliyoruz. Hatta hangi spot ile linç edilecek kişi, üst katta belirleniyor. Bunları biliyoruz.

Fahrettin Altun da günün konusuna bakarak, kimin linç edileceğine karar veriyor. Her şeyin ayrı bir birimi var. Bir toplum farkında olmadan algı ile yönetiliyor. Şimdi biz bu davada yargılanıyor ve anlatmaya çalışıyoruz. Herkesin hesabını iyi yapması lazım. Çağ algı çağıdır. Eski tarz ve yöntemler ile faşizme karşı mücadele edilemiyor. Bu fezlekeleri cemaatler yazdı. Cemaatci polisler tutanak tuttu. İddianameyi hazırlayan savcı cemaatçi çıktı. Şu anda bir mahkemede yargılanıyoruz. Hakimler cemaatçi değil herhalde olsa ortaya çıkardı.

İçinde şiddet olmayan bu konuşmalar nedeniyle savcı bizim niçin cezalandırılmamızı istiyor. Belki rahatsız olduğunuz şeyler vardır. Öyle bir algı oluştu ki belki bundan dolayı rahat da değilsiniz. Belki de Fahrettin iyi çalıştı deyip ‘işimiz kolaylaştı’ diyorsunuz. Adalet falan yok, algı var. Siyasi çıkarlar var. İktidarın, kendi iktidarını sürdürebilme beklentisi var. Buna da her gün söylüyorlar zaten.

Örneğin Bahçeli açık söylüyor. AYM’ye Kandil’in ‘arka bahçesi’ diyor. Ben onların yerinde olmak istemezdim. AYM’ye nasıl der bunu Bahçeli? Bunu yaparak tam olarak neye hizmet ediyor? AYM’yi gözden çıkarıyorlar. Şimdi Türklerde devlet töredir. Töre önce gelir. Türkün tanrısı devlettir. Türkün Allahları da devlettir. Peki niye devletin Anayasa Mahkemesi’ni bu hale getiriyorlar? AYM’nin gözden çıkardıklarına göre daha büyük bir şey kazanıyor olmalılar.

Kürtler binlerce yıl sonra Anadolu coğrafyasında merkeze oynuyorlar. Merkez siyaseti yapıyorlar. Onların belirlediği çeperden çıktılar. Bütün Türkiye’yi demokratikleşme iddiası ile yürümeye başladılar. Onlar açısından tehdit büyüktür. Bu nedenle AYM de parlamento da gözden çıkarılır. Yeter ki bu HDP merkezi olmasın. Arkadaşlarımıza uyarımdır; HDP’den sapma bunlara hizmet eder. Beklentileri bu yöndedir.

Öyle yaparsak bize karışmayacaklar. ‘Kendi mahallende oyna arada bir bombalar, atar döveriz ama mahallende oyna’ diyorlar. Ama herkesi yönetmeye talibiz dersen; Türk devlet aklı devreye girer. Sen devleti soyup soğana çeviriyorsun. Bırakın bir on yıl yönetelim halk görsün. Çünkü biliyorlar ki gelsek bir daha esameleri okunmayacak. Halk demokrasinin tadına varsa bir daha vazgeçmez. Biz devlete karşı, hükümete karşı en büyük demokrasi savaşını içimizde yaptık, hala yapıyoruz.

Bizim partimizde kimse kimsenin önünde eğilmez. Ben partide eş başkan iken yaptığım her hata arkadaşlarım tarafından eleştirildi. Biz demokrasi için bedel ödüyoruz. Onun bunun kara kaşı, kızıl sakalı için bedel ödemiyoruz. Bu orada, bu parti içine yönelik bir mesajdı.

Başka bir konuşmamda gerilla kelimesi suçlama konusu yapıldı. Bu bir suç değildir ve gerilla gerilladır. Güney Amerika’da da burada da anlamı aynıdır. Bir kişi yaptığı terör eylemi nedeniyle terörist olarak görülür. Bu bir polis de olabilir bir sivil de olabilir. Aynı zamanda bir devlet de terör eyleminde bulanabilir. Bir de Kurdistan ifadesi var. Açıkçası buna dair suçlamanın olmasından utanıyoruz. Kurdistan yok diyenler var. Bu utanç verici bir durum.

İnsan vatanını, dilini savunur bu milliyetçilik değildir. Eğer dilini ve milletini birinden daha üstün görürsen bu milliyetçiliktir. Biz sokakta, biz Kürdüz deyip bağırmıyoruz. Biri Kürt, Kürdistan olmadığını söylediğinde varız diyoruz. Yüz yıldır bunun için çalışılıyor. Şu anda İletişim Başkanlığı bunu sürdürüyor. Yıllardır burada kendimi paralamamın nedeni budur. Daracık hücreden bunu görüyoruz. Gelinen süreç ortada. Bazı arkadaşlar popülist deyip duruyor. Partinin önüne geçti diyor ama gelinen süreç ortada.”

Demirtaş, öğleden sonra görüşünün olduğunu paylaşarak duruşmaya haftaya Salı gününe kadar ara verilmesini istedi. Mahkeme, duruşmayı 2 Ocak’a kadar erteledi.

Paylaşın

RTÜK, Muhalif Medyayı İzliyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, “RTÜK, düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içinde kalan yorum ve değerlendirmeler nedeniyle muhalif kanallara ceza yağdırıyor” dedi ve ekledi:

“RTÜK, son cezalarla yerel seçim öncesi muhalif medya üzerindeki baskıları daha da arttıracağı sinyalini verdi. İktidarı hedef alan en küçük bir eleştiri RTÜK’ün radarına takılıyor. Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ekran karartmalarla, idari para cezalarıyla basın ve ifade özgürlüğünü engellemek demokrasiye vurulacak en büyük darbedir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)  Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) 2023 yılı karnesini çıkardı. Yıl boyunca, iktidarın sopası durumundaki RTÜK’ün yine muhalif basın yayın organlarını hedef aldığını kaydeden Bulut ekran karartma ve para cezaları dahil ağır yaptırımlar uyguladığını açıkladı.

Bianet’in aktardığına göre; Bulut, son toplantıda tarikat ve cemaatlerin iç yüzünü kurgusal olarak anlatan Kızıl Goncalar dizisi nedeniyle FOX TV’ye idari para ve iki kez program durdurma cezası verildiğini hatırlattı. Bulut, “Tarikatların ‘mili-manevi hassasiyetlerimize aykırı’ diyerek aldırdıkları yasakların RTÜK eliyle ekranlara taşınması kabul edilemez” dedi.

“RTÜK muhalif medyayı izliyor”

“TRT’ye ve iktidara yakın kanallara adeta kör, sağır, dilsiz olan RTÜK, yıl boyu muhalif medya kanalları izledi” diyen Bulut, şöyle devam etti: “RTÜK, FOX TV, Halk TV, Tele1, Sözcü TV, KRT başta olmak üzere iktidarı eleştiren muhalif kanalları hedef alıyor. Ceza verebilmek için adeta kılı kırk yarıyor; bahaneler üretiyor.

Haber türünde yayın yapan Halk TV’ye bu yıl 14 kez toplam 2 milyon 866 bin TL idari para, 5+5+5 olmak üzere 3 kez program durdurma cezası, Tele 1’e 17 kez toplam 1 milyon 200 bin TL idari para, 5+3 olmak üzere 2 kez program durdurma, 1 kez 7 gün yayın durdurma cezası, Habertürk’e 2 kez toplam 495 bin 965 TL idari para cezası,

Flash Haber’e 6  kez toplam 342 bin 952 TL idari para, 5+3 olmak üzere 2 kez program durdurma cezası, KRT’ye 4 kez toplam 257 bin 204 TL 4 idari para, 1 kez 3 program durdurma cezası, TGRT Haber’e 2 kez idari para cezası, Sözcü TV’ye  1 idari para cezası uygulandı.  2023 yılında haber türünde yayın yapan kanallara 9 kez de idari yaptırım, 46 kez toplam 5 milyon 162 bin 569 TL idari para cezası uygulandı.

RTÜK tarafından, genel yayın türünde yayın yapan FOX TV’ye 7 kez toplam 25 milyon 175 bin 811 TL idari para, 1 kez 2 program durdurma cezası, Show TV’ye 2 kez toplam 3 milyon 283 bin 892 TL idari para, 1 kez 2 program durdurma cezası, Star TV’ye 1 kez toplam 9 milyon 702 bin 489 TL idari para cezası,

Cadde TV’ye 1 kez idari para cezası, İlke TV’ye 1 kez idari para cezası, TV 5’e 1 kez 3 program durdurma cezası, Beyaz TV’ye 3 kez toplam 617 bin 526 TL idari para cezası verildi. Genel yayın türünde yayın yapan kanallara 15 kez toplam 38 milyon 779 bin 718 TL idari para cezası verildi; 3 kez idari yaptırım uygulandı.”

“Muhalif kanallara ceza yağdırıyor”

Bulut, son olarak şunları belirtti: “RTÜK, düşünce ve ifade özgürlüğü sınırları içinde kalan yorum ve değerlendirmeler nedeniyle muhalif kanallara ceza yağdırıyor. RTÜK, son cezalarla yerel seçim öncesi muhalif medya üzerindeki baskıları daha da arttıracağı sinyalini verdi.

İktidarı hedef alan en küçük bir eleştiri RTÜK’ün radarına takılıyor. Basın özgürlüğü demokrasinin olmazsa olmazıdır. Ekran karartmalarla, idari para cezalarıyla basın ve ifade özgürlüğünü engellemek demokrasiye vurulacak en büyük darbedir.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Terörün Artmasının Sorumlusu Hükümet

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Terörün sona ermesi, ülkede terörle ilgili sürecin manipüle edilerek bir siyasi mekanizma haline getirilmemesi hepimizin temennisi. Bunun acısını bu memleket özellikle son zamanlarda daha çok çekiyor ve çok üzücü süreçler yaşıyoruz” dedi ve ekledi:

“Bu ülkede bir hükümet var. Hükümet bu ülkenin her alanını yönetiyor. Güvenlikten ekonomiye, eğitim politikalarından sanayi politikalarına aklınıza gelen her unsuru bu ülkenin hükümeti yönetiyor. Böylesi vahim olaylar yaşandığında öyle enteresan bir dünya var ediyorlar ki yani sanarsınız ki hükümet yok bu ülkede, hükümet bir anda muhalefete dönüşüyor ve bir anda muhalefet suçlu duruma geliyor.”

İmamoğlu, açıklamasının devamında, ” Vatan haini ilan ediliyor birileri. Linç girişimlerine varıncaya kadar bir şeyler organize ediliyor. Bu da sanki normalmiş gibi ama hükümetin fertleri ama hükümetin paydaşları çıkıp muhalefete laf etmeyi kendilerine marifet görüyorlar. Ama bu milletin vicdanında karşılık görmeyecek. Terörün artmasının ya da terörle ilgili tedbir alınmamasının sorumlusu hükümettir. Hükümetin sorumlusu da sayın Cumhurbaşkanı’dır. Hesap vermesi gereken kişi odur” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, SZC TV’de Senem Toluay Ilgaz moderatörlüğünde; Duayen Gazeteci ve Sözcü Yazarı Uğur Dündar, Sözcü Tv Sunucusu İpek Özbey ve Sözcü Yazarları İsmail Saymaz ile Deniz Zeyrek’in sorularını yanıtladı. İmamoğlu, şunları söyledi:

“Terörün sona ermesi, ülkede terörle ilgili sürecin manipüle edilerek bir siyasi mekanizma haline getirilmemesi hepimizin temennisi. Bunun acısını bu memleket özellikle son zamanlarda daha çok çekiyor ve çok üzücü süreçler yaşıyoruz. Bu ülkede bir hükümet var. Hükümet bu ülkenin her alanını yönetiyor. Güvenlikten ekonomiye, eğitim politikalarından sanayi politikalarına aklınıza gelen her unsuru bu ülkenin hükümeti yönetiyor.

Böylesi vahim olaylar yaşandığında öyle enteresan bir dünya var ediyorlar ki yani sanarsınız ki hükümet yok bu ülkede, hükümet bir anda muhalefete dönüşüyor ve bir anda muhalefet suçlu duruma geliyor. Vatan haini ilan ediliyor birileri. Linç girişimlerine varıncaya kadar bir şeyler organize ediliyor. Bu da sanki normalmiş gibi ama hükümetin fertleri ama hükümetin paydaşları çıkıp muhalefete laf etmeyi kendilerine marifet görüyorlar. Ama bu milletin vicdanında karşılık görmeyecek.

Terörün artmasının ya da terörle ilgili tedbir alınmamasının sorumlusu hükümettir. Hükümetin sorumlusu da sayın Cumhurbaşkanı’dır. Hesap vermesi gereken kişi odur.

“Memlekette birçok şeyin üstü kapandı”

Bir metne imza atılmadı, sayın Genel Başkanı’mızın bakışıyla oradaki partimizin yetkili kurullarının aldığı karar üzerine yayınladıkları metnin içeriğine baksınlar. Ne yayınlanmış burada? Yayınladıkları metinde bir sıkıntı mı var? Ama şunu yapma isteğinde bulunmadılar. Hiçbir dönem dinlediğim kadarıyla, artık şuna dönü mesele: Hükümetin bilgi paylaşmadığı bir ortama dönüşmüş. Meclis’te buna dönük bir talep var. Bunun hesabını sormak, bu konuda bilgi istemek ve bu detayları almak bir vatandaş olarak söylüyorum benim de hakkım. Memlekette birçok şeyin üstü kapandı.

“Can Atalay acilen TBMM’deki koltuğuna oturmalıdır”

Can Atalay’ın yeri TBMM’dir. Eğer şu anda ülkemizde Can Atalay, TBMM’de değilse büyük bir hukuki suç işleniyor. Can Atalay acilen TBMM’deki koltuğuna oturmalıdır. Türkiye’de yargı sistemini sınıfta bırakıyorsunuz. Türkiye’deki demokrasiyi, anayasal hakları sınıfta bırakıyorsunuz. Dünyaya karşı rezil oluyoruz. Sırası geldiğinde bir başka ülkenin talimatıyla hapisten birini serbest bırakıp uçağa bindirip ülkesine yollayabiliyorsunuz.”

İYİ Parti ile işbirliği ve Akşener’in açıklamaları

Hiçbir şekilde üstüme alınmadım. Dolayısıyla beni ilgilendiren bir tarafı yok sözlerin. Bazen diyorlar ki ‘seni hedef alıyor’. Evet, bazı hedef aldığını ya da hissettiğim belki 1-2 parçası olabilir. Üzülüyorum. Sözler söylenebilir ama bazı hukukları önemsiyorum. Buradaki bazı sokakta söylenen abla, kardeş hukukundan bahsederler. Meselenin daha da geçmişi vardır, o abla kardeş hukukunu inşa eden. Hiç üzerime alındığım tarafı yok. Üzüldüğüm tarafları var ama gün gelir abla kardeşi ile oturur, karşılıklı oturulur halledilir bu meseleler diye düşünüyorum.

Sert ifadeler, sert söylemler bir rota değişimi bir parti için doğaldır. Ama bunun muhatabı biz değiliz. Kumpas, şu bu vs… Bizi hiç ilgilendirmez bile. Nereye kadar ilgilendirir? Çok basit. Bir mesele var, bu meselenin üç aşaması var. Genel İdare Kurulu, karar alıyor. Diyor ki ‘Biz kendi adayımızı çıkaracağız’. Benim için nokta. Ama bazen sordular bana. ‘Ümit bitmiş midir?’ Siyasette bitmez.

İYİ Parti’nin İBB Grup Başkanvekili, Ekrem İmamoğlu’na geliyor diyor ki ‘Başkanım bir başka yol bulamaz mıyız?’ İYİ Parti’nin İBB Grup Başkanvekili nedir, daimi olarak Ekrem İmamoğlu ile muhatap olan kişidir. Gelip bu kadar iyi niyetle söyleyen bir insana ne dedim: ‘Olabilir ama kabul görür mü?’ Detaylarını anlatmıyorum.

Bir gün sonra yine gelip, ‘İl Başkanı’na da bilgi verdim. Başkanım biz buna çalışalım’. ‘Hay hay’ dedim. Mevkidaşı olarak kabul ettiğim arkadaşlarımı da görevlendirdim CHP Meclis Grubu’ndan. Bir araya geldiler, çalıştılar.

Benimle muhatap olan İYİ Parti’nin Grup Başkanvekili. Bilgi verdi ve iyi niyetle çözüm arıyor o arkadaşımız. Çalışma yapıldı, bana iletildi. Beni aradı, ‘Müsaade ederseniz ben bunu Genel Başkanı’mızla paylaşmak istiyorum’ dedi. Dedim, ‘İbrahim Bey, şimdi paylaşmayın, doğru olmaz. Salı günü Genel Başkanı’mla toplantım var, görüşeyim, ondan sonra sizi bilgi sahibi yapayım, sonra sayın Genel Başkanı’nızı arayın’ dedim.

Salı günü sayın Özgür Özel ile buluştuk. Çayımızı içerken arkadaşlarım geldi. Dediler ki: ‘İYİ Parti Grup Başkanvekili görevden alındı.’ O dönemde bizim ilişkimiz bu kadar. Bir tane milletvekili istifa ediyor, bir başka İYİ Parti milletvekili ‘İmamoğlu satın aldı’ diye tweet atıyor. Şaka gibi.

Bunlara elbette canım sıkılıyor ama benim baktığım pencerede sayın İYİ Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener hanımefendi, evet bir abla kardeş ilişkisiyle yönettiğimiz bir süreç var. 2019’da seçildiğim ve beraber mücadele ettiğimiz süreç 2024 Mart ayında bitiyor. Biz oraya kadar müttefikiz ve onların müfettik oldukları bir belediye başkanı Ekrem İmamoğlu olarak onların asla yüzünü aşağıya eğdirmeyecek gururla anlatacakları belediye başkanlığı yaptığımı düşünüyorum. Bugün söylenen sözlerin hiçbiri bana değmiyor.

Benim böyle bir bilgim yok. Kendisiyle en son çok samimi bir sohbetimiz oldu. Sayın Özgür Özel’in kendisini ziyaret etmeden önce Genel Başkanı’mın da bilgisiyle kendisini arayıp yarım saate yakın bir telefon sohbetimiz oldu. ‘Her zaman buradayım’ dedim. Nezakette, saygıda asla kusur etmem. Bazı sözler beni incitmiştir. Abla kardeş bir gün çözeriz onu.

Bir siyasi partinin kendi yol yürüyüşündeki eksen değişikliği ya da farklı bir strateji çizmesi ancak saygı duyabileceğimiz bir husustur.”

Paylaşın

AK Parti İle MHP’nin İşbirliği Yapacağı İl Sayısı 29’a Yükseldi

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçim çalışmaları hız kazandı. Cumhur İttifakı içerisinde yer alan AK Parti ve MHP’nin seçimlerde işbirliği yapacağı il sayısı da 29’a yükseldi.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), bazı illerde tek aday bazı illerde de kendi adayıyla yarışacak.

Evrensel’de yer alan habere göre; MHP’nin AK Parti’nin adayını destekleyeceği iller Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Artvin, Batman, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Çanakkale, Çorum, Edirne, Giresun, Hakkari, Iğdır, Kırşehir, Muş, Rize, Siirt, Sinop, Şırnak, Tunceli, Yalova ve Zonguldak olarak açıklandı.

AK Parti ise 5 ilde MHP’nin adayını destekleyecek. Bu iller Erzincan, Bartın, Kars, Kırklareli ve Osmaniye olarak belirlendi.

AK Parti ve MHP, 22 ilde ise kendi adaylarıyla seçime dahil olacak. Bu iller Afyonkarahisar, Aksaray, Amasya, Bayburt, Bolu, Çankırı, Düzce, Elazığ, Gümüşhane, Isparta, Karabük, Karaman, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Kütahya, Nevşehir, Niğde, Sivas, Tokat, Uşak ve Yozgat olarak belirlendi.

Erzincan’da AK Parti ile MHP’nin ortak belediye başkan adayının ise mevcut Belediye Başkanı Bekir Aksun olması bekleniyor.

Paylaşın

Babacan: Biz Ne Tehdide Boyun Eğeriz Ne De Menfaatle Cezbediliriz

Partisinin 2024 yerel seçimleri için düzenlenen Aday Tanıtım Toplantısı’nda konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Bizim varlığımızdan o kadar rahatsız oluyorlar ki bildiğiniz gibi değil. 14 Mayıs, seçim akşamı. Seçim sonuçlandı, İstanbul’da Kısıklı’daki evinin önünden doğaçlama bir konuşma yaptı, değil mi? Ne dedi Sayın Erdoğan, daha ikinci üçüncü dakikada, ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Geldi Ankara’ya, konuşmasının ilk birkaç dakikasında ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi. Çünkü niye, bizim bu sağlam duruşumuz var ya, bizim bu ilkeli duruşumuz var ya, bizim bu boyun eğmememiz var ya, o kadar rahatsız ediyor ki. Çünkü biz arkadaşlar, o etrafındakilerin çoğu gibi korkuyla, tehditle sindirdiklerinden de değiliz, gayrimeşru, gayriahlaki şekilde nemalandırdıklarından da değiliz. Ve biliyor ki biz ne tehdide boyun eğeriz ne de menfaatle cezbediliriz. Gayet iyi biliyor, onun için çok rahatsız.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 2024 yerel seçimleri için düzenlenen Aday Tanıtım Toplantıları’nın ikincisinde konuştu. Programda, ilk etapta açıklanan belediye başkan adaylarına ek olarak yeni belediye başkan adayları kamuoyuna tanıtıldı.

Nâzım Hikmet Kongre ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlik parti mensuplarının ve davetli konukların yoğun ilgisiyle gerçekleştirildi. Aday tanıtım programına gençlere bilhassa selam göndererek başlayan Ali Babacan’ın konuşmasından başlıklar şöyle:

“Bizim varlığımızdan o kadar rahatsız oluyorlar ki bildiğiniz gibi değil. 14 Mayıs, seçim akşamı. Seçim sonuçlandı, İstanbul’da Kısıklı’daki evinin önünden doğaçlama bir konuşma yaptı, değil mi? Ne dedi Sayın Erdoğan, daha ikinci üçüncü dakikada, ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi. Geldi Ankara’ya, konuşmasının ilk birkaç dakikasında ‘Babacan’ dedi, ‘DEVA’ dedi. Çünkü niye, bizim bu sağlam duruşumuz var ya, bizim bu ilkeli duruşumuz var ya, bizim bu boyun eğmememiz var ya, o kadar rahatsız ediyor ki.

Çünkü biz arkadaşlar, o etrafındakilerin çoğu gibi korkuyla, tehditle sindirdiklerinden de değiliz, gayrimeşru, gayriahlaki şekilde nemalandırdıklarından da değiliz. Ve biliyor ki biz ne tehdide boyun eğeriz ne de menfaatle cezbediliriz. Gayet iyi biliyor, onun için çok rahatsız. Özellikle, ekran başındaki ve burada, bu salonda bulunan gençleri selamlamak istiyorum. Çocuk yaştan itibaren, sokakta, okulda baskıyla yaşamak zorunda kalan gençler; sabahın karanlığında, güneşi görmeden okula gitmek zorunda kalan gençler; günlük ihtiyaçları artık lüks haline gelen, Avrupa’daki yaşıtlarını ekranlardan izlemek zorunda kalan, hayatını ağız tadıyla yaşayamayan gençler.

Özellikle gençlere hoş geldiniz diyorum. Hep ne diyorum: ‘Bizler gençlerin yanında değil, arkasından yürüyoruz’ diyorum. Bu iktidar gençlere ne diyor, sizlere ne diyor? ‘İş var, ama bu gençler iş beğenmiyor’ diyor. Sevgili arkadaşlarım, beğenmediğiniz ne varsa haklısınız! Bugünkü hayatınız, çocukken hayal ettiğiniz hayattan farklıysa, hayallerinize benzemiyorsa; elbette beğenmeyeceksiniz.  Bugün, bu ülkede yarınlarınızı göremiyorsanız; elbette beğenmeyeceksiniz.

Bu ülkenin sizlere bir ‘gençlik’ borcu var! Evet, sizlere bir ‘gençlik’ borcumuz var. Ve bunun gayet iyi farkındayız. İstediklerinize kavuşamıyorsunuz. Hepsinin farkındayız. İşte, geçtiğimiz günlerde açıklandı: 2021 ve 2022’de ekonomik kriz ve hayat pahalılığı sebebiyle, tam 728 bin öğrenci üniversiteyi bırakmış. Türlü hayallerle hazırlanıp, binbir zorlukla sınavı geçip üniversiteye başlıyorsunuz; Ardından ekonomik kriz yüzünden okulu bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Hatta bazı aileler eğer oğlu kızı bulunduğu şehirde değil de bir başka şehirde üniversite kazandıysa ve yurt çıkmadıysa çocuklarını üniversiteye kayıt bile ettiremiyorlar. Yurt yok.

Bu barınma fiyatları ile bu gıda fiyatlarıyla ben seni oğlum kızım başka bir şehirde okutamam diyorlar. Ülkenin gençliği açlığa, yokluğa terk edilir mi ya? DEVA partisinin ülkemizdeki siyasete en önemli katkılarından birisi, sadece 18 yaş üstü değil, her yaştan insanın rahatlıkla izleyebileceği temiz, sakin ve seviyeli siyaset üslubu oldu. İsmi lazım değil, bazı genel başkanlar grup konuşması yaparken kürsüye çıktıklarında televizyon haberlerinde mutlaka bir uyarı sayfası veya işareti koyulmalı, ancak 18 yaş üstü bunu izleyebilir diye bir uyarı yapılmalıdır. 2001 yılında yola çıkarken, ‘siyasetin kaybolmuş seviyesine irtifa kazandıracağız’ diyenler, bugün siyasetin dilini ahlak ve hukuk zemininden hızla uzaklaştırıyorlar.

İbretle izliyoruz. Öfke, kin ve hırs dolu sözlerin, siyasette bir hitabet sanatı olduğunu savunanlar; kutuplaşmanın ve toplumsal ayrışmanın daha da derinleşmesine sebep oluyorlar. Dünyada rüzgâr nereden eserse essin, siyasette moda ne olursa olsun biz, kafatasçı bir zihniyetin, otoriter bir anlayışın bu ülkeye yaptıklarını, bu ülkenin insanına çektirdiklerini hiç unutmadık. Dini inancı yüzünden yuhalanan vekilleri de unutmadık; Meclis çıkışı gözaltına alınan vekilleri de unutmadık. 28 Şubat’ta, devlet eliyle adliye koridorlarında yapılan zulümleri de unutmadık; işkencehaneye çevrilen karakollardaki zulümleri de unutmadık. Kısacası: Nereden geldiğimizi, nasıl bir ülkede yaşamak isteyeceğimizi unutmayacağız.

Nereden nereye. Kimlerle iş tuttuklarını görüyoruz şu an. Sayın Erdoğan bir yanına almış Bahçeli’yi bir yanına almış Perinçek’i yarınların Türkiye’sini oralarda görüyor. O kafalarda görüyor o zihniyetlerde görüyor. Halbuki bunlar o geçmişin Türkiye’sinin karanlık temsilcileri olan isimler. Bir okula, zamanının ünlü işkencecilerinden birinin adını vermeye kadar işi götürdüler. Meclis kayıtlarında tutanaklarında sabit.  İşkenceci olduğu tescillenmiş.  Bir okula ismini veriyorlar, körpecik çocuklara rol model olarak gösteriyorlar. Şu kafaya bakın.

“28 Şubatların, baskının, ayrımcılığın ittifakını kurmadılar mı?”

İşte arkadaşlar, kolunuzu bir kere kaptırırsanız bundan kaçış yok. Seçimlere zaten böyle bir ittifakla girmediler mi? Böyle bir otoriter kafayla girmediler mi? Faili meçhullerin, 28 Şubatların, baskının, ayrımcılığın ittifakını kurmadılar mı? İşte gerisi de çorap söküğü gibi geliyor. Tek bir taviz arkasından neleri getiriyor görüyoruz. Bu büyük ve güzel ülke, Anayasa Mahkemesi’nin açık kararlarının uygulanmadığı, ihlal edildiği bir ülke haline geldi. Bu büyük ve güzel ülke, bir kişinin inadı yüzünden, insanların haksız yere hapishanelerde ömür tükettiği bir ülke haline geldi. İşte 30 Aralık geliyor. Bu büyük ve güzel ülke, Sinan Ateş’lerin hukuk cinayetlerine kurban gittiği, insanların hesap sormaktan korktuğu bir ülke haline geldi.

Aziz şehitlerimizin manevi hatıratını incitecek sorumsuz beyan ve davranışları üzülerek izliyoruz. Kutsal kitabımızda, haklarında ‘ölü’ tabirinin bile kullanılmasının uygun görülmediği şehitlerimizin ebediyete uğurlandığı törenleri, kaosa dönüştürmek, siyasi şov alanına çevirmek, istismar siyasetinden başka bir şey değildir, arkadaşlar. Yazık, gerçekten çok yazık. Bu vesileyle şunu da vurgulamak istiyorum ki; Terörün ve şiddetin karşısında milletçe tek vücut olmamız gerekiyor. Komşularımız ve müttefiklerimiz şunu anlamalı: Mesele bu ülkenin egemenliğiyse, mesele bu ülkenin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüyse; Türkiye Cumhuriyeti, devletiyle, milletiyle bir olur; gereken her türlü mücadeleyi verir.

Otoriter rejimler var ya, Avrupa’nın, dünyamızın dört bir yanını sarmış durumda. Bu otoriter anlayış, bu ‘ben dedim olsun, ben hukuk tanımam anayasa tanımam’ anlayışı maalesef sadece Türkiye’ye özgü bir şey değil. Dünyanın pek çok bölgesinde şu anda var olan bir gerçek. Hamaset, bu kafatası milliyetçiliği günden güne ivme kazanıyor. Şöyle bir meclise bakın… Aşırılıkta, ayrımcılıkta, kutuplaştırmada yarışan yarışana… Seçimde aradığını bulamayan da gidiyor hamaset yapıyor, seçimi kazanan zaten hamaset üstüne bir siyaset üretmiş durumda. E dolayısıyla koskoca TBMM fikrin değil hamasetin üretildiği bir kurum haline geliyor. Ama arkadaşlar hiç endişeniz olmasın biz buradayız.

Her sokağa çıkışımızda, farklı siyasi görüşlerden, farklı sosyokültürel çevrelerden gelen yüzlerce yurttaşımızı dinliyoruz. Ne zaman çarşıya pazara şöyle adımımızı atsak ki Ankara’da bunu hemen hemen her hafta yapıyoruz. Sokak sokak gezerken, esnafımızın derdini dinlerken, bir şey dikkatimizi çekiyor. Bakın, bu dikkatimizi çeken şey ne? Bizim yanımıza gelen, önümüzü kesen ya da selam verdiğimiz hiç kimse ‘Siz iktidara gelirseniz, çalarsınız çırparsınız’ demiyor. Hiç kimse, bize ‘İhaleleri arkadaşlarınıza, eşinize dostunuza verirsiniz’ demiyor. Hiç kimse, ‘Benim hayat tarzıma, kılığıma kıyafetime karışırsınız’ demiyor. Biz, çok şükür, bu güveni insanlarımıza verdik ve DEVA kadroları olarak bu güveni vermeye devam ediyoruz. Fakat yeter mi? Yetmez. Daha fazlasını yapmalıyız.

Bu ülkede belediye deyince insanların kafasında ilk çağrışım yapan kelime rant. Belediye seçimlerini bir rant kapma yarışı olarak görüyorlar. Bir rant paylaşım yarışı olarak görüyorlar. Belediyecilik arkadaşlar bir rant kapma, rant paylaşma yarışı değildir. Belediyecilik hizmet yarışıdır. Ve bu hizmeti temiz bir şekilde yapmanın yarışıdır. İşte biz bu inançla bu ilkeyle yola çıktık. Ve inşallah arkadaşlar göreceğiz ki bizim başkanlarımız örnek belediyecilik nedir, tüm Türkiye’ye gösterecekler.

Ülkenin cumhurbaşkanı çıktı öyle yıl ortasında artısı falan yok dedi. Peki, aynı ülkenin aynı iktidarı demiyor mu? 2024 yılında yüzde 36 enflasyon olacak diye. Merkez Bankası’nın açıkladığı ve TÜİK’in makyajlanmış enflasyonuna göre hesap edilen hedef, rakam yüzde 36 değil mi? Bu ne demek? Şu anda ülkenin iktidarı asgari ücret alan bütün işçilerin ve sabit Türk lirası cinsinden maaşı olan herkesin 2024 yılının sonu geldiğinde yüzde 36 fakirleşeceğinin ilanı değil mi bu. Hesap basit. Maaş yıl sonuna kadar sabit. Fiyatlar yüzde 36 artacak. Ne demek? Her ay her ay her ay daha fakirleşeceksiniz. Öyle Temmuz ayı geldiğinde de ben dinlemem anlamam demek. Her Allah’ın günü satın alma gücü düşecek bu ülkede.

“Çocukların beslenme ihtiyacını karşılayamayan bir ülke haline getirdiniz Türkiye’yi”

Türkiye’de her yüz öğrenciden yaklaşık yirmisi, haftada en az bir gün ki üç gün beş gün olanlar da var, parası olmadığı için yemek yiyemiyor bu ülkede. Yani yüz öğrencimizden yirmisi haftada en az bir gün okulda aç derslere giriyor. PISA testi sonuçları da ortada. Bütün OECD ülkeler içerisinde başarı seviyesi en düşük olan ülkelerden birisi biziz. Ya siz çocukların en temel ihtiyacını, beslenme ihtiyacını artık karşılayamayan bir ülke haline getirdiniz bu Türkiye’yi. Gerçekten bu işleri hiç yapmasak, hiç bilmiyor olsak deriz ki ya ne yapalım çalışıyorlar ama bu kadar oluyor. Dış güçler var, bilmem şu var, bu var falan filan diye belki biz de kanabiliriz. Ama bu ülkenin tam 11 yıl ekonomisinin başında olan bir arkadaşınız olarak söylüyorum ki bu ülkenin ekonomisinin içine düştüğü durumun tek bir sebebi var. O da tek bir kişi.

Türkiye böyle kötü yönetilmeyi hak etmiyor. İşte tam da bu noktada, bizlere çok büyük işler düşüyor. DEVA Partililer olarak biz sapasağlam ve dimdik şekilde tam demokrasi hedefimizden şaşmadan yürümeye devam etmek zorundayız arkadaşlar. Biz doğru yerde duruyoruz. Ancak bizim üzerimize düşen bu durduğumuz doğru yeri vatandaşlarımıza daha iyi anlatmak, daha sık anlatmak, daha çok anlatmak. Biz hukuk ve adalet hedefimizden şaşmadan yürümeye devam edeceğiz. Ne demişti büyük şairimiz Mehmet Âkif? ‘Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz. Bu yol ki hak yoludur, dönme binmeyiz, yürürüz.’ Hep beraber yürüyeceğiz inşallah, hep beraber.

Buradan hep birlikte tarihe bir not düşmek istiyorum bakın. İleride içinde bulunduğumuz bugünler anlatılırken birileri bu kaydı görsün, izlesin, duysun istiyorum. Çünkü eğer bugünlerin tarihini Sayın Erdoğan’ın kitap yazdırdığı kişilere bırakırsak gelecek nesiller ‘Türkiye o günlerde ne güzelmiş’ diyecekler. ‘Hiç kimsenin hiçbir sıkıntısı yokmuş’ diyecekler. ‘Her şey güllük gülistanlıkmış’ diyecekler. Durmadan kitap yazdırıyor ya. Şimdi ben sizden değerli arkadaşlar bir kez daha bir şahitlik istiyorum. Şahitlik yapın ki ülkenin içinde bulunulduğu bu durum tarih kayıtlarına girsin, dijital kayıtlara girsin, bugünün tarihi yazıldığında insanlar gerçekleri bilsin.

Gerçeklerden sadece şu anda bu ülkede yaşayanlar değil yarınların da haberi olsun. 2023 yılı Türkiye’sinde, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu Türkiye’de, insanların bir kilo peynir almakta zorlandığı bir dönem yaşıyoruz. Şahit misiniz? 2023 Türkiye’sinde, yerli ve milli kelimeleri dilinden düşünmeyen bir iktidar, böyle bir iktidar iş başındayken, her işin başında yerli milli diyen bir iktidar iş başındayken, vatandaşlarımızın yerli sebze meyveyi taneyle alabildiği bir dönem yaşıyoruz. Şahit misiniz? 2023 yılı Türkiye’sinde, Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bir tarihte, üç tarafı denizlerle çevrili bu ülkede insanlar balık yemeye hasret kaldılar. Şahit misiniz?”

“Yardım için sıraya girenleri hatırlamamız gerekiyor”

2023, üstesinden gelmesi zor bir yıl oldu. Ben de her yurttaşımız gibi 2023 yılındaki olumsuzluklardan nasibimi aldım. Ve bugün yol arkadaşlarını, en sevdiklerini, annesini babasını kaybetmiş bir arkadaşınız, bir dostunuz, ve kardeşiniz olarak buradayım, karşınızdayım… Fakat; insanları enkaz altından o enkaz altında kalanları çıkarmak için çaba gösteren gençleri, kadınları, yaşlıları da hatırlamamız gerekiyor.

Yurdun dört bir yanından, su şişelerini, yiyecekleri, montları, battaniyeleri kolilere yerleştiren; futbolcusundan öğrencisine, oyuncusundan bekçisine, yardım için sıraya girenleri hatırlamamız gerekiyor. Deprem bölgesine akın eden sivil, polis, asker, gönüllüleri, madencilerimizi hatırlamamız gerekiyor. Gecesini gündüzlüğüne katan sağlık çalışanlarımızı, kovulma pahasına işini gücünü bırakıp insanlara erzak taşıyan motokuryeleri, kazanlarını kepçelerini alıp insanlara yemek vermek için yollara düşen aşçılarımızı hatırlamamız gerekiyor. Onları unutmadık değil mi?

Biz zor günde, nasıl toplum olarak birbirimize kenetlendiğimizi işte o 6 Şubat depremlerinde gayet iyi gösterdik.  Sınavda kalan iktidardakiler oldu. Harekete geçemeyen, kilitlenen o ilk 48 saat, ilk 72 saat hiçbir şey yapmadan, sadece olanı izlemek durumunda olan iktidar oldu. Vatandaşlarımız depremin ilk dakikalarından itibaren harekete geçtiler, beklemediler onu bunu. Ve değerli arkadaşlarım; biz, hiçbir duygu barındırmayan çehreleriyle, insanlar enkaz altındayken kameraya kin kusanlardan ibaret değiliz. Bu ülke öyle bir ülke değil, bunu hatırlatmak istiyorum.

Hükûmetin ilk on ayki icraatından memnun musunuz, değil misiniz? Bunun da bir mesajı olacak yerel seçimler. Dolayısıyla bu yerel seçimler vatandaşlarımıza hükûmeti uyarmak için, arkadaş ben sana kerhen de olsa oy vermiştim, ki elli iki puanın içinde kerhen oy veren çok insan var, ben sana oy vermiştim ama yanlış yoldasın, yanlış yapıyorsun, bu ülke fakirleşmeye devam ediyor, bu ülkede adaletsizlik hukuksuzluk çoğalıyor mesajı vermek için de çok önemli bir fırsattır. Dolayısıyla biz bütün bu yerel seçim çalışmalarımızda ne diyeceğiz, bir biz daha etkin yönetiriz iyi yönetiriz, diyeceğiz, iki temiz yönetiriz diyeceğiz; ama aynı zamanda diyeceğiz ki eğer hükûmeti, iktidarı uyarmak istiyorsanız yerel seçimler aynı zamanda hükûmete sarı kartı göstermenin çok önemli bir vesilesidir diyeceğiz.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyonla Mücadele Açıklaması: Geri Adım Yok

Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyonla mücadelede geri adım atılmayacağının altını çizerek, rakamlar inen enflasyonun ateşinin düşmeye başladığına işaret ettiğini, piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak fahiş fiyat artışlarına giden açgözlülere yönelik denetimleri yoğunlaştıracaklarını söyledi.

Hayat pahalılığının farkında olduklarına işaret eden Erdoğan, bütçe imkanlarını zorlama pahasına çalışanların ve emeklilerin maaşlarında yüksek oranlı artışlara gidildiğini, 2024 yılı asgari ücret rakamını da bu tablonun tamamlayıcısı olarak gördüklerini aktardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni asgari ücretle çalışanları enflasyona ezdirmeme sözümüze bir kez daha sadık kaldık. Yeni asgari ücretin işverenlere, çalışanlara ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu’nda, Muhtarlar Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Muhtarlar toplantımızın 53’üncüsünde sizlerle birlikteyiz. Bugün Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını temsilen 81 ilden gelen 2023 muhtarımızla bir aradayız. Muhtarlarımızı özlemişiz. 2024 senesinde 51 ilimizde 179 muhtar hizmet binamızın yapımına başlıyoruz.

Önümüzdeki seçimlerde köylerine ve mahallerine hizmet için adaylığını koyacak muhtar adaylarımıza başarılar diliyorum. Deprem bölgesinde yaptığımız ziyaretlerde şehirlerimizin muhtarların da aralarında olduğu temsilcileri dinlemeye önem verdik. Bu yıl sizlerle arzu ettiğimiz sıklıkla bir araya gelemedik.

2015 yılı şubat ayından bu yana toplantılar yaptık. Niçin muhtarlarla bu kadar sık irtibat halindeyiz. Muhtarlar bu yönetim sisteminin temelidir. Hem milletimizin nabzını en iyi şekilde tutacağımızı hem de 85 milyona ulaşabileceğimizi hem de ülkenin gerçek fotoğrafını bulabileceğimizi biliyoruz. 2002’den beri demokrasimizin uçbeyleri olarak gördüğümüz muhtarlarımızı destekledik.

Muhtarlarımızın maaşlarını, sigortalarını ve diğer özlük haklarını yaptıkları işlerle mütenasip hale getirdik. Adrese dayalı kayıt sistemini muhtarlara da açtık. Metruk binaları muhtarlarımız sistem üzerinden bildirebiliyor. Ayni yardımlara muhtarları da dahil ettik.

Belediye başkanlığı, kaymakamlık, valilik gibi üs müesseselerle ilişkilerin sürdürülebilir olmasını muhtarlıklarımız temin ediyor. Muhtarlık kurumunun lağv edilmesi gibi önerilere biz katılmıyoruz. Güvenlikten sosyal desteklerin adaletli dağıtımına kadar pek çok vazife üstlenen muhtarlıklarımız gereklidir. Muhtarlıklarımızın daha işlevsel hale getirilmesi düşünülebilir. Bu dönüşüm kolayca yapılabilir.

Buradan İçişleri Bakanımıza talimat veriyorum; muhtarlıklarımızın günümüz şartlarına göre yeniden yapılandırılası çalışmalarını gündeme alın. Vatandaşlarımızın, muhtarlarımızın, belediye başkanlarımızın, kaymakamlarımızın, valililerimizin görüşlerini alarak çalışmayı süratle hayata geçirelim. Meclis tatile girmeden, yetişmezse önümüzdeki yasama yılında çözüme kavuşturalım. Biz buralara “Muhtar bile olamazsın” manşetlerini alt ederek geldik.

Türkiye binlerce yıllık geçmişi, coğrafyamızdaki bin yıllık hakimiyeti, ilk asrını geride bıraktığımız cumhuriyetiyle dünyanın en kadim devletlerinden birisidir. Bu topraklar insanlığın en gözde yerleşim yeri olması hasebiyle gözlerin üzerinde olduğu coğrafyadır.

Son bir buçuk asrımız epeyce zorlu geçti. Çanakkale’den Sarıkamış’a kadar çok büyük fedakârlıklalar yürüttüğümüz sürecin ardından Cumhuriyetimizle yeni dönemin kapılarını açtık. İstiklal ve istikbal mücadelemiz hiç bitmedi. Düşmanlarımız son 40 yıldır PKK ve uzantılarıyla aynı sinsi hedefin peşinde koşuyor. Bugüne kadar emellerine ulaşamadılar ama asla da vazgeçmediler. Biz de son 21 yıldır devletimiz ve milletimiz adına bu coğrafyada yaşamanın bedelini her gün ödedik ve ödüyoruz.

Asıl mesele ülke içinde birilerinin hala Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada neye tekabül ettiğinin farkına varamamış olmasıdır. Dış politikadan terörle mücadeleye kadar her konuda bu çarpıklığın tezahürleriyle karşılaşıyoruz. Muhalefetin hali bizi üzmekle beraber, biz sorumluluklarımız yerine getirmeye çalışıyoruz.

Ülkemizin son 6-7 yılı terörle mücadele bakımından en başarılı yılları olarak tarihe geçmiştir. Risklere prim vermedik. Türkiye yakın tarihinin en önemli terörle mücadele harekatlarını gerçekleştirmiştir. 12 şehidimiz oldu. Ardından ne oldu? 3 gün içerisinde 59 teröristi gömdük.

Sınırlarımız ötesindeki operasyonlarımızı sürdürüyoruz. Teröristlerin vatan topraklarını kirletmesine müsaade etmiyoruz. Daha önce, kendi şehirlerimizde, kendi dağlarımızda, kendi karakollarımızda içimizi acıtan alçak terör eylemlerine maruz kalıyorduk. Şimdi teröristleri kendi üstlerinde, mağaralarında imha ediyoruz. Bugün sınırlarımız içinde terör bitme noktasına geldiyse Irak ve Suriye’de yürüttüğümüz operasyonlardır.

2 ayrı çatışmada 12 şehidimizin acısı milletçe hepimizin yüreğini dağladı. Şehitlerimizin kanını yerde bırakmadık, bırakmıyoruz. MİT, Suriye’nin kuzeyindeki terör altyapısına ve elebaşlarına yönelik son derece başarılı operasyonlar icra ediyor. Terör örgütü için kritik önemde 70 tesis vuruldu. Bu operasyonlarımıza son terörist de tehdit unsuru olmaktan çıkana kadar devam edeceğiz.

Kuzey Irak’taki operasyon bölgemiz coğrafi ve iklim şartları bakımından çok zor. Teröristler bu zorluğu kullanarak ülkemiz topraklarına rahatça girip çıktılar. Kan döktüler, vahşet sergilediler. Askerlerimizin operasyon yürüttüğü yerler o kadar zor ki, kalıcı üs bölgelerini hemen kurmak ve güvenlik sistemlerini çalıştırmak mümkün olmuyor. Şartlar arzu ettiğimiz hızda ilerlememizi güçleştiriyor. Baharla birlikte yeni üs bölgelerimizi tamamlayacak, teröristleri ayak basamayacak hale getireceğiz.

Bölgedeki şartları bilmeyen, taktiklerden haberi olmayan birileri PKK uzantıları ağzıyla güya bizi eleştiriyor. Hiçbir ülkede kendi devletinin güvenlik stratejilerini değersizleştirmeye çalışan muhalefet örneği yoktur.

Ülkemizin tek derdi terörle mücadele olsa, güvenlik güçlerimiz ile milletimizin birlikte ve beraberliğiyle bunun üstesinden geleceğimize şüphemiz yok. Coğrafyamızın bize dayattığı başka sınamalarla karşı karşıyayız. Deprem, iklim değişikliği gibi sorunlar bunlardan biridir. Türkiye tüm bu mücadeleleri aynı anda yürütebilecek kararlılığa sahiptir.

Bir yandan 6 Şubat depremlerinde yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldıracak faaliyetleri sürdürürken, diğer yandan deprem tehdidi altındaki şehirlerimiz güçlendirmeye devam ediyoruz. İstanbul’da 350 bin konutun dönüşümünü tamamlamayı hedefliyoruz. Hane başına toplam 1,5 milyon liralık desteği içeren bu programın hayırlı olmasını diliyorum.

31 Aralık’ta yürürlüğe girecek olan bütçemizin hayırlı olmasını diliyorum. Geçtiğimiz 20 yılda depremler sebebiyle yapılan harcamaların tutarı, vergi gelirlerimizin 8 katını bulmaktadır. Devletimiz vatandaşını desteklemek için imkanlarını seferber etmektedir.

Merkez Bankası rezervlerimize dair en müjdeyi de paylaşmak istiyorum. Rezervler; 145 milyar 456 milyon dolara ulaşarak rekor kırmıştır. Bu rakamı daha da artıracağız. Hayat pahalılığının farkındayız. Bütçe imkanlarını zorlama pahasına çalışanların ve emeklilerin maaşlarında yüksek oranlı artışlara gittik. 2024 yılı asgari ücret rakamını da bu tablonun tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Yeni asgari ücretle çalışanları enflasyona ezdirmeme sözümüze bir kez daha sadık kaldık. Yeni asgari ücretin işverenlere, çalışanlara ve ailelerine hayırlı olmasını diliyorum.

Enflasyonla mücadelede geri adım atmayacağız. Rakamlar enflasyonun ateşinin düşmeye başladığına işaret etmektedir. Piyasa gerçekleriyle açıklanamayacak fahiş fiyat artışlarına giden açgözlülere yönelik denetimleri yoğunlaştıracağız.”

Paylaşın

AK Partili Zengin, Muhalefeti Hedef Aldı: Hukuk Da Sizi Korumuyor

TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada muhalefeti hedef alan AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin, “Hukuk da sizi korumuyor, merak etmeyin, siyaset de milletimiz de sizi bu manada korumayacaktır” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hak ihlali kararına rağmen hapiste tutulması tepki çekmeye devam ediyor.

Anketlerde yurttaşın hukuk organlarına olan güveninin düşük olduğu belirtilirken; bugün CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den de bu yönde bir çıkış geldi. Özel, konuya ilişkin anketlerde Türkiye’de her 100 kişiden 83’ünün (yüzde 83) adalet sistemine güvenmediğini gözlemlediklerini belirtti.

Bu yöndeki tartışmalar devam ederken AK Parti Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in 25 Aralık’ta Meclis kürsüsünden sarf ettiği ifadeler, yeniden gündem oldu. Erdoğan ve partisine olan eleştirileri ‘düşmanlık’ olarak niteleyen AK Partili Özlem Zengin, sözlerinin devamında ‘hukukun ve siyasetin’ hedef aldığı kişileri korumadığını da söyledi.

Zengin’in konuşmasındaki ilgili bölüm şöyle:

“Yeni gelen konular var, konuşmalar var, bu konuşmalar konusunda tabii, Filistin meselesine özel bir alan açmak istiyorum. Şöyle bir tablo görüyorum: Medeni Kanunu tabii, biz hukuk fakültelerinde eski medeni kanunları da okuma imkânımız oluyor, eski Medeni Kanun’un 2’nci maddesinin ikinci fıkrasını size okumak istiyorum, diyor ki: ‘Bir hakkın sırf gayri ızrar eden suistimalini kanun himaye etmez.’

Yani, bir kötü niyetle, aslında, suistimal ederek, zarar vermek kastıyla bir hakkın kullanımını hukuk korumaz. Biliyor musunuz, siyaset de korumuyor. Siyaset de korumuyor. Bundan neyi kastediyorum? Şimdi, Filistin’le alakalı bu kürsülerde konuşmalar duyuyoruz. Fakat, bu yüksek hacimli, yüksek volümlü içinde bir sürü de aslında yalan da olan konuşmalar yapılırken aman Allah’ım, Netanyahu’nun adı geçmiyor. İsrail, hiç ortada yok.

Varsa yoksa ne var? ‘Erdoğan… Erdoğan… Erdoğan… AK Parti… AK Parti… AK Parti…’ Yahu, bir fail varken önce failden bahsedersiniz, önce failden. Siz, faili bir kenara koyuyorsunuz, neymiş efendim, ‘Faile öyle değil de böyle yapılsaymış’ diye faili neredeyse hiç anmadan AK Parti ve Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapıyorsunuz.

Vallahi, hakikaten, bunlar çok üzüntü verici işler, memleket adına üzüntü verici işler. Bunları görmekten hicap ediyorum, bunu söylemem lazım. Bu nasıl bir düşmanlıktır ya? Bu nasıl bir düşmanlıktır? İnanılır gibi değil! Hukuk da sizi korumuyor, merak etmeyin, siyaset de milletimiz de sizi bu manada korumayacaktır.”

Paylaşın

YRP Lideri Erbakan: Verilen Sözler Yerine Getirilmedi

Dün akşam açıklanan ve milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücretle ilgili yazılı açıklamada bulunan YRP Lideri Erbakan, genel seçimler öncesi yapılan ittifak protokolünde yer alan ekonomiye ilişkin verilen sözlerin yerine getirilmediğini hatırlattı:

“Yeniden Refah Partisi olarak, Mayıs 2023 Genel Seçimleri için Ak Parti ile yapmış olduğumuz ‘İttifak Protokolü’ ile iktidardan “çalışanların ve emeklilerin aylık gelirlerinin yoksulluk sınırından aşağıda olmamasının temin edilmesi” ve “çalışanlar arasındaki ücret dengesizliklerinin giderilmesi” hususlarında gerekli sözleri Aziz Milletimiz adına aldık.

Ancak 2024 yılı asgari ücreti olarak açıklanan 17 bin 2 TL, verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesinden oldukça uzak olunduğunu ortaya koymuştur. İktidarı, Yeniden Refah Partisi nezdinde Aziz Milletimize vermiş olduğu sözleri yerine getirmeye davet ediyoruz. Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinin ülkemize, ekonomimize ve Aziz Milletimize vermiş olduğu zararları iktidarın artık kabullenmesini ve bu anlayışı terk etmesini bekliyoruz.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, milyonlarca vatandaşı ilgilendiren asgari ücretle ilgili yazılı açıklamada bulundu. Erbakan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“İktidar, 2024 yılı asgari ücret rakamını 17 bin 2 TL olarak açıklamıştır. Yeniden Refah Partisi olarak; emekçimizin bu gelir seviyesiyle yaşamasının mümkün olmadığını, belirlenmesi gereken asgari ücretin en az 23 bin TL olması gerektiğini kamuoyuyla paylaştık.

Bugün 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını ifade eden gıda ihtiyacının 15 bin TL’ye, yoksulluk sınırının 46 bin TL’ye dayandığı hesap edildiğinde, 2024 yılı için belirlenen asgari ücretin ülkemiz gerçeklerinden ne denli uzak olduğu açıkça görülmektedir. 17 bin TL asgari ücretin ülkemizin çalışan nüfusunun yarısını ve ailelerini sadece yoksulluğa değil aynı zamanda gıda, kira, eğitim, giyim, ulaşım, elektrik ve ısınma gibi temel ihtiyaçlar bakımından yoksunlukla yüz yüze bırakmasına da yol açacağı açıktır.

17 bin 2 TL tutarındaki asgari ücret, yoksulluk sınırının altındadır ve birkaç ay içerisinde yüksek enflasyon ve zamlar nedeniyle açlık sınırının da altına gerileyecektir. Bu nedenle şimdiden ifade ediyoruz: Belirlenen asgari ücret, emekçimizin sadece gıda gereksinimi bakımından o da yalnızca 2-3 ay nefes alması için yeterli olacaktır. Ekonomi yönetiminin şimdiden, asgari ücretin Temmuz ayında yeniden artırılması yönünde karar alması, emekçilerimizin ve ailelerinin açlığa, yoksulluğa ve yoksunluğa terk edilmemeleri sağlanmalıdır.

Elbette, asgari ücretin çalışan yönü olduğu kadar, işveren yönü de bulunmaktadır. Açıklanan asgari ücretten üreticinin, tüccarın ve esnafın, olumsuz ekonomik koşullar ve artan maliyetlerle birlikte sürdürülebilirlikleri olumsuz etkilenmemesi için gerekli adımların atılmalı. Çok sayıda çalışanı olan işletmeler ve az sayıda çalışanı olan işletmeler için iki farklı asgari ücret destek paketi oluşturularak işveren kesiminin rahatlaması sağlanmalı ve işletmelerimizin sürdürülebilirlikleri teminat altına alınmalıdır.

Özellikle az sayıda çalışanı bulunan ve zar zor ayakta kalabilen esnafımızın sırtında bir yük olan stopaj uygulamasına son verilerek rahat bir nefes alması sağlanmalıdır. İşverene yönelik destekleyici uygulamaların hayata geçirilmemesi halinde, asgari ücrete yapılacak iyileştirme zamlarına rağmen, maliyeti artan işletme sahiplerinin yapacağı zamlarla ekonominin enflasyon, zam ve yoksulluk sarmalı içerisine daha da derinlemesine girmesi söz konusu olacaktır.

Yeniden Refah Partisi olarak, Mayıs 2023 Genel Seçimleri için Ak Parti ile yapmış olduğumuz ‘İttifak Protokolü’ ile iktidardan “çalışanların ve emeklilerin aylık gelirlerinin yoksulluk sınırından aşağıda olmamasının temin edilmesi” ve “çalışanlar arasındaki ücret dengesizliklerinin giderilmesi” hususlarında gerekli sözleri Aziz Milletimiz adına aldık.

Ancak 2024 yılı asgari ücreti olarak açıklanan 17 bin 2 TL, verilmiş olan sözlerin yerine getirilmesinden oldukça uzak olunduğunu ortaya koymuştur. İktidarı, Yeniden Refah Partisi nezdinde Aziz Milletimize vermiş olduğu sözleri yerine getirmeye davet ediyoruz. Borç-faiz-zam-vergi ekonomisinin ülkemize, ekonomimize ve Aziz Milletimize vermiş olduğu zararları iktidarın artık kabullenmesini ve bu anlayışı terk etmesini bekliyoruz.

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, 54. Hükümet Dönemi’nde takip edilen Millî Görüş’ün Ekonomi Modeli, başarısı ispat edilmiş bir model olarak önümüzde durmaktadır. İktidarı çok geç olmadan “önce millet anlayışına sahip, israftan kaçınan, yerli ve milli kaynaklara yönelen ve reel üretim odaklı olan” Millî Görüş’ün Ekonomi Modelini uygulamaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

RTÜK’ten “Yılmaz Güney” Cezası

RTÜK, Tele 1’de yayınlanan ‘5. Boyut’ programında oyuncu ve yapımcı Yılmaz Güney’in hayatı hakkında yorumlar yapılırken, sanatçının işlediği cinayeti haklı ve masum gösterildiği öne sürülerek, Tele 1’e üst sınırdan idari para cezası uyguladı.

Haber Merkezi / RTÜK, Kızıl Goncalar dizisinin yayınlandığı FOX TV’ye idari para cezası ile iki kez program durdurma cezası verdi. Cezanın “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılık gerekçesiyle verildiği belirtildi.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), FOX TV, Halk TV, KRT, Sözcü Televizyonu, TELE1 ve TGRT’ye idari para cezası kesti.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) RTÜK üyesi İlhan Taşcı, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda RTÜK’ün televizyon kanallarına yönelik cezalarını şu şekilde sıraladı:

“Tarikat ve cemaatlerin iç yüzünü kurgusal olarak anlatan Kızıl Goncalar dizisine “toplumun milli ve manevi değerlerine” aykırılıktan Üst Kurul yüzde 3 idari para 2 kez de program durdurma cezası verdi.

Fox TV’ye Somali Cumhurbaşkanının oğlunun kurye Yunus Emre Göçer’e çarparak ölümüne neden olması ve hakem Halil Umut Meler’e saldıran Ankaragücü’nün eski başkanı Faruk Koca’nın saldırmasına ilişkin değerlendirmeler nedeniyle ‘tarafsız! davranmadığı savıyla yüzde 3 idari para cezası

Halk TV’ye “terör eylemini, faillerini ve mağdurlarını terörün amaçlarına hizmet edecek sonuçlar doğuracak şekilde” sunulduğu iddiasıyla yüzde 3 idari para; aynı kanalda LGBT+konusundaki değerlendirmeler nedeniyle milli ve manevi değerlere aykırılıktan yüzde 3 idari para cezası verildi

SZC televizyonundaki programda TÜİK çalışanının işsizliği az göstermelerinin karşılığında prim, terfi aldıklarına ilişkin sözlerinin aktarılması nedeniyle “tarafsızlık” ihlali savıyla yüzde 3 idari para cezasına RTÜK oy çokluğuyla karar verdi.

RTÜK, Tele 1’e “kişileri küçük düşürmekten” yüzde 3; aynı kanala kara para aklama yöntemlerinin tartışıldığı program nedeniyle yüzde 3,  kanalda Yılmaz Güney’in tartışıldığı programa da “suçluyu övmekten” yüzde 3 idari para cezasına karar verdi.

KRT’de Zafer Arapkirli’nin Çalışma Bakanı Işıkhan’ı “aşırı yoksulluk yok” sözleri Sağlık Bakanı Koca’yı da yurtdışına giden doktorlar için “para” için gittiklerine dönük el işaretini eleştirmesinden dolayı “küçük düşürmekten” kanala yüzde 3 idari para cezası verildi.

TGRT’ye haber bülteninde Starbucks bardağının görünmesi nedeniyle “gizli ticari iletişim”den yüzde 3 idari para cezası verildi.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda “Anayasa Mahkemesi” Sorunu

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutuklu TİP Milletvekili Can Atalay hakkındaki gerekçeli kararı, ana omurgasını AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı‘ndaki çatlağı derinleştirmeye aday olduğu öne sürüldü:

“TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yargıtay’ın uyarısını dikkate almayıp Atalay kararını Genel Kurulda okutmaması oldu. Bu da MHP liderinin bütün çıkışlarına rağmen AK Parti’nin -ilk günlerdeki heyecanlı tartışmalardan sonra- AYM ve Yargıtay kavgasına girmek istemediğini gösterdi.”

Gazeteci Murat Yetkin, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkındaki gerekçeli kararının Cumhur İttifakı‘ndaki çatlağı derinleştirmeye aday olduğunu söyledi.

Yaşananları yetkinreport.com’da yayımlanan yazısında değerlendiren Yetkin, şunları kaydetti:

“(…) AYM, Gezi Davasında 18 yıl hapse çarptırılmış durumda TİP Milletvekili seçilen Can Atalay’ın daha önce Yargıtay’dan dönen tahliye kararında ısrar etmişti. Bu arada öne çıkmayan ancak en önemli etken, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Yargıtay’ın uyarısını dikkate almayıp Atalay kararını Genel Kurulda okutmaması oldu.

Bu da MHP liderinin bütün çıkışlarına rağmen AK Parti’nin -ilk günlerdeki heyecanlı tartışmalardan sonra- AYM ve Yargıtay kavgasına girmek istemediğini gösterdi. AYM gerekçeli kararının Resmi Gazetede yayınlanmasından birkaç saat önce Bahçeli’nin hala DEM ve CHP’yi kapatmıyorsa AYM’nin kapatılmasından söz etmesi bu Cumhur’da bu alandaki rahatsızlığın da arttığına işaret. (…)”

Ne olmuştu?

TİP Hatay Milletvekili Can Atalay, Gezi Davası’nda Osman Kavala ile birlikte yargılanan 8 sanıktan biriydi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 26 Nisan 2022 tarihinde Gezi Davasında Osman Kavala’yı “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay’ın arasında bulunduğu 7 sanığı ise darbeye teşebbüse yardım suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırmıştı.

Can Atalay, cezaevinde tutuklu bulunurken 14 Mayıs seçimlerinde TİP’ten Hatay milletvekili seçildi. AYM, Gezi Davası’nda tutuklanan Can Atalay’ın 14 Mayıs seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmemesiyle ilgili yapılan başvuruda 25 Ekim’de oy çokluğuyla “seçilme hakkı” ile “kişi hürriyeti ve güvenliği” haklarının ihlal edildiğine hükmetti.

Ancak Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Can Atalay için “hak ihlali” kararı vererek tahliyesinin gerektiğine hükmeden AYM kararını reddederken, hak ihlali kararı veren AYM üyelerinin yetkilerini aştığını belirtti. Yargıtay, AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunma kararı da aldı.

Tahliye kararının uygulanmaması üzerine AYM’ye yapılan ikinci başvuruda 21 Aralık’ta ikinci kez, oy birliği ile hak ihlali kararı verildi. AYM’nin kısa kararı Gezi Davası’na bakan ve hükmü veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Mahkeme ikinci hak ihlali kararını da uygulamadı.

Paylaşın