Erdoğan: Ekonomi Hesap Kitap İşidir

Kütahya’da halka seslenen Erdoğan, Hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. Emekli maaşlarını bizler önceki dönemkilerle kıyas edilemeyecek seviyeye çıkarsak da gönlümüz vatandaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşamasını istiyor. Ekonomi hesap kitap işidir” dedi ve ekledi:

“Gelir-gider dengesini tutturamazsanız 1970’ler ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz. En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı, vatandaşlarımız için yeterli değil. Emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz?”

Erdoğan açıklamasının devamında, “Daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek ve kazançtan emeklilerimize hak ettiği kazancı vereceğiz. Birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira 10 bin lira ekleyelim diyerek emeklileri tahrik ediyor. 16 milyon emeklimiz var. 7 bin lira eklemek demek bütçeden 1,4 trilyon lira eklemek demek” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçim çalışmaları kapsamında, partisinin Kütahya Mitingi’nde halka seslendi. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Bugün de milli iradeye olan bağlılığınla Türkiye’nin beylerbeyiliğini hak ediyorsun Kütahya. Geçtiğimiz mayıs ayındaki seçim sonuçları için teşekkür borcumuz var. Milletvekilliğinde yüzde 68 ve Cumhurbaşkanlığında yüzde 70 oranında destek için şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye Yüzyılı belediyeciliği için destek istiyoruz. Kütahya’da 31 Mart seçimleri için adaylarımızı Cumhur İttifakı olarak ortak göstermedik. Eser ve hizmet siyasetinde yarışmak için ayrı adaylarla seçime girdik. Hangi partiye mensup olursa olsun bu ülkenin her bireyinin bizim gönlümüzde ayrı bir yeri var.

Seçimler gelip geçer ama muhabbet baki kalır. Bu millet tarihine, kültürüne, inancına saldırarak sırtını terör örgütüne dayayanlara en güzel dersi sandıklarda verdi. Şimdi beraber yol yürüyerek iktidar hülyalarına kapılanları, rüyalarından uyandırmaya var mıyız?

Şehirlerimizin bir kısmında yapılan kirli ittifakları görüyoruz. Aday isimleri sabahtan akşama değişiyor. Milletimiz kapalı kapılar ardındaki pazarlıkları, alicengiz oyunlarını çok iyi görüyor. Meydanı kirli ittifakların karanlık hesaplarına bırakmayacağız.

Önümüz Ramazan. Bu mübarek günlerin gecesi ve gündüzüyle her anını en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Bayramı da milli iradenin de bayram günü haline dönüştürmeliyiz.

Kütahya yaklaşık 160 bin emeklimizin yaşadığı şehrimiz. Ülkemiz Gezi olaylarından bu yana süren, 2018’den itibaren iyice alenileşen sıkıntılı süreçten geçiyor. Önümüze hangi badire çıkarsa çıksın, ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasından çıkarmadan hedeflerine doğru götürmekten geri kalmadık.

Hayat pahalılığıyla da mücadele ettik. Emekli maaşlarını bizler önceki dönemkilerle kıyas edilemeyecek seviyeye çıkarsak da gönlümüz vatandaşlarımızın daha iyi şartlarda yaşamasını istiyor. Ekonomi hesap kitap işidir. Gelir-gider dengesini tutturamazsanız 1970’ler ve 1990’lardaki gibi siyasi, sosyal çalkantıların pençesine düşmeniz kaçınılmazdır. Biz harcadığımız her kuruşu devleti ve milletiyle çalışıp kazanmak mecburiyetindeyiz.

En düşüğü 10 bin lira olan emekli maaşı, vatandaşlarımız için yeterli değil. Emekli maaşlarını arzu ettiğimiz düzeye nasıl yükselteceğiz? Daha fazla çalışacak, daha çok gelir elde edecek ve kazançtan emeklilerimize hak ettiği kazancı vereceğiz. Birileri çıkıyor emekli maaşlarına 7 bin lira 10 bin lira ekleyelim diyerek emeklileri tahrik ediyor. 16 milyon emeklimiz var. 7 bin lira eklemek demek bütçeden 1,4 trilyon lira eklemek demek.

Askeriyle, polisiyle, eğitimcisiyle, sağlıkçısıyla, tüm memuru ve işçisiyle devletin çalışanlarının yarısından fazlasına maaşlarını vermesek bu ilave gideri karşılayabiliriz. Emeklilerimizin maaşlarının maliyeti değil, ilave artışların tutarıdır. Sırtında yumurta küfesi taşımayanlar istemedikleri gibi atıp tutabilirler. Yaptığımız her işin hesabını 85 milyona vermekle mükellefiz.

Küresel ekonomik kriz çalışanlar ve emeklilerin refah kaybına uğramasına yol açtı. Türkiye de bu dalgadan etkilendi. 6 Şubat depremlerinin maliyeti 104 milyar dolar. Hayat pahalılığı başta olmak üzere ekonomik dengeleri oturtmak için güçlü bir program uyguluyoruz. Bu yıl sonu itibariyle olumlu sonuçları görmüş olacağız.

Siz atıp tutanlara bakmayın. Onlar istismar ve bozgunculuk peşinde koşuyor. Bu ülkenin ve bu milletin asırlık meselelerini nasıl biz. çözdüysek bugünkü sıkıntıların üstesinden gelecek olan yine biziz. Sabır ve metanet istiyoruz.”

Paylaşın

Ali Yerlikaya Duyurdu: Kilolarca Kaçak Külçe Altın Ele Geçirildi

Sosyal medya hesabından açıklama yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Hakkari’de düzenlenen operasyonda 221 kilogram yabancı ülke menşeli kaçak külçe altının ele geçirildiğini söyledi.

Haber Merkezi / Yerlikaya açıklamasının devamında, piyasa değerinin yaklaşık 450 milyon lira olan kaçak külçe altınlara el konulduğunu ve 3 şüphelinin yakalandığını ifade etti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu. Yerlikaya, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Hakkâri’de düzenlenen Altın Kaçakçılığı operasyonunda bir aracın çeşitli bölgelerine gizlenmiş halde bulunan 221 Kg Yabancı Ülke Menşeli Kaçak Külçe Altın ele geçirildi

Operasyon sonucu piyasa değeri yaklaşık 450 Milyon TL olan kaçak külçe altınlara el konuldu

Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki; Kaçakçıların ve sahteciliğe bulaşanların enselerindeyiz. Milletimizin destek ve dualarıyla onlara göz açtırmayacağız

Hakkâri İl Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu, Yüksekova ilçesinde yakalanan bir aracın çeşitli bölgelerinde zula yapılarak gizlenmiş halde bulunan; 221 adet her biri 1 Kg ağırlığında toplamda 221 Kg yabancı ülke menşeli altın ele geçirildi.

Operasyonda 3 şüpheli yakalandı. Operasyonu koordine eden Valimizi, operasyonu gerçekleştiren Kahraman Polislerimizi tebrik ediyorum. Milletimizin duası sizinle.”

Paylaşın

Hatimoğulları: Kürt Sorununun Çözümü Onurlu Barıştan Geçer

Batman Beşiri’de halka seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatının, yani Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye tarihinde atılmış önemli adımlarından birinin yıldönümü. Dolmabahçe Mutabakatı AKP ile başlamıştı ama AKP’nin kendisi Dolmabahçe Mutabakatını tanımayarak, reddederek Kürt halkı üzerinde çöktürme siyasetiyle yola devam etti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Masa devrildiğinde, “Kürt sorununu dolaba koyuyoruz, donduruyoruz” dediklerinde yaşanan katliamlar hepimizin hatırasındadır. Bizler o yitirdiğimiz canlarımızı unutmuyoruz. Bizler bu şekilde çeşitli provokasyonlarla bu vazgeçişin nasıl tezgahlandığının bilincindeyiz ve bunları asla unutmuyoruz. Kürt sorununun çözümü onurlu bir barıştan geçer. Onurlu bir barış için herkesin elini taşın altına koyması elbette çok önemlidir. Bugün Türkiye’de bir demokrasi sorunu varsa bunun en önemli sebeplerinden biri Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmemesidir. Dolmabahçe Mutabakatından vazgeçen anlayış aynı zamanda darbe mekaniğini de hayata geçirmiştir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yerel seçim programı kapsamında Batman’daydı. Hasankeyf’te esnaf ziyareti gerçekleştiren Tülay Hatimoğulları, daha sonra
Gercüş, Beşiri ve İkiköprü ilçeleri ile Cudi Mahallesi ve Petrolkent’teki halk buluşmalarına katıldı. Hatimoğulları, Beşiri’deki halk buluşmasında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Değerli halkımız, hepiniz hoş geldiniz. 79’lu yılların zor koşullarında burada bizlere belediye kazandıran ve demokratik belediyecilik anlayışının Batman’dan başlamak üzere Kürdistan’ın dört bir yanından yayılmasını sağlayan Edip Solmaz’ın değerli yoldaşları, onu sizlerin huzurunda saygıyla anıyorum. Faili meçhul cinayetlere karşı mücadele ederken kendisi de faili meçhuller kervanında ne yazık ki yerini alan Mehmet Sincar’ı ve Cengiz Altun’u saygıyla anıyorum.

Özel harp yönteminin Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanında nasıl yayıldığını, gençlerimize yönelik özel olarak nasıl bir çaba içinde olunduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Gülistan Doku’nun kaybedildiğini biliyoruz. Hala hafızalarımızda o kayıp dipdiri. Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı Rojwelat’ı da yine şüpheli bir ölümle kaybettik. Ve Rojwelat yoldaşımızı, kız kardeşimizi burada sizlerin huzurunda sevgiyle anıyorum. Gençlerimize bunları yaşatanlardan tek tek hesap soracağız.

Biz şimdi Gülistan Doku’dan ve Rojwelat’tan bahsederken, Türkiye’de son 24 saatte 8 kadın erkekler tarafından katledildi. Bizler bu dünyaya erkekler tarafından katledilmek için gelmiyoruz; eşit yurttaşlar olarak herkesle eşit bir biçimde yaşamak için doğuyoruz, büyüyoruz. Ve DEM Parti olarak bizler diyoruz ki kadınların yaşam hakkını, siyasetteki temsil hakkını, kamusal alandaki varlığını, toplumdaki temsiliyetini ve varlığını sonuna kadar hep beraber savunacağız. “Jin Jiyan Azadî” sloganımız olmaya devam edecek.

Seçimlere sayılı günler kaldı. Bizler Beşiri’de, Gercüş’te, Hasankeyf’te, Batman’da ve sayamadığımız bütün ilçelerimizde seçimleri kazanmak üzere yola çıktık. Seçimleri Kürdistan’da, Türkiye’de kazanmak üzere yola çıktık. Sayılı günler var ve çok çalışmamız lazım. Şimdi söyleyeceğimi dikkatle dinlemenizi rica ediyorum. Evet, AKP iktidarının kayyımcı zihniyeti bu seçimlerdeki hilelerde de devam ediyor. AKP’nin birçok yere oy kaydırdığını, asker ve polis kadrosu kaydırdığını çok iyi biliyoruz. Bunu boşa düşürecek bir parti varsa o da DEM Parti’dir.

Çünkü DEM Parti örgütlü bir partidir. Sizden ricamız şu; nerede bir tanıdığınız varsa, nerede bir eş dost, akraba varsa ve zorunlu sebepler ya da gönüllü olarak başka bir kente gitmişse onların gelip kendi kentlerinde, Beşiri’de, Batman’da oy kullanmasını sağlamak için çalışalım. Sizden en büyük ricamızdır. Gece gündüz demeden çalışalım ve telefon rehberimizi tarayalım. Rehberimizde kayıtlı olan eş, dost, akraba kim varsa, hangi kentteyse ona en yakın DEM Parti ilçe teşkilatına gitmesini ve başvurusunu yapmasını söyleyelim. Böylelikle onların kendi kentlerine gelip oy kullanmalarını bizler sağlayacağız.

“Kayyımları göndereceğiz”

AKP iktidarının her yerdeki hırsızlığını, yolsuzluğunu, seçim hilelerini Beşiri halkı olarak boşa düşürmek için çalışacak mıyız? Kayyım hırsızdır, irade hırsızıdır. Kayyım halkın iradesini gasp etmiştir. Kürt halkının, DEM Parti’ye oy veren halkların iradesini gasp etmiştir. Kayyım hırsızlığı sadece bununla sınırlı değildir. Batman’da 650 milyon değerindeki parkı 150 milyona yandaşına peşkeş çekecek kadar açıktan hırsızlık yapıyorlar. Bu hırsızlara Batman, Gercüş, Beşiri, Hasankeyf yol verir mi? Bunlar bize dilimizi, kültürümüzü de unutturmak istiyorlar.

Batman’a kayyım atandığında yaptığı ilk işlerden biri Kürtçe web sitesini kaldırmak oldu. Kayyımların çoğunun yaptığı şeydi bu. Belediyelerdeki çok dilli hizmeti ortadan kaldırdılar. Yani belediyelerimizde kendi dillerimizde hizmet vermemizi hazmedemeyip engellediler. Kürtçe tabelaları indirdiler, Kürtçe sokak isimlerini değiştirdiler ve Kürt halkının Cegerxwîn gibi değerlerinin heykellerini ortadan kaldırdılar. Bir kez daha diyoruz ki kayyımları göndereceğiz, çok dilli hizmeti halkımıza sunacağız.

Bize unutturulmak istenen anadilimizi her yerde haykırarak savunacağız, belediyelerimiz ve yerel yönetimlerimiz bunun adreslerinden biri olacaktır. Kültüre dayalı olarak yapılan birçok çalışmamızı engellediler. On bin yıllık tarihe sahip, binlerce medeniyete beşiklik etmiş kentlerimizin siluetlerini ortadan kaldırıp kendi kentlerinin siluetlerini yaratmak istiyorlar.

Biraz önce Hasankeyf’ten geldik ve yüreğime derin bir sızı saplandı. Ben deprem yaşamış bir arkadaşınızım ve kadim Antakya’nın yıkıldığını sizler de biliyorsunuz. Antakya için yaşadığım acıyı, Samandağ için yaşadığım acıyı yüreğimin ta derinlerinde Hasankeyf için de hissettim. Hasankeyf’i tek tipleştirmek istemişler, tarihi eserleri ve dokuyu yok etmek istemişler. Bu aslında dedelerimizin, nenelerimizin elleriyle büyüterek bugünlere getirdiği kentlerin kimliğini yok etmeye çalışmaktır.

Bu aslında kimlik düşmanlığıdır, kent ve tarih düşmanlığıdır. Aynı zamanda kentin dokusuna bu zararları vererek kültürel turizmi de etkilemişlerdir. Belediyelerimizi yeniden kazandığımızda, yeni belediyeler kazandığımızda Batman’daki, Hasankeyf’teki ve buradaki tüm tarihi dokunun dünyaya tanıtılacağının sözünü veriyoruz. Buraya bir turizm akınının gerçekleşmesinin sözünü veriyoruz. Hasankeyf’te kapalı dükkanlar açılacak ve esnafımız işe, aşa ve ekmeğe doyacak. Söz veriyoruz buna.

Özellikle kayyımların belediyeleri işgal ettikleri her yerde bozuk yollar, bozuk kaldırımlar, çamur deryası içindeki yollar gördük. Kanalizasyon yok, çoğu yerde temiz içme suyuna bile sahip değil insanlar. Tarımını yapacağı, ekinini sulayacağı suyu bile bulamıyor insanlar. Kürdistan’ın temel geçim kaynağı, ne yazık ki bugüne kadar buraya doğru düzgün yatırım yapılmadığı için insanların el yordamıyla yürüttüğü tarım ve hayvancılıktır.

AKP iktidarı bunu merkezi politikayla Türkiye’de bitirmiştir, Kürdistan’da daha da bitirmiştir. Bakın tarım normalde Türkiye’nin en temel geçim kaynağıdır. Türkiye dünya ölçeğinde ilk 9. sıradadır tarımda. Şimdi buğdayı ve arpayı ithal eden bir pozisyona geldiysek nedeni bu iktidardır. Bizler değişime yerellerden başlayacağız. DEM Parti olarak, her yereldeki tarımı kalkındırmak ve tarımsal ürünlerin kooperatiflerde değerlendirilmesini sağlamak bizim boynumuzun borcudur.

Çünkü biz nerede doğduysak orada doyup kalmak istiyoruz. Batman’a baktığımızda sürekli dışarı göç veren bir kent. Zaten 40 yıldır devam eden Kürt sorunundan, devam eden çatışmalardan ve savaştan dolayı çok insanımız göç etmiştir. Şimdi buna eklenen yoksulluktan dolayı çok yoğun bir göç var. Hem merkezi politikamızda hem yerel siyasetimizde sözümüz olsun ki adil bir ekonomik dağılımın sağlanması için var gücümüzle çalışacağız, siz değerli halkımızla beraber çalışacağız.

“Yerel demokrasi ile özgür kentlerimizi kurmaya geliyoruz”

DEM Parti gümbür gümbür geliyor. Devran dönecek, DEM Parti her yerde olacak. Yerel demokrasi ile özgür kentlerimizi kurmaya geliyoruz. Halkçı, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü belediyecilik anlayışımızla geliyoruz. Belediye meclisi toplantılarımız doğrudan halkın katılımına açık olacak, şeffaf olacak. Meclislerimiz halkımıza hesap verecek. Kazandığımız her belediyedeki her mahallede temsilciliklerimizi kuracağız, mahalle meclislerimizi kuracağız. Mahallelerin sorunlarının belediye aracılığıyla, yerel yönetim aracılığıyla çözülmesini sağlayacağız.

Biz kadınlara da söz veriyoruz; yeniden bütün belediyelerimizde kadın daire başkanlıkları kuracağız, kadınlara danışmanlık hizmeti sağlayacağız her alanda. Kadınlara iş edinme kurslarını sağlayacağız, kadın istihdamını sağlayacağız. Çünkü biz biliyoruz ki kadınların ekonomik özgürlüğe kavuşması genel anlamda özgürlüğe kavuşması açısından da önemlidir. Ve “Jin Jiyan Azadî” sloganıyla örgütlene örgütlene gelen kadınlar olarak, DEM Parti olarak bütün kadınlara söz veriyoruz. Bizler özgür ve eşit olana dek mücadelemizi yerel yönetimler başta olmak üzere her yerde hep beraber sürdüreceğiz.

Bugün 28 Şubat. 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatının, yani Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye tarihinde atılmış önemli adımlarından birinin yıldönümü. Dolmabahçe Mutabakatı AKP ile başlamıştı ama AKP’nin kendisi Dolmabahçe Mutabakatını tanımayarak, reddederek Kürt halkı üzerinde çöktürme siyasetiyle yola devam etti. Masa devrildiğinde, “Kürt sorununu dolaba koyuyoruz, donduruyoruz” dediklerinde yaşanan katliamlar hepimizin hatırasındadır. Bizler o yitirdiğimiz canlarımızı unutmuyoruz.

Bizler bu şekilde çeşitli provokasyonlarla bu vazgeçişin nasıl tezgahlandığının bilincindeyiz ve bunları asla unutmuyoruz. Kürt sorununun çözümü onurlu bir barıştan geçer. Onurlu bir barış için herkesin elini taşın altına koyması elbette çok önemlidir. Bugün Türkiye’de bir demokrasi sorunu varsa bunun en önemli sebeplerinden biri Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmemesidir. Dolmabahçe Mutabakatından vazgeçen anlayış aynı zamanda darbe mekaniğini de hayata geçirmiştir.

Aynı zamanda 28 Şubat Darbesinin de yıldönümü bugün. 97’de 28 Şubat’ında asker postalları, tanklar, toplar sokağa düştüğünde, o zaman AKP’nin öncülleri darbeye karşı bir tavır izliyordu. Ama inanın ki daha sonraki AKP’nin büründüğü kılıf bu darbecilerden de daha tehlikeli. Biri asker postallarıyla; diğeri polisle, yargıyla ve devletin bütün erkiyle halklara diz çöktürmeye çalışarak bir darbe gerçekleştirmiştir.

28 Şubat’ın mağduru şimdi 28 Şubat’ın varisi olmuştur. Şu anda Saray- Ergenekon el ele karanlık bir Türkiye’yi inşa etmeye çalışıyor. Ama buradan, Batman’dan darbenin ve aynı zamanda Dolmabahçe Mutabakatının yıldönümünde bir kez daha söylüyoruz: Ant olsun ki bu ülkeye barışı bizler getireceğiz, Kürt sorununu bizler çözeceğiz. Ant olsun ki bütün halkların, ezilenlerin ve sömürülenlerin sorunlarını bizler çözeceğiz. Bu ülkede barış en güçlü şekilde yankılanana dek mücadele etmeye devam edeceğiz.

28 Şubat çok şey sığdırmış. Aynı zamanda sevgili Yaşar Kemal’in ölüm yıldönümü. Burada sizlerin huzurunda onu da saygıyla anıyorum. Ruhuna, bilincine ve diline yakışan sözleri de sizlerle paylaşarak onu anıyorum. Sevgili Yaşar Kemal; barış dolu şiirleri Kürdistan’dan, Anadolu ve Mezopotamya’dan hep beraber yazacağız, bu da sana sözümüz olsun.

Değerli Edip Solmaz’la ilgili araştırma yaparken çok önemli bir yazıya rastladım. Sevgili Gülcan Dereli yazmış. Şöyle söylemiş yazısında: “79’da zamanın ruhu farklıydı. Her yer beton değildi ama devletin zihinsel kodları o zaman da Kürtlere karşı bir beton gibiydi, şimdi de bir beton gibi. Edip Solmaz seçim kampanyasında sembol olarak ağacı kullanmıştı. Yaşam ağacı, kökleri derinlerde ama yeşermemişti daha. O ağaç bugün milyonların toplandığı bir ağaç haline geldi.” İşte o ağaç bizim bütün siyasi partilerimizin köküdür.

O ağaç binlerce yıldır bu topraklarda beraber verdiğimiz mücadelenin köküdür. Edip Solmazların, Terzi Fikrilerin devrimci ve yurtsever mücadele geleneğini bizler bu ağacın altında hep beraber sürdürmeye devam edeceğiz. Anadolu ve Mezopotamya topraklarında kökleri binlerce yıla dayalı bu ağacın gölgesinde bizler özgür, adil ve demokratik bir siyaseti inşa etmek için öğrencileri ve yol arkadaşları olarak Sevgili Terzi Fikri’ye ve özellikle de Edip Solmaz’a kendi kentinde söz veriyoruz: Bütün belediyelerimizi sana yakışır bir şekilde kazanacağız, sana yakışır bir şekilde kazanmak için hep beraber çalışacağız. Yolumuz açık olsun. Serkeftin.”

Paylaşın

Murat Kurum Mu, Ekrem İmamoğlu Mu Önde? Son Anket

Sonucu en çok merak edilen İstanbul seçimleri için anket sonuçları gelmeye devam ediyor. Optimar Araştırma’nın İstanbul anketine göre; Murat Kurum yüzde 36.5, Ekrem İmamoğlu yüzde 44.3 oy oranına sahip.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, sonucu en çok merak edilen İstanbul seçimleri için anket sonuçları gelmeye devam ediyor.

İktidara yakınlığıyla bilinen Optimar Araştırma Başkanı Hilmi Daşdemir, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimine ilişkin ikinci anketinin sonuçlarını paylaştı.

Birgün’ün aktardığına göre; Hilmi Daşdemir’in kişisel YouTube hesabından yaptığı yayında anket sonuçlarında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, AK Parti’nin İstanbul adayı Murat Kurum’un önünde yer aldığı görüldü.

Ankette, katılımcılara “31 Mart yerel seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kim kazanır?” sorusu yöneltildi.

“Ekrem İmamoğlu” cevabını verenlerin puanı 44.3 oldu. “Murat Kurum” yanıtını verenler ise 36.5’te kaldı. Kararsızlar 9.7 olurken, “Fikrim yok” diyenlerin puanı 8.3 olarak belirtildi.

Ankette İmamoğlu’nun partilerden aldığı oy oranına da yer verildi. Ekrem İmamoğlu’na oy veririm diyen siyasi parti seçmenleri şöyle oldu:

AK Parti: 9.4
CHP: 88.4
MHP: 12.4
İYİ Parti: 76.2
DEM Parti: 56.7

Yeniden Refah: 7.1
Zafer Partisi: 35.5
Türkiye İşçi Partisi (TİP): 85.2
Büyük Birlik Partisi (BBP): 7.1
Memleket Partisi: 31.8

Paylaşın

Türkiye’den AB’ye İltica Başvuruları Bir Milyonu Geçti

Türkiye’den Avrupa Birliği’n yapılan iltica başvurularında 2023 yılında dikkat çekici bir artış yaşandı. Türkiye’den Avrupa Birliği’ne iltica başvuruları 2023 yılında yüzde 18 artışla 1,14 milyona ulaştı.

İltica başvuruların çoğu Almanya’ya yapılırken, Almanya’yı Fransa ve Avusturya takip etti. Türklerin iltica başvuru kabullerinde ise son dört yılda istikrarlı bir düşüş görüldü. 2019’da yüzde 54 olan başvuru kabul oranı, 2023’te yüzde 25’e geriledi.

Avrupa Birliği İltica Ajansı’nın (EUAA) çarşamba günü açıkladığı verilere göre, Avrupa Birliği’ndeki iltica başvuruları 2023 yılında yüzde 18 artışla 1,14 milyona ulaştı. Yeni veriler 2015-2016 mülteci krizinden bu yana iltica başvurularının en yüksek seviyeye çıktığını gösterdi.

27 AB üyesi ile birlikte İsviçre ve Norveç’i de kapsayan çalışma sonucunda geçtiğimiz yıl 2022’ye kıyasla iltica başvurularında yüzde 18’lik bir artış yaşandı ve 1,1 milyon başvuru alındı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; EUAA’nın son raporunda en fazla başvuru alan ülke, başvuruların yaklaşık üçte birinin yapıldığı Almanya oldu. Bu ülkeyi Fransa, İspanya ve İtalya izledi.

2023 yılında Almanya 334 bin başvuru ile çalışmada değerlendirilen ülkelere yapılan tüm başvuruların yüzde 29’unu alarak AB içinde sığınmacılar için en önde gelen varış noktası olma konumunu korudu.

Ancak Almanya tek başına, ikinci ve üçüncü en fazla başvuru yapılan ülkeler Fransa ve İspanya’nın toplamından daha fazla başvuru alması dikkat çekti.

Fransa 167 bin başvuru ile tüm başvuruların yüzde 15’ini, İspanya 162 bin başvuru ile yüzde 14’ünü ve İtalya da 136 bin başvuru aldı. Bu dört ülkenin aldığı başvuru sayısı, toplu olarak bu dönemde çalışmada incelenen 29 ülkeye yapılan tüm başvuruların üçte ikisinden fazlasını oluşturdu.

Başvurularda Suriye’den gelenler açık ara başı çekmeye devam etti, bunu yine Afganistan takip etti. 2023’te 181 bin iltica başvurusunda bulunan Suriyeliler, 2022’ye kıyasla yüzde 38’lik bir artışla en fazla başvuruyu yapan ulus oldu.

Uzun yıllardır ikinci en büyük başvuru grubunu oluşturan Afganlar 2023’te de bu sırayı korudu, ancak başvuru oranı düşen tek ulus olarak öne çıktı. Afganlar 2023’te 114 bin başvuru ile 2022’ye göre yüzde 11 daha az başvuruda bulundu.

Türkiye’den başvurularda dikkat çeken artış

Türkiye’den yapılan başvurular ise en dikkat çekici artışa işaret etti. Türk vatandaşları, 2022 yılına kıyasla yüzde 82’lik bir artışla yaklaşık 100 bin 870 iltica başvurusunda bulundu.

Bunların 96 bin 147’si ilk defa başvurular olarak değerlendirildi, 37 bin 841’i karara bağlanırken, 83 bin 964 başvuru hala değerlendirme aşamasında. 10 bin 457 başvuru ise geri çekildi. 94 başvuru ise varış ülkesinden başka ülkeye yönlendirildi.

Başvuruların çoğu Almanya’da yapıldı. Bu ülkeyi Fransa ve Avusturya takip etti. Rapora göre, Türklerin iltica başvuru kabullerinde son dört yılda istikrarlı bir düşüş görüdü. 2019’da yüzde 54 olan başvuru kabul oranı, 2023’te yüzde 25’e geriledi.

Güney Amerika: Venezuela ve Kolombiya’dan yapılan başvurular 2022’ye kıyasla üçte bir oranında artış gösterdi. Bu iki ülke vatandaşlarının her biri 60 binden fazla başvuruda bulundu, başvuruların büyük çoğunluğu İspanya’ya yapıldı.

Kuzey Afrika: Fas ve Mısır vatandaşlarının her biri 31 bin ve 27 bine yakın başvuruda bulundu, ancak varış ülkeleri farkllık gösterdi. Faslılar çoğunlukla Avusturya’da, Mısırlılar ise çoğunlukla İtalya’da başvuruda bulundu.

Afrika: Gine ve Fildişi Sahili vatandaşları, çoğunluğu Fransa’da olmak üzere 20 binden fazla başvuru yaptı.

Filistinlilerin ve Ukraynalıların durumu

Uyrukları farklı şekillerde kaydedildiği için sığınmacıların tam sayısını değerlendirmenin zor olabildiğine dikkat çekilen çalışma raporunda, vatansızlık tanımına ilişkin ülkeden ülkeye değişen farklılıkların önemli rol oynadığı belirtildi.

Bu durum özellikle 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırıları ve ardından Gazze’de İsrail’in başlattığı savaşta yerlerinden edilen Filistinlilerin durumunda öne çıktı. Filistin’in AB ülkeleri, İsviçre ve Norveç tarafından devlet olarak tanınmaması durumu zorlaştırsa da, bazı tutarsız verilere rağmen, daha fazla Filistinlinin bu ülkelere sığınma başvurusunda bulunduğu açıkça görüldü.

Buna göre Filistinlilerin AB, İsviçre ve Norveç’e 2023 yılında yaptığı başvuru sayısı yaklaşık 11 bine çıkarak şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sayıya ulaştı. Bu rakam, 2022 yılına göre üçte iki oranında artışa işaret etti.

Rapora göre, özellikle, Yunanistan’daki başvuru sayısının aynı dönemde iki kattan fazla artmış olması ve neredeyse tamamının ilk kez başvuru olması, başvuru sahiplerinin AB ülkelerine yeni geldiklerini gösteriyor. Ancak, mevcut veriler bu kişilerin özel durumlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler sunmuyor.

Artan iltica başvurularının ötesine geçen bir diğer durum da Ukraynalılarla ilgili, çünkü Ukrayna’dan gelen dört milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin Geçici Koruma’dan yararlanması sebebiyle Avrupa ülkelerinde koruma ihtiyaçları ile gelen bireylerin toplam sayısına önemli bir katman ekliyor.

2023 sonu itibarıyla, Rusya’nın geniş çaplı işgalinin ardından ülkelerinden kaçarak Avrupa ülkelerinde Geçici Koruma’dan yararlanan Ukraynalıların sayısı 4,4 milyonu buldu.

Bu kişilerin en fazla sığındığı ülke Çekya oldu. Onu Bulgaristan, Estonya, Litvanya ve Polonya takip etti.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Seçim Yapmayalım O Zaman

Bulgur Palas’ın açılışında konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Ne diyorlar ‘hükümetle belediye aynı partiden olmalıymış’ bak sen. Seçim yapmayalım o zaman, muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki her şeyi ona teslim edelim” dedi ve ekledi:

“Neyse biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz, merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u hükümetle el ele yönettiler, o şımarıklık, o kibir İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu. Sarayburnu çöplüktü şimdi biblo gibi, Beyazıt çöplüktü pırlanta gibi. Haliç kıyıları tertemiz şimdi. Demokrasiye inancını kaybetmiş insanlara demokrasiyi güçlü şekilde hatırlatacağız. Az kaldı, 31 Mart’ta sandıkta… O sandığı biz çok seviyoruz.”

İmamoğlu konuşmasının devamında, “İstanbul’un bu beş yılını son 25 yılla kıyaslıyorlar. 0 25 yılda yapamadıklarını biz beş yılda yaptık, gururla anlatıyoruz. Hükümet belediye el ele olduğu dönemde bizim yaptığımız kadar metro yapamadılar. Yeni metroları yapacağız, yapmamamız için imzayı erteliyorlar.

31 Mart’ta demokrasi dersini alsın bak bir hafta içinde imzalayacak. ‘Bizden mi onlardan mı’ diye bakıyorlar. Bu milletin hepsi bizim anlayamadılar hala. Biz insanı insan olduğu için çok seviyoruz. Vatandaşları bize oy verenler-vermeyenler diye bölenlerden kimseye hayır gelmez” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Bulgur Palas’ın açılışında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İmamoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası uzun yıllar ihmal edilmiştir. Pek çok zararlı ve yanlış işler yapılmıştır. İstanbul’a gözünün nuru gibi bakmak gerekirken sıradan davranılmıştır. Her alanda olduğu gibi İstanbul’un mirasını koruma konusunda da liyakat sorunu vardı. Kişisel avukatımın beni arayarak satışa çıkarılan bu binanın dosyasını bana gönderdi.

Ben bu dosyayı görür görmez, baktı. Aynı gün Saraçhane’de arabadan çıkıp yukarı doğru baktım. Dedim bu bina muhteşem bir bina nasıl görmem? İnanın bir gün sonra çağırdım dedim ki bu binayı alıyoruz. O gün karar verdik. Aldıktan sonra gelip gezdiğimizde çok sevindim.

O gün aldığımız paranın bugün 100 katını verseler burayı satmayız. Yenikapı’dan buraya gelirken orada çok değerli bir arkeoloji alanımızı bir müze olarak İstanbul’a kazandırıyoruz, çalışmalarımıza başladık. Ne hikmetse bir tırların, kamyonların buradan kaldırılarak taşınması için Alibeyköy’de dünya para harcayarak çok modern bir tesis yaptık.

Ama garip bir biçimde ben buradan kaymakamlığa olan duygumu ifade edeyim; hala o tırları, kamyonları orada muhafaza etmek adına bir gayret gösteriyorlar biz de çıksınlar diye uğraşıyoruz. Kaymakamlığa çağrı yapıyorum bize yardımcı olsun. Sayın valimize de çağrı yapıyorum bize itinayla davransın.

Bulgur Palas, bizden önceki zihniyetle aramızdaki farkı ortaya koyan en önemli örneklerden birisi. Kamuya ait alanları yeniden halka açmakla kalmıyor, ihmal edilen özel mülkleri de tüm İstanbulluların faydalanabileceği mekanlar haline getiriyoruz. Tarihe sahip çıkmak lafla olmaz. Gerekirse kopyalayabilirsiniz sorun olmaz.”

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a yanıt

İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın merkezi yönetimle yerel yönetimin aynı partide olması gerektiğine dair açıklamalarına ilişkin ise şu ifadeleri kullandı:

“Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar ‘hükümetle belediye aynı partiden olmalıymış’ bak sen. Seçim yapmayalım o zaman, muhtarlar da gitsin otursun evinde. İstiyor ki her şeyi ona teslim edelim. Neyse biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz, merak etmesin.

Yıllarca İstanbul’u hükümetle el ele yönettiler, o şımarıklık, o kibir İstanbul’un her köşesini ihmale boğrdu. Sarayburnu çöplüktü şimdi biblo gibi, Beyazıt çöplüktü pırlanta gibi. Haliç kıyıları tertemiz şimdi. Demokrasiye inancını kaybetmiş insanlara demokrasiyi güçlü şekilde hatırlatacağız.

Az kaldı, 31 Mart’ta sandıkta… O sandığı biz çok seviyoruz. İstanbul’un bu beş yılını son 25 yılla kıyaslıyorlar. 0 25 yılda yapamadıklarını biz beş yılda yaptık, gururla anlatıyoruz. Hükümet belediye el ele olduğu dönemde bizim yaptığımız kadar metro yapamadılar. Yeni metroları yapacağız, yapmamamız için imzayı erteliyorlar.

31 Mart’ta demokrasi dersini alsın bak bir hafta içinde imzalayacak. ‘Bizden mi onlardan mı’ diye bakıyorlar. Bu milletin hepsi bizim anlayamadılar hala. Biz insanı insan olduğu için çok seviyoruz. Vatandaşları bize oy verenler-vermeyenler diye bölenlerden kimseye hayır gelmez.”

Paylaşın

Akşener’den Vatandaşa: Sizin İçin Mi Parti Kurduk Biz!

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “Niye döndünüz?” diye soran yurttaşa, “Sizin için mi parti kurduk biz! Vermeyin kardeşim bize oy, gidin CHP’yi destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfrediyorsunuz. Hadi be!” diyerek çıkıştı.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere sayılı günler kala, partilerde seçim çalışmalarına hız verdi. Bu kapsamda İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Ankara Mamak’ta ziyaretlerde bulundu.

Ziyareti sırasında bir yurttaşın ‘seçime ayrı girme’ eleştirisine tepki gösteren İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “Ayrı giriyoruz kardeşim, oy vermeyin sizde” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener, “Niye döndünüz?” diye soran yurttaşa, “Sizin için mi parti kurduk biz! Vermeyin kardeşim bize oy, gidin CHP’yi destekleyin, seçtirin. DEM’e teşekkür ediyorsunuz, bize küfrediyorsunuz. Hadi be!” diyerek çıkıştı.

Akşener’in çıkıştığı yurttaş, Medyascope’a konuştu. “Bayındır CHP’deydi, seviyorduk. Şimdi kazanamayacak, AK Parti’ye yarayacak. Olan da bize olacak. Onların zaten maaşı iyi, ekmeği iyi. Bizler perişan. Eşim vefat etti. Keşke evim yakın olsa da evimi çekseniz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan: Kirli İttifakların Farkındayız

Yerel seçimler kapsamında partisinin Manisa Mitingi’nde konuşan Erdoğan, “Her işlerini gizli saklı yapmayı adet edindiler. İstanbul ve Mersin gibi illerde kurulan kirli ittifakların farkındayız” dedi.

Konuşmasının devamında CHP Lideri Özgür Özel’i hedef alan Erdoğan, “Kendi partisine sözünü geçiremediği halde borusunu burada öttürmek isteyenler var. Kılıçdaroğlu 13 kez girdiği seçimlerden nasıl bir netice alamadan gittiyse bunun da akıbeti aynı olacak” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Manisa Mitingi’nde konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Kendi partisine sözünü geçiremediği halde borusunu burada öttürmeye heveslenen birileri var. Boynuna vurulan prangalardan 31 Mart’ta kurtulacak. 31 Mart’ta onu da özgürleştireceğiz. 13 kez girdiği seçimlerden nasıl bir netice alamadıysa bunun da akıbeti aynı olacak. Ortaya konacak hiçbir projesi olmayanlar sadece bağırıp gider.

İçeride ve dışarıda birileri milletimizin canını sıkmak için her yolu deniyor. Muhalefetin ilkesiz ve sorumsuz tutumu yaşanan sıkıntıların üzerine adeta tuz biber ekti. Milleti kendilerine mahkum etmek isteyenlerin heveslerini kursaklarından bırakmak boynumuzun borcudur.

Türkiye Yüzyılı başlıyor. Yeter ki milletimiz birliğine sahip çıksın. Türkiye’nin sıkıntıları elbette var ama sıkıntıları çözecek irade ve tecrübe bizdedir. Sorunları çözecek olan yine biziz. Çalışanın, emeklinin, esnafın sorununu çözeceğiz. Ekonomideki sıkıntıların yıl sonundan itibaren hızla hafiflediğini, önümüzdeki yıl yükselişe geçişi hepimiz göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım şimdi emniyete sordum. Alanda ne kadar Manisalı var diye sordum. Verdikleri cevap 45 bin.

Her işlerini gizli saklı yapmayı adet edindiler. İstanbul ve Mersin gibi illerde kurulan kirli ittifakların farkındayız. Karanlığa öyle kapıldılar ki Manisa Saruhanlı’da aday listelerini zamanında veremediler. Şehirlerimizin geleceği kirli pazarlıkların mezesi yapılamaz.

Şimdiki CHP Genel Başkanı’nı kimsenin taktığı yok. Nerede kimlerle DEM’lendiği belli değil. Yalan ve iftira ile kafaları karıştırıp kendi menfaatlerini korumaya çalışıyorlar.

Bırakın dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini, kendi memleketleriyle bile ilgilenme gereği duymuyorlar. Böyle siyaset olmaz. Kadınlarımızın, gençlerimizin, çalışanlarımızın, emeklilerimizin beklentileri, hakları bu kifayetsiz muhterislerin insafına bırakılamaz.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Erdoğan’a: Kendi Kazanırsa Milli İrade; Başkası Kazanırsa Yanlışlık

Güngören’de halka seslenen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Kendi seçimi kazandığı zaman milli irade, ben seçim kazandığımda ne hikmetse birden adı yanlışlık oldu. Erdoğan’ın demokrasi anlayışı tam da bu. Kendi kazanırsa demokrasi, milli irade; başkası kazanırsa yanlışlık” dedi ve ekledi:

“6 Mayıs 2019 akşamı İstanbul’a adı konmamış bir darbe yapılmıştır. İstanbul’da seçimi iptal ettiler. Sandıklarda 700 tane terörist vardı dediler. Sonuçta ne oldu, kimse ceza almadı. Sırf bir seçimi başkası kazandılar diye seçimi iptal ettiler. ‘Oy çaldılar’ dediler, dava bitti ve oy çalan kimse yok.

Bize demokrasi nutukları atan o beyefendi ‘Sen 13 bin oyla İstanbul seçimini kazanacağını mı zannettin’ dedi. ‘Çaldılar ifadesi hukuki değil, siyasi ifade’ dedi. 6 Mayıs 2019’da güle oynaya milli iradeye darbe yaptılar. Ne oldu, millet 23 Haziran’da da 803 bin oyla fark atarak demokrasiye sahip çıktı.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Güngören’de halka seslendi. İmamoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“İstanbul’da bir süredir ilginç bir seçim süreci yaşıyoruz. Bir bölümüyle bizi şaşırtıyor, bir bölümüyle şaşırtmıyor. ‘Polemikten uzak’ duracağım dedi. Ben ona ‘acemi aday’ diyorum, kusura bakmasın. Acemi aday bazen yüzümüzde acı da olsa bir tebessüm bırakmıyor değil.

Ben de sevindim proje konuşacağız diye. Acemi aday sevincimi yarıda bıraktı, biraz su kaynattı. Polemikleriyle gündeme geldi. Gitti proje, geldi polemik. 40 kere tekrarlanmış 5 yıldır bana yapıştırılmaya çalışılan laflarla polemik üzerinden bana sataşmaya gayret etti.

Bir daveti var ortada. Davet aşağı, davet yukarı. Vay efendim davet edilmedin, aslında not gönderildi. Ortada bir davetiye var, bir ateş topuna döndü. Dokunan yanıyor. Kim etti, ortada davet eden yok. Bu acemi adaya, İstanbul adaylığı birkaç beden büyük geldi.

Yapamayacağı işleri vaadetmek konusunda bir maharet gösteriyor o ayrı ama iki konuda doğruyu söyledi. Bir tanesi ‘yüzde 87 Ekrem İmamoğlu projelerini yaptı’ dedi. Bir de dedi ki ‘Depremde İstanbul koştu, deprem bölgesine yetişti’ dedi.

Kendi seçimi kazandığı zaman milli irade, ben seçim kazandığımda ne hikmetse birden adı yanlışlık oldu. Erdoğan’ın demokrasi anlayışı tam da bu. Kendi kazanırsa demokrasi, milli irade; başkası kazanırsa yanlışlık.

6 Mayıs 2019 akşamı İstanbul’a adı konmamış bir darbe yapılmıştır. İstanbul’da seçimi iptal ettiler. Sandıklarda 700 tane terörist vardı dediler. Sonuçta ne oldu, kimse ceza almadı. Sırf bir seçimi başkası kazandılar diye seçimi iptal ettiler. ‘Oy çaldılar’ dediler, dava bitti ve oy çalan kimse yok.

Bize demokrasi nutukları atan o beyefendi ‘Sen 13 bin oyla İstanbul seçimini kazanacağını mı zannettin’ dedi. ‘Çaldılar ifadesi hukuki değil, siyasi ifade’ dedi. 6 Mayıs 2019’da güle oynaya milli iradeye darbe yaptılar. Ne oldu, millet 23 Haziran’da da 803 bin oyla fark atarak demokrasiye sahip çıktı.

Niye tehdit ediyor biliyor musunuz? Sizden korkuyor. En çok korkuttuğu şey, milleti. Ey milletimiz, gücünüzün farkına varır. İstanbul 2019 yılında bizi tercih etti.”

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden İlk Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine 37 İptal

10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerinin iptali istemiyle açılan davayı görüşen Anayasa Mahkemesi, kararnamede yer alan 37 düzenleme için iptal kararı verdi.

Anayasa Mahkemesi, iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine hükmetti. Bu süre dolana kadar iktidarın, kararname maddelerinde iptal edile hükümlerle ilgili yasa çıkarması gerekecek.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10 Temmuz 2018 tarihinde yayımlanan 1 Numaralı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin bazı maddelerinin iptali istemiyle dava açmıştı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın aktardığına göre; İptal kararlarının gerekçesinde Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’da güvence altına alınan temel haklara ilişkin düzenleme yapma yetkisinin olmadığı, bu konuda kararname çıkarılamayacağı ve düzenlemelerin ancak kanunla yapılabileceği vurgulandı.

İptal edilen ve iktidara dokuz ay süre verilen düzenlemeler arasında Cumhurbaşkanlığına personel ataması, maaşlarının düzenlenmesi, hakim ve savcıların Cumhurbaşkanlığınca görevlendirilmesi, üst kademe yöneticileri hakkında bilgi toplanması ile Çevre ve Şehirçilik Bakanlığına belediyelere ait yetkiler verilmesi gibi yetkiler öne çıktı.

Cumhurbaşkanının “istisnai” yetkisine iptal

İptal kararının gerekçesi bugün Resmi Gazete’de yayımladı. Buna göre, kararnameyle Cumhurbaşkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün “devletin sevk ve idaresinde görevli üst kademe yöneticileri hakkında bilgi toplamak, sicil özetlerini ve biyografilerini tutmak” görevinde yer alan “bilgi toplamak” ifadesi iptal edildi. İptal kararının gerekçesinde kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının anayasal güvence altına alındığı ve bunun Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle düzenlenmeyecek konular arasında yer aldığı ifade edildi.

Benzer bir iptal kararı, Cumhurbaşkanlığı politika kurulllarına verilen “görevleriyle ilgili gerekli olan bilgileri” kamu kurum ve kuruluşlarından isteme yetkisine ilişkin oldu. Kararnameyle Cumhurbaşkanı İdari İşler Başkanı’na Cumhurbaşkanlığına personel atama yetkisi verilmişti. AYM, bu yetkiyi “Kararnameyle değil kanunla düzenlenmesi gereken bir konu” olduğu gerekçesiyle iptal etti. Ayrıca İdari işler Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine bağlı kalınmaksızın sözleşmeli personel istihdam edilmesine izin veren hüküm de Anayasa’ya aykırı buldu.

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı alanların Cumhurbaşkanlığında kadrolu olarak atanamayacakları düzenleniyordu. Ancak bu atamalara “Cumhurbaşkanı tarafından atananlar hariç olmak üzere…” şeklinde bir istisna getirilmişti. Böylece Cumhurbaşkanlığı merkez teşkilatında kadrolu olarak görev yapacak olan ve cumhurbaşkanı tarafından atanan idari işler başkanı, Cumhurbaşkanlığı özel kalem müdürü, başdanışmanlar, danışmanlar ve genel müdürlerin herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik ve yaşlılık aylığı almaları, atanmalarına engel değildi.

AYM, cumhurbaşkanı tarafından atanacaklara getirilen bu istisnai düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Mahkeme ayrıca cumhurbaşkanınca atananların sosyal güvenlik kurumlarından bağlanmış aylıklarının kesilemeyeceği hükmünün de iptaline karar verdi.

“Hakim ve savcı görevlendirmesi kanunla yapılmalı”

Kararnameyle adli ve idari yargıda görevlihakim ve savcılar da İdari İşler Başkanı’nın talebi üzerine üç yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı’nda görevlendirilebiliyordu. Yüksek Mahkeme, buna ilikşin kararname hükmünü de Anayasa’ya aykırı buldu. İptal gerekçesinde, “Adli ve idari yargı mensuplarının -yürüttükleri görevler idari nitelikte olsa bile- resmî ve özel görev almalarının, atanmalarının, hakları ve ödevlerinin, meslekte ilerlemelerinin, görevlerinin ve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir” denildi.

AYM, Cumhurbaşkanlığı’na bağlı politika kurullarının üyelerine yapılacak ödemeleri düzenleyen kararname maddesinin iptaline de hükmetti. Kararda, kurul üyelerine her ay yapılacak ek ödemeyi ve buna ilişkin usul ve esasları düzenleyen kuralın mülkiyet hakkına ilişkin bir düzenleme niteliğinde olduğu, bunun da kararname ile düzenlenemeyeceği vurgulandı.

Kararnameyle Adalet Bakanlığına bağlı Teftiş Kurulu ve müfettişlerin görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerinin yönetmelikle düzenleneceğine ilişkin maddesi de Anayasa’ya aykırı bulundu. Bakanlık tarafından yurt dışı kadrolara atanan hakim ve savcılara yapılan ödemelere ilişkin kararname hükmü de iptal edildi.

Çevre Bakanlığının belediye yetkileri iptal edildi

Kararnamede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın görevleri de düzenlenmişti. Bu kapsamda bakanlığa imar ve yapılaşmaya ilişkin yetkiler verildi. Bunlar arasında “gecekondu, kıyı alanları ve tesisleri ile niteliğinin bozulması nedeniyle orman ve mera dışına çıkarılan alanlar dâhil kentsel ve kırsal alan ve yerleşmelerde yapılacak iyileştirme, yenileme ve dönüşüm uygulamalarında idarelerce uyulacak usul ve esasları belirlemek” gibi belediyelerde olan bazı yetkiler de yer aldı.

AYM, Anayasa’da güvence altına alınan mülkiyet hakkıyla ilgili düzenlemenin kararnameyle yapılamayacağını belirterek iptal kararına imza attı. Kararda, “Bu alanlarda yapılacak iş ve işlemler, kişilerin maliki bulundukları arsa, arazi ve yapılar üzerindeki kullanım ve tasarruf biçimlerini kısmen veya tamamen değiştirme, yeniden düzenleme veya sona erdirme gibi mülkiyet hakkına müdahale teşkil edebilecek niteliktedir” uyarısı yapıldı.

Çevre Bakanlığına çevre, imar ve yapılaşmaya ilişkin olarak etüt, harita, her tür ve ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planları, parselasyon planları, yapı ruhsatı, yapı kullanma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatıyla ilgili verilen düzenleme yetkisinin de iptaline karar verildi.

Ayrıca bakanlığın mahallî idarelerin ve bunların merkezî idare ile olan ilişkilerini düzenleyen kararname de iptal edildi. Yerel yönetimlere tanınan özerkliğin Anayasa’da güvence altına alındığı belirtilen kararda, buna ilişkin düzenlemenin de kanunla yapılması gerektiği belirtildi. Bakanlığa bağlı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü’ne verilen bazı yetkiler de iptal edildi.

İptal edilen yetkiler arasında cumhurbaşkanınca belirlenen proje kapsamı içerisinde kalmak kaydıyla kamuya ait tescilli araziler ile tescil dışı araziler ve muvafakatleri alınmak koşuluyla özel kişi veya kuruluşlara ait arazilerin yeniden fonksiyon kazandırılıp geliştirilmesine yönelik olarak her tür ve ölçekte etüt, harita, plan, parselasyon planı, kamulaştırma, arazi ve arsa düzenlemesi yapmak, yaptırmak ve onaylamak da yer aldı. Bu konuda kanun çıkarılması istendi.

Meslek odalarının denetimi ve İçişleri’nin iptal edilen yetkileri

Kararnameyle mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarına ilişkin mevzuatı hazırlamak ve anılan konularla ilgili olarak mimarlık ve mühendislik meslek kuruluşlarını denetlemek görev ve yetkisi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına verilmişti. Meslek kuruluşlarının özerk yapısına işaret edilen iptal kararında, buna ilişkin düzenlemenin ancak kanunla çıkarılabileceği belirtildi.

Kararnamede teşkilat yapısı oluşturulan İçişleri Bakanlığına verilen “ülkenin idari bölümlere ayrılması, il ve ilçelerin genel idarelerini düzenlemek” görevi, kanunla çıkarılmadığı gerekçesiyle iptal edildi. İçişleri Bakanlığına bağlı mülkiye müfettişlerinin görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerinin yönetmelikle düzenleneceği hükmü de Anayasa’ya aykırı bulundu.

Sağlık Bakanlığının hastanelere başvuran hastaların verdikleri kişisel verilerini işleyebilmesi ile Dışişleri Bakanlığındaki meslek memurları ile konsolosluk ve ihtisas memurlarına ilişkin sınavların kararnameyle düzenlenmesinin de Anayasa’ya aykırı olduğu vurgulandı.

Paylaşın