Bahçeli, Yine AYM Başkanı Ve Üyelerini Hedef Aldı

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, “Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamanın gerekçesi olmaz diyen Bay Zühtü’ye sormak isterim ki, acaba şehitlerimizin dökülen kanlarının gerekçesini, feryat figan eden analarımızın gözyaşlarını izah edecek yürek sende ve senin gibi düşünen diğer mahkeme üyelerinde var mıdır?” dedi ve ekledi:

“Sen yanlış mahkeme kararının derdindesin, biz aziz vatanın derdindeyiz. Sen ve senin gibileri PKK hukukunun kafesindesiniz, biz Türkiye Cumhuriyeti’nin var oluş ve istiklal hukukunun peşindeyiz. Yani anlayacağınız geceyle gündüz gibi ayrıyız. Mahkum Can Atalay’la ilgili kararın da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde derhal okunmasını istiyoruz.”

Bahçeli, konuşmasının devamında, “Altını çizerek açıklıyorum, önümüzdeki yeni sürecin bir sonucu olarak;  ayrıntılı bir bölücülükle mücadele stratejisi hazırlanmalı, mutlaka uygulanmalıdır. PKK’nın maşası mihrakların, devlete, Anayasaya ve kanunlara meydan okuyarak sürdürdükleri provokasyonların hukuk düzeni içinde karşılığını bulması acil bir konu olarak artık önümüzdedir. Teröristler bugün sadece dağlarda aranmamalıdır. Sözcüleri ve temsilcileri vasıtasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmişlerdir ve onlara karşı devlet vakarı hukuk sınırları içinde kesinlikle devreye girmelidir” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin konuşmasından satır başları şöyle:

2024 yılının geneline baktığımızda bizi bekleyen iki mühim siyasi dönüm noktası vardır ve bunlar hem partimiz hem de ülkemiz adına ciddi gelişmelere sahne olacaktır. İlk dönüm noktası, 17 Mart 2024 tarihinde demokratik şölen havasında yapmayı planladığımız 14.Olağan Büyük Kurultayımızdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk siyasetinde muhkem ve müstesna bir mevkii bulunan, aynı zamanda 55 yıllık köklü bir geçmişe dayanan millet ve tarih eseridir. 14. Olağan Büyük Kurultayımız, yeni yüzyılın şuurunu taşıyacak, yenilenmiş kadro ve yüksek hedeflerin tayininde stratejik bir rol oynayacaktır.

2024 yılında bizi bekleyen ikinci siyasi dönüm noktası da, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleridir. Bildiğiniz gibi, partimizin 55.yılı münasebetiyle, 55’şer isimden müteşekkil belediye başkan aday listelerimizin ilkini 10 Ocak 2024, ikincisini 11 Ocak 2024, üçüncüsünü de 15 Ocak 2024 tarihinde milletimizle paylaştık. Nitekim bugüne kadar 165 belediye başkan adayımızı belirleyip ilan ettik. Üzerinde çalıştığımız diğer adaylarımızı da aynı şekilde ve peyderpey kamuoyunun bilgisine sunmayı planlıyoruz.

Bunun yanı sıra, diğer partiler de belediye başkan adaylarını açıklamaktadır. CHP’de işler iyice sarpa sarmış, belediye başkan adaylarının tespitinde kriz ve karışıklık artık bastırılamaz şekilde gün yüzüne çıkmıştır. İçeriden DEM’lenen, dışarıdan yemlenen CHP yönetimi akli, fikri ve siyasi melekelerini kaybetmekle kalmamış, istikametini hepten şaşırmıştır. Terör ve bölücülük mağduru milletimizin güçlü iradesi DEM’lenmiş CHP’den hesap sormaya yeterlidir.

Kırk yıllık zaman diliminde hayatını kaybeden sivil vatandaşlarımızın yanında; asker, polis, korucu şehit ve gazilerimizin muhterem ailelerinin, yakınlarının ve sosyal muhitlerinde yer alan sevenlerinin sandık gücü bugünkü CHP’nin alacağı oy miktarının çok üstünde olmalıdır. Doğal ve doğru olanı da budur. Bedel ödemiş, acı çekmiş, gözyaşlarını içine akıtmış, şehit tabutu kaldırmış millet evlatlarının mecmuuyla DEM’lenmiş CHP’nin oyları arasında büyük fark ortaya çıkmalıdır. Eğer bu fark oluşmuyorsa, son kırk yıla damga vuran terör zulmü nereye konulacak, bölücü ihanetin milli iradenin önüne geçmesi nasıl hazmedilecektir? DEM’lenmiş CHP’nin demokratik ıslah, terbiye ve tecziyesinin zamanı gelmiştir, işte o zaman 31 Mart’tır.

“Demokrasiyi küçümseyen yeni yetme yobaz zihniyetler…”

Geçen hafta bir televizyon kanalında yayımlanan ve bir derginin düzenlediği “Cumhuriyet’in Aydınlık Yüzleri” ödül töreninde konuşan, Türkiye’ye yabancıların gözüyle bakan Livaneli soy isimli bir zat, beş para etmez aklının dibine çöreklenmiş kiri pası bayağı bir dille açık etmiştir. Neymiş, 31 Mart seçimlerinde, “Ya gerici ordular, avcı taburları ya da hareket ordusu kazanacakmış” Bildiğimiz ve takip ettiğimiz kadarıyla Türkiye’de gerici ordu değil, kahraman Türk silahlı Kuvvetleri vardır ve düşman çatlamaktadır. Yine avcı taburları diye bir şeyi ne gören, ne duyan, ne de şahit olan söz konusudur.

Meselenin püf noktası, Livaneli’nin bu tarihi çarpıtmasını ve milli iradeye layık gördüğü alçak iftirasını gülümseyerek ve hatta sevinç içinde dinleyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’ndan sadra şifa tek bir itiraz gelmemiş olmasıdır. Çünkü alın birisini vurun ötekine. Çünkü bunlar Türkiye karşıtlığında buluşan, millete en ağır hakaretleri reva gören, sandığı ve demokrasiyi küçümseyen yeni yetme yobaz zihniyetlerdir.

Bir defa şu hususu ifade etmek isterim ki; Millete gerici demek küfürdür, kifayetsizliktir. Millete gerici demek Türkiye’ye geriden bakmaktır. Millete gerici demek hürmetsizlik ve haramzadeliktir. Millete gerici demek su katılmamış bir soysuzluktur. Bu firavunca sözlerin cevabını bilhassa İstanbullu kardeşlerim 31 Mart 2024 tarihinde sandığın başında oylarıyla vereceklerdir.

31 Mart’ta İstanbul Allah’ın izniyle Muradına kavuşacak, avcı taburları hezeyanını toplumsal bünyeye aşılamak isteyen asıl gerici ve kör taassup mağlup ve mahcup edilecektir. Mevsimlik belediye başkanlığı yapan, boş zamanlarında belediyeye uğrayan, bunun dışında her taşın altından çıkan, politikada ayak oyunlarıyla meşgul olan şahsa İstanbullu kardeşlerimin son yapacağı, tezkeresini eline tutuşturup Saraçhane’den yollamaktır. Sonrasında nereye gidiyorsa gitmeli, bir daha da İstanbul’un yıllarını çalmaya cüret etmemelidir.

İstanbul’un, Ankara’nın, İzmir’in, Adana’nın, Aydın’ın, Antalya’nın, Mersin’in, Muğla’nın, Hatay’ın, Eskişehir’in, Tekirdağ’ın, Diyarbakır’ın, Mardin’in, Van’ın makus ve meyus talihi cumhurun muhterem ve muteber iradesiyle değişecek, emanet ehline teslim edilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak var olan belediye başkanlığı sayımızı hem artırmak hem de Cumhur İttifakı’nın kesin ve ezici başarıya ulaşması için insanüstü bir emekle çalışmak öncelikli görev ve sorumluluğumuzdur.

Müesses uluslararası nizamın bugünkü vasatında, stratejik rekabetler, jeopolitik mücadeleler, hegemonik cepheleşmeler, vekalet savaşları, asimetrik hesaplaşmalar, siyasi ve ekonomik ablukalar, ticari ve diplomatik boğuşmalar, maneviyattaki tahribatlar, insan onuruna yönelik saldırılar gelecekle ilgili pozitif bekleyişleri maalesef gölgelemektedir. AB ve ABD merkezli siyasi ve düşünce akımlarının sorgulanması, batı paradigmasını da tartışmaya açmaktadır. Hangi zaviyeden bakarsak bakalım insanlık buhrandadır ve bunun nevzuhur bir Ortaçağ yapısıyla tarif ve tevili bize göre akla en yatkınıdır.

İsmini zikretmekten bile utandığım bir günah adasında, serveti ve şöhreti olan insanlık defolarının, reşit olmayan kız çocuklarına karşı iğrenç muameleleri hiçbir bahaneyle izah edilemeyecek türden bir skandal, hatta barbarlıktır. İsrail masum bir halkın kanını dökerken, ABD’de bir sinagogun altında deşifre edilen yasa dışı tünellerden insan ticaretine, pedofiliye ve organ mafyasına dair bulgular elde edilmiş, sonuçta oluk oluk pislik akmıştır. Hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bu karanlık tabloyu medeniyet ve modernlik diye yutturmaya kalkmak aklın, ahlakın ve mantığın ihlal ve inkarından başka bir şey değildir.

Batının çürüyen devlet ve toplum bünyesinin saçtığı habis virüsler aynı anda dünyanın diğer coğrafyalarına da bulaşmakta, bu durum medeniyet ve milletleri baştan ayağa tehdit etmektedir. Bu kapsamda bizim ‘İnsanlığın Huzur Projesi’ni hazırlama konusunda ne kadar haklı ve isabetli bir karar aldığımız sanıyorum daha da iyi anlaşılacaktır. ABD ve İngiltere’nin müştereken Yemen’e saldırması, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki mezalimleri sadece mazlumların değil, aslında insan haklarının, insanlık onurunun, bölgesel huzur ve istikrarın hiçe sayılmasıdır.

Dünyanın en yoksul ülkelerine saldırmak, suçsuz günahsız insanları gelişmiş füzelerle vurmak yalnızca vandallık değil, bunun yanında acizlik ve korkaklıktır. Bize göre hakim uluslararası sistem çöküş aşamasına geçmiş, bağlayıcılığını ve inandırıcılığını tamamen yitirmiştir. 21.yüzyılda soykırım suçu işleyen İsrail’in Lahey’deki yargılanması yeni gelişmeleri tetikleme ihtimali taşımakla birlikte, bu terör devletine destek veren ABD’nin de gittikçe irtifa ve itibar kaybettiği açıktır. İnancım odur ki, İsrail ve ABD günü geldiğinde damla damla akıttıkları kanların hesabını muhakkak vereceklerdir.

Bize göre bilhassa Amerikalılar, ABD’ye sahip çıkmalı, böyle gelse de, böyle gitmeyeceğini bariz olarak görmelidirler. Tarihin hiçbir döneminde zulümle ayakta kalmış, kan dökerek, can alarak, sömürerek, yağmalayarak varlığını sürdürebilmiş bir devlete tesadüf edilmemiştir. Amerikan vatandaşları hem kendi gelecekleri hem de dünyanın geleceği açısından ABD’yi adil, insani, vicdani ve hukuki rotaya çekmekle mesuldürler. ABD sözde müttefik bir ülkedir. Ancak Türkiye’ye karşı yapmadığı kötülük, oynamadığı oyun, tezgahlamadığı saldırı, saçmadığı nifak son 74 yıldır neredeyse kalmamıştır. Bugün ABD’yi sorgulamak demek bir yönüyle terörizmi sorgulamak demektir.

Bugün ABD’yi sorgulamak demek darbeler tarihiyle yüzleşmek demektir. Ekonomik krizlerin altına bakınız, karşınıza çıkacak husumet yüz bellidir. ABD’nin PKK/YPG’yle ilişki ve irtibatının saklanacak bir yönü de kalmamıştır. Kaldı ki devletimizin arşivleri PKK ile Avrupa, PKK ile ABD arasındaki ilişkileri doğrulayacak, sağlamasını yapacak bilgi ve belgelerle doludur. Türkiye hiç kuşkusuz bu alçak ilişkileri görmezden gelmeyecek, içten içe ve adına sözde dost dediği müttefikler tarafından altının oyulmasına seyirci kalmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi, her zaman milletimizin huzur ve güvenliğine musallat olan PKK terör örgütü ile etkili ve anlayacakları yöntemlerle mücadeleyi savunmuştur.

Bu konuda hükümetlerin ihtiyacı olan her desteği vermeye hazır olduğunu da her ortamda açıklamıştır. Terörle ve bölücülükle mücadelede ne gerekiyorsa; siyasi, sosyal, ekonomik bütün tedbirlerin alınmasının gereğinden ısrarla bahsetmiştir. Elbette terör son bulmalı, şiddet ortadan kalkmalı, vatandaşlarımız huzur, emniyet ve sukunet bulmalıdır. Bunun aksini savunmak ve söylemek mümkün değildir. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’ne ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerine inancımız ve güvenimiz tamdır.

Bilinmelidir ki, dağda, bayırda, sınır hattında mücadele ettiğimiz hainlerin siyasi cephesi olan DEM’cilerin Türkiye Büyük Millet Meclis’inde bulunmaları adalet ve hukuk garabeti, siyaset ve demokrasi ayıbıdır. Devlet gaflete düşmez, devlet ihanete göz yummaz, devlet hukuk içinde meşru mücadelesinden asla taviz vermez. Türkiye Cumhuriyeti, sınır içi güvenliği sağladığı gibi, sınır ötesi güvenliği de temine muktedirdir.

Sayın Cumhurbaşkanımız başkanlığında toplanan güvenlik toplantısında alınan kararları desteklemekle birlikte, Irak’ın kuzeyindeki dağlık bölgeyi içine alacak şekilde, bu ülkeyle koordineli ve karşılıklı uzlaşmayla, Süresi belirlenmiş ve derinliğine 60 km’ye kadar inen, Buradan Hatay’a kadar uzanacak “Türkiye’nin Güvenlik ve Geleceği İçin Huzur Hattı” kurulmalı, bu hattın içine sinek bile sokulmamalıdır.

Can Atalay kararın derhal okunmasını istiyoruz

Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamamanın gerekçesi olmaz diyen Bay Zühtü’ye sormak isterim ki, acaba şehitlerimizin dökülen kanlarının gerekçesini, feryat figan eden analarımızın gözyaşlarını izah edecek yürek sende ve senin gibi düşünen diğer mahkeme üyelerinde var mıdır? Sen yanlış mahkeme kararının derdindesin, biz aziz vatanın derdindeyiz. Sen ve senin gibileri PKK hukukunun kafesindesiniz, biz Türkiye Cumhuriyeti’nin var oluş ve istiklal hukukunun peşindeyiz. Yani anlayacağınız geceyle gündüz gibi ayrıyız.

Mahkum Can Atalay’la ilgili kararın da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde derhal okunmasını istiyoruz. Altını çizerek açıklıyorum, önümüzdeki yeni sürecin bir sonucu olarak;  ayrıntılı bir bölücülükle mücadele stratejisi hazırlanmalı, mutlaka uygulanmalıdır. PKK’nın maşası mihrakların, devlete, Anayasaya ve kanunlara meydan okuyarak sürdürdükleri provokasyonların hukuk düzeni içinde karşılığını bulması acil bir konu olarak artık önümüzdedir. Teröristler bugün sadece dağlarda aranmamalıdır. Sözcüleri ve temsilcileri vasıtasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girmişlerdir ve onlara karşı devlet vakarı hukuk sınırları içinde kesinlikle devreye girmelidir.

Paylaşın

Şimşek’ten Valilere Tasarruf Uyarısı: Babamızın Değil, Milletin Parası

Valiler Toplantısı’nda kamuda tasarruf tedbirleriyle ilgili valilere önemli uyarılarda bulunan Bakan Şimşek, Bu babamızın parası değil. Hepimizin parası, milletin parası. 2,7 trilyon lira açık vereceğiz arkadaşlar” dedi ve ekledi:

“Onun için lütfen tasarruf tedbirleri konusunda maksimum hassasiyet gösterin; bu konuda bize yardımcı olun. Gösterişten uzak, mütevazı bir kamu anlayışına her alanda mecburuz. Tasarruf tedbirleri konusunda sizden yardım istiyoruz.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, geçtiğimiz hafta yapılan Valiler Toplantısı’nda kamuda tasarruf tedbirleriyle ilgili valilere önemli uyarılarda bulundu. Hürriyet’in haberine göre Bakan Şimşek, toplantıda Türkiye’nin ekonomik anlamda zorlu bir süreçte olduğunu vurgulayarak, “Tasarruf tedbirleri konusunda sizden yardım istiyoruz” dedi.

Valilerin de tasarruf tedbirlerine uymakla mükellef olduklarını vurgulayan Şimşek, “Gelin görün ki bu öyle olmuyor; taşıt kullanımından tanıtım giderlerine kadar… Bu alanlarda hakikaten hassasiyet gerekiyor. Türkiye’de 2024 yılında biz bütçeye tam uyarsak, 2,7 trilyon lira açık vereceğiz. O açığı nasıl finanse edeceğiz? Borçla. Borçla finanse etmek demek bugünkü yüksek faiz sürecinde memleketin imkânlarının yatırım ve hizmet yerine faize gitmesi demektir. O yüzden sizin de üzerinize görev düşüyor.

Bu hassasiyet o kadar değerli ki. Ben defterleri sonuna kadar kullanıyorum. Kağıt falan kullanmıyorum. Bu seviyeye kadar inmemiz lazım. Bu babamızın parası değil. Hepimizin parası, milletin parası. 2,7 trilyon lira açık vereceğiz arkadaşlar. Onun için lütfen tasarruf tedbirleri konusunda maksimum hassasiyet gösterin; bu konuda bize yardımcı olun. Gösterişten uzak, mütevazı bir kamu anlayışına her alanda mecburuz. Tasarruf tedbirleri konusunda sizden yardım istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, toplantının ardından yaptığı soru-cevap kısmında bazı valilerin TOGG satın almak istediğini söylemesi üzerine, “Makam araçlarınızı satıp, TOGG alabilirsiniz” dediği öğrenildi.

Paylaşın

Emekliye “Ek Zam” Açıklaması: Masada Değerlendiriliyor

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, emekli maaşlarına ek zam konusunda, “Hazine ve Maliye Bakanlığımız ile beraber Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız yapıyorlar” dedi ve ekledi:

“Oransal artışlar, bütçe imkanları bunları bir bütün olarak değerlendirmemiz lazım. Hepsi masada değerlendiriliyordu ortaya çıkan net durum olmadığı için buradan herhangi bir şeyi söyleme imkanım yok.”

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, parti olarak hazırladıkları SSGSS ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin detaylarını açıkladı. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Abdullah Güler, şu bilgileri verdi:

“2024 Ocak ila Aralık aylarında istihdamı desteklemek için işverenlere finansmanı işsizlik sigortası fonundan karşılanacak şekilde, ödeyecekleri sigorta priminden mahsup edilecek şekilde günlük 23,33, aylık 700 TL asgari ücret desteği sağlanması amaçlanmaktadır.

İşverenlere 2023 yılı Temmuz-Aralık döneminde sağlanan asgari ücret desteği, günlük 16,66 TL, aylık (16,66 TL x 30 gün) 499,80 TL idi. Yani yaklaşık 200 TL’lik artışla işverene ödenen destek yüzde 40 oranında yükseltilmek isteniyor.

Kanun Teklifi ile; İşsizlik Sigortası Fonu kullanılarak uygulanan pasif işgücü piyasası programlarının etkinliğinin artırılması için kısa çalışma gerekçelerine genel salgın durumunun eklenmesi ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanılabilmesi için gereken asgari prim ödeme gün sayısının 450 güne indirilmesi amaçlanmaktadır.

Teklif ile; ilave istihdamın sağlanması ve özel politika gerektiren kadın, genç ve mesleki yeterlilik belgesi sahibi olan işsizlerin istihdamının desteklenmesi amacıyla 2011 yılından bu yana uygulanan ve yüzde elli beşi kadın olmak üzere yıllık ortalama 650.000 kişinin yararlandığı teşvik uygulamasına 31/12/2025 tarihine kadar devam edilmesi ve uygulamanın 31/12/2026 tarihine kadar uzatılabilmesi için Cumhurbaşkanına yetki verilmesi amaçlanmaktadır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 6331 sayılı Kanun kapsamında yer alan işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliği konularında ölçüm, inceleme ve araştırma yapma, bilgi, belge ve numune alma, Kanun kapsamındaki eğitim kurumları, ortak sağlık ve güvenlik birimleri, ekipman muayene kuruluşları, iş hijyeni ölçüm, test ve analiz laboratuvarlarına ilişkin inceleme, kontrol, denetim yetki ve sorumluluğu yargı kararları çerçevesinde yeniden düzenlenmektedir.”

Emekliye ek zam açıklaması

Gazetecilerin emekli maaşlarına zam konusundaki sorularına ise Güler, şu yanıtı verdi: “Hazine ve Maliye Bakanlığımız ile beraber Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız yapıyorlar. Oransal artışlar, bütçe imkanları bunları bir bütün olarak değerlendirmemiz lazım. Hepsi masada değerlendiriliyordu ortaya çıkan net durum olmadığı için buradan herhangi bir şeyi söyleme imkanım yok.”

Paylaşın

İstanbul İçin, CHP, DEM Parti’yi Bekliyor; AK Parti Yeniden Refah’ı İknaya Çalışıyor

31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere 2,5 aydan daha az bir zaman kalmışken, AK Parti, 2019 seçimlerinde muhalefete kaptırdığı İstanbul’u geri almak için yüzde 5 civarında oyu olduğu düşünülen Yeniden Refah Partisi’ni ikna etmeye çalıştığı ifade ediliyor.

Öte yandan İstanbul’u AK Parti’ye kaptırmak istemeyen CHP’nin ise, DEM Parti’nin İstanbul’la ilgili vereceği kararı beklediği kaydediliyor.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre; 31 Mart’ta gerçekleştirilecek yerel seçim öncesinde partiler, aday belirleme çalışmalarını hızlandırırken, kurulması muhtemel iş birliklerine yönelik temaslar da sıklaşmaya başladı.

Türkiye genelinde halen birçok il ve ilçede aday belirleme çalışmaları sürerken gözler de bir yandan iktidar ve muhalefetin İstanbul için kurmak istediği iş birliklerine çevrilmiş durumda. İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun karşısına eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u koyan AK Parti, İstanbul’u kazanmak için Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) vereceği desteği alabilmek için temaslarını sürdürüyor.

AK Parti içerisinde yapılan değerlendirmelerde, İstanbul’da yüzde 5 oranında oyu olduğu düşünülen YRP’nin destek vermesi halinde seçimin daha rahat kazanılabileceği yorumları yapılırken, buna karşın YRP’nin talepleri henüz kabul görmüş değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, YRP Genel Başkanı Fatih Erbakan’la bugün külliyede yapmayı planladığı görüşme geçtiğimiz hafta ertelenirken, YRP yetkilileri görüşme iddialarını yalanlamıştı.

Ancak, edinilen bilgiye göre iki lider arasında planlanan görüşme, AK Partili yetkililerin YRP’den biraz daha zaman istemesi üzerine ertelendi. YRP’nin, İstanbul ve Ankara adaylarının desteklenmesi karşılığında AK Parti’den Konya Büyükşehir Belediyesi’ni istediği öğrenilirken, AK Parti’nin bu talebi değerlendirdiği ve Konya’ya ilişkin kararın verilmesinin ardından Erdoğan ile Erbakan’ın bir araya gelebileceği öğrenildi.

Muhalefet cephesinde ise CHP ile DEM Parti arasındaki temaslar sürüyor. CHP’nin yaptırdığı kamuoyu araştırmalarında Ekrem İmamoğlu, AKP’nin adayı Murat Kurum’un önünde çıksa da DEM Parti’nin desteğini İstanbul’daki desteğini önemseyen CHP, DEM Parti’nin bu yöndeki kararını vermesini bekliyor.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları Oruç ve Tuncer Bakırhan arasında geçtiğimiz hafta yapılan görüşmede İstanbul konusunun gündeme gelmediğini belirten DEM Partili yetkililer, İstanbul’la ilgili değerlendirmelerinin sürdüğünü söyledi.

İstanbul’da asıl muhatabın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olduğuna da vurgu yapan DEM Partili bir yetkili, “Muhatabın bizzat İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olması sebebiyle İstanbul tartışması ertelendi, çok yürütülmedi” dedi.

Diğer yandan partili kurmaylar düzeyinde iki parti arasındaki temasların sürdüğü ve İstanbul’a ilişkin değerlendirmelerin de yapıldığı öğrenildi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Kurum’a Gönderme: Bu Şehir Koltuğuna Hakkını Verenleri Seçecek

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin açıklama yapan İBB Başkanı İmamoğlu, AK Parti’nin İstanbul adayı Murat Kurum’a da gönderme yaparak,  “Bu şehir temsilci seçmiyor. Bu şehir koltuğuna hakkını verenleri seçecek. Koltuğa oturduğunda, acaba oradaki ne diyor diye bakmadan milletini dinleyip tam yol ileri diyenleri seçecek. Yolumuz açık olsun”  dedi.

İmamoğlu, açıklamasında ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerini hatırlatarak, “‘Ben bu kente ihanet ettim’ diyenleri, o şehrin koltuklarına asla oturtamayacakları günleri sağlamanın yolculuğudur bu” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSKİ Bekardere Islahı ve Çengelköy Çevre Projesi Temel Atma Töreni’nde açıklamalarda bulundu.

Tonlarca zehirin denizlere döküldüğü bir dönemi devraldıklarını belirten Ekrem İmamoğlu, “Bu İstanbul Boğazı’nda, Marmara Boğazı’nda ve hatta Haliç’te yaşadığımız bir gerçek. Desek ki, İstanbul Boğazı’na bu kadar zehir dökülüyor ne yapalım? Vatandaşımız feryat figan ‘elinizden ne geliyorsa yapın’ diye sert bir dille bize yol gösterir” ifadelerini kullandı.

Birgün’ün aktardığına göre; İmamoğlu, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

“Her şeyi ben bilirim der ve öyle bir süreç yönetimi ortaya koyarsanız iş başarma şansınız yok. Eğer nereden rant elde edebilirim diyerek ya da neyi yapar ve neyi gösteririm de bana oy gelir diyerek seçim, seçmen, oy kazanmak, ‘her yol mübahtır’ anlayışıyla hareket ederesiniz o yöneticilik İstanbul’a bir şey kazandırmaz. diyerek bana hareket ederseniz o yöneticilik İstanbul’a bir şey kazandırmaz.”

Kanal İstanbul Projesi’ne tepki gösteren İmamoğlu, “Kanal İstanbul, İstanbul’a ihanetin nirvanası. Size o ihaneti yaptırmayacağız. 1,5 yıldır ağızlarına Kanal İstanbul’u almıyorlar. Genel seçim geçti unuttular. Yerel seçim geldi bangır bangır Kanal İstanbul’u savunan kişiler, aralarında adaylar da var. Ağızlarından kelimesi dahi çıkmıyor. Niye? ‘Günü geldiğinde söyleriz, burada da milletimizi aldatalım.’ Yok öyle yağma! Bu millet aldanmayacak” diye konuştu.

İstanbul’da özel halk otobüsüyle ilgili ‘kumpas’ hakkında tepki gösteren İmamoğlu, “Sizin bir hesabınız var ise yaradanın da bir hesabı var kardeşim. Patladınız! Aile terbiyem gereği sadece şunu söyleyebilirim; Allah sizi ıslah etsin. Sizi Allah’a havale ediyorum. Hukuki haklarımızı aramaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

31 Mart 2024 yerel seçimlerine ilişkin mesaj veren İmamoğlu, “Bu şehirde İstanbulludan muktedir kimse yok. Bunu onlara üçüncü kez kanıtlayacağımızdan hiç endişe duymuyorum. 31 Mart akşamı onlardan tek bir laf duyacağız; ‘Yandım Allah’ diyecekler” dedi.

Murat Kurum’a gönderme

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerini hatırlatan İmamoğlu, “‘Ben bu kente ihanet ettim’ diyenleri, o şehrin koltuklarına asla oturtamayacakları günleri sağlamanın yolculuğudur bu” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin İstanbul adayı Murat Kurum’a da gönderme yapan İmamoğlu, “Bu şehir temsilci seçmiyor. Bu şehir koltuğuna hakkını verenleri seçecek. Koltuğa oturduğunda, acaba oradaki ne diyor diye bakmadan milletini dinleyip tam yol ileri diyenleri seçecek. Yolumuz açık olsun” diye konuştu.

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Dalgası Devam Ediyor!

31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlere “hür ve müstakil” girme kararı alan İYİ Parti’de istifa dalgası devam ediyor. Son olarak, Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Mehmet Tosun, partideki görevlerinden ve partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Mehmet Tosun, istifasına ilişkin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Bodrum Belediye Başkan Adaylığı, Muğla Milletvekili Adaylığı ve Yerel Yönetimler Başkan Yardımcılığı görevlerini üstlenmiş olmanın sorumluluğuyla İYİ Parti çatısı altında geçirdiğim süre boyunca, partimizin yükselmesi ve gelişmesi için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım.

Bu süreçte başta çok değerli Muğlalı ve Bodrumlu hemşehrilerim olmak üzere, İYİ Parti Genel Başkanı Sn. Meral Akşener’e, İl ve İlçe Başkanlarımız, yöneticilerimiz, üyelerimiz, gönüllülerimiz ve İYİ Parti’ye oy vermiş tüm vatandaşlarımıza vermiş oldukları desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Gördüğümüz lüzum üzerine İYİ Parti’deki tüm görevlerimden ve parti üyeliğimden istifa ettiğimi belirterek, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.”

İYİ Parti’nin milletvekili sayısı 38’e düştü

Öte yandan 14 Mayıs Genel Seçimlerinde İYİ Parti’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren 44 milletvekilinden 1’i ihraç edilirken 5’i istifa etti. Buna göre, İYİ Parti’nin Meclis’te bulunan milletvekili sayısı 38’e düştü.

İYİ Parti’de ilk milletvekili istifası Eskişehir Milletvekili İdris Nebi Hatipoğlu’nun istifa ile başladı. Hatipoğlu, 2 Kasım 2023’te partisinden istifa ederek AK Parti’ye geçti. Hatipoğlu, AK Parti’de Eskişehir Belediye Başkan Adayı olarak gösterildi.

İYİ Parti’de ikinci istifa Ankara Milletvekili Adnan Beker’den geldi. Beker, 16 Kasım’da partisinden istifa ettiğini duyurdu. Parti’de üçüncü istifa İYİ Parti 28. Dönem İstanbul Milletvekili ve Kurucular Kurulu Üyesi Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu’ndan geldi. Yanıkömeroğlu, partisinin kuruluş amaç ve ilkelerinden bir süredir uzaklaştığını belirterek istifa ettiğini 6 Aralık’ta duyurdu.

15 Aralık’ta ise İYİ Parti İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu, partisinden istifa ettiğini duyurdu. Son milletvekili istifası ise İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’dan geldi. Arslan, 21 Aralık’ta partisinden istifa ettiğini duyurdu. 5 Aralık 2023’te ise İYİ Parti Sakarya Milletvekili Ümit Dikbayır partisinden ihraç edildi. Böylelikle İYİ Parti’nin Meclis’teki vekil sayısı 38’e indi.

Son dönemde İYİ Parti’de istifa eden ve görevden alınan diğer önemli isimler ise şöyle:

“İYİ Parti Adıyaman Kurucular Kurulu üyesi olan Mithat Solgun,
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Zeki Üçok (Görevden alındı)
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ece Güner,
İYİ Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Grup Başkanvekili İbrahim Özkan ve beraberindeki 6 Meclis üyesi,
2023 Genel seçimlerde İYİ Parti’den Hatay 2. sıra milletvekili adayı olan eski futbolcu Gökhan Zan.

Ayrıca, partide il yönetimlerdeki istifalar ise hala devam ediyor.

Paylaşın

Osman Kavala: Bu Kadar Hukuktan Kopma Beklemiyordum

Altı yılı aşkın süredir hapiste tutulan iş insanı Osman Kavala, “AİHM’in 2019 yılında verdiği kararda belirttiği gibi ilk tutuklanmam delile dayanmıyordu, siyasi saiklerle yapılmış bir hak ihlaliydi” dedi ve ekledi:

“Gezi davasının beraatle sonuçlanmış olması, geç de olsa adalet mekanizmasının çalıştığını gösterdi, inancım boşa çıkmamış oldu. Beraat kararından sonra yaşananların, yargının siyasallaşması ve yasaların keyfi kullanılması sürecinde ileri bir aşamaya geçildiğini yansıttığını düşünüyorum. Bu kadar gözü kara bir şekilde hukuktan kopma beklemiyordum.”

Artı Gerçek’ten İrfan Aktan’a konuşan Osman Kavala’nın röportajından bir bölüm şöyle:

Hapishane koşullarının ağırlığına haksız, hukuksuz bir biçimde içeride tutuluyor olmanın duygusu ve ülkedeki genel gidişatın karamsarlığı eklenince sorması ayıp oluyor ama, altı yıllık mahpusluk karşısında genel olarak nasılsınız?

Sanırım vücut ve ruh sağlığımda ciddi bir hasar yok. İnsan organizması koşullara adapte oluyor. Eşimden, ailemden gördüğüm destek, dostlardan, bir kısmıyla daha önce tanışmadığım duyarlı insanlardan gelen dayanışma mesajları moralimi güçlü tutmamı sağlıyor. Sadece hapiste olmam değil, ülkemin ve dünyamızın hali de mutlu olmama pek izin vermiyor. Gene de umudumu koruyorum, umudu koruyabilmenin ruh sağlığı için gerekli olduğunu düşünüyorum.

1+1 Express dergisinin 2022 Güz sayısına verdiğiniz söyleşide şöyle demiştiniz: “Sadece delilsiz değil, son derece mantıksız da olan suçlamalarla beş yıla yakın cezaevinde bulunmak insanın yaşadığı toplumla ilişkisini sorgulamasına neden oluyor. Bunun olağanüstü bir hukuksuzluk vakası olduğunu düşünüyorsunuz, bu ve benzerleri yaşanırken, insanların özellikle de sizi tanıyanların, her şey normalmiş gibi davranıyor olmalarını yadırgıyorsunuz.” Sizinle söyleşi yapacağımı söylediğim bir arkadaş, “Kavala bütün bu olanlardan sonra hepimizden nefret etmemeyi nasıl başarıyor” diye sormamı istedi. Bu soruya yanıtınız ne olur?

Size bu soruyu soran arkadaşınız belli ki her şey normalmiş gibi davranmayanlardan. Aksi takdirde, böyle bir soru sormak aklına gelmezdi. Express dergisindeki söyleşide sadece benim başıma gelene değil, başka vahim hukuksuzluklara da daha fazla tepki gösterilmesini beklediğimi belirtmiştim. Bunların birbirleriyle ilişkisinin kurulması durumunda hukuk devletinin temellerine yönelik tehdit tam manasıyla anlaşılabilir. Ancak maalesef hukuk ihlallerinin yaygınlaşması bir tür kanıksamaya, “bizde böyle” tavrının benimsenmesine yol açıyor. Bu da durumu normalleştirmeye hizmet ediyor.

“Bu kadar gözü kara şekilde hukuktan kopma beklemiyordum”

İlk başlarda adalet mekanizmasının çalışacağına dair inancınızı ifade ediyordunuz. Sizin bu yaklaşımınızı şekillendiren iyimserliğinizin kaynağı ne tür bir öngörüydü? Şu anda bu yaklaşımınıza dair ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?

AİHM’in 2019 yılında verdiği kararda belirttiği gibi ilk tutuklanmam delile dayanmıyordu, siyasi saiklerle yapılmış bir hak ihlaliydi. Gezi davasının beraatle sonuçlanmış olması, geç de olsa adalet mekanizmasının çalıştığını gösterdi, inancım boşa çıkmamış oldu. Beraat kararından sonra yaşananların, yargının siyasallaşması ve yasaların keyfi kullanılması sürecinde ileri bir aşamaya geçildiğini yansıttığını düşünüyorum. Bu kadar gözü kara bir şekilde hukuktan kopma beklemiyordum.

Geriye dönüp baktığınızda, savunma stratejinizle ilgili ne düşünüyorsunuz? Yapılandan farklı bir yöntem izlenseydi, içeride ve uluslararası alanda daha büyük bir kamuoyu yaratılsaydı, kampanyalar düzenlenseydi, sizce sonuç farklı olmaz mıydı?

Geçenlerde Dışişleri Bakanı’nın da belirtmiş olduğu gibi, yurt dışından gelen, AİHM kararına uyulması ve benim serbest bırakılmam ile ilgili talepler, siyasi müdahaleler olarak ilan edildi, böyle bir propaganda yapıldı. Bu da yargının siyasi tercihlere uygun biçimde davranmasını meşrulaştırmaya, AİHM kararlarını değersizleştirmeye hizmet etti. İçeride daha ciddi bir kamuoyu tepkisi etkili olabilirdi. Ancak, toplumun bir kısmı iktidarın söylemlerini sorgulamıyor, bir kısmı da önceki cevabımda değindiğim gibi, bu tür sorunların vaka-i adiyeden olduğu şeklinde bir düşünceye kendilerini inandırıyor.

“Gezi protestolarının bir kumanda merkezi, beyni yoktu, ama kalbi vardı”

İktidarın Gezi olaylarıyla ilgili özel bir hesaplaşma programı olduğunu ve sizlerin de bu çerçevede cezalandırıldığını görüyoruz. Öyle ki, Anayasa Mahkemesi’nin Gezi davasından tutuklanmış olan Hatay Milletvekili Can Atalay lehine kararı Yargıtay’ın sopasıyla karşılık buldu, iktidar içinde de büyük bir çatlak oluşturdu. Sizce iktidar cephesi açısından Gezi olayları ve Gezi davası neden bu kadar net bir kırmızı çizgi?

Kırmızı çizgi uygun bir tanım mı, emin değilim. Bence iktidar Gezi davasının kendisine siyaseten fayda sağladığına inanıyor. Bu davayla sivil toplum kuruluşlarına iktidarı rahatsız edecek türden faaliyetlerde bulunmamaları yönünde güçlü bir mesaj verildi, verilmeye devam ediyor.

İddianamedeki suçlamalar ve sonunda verilen mahkûmiyet kararları Gezi’nin dış güçlerin hükümeti devirmeye yönelik kalkışma teşebbüsü olduğu şeklindeki siyasi söyleme dayanak olma işlevini görüyor. İlk başından beri hapiste bulunmam da bu kalkışmanın dış güçlerin bir komplosu olduğuna dair kurgunun kanıtı gibi sunuldu. Bu kurgu sadece Gezi olaylarıyla kısıtlı kalmadı, kitlesel protestoları ve muhalefeti dış güçlere hizmet etmekle itham eden söyleme destek olma işlevi de gördü.

Taha Akyol’un Karar gazetesindeki bir yazısında “AK Parti son on yıldaki yanlışlarını dış güçler kavramıyla ve muhalefete yönelik ‘ihanet’ suçlamasıyla örttü” tespiti çok yerinde. Bu kavramın ve suçlamanın otoriterleşmeye meşruiyet kazandırmak için de kullanıldığına işaret etmek gerekir. Gezi protestoları hızlı bir şekilde birçok şehre yayılmış, beklenilmeyen bir kitleselliğe ulaşmıştı. İnsanların protestolara katılmak için farklı motivasyonları vardı, ancak parkın korunması birleştirici ve gösterilere anlam ve meşruluk kazandıran ortak talepti.

Daha önce de söylemiştim, Gezi protestolarının bir kumanda merkezi, beyni yoktu, ama kalbi vardı, kalbi Gezi Parkı’ydı.

Röportajin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Gelecek Partisi’nde Ahmet Davutoğlu Yeniden Genel Başkan Seçildi

Gelecek Partisi’nde yeniden genel başkan seçilen Ahmet Davutoğlu, “Büyük bir coşku ve heyecanla hazırlandığımız ikinci büyük olağan kongremizi, yaşadığımız acı sebebiyle, şehitlerimizin ruhunu incitmeden; büyük bir vakar içerisinde, yasal zorunluluk nedeniyle asgari düzeyde katılım ile gerçekleştirdik” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bugüne kadar emeği geçen herkese teşekkür ederken, yeni oluşan parti yönetimimize görevlerinde başarılar diliyorum. Kongremiz, milletimiz için hayırlı olsun.”

Gelecek Partisi’nin 2. Olağan Kongresi, Ankara Atatürk Spor Salonu’nda gerçekleştirildi. “Basına kapalı” olarak yapılan kongrede partinin yeni yönetimi belirlendi.

Yeniden Gelecek Partisi genel başkanı seçilen Ahmet Davutoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Büyük bir coşku ve heyecanla hazırlandığımız ikinci büyük olağan kongremizi, yaşadığımız acı sebebiyle, şehitlerimizin ruhunu incitmeden; büyük bir vakar içerisinde, yasal zorunluluk nedeniyle asgari düzeyde katılım ile gerçekleştirdik. Bugüne kadar emeği geçen herkese teşekkür ederken, yeni oluşan parti yönetimimize görevlerinde başarılar diliyorum. Kongremiz, milletimiz için hayırlı olsun” dedi.

Gelecek Partisi

Gelecek Partisi, 12 Aralık 2019’da eski dışişleri bakanı (2009-2014) ve başbakan (2014-2016) Ahmet Davutoğlu tarafından kuruldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın desteğiyle 28 Ağustos 2014’te başbakan seçilen Davutoğlu, daha sonra, iktidarın Türkiye’nin hükûmet biçimini parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine dönüştürme hareketlerine karşı çıktı. Erdoğan ile fikir ayrılığı, Davutoğlu’nun 22 Mayıs 2016’da başbakanlıktan istifasıyla sonuçlandı.

İstifasının ardından Davutoğlu, partiyi kendisine karşı ihraç istemi ile disipline sevk etmesine neden olan AK Parti hükûmetini sık sık eleştirdi. Buna karşılık olarak 13 Eylül 2019’da AK Parti’den istifa etti.

Daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimine karşı yeni bir parti kurmaya ilgi duyduğunu ifade etti ve sonunda 12 Aralık 2019’da Gelecek Partisi’nin kurulduğunu ilan etti. Yeni parti 152 kişiden oluşan ve çok sayıda eski AK Parti yetkilisi ve iştirakini içeren kurucu üyelerden oluşan listesini yayınladı.

Gelecek Partisi, Çankaya’da bulunan genel merkez binasını 26 Temmuz 2020’de açtı. Davutoğlu tarafından 2 Nisan 2021’de yapılan açıklamada, YSK tarafından partinin seçimlere girmeye hak kazandığını belirtti.

6 Temmuz 2023 tarihinde Saadet Partisi ve Gelecek Partisi yetkilileri TBMM’de ortak bir grup kurulması konusunda anlaşıldığını bildirdiler.

“Saadet Partisi-Gelecek Partisi İttifakı” adıyla imzalanan protokol sonrası Gelecek Partisi milletvekilleri olan Mustafa Nedim Yamalı, Serap Yazıcı Özbudun, Cemalettin Kani Torun, Sema Silkin Ün, Selim Temurci, İsa Mesih Şahin, Doğan Demir, Mustafa Bilici, Hasan Ekici ve Selçuk Özdağ partilerinden istifa edip Saadet Partisine katılarak Saadet Partisinin TBMM’de bir parti grubu kurmasını sağladılar. Kurulan bu yeni grubun başkanı Selçuk Özdağ oldu.

Paylaşın

Ahmet Türk, Aktif Siyaseti Bıraktığını Duyurdu

Eski Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, aktif siyasetten çekildiğini belirterek, “Kürt halkının mücadelesini farklı platformlarda sürdüreceğim” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), dün 10 il ve bağlı birçok ilçede belediye eşbaşkanları, belediye meclis üyeleri ve il genel meclis üyelerini belirlemek için halk oylaması gerçekleştirdi.

Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlığı için aday adaylığı başvurusu yapan Ahmet Türk, daha önce yaptığı açıklamada birinci turda seçilememesi halinde aday adaylığından çekileceğini belirtmişti.

Türk, dün yapılan seçimlerde sandıktan birinci çıktı. Ancak yüzde 50+1 barajını geçemedi.

Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan Türk, aday adaylığından çekildiğini duyurdu. Türk, “Daha önce yüzde 50’yi aşmamam durumunda çekileceğimi açıklamıştım. Halkın sahiplenmesinde dolayı halka teşekkür ediyorum. Aktif siyasetten çekiliyorum. Kürt halkının mücadelesini farklı platformlarda sürdüreceğim” dedi.

Ahmet Türk kimdir?

1942 yılında Mardin’de dünyaya gelen Ahmet Türk, 1973’te Demokratik Parti’den Mardin Milletvekili olarak seçilen Türk, daha sonra buradan istifa ederek CHP’ye katıldı ve 1980 yılına kadar siyasi hayatına burada devam etti.

1987 yılında SHP’ye katılan Türk, 1989 yılında Paris’te düzenlenen Kürt konferansına katıldığı gerekçesiyle SHP’den ihraç edildi. Ahmet Türk, 2009 yılında kapatılan DTP’nin kurucularından olmuştur.

2007 Genel Seçimlerinde Bağımsız Mardin Milletvekili olarak meclise giren Türk, kurucusu olduğu DTP 2009 yılında kapatılınca milletvekilliği düştü. 2014 yılında BDP’nin desteği ile Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Ahmet Türk, 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde HDP Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkan adayı oldu.

Paylaşın

Erdoğan, Yeniden Refah’ı Seçim İş Birliğine İkna Edebilir Mi?

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere 2,5 ay kala, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Yeniden Refah Partisi’nden (YRP) gelen açıklamalar nedeniyle kızgın olduğu öne sürüldü.

Gazeteci Sedat Bozkurt, Kısa Dalga’daki yazısında, “Yeniden Refah Partisi’nin iktidara yönelik açıklamaları ve 2024 bütçesine hayır oyu vermesinin Erdoğan’ı kızdırdığını geçen yazımda aktarmıştım. O kızgınlık nedeniyle pazartesi günü AKP Genel Merkezi’nde yapılacak olan heyetler arası görüşme iptal edildi” bilgisini paylaştı.

“Bir sonraki görüşme için de YRP aranmadı” diyen Bozkurt, “Bu arada YRP yöneticilerinin açıklamaları da AKP’deki kızgınlığı hayli arttırdı. YRP, AKP ile anlaşamasalar bile görüşmelerin sürmesinden yana. Bu nedenle bazı parti yöneticilerinin açıklamalarının kişisel olduğunu ilan etmek zorunda kaldı” ifadelerini kullandı.

Bozkurt, gelişmelere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“YRP başta İstanbul olmak üzere pek çok seçim bölgesinde kritik öneme sahip. Seçim hesaplarını çok hassas yapan Erdoğan kızgınlığını bir kenara bırakarak Fatih Erbakan’la görüşebilir mi? Bu mümkün. Mesele görüşmeleri değil zaten, anketler nedeniyle hayli öz güvenle hareket eden YRP’yi seçim iş birliğine ikna edebilir mi? Mesele bu…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın