Ömer Çelik’ten “Süreç” Açıklaması: Kurumlar Üzerine Düşeni Yapmaktadır

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin, “Bir devlet politikası olarak ilgili kurumlar üzerine düşeni yapmaktadır” dedi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Çelik’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“MYK’mızda tabii birinci gündemimiz Gazze’ydi. Orada öldürülen çocuklara bir kez daha dikkat çekmek için. Dünyanın her yerinde çocuklar okuluna kavuşurken bundan mahkum bırakılan çocuklara dikkat çekmek için gençlik kollarımız boş sıralar adında bir etkinlik gerçekleştirdi. Bütün illerimizde bu etkinliği gerçekleştiren gençlerimizi tebrik ediyoruz.

Varılan süreç İsrail’in kendini savunma hakkı diyenleri mahcup edecek diyorduk. İsrail saldırganlığı İran’a Yemen’e yayıldığı gibi dost ülke Katar’da saldırı gerçekleştirdi. Hamas bir irade koymuştu ortaya. Meşru şartları kabul edeceğini söylemiş ve çağrılara olumlu yanıt vermişti. Ne zaman Hamas barışı için çağrıları kabul etse ya bir suikat gerçekleştirdiler ya bir saldırı. Hamas şartları konuşmak üzere bir toplantı kararı almıştı. Barış şartlarını değerlendiren toplantıda Katar’da hedef aldılar Hamas’ı.

Müzakere heyetini bile tuza düşürecek kadar sinsi yaklaşımdalar. Bu çağrı yapan ülkeler de bu şekilde hedef alındı. Bu İsrail saldırganlığı, bu barbarca terör eylemi barış isteyen ülkelere dönük saldırıdır. Bu doğrudan uluslararası toplumun çağrısına dönük saldırıdır. Aynı şekilde insanlığın çeşitli ailelerinden Gazze’deki Siyonist siyasetin parçası haline getirilmiş, kıtlığın silah olmasına karşı çıkmak için yola çıkan filoya iki kere saldırmıştır İsrail. Her türlü insani duruşa saldırmak için fırsat bekliyorlar. Bunun da uluslararası toplum tarafından engellenmeli.

Terörsüz Türkiye konusundaki bütün çalışmalarımızı hassasiyet ile yürütüyoruz. Cumhur ittifakı olarak bu iradeyi canlı tutuyor ve gereken çalışmaları yapıyoruz. Sabotajları da bütünüyle takip ediyoruz. Birilerinin PKK’nın feshi dışında bir gündeme kaydırmaya çalışmasına müsaade etmeyeceğiz. Gündem silah bırakılması, silahların yakılmasıdır. Birilerinin burayı enfekte etmesine, odak kaybı oluşturmasına. Odak bellidir, gündem bellidir. Bir devlet politikası olarak ilgili kurumlar üzerine düşeni yapmaktadır. Yapılmak istenileni de görüyoruz. Silah bırakma sürecini saptırmaya dönük yaklaşımları yakından takip ediyoruz. Bunlara dönük yapılacak değerlendirmeler vardır ama esas mesele polemiklerle vakit kaybetmemektir.

“Bu iddiaları ilk dile getirenler CHP’liler”

Şimdiye kadar yaptığımız çağrılara rağmen, hatta sağduyulu bazı CHP’lilerin çağrısına rağmen Özgür Özel bu meseleyle yüzleşmekten geri duruyor. Meseleyi de kendileri ile AK Parti arasında bir süreçmiş gibi davranıyorlar. Bizim bu iddialardan haberimiz yoktu. Medyanın da yoktu. Bu iddiaları ilk dile getirenler CHP’liler. Birtakım skandallarla birtakım usulsüzlüklerle hareket ettiklerini söylediler. Bu iddialarla ilgili olarak CHP’de belediye başkanlığı yapmış kişiler suç duyurusunda bulundular. Bu mesele CHP içindeki tartışmalarla ortaya çıktı. Bu iddiaları biz CHP’lilerden duyduk. Bunlar ortaya çıktıktan sonra CHP’lier gidip yargıya başvurdu ve bu süreçleri inceledi.

Sizin il başkanlarınız, yöneticileriniz diyor ki çürüme var, yolsuzluk var diyor. Bunu önünüze alıp tartışacaksınız. Yaptıkları bir örtbas etme faaliyetidir. CHP’li arkadaşlarınız tarafından dile getirilenlerle ilgili ne diyorsunuz, bir şey söyleyin. Bunun hiçbir tarafında biz yokuz. Meseleyi doğru yere koyalım. En büyük haksızlık milletimize yapılıyor: CHP siyaset kurumunun kendi arkadaşları tarafından dile getirilen kirlilikle mücadele edeceğine vatandaşı sokağa çağırıyor. Bir grup usulsüzlük yapmışsa bu sivil siyasetin güvenliğini tehlikeye atan bir durumdur. Partilerin içinin yozlaştırılarak tehdit edilmesine müsaade etmemeliyiz. CHP’ye oy veren vatandaşlarımıza da haksızlık yapılıyor.

Sayın Bahçeli’nin kavramsal çerçevesi son derece önemli. Ne yapılması gerektiğine dair kapsamlı çalışma var. Çocukları suça sürükleyenler tespit ediliyor. Çocuk suçlularla ilgili düzenleme yapılacak. İçişleri Bakanı çalışmayı yakında sunacak. Bazı sosyal medya hesaplarının bu çocukları suça sürüklemek için kullanıldığı görülüyor. İki sosyal medya mecrası öne çıkıyor. Yasal düzenleme konusunda Adalet Bakanlığı çalışma yapıyor.”

Paylaşın

DEM Parti’den CHP’ye Ziyaret: “Ortak İrade Ve Kararlılık” Mesajı

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul’da bulunan CHP Genel Başkanlığı Çalışma Ofisi’nde (Eski il binası) görüştü.

Görüşmenin ardından Özgür Özel ile Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, basın mensuplarına açıklamalarda bulundular.

İlk söz alan Tuncer Bakırhan, “Bu sadece bir nezaket ziyareti değil. Hukuksuz, anti demokratik uygulamalara karşı aslında ortak bir irade göstermenin de ziyaretidir” ifadelerini kullandı.

“İktidar bu tür uygulamalardan vazgeçmelidir. Seçilmiş iradeyle, delegelerle uğraşmaktan vazgeçmelidir” diyen Bakırhan, “Seçme ve seçilme hakkına saygı gösterilmelidir. Olmazsa olmaz, en önemli koşullardan birisi budur. Bu ülke hepimizindir. Bu ülkeyi demokrasiye, düzlüğe çıkarma mücadelesine devam ettireceğiz” vurgusu yaptı.

Bakırhan’ın ardından söz alan Özgür Özel, “Büyük bir hukuksuzluğun, büyük bir saldırının karşısındayız. Suçumuz ne diye bakarsak, kaybetmeyi kabullenmiyoruz. Bu bina, kazanan bir binaya dönüştü. Bu bina, İstanbul’da Adalet ve Kalkınma Partisi karşısında en büyük zaferi kazandı. İstanbul’u kazananın Türkiye’yi kazanacağı gerçeğiyle birlikte bu bina hedef haline geldi” diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine yanıt veren Özel, “Bugün sayın Bahçeli’nin ifadeleri var; ‘Sokakları mı karıştıracaksınız!’ Erdoğan diyor ki ‘Kimsenin sokağı karıştırmasına izin vermeyiz.’ Bizim niyetimiz sokağı karıştırmak değil, haneye tecavüze mani olmak. Buradaki direnişin hukuktaki ve vicdandaki adı meşru müdafaadır” dedi.

Genel Başkanlık Çalışma Ofisi’ne dönüştürülen eski İstanbul İl Binası hakkında açıklama yapan Özel, şunları söyledi: “Binanın tapusu bizde, Genel Merkez’de. Burası Genel Merkez Çalışma Ofisi’dir, İl Başkanlığı iki katlı bir binanın boş ikinci katıdır. Elbette burayı kayyuma vermeyeceğiz. Bugün de çalışmamızı yaptık, yarın geldiğimizde de çalışmamızı yapacağız. Buna karşı İstanbul Valisi 3 gün sonunda Ankara’ya yazdı. İçişleri Bakanı’nın talimatıyla adres değişikliğini sisteme girmiyorlar. Girseler, burada Genel Merkez’in olmasını istemediği kimse olmaz.”

Ankara’da 3. Asliye Hukuk Mahkemesi kararını değerlendiren Özel, şunları söyledi: “Bugün Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi karar verdi. Bakın o mahkeme dört ay önce açıldı. İstanbul’daki bütün başvurular, gerçekten hukukçu olan mahkeme başkanları, görevsizlik verdiler İstanbul’da. ‘Bu davalar Ankara’da görülür’ dediler. Ankara’ya geldi, birleşti. İstanbul İl Kongresi iptal davası 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, bütün yargılama süreçlerinden sonra, duruşma süreçlerinden sonra, bugün kesin karara bağlandı ve esastan reddedildi. Burada 15 gün önce açılmış.

Birinci kural; aynı konuda iki mahkeme varsa, ilk açılanda birleştirilir. Zaten İstanbul’da olması mümkün değil, Ankara’ya yollaması lazım. Hukuk yolu tüketildi ve mahkeme kesin karar verdi. Şimdi olması gereken; biz kararı 45. İstanbul Asliye’ye de gönderiyoruz, getiriyoruz, veriyoruz. Karar olduğu için tedbirin ortadan kalkmasıdır. Çünkü tedbir, karara kadar konulan bir tedbirdir. Orada bir mahkeme kararı var. Bunu yapıp görevini mi yapacak? Buna ayak sürüyüp de siciline bu kara lekeyi bu gencecik yaşında yine mi yazacak hakim? Onu öyle göreceğiz.

Göreceğiz bakalım ne yapacağını? Ama herkes biliyor, nasıl kararlar vermişti. Bütün ilçe kongrelerini durdur, il kongresini durdur. Delegeleri bilmem ne yap. YSK ne dedi? ‘Tam kanunsuzluk yaptığın işler’ dedi bu hakime, 45’e. ‘Hepsi devam edecek’ dedi. Dönecek dolaşacak, birkaç hafta içinde yeni ilçe başkanlarımız, bir ayı biraz geçen bir sürede yeni il başkanımız seçilecek. Zaten yapılan iş konusuz kalacak. Ama Ankara’da karara bağlandı.

Biz bu mahkemeye, bu verdiği tedbir kararına itiraz etsek, dakikasında istinaftan durdurulacak. İtiraz dilekçemizi o gün verdik, ertesi gün. O gün karara bağlaması lazım. Ne diyor arkadaş? ‘Eylülün sonunda 26’sında bir duruşmam var. O gün konuşuruz’ diyor. Yani düşünebiliyor musunuz? O güne kadar itirazı karara bağlamıyor. ‘Kararım bu’ de, arkasında dur. Dün verdiği kararı 26’sına kadar ‘Doğru mu yaptım?’ diye düşünerek, burayı kayyımda tutmaya çalışan bir anlayış.

45. Asliye Hukuk Mahkemesi kendisini, onu okutan hocalarının huzurunda ve gelecekte evlatlarının, torununun huzurunda mahcup edecek bir talimatı yerine getiriyor. Talimatı verenin kim olduğunu, niyetinin ne olduğunu biliyoruz. O yüzden biz bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da tüm hukuk süreçlerini, zaten Yüksek Seçim Kurulu kördüğümün nasıl çözüleceğini İstanbul’da da gösterdi, Türkiye’de de gösterdi. O süreçleri sonuna kadar takip edeceğiz.”

“Bizi majestelerinin muhalefet partisi yapamazlar”

“Dimdik ayaktayız, buradayız, bundan sonra bu süreçleri en büyük kararlılıkla, titizlikle takip etmeye devam edeceğiz” diyen Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizi majestelerinin muhalefet partisi yapamazlar. Bizi süreçte kendileri için tehdit olan bir siyasi parti olmaktan çıkarıp iktidar umudu olmayan bir siyasi partiye dönüştüremezler. Partinin aldığı tarihsel tutarlılık içinde doğru kararlarla ortaya koyduğu iradeyi böyle yaparak sakatlayıp kendilerince CHP’yi süreçlerin dışına atmayı çalıştıklarının farkındayız. CHP olması gereken yerde duracak, konuşması gereken yerde konuşacak, mücadele etmesi gereken yerde mücadele edecek.”

Paylaşın

Habertürk Ve Show TV Dahil 121 Şirkete El Konuldu

Can Holding bünyesindeki Habertürk ve Show TV’nin de aralarında bulunduğu 121 şirkete el konularak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi. Holding sahipleri ve yöneticilerinin de aralarında olduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Can Holding’e yönelik soruşturma; “suç örgütü kurmak”, “kaçakçılık”, “dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak” suçlamalarıyla yürütülüyor.

İstanbul’da Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında aralarında Habertürk ve Show TV’nin de bulunduğu Can Holding’e bağlı 121 şirkete el konuldu. Holding sahipleri ve yöneticileri Mehmet Şakir Can, Kemal Can ve Kenan Tekdağ’ın da aralarında olduğu 10 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Başsavcılık “suç örgütü kurmak”, “kaçakçılık”, “dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak” gibi suçlamalar yöneltiyor.

Başsavcılıktan konuya ilişkin yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Can Holding bünyesinde faaliyet gösteren şirketler üzerinden suç işlemek amacıyla örgüt kurulduğu, bu örgüt aracılığıyla nitelikli dolandırıcılık, vergi kaçakçılığı ve kaynağı belirsiz gelirlerin şirket hesaplarına sokulması, suçtan elde edilen gelirlerin aklanmasına yönelik çok yönlü eylemler gerçekleştirildiği belirlenmiştir.

Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) raporları ile mali denetim birimlerinin düzenlediği inceleme raporlarıyla başlatılan soruşturma kapsamında;

Can Holding bünyesinde faaliyet gösteren şirketler üzerinden kaynağı belirsiz yüklü tutarda para girişleri yapıldığı, bu paraların çeşitli şirketler arasında aktarılmak suretiyle izlerinin gizlenmeye çalışıldığı, faturasız işlemler ve sahte belge düzenlemeleri ile vergi yükümlülüğünün azaltıldığı tespit edilmiştir.

Holding yapısı altında kurulan çıkar amaçlı suç örgütünün Kemal Can ve Mehmet Şakir Can liderdiğinde hareket ederek, aynı faaliyet alanlarında çok sayıda şirket kurmak suretiyle denetim ve takip mekanizmalarını zorlaştırdığı, yönetim kurullarında değişiklikler yaparak sorumluluğu örgüt üyeleri arasında dağıttığı ve bu yolla hukuki yaptırımlardan kaçmayı hedeflediği anlaşılmıştır.

Bunun yanında; ticari faaliyeti bulunmayan şirketlerde nakit sermaye artırımı yapıldığı, sermaye artırımlarının kaynağı olarak ortaklara borçlar hesabının gösterildiği, bu borçların gerçeği yansıtmadığı, ortaklara borçlar hesabında görülen tutarların 7256 sayılı Varlık Barışı Kanunu kapsamında şirkete yeniden yatırıldığı, yapılan bu işlemlerin, kanunun amacına aykırı şekilde suçtan elde edilen gelirin sisteme dahil edilmesi ve aklanması niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir.

MASAK raporlarıyla elde edilen bulgular doğrultusunda; suç örgütünün nitelikli dolandırıcılık, kaçakçılık ve vergi usul kanununa muhalefet gibi öncül suçlardan elde ettiği yasa dışı gelirler aracılığıyla ticari hacmini genişlettiği, eğitim, medya, finans ve enerji gibi stratejik sektörlerde şirket alımları, hisse devirleri ve yatırım faaliyetlerinin doğrudan suç gelirleriyle finanse edildiği, bu yolla örgütün hem ekonomik gücünü artırmayı hem de kamuoyu nezdinde meşruiyet kazanmayı hedeflediği anlaşılmıştır.

MASAK raporlarıyla tespit edilen mali hareketlerin bütüncül değerlendirilmesi neticesinde, şüphelilerin yasa dışı yollarla elde ettikleri kazançları farklı sektörlere yönlendirerek hem akladıkları hem de ekonomik hayatta sahte bir itibar ve güç elde etmeye çalıştıkları ortaya çıkarılmıştır.

Yapılan operasyon kapsamında 121 şirketin malvarlığına değerlerine el konularak TMSF kayyım olarak atamış olup 10 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiştir.”

Holding bünyesinde hangi şirketler var?

Can Holding eğitim, enerji, dayanıklı ev aletleri, teknoloji, lojistik, liman, sağlık ve medyada gibi birçok farklı sektörde faaliyet gösteriyor. Bilgi Üniversitesi ve Doğa Kolejleri gibi eğitim kurumları da grup bünyesinde yer alan şirketler arasında.

Ciner Holding bünyesinde bulunan Habertürk TV, Show TV, Bloomberg HT ve HT Spor gibi televizyon kanallarının tüm hisseleri Nisan ayında Can grubuna devredilmişti.

El konulan 121 şirketin birçoğu enerji ve akaryakıt şirketleri. Holdingin internet sitesinde yer alan bilgilere göre Enerji Petrol A.Ş., madeni yağ fabrikası ve “Enerji Gaz” tesisleriyle farklı enerji kategorilerinde yatırımlar yapıyor.

Dayanıklı ev aleti markaları Awox, Seikon, Telefox ve Energia da yine gruba ait. VİP Transport lojistik sektöründe faaliyet gösterirken grubun Özel Mediza Hastanesi adında sağlık kurumları da bulunuyor.

Paylaşın

İlkokula Başlama Maliyeti 14 Bin Lira

2018 yılında 6 bin 753 lira olan bir öğrencinin yıllık temel okul harcamaları (kırtasiye, giyim, beslenme ve ulaşım gibi…), 2025 yılında 79 bin 256 liraya yükseldi.

Anadolu Eğitim Sendikası (AES) verilerine göre ise ilkokula başlama maliyeti 14 bin lira, ortaokul için ise yaklaşık 20 bin liraya kadar çıkabiliyor.

20 milyon öğrenci için yaz tatili sona ererken, yeni eğitim-öğretim yılı velileri yüksek maliyetlerle karşı karşıya bıraktı. Artan masraflar ve çözülemeyen yapısal sorunlar, sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının eleştirilerinin hedefinde.

DW’ye konuşan Eğitim Sen MYK üyesi Simge Yardım, yeni eğitim yılının, kalabalık sınıflar, yetersiz okul binaları ve deprem bölgelerindeki altyapı eksiklikleri gibi kronik sorunlarla başladığını belirtti.

Yardım, özellikle velilerin artan maliyetler nedeniyle büyük sıkıntı yaşadığını vurguladı. TÜİK verileri de bu durumu desteklerken, Ağustos ayında eğitim harcamalarındaki yıllık enflasyonun yüzde 61’e ulaştığı görülüyor.

Sadece kırtasiye masrafları bile aile bütçelerini sarsıyor. Sektör temsilcilerine göre, bir öğrencinin temel masrafları ortalama 2 bin liradan başlıyor ve kaliteli ürünlerle bu rakam 8 bin liraya kadar yükselebiliyor.

CHP milletvekili Cevdet Akay’ın yaptığı hesaplamalar, durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor. 2018’de 6 bin 753 TL olan bir öğrencinin yıllık temel okul harcamaları (kırtasiye, giyim, beslenme, ulaşım), 2025’te 79 bin 256 TL’ye yükseldi.

Anadolu Eğitim Sendikası (AES) verilerine göre ise ilkokula başlama maliyeti 14 bin TL, ortaokul için ise yaklaşık 20 bin TL’ye kadar çıkabiliyor.

Eğitim harcamalarındaki fahiş fiyatlar karşısında hükümet de denetimleri artırdı. Ticaret Bakanlığı, kırtasiye reyonlarında yaptığı denetimlerde 4 bin 816 ihlal tespit etti ve toplamda 15,2 milyon lira ceza kesti.

Bu arada, Veli-Der gibi sivil toplum kuruluşları, çocuk yoksulluğuna karşı acil programlar hazırlanmasını talep ediyor. Örgüt, okullarda ücretsiz bir öğün yemek ve temiz içme suyu sağlanması, okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve Mesleki Eğitim Merkezleri’nin (MESEM) kapatılarak bütçenin doğrudan okullara aktarılması çağrısında bulunuyor.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi, CHP Kurultay Davasını Reddetti

Anayasa Mahkemesi (AYM), CHP’nin kurultay davasına bakan Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin başvurusunu, “davada uygulanacak kural olmadığı” gerekçesiyle reddetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı’nda usulsüzlük iddiasıyla açılan ceza davasında mahkemeler arasındaki “görev” uyuşmazlığına ilişkin Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin yaptığı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) ilgili hükmünün iptali talepli başvurunun ilk incelemesini yaptı.

CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nda “iştirak halinde hareket ederek, bazı delegelere menfaat karşılığında oy kullandırdıkları” iddiasıyla aralarında Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 12 isim hakkında asliye ceza mahkemesi ile ağır ceza mahkemesi arasındaki “görev” tartışması AYM’ye taşınmıştı.

Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi verdiği “görevsizlik” kararına karşı yapılan itirazların dayanağı olan CMK’nın ilgili maddesinde yer alan, “Adli yargı içerisindeki mahkemeler bakımından verilen görevsizlik kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir” hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak iptali için AYM’ye başvurmuştu.

Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu reddetmesi durumunda duruşmanın 4 Kasım 2025 tarihinde saat 09.00’da görülmesine de karar vermişti.

Alınan bilgiye göre Yüksek Mahkeme, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nin başvurusunu, “davada uygulanacak kural olmadığından” reddetti.

Paylaşın

Özgür Özel: Asla Teslim Olmayacağız

Taksim’deki Atatürk Anıtı’na çelenk bırakma töreninde konuşan CHP Lideri Özgür Özel “Biz haklıyız, biz kazanacağız, asla teslim olmayacağız” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin 102. yıldönümü nedeniyle İstanbul Taksim Cumhuriyet Anıtı’ndaki çelenk koyma törenine katıldı. Özel, törende yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“Bugün 9 Eylül Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Cumhuriyet Halk Partililerin doğum günü. Bugün sabahın ilk saatlerinde Ankara’da kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret ederek ardından İsmet Paşa’yı ziyaret ederek daha sonra diğer arkadaşlarımız, Ankara’da kalan arkadaşlarımız Devlet Mezarlıklarındaki önceki genel başkanlarımızı, partimize emeği olan büyüklerimizi ziyaret ederken ben buraya geldim ve İstanbul İl Başkanım Özgür Çelik’le birlikte.

Özgür Çelik’le birlikte Rahmetli genel başkanlarımız Altan Öymen’i ve Erdal İnönü’yü mezarları başında andık. Saygımızı sunduk ve buraya geldik. Araç şu köşeyi dönerken Taksim meydanını ve sizleri gördüğümdeki duygumu şöyle ifade etmek isterim.

Araç buraya döndü. Tüm Türkiye dün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yönlendirdiği talimatlı yargıyla Türkiye’nin kurucu partisine, onun İstanbul il başkanlığına karşı yapılan bir darbeyi ve bunu 5000 polisle birlikte gerçekleştirenleri gördü. Eğer yetkinizi AK Parti yargısından alırsanız 5000 polise ihtiyacınız var. Ama eğer yetkiyi milletten alıyorsanız işte Taksim’e gelirsiniz. Sizi 5000 tane partili karşılar.

Köşeyi dönüp de bu meydanı hınca hınç sizlerle dolu gördüğümde Özgür başkana meydanı işaret ettim. Bu partide en önemli görevi genel başkan yapmıyor. En önemli görevi dünkü durumu görüp bugün 50 kişiyle konulacak bu çelenk koyma, sunma törenini bunu vazife bilip günün ortasında, güneşin altında gelip de duran şu partili yapıyor en önemli görevi dedim. Şu partili yapıyor. Cumhuriyet Halk Partisini bölebilirler mi?

Cumhuriyet Halk Partisi birdir, bütündür, tek teminatı üyeleridir, sandıktır. Türkiye’yi sandıksız yönetmeye niyet edenler Türkiye’de Gazi’nin kurduğu tek adamı yollayıp Gazi’nin kurduğu cumhuriyette İsmet Paşa’nın kaybettiği seçimle Türkiye’ye armağan ettiği çok partili rejimi iktidarların seçimle gelip seçimle gitmesini seçim kaybedeceğini anlayınca hazmedemeyenler şimdiden Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul İl Başkanlığı üzerinden sandığı kaldırmaya yerine atanmışlar getirmeye çalışıyorlar.

Teslim, teslim olmayacağız. Neyine güveniyorsun? Sadece ve sadece size güveniyorum. Kurtuluş Savaşı’nı başlatmaya giderken bir tek adamın talimatıyla hakkında ölüm fermanı, idam cezası verilmiş ölüm fermanı boynunda Kurtuluş Savaşı’na çıkmış biri tarafından kuruldu. Tüm genel başkanları suikast girişimlerine uğradılar, linç girişimlerine uğradılar.

Gün oldu parti kapandı. Genel başkanlar, yöneticileri, il başkanları cezaevlerindeydi. Cezaevindeyken bile kalkıp 9 Eylül günü takım elbise giyip cezaevindeki Atatürk büstüne gidip de çiçek koymuş bir gelenek asla ve asla parçalanamaz, ele geçirilemez. Ben milletim, milli iradeyim diyen herkese sesleniyorum.

Ben partimi elbette üyelerime ama siz vicdanlı demokratlara bu sandığın kıymetini bilenlere ben kimi seçersem o yönetir diyen vicdanlı insanların, ahlaklı insanların engin yüreklerine emanet ediyorum. Bugün Silivri’de Kalkan partinin kuruluş günü için giyilen bulundukları hücrelerde bizimle birlikte İstiklal Marşı söyleyen İstanbul il başkanımızın bugünkü çağrısına kendim Silivri zindanındayım ama yüreğim, gönlüm, ruhum Taksim’de sizlerdedir diyen Ekrem başkanı ve arkadaşlarını selamlıyoruz. Selam olsun!

Şahsıma yapılan haksızlıkları affettim, barıştım. Ancak bu partinin her kademesinde görev yapmış kim olursa olsun bu birlikteliğimize, Türkiye’de birinci parti oluşumuza gölge düşürmeye çalışan, Saray’a alet olup bu partiye zarar vermek isteyeni, bir karından doğduğum kardeşim olsa affetmem, affetmeyeceğim. Partiliyim diyen herkes seçilmişlere saygı duymalı. Biz haklıyız, biz kazanacağız, asla teslim olmayacağız. Demokrasi kazanacak. Doğum günümüz kutlu olsun!”

“Hayatı durduracak eylemler yapabiliriz”

Özgür Özel, Financial Times’a (FT) verdiği röportajda Türkiye’deki siyasi duruma ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Özel, Erdoğan’ın “tek parti sistemine” yönelme gayretinde olduğunu ve bu yolda en büyük engelin CHP olduğunu belirtti.

Özel, Türkiye’de otoriter yönetim anlayışının güçlendiğini vurgulayarak, “Hükümet, gelecekte iktidara gelebilecek bir yapıyı engellemeye çalışıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi, son seçimde birinci çıkmış, tüm anketlerde önde olan CHP’ye açık bir müdahale söz konusu. Bu, bir darbe girişimidir,” dedi.

Hükümetin baskı politikalarının artması durumunda, “sokaklara taşacak büyük çaplı ve barışçıl protesto planları” olduğunu açıklayan Özel, “Türkiye’de yaşamı durma noktasına getirecek, barışçıl ama etkili sivil itaatsizlik eylemleri yapabiliriz. Milyonlar değil, on milyonlarca kişiyi bir araya getirme gücümüz var,” ifadelerini kullandı.

Seçimlere ve referandumlara yönelik olası itirazlara da değinen Özel, “Alt mahkemelerin bu tür konularda karar verme yetkisi yok. Bu alan yüksek yargının yetkisindedir. Dolayısıyla CHP olarak bu kararları tanımayacağız,” diyerek, olası yargı süreçlerine kapı araladı. Ayrıca, geçmiş seçimler ve 2017 anayasa referandumunun hukuki olarak yeniden değerlendirilebileceğini belirtti. Özel, “Erdoğan kirli bir oyun oynuyorsa, biz de o oyunu oynayabiliriz. Onun yöntemiyle değil ama ona benzer bir kurnazlıkla karşılık verebiliriz,” sözleriyle CHP’nin olası siyasi stratejilerine dikkat çekti.

Yargıya ilişkin değerlendirmelerinde ise Özel, Türkiye’deki yargı bağımsızlığının baskı ortamı nedeniyle zedelendiğini ancak CHP’nin hukukun üstünlüğüne bağlı kalacağını, Erdoğan hukuksuz davranabilirken kendilerinin hukuk içinde kalacağını vurguladı.

Özel, Erdoğan’ın seçim kazanma gücünü kaybettiğini ve bu nedenle muhalefeti etkisizleştirme çabası içinde olduğunu savunarak, “Erdoğan, artık seçimleri kazanamayacağını biliyor. Rusya’daki gibi zayıf ve işlevsiz muhalefet partileri istiyor. Ancak CHP buna boyun eğmeyecek,” şeklinde konuştu.

“CHP’yi Kayyuma Bırakmayız”

CHP Lideri Özgür Özel, Cumhuriyet’in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Özel, DEM Parti’nin, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Abdullah Öcalan’ı dinlesin” önerisi hakkında şunları söyledi: “Komisyon bunu oturur, tartışır. Karar alma mekanizmaları belli. CHP olarak, komisyonun somut gündem önerilerinde konu komisyon üyesi arkadaşların karar verme sınırlarını aşarsa bunu bize getirmeleri lazım.

Bize henüz böyle bir şey gelmedi. Komisyon adına kimler gidecek, ne olacak, ne amaçla gidilecek bunları bilmiyoruz. Ama bu zamana kadar bana ‘İmralı’ya gidecek misiniz?’ diye de sordular. Bizim gündemimizde öyle bir şey yok. Komisyonun gündemine bu geldiğinde arkadaşlar neyin ne amaçla geldiğini getirdiklerinde oturacağız, konuşacağız, tartışacağız, bakacağız.”

Özel, “Komisyonda iktidar ortakları arasında bir kırılganlık hissediyor musunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Samimi cevabım, hissediyorum. Ama Devlet Bahçeli bunu söylediğimizde kendisine hakaret olarak kabul edip, bize hakaret etmeye başlıyor. O yüzden hissetmiyorum. Çok iyi geçindiklerini hissediyorum. Birlikte geçinsinler. Hiçbir çatlak hissetmiyorum. Devlet Bey de bize hakaret etmesin.

Ama şunu görmek lazım. Başlarken başta bazı temel noktalar söylemişlerdi. Mesela hiçbir pazarlık olmayacaktı. Kayıtsız şartsız silah bırakılacaktı. Bir çağrı olacak, Avrupa, Türkiye, Suriye, İran’ı, Irak’ı etkileyecekti. Sanki YPG de silah bırakacaktı. Bunun doğru olmadığını hepimiz biliyorduk da söyleyene hakaret ediyorlardı. Şimdi Suriye’de yaşananlara, restleşmelere; ABD’nin SDG konusundaki yaklaşımına bakınca komisyonda zamana yayma meselesi var.”

“Komisyonda bir şey olsun suçu CHP’ye yıkalım. Ya da bir şey yapalım, CHP komisyondan ayrılsın. Komisyonu CHP bozmuş olsun, şu sorunlu gündemden kurtulalım” diyorlar. Masayı devirmemizi bekliyorlar. Ama onlara böyle bir konfor alanı bırakacak değilim” diyen Özel şu ifadeleri kullandı:

“Ülkeye bir sürü şey taahhüt ettiler. Şimdi başka bir tablo var. Burada sorunu çözmek için demokratikleşme adımları atmaya ayak sürüyorlar. Sonra ‘CHP kalksın’ diyorlar. Ama ben 18 Mart günü gelseler de ‘Komisyon kuralım’ derdim, son operasyon dalgaları ve partimize kayyum meselelerinden sonra da derdim. Bizi zulmederek ne ıslah edebilirler ne de kızdırıp olduğumuzdan başka bir yere çekebilirler. Masadan kalkıp kalkmama meselesini ilk başta belirlediğimiz kriterlere endeksli söylüyoruz.

O masada anayasa konuşmayız. Şehit ailelerinin yüzüne bakamadığımız bir iş yapmayız. Ama demokratikleşme yoluyla Kürt sorununun çözülmesi için her şeyi yaparız. Elimizi taşın altına koyarız. Arkadaşlarımız bu hafta da ilerleyen haftalarda da hasta tutukluları, kayyum meselesini gündeme getirecek. Komisyondan kalkmak yerine komisyonu Türkiye’yi demokratikleştirme adına birkaç güven artırıcı adım atmaya davet edeceğiz. İlk adım hasta tutuklu ve yükümlüler. Ardından da kayyum düzenlemesinin üzerine komisyon konuşsun. Herkesin samimiyetini görelim.”

Özel 15 Eylül’de görülecek Kurultay davası için ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Partimizin hukukçularıyla bütün ihtimalleri çalıştık. Aylardır çalışıyoruz. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararını hukuki bulmamak ayrı bir şey buna karşı tedbir almamak başka bir şey. Meydanı onlara bırakacak halimiz yok. Meselenin kritik bir yere gittiğini fark ettiğimizde delegelerimiz olağanüstü kongre imzası verdi. Bir buçuk gün içinde delegelerimiz bine yakın imza verdi. Bir kayyum ya da butlan kararı sonrasına İstanbul kongrelerinin olmadığı; Parti Meclisi ve genel başkanın da çağrıcısı olmadığı, delegelerin çağırdığı bir olağanüstü kurultayı teknik ve hukuken planladık. Onu uyguladık. O kurultayı kimse durduramıyor. Çünkü bu yönetime rağmen kurultay yapılıyor demektir. Ben zaten 6 Nisan’da olağanüstü kurultayı çağırmıştım.

Ama diyorlar ya ‘Genel başkan son kongrede seçildiği için, o karar etkili olmaz’ diye… Şimdi İstanbul delegeleri ve genel merkez hariç olağanüstü kurultay topluyor. Burada en memnun olduğum konu, parti tarihinin en büyük saldırılarından biriyle karşı karşıya ve saldıranlar partiyi yıldırmayı düşünürken öyle bir birliktelik var ki… Delegeler notere gitti, iki bin lirayı bulan bir masrafı var, imzaları verdiler. Bir buçuk günde başvuruda bulunduk.

Tüylerim diken diken oldu, gırtlağım düğümlendi. Delege o kadar farkında ki meselenin, motivasyon en üst noktada. Tarihte bu görülmemiş. İstanbul il kongresini de olağanüstü topluyoruz. 540 imza toplandı. Özgür Çelik, 300 küsür oyla seçilmişti. Yani kendisine oy vermeyenler, destek için imza verdi. Bu CHP’yi bölmeye çalışanların yaptıklarının delegede, üyede, kamuoyunda çok geri teptiğinin en önemli göstergesi.

Öyle bir noktadayız ki 15,5 milyon insanın adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri’de. Ben milletin adayının üzerine Silivri’de beton dökülmesine izin verir miyim? Oturduğumuz koltuk, Atatürk’ün koltuğu. Onun koltuğuna kayyum dadanmış. İstanbul’a kayyum dadanmış. Biz oraları bırakamayız. Orduyu, polisi harekete geçirirler. Bizi buradan döve döve atarlar. O ayrı bir şey. Biz bu olmadan bu koltukları bırakmayız. Hukuk içinde her şeyi yapıyoruz. Onlar hukukun dışında neyi göze alıyorlarsa fazlasını göze alıyorum. Bu sokakları terörize etmek anlamında değil. Onlar neyi göze alırsa, fazlasını göze alırız. Çünkü bir kelime az konuşursak milleti sustururlar. O yüzden bize yakışmaz. Her şeyi göze aldık. 100 yıl önce verilen mücadele bundan kolay bir mücadele değildi.”

“Erdoğan’ın dolduramadığı meydanları dolduruyoruz”

CHP Genel Başkanı partisinin düzenlediği mitingler için ise şunları söyledi: “İnsanlar mücadelenin bir parçası olmak istiyor, bunu da kendi şehirlerinde göstermek istiyorlar. Şartlar ne zamana kadar gerektirirse o zamana kadar miting yapacağımızı söyledik. Gittiğimiz her şehirde rekor kırıyoruz. Erdoğan’ın dolduramadığı, artık kaçtığı meydanları dolduruyoruz. Konya’da miting yapmaya kaçındığı meydanı doldurduk.

Yozgat’ta dolduramadığı meydanı doldurduk. Bayburt’ta 800 küsür oy aldık ama 20 bin kişiyle miting yaptık. Bu açıdan kıymetli. Giderek güçleniyoruz ve oraya moral oluyoruz. Sadece miting de yapmıyoruz. Gittiğimiz yerde ölçümler yapıyoruz. Seçmen analizi ve miting sonrası anketler yapıyoruz. Mesela AKP, Sinop’ta 42,7 oy almış. Bu pazar seçim olsa 36,7’ye inmiş. CHP yüzde 25 oy almış. Bu pazar seçim olsa 42,5’e çıkmış.”

Paylaşın

Özel’den Dikkat Çeken Mesajlar: Sandığı Ortadan Kaldırmaya…

Partisinin program çalıştayında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Karşımızdakilerin demokrasiyi araç olarak gördükleri demokrasiyi artık bir kenara bırakıp hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz” dedi.

Konuşmasında mücadele vurgusu yapan Özgür Özel, “Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin genel merkezinde düzenlenecek CHP Program Çalıştayı’nın açılışında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Bugünkü toplantıya ve bu toplantıya gelene kadar… Ki bir yıllık meseleye bizim tarafımızda Selin Sayek Böke hocamızla birlikte değerli hocamız Armağan Erdoğan’ın, Parti Meclis Üyemiz Emine Uçak’ın, hem milletvekillerimiz, hem partimizin değerli yöneticileri Sayın Yunus Emre ve Yüksel Taşkın’ın emeklerini anmadan geçmek istemem. Çok büyük emek verdiler. Gayret sarf ettiler. Sizlerin böylesi bir atmosferde böylesine yoğun bir katılım göstermeniz, bugünkü programa 600’den fazla geçmişte de programımıza emek vermiş olan akademisyenin, uzmanın katkı sağlamak üzere burada bizlerle birlikte olmanız gerçekten hepimiz için onur verici olmasının yanında Türkiye’nin umduğumuz aydınlık geleceği için de umut verici. Bu yüzden katılımlarınız ve bugüne kadarki destekleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum ve hoş geldiniz diyorum.

Cumhuriyet’in kurucu partisi, kendi vizyonunu en katılımcı anlayışla ve bilimin yol göstericiliğiyle şekillendiriyor ve hayata geçiriyor. Partimiz, dünyanın önde gelen program partilerinden biridir. 106 yıllık partimizin tarihinde, programlarımızda ortaya konulan vizyon Türkiye’yi dönüştüren eylemlere taşınmıştır her zaman. Sizlerle birlikte yazmakta olduğumuz ve artık redaksiyon evresine devretmeyi umduğumuz bu haftanın sonunda, programımızın Cumhuriyet’in 2025 dünyasına uygun, 2025 Türkiye’sinin sorunlarına doğru çözümler üreten ve partimize, ülkemize yeni bir soluk, yeni bir vizyon kazandırmasını arzuluyoruz.

Bu vizyonu sizlerle birlikte hazırlıyoruz. Yine sizlerle birlikte uygulamayı ümit ediyoruz. Pek çok konuşmamda yer verdim, veriyorum. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak siyaset kalesinin başarı kapısını 47 yıldır bir türlü aşamıyorduk. Elbette yerel seçimlerde kayda değer başarılarımız, zaman zaman elde ettiğimiz başarılar var. Ama kurulduğu gün Türkiye’nin birinci partisi olan, ne zaman Türkiye’nin birinci partisi olduysa; seçimleri kazandıysa iktidarda ve yürütmede yer aldıysa Türkiye’nin çok önemli sorunlarına tarihsel çözümler üreten ve Türkiye Cumhuriyeti’ne tarihsel kazanımlar elde etmiş olan; daha ilk başta Cumhuriyet’i kuran ve ardından yokluğu, kıtlığı, hastalıkları aşan, Atatürk’ün deyimiyle ‘10 yılda 15 milyon genç’ yaratan, sonra da kaybettiği seçimde Türkiye’ye çok partili demokrasiyi ve iktidarın seçimle el değiştirebilmesini hediye eden; kaybettiği seçimde bile…

Tekrar iktidar olduğunda bu sefer sosyal devleti; işçileri, örgütlenme hakkını, işçilerin güvencelerini ve sendikalı mücadeleyi Türkiye’ye kazandırmış olan, toprak reformunu tartıştıran, her türlü eşitsizliğin üzerine soldan bir bakışla, eşitlikçi ve kalkınmacı bir bakışla çözümler üreten bir partinin çok uzun süre iktidardan mahrum kaldığı bir süreçte bir kez daha demokrasiyi kurma, bir kez daha hep birlikte Türkiye’yi ayağa kaldırma, kalkındırma, kötü bölüşüme net bir müdahalede bulunma, yoksulluğu bitirme, daha çok kazanma ama adil bölüşmeye yönelik olarak; aynı zamanda demokrasiye yönelik olarak, aynı zamanda barışa yönelik olarak, Türkiye’nin başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal barışına olumsuz etki eden her meselenin çözümüne demokratik çözüm önererek ve cesaretle üstüne giderek, özellikle son dönemde çok büyük sıkıntılar çekilen toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında etkili, net, tarihsel, kalıcı bir müdahalede bulunmak üzere bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi iktidara hazırlanıyor. Bir kez daha Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu tarihsel katkısını bekliyor ve o konuda aslında önemli bir sürecin içindeyiz.

‘İşimize geldi, bindik. İşimize gelmediği gün ineriz’ dedikleri demokrasi tramvayından 31 Mart seçimlerinde kaybettikleri bir seçimden sonra inmeye karar verenlerin yaşattığı bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Yani içinde bulunduklarımız; ana muhalefet partisinin iki yıl önce yapılmış seçiminde seçilmiş ve yenisinin seçilmesine 15 gün kalmış İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanacak kadar 2025 yılında ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezine kayyum atamayı ya da yapılmış seçimleri yok saymayı hedefleyecek kadarki geri dönmüşlük, aslında vaat ettiğimiz değişimin ne kadar büyük, ne kadar yapısal ve ne kadar kalıcı olduğunu ve o yüzden de ne kadar birilerini korkuttuğunu gösteriyor.

Karşımızdakilerin araç olarak gördükleri demokrasiyi, artık bir kenara bırakıp, hatta ve hatta buraya gelmelerini sağlayan sandığı ortadan kaldırmaya niyetlendikleri bir sürecin içindeyiz. O yüzden bize bu mücadelede cesaret düşüyor, kararlılık düşüyor. Ama her mücadelenin bir fiziki tarafı, birimiz, birilerimiz ne kadar daha süreceği bilinmeyen haksız mahkumiyetle ve lüzumsuz, kötü niyetle uygulanan bir tutuklama tedbiriyle zindanlarda bedel ödüyorlar. Kimilerimiz meydanlardayız, otobüslerin üstündeyiz. Tarihte görülmemiş mitinglerle, meydanların bize kattığı enerjiyle birlikte bir mücadeledeyiz. Ama işin, bu büyük değişim ve dönüşümün bir de bu safhası var. Bu safhasını yapmak için de sizlerle birlikteyiz.

Tabloya bakıldığında durum kötü, durum karanlık. Hatta şöyle bir durum var. Geçen gün İstanbul İl Başkanlığına girerken durum artık iyice karikatürize oldu. Girdiğim binanın binası mahkemelik, elimizden almaya çalışıyorlar. Girdiğimiz binayı kimin yöneteceğine karar verilen iki yıl önceki İstanbul il kongresi mahkemelik. İstanbul İl Başkanımız verdiği demokratik mücadeleden dolayı 22 yıl hapisle yargılanıyor, mahkemelik. Bizim burada olduğu gibi orada da bir parti kedimiz vardı, adı Şanslı. Binaya girerken ‘Şanslı nerede dedim?’ o da olmuş veterinerlik. Bu şartlar altında halen daha umudumuzun şu kadar gerilemediğini, direncimizin şu kadar azalmadığını ve mücadele azmimizin ilk günkünden geride olmadığını hepinizin bilmesini isterim.

Ne bekliyorduk ki? Ne bekliyorduk? Tayyip Erdoğan eline beyaz zambaklar yaptırıp devir teslim için bizi mi bekleyecekti? Elbette böyle olacak. Bu kadar suça bulaşmış, bu kadar kirlenmiş, geçmişte bugün bizlere yapıştırmaya çalıştıkları, haksız şekilde yüzyılın yolsuzluğunu kendi kendilerine ortaya çıkarmışlar, bütün kanıtlar ortaya dökülmüş. Kanıtlar toplanırken deliller usulüne uygun toplanmadı diye kovuşturmaya geçirmemiş. Önce inkar edilmiş, hani şimdi arayıp arayıp bulamadıkları, ‘Mutlaka bir kasa olacak, içinden para çıkacak’ dedikleri yerde bizden mühür çıkıyor, korumanın kurşunu çıkıyor. Ama ayakkabı kutularından, kasalardan balya balya paralar çıkmış. ‘Önce onlar koydu yatak odama bunları’ demişler, sonra faiziyle geri istemişler.

“Güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi”

Öyle bir sürecin içinden geçenleri, ‘Aramızda kardeşlik hukuku var’ diyenlerin birbirinin boğazını sıktığı, birbirine darbe yaptığı, birlikte kurulan partideki 33 kurucudan 31’inin partide olmadığı ve sadece ve sadece artık biat edenlerin, övenlerin, ‘Yok bunu da iyi yaptınız’ diyenlerin parti yönetiminde ve ülke yönetiminde olduğu, liyakatsiz sadece sadakate dayanan, birbirlerine sadakate dayanan, güçlü bağlarla birbirine bağlı olduğu… Çünkü en güçlü bağ suç ortaklığı bağıdır. Suç ortaklığı bağıyla birbirine bağlı olanların, varıp da normal yollardan güle oynaya bir iktidar devir teslimi yapmayacakları belliydi.

O yüzden yatanımız yatacak, bedel ödeyenimiz bedel ödeyecek. Bu mücadele sırasında çok yorulacağız. Başımıza belki çok kötü şeyler gelecek. Ama hepimiz şunu biliyoruz ki; şartlar 100 yıl öncesinden ağır değil. Yani Akın Gürlek’in iftiralarıyla, yalancı tanıklarıyla, işbirlikçileriyle saldırıyorlar da; birinci Cumhurbaşkanının boynuna idam fermanını asarak Samsun’a geçtiğini, Havza’ya gittiğini, Amasya’da genelge yayınladığını, Erzurum’da kongre yaptığını, Sivas‘ta kongre yaptığını, daha sonra gelip de Ankara’da Meclis açtığını unutmamak lazım. Boynunda idam fermanına rağmen kurtuluşu örgütlemiş, kuruluşu başarmış, bu ülkeye bu Cumhuriyeti kazandırmışların partisinde ne moral bozukluğu olur, ne saldırılardan yılma olur, ne bir adım geriye atma olur. Hep söylediğimiz söyleyerek bitiririm. Ne bir adım geri atacağız, ne bir kelime eksik söyleyeceğiz ne bir santim eğileceğiz.

Çünkü biz biliyoruz ki; eğer biz bir kelime eksik söylersek bu milleti susturacaklar. Bu milleti konuşmaya, yüksek sesle tartışmaya biz alıştırdık, biz başardık bunu. Eğer bir adım geriye atarsak, bizi 100 yıl geriye götürecekler. O 100 yıl geriki karanlıktan bugünlere biz getirdik. Ve bir santim eğilirsek biz, onlar bu millete diz çöktürecekler. Bu millete diz çökmeyen bir millet olduğu için Cumhuriyeti kazandırmış olan ve asla ve asla diz çökmemiş olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanı olarak hepinize emeğiniz için, cesaretiniz için, katkılarınız için ve geçmişte yazdığımız tarihi şimdi hep birlikte geleceğimizi yazmak üzere bize katıldığınız için hepinize şükranlarımı sunuyorum.”

Paylaşın

Ali Babacan: Yargı İle Muhalefet Şekillendirilmek İsteniyor

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, CHP İl Başkanlığına “Kayyum” atanmasına ilişkin, “Şu anda iktidar yargı kullanarak, yargı üzerindeki nüfuzunu kullanarak muhalefeti şekillendirmeye çalışıyor” dedi ve ekledi:

“Bundan bir süre önce Sayın Erdoğan’ın ifadesi olmuştur. Yani “Türkiye’deki muhalefeti de şekillendirmek, dizayn etmek galiba bize düşecek” demişti. Yani şu anda fiilen onu yapmaya başladı.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Fatih Altaylı’nın “Boş Koltuk” programına konuk oldu.

Ali Babacan, CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptaline ilişkin soruya verdiği cevapta şunları söyledi: Şu anda iktidar yargı kullanarak, yargı üzerindeki nüfuzunu kullanarak muhalefeti şekillendirmeye çalışıyor. Bundan bir süre önce Sayın Erdoğan’ın ifadesi olmuştur. Yani “Türkiye’deki muhalefeti de şekillendirmek, dizayn etmek galiba bize düşecek” demişti. Yani şu anda fiilen onu yapmaya başladı.

Tabii ki dosyaların derinlerine inip, derinlerine bakınca her bir belediyeyle ilgili ne vardır ne yoktur, o yargı süreçlerinden hepsi ortaya çıkacaktır ama yani çok benzer durumlarda olan bir AK Partili belediyeyle CHP’li belediyeye eğer farklı muamele yapılıyorsa, yani yargı süreçleri CHP’li belediyelerle ilgili çok sert yürütülürken AK Partili belediyelerle ilgili hemen hemen hiçbir yargı denetimi yapılmıyorsa burada bir taraflı bir duruş var. Burada bir yargıyı siyasi amaçlar hedefiyle etkilemek var. Yani bu tabii çok vahim bir durum.

“Bu ülkede enflasyon düşmez, ekonomi düzelmez”

Babacan hükümetin ekonomi politikaları ile ilgili de şunları söyledi: Enflasyon sadece faiz artırarak inmez. Enflasyon aynı zamanda devletin tasarruf etmesiyle iner. Bakın, ilk başta özelleşme dediniz değil mi? Biz ne yaptık? Özelleşme gelirinin tamamını borcu azaltmakta kullandık. O kadar borca faiz ödemedik. Diyelim ki o gün 8 milyar dolar para geldiyse, 8 milyar dolar borcu azaltınca 8 milyar doların faizinden kurtulduk mesela, değil mi? Bu nedir? Onu harcayabilirdik o gün ama öyle bir ekonomi programı yazdık ki, ‘yok’ dedik. Böyle bir şey olmaz. Devlet bunu böyle har vurup harman savuramaz.

Madem borcumuz var, varlığımız var; eğer bir özelleşme varsa bu sadece borç ödemede kullanılır dedik. Şu anda öyle bir şey yok. Bir tasarruf kaygısı yok devletin. Vatandaşa diyorlar ki: ‘Sabır, tasarruf edeceksin, biraz daha bunlara katlanacaksın. Türkiye’nin düşmanı çok.’ Peki, devlet olarak sen hangi tasarrufu yaptın bugüne kadar? Hangi harcamanı azalttın? Neye dikkat ettin? Vatandaştan istediğin tasarrufu devlet olarak sen yapmazsan bu ülkede enflasyon düşer mi? Düşmez.

Mesela Mehmet Şimşek, Cevdet Yılmaz. Bunların ne yapması lazım? Tasarruf için gidip Erdoğan’ı ikna etmeleri lazım. ‘Efendim olmaz, bakın bu kadar vatandaş perişan, bizim de devlet olarak tasarruf etmemiz lazım’ diye ikna etmeleri lazım. Ne yapmaları lazım? Kamu İhale Yasası’nı değiştirmeleri lazım. Biliyorum ki şu anda masalarının üzerinde hazır Kamu İhale Yasası var. Hangi yasa? Avrupa Birliği’ndeki 27 ülkenin uyguladığı, hatta ayrılan İngiltere’nin de uygulamaya devam ettiği; Avrupa Birliği’ndeki 33 fasıldan bir tanesi olan Kamu İhale Yasası’nın Türkiye’de de uygulanması lazım. Biz hep bunu savunuyoruz.

Diyoruz ki: Bu kadar ülke bunu uyguluyorsa, Türkiye’den çok daha büyük ekonomisi olan ülkeler yatırım yaparken, kamu parasını harcarken bu kurallara uyuyorsa biz neden kaçıyoruz? Bugün ben bu ülkenin cumhurbaşkanı olsam, halkımızdan o yetkiyi alsam inanın bir ayda bunun meclisten geçmesini sağlarım. En geç üç ayda da yeni Kamu İhale Yasası’nı uygulamaya başlarım. Siz o zaman tasarrufu görürsünüz. Şu anda 3 liraya mal ettikleri deprem konutunu, bakın iddialı söylüyorum, biz 1 liraya mal ederiz. 200 bin konut bitirdik diyorlar değil mi? Biz aynı parayla 600 bin konutu yapardık. Hepsi açık. Mimarlar, mühendisler odalarının açıkladıkları inşaat maliyet tablosu var. Bir de bu deprem konutlarına verdikleri fiyatlar var.

Verdikleri fiyat diyorum çünkü ihale falan yok. Bakın, Türk Telekom’da 13-14 firmadan bahsediyorum; 4 firma gelmiş kıyasıya rekabet etmiş, öyle özelleştirilmiş. Burada rekabet falan da yok. ‘Arkadaş, şurada 4 bin deprem konutu var, bunu sen yap. Şurada da 3.000 konut var, bunu da sen yap.’ Yarışma yok. ‘Kim daha ucuza yaparsa ben ona vereceğim’ demek yok. Dolayısıyla bakıyorsunuz inşaat maliyet tablolarına, bir de verdikleri fiyatlara, korkunç farklar var. Sadece deprem konutu bu değil mi? Memleketin en acil ihtiyacı. Tasarruf olmayınca, yani Kamu İhale Yasası değişmeyince, bu ülkede enflasyon düşmez, ekonomi düzelmez.

Çünkü ‘itibardan tasarruf olmaz’ diye bir mottosu var ya Sayın Erdoğan’ın. Öyle ki, o bana verilmiş bir cevaptır. Ben zamanında tasarruf derken, ülkenin en hızlı büyüdüğü dönemlerde görevliydim. ‘Bugünler iyi günler, bugünlerde tasarruf etmeliyiz ki kötü günler geldiğinde o tasarruflarımızı kullanalım, bir denge sağlayalım’ dedim. Ak akçe kara gün içindir dedik, değil mi? Biriktirdiğimiz her şeyi sıfırladılar. Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini sıfırladıkları gibi, Merkez Bankası’nın yedek akçelerini de sıfırladılar. O günlerde bu dikkatten kaçtı. Damat döneminde Merkez Bankası’nın yıllardır biriktirdiği yedek akçeler bir günde sıfırlandı ve bütçe harcamasına eridi gitti para. İçim cızladı. ‘Yazık’ dedim. Yıllardır bu ülkenin kara günü için biriktirdiği Merkez Bankası’nın yedek akçesidir bu. Yapılır mı? Sırf kötü yönetimin sonucunu kapatmak için yaptıkları işler bunlar maalesef.

“Geçmiş kaliteye özlem var”

Babacan konuşmasında şunları kaydetti: TRT tamamen bu ülkenin vergileriyle finanse edilen bir kuruluş. Yani herkes KDV ödüyor, ÖTV ödüyor. Gidiyorsunuz bir ekmek alıyorsunuz, onun içinde yüzde 1 de olsa bir KDV var, o paradan TRT’ye para gidiyor. Şimdi böyle bir kuruluşa DEVA Partisi kuruldu kurulalı bir kere bile davet edilmedim. Benimle ilgili tek bir haber yaptı TRT, o da Covid olduğumda. Hangi duygularla o haberi yaptılar bilmiyorum ama baktım, akşam ana haberlerde ‘Ali Babacan Covid oldu’ haberi. Yani haber bu, tek haber. 5 yıldır TRT’de benimle ilgili çıkan haber bu.

E şimdi bu adil değil ki. Eskiden biliyorsunuz TRT ne yapardı? Bütün liderlere eşit dakikalı programlar yapardı değil mi? TRT’de açık oturumlar, liderler açık oturumları olurdu. O dönemin siyasetine, siyasetçilerin kalitesine bakıyorum; Türkiye Avrupa’ya daha kaliteli ürün satıyor ama siyasette bazen o dönemlerin kalitesini arıyor insan. Gazetecilikte, habercilikte, siyasette bir geçmiş kaliteye özlem var. O da yazık bu ülke için. Dolayısıyla geniş kitlelere ulaşacak mecralarla ilgili de sorunumuz var.

Mesela Anadolu Ajansı… Bizimle ilgili çok nadir haber geçer. Çok nadir, o da birkaç satırla. Onun dışında yok. Eskiden Anadolu Ajansı dediğimiz kurum bir referans haber kaynağıydı. Gerçekten tarafsız, objektif; her gün yüzlerce haber akışı sağlardı ve her medya kuruluşu onu sağlam, güvenilir bir referans olarak alıp televizyonlarda, gazetelerde, internet haber sitelerinde görürdü. Ama şu anda öyle değil. Çok kısa, bazı konuları görmeyen ya da çoğu zaman iktidarın propagandasını yapan bir aygıt haline dönüşmüş durumda. Yazık. Bunlar devlet kuruluşu olduğu için söylüyorum.

Paylaşın

Okula Başlama Masrafı Asgari Ücretin Üç Katı

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay, alnızca okula başlama maliyetinin asgari ücretin 3 katına çıktığını vurgulayarak, “Eğitim ciddi bir maliyet haline dönüşmüş durumda. Velilerin kara kara düşündüğü bir tablo ile karşı karşıyayız” dedi.

Yeni eğitim-öğretim yılı, milyonlarca öğrenci, veli ve öğretmen için başlıyor. Okulların açılmasıyla birlikte beslenmeden ulaşıma, kırtasiye giderlerinden eğitim kurumlarının fiziki koşullarına kadar pek çok başlık yeniden gündeme taşındı.

Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da eğitimde yaşanan yapısal sorunları ve veliler ile öğrenciler üzerinde artan ekonomik yükleri Radyo Sputnik’te yayınlanan İsmet Özçelik’le Ankara Farkı programında değerlendirdi. Özbay, şunları söyledi:

Yeni eğitim-öğretim yılının tüm paydaşlar için sorunlarla başladığını belirten Özbay, eğitimde fırsat eşitsizliğinin derinleştiğini, velilerin ekonomik yük altında ezildiğini, öğretmen ve eğitim emekçilerinin ise yetersiz koşullar ile karşı karşıya olduğunu dile getirdi:

“Okullar açılırken öğretmeni, eğitim çalışanı, velisi, öğrencisi dertlenmiş durumda. Sorunları ile bir kez daha eğitim ortamlarında baş başa bırakılacakları bir süreci yaşıyoruz. Eğitimin bütün yükünün velinin sırtına, ailelerin cüzdanına yüklendiği bir süreç. Eğitim emekçileri, öğretmenler, eğitim çalışanları açısından da hem çalıştıkları ortamın yetersizliği hem de ekonomik açıdan, mesleki açıdan sorunlarla beraber başlıyor.

Eğitimin ülkede artık tamamen bir ayrıcalık haline dönüştüğünü görüyoruz. Türkiye’de eğitim hakkına ulaşmak tamamen velilerin cüzdanı ile alakalı bir durum. Öğretmenin, eğitim çalışanının mesleki itibarının yerle bir edildiği bir süreci yaşıyoruz. Ekonomik olarak daha da fazla yoksullaştığını, yoksulluğun daha da derinleştiğini görüyoruz.

Ülkenin geleceğini ilgilendiren bir konu olan eğitimdeki sorunlar aslında ülkenin en esaslı sorunu olarak görülmesi lazım. 20 milyona yakın öğrenciden bahsediyoruz. Gençlerin bir ülkenin geleceği olduğu şiarından yola çıktığımızda eğitim ortamlarındaki birçok yoksunlukları da aslında ülkenin geleceğindeki yoksunlukları, eksiklikleri de beraberinde getirecek.”

Özbay, kayıt parası, servis, kırtasiye ve giyim masraflarının asgari ücretin çok üzerinde olduğunu açıkladı. Velilerin yalnızca okul başlangıcında bile büyük bir mali yük altına girdiğini söyleyen Özbay, şu ifadeleri kullandı:

“Öncelikle veliler kayıt parasıyla karşılaşıyor. 3 bin lira isteyen de, yüz bin lira isteyen de var. Türkiye’de eğitim tamamen taşımalı hale gelmiş. Servislerde kısa ve uzun mesafeye göre rakamlar değişiyor. Kısa mesafede 30 bin, uzun mesafede 45 bin liralara da yıllık ücretlerin olduğunu görüyoruz. Kırtasiye ihtiyaçları var; 5 bin lira gibi. Tabii bu söylediğim rakamlar minimum rakamlar.

Ortalama rakamları aldığımızda; çocuğun kırtasiye, giyim ihtiyacını karşılasa asgari ücretin yüzde 80’inden fazla bir ücret çıkıyor. Bugün asgari ücretli maaşı ile çocuğunun okula başlangıcını karşılayamıyor. Buna servis de girerse, peşin ödemeye kalktığında asgari ücretin 2-3 katı rakamlar ortaya çıkıyor. Bugün çalışanların yüzde 40’ı asgari ücret ya da ona yakın ücretle çalışıyor. Bu ortamda yalnızca okula başlama maliyeti, servis de devreye girerse 2-3 katı üzerinde olduğunu görüyoruz.

Bir de bunun okula gittiğinde kantin masrafı var. Bu beslenme değil, yalnızca çocuğun midesine bir şey gitmesi. En az 100 lira. O nedenle eğitim çok ciddi bir maliyet haline dönüşmüş durumda. Her okul döneminde velilerin artık kara kara düşündüğü, çocuğunun okula gidişinden, dönüşünden mutlu olmadığı kara bir tablo ile karşı karşıyayız. Asgari ücretli ağırlıklı yaşam standardının olduğu bir ülkede ücretlerin okula başlama masraflarını karşılamaya yetmediğini görüyoruz.”

Velilerden ‘bağış’ adı altında zorunlu ödemeler alındığını dile getiren Özbay, bunun aslında açıkça kayıt parası olduğunu söyledi. Okul yöneticileri ve öğretmenlerin de Bakanlığın yetersiz bütçesi nedeniyle bu sisteme mecbur bırakıldığını kaydeden Özbay, şöyle konuştu:

“Eğitim bir hak olmaktan çıktı. Tamamen bir ayrıcalık. Ciddi rakamlar harcayarak eğitim almaya çalışan 1 milyonun üzerinde çocuğumuz olduğu özel okul sistemi var. Bunun yanında devlet okullarına geldiğimizde devletin, yani aslında siyasi iktidarın bir tercihi bu, ayırdığı bütçenin okulların ve oradaki öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzak olduğunu görüyoruz. Her adım paralı hale geldi. Bakıyoruz ki okula kayıt da bir sorun ile karşı karşıya kalıyor.

Adına kayıt parası denmiyor ama ‘bağış’ adı altında ya da çeşitli kurumlara, şirketlere yapılan yardım adı altında aslında birebir kayıt parası alınıyor. Sizin aracılığınızla sesleneyim, hodri meydan; bütün Okul-Aile Birlikleri’nin hesaplarını inceleyelim. O okulların iş birliği içerisinde oldukları, kırtasiyeleri, temizlik şirketlerini inceleyelim. Bunların hesaplarına nerelerden para gitmiş, bu kadar yüklü para gitmesinin sebebi ne? Anayasanızda güvence altına aldığınız, en temel insan hakkı olan eğitim hakkında yurttaşlar neden bağış yapmak zorunda kalır?

Bunun aslında bağış değil bir zorundalık olduğunu hepimiz biliyoruz. Bunun adı çok net kayıt parası. Bu kayıt parası dediğimiz sistemi oradaki okul müdürü ve öğretmene mi yükleyeceğiz? Tabii ki hayır. Çünkü okul müdürü ve öğretmen de okulun temel ihtiyaçları karşılanamadığı için aslında Milli Eğitim Bakanlığı’nın mecbur bıraktığı bir sisteme maalesef ki uyum sağlamış oluyor. Yani kendi mesleğinin dışında, bir nevi tahsildara dönüşmüş oluyor.”

‘Eğitim kurumları ticarethaneye dönüşmüş halde’

Özel okulların sayısındaki artışı eleştiren Özbay, devlet okullarının ise kalabalık sınıflar, yetersiz temizlik ve güvenlik gibi sorunlarla baş başa bırakıldığını ifade etti. Eğitimin metalaştığını ve ticarethaneye dönüştüğünü söyleyen Özbay, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim ile paranın yan yana gelmesi büyük bir utanç. Bunun devlet tarafından sağlanması lazım, yani kamucu bir bakış açısına sahip olmak lazım. Özel okul diye okul olmaz. Çünkü velilerden, yurttaşlardan vergi alıyorsunuz. Bu verginin karşılığında ilk sağlayacağınız hak eğitim, sağlık. Bunlar devletin asli görevlerindendir. Ama maalesef eğitim bizde tamamen metalaşmış durumda. Eğitim kurumları adeta ticarethaneye dönüşmüş durumda.

Özel okulların olmadığı bir sistemi var etmek gerekir. Cumhuriyetin temeli de bu. Çünkü okullarda sadece bireyin akademik gelişimini sağlamıyorsunuz, okullarda yurttaş yetiştiriyorsunuz, o topluma insan yetiştiriyorsunuz. O nedenle onlara eşit eğitim hakkını sağlama zorunluluğunuz var. Peki neden yurttaşlar özel okullara yönleniyor? Kendi çocuğumdan bahsedeyim, şimdi ortaokula geçti.

Sınıfı 44 kişi. Özel okullarda 30 kişilik sınıf bulamazsınız. 50-60 kişilik okullar var. Devlet okullarında sınıflar kalabalık, temizlenmeyen okullar, güvenlik görevlisi olmayan okullar var. Öğrencinin sosyal alanları yok. Temel ihtiyaçlar anlamında birçok eksiklikler var. Bu eksiklikler velilere mecburi bir istikamet oluşturuyor.”

Ailelerin eğitim harcamaları için kredi çekmek zorunda kaldığına dikkat çeken Özbay, “Eskiden çocuklar okula başlarken evde bayram havası olurdu. Artık televizyon kanallarına bakın; en çok reklamı yapılan şey ne? Eğitim kredisi. Olay bu noktaya geldi. Türkiye ailelerin eğitime en çok para harcamak zorunda kaldığı ülkelerin başında geliyor. Kamunun buradan çekildiği, piyasalaşmanın ve gericiliğin içerisindeki kıskaçta can çekişen bir eğitim sisteminden bahsediyoruz” dedi.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Kayyum” Tepkisi: Asla Pes Etmeyeceğiz

Ekrem İmamoğlu, CHP İstanbul İl Başkanı’nın görevden alınıp yerine kayyum atanmasına ilişkin, “Demokrasiye karşı yapılan bu saldırıyı durduracak kudret; sizin gönlünüzde, aklınızda, ruhunuzda, Türkiye’ye ve demokrasiye olan inancınızda mevcuttur. Yorulmayacağız ve asla pes etmeyeceğiz. Hep birlikte geleceğimize ve demokrasimize sahip çıkacağız” dedi.

Haber Merkezi / Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Zeytinburnu’nda gerçekleştirilen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingine bir mektup gönderdi.

İmamoğlu, mektubunda şu ifadeleri kullandı: “Fatih Sultan Mehmet’in öncülüğünde kurulan, tarihi ve doğal mirasımız Zeytinburnu’nda; demokrasi, adalet ve özgürlük için bir aradayız. Cennet vatanımızı siyasi mühendislikle, davalarla, tutuklamalarla, masa başı planlarıyla ve kayyımlarla ele geçirmeye çalışanlara karşı, 19 Mart’tan bu yana direnişteyiz. Demokrasiyi siyasi vesayetlerle bitirmeye çalışanlara karşı en büyük umudumuz, 19 Mart’ta Saraçhane’yi gür sesiyle inleten milletimizdir. Bitirmeye çalıştıkları bu umut seferberliğini ne bizleri esir alarak ne de CHP’yi tehdit ederek durdurabilirler.

Türkiye Cumhuriyeti’ni darbeler değil, demokrasi yönetecektir. Millete savaş açmayı tercih edenler, devletin kurumlarını milli irade gaspı için kullananlar ve kayyımlardan medet umanlar, sizin iradenize yenilecek ve kaybedeceklerdir. Dün, yargı eliyle yapılan kumpas da bir kez daha göstermiştir ki; milletin kendi kaderini tayin etme ve demokratik yollarla iktidarı değiştirme hakkını gasp etmeye çalışıyorlar. Bunu da devletimize ve milletimize yaşatılan bütün kötülüklerin önünde, sarsılmaz bir iradeyle duran Cumhuriyet Halk Partisi’ni yok ederek yapmak istiyorlar.

Bu yönüyle, ilk günden beri diyoruz; mesele, Türkiye meselesidir. Türkiye’nin özgür, adil ve refah dolu yarınlarıdır. Şunu iyi bilsinler; Cumhuriyet’i kuran iradeyi, Türkiye’nin birinci partisini ve milletin egemenliğini hiçbir kuvvet esir alamayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve demokrasimizin sigortasıdır. Tertemiz olan İstanbul İl Kongremizi ve Kurultayımızı lekelemeye çalışarak, partimizi kayyımla tehdit ederek ve delegelerimizin iradesini hiçe sayarak sonuç alabileceklerini sanıyorlar.

Buradan güçlü bir şekilde ifade ediyorum; CHP kongreleri ve İl Başkanımız Özgür Çelik onurumuzdur. Bilsinler ki, ‘Ben CHP’liyim’ diyen hiçbir siyasetçi, bu irade gaspına ve onursuzluğa alet olmaz. Demokrasiye karşı yapılan bu saldırıyı durduracak kudret; sizin gönlünüzde, aklınızda, ruhunuzda, Türkiye’ye ve demokrasiye olan inancınızda mevcuttur. Yorulmayacağız ve asla pes etmeyeceğiz. Hep birlikte geleceğimize ve demokrasimize sahip çıkacağız.

“Baskıyla, tehditle, şantajla…”

6 yıl boyunca, İstanbul’un 39 ilçesini birbirinden ayırmadan çalıştık. Bu şehrin her bir köşesini, bize teslim edilmiş kutsal bir emanet olarak gördük. Her zaman, İstanbul’un muhafızı olma bilinciyle hareket ettik. Bu sayede, İstanbul tarihinin yıllık ortalamada en çok metro üreten, en fazla altyapı ve çevre yatırımı yapan, en çok sosyal yardımda bulunan yönetimi olduk. Şimdi, bizi bir suç örgütüymüş gibi göstermeye çalışanlar, yıllardır bizi sürekli inceleme, soruşturma ve teftişten geçiriyorlar. Bin küsur inceleme, soruşturma ve teftişle bulamadıklarını, iktidarın emri altına girmiş bir kısım yargı mensubu aracılığıyla, şimdi bizzat kendileri yaratmaya çalışıyorlar. Baskıyla, tehditle, şantajla insanları iftiracı yapmaya, delil üretmeye, suç uydurmaya çalışıyorlar.

Sabırla, iddianamenin hazırlanmasını, yargılamanın başlamasını bekliyoruz. O gün geldiğinde, kim kimi yargılıyor, herkes görecek. Milletin vicdanında çoktan kaybettikleri bu davayı, bir de bizlerin karşısında kaybedecekler. Başaramayacaklar. Hukuku, milletin vicdanını ve iradesini yok sayarak, tarihin akışını tersine çeviremeyecekler. Bu ülkenin dört bir yanında, maruz kaldığı adaletsizliklerle mücadele etmek zorunda kalan, yüreği acı dolu on milyonlar var.

Haklıdan değil, güçlüden yana çalışan, kurum ve kuralların değil, bir avuç insanın kontrolü altında işleyen bir sistemde adalet olmaz. Adalet olmayınca da ne refah olur ne huzur. Onun için herkes adalet arıyor. Bu millet, yalnız mahkemelerde değil, hayatın her alanında adalet arıyor. Elde ettiği gelirde, ödediği vergide, devletin sunduğu imkân ve fırsatlarda adaleti arıyor millet. Biz, milletimizin adalet arayışına son vermek, adaleti yalnız devletimizin değil, mutluluğumuzun, kardeşliğimizin, zenginliğimizin temeli haline getirmek için mücadele ediyoruz.

Birlik olacağız ve hep birlikte başaracağız. Devlet, gücünü baskıdan ve zorbalıktan değil, adil olduğuna duyulan güvenden alacak. Bu ülkede artık kişilerin değil, kurumların ve kuralların dediği olacak. Devlet; her bir vatandaşa, her bir partiye, toplumun her kesimine eşit mesafede olacak, kamu hizmetlerini ayrımcılık yapmadan sunacak. Bir asır önce, bu aziz milletin o büyük şahlanışı, ‘ya istiklal ya ölüm’ diyerek başlamıştı.

Biz de bu yola ‘ya adalet ya esaret, ya adalet ya sefalet’ diyerek çıktık. Yolun sonunda bizi bekleyen güzel günlere erişmeden asla durmayacağız. Hepimiz, birer vatandaş olarak üzerimize düşen görevleri yerine getireceğiz ve bu güzel memleket adalete, hürriyete kavuşacak. Herkes için ve her yerde önce adalet, önce hürriyet diyenler kazanacak. Her şey çok güzel olacak. Ekrem İmamoğlu. Silivri Zindanı.”

Paylaşın