Ayşegül Doğan: DEM Parti Olarak Her Yerde Kazanmak İstiyoruz

Gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Her yerde DEM Parti konuşuluyor. Tartışmaların odağında da DEM Parti kime kazandırmak ya da kime kaybettirmek istiyor sorusu var. Bunu çokça burada ifade ettik, ilgili kurullarımız ve eş başkanlarımız açıklamalar yapıyor. Bir kez daha ifade edelim. DEM Parti olarak kazanmak istiyoruz, her yerde kazanmak istiyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “En doğal hakkımızı kullanıyoruz, kazanma hakkımızı kullanıyoruz, kazanımlarımızı artırmak istiyoruz. Kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir derdimiz ve gündemimiz yok. Çünkü bizim çok daha ağır gündemlerimiz var. Biz biraz önce de ifade ettiğim eşit yarıştan söz etmiyoruz. Bir yandan birinci parti olduğumuz yerlerde atanan kayyımlarla, kayyım rejimiyle mücadele ediyoruz. Öte yandan o sahalara taşınan, taşınmak istenen ve oraların kaderini yeniden değiştirmek isteyen bazı oyunları planları boşa çıkarmaya çalışıyoruz.”

Doğan açıklamasının devamında, “Bizim derdimiz kayyımları göndermek, bizden zorla alınanı geri almak, bunların sayılarını artırmak, Türkiye’nin batısındaki kazanımlarımızı da arttırmak aynı zamanda halkların gasp edilen iradelerini DEM Parti gönüllüleriyle yeniden buluşturmak. Bu çok ağır bir sorumluluk aynı zamanda. Çünkü yıllardır atanan kayyımlarla kentler adeta bilerek isteyerek maksatlı olarak, bir takım siyasi arka plan ve gayelerle adeta talan edildi. İşte biz bu kentleri yeniden inşa etmek ve onları yeniden doğal özgünlüklerine kavuşturabilmek gibi gündeme sahibiz. Başka mücadeleler veriyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde gündeme dair açıklamalar yaptı. Ayşegül Doğan’ın açıklamaları şöyle:

“Herkesi sevgiyle selamlıyorum. Yerel seçime sayılı günler kaldı. Tüm gözler İstanbul’da, tabi ki biz de İstanbul’u merak ve ilgiyle takip ediyoruz hem de sahada çalışmalarımıza son hız devam ediyoruz. Ama gelin birlikte İstanbul dışına çıkalım. Ben Şırnak’tan geliyorum. Bir gün önce Şırnak Güçlükonak Taki aday tanıtımına giderken konvoyumuza yapılanları buradan sizlere de Türkiye kamuoyuna da anlatmak istiyorum. Nasıl bir yarış ve rekabet içinde olduğumuzun görünmesi için.

Hani Türkiye’de demokrasi var ya! Hani her siyasi parti eşit propaganda hakkına sahip ya! Böyle denir ya hep. Bunun nasıl böyle olmadığını biz de yıllardır anlatmaya çalışıyoruz. Bir kez de ben buradan kendi tanıklığımı sizlere ifade etmek isterim tarihe not düşmek adına. DEM Parti konvoylarına keyfi durdurmalar yapılıyor. Bu durdurmaların arkasında yatan amaç programı sarkıtmak, bizim DEM Partililerle buluşmamızı engellemeye çalışmaktır. Aramalar, GBT kontrolleri yapılıyor. Bize katılan tüm araçlara, mesela Şırnak’ta cezalar kesiliyor.

Neden kesiliyor bu cezalar? Söz konusu yüzlerce araç plakaları ve listeleriyle arzu edilirse paylaşabiliriz. Tüm mülki amirlere DEM Parti adına seslenmek istiyorum. Lütfen tarafsız davranın. Bir siyasi partinin taraftarı gibi davranmak mülki amirler için suç nedenidir. Sizler hiçbir siyasi partinin taraftarı olamazsınız, tarafgirlik yapamazsınız, keyfi uygulamalarla yasadışı tutum ve pozisyon almaktan vazgeçin.

Her yerde DEM Parti konuşuluyor. Tartışmaların odağında da DEM Parti kime kazandırmak ya da kime kaybettirmek istiyor sorusu var. Bunu çokça burada ifade ettik, ilgili kurullarımız ve eş başkanlarımız açıklamalar yapıyor. Bir kez daha ifade edelim. DEM Parti olarak kazanmak istiyoruz, her yerde kazanmak istiyoruz. En doğal hakkımızı kullanıyoruz, kazanma hakkımızı kullanıyoruz, kazanımlarımızı artırmak istiyoruz. Kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir derdimiz ve gündemimiz yok. Çünkü bizim çok daha ağır gündemlerimiz var. Biz biraz önce de ifade ettiğim eşit yarıştan söz etmiyoruz.

Bir yandan birinci parti olduğumuz yerlerde atanan kayyımlarla, kayyım rejimiyle mücadele ediyoruz. Öte yandan o sahalara taşınan, taşınmak istenen ve oraların kaderini yeniden değiştirmek isteyen bazı oyunları planları boşa çıkarmaya çalışıyoruz. Bizim derdimiz kayyımları göndermek, bizden zorla alınanı geri almak, bunların sayılarını artırmak, Türkiye’nin batısındaki kazanımlarımızı da arttırmak aynı zamanda halkların gasp edilen iradelerini DEM Parti gönüllüleriyle yeniden buluşturmak.

Bu çok ağır bir sorumluluk aynı zamanda. Çünkü yıllardır atanan kayyımlarla kentler adeta bilerek isteyerek maksatlı olarak, bir takım siyasi arka plan ve gayelerle adeta talan edildi. İşte biz bu kentleri yeniden inşa etmek ve onları yeniden doğal özgünlüklerine kavuşturabilmek gibi gündeme sahibiz. Başka mücadeleler veriyoruz.

“77 il 366 ilçe 53 beldede belediye eş başkan adayı gösterdik”

Yerel seçimler aynı zamanda partilerin politikalarını topluma anlattığı tabi örgütsel yapılarını da güçlendirdiği seçimlerdir ki bizim bir derdimiz de budur. Malumunuz olduğu üzere bunca saldırıya rağmen ayakta durabilen ender siyasi partilerden biriyiz Türkiye’de. DEM Parti gönüllüleri kendi adaylarımızı çıkarmamızı istedi ve 77 il 366 ilçe 53 beldede belediye eş başkan adayı gösterdik. Ayrıca 3 bin 197 belediye meclis üyesi, 337 il genel meclis üyesi adayı da gösterildi partimiz tarafından.

Eğer gerçekten halkların iradesinin sandığa yansıması isteniyorsa bunu göstermenin yolu çok kolay. Bir, az önce de ifade ettiğim gibi seçimlerde ve seçim öncesinde irade gaspını sağlayabilecek oyunlardan vazgeçilmeli. DEM Parti’nin açık ara oyla birinci parti olduğu ve kayyım atadığınız yerlerdeki usülsüzlüklerden bir an önce vazgeçmelisiniz. Çünkü bilinmeli ki kayyımla kazanılamayan gönüller robot seçmenle de kazanılamayacak. Taşıdığınız kolluk güçlerine de buradan seslenmek istiyoruz. Robot seçmen olmayın.

Yaşamadığınız yerlerde, yaşamadığınız yerlerin iradelerini gölgelemeyin, kendinizi araçsallaştırmayın, bu oyunun bir parçası olmayın. Sevgili Diyarbakırlılar, Ağrılılar, Iğdırlılar, Şırnaklılar, Muşlular, Bitlisliler, Bingöllüler, Siirtliler, Batmanlılar olarak uzayabilir. Tüm bu sözünü ettiğimiz illere usulsüz seçmen taşınmaya çalışılıyor. Bu konuya ilişkin itirazlarımız reddediliyor. Fakat bu kirli, ucuz ve küçük oyunu bozmanın çok kolay bir yolu var. Bir oy çok oyun bozar. Lütfen oylarınıza sahip çıkın ve bu oyunları boşa çıkartın.

Şu ana kadar DEM Parti dışında az siyasi partinin Kürtçe konuştuğu, Kürtçe anadilinde eğitim ve öğretim görülmesi için yasal düzenlemeler talep ettiği herkes tarafından biliniyor. Fakat parlamentoda ‘bilinmeyen, X dil’ olarak kayıtlara geçen, milletvekilli arkadaşlarımızın mikrofonlarının kapatıldığı bir ülkede Diyarbakır’da, Batman’da, Urfa’da bu bilinmeyen dil bir anda bilinen dile dönüşmüş durumda. Tam da seçimler öncesinde.

Yani her seçim öncesi olduğu gibi akla bir şekilde Kürtler ve Kürtçe gelmiş. Oysa Kürtçe tiyatro yasak, geçen hafta oldu bu üstelik eş zamanlı oldu bütün bunlar. Kürtçe müzik neredeyse yasak çünkü Kürtçe şarkılar ve konserler yasaklanıyor. Bu da geçen haftalarda oldu. Ama tek bir partiye bütün bunlar serbest. Oysa farklı dillerde propaganda hakkımız var. Bu hakkımız bir çok yerde engellenirken tek bir partiye serbest olabiliyor.

Eğer bu konuda samimi iseniz, hakikaten Kürtçe anadili önündeki engelleri kaldırmak istiyorsanız hiç durmadan Kürtçe önündeki engelleri kaldırın, yasal düzenlemeler yapın, eğitim ve öğretim dili olması için yıllardır yaptığımız çağrılara yasalarla karşılık verin. Defacto fiili durumlar yaratarak siz istediğiniz zaman serbest, istemediğiniz zaman yasaklanan dil olmaktan Kürtçeyi gelin çıkarın. Hakiki ve samimi iseniz Kürtçeyi yasaklı dil olmaktan çıkarın.

Malum yerel seçimlerde yerelden gelen açıklamalar da bir takım spekülasyonlara zaman zaman neden oluyor. Yerelden gelmeyenler de yerele mal ediliyor. Yerelden gelmiş gibi yapılıyor. Ya da bir takım süreçler ilerlerken Manisa ve İzmit örneklerinde olduğu gibi bir anda spekülatif haberler çıkıyor. Biz sanki bu haberlere göre pozisyon alıyormuşuz gibi bir takım algılar yaratılmaya çalışılıyor. Bu algılara ilişkin daha önce de buradan açıklamalar yapmıştım.

Ama yine hatırlatıyorum, bu algı operasyonlarıyla, bizim ortaya koyduğumuz politik ve stratejik hattan zikzak çizmemize, yalpalamamıza neden olamazsınız. Bunlar nafile çabalar, bu çabalar bizi yolumuzdan döndürecek çabalar değil. Dolayısıyla başından beri tüm uzlaşı süreçlerinin sonuçlarına ve uzlaşının olamadığı süreçlerin nedenlerini sizlerle açıklıkla paylaştık. Lütfen teyide muhtaç açıklamalarda partinin yetkili kurulları ve eş başkanların açıklamalarına bakmadan değerlendirme, yorum, analiz yapmayalım. Buna dikkat etmekte yarar var.

Değerli Türkiye halkları, bu hafta unutturmamamız gereken başka bir olay daha yaşandı. İstanbul Milletvekilimiz Çiçek Otlu’nun evi basıldı. Milletvekili DEM Partili olunca dokunulabilir, aracı aranabilir, evi basılabilir, kapısı kırılabilir. Hapsedilir rehin tutulur sürgün edilir. Nasılsa kılıf da sözüm ona senaryolar da her zaman olduğu gibi hazırdır. On yıllardır bu değişmez.

Hukuksuzluğun kime yapıldığına bakarak sessiz kalanlara, görmezden duymazdan gelenlere bir kez daha sesleniyoruz. Bilsinler ki hukuksuzluk sınır tanımaz. Kendini bugün tüm bunların dışında bulan herkesin bir gün kapısını çalabilir nitekim çalıyor da. Bunu da hep birlikte acı bir biçimde tecrübe ediyoruz. O yüzden hukuksuzluğun kime yapıldığına bakılmaksızın hukuksuzluğa karşı durmak gerekir. İlkesel olan da etik olan da budur, demokratik değerlere sahip çıkmak bunu gerektirir.

“90’lı yılların karanlığında yaşanan hala taptaze ve açık yaradır”

Yine bir fotoğraf karesi üzerinden yürütülen bir tartışma var. Bir fotoğraf karesi üzerinden fırtınalar koparttığımızı iddia edenlere DEM Parti olarak sesleniyoruz. Biz söz konusu partinin bu günüyle ilgilendiği kadar geçmişiyle de ilgileniyoruz. Yaşananları ve tarihsel arka planını bu dar vakitte anlatamayacağım. Bu dar vakitte o konuya girmemeyi tercih ediyorum. Ancak halkların belleğinde özellikle 90’lı yılların karanlığında yaşananların hala taptaze ve açık yaralar olduğunu hatırlatmak isterim.

O dönemde çokça kullanılan bir deyimle hatırlatmak isterim. Yaşayanlar bilir, hayattalar ve o günlerin, o yılların hesabını soruyorlar. Asıl fırtına koparanlar ve içinde fırtına kopanlar, bizzat mağduru olanlar. Neydi deyim? “ Bi roj devê xwe bi şev deriyê xwe bigire.” Gündüz ağzını, gece kapını kapat. Toplumsal yaşama yansıyan derin korku ve güvensizliğin özeti bu cümlede saklı.

Öte yandan bugünüyle de ilgileniyoruz söz konusu partinin dedik. Neden bugünü ile ilgileniyoruz? Çünkü bakın bizzat dönemin yetkililerinin yaptığı açıklamalardan alıntılayarak hatırlatayım. “Türkiye Cumhuriyet Devleti’nin ve siyasetin attığı en önemli adım, son yıllarda bu konudaki stratejik adım HÜDA PAR ile yapılan ittifaktır” diyor, dönemin bakanlarından biri söylüyor seçimlerden önce. Ve aynı açıklamada sonuçlarının önümüzdeki on yıllar içerisinde görüneceği söyleniyor.

Yine aynı açıklamada bu sonuçların sosyolojik bir değişiklik nedeniyle de, bu hedeflendiği için de yapıldığı söyleniyor. Nasıl bir sosyolojik değişiklik? Kendilerinden alıntıyla söylemek gerekirse kullandıkları şekilde “Doğu ve Güneydoğu politikasında muhafazakarlık aksının nasıl tekrar devreye gireceğini önümüzdeki yıllarda göreceksiniz” diyorlar. Şimdi şayet söz konusu parti burada iddia edildiği ve anlatıldığı gibi bir devlet aklının aparatı değilse nedir? Burada söylenen bir devlet aklının aparatı olarak stratejik bir ittifak kuruldu. Biz hiçbir zeminde böyle bir yaklaşımı kabul edemeyiz. Böyle bir stratejik aklı hem reddeder hem de buna karşı mücadele ederiz. Söz konusu partiyle yani geçmişiyle yüzleşmeyen hesaplaşmayan hiçbir siyasi partiyle siyasi muhataplık kurmamız söz konusu olamaz.

Ortada bunca acı, bunca yaşanmışlık, bunca tarihsel ağır bir arka plan, bedel ve mücadele varken, bunlarla yüzleşmeden, hesaplaşmadan bugünü ve geçmişi görmeyen ve yaşananları oldu bittiye getiren bir yaklaşımı elbette reddederiz. Bu sorgulanamaz. Geleceğin tahayyülü ve inşası için geçmişi bilmek gerekir. O yüzden dünden bugüne bilen, yaşayan ve bedel ödeyen bir gelenek olarak biz bir fotoğraf karesinde fırtınalar koparmıyoruz. Bir fotoğraf karesinde fırtınalar koparan bu şeyin bir fotoğraf karesinden ibaret olmadığını tekrar hatırlatmak isteriz.

İktidarın halklar yönetmesin özellikle de Kürt halkının iradesi sandıklara yansımasın diye yaptığı oyunları, küçük hesapları hem birinci parti olarak çıktığımız yerlerde hem de taşınan seçmenle kader değiştirebilecekleri yerlerde sizlere uzun uzun detaylarıyla birlikte önergelerle, açıklamalarla, Grup Başkanvekillerimizin toplantılarıyla, Yerel Yönetimlerden Sorumlu Eş Genel Başkan yardımcımızın bundan aylar önce yaptığı toplantısıyla, itirazıyla sayısız kez ifade ettik.

Şehirlerimize onbinlerce asker ve polis seçmen olarak kaydediliyor. Ama bilsinler ki gasp edilen belediyelerimiz geri alacağız ve bu belediyeleri birlikte, asıl irade sahipleriyle birlikte yöneteceğiz. Seçimle alamadıkları belediyeleri hilelerle almalarına müsaade etmeyeceğiz DEM Parti olarak. Tekrar söylüyorum. Bir oy çok oyun bozar. Lütfen oylarınıza sahip çıkın. Bir oyun çok oyun bozduğunu hep birlikte gördük.

“Kimseye kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir gündemimiz yok, derdimiz kazanmaktır”

Ben tekrar tüm DEM Parti gönüllülerine seçmen kaydı nerede olursa olsun oraya ulaşabilmek için, yani şu an farklı bir yerde olabilirsiniz ama seçmen kaydınızın olduğu yerlere gidebilmek için bu zemini oluşturmaya hazır olduğumuzu, bununla ilgili web sitemizde gerekli çalışmaların olduğunu, ayrıca yaşadığınız yerdeki DEM Parti il ve ilçe örgütlerine ulaşarak oyunuzu kullanabilmeniz için her türlü kolaylığın sağlanabileceğini bir kez daha buradan duyurmak isterim.

Seçim günü yalnızca oy kullanmakla yetinmeyelim. Sandık başında kalalım. Oylarımızı kullanalım ve seçim güvenliği konusunda nerede olursanız olun tespit ettiğiniz usulsüzlüklerde irtibata geçin il ve ilçe örgütlerimizle. Ve sizi seçmen kaydınızın olduğu sandığa ulaştıracak il ve ilçe örgütlerimizle irtibatı da geciktirmeyin. Sandık güvenliği konusunda çalışmayı da titizlikle yürütüyoruz.

Fakat demokrasiden yana olan tüm partilere de bir kez daha buradan seslenmek istiyoruz. STK’lara, platformlara sandık güvenliği konusunda DEM Parti olarak birlikte çalışmaya hazırız. Oylarımızı koruyarak, kullanarak ve sahip çıkarak devran nasıl döner hep birlikte göstereceğiz. Dem Gelir Devran Döner, Birlikte Kazanacağız diyoruz. Kimseye kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir gündemimiz yok. Derdimiz kazanmak ve biz kazanacağız.”

Paylaşın

“Erdoğan, AYM’nin Etkisini Azaltma Yollarını Arıyor” İddiası

İktidar, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstü hâl (OHAL) kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Resmi verilere göre Anayasa Mahkemesi (AYM), Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan üst düzey bir yetkili ve iki AK Parti milletvekiline göre, Erdoğan hükümeti, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Türkiye’nin en yüksek mahkemesi 24 Ekim’de, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde tutuklu bulunduğu hücreden parlamentoya seçilen Can Atalay’ın serbest bırakılmamasının, görev yapma hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Atalay, 2013’de Gezi Parkı sürecinde ulusal protesto gösterileri düzenleyerek Erdoğan hükümetini devirmeye çalıştığı gerekçesiyle 2022 yılında 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 46 yaşındaki avukat suçlamaları reddediyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla başvurdu. 2010’da yapılan anayasa değişikliğiyle oluşturulan “bireysel başvuru” mekanizması, vatandaşların haklarıyla ilgili konularda en üst mahkemeye doğrudan başvurabilmesine olanak tanıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin serbest bırakılması yönündeki kararı, 8 Kasım’da Türkiye’nin en üst temyiz mahkemesi Yargıtay’ın kararı tanımayacağını açıklaması ve kararı veren hakimler hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla bir yargı krizini tetikledi. Temyiz mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’ni “süper temyiz organı” gibi hareket ederek yetkisini aşmakla suçladı.

Erdoğan’ın başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Ucum, Kasım ayında sosyal medya platformu X üzerinden Yargıtay’ın kararını savunmuş ve Anayasa Mahkemesi’ni “anayasaya aykırı kararlar” almakla eleştirmişti.

Üst düzey hükümet yetkilisi ve iktidar partisinden iki milletvekiline göre Erdoğan ve müttefikleri, özellikle bireysel başvuruları yaygın bir şekilde kullanan mahkemenin sahip olduğu etkiden rahatsız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makamı ve Adalet Bakanlığı, Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Diğer iki kaynak gibi özgürce konuşabilmek için isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey yetkili, mahkemenin bu kararlarla “benzersiz bir güç alanı” oluşturduğunu söyledi. Resmi verilere göre mahkeme, Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Kasım ayında Erdoğan, yargı krizinde hakem rolünü oynayacağını ve Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki anlaşmazlığı çözmek için yasaların kullanılabileceğini söyledi. “Bireysel başvurularla ilgili yasal düzenleme yapmak zor değil” diyen Erdoğan, daha fazla ayrıntı vermedi.

“Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi”

Üst düzey yetkili, hükümetin seçenekleri değerlendirdiğini söyledi. Reuters’a göre bunlar arasında bireysel başvuruları ayrı ayrı ele alacak bir “Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi” kurulması da var. Yetkili, Anayasa Mahkemesi ve bireysel başvuru sisteminin bir şekilde kalacağını söyledi. “Ancak düzenleme gerekli” diye ekledi.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay bu haber için yorum yapmayı reddetti. Adının açıklanmasını istemeyen iki AK Parti milletvekilinden biri, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay ile çakışmaması ve yetki alanını aşmaması için açıkça tanımlanmış bir yargı yetkisine sahip olması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan Atalay’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin 21 Aralık’ta ikinci kez serbest bırakılması gerektiği yönünde karar vermesinin ardından Atalay’ın serbest bırakılmasını beklediklerini söylediler. Ancak 27 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Atalay’ın serbest bırakılmayı ikinci kez reddetti ve temyiz mahkemesi tarafından yeniden değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu iddia ederek davayı tekrar Yargıtay’a gönderdi.

Atalay’ın milletvekilliğini düşürme kararı 30 Ocak’ta, Erdoğan’ın destekçilerinin çoğunlukta olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okundu. Atalay’ın milletvekilliğini düşürdü. Halen hapiste olan Atalay yorum yapmayı reddetti.

Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin duraklayan AB üyelik sürecine ilişkin Kasım ayında yayınladığı yıllık raporunda demokratik standartlar, insan hakları ve yargı bağımsızlığı konularında ciddi gerileme yaşandığı eleştirisinde bulundu. Raporda hâkim ve savcıların atanmasında şeffaflık ve liyakat eksikliği eleştirildi.

Başarısız 2016 darbesinin ardından yargıyı yeniden ele geçiren Erdoğan hükümeti, sistemin uluslararası standartlara uygun olduğunu söylüyor.

Koç Üniversitesi anayasa hukuku profesörü Bertil Oder, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları karara bağlamaya başlamasından bu yana halk arasında popülaritesinin arttığını söyledi. Oder, “Hakları ne kadar çok yorumlarsa, vatandaşlarla arasındaki bağ da o kadar güçleniyor” dedi.

İnternet sitelerindeki resmi verilere göre, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi 2022’de yaklaşık 5 bin başvuru alırken, Türkiye Anayasa Mahkemesi aynı yıl yaklaşık 110 ben başvuru aldı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bazı kararlar Ankara’nın tepkisini çekti.

Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi, 2016’daki başarısız darbe girişiminde hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanan tutuklu gazeteci Şahin Alpay’ın serbest bırakılmasına karar verdi. Şahin Alpay suçlamaları reddetti.

Dönemin başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, kararın anayasada bireysel başvuruların incelenmesi için belirlenen sınırları aştığını söyledi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kez haklarının ihlal edildiğine karar vermesinin ardından Alpay’ı Mart 2018’e kadar serbest bırakmayı reddetti.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstühâl kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Ankara Barosu’nun önde gelen insan hakları avukatlarından Kerem Altıparmak, bu kararın Erdoğan’ın geniş yetkilerini pekiştirdiğini söyledi. Altıparmak, “Mahkemenin önemi, uluslararası topluma Türkiye’de işleyen bir yargı olduğu imajını yansıtması” dedi, “kritik davaların hiçbirini çözmüyor; aksine, sorunun merkezinde yer alıyor” dedi.

AYM, Türk Ceza Kanunu’nun (CMK) “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenleyen 299’uncu maddesinin iptali talebini 2017’de oybirliğiyle reddetmişti. Geçen yıl da hükümetin 2022 tarihli medya yasasının iptali için açılan ve gazeteciler ile sosyal medya kullanıcılarının “dezenformasyon” yaydıkları gerekçesiyle üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını öngören davayı reddetmişti. Ayrıntılı karar henüz mahkemenin internet sitesinde paylaşılmadı.

2021’de Yargıtay Savcısı Bekir Şahin, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı. HDP’yi Türkiye, ABD ve AB tarafından terörist grup olarak sınıflandırılan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı olmakla suçladı.

Türkiye, Kürt yanlısı olanlar da dahil olmak üzere birçok siyasi partiyi yasakladı. TBMM’deki dördüncü büyük parti olan, Cumhur ittifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli, Mart 2023’te Yargıtay’ın HDP’ye ödenen Hazine yardımının engellenmesi talebini reddetmesinin ardından mahkemeyi önyargılı davranmakla suçladı. AYM, finansmanın engellenmesi için gerekli koşulların yerine getirilmediğine hükmetti.

CHP’nin partiden üye çıkarma yetkisine sahip disiplin kurulu başkan yardımcısı ve avukat Ayça Akpek Şenay, MHP’nin bu davayı, Bahçeli’nin mahkemeyi kapatma çağrılarını haklı çıkarmak için kullandığını söylüyor.

Şenay, “Eksikliklerine rağmen mahkeme farklı bir bakış açısı sunuyor. Erdoğan hükümeti bunu kendi lehine kullanamıyor ve bu onlar için tedirgin edici bir durum” dedi.

Bahçeli ve MHP yorum taleplerine yanıt vermedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın Emeklilerle İlgili Açıklamasına Tepki

Katıldığı bir temel atma töreninde konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emeklilerle ilgili açıklamasına tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

“Daha dün emeklilerin aldığı maaşla ilgili dalga geçecek seviyede yorum yapmasını hicap duyarak dinledim. Tek emekli maaşı ile geçiniyor ve evini dönüştürecek. Ne yapacaksınız, sokağa mı bırakacaksınız? Biz o emeklilere 9 bin lira kira desteği vereceğiz. Onlara ekstra bir ayrımcılık yapıyoruz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Eyüpsultan’da Akşemsettin ve Çırçır Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi Temel Atma Töreni’nde açıklamalarda bulundu.

“Gerçek kentsel dönüşüm, insanları güvende hissettirir, huzurlu ve mutlu eder. Sahte kentsel dönüşüm ise insanları mağdur eder” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Kentsel dönüşümün de sahtesini yapıyorlar. Bu önemli. Her ne kadar esprili gibi olsa da kısmen bu sahte meselesini vatandaşlarımıza yaşatıyorlar. Kimin yaptığını siz çok iyi biliyorsunuz.

Gerçek kentsel dönüşüm insanları güvende hissettirir, huzurlu ve mutlu eder. Sahte kentsel dönüşüm ise, insanları mağdur eder.

İstanbul’un deprem gibi çok önemli bir sorunu var. Şunu da söylemem gerekir; bu sorunun çözümlerinden biri olması gereken kentsel dönüşüm, bu şehirde bu arkadaşlar yüzünden bir soruna dönüştü.

Eğer sahte işler yapar insanları aldatırsanız, kentsel dönüşüm diye İstanbul’un sadece göz önünde bulunan deniz kıyılarını lüks konutlarla yığın haline getirirseniz, Fikirtepe gibi bir talihsizliği yaşatırsanız… Kentsel dönüşüm adına yaptıkları insanları kentsel dönüşümden soğutur.

Bu milletten yıllarca deprem vergileri alındı, hem de milyarlarca dolar. Vatandaş sesini çıkaramadı. Her şeye rağmen hükümetine, belediyesine güvenen insanlar, bu güvenden sıkıntı gördüler. Onlar bu güveni yönetemediler. Vatandaşı yalnız ve çaresiz bıraktılar. Deprem toplanma alanlarını ranta açtılar, bir nevi vatandaşı sırtından hançerlediler.

Hâlâ seçime giderken insanlara ‘650 bin konut yapacağız’ yalanını söylüyorlar. Gerçekten yüzü kızarmadan ifade edebiliyor. 650 binin rakamsal değeri; hiç maaş ödemese, yatırım yapmasa, metroya ona buna harcamasa bu şehrin 5-6 yıllık bütün parasını harcasa yine yapamaz.

O bakımdan gerçeklerle yalanları ayırt etmek isteyen vatandaşlarımıza sesleniyorum; Tuzla’ya baksa gerçeği bütün açıklıkla görülür. 2019’da projeleşen 2022’de başlatılan TOKİ projesine baksınlar. Hemen yanı başında biz, KİPTAŞ projemizi tamamlayıp teslim ettik. TOKİ’nin, hâlâ kaba inşaat seviyesinde olan bölümleri var.

Bizimle onlar arasındaki fark inanın zihniyet farkıdır. Ahlak ve haysiyet farkıdır. Aradaki fark vatandaşa verdiği sözü şeref sözü kabul edenler ile vatandaşa yalan söylemekten utanmayanlar arasındaki farktır.

Daha dün emeklilerin aldığı maaşla ilgili dalga geçecek seviyede yorum yapmasını hicap duyarak dinledim. Tek emekli maaşı ile geçiniyor ve evini dönüştürecek. Ne yapacaksınız, sokağa mı bırakacaksınız? Biz o emeklilere 9 bin lira kira desteği vereceğiz. Onlara ekstra bir ayrımcılık yapıyoruz.”

Erdoğan ne demişti?

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kütahya’da yaptığı konuşmada, emekliler için ‘seyyanen zam’ önerisine kapıyı kapatarak, “En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı ömrünü kendisinin ve ailesinin geçimi için harcamış vatandaşlarımız için yeterli mi? Elbette değil” ifadesini kullanmıştı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan Erdoğan’ın Emeklilerle İlgili Açıklamasına Sert Tepki

Batman Kozluk’ta halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Erdoğan meydanlarda ülkeyi kendisi yönetmiyormuş da muhalefetteymiş gibi konuşuyordu. İşte ar damarı çatlamış siyasetçiler böyle yaparlar. Biz dedik ki 10 bin lira emekli maaşı olmaz, bu 10 bin lira onlara yetmez. Onların ücretini artırmak için halk olarak da devlet olarak da gece gündüz çalışmamız gerekiyormuş, Erdoğan böyle söyledi. Emekli zaten gece gündüz çalıştığı için emekli oldu ey Erdoğan, çalışmadan kim emekli oluyor. Onlar daha bizi gece gündüz çalıştıracakmış da bizlerin emeklilik maaşlarını artıracaklarmış. Utanmazlığın tamamen daniskası!” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yerel seçim programı kapsamında bugün Batman’daki buluşma ve ziyaretlerine devam etti. Kozluk’ta halk buluşmasına katılan Hatimoğulları, daha sonra Batman merkezde esnaf ziyareti gerçekleştirdi. Kozluk’taki halk buluşmasında konuşma yapan Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Merheba hevalên heja, hûn bi xêr hatin. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Merhaba Edip Solmaz’ın, Mehmet Sincar’ın, Cengiz Altun’un, Rojwelat’ın memleketinin güzel insanları hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Tam da sizin dediğiniz gibi kayyımcı zihniyete karşı, bizleri inkar edenlere karşı, Kürtçeyi Ankara’da yasaklayanlara karşı, kadınları ve gençleri yok sayanlara karşı, Rojava’da Kürt halkını bombalayanlara karşı, belediyelerimizi elimizden çalanlara karşı direne direne kazanacağız.

Değerli Kozluk halkı, yerel gündemlere de geleceğim ama birkaç başlığı konuşacağım. Dün Erdoğan meydanlarda ülkeyi kendisi yönetmiyormuş da muhalefetteymiş gibi konuşuyordu. İşte ar damarı çatlamış siyasetçiler böyle yaparlar. Biz dedik ki 10 bin lira emekli maaşı olmaz, bu 10 bin lira onlara yetmez. Onların ücretini artırmak için halk olarak da devlet olarak da gece gündüz çalışmamız gerekiyormuş, Erdoğan böyle söyledi. Emekli zaten gece gündüz çalıştığı için emekli oldu ey Erdoğan, çalışmadan kim emekli oluyor. Onlar daha bizi gece gündüz çalıştıracakmış da bizlerin emeklilik maaşlarını artıracaklarmış. Utanmazlığın tamamen daniskası! Erdoğan’a Batman Kozluk’tan diyoruz ki emekli yeterince çalıştı.

Sağ olsunlar emekçiler bu toplumun yükünü sırtlamış. Onların sırtındaki yük ağırdır. Sen onlara 3 bin TL ek ikramiye vererek ne yaptığını zannediyorsun? Ramazan ayı geliyor ve evinize bir misafir gelse, verdikleri 3 bin TL’lik ikramiye sadece bir akşam iftar yemeğini karşılayabilir. Buradan Erdoğan’a bir kez daha diyoruz: Emekçiye, işçiye, yoksula ayrılacak parayı çalıyorsunuz, İHA’larla ve SİHA’larla Kürt halkını Rojava’da vurmak için kullanıyorsunuz. İnsanlar yoksulluktan bahsedince bir ülkenin cumhurbaşkanı mermi fiyatını soruyorsa, bu utancın daniskasıdır! Batman’dan, Kozluk’tan diyoruz ki savaşa ayırdığın bütçeyi emekliye ver. SİHA’larla, İHA’larla Derik’te dün sivilleri vurdular. Sivillerin yaşam alanlarını, iş alanlarını vurdular.

Daha önce Rojava’da Kürt halkının hastanelerini vurdular, tekstil atölyelerini vurdular. İşte devletin parasını oraya harcıyorlar. Sadece bu mudur? Tabii ki değil! Onlar saraylarında günde 36 bin TL harcıyorlar. Sadece bir günde 36 bin TL. Hiçbir Müslüman, İslami değere sahip olan hiçbir insan buna cevap vermez. İnsanlar aç ve yoksul iken sen zevk û sefan için bin yüz odalı sarayın için ne yapıyorsun, günde 36 bin TL harcıyorsun. Bakın Hz. Muhammed bir hadisi şerifinde şunları söyler. (Arapça hadis okudu) Devlet malından bir hırka bile aşırsan, savaşta ölsen de şehit olamazsın. Beytülmalı çaldı bunlar, halkın malını çaldı bunlar! Bir de çıkıp İslami değerleri savunuyorlar. Hadi oradan, hadi oradan, siz hırsızsınız! Hadi oradan hırsızlar!

AKP ve iktidar Kürdistan’a gelince Kürtlerin oyunu almak için Kürtçe konuşmayı taklit ediyorlar. Meclis’te Dünya Anadili Gününde Kürtçe konuştuğumuzda, kendi anadilimizde, Arapça, Süryanice, Lazca, Ermenice, Çerkesçe konuştuğumuzda o mikrofonu kapatanlar, geliyor Kürdistan’da Kürt’ün oyunu almak için Kürtçe taklitlerde bulunuyor. Biz de diyoruz ki Kürtçeyi Ankara’da yasaklayanlar gelip Kürdistan’da savunamaz. Yalandır, yalan!

Kürdistan’daki mütedeyyin kardeşlerim, özellikle sizlere sesleniyorum. Kürt mütedeyyinler, AKP’nin yerelde kurduğu iş birliklerine dikkat edelim. Hizbulkontra ile kol kola girmelerine dikkat edelim. Hizbulkontra Kürdistan’da Kürt aydınlarını, yazarlarını, siyasetçilerini katledenlerin adresidir. Hizbikontrayı şimdi de siyasi parti kılığıyla karşımıza çıkarmaya çalışıyorlar. En çok Filistin konusunu Kürdistan’da gündeme getiriyorlar. Filistin için timsah gözyaşı döküyorlar. Gerçekten Filistin için ağlayan yok. Daha birkaç gün önce seçim meydanlarında Erdoğan konuşma yaparken bir grup Filistin için pankart yazdı. O pankartta “İsrail ile bütün anlaşmalarını bitir” yazıyordu. Filistin işgali devam ederken, Mescid-i Aksa bombalanırken, Gazze bombalanırken, Müslüman kardeşlerimiz katledilirken, çocuklar katledilirken sözüm ona Filistin halkına sahip çıkıyorlardı.

Yalan! Çünkü bu birkaç ay içerisinde İsrail’le yaptıkları çelik ve gıda ihracatının, ticaretin hadi hesabı yok. Yürekten Müslüman olan kardeşlerim, İslami değerleri savunan kardeşlerim işte o AKP mitinginde pankart açtılar ve Erdoğan’a dediler ki timsah gözyaşı dökmeyin, gerçekten Filistin halkının yanındaysanız İsrail ile ilişkilerinizi kesin. Kürdistan’da da AKP’nin küçük ortağı, yani sözüm ona DEM Partiye karşı maddi manevi devlet tarafından desteklenen küçük ortağı buraya gelip Filistin için gözyaşı döküyormuş. Burada Filistin için gözyaşı döküyorsanız Ankara’ya gidip AKP ile Saray’da kol kola olamazsınız. Yalandır, yalandır. Haramdır, haramdır.

AKP iktidarı, Erdoğan ve adayları gittikleri her yerde “teröristan” deyip duruyor. “Suriye sınırında teröristan devletini kurdurmayacağız” diyorlar. Biz baştan beri şunu savunduk DEM Parti olarak: Kürt halkının Rojava’da ve 4 parçada verdiği onurlu mücadele hepimizin mücadelesidir. Kürt sorunu bir statü sorunudur. Suriye’de de Türkiye’de de Kürt sorunu çözülmelidir. Filistin halkı için ağlayıp aynı insanların kalkıp Kürdü Afrin’de katletmesini asla kabul etmeyiz. Biz barış için içeride de dışarıda da çalışmaya devam edeceğiz. Seçim kampanyasını “teröristan” sözleriyle yürüten Erdoğan’a buradan söylüyoruz: Bu ülkede en büyük terörü halkları birbirinden ayrıştırarak, 84 milyon yurttaşa eşit davranmayarak, ırkçılık yaparak, Kürt’ü ve Kürt’ün iradesini tanımayarak, onları hapsederek sizler yapıyorsunuz. Bu seçimlerde de sizden hesap soracağız.

“Beton blokları parçalayarak geleceğiz, belediyeleri halkımıza açacağız”

Bu hırsızlar Saray’da o kadar güzel hırsızlık eğitimi aldılar ki bizim belediyelerimizde de aynı yöntemi kullandılar. Kayyım atadılar. Kayyım demek, Kürt halkının iradesini tanımamak demektir. Kayyım demek, seçme ve seçilme hakkını Kürt’ün elinden almak demektir, hırsızlık demektir. Sadece siyaseten irademizi çalmaya kalkışmadılar, belediyelerin kasalarını da boşalttılar. Kürdistan’ın her yerinde çamur deryası yollar. Birçok yerde insanlar temiz içme suyuna erişemiyor. Alt yapı yok, kanalizasyon yok.

Kayyımcı anlayış geldiği ilk günden itibaren kadınların iradesini kırmaya çalıştı. Eş başkanlık ve eşit temsiliyet çizgimizi engellemeye kalkıştıklarını sanıyorlar ama aldanıyorlar. Biz Türkiye’nin her yerinde eş başkanlığa uygun olarak adaylar çıkardık. 31 Mart seçimlerinde hep birlikte kayyımları süpüre süpüre gönderecek miyiz? Göndereceğiz. Yeniden o söktükleri Kürtçe tabelalarımızı belediyelerimize asacağız. Kozluk Belediyesinde Kürtçe ve Arapça dil hizmeti sağlayacağız. Çok dilli belediyecilik anlayışımızla belediyelerimizi yöneteceğiz. Hırsız korkar ya çaldığı için.

Kayyım atandıktan sonra bunlar da belediyelerin etrafını jandarmayla ya da beton bloklarla çevirdiler. Biz o beton blokları parçalayarak geleceğiz ve belediyeleri halkımıza açacağız. Belediyelerimizi şeffaf bir şekilde yöneteceğiz. Sizler yöneteceksiniz belediyeleri. Kültür sanat kurumlarımızı yeniden açacağız. 30 yıllık deneyimimizle bugüne kadar getirdiğimiz kadın kurumlarımızı kapattılar, onları yeniden tek tek açacağız. Kadınlar için meslek edindirme kursları, istihdam alanları, kadın danışma merkezlerini hep beraber açacağız. Çünkü bizler Sakinelerin, Pakizelerin, Jîna Mahsaların “Jin Jiyan Azadî” sloganıyla yol yürüyen insanlarız.

Burası tarım açısından oldukça verimli bir bölge. Kozluk tuzculuğun geliştiği bir bölge. Ama AKP bugüne kadar bütün kaynaklarımızın erimesine sebep oldu. Destek vermiyorlar, teşvik etmiyorlar. Üreticiye su ve mazot desteği sağlamıyorlar. İşte o yüzden ülkemizde de Batman’da da bunu bitirdiler. Buradan sözümüz olsun ki bizler belediyeleri yeniden yönetmeye başladığımızda istihdam alanları yaratmak için çalışacağız. Gençler işsizlikten dolayı göç etmek zorunda kalmayacak. Burada iş alanlarını hep beraber yaratacağız. Hep beraber demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir belediyecilik anlayışı için var mıyız arkadaşlar?

AKP kayyımcı zihniyeti, seçim hırsızlığına ve hilelerine yenilerini eklemeye devam ediyor. Bazı merkezleri kazanmak için tabur tabur asker yönlendirmişler, seçmen kaydırmışlar. Biz örgütlü bir halkız ve pekala bunu boşa düşürebiliriz. Yapmamız gereken şey şudur; bugüne kadar bize oy vermemiş bütün ailelerin kapılarını çalmak ve bu Kürt düşmanı AKP’ye ve ortaklarına neden oy verilmemesi gerektiğini tek tek anlatmak.

Ayrıca burada oyu olup başka şehirlerde olan değerli kardeşlerimizin gelip oylarını kullanması için çağrı yapalım. Onlara kendilerine en yakın DEM Parti ilçe binasına gitmelerini söyleyelim. İlçe örgütlerimiz mutlaka onların seçim yerlerine gitmelerini sağlayacaktır. Biz örgütlü bir halkız, irademizi çalmalarına izin vermeyeceğiz. Gece demeden gündüz demeden hep beraber çalışacağız ve belediyeleri büyük bir farkla kazanacağız. Belediyelerimizi öyle güçlü bir şekilde kazanacağız ki Saray ve kayyım neye uğradığını şaşıracak. Erdoğan dünkü konuşmasında, “Türkiye yüzyılı yapacağız ve yeni yüzyılı gençlere teslim edeceğiz” demiş.

Biz de diyoruz ki gölge etme Erdoğan, başka ihsan istemez! Gençlerin ömrünü çaldınız, çeyrek yüzyılımızı çaldınız. Sizin yüzyılınız hırsızlık yüzyılıdır, savaş ve çatışma yüzyılıdır. Sizin yüzyılınız Kürt’e, kadına, gence, doğaya, insana ve haklarına düşman bir yüzyıldır. Sözümüz olsun ki demokratik bir cumhuriyetin yüzyılını biz DEM Parti olarak siz değerli halkımızla birlikte bütün ülkeye, Kürdistan’a armağan edeceğiz. Edip Solmazların, Mehmet Sincarların, Mazlumların, Pakizelerin yoldaşları olarak bizler, ant olsun ki, bu ülkeye bedeli ne olursa barışı ve demokrasiyi hep beraber getireceğiz. 31 Mart zaferimiz bunu getirecektir. Yolumuz açık olsun serkeftin.”

Paylaşın

Türkiye, Yine “Özgür Olmayan Ülke” Kategorisinde

Freedom House, 2023 yılı raporunda Türkiye’yi “özgür olmayan ülke” kategorisinde değerlendirdi. Freedom House, Türkiye’yi 2018’den bu yana “özgür olmayan ülke” kategorisinde değerlendiriyor.

Raporda yer alan, son 10 yılda özgürlüklerdeki gerileme grafiğinde Türkiye beşinci sırada bulunuyor. Türkiye’nin önünde sırasıyla Nikaragua, Dağlık Karabağ, Libya ve Tanzanya yer alıyor. Raporda Türkiye, çoğunlukla 2023’teki Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler çerçevesinde değerlendiriliyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Freedom House, dünyadaki siyasi haklar ve sivil özgürlüklerin durumu üzerine hazırladığı yıllık raporunu bugün yayınladı.

VOA Türkçe’den Ezel Şahinkaya’nın aktardığına göre; “Sorunlu Seçimlerin ve Silahlı Çatışmaların Artan Zararları” başlıklı raporda Freedom House, 2023 yılını değerlendirirken son 18 senedir siyasi haklar ve sivil özgürlüklerde dünya genelinde kesintisiz düşüş olduğunu kaydetti.

Kuruluş raporda, dünyanın beşte birini oluşturan 52 ülkede siyasi hak ve özgürlüklerin kötüleştiğini belirtirken, 21 ülkede ise ilerlemelerin gözlemlendiğini açıkladı. Rapora göre, özgürlüklerdeki küresel düşüşün temel etkenleri arasında seçim manipülasyonu, savaşlar ve çoğulculuğa yönelik saldırılar yer alıyor.

Rapor, 2023 yılı boyunca 195 ülke ve 15 bölgedeki özgürlüklerin durumunu değerlendiriyor. Kuruluş, raporda yer alan ülkeleri 25 gösterge üzerinden 0 ve 4 arası puanlandırıyor. Toplam 100 puan olan göstergelerin yüzde 40’ı siyasi haklar üzerineyken, kalan yüzde 60’ı sivil özgürlükler başlığı altında yer alıyor. Toplam puan üzerinden ülkeler, “özgür”, “kısmen özgür” ve “özgür olmayan” ülke kategorilerinde sınıflandırılıyor.

Bu metodolojiye göre, 2023’te dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 38’i “özgür olmayan” ülkelerde yaşarken, yüzde 42’si “kısmen özgür” ülkelerde yaşıyor. Dünya nüfusunun yalnızca yüzde 20’si “özgür” ülkelerde yaşıyor.

Raporda Türkiye nasıl değerlendiriliyor?

Freedom House, Türkiye’yi 2018’den bu yana “özgür olmayan ülke” kategorisinde değerlendiriyor. Bu seneki raporda yer alan, son 10 yılda özgürlüklerdeki gerileme grafiğinde Türkiye beşinci sırada bulunuyor. Türkiye’nin önünde sırasıyla Nikaragua, Dağlık Karabağ, Libya ve Tanzanya yer alıyor.

Raporda Türkiye, çoğunlukla 2023’teki Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimler çerçevesinde değerlendiriliyor. Raporun ana bulgularından biri olarak dünya genelinde “seçimlerde şiddet ve manipülasyon gibi yaygın sorunların, hak ve özgürlüklerde bozulmaya yol açtığı” belirtilirken Türkiye örneği veriliyor.

Kuruluş, “Kamboçya, Guatemala, Polonya, Türkiye ve Zimbabwe’de görevdeki yöneticiler seçim rekabetini kontrol etmeye, siyasi rakiplerini engellemeye veya seçim gününden sonra iktidara gelmelerini engellemeye çalıştı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Rapora göre, geçen sene Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bu beş ülkede iktidarlar, muhalefetin eşit şartlarda rekabet etmesini engellemek için adımlar attı.

Rapor ayrıca, uzun süredir var olan ve seçimlerde muhalefet için eşitsiz bir rekabet alanı yaratan manipülasyon biçimlerinin, Kamboçya, Polonya ve Türkiye’de seçim sonuçlarını etkilediğini kayda geçiyor. Rapor, bu durumun demokrasiye yönelik ciddi bir tehdit olmaya devam ettiğini vurguluyor.

Freedom House, özgür ve adil seçimleri hedef alan antidemokratik taktiklerin gerçek seçim rekabetini ortadan kaldırma konusunda her zaman başarılı olmadığı vurgusunu yapıyor.

Öte yandan kuruluş, raporda Türkiye örneğini vererek, “Özellikle devlet kaynaklarını ve medyayı kullanarak oyun alanını büyük ölçüde çarpıtan uzun vadeli manipülasyon, muhalefetin kayıplarının giderek otoriterleşen bir iktidarın hakimiyet algısını güçlendirdiği bir duruma yol açabilir” ifadesini kullanıyor.

2023 seçimleri için Freedom House, “Türkiye’deki seçimler, uzun zamandır muhalefet liderleri ve gazetecilere yönelik taciz, tutuklama ve cezai kovuşturmaların yanısıra iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) medya hakimiyetine ve devlet kaynaklarını kötüye kullanmasına sahne oldu” değerlendirmesini yapıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ikinci turda az bir farkla seçimi kazandığını hatırlatan Freedom House, seçim kampanyaları döneminde ve seçim sonrasında dikkatlerin, ülkedeki demokratik yetersizlikler yerine muhalefetin eksikliklerine odaklandığını belirtiyor.

Kuruluş, “Sonunda muhalefet güçlerinin adil olmayan bir yarışmayı kazanamaması, ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar ve hükümet tarafından yaygın şekilde uygulanan siyasi muhaliflere yönelik cezai soruşturmalar gibi büyük sistemik ihlalleri gölgede bıraktı” yorumunda bulunuyor.

Ayrıca raporda, dünya genelinde LGBT+ bireylerin haklarının kısıtlayıcı yasalarla hedef alındığı belirtilirken, Türkiye’de Erdoğan’ın “aile kurumunun” aşınmasından LGBT+ topluluklarını sorumlu tuttuğu hatırlatılıyor. Ayrıca, AK Parti’nin Anayasa’daki aile tanımını “Aile, kadın ve erkekten oluşur” diye değiştirme önerisi not ediliyor.

Freedom House’un raporunda KKTC hakkında da kısa bir değerlendirme yer alıyor. Kuruluşa göre tartışmalı bölgelerde yaşayanlar, seçimlere katılabildiği, kendi siyasi kaderini tayin edebildiği ve liderleri sivil özgürlüklerin korunması konusunda sorumlu tutabildiği zaman, bulundukları yerlerde özgürlük olasılıkları daha da artıyor.

Raporda yer alan 15 bölge içerisinde KKTC, kuruluşun “Özgür” değerlendirmesinde bulunduğu tek yer. Aralarında düzenli çok partili seçimlerin de yer aldığı siyasi hakların KKTC’de nispeten iyi korunduğu notunu düşen Freedom House, “Türk hükümetinin artan siyasi müdahalesi bir tehdit olmaya devam ederken, son otuz yıldır bölgede sivil özgürlükler büyük ölçüde korunuyor” yorumunda bulundu.

Dünya genelinde özgürlükler

Rapora göre, 2023’te silahlı çatışmalar ve otoriter yönetimlerin saldırganlık tehditleri dünyayı daha az güvenli ve daha az demokratik hale getirdi. Freedom House bu duruma, tartışmalı Dağlık Karabağ bölgesini ve Rusya’nın Ukrayna’daki 2022’den beri süren işgalini, İsrail-Hamas çatışmasını, Myanmar’daki iç savaşı ve Sudan’da asker ve paramiliter gruplar arası çatışmaları örnek gösterdi.

Dağlık Karabağ, bu seneki raporda özgürlüklerde en fazla gerilemenin yaşandığı yer olarak değerlendirildi. Bölge, “Kısmen Özgür” kategorisinden “Özgür Olmayan” kategorisine geriledi. Freedom House, bölgede yaşananları “Azerbaycan rejiminin ablukası ve askeri saldırısı, ayrılıkçı hükümetin teslim olmasına ve etnik Ermeni nüfusun fiilen sınır dışı edilmesine yol açtı” ifadeleriyle özetledi.

Kuruluş ayrıca, tartışmalı bölgelerde siyasi hakların ve sivil özgürlüklerin sağlanmamasının, aralarında demokratik ülkelerin de bulunduğu bazı ülkelerde özgürlüklerin azalmasına neden olduğunu belirtti. Bu duruma örnek olarak kuruluş, Çin’in Hong Kong ve Tibet politikalarını ve Rusya’nın Kırım’daki nüfusa baskısını gösterdi. Ayrıca, demokratik olarak seçilmiş Hindistan hükümetinin Keşmir’de ve İsrail hükümetinin Batı Şeria ile Gazze’de temel hakların ihlalinde rol oynadığını not düştü.

Rapora göre ayrıca, dünya genelinde çoğulculuk tehdit altında olmasına rağmen, toplumlar için güç kaynağı olmaya devam ediyor.

Politika önerileri

Freedom House, 2024 yılında özgürlüklerin korunması için politika önerilerini şöyle sıraladı:

“Tiranlığa karşı mücadelenin ön saflarında yer alan kişilere istikrarlı destek ve esnek finansman sağlayın,
Tartışmalı bölgelerde yaşayan insanların haklarını koruyun,
2024’te özgür ve adil seçimleri koruyun,
Seçilmiş hükümetleri devirmeye yönelik girişimlere tutarlı bir şekilde yanıt verin,

Otokratları insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklardan sorumlu tutun. Hukukun üstünlüğünden kaçma ve demokratik kurumları baltalama yeteneklerini sınırlayın,
Sürgündeki insan hakları aktivistlerini koruyun ve çalışmalarını kolaylaştırın,
Siyasi tutukluların özgürlüğünü ve dirençliliğini destekleyin.”

Paylaşın

DEM Partili Saruhan Oluç: Partimize Saldırmak Muhalefete Kazandırmaz

CHP Lideri Özgür Özel’in, yerel seçimlerde aday çıkarmaları nedeniyle partisine yönelik “Bize kaybettirme stratejisi izliyorlar” sözlerine tepki gösteren DEM Partili Saruhan Oluç, “İktidar diliyle bize saldırmak muhalefete kazandırmaz” dedi.

Her siyasi partinin kendi adaylarıyla seçim yarışına girme hakkı olduğuna işaret eden Saruhan Oluç, “Zorunluluktan dolayı bir başka partiyi desteklemez, desteklememelidir” ifadelerini kullandı.

Partisinin Batı illerinde kent uzlaşısı çerçevesinde iş birliği tercihinde bulunma kararını da anımsatan Saruhan Oluç, “Bazı tercihlerde bulunabiliriz ama bu partinin kendi tercihidir. Kimseye verilmiş bir söz yoktur, olmamalıdır da” diye konuştu.

DEM Parti’nin eski Grup Başkanvekili, Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, CHP ile yapılan iş birlikleri görüşmeleri, partinin yerel seçim stratejileri ve iktidarla siyasi temasları olup olmadığı iddialarına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘in aktardığına göre, Saruhan Oluç’a sorulan sorular ve Oluç’un verdiği yanıtlar şöyle:

Yerel seçim için CHP ile bazı il veya ilçelerde uzlaşı sağladınız ama bazılarını sağlayamadınız ve kendi adaylarınızı çıkardınız. Bu sürecin nasıl değiştiğini ve kendi adaylarınızı çıkarmaya karar vermenizi anlatabilir misiniz?

Biz bir ittifak süreci devam etmiyoruz. Kent uzlaşısı dediğimiz süreç basit bir süreç ittifak olarak değerlendirilemez. Yerel dinamikleri çok önemsediği ve bazılarıyla bu görüşmeyi sürdürdüğü ileri sürüldü. Karşılıklı değerlendirmeler yapıldı ve çeşitli kurum ve kuruluşlarla kimin için kent uzlaşısı kesildi. Kimisi ise sağlanamadı ve herkes kendi adaylarıyla devam etti.

Onun partisinin seçimlerde aday göstermesi ve kendi adaylarıyla yarışması hem görevidir hem de çok meşru bir şeydir. Tartışılır bir şey değildir. Hiçbir siyasi partiyi korumaktan dolayı bir başka partiyi desteklemez, desteklememelidir. Bu açıdan bakıldığında DEM Parti’nin her yerde kendi adaylarıyla yarışması en doğal hakkıdır. Bazı zamanlarda kent uzlaşısı ile bazı tercihlerde bulunabiliriz ama bu partinin kendi tercihidir. Kimseye verilen bir söz yoktur, ayrıntılarda diye düşünüyorum.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ayrılması da “DEM Parti bize kaybettirmek için çalışıyor” demesi genel seçimlerden sonraki “HDP aday çıkarmalıydı” sözleri siyasi olarak bana biraz tutarsız geliyor. Çünkü biz kimseyi kaybettirmek için bir gün çıkarmıyoruz. Bizim doğal hakkımız kendi adaylarımızla yarışıyoruz.

Başka bir açıdan bakıldığında olursa örneğin biz şöyle bir şey desek doğru olur mu? CHP kazanma şansının hiçbir zaman olmadığı Kürt coğrafyasında her yerde aday gösterildi. Peki biz şimdi “CHP bize kaybettirmek, AKP’ye ulaşmak için buralarda aday gösterildi” desek doğru bir şey olur muyuz? Ben olmuyoruz? Dolayısıyla bu meseleleri biraz serinkanlılıkla değerlendirmek daha hayırlı olur diye düşünüyorum. İktidar diliyle bize saldırmak aslında muhalefete kazandırmaz, iktidara kazandırır.

İktidarla da görüştüğünüz ve 1 Nisan sonrası için hazırlıklar yapıldığına dair bazı iddialar oldu. Bunlara ne dersiniz? Ek olarak yerel seçim hedefiniz nedir?

Biz 31 Mart’a odaklanmış vaziyetteyiz. Esas hedefimiz kayyum atanmış olan belediyeleri geri almak. Bunu çok önemsiyoruz. Çünkü kayyum büyük bir hak gaspıydı. Seçmenin iradesinin nefesi kesildi. Ayrıca bu belediyelerde büyük yolsuzluklar yaşandı.

Yani hem bir ülkenin iradesinin tükendiği hem de diğer taraftan kayyumlar halkın yaratmış olduğu değerler talan edildi. İkinci geçiş yerel seçimde kazanamadığımız yerler mevcuttu. 2023 genel seçimlerinde elde ettiğimiz oy oranlarının önemli olduğunu ve ciddi bir yükseliş yaşandığını gördük.

Bu 1 Nisan meselesini çeşitli şekillerde tartışanlar var. Fakat bunların aslında bizim hakkımızda çok fazla spekülasyon yapanlar tarafından üretildiğini düşünüyorum. Güya AKP “kayyum atamayacağız” diye söz verdi. Yıllardan beri siyasetin içinde olan insanlara bakış açısı böyle bir sözün hiçbir şekilde değişmeyeceğini bilen kişiler. Çünkü verilen sözlerden çok sayıda birleştirildiğinin özlü örneği var.

“Vallahi kayyum atamayacağız” dese birisi ve biz de buna inansak ve buna inanarak adım atsak görüyorsak bize tepkisi çok büyük olur. Çünkü siyasette önemli olan kalıcı garantilerin varlığıdır. Kayyumlar darbe girişiminden sonra çıkarılmış olan bir kanun hükmünde kararnamenin yasaya çevrilmiş dayanılarak atanıyor. Bir maddelik bir konu bu.

Bir maddelik bir yasa teklifini getirenler ya da torba tekliflerinden bir parçanın artık içine o maddeyi koyarlar ve derler ki “Kayyum atamalarını mümkün hale getiren ve aslında uluslararası alanda imzalanmış anlaşmalara da uygun olmayan hukuk dışı olan bu maddeyi geçersiz ilan ediyoruz.” Var mı böyle bir yasa teklifi? Yok. O zaman hangi söze inanılır? Bunun güvencesi budur bizim için. O yüzden Hani Gülüp geçiyoruz; İşte kayyumlar için söz vermişler denildiğinde.

Öte yandan şunu hep söyledik, boyutları de devam ediyoruz. Meclis şimdi kapanıyor, seçimin ardından tekrar açılacak. Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözümün gerçekleşmesinin yeri Ankara ve Meclis’tir diye hep dedik. Bu yayınlanma kararlılığımız sürüyor. Mecliste bulunan hem iktidar hem muhalefet partilerinin Kürt sorununun demokratik barışçı çözümü konusunda adım atmalarını önemli buluyoruz ve bu yerde ilgili kim seçtiğini görüşmüştük.

Başka bazı iddialar var, İstanbul gibi bazı yerlerdeki adayların son anda çekilebileceğine dair?

Mutlaka sözlü söz konusu değil. Herhangi bir yerde bir gün geri çekilme diye bir şey söz konusu değil. Net olarak sonuçlar. Bunu sadece İstanbul için söylemiyorum.

2019’daki iktidara kaybettirmemek hatalı bir karar olarak mı görülmeyecek?

Yok hayır, o dönem bunu neden uyguladığımızı anlattık. O günkü konjonktür ve erken seçim adımı tartışmalarının başladığı bir zamandı ve biz iktidarın egemenliğin daralmasının, böyle bir taktiksel adımın önemli olduğu düşünülmüştü. Yani herhangi bir birlik çerçevesi yoktu. Ve başarılı oldu. Şimdi “2019 taktiğine geri gidin” diyenler var. Bu sözleri çok kale almıyoruz.

Çünkü o, o dönem taktiği idi. Bugün 2024 farklı bir konjonktür, ihtiyaçlar farklı. Günümüzde uygun taktikleri atıyoruz. 2019’dan herkes olumlu dersler çıkarmış olsaydı bugün 2019’dan daha iyi adımlar atılabilirdi. Demek ki herkes aynı sonuçları çıkarmış. O nedenle “2019’u tekrar edin” diyenlere “teşekkür ederiz, siz devam edin” demeyi tercih ediyoruz.

Kayyumlara yönelik muhalefetin ve adayların politikalarına nasıl bakılacak?

Kayyumlar ilk bizim belediyelere atandı ama o zaman herkese dedik ki “bu çok büyük bir demokrasidir ve buna karşı susmayın.” Muhalefetten tektük sesleri yükseldi. Kimsenin dövizde yemek istemeyiz ama yeterince güçlü ses yükselmedi. Sonra iş geri döndü ve batıya gelene kadar geldi. Hatırlayın İstanbul’a bile kayyum atanacak mı, atanmayacak mı tartışmaları oldu.

Tartışma başladığında kayyumlara yönelik ses daha fazla yükseldi. Hâlbuki biz isterdik ki bizim belediyelere kayyum atanmaya başladı anda çok güçlü bir ses yükselin. Muhalefetten çok güçlü bir “yapamazsınız kardeşim” gelsin. Nerede en büyük kırılma yaşandı? Ümit Özdağ ile yapılan açık protokolde CHP kayyum ilişkileriyle ilgili ilişkilerden çok geri bir adım attı.

Paylaşın

“Necmettin Erbakan’ı Tutuklatma” İddiası: Erbakan, Erdoğan’ı Savundu

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Erdoğan’ın, 2006 yılında, evini polis kuşatmasına alarak Necmettin Erbakan’ı tutuklatmak istediği” iddiası ilişkin, “O dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarının bugün gelinen nokta kadar kurumlara ve devlete hakimiyeti yoktu. O dönemde yaşanan pek çok olaylar var” dedi ve ekledi:

“Özellikle FETÖ’nün o dönemde çok ciddi bir hakimiyeti söz konusuydu. Orada yaşanan sıkıntılarla ilgili biz tabii başbakanlık düzeyinde değil ama daha alt seviyedeki bürokrasideki, emniyetin içerisindeki FETÖ’cü unsurların böyle bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyoruz. Yoksa Cumhurbaşkanının o dönemde başbakan olarak rahmetli Erbakan Hocamıza karşı böyle bir tavır içerisinde olacağını düşünmüyoruz.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Suat Kılıç’la birlikte Çankaya Sokullu Halk Pazarı’nı ziyaret etti. Erbakan ve Kılıç, beraberindeki partililerle birlikte pazarcı esnafı ve vatandaşların sorunlarını dinleyip fotoğraf çektirdi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Fatih Erbakan, “Erdoğan’ın, 2006 yılında, evini polis kuşatmasına alarak Erbakan’ı tutuklatmak istediği” iddiası ilişkin şunları söyledi:

“O dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti iktidarının bugün gelinen nokta kadar kurumlara ve devlete hakimiyeti yoktu. O dönemde yaşanan pek çok olaylar var. Özellikle FETÖ’nün o dönemde çok ciddi bir hakimiyeti söz konusuydu.

Orada yaşanan sıkıntılarla ilgili biz tabii başbakanlık düzeyinde değil ama daha alt seviyedeki bürokrasideki, emniyetin içerisindeki FETÖ’cü unsurların böyle bir tavır içerisinde olduğunu düşünüyoruz. Yoksa Cumhurbaşkanının o dönemde başbakan olarak rahmetli Erbakan Hocamıza karşı böyle bir tavır içerisinde olacağını düşünmüyoruz. Bunu da bu vesileyle ifade etmiş olalım. Bu maalesef 28 Şubat’ın eseri olan haksız bir dava.

Dolayısıyla bir mahkumiyet kararı ve mahkumiyet kararının da onanmasından sonra rahmetli Erbakan Hocamızın tutuklanmasına ilişkin, bu cezanın infazına ilişkin birtakım adımlar atıldı. Sonrasında biliyorsunuz bu ev hapsine çevrildi ve böylece o durum tezahür etmedi. Allah, bir daha böyle dönemleri, böyle demokrasiye, hukuka, insan haklarına aykırı, haksız, adaletsiz uygulamaları ülkemize, milletimize yaşatmasın.”

Ne olmuştu?

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Necmettin Erbakan’ı 2006 yılında hapsettirmek istediğini iddia etti.

Erbakan’ın damadı ve Yeniden Refah Partisi’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Altınöz olayı doğrulayarak, “Evet, doğru. Temel Bey’in anlatmış olduğu olay 2006 yılında gerçekleşti. Erbakan hocamızın konutunda İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği koruma polisleri varken başka bir polis ekibi gelerek Erbakan hocamızı götürmeye çalıştı” dedi.

Tartışmalara ilişkin yazılı açıklama yapan Bülent Arınç ise “Rahmetli Erbakan Hocamız için söz konusu olan cezaevine girme ihtimalini ortadan kaldırmak adına elimizden geleni ivedilikle yaptık. O dönemki grup başkanvekilimiz Sadullah Ergün’ü arayarak hocamız için olumsuz bir durumun ortaya çıkmaması adına gerekli kanuni düzenlemenin yapılması için çalışma yapılması yönünde talimatı o dönemki Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile istişare ederek ben verdim…” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: İttifak İçin Elimden Geleni Yaptım

Muğla’da halka seslenen CHP Lideri Özgür Özel, “31 Mart’ta Cumhur İttifakı’nın gücünü dengelemek zorundayız. Onların karşısına bir gücü koymak zorundayız, bunu yerel seçimlerle yapmak zorundayız. O yüzden ben, CHP’nin Genel Başkanı olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında en büyük ittifakı aramak için elimden geleni yaptım” dedi ve ekledi:

“Çiçeği yaptırdım, arkadaşlarımı yanıma aldım ve ziyaretlerde bulundum. Borcu borçla çevirenler, gelecek seneden endişe edenler, evladının geleceğinden endişe eden herkese bu iktidara gücünü göstermek zorunda. Her şeye rağmen AKP ve MHP oyları alırsa, kırmızı ışık göstermezlerse 1 Nisan’dan sonra acı reçete geliyor. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’nı dengelemek zorundayız. Ben bunun için elimden geleni yaptım.”

Özel konuşmasının devamında, “Muhalif seçmenin AKP’ye, MHP’ye bakışı değişmedi.O yüzden ben, CHP’nin Genel Başkanı olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında en büyük ittifakı aramak için elimden geleni yaptım. Çiçeği yaptırdım, arkadaşlarımı yanıma aldım ve ziyaretlerde bulundum. Birlikte olalım dedim. Büyük bir seçim başarısı yakalamazsak; memuru, işçiyi, emekliyi ezecekler dedim” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Muğla’da partisinin aday tanıtım toplantısında konuştu. Özgür Özel’in konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Osman Başkan’a bir teklifte bulunmaya geldim. Onaylarsanız bir göreve gelecek. CHP çok iyi çalışıyor belediye başkanları ama bunları Türkiye’ye anlatmakta biraz eksik kalıyorlar. Aynın işleri hepsi bir yapıyor ama ortak bir zeminde buluşturmakta eksik kalıyorlar. Birinin bir yerde yaptığını öbürü boşu boşuna masraf edip yine uğraşıyor proje orda hazır.

Biz bugünden sora 1 Nisan’dan itibaren seçilen belediye başkanlarımızı kordine edecek, iyileri birbiriyle buluşturacak, hizmetleri görünür kılacak. Türkiye’ye ‘bakın bu kentleri nasıl güzel yönetiyoruz. Türkiye’yide böyle yönetiriz’ diyecek. Bir yandan da kendi denetiminin yapacak. 3 ayda bir ölçme değerlendirmeyle belediye başkanlarına karnelerini sunacak bir sistem kuralım. CHP belediyelerini koordine eden bir büyük başkanlık. BU konuda sevgili Yılmaz Büyükerşen’e bu yapının genel kooridnatörlüğü görevini vermiştik.

Yılmaz başkanımız güvendiği, başarılı hem belediyeciliği bilecek, hem gençlere öğretecek hem de onları denetleyecek bir yapı oluşturuyoruz. Yılmaz Büyükerşen ile birlikte onun yanın başında Osman Gürün’e bu görevi teklif ediyoruz Bütün Türkiye’deki belediyeleri onlara emanet edeceğiz. Başkanım bu görevi kabul edersen beni çok mutlu edersin

CHP’nin belediye başkanları göreve başladıkları gün bütün belediye başkanlarının malvarlıklarını halka açık şekilde makam odalarının kapısına asacaklar. Adaylarımızın Muğla’yı ranta değil halka açarak yöneteceklerine yürekten inanıyorum. Muğla’yı haramilere değil millete teslim edeceğiz. Burası Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ranta açamadığı, namertte avuç açmayanların iktidarından Muğla’yı talan ettirmeye memur kılınmış birine asla teslim etmeyeceğiz.

AKP’nin her şeye rağmen ranta açamadığı, çevre felaketinde karşısına toplumla birlikte yerel yöneticilerin kol kola girdiği, karnını emeğiyle kazandığı ekmeğiyle doyuranların yaşadığı bir yerdeyiz. İktidarında, Muğla’yı ranta açmaya gönüllü olmuş birine bu şehri teslim etmeyeceğiz

Her emekliye bayramda en az bir asgari ücret ödemesi yapılması lazım. Emekliye bayram ikramiyesini sadece 3 bin lira yaptılar. 18 kiloyu bile emeklinin mutfağından çaldılar. Meclis’i kapatmayalım 3 gün daha çalışalım.

Mehmet Şimşek’in ağzında bir bakla var. Diyor ki ‘1 Nisan’dan sonra sıkı para politikasına geçeceğiz’ bunun emekçiler için anlamı hak edilen zammı almamaktır . Eğer bir şey yapacaksanız 1 Nisan’dan bir gün önce yapacaksınız. 31 Mart’ta sandığa gideceksiniz.

“Muhalif seçmenin AKP’ye, MHP’ye bakışı değişmedi”

Biz 31 Mart’ta tabii ki belediye başkanlarımız için destek istiyoruz. Biz bunun ötesinde biz 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’nın gücünü dengelemek zorundayız. Onların karşısına bir gücü koymak zorundayız, bunu yerel seçimlerle yapmak zorundayız. O yüzden ben, CHP’nin Genel Başkanı olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında en büyük ittifakı aramak için elimden geleni yaptım.

Çiçeği yaptırdım, arkadaşlarımı yanıma aldım ve ziyaretlerde bulundum. Borcu borçla çevirenler, gelecek seneden endişe edenler, evladının geleceğinden endişe eden herkese bu iktidara gücünü göstermek zorunda. Her şeye rağmen AKP ve MHP oyları alırsa, kırmızı ışık göstermezlerse 1 Nisan’dan sonra acı reçete geliyor. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’nı dengelemek zorundayız. Ben bunun için elimden geleni yaptım.

Muhalif seçmenin AKP’ye, MHP’ye bakışı değişmedi. O yüzden ben, CHP’nin Genel Başkanı olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında en büyük ittifakı aramak için elimden geleni yaptım. Çiçeği yaptırdım, arkadaşlarımı yanıma aldım ve ziyaretlerde bulundum. Birlikte olalım dedim. Büyük bir seçim başarısı yakalamazsak; memuru, işçiyi, emekliyi ezecekler dedim.

Ankara’da bir ittifak geliştiremedik. Seçmen bir yere gitmedi. yöneticilerin fikri değişmiş olabilir saygı duyuyorum. Seçmenin Bahçeli’nin U dönüşüne tepkisi değişmedi. Atatürk sevgisi değişmedi.

Türkiye İttifakı’nda aslan sosyal demokratlar var. Yalnız değiliz milliyetçi, muhafazakar, Kürt demokratlar var. Filenin Sultanları Dünya Şampiyonu olunca gırtlağı düğümlenenler var ya onlar Türkiye İttifakı’dır. Türkiye İttifakı’nın renkleri kırmızı beyazdır. Biz 31 Mart seçimlerini Türkiye İttifakı ile kazanacağız.

Karınca gibi ezdiğin çiftçilerin kardeşleri vardır hepsinin arkasındayız. Yurtdışına gitmek isteyen gençlerimize sesleniyoruz. Kimse enseyi karartmasın. Umut vardır. Biz buradayız hep birlikteyiz ve hiç bir yere gitmiyoruz.”

Paylaşın

Erdoğan: Ekonomi Hesap Kitap İşidir

Kütahya’da halka seslenen Erdoğan, Hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. Emekli maaşlarını bizler önceki dönemkilerle kıyas edilemeyecek seviyeye çıkarsak da gönlümüz vatandaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşamasını istiyor. Ekonomi hesap kitap işidir” dedi ve ekledi:

“Gelir-gider dengesini tutturamazsanız 1970’ler ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı, vatandaşlarımız için yeterli değil. Emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz?”

Erdoğan açıklamasının devamında, “Daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek ve kazançtan emeklilerimize hak ettiği kazancı vereceğiz. Birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira 10 bin lira ekleyelim diyerek emeklileri tahrik ediyor. 16 milyon emeklimiz var. 7 bin lira eklemek demek bütçeden 1,4 trilyon lira eklemek demek” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçim çalışmaları kapsamında, partisinin Kütahya Mitingi’nde halka seslendi. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Bugün de milli iradeye olan bağlılığınla Türkiye’nin beylerbeyiliğini hak ediyorsun Kütahya. Geçtiğimiz mayıs ayındaki seçim sonuçları için teşekkür borcumuz var. Milletvekilliğinde yüzde 68 ve Cumhurbaşkanlığında yüzde 70 oranında destek için şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye Yüzyılı belediyeciliği için destek istiyoruz. Kütahya’da 31 Mart seçimleri için adaylarımızı Cumhur İttifakı olarak ortak göstermedik. Eser ve hizmet siyasetinde yarışmak için ayrı adaylarla seçime girdik. Hangi partiye mensup olursa olsun bu ülkenin her bireyinin bizim gönlümüzde ayrı bir yeri var.

Seçimler gelip geçer ama muhabbet baki kalır. Bu millet tarihine, kültürüne, inancına saldırarak sırtını terör örgütüne dayayanlara en güzel dersi sandıklarda verdi. Şimdi beraber yol yürüyerek iktidar hülyalarına kapılanları, rüyalarından uyandırmaya var mıyız?

Şehirlerimizin bir kısmında yapılan kirli ittifakları görüyoruz. Aday isimleri sabahtan akşama değişiyor. Milletimiz kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları, alicengiz oyunlarını çok iyi görüyor. Meydanı kirli ittifakların karanlık hesaplarına bırakmayacağız.

Önümüz Ramazan. Bu mübarek günlerin gecesi ve gündüzüyle her anını en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Bayramı da milli iradenin de bayram günü haline dönüştürmeliyiz.

Kütahya yaklaşık 160 bin emeklimizin yaşadığı şehrimiz. Ülkemiz Gezi olaylarından bu yana süren, 2018’den itibaren iyice alenileşen sıkıntılı süreçten geçiyor. Önümüze hangi badire çıkarsa çıksın, ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru götürmekten geri kalmadık.

Hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. Emekli maaşlarını bizler önceki dönemkilerle kıyas edilemeyecek seviyeye çıkarsak da gönlümüz vatandaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşamasını istiyor. Ekonomi hesap kitap işidir. Gelir-gider dengesini tutturamazsanız 1970’ler ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz.

En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı, vatandaşlarımız için yeterli değil. Emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek ve kazançtan emeklilerimize hak ettiği kazancı vereceğiz. Birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira 10 bin lira ekleyelim diyerek emeklileri tahrik ediyor. 16 milyon emeklimiz var. 7 bin lira eklemek demek bütçeden 1,4 trilyon lira eklemek demek.

Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla, tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek bu ilave gideri karşılayabiliriz. Emeklilerimizin maaşlarının maliyeti değil, ilave artışların tutarıdır. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar istemedikleri gibi atıp tutabilirler. Yaptığımız her işin hesabını 85 milyona vermekle mükellefiz.

Küresel ekonomik kriz çalışanlar ve emeklilerin refah kaybına uğramasına yol açtı. Türkiye de bu dalgadan etkilendi. 6 Şubat depremlerinin maliyeti 104 milyar dolar. Hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yıl sonu itibariyle olumlu sonuçları görmüş olacağız.

Siz atıp tutanlara bakmayın. Onlar istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz. çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan yine biziz. Sabır ve metanet istiyoruz.”

Paylaşın

Ali Yerlikaya Duyurdu: Kilolarca Kaçak Külçe Altın Ele Geçirildi

Sosyal medya hesabından açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Hakkari’de düzenlenen operasyonda 221 kilogram yabancı ülke menşeli kaçak külçe altının ele geçirildiğini söyledi.

Haber Merkezi / Yerlikaya açıklamasının devamında, piyasa değerinin yaklaşık 450 milyon lira olan kaçak külçe altınlara el konulduğunu ve 3 şüphelinin yakalandığını ifade etti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Yerlikaya, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Hakkâri’de düzenlenen Altın Kaçakçılığı operasyonunda bir aracın çeşitli bölgelerine gizlenmiş halde bulunan 221 Kg Yabancı Ülke Menşeli Kaçak Külçe Altın ele geçirildi

Operasyon sonucu piyasa değeri yaklaşık 450 Milyon TL olan kaçak külçe altınlara el konuldu

Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; Kaçakçıların ve sahteciliğe bulaşanların enselerindeyiz. Milletimizin destek ve dualarıyla onlara göz açtırmayacağız

Hakkâri İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu, Yüksekova ilçesinde yakalanan bir aracın çeşitli bölgelerinde zula yapılarak gizlenmiş halde bulunan; 221 adet her biri 1 Kg ağırlığında toplamda 221 Kg yabancı ülke menşeli altın ele geçirildi.

Operasyonda 3 şüpheli yakalandı. Operasyonu koordine eden Valimizi, operasyonu gerçekleştiren Kahraman Polislerimizi tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizinle.”

Paylaşın