YSK’dan CHP’nin İstanbul Olağanüstü İl Kongresi İçin Devam Kararı

YSK Başkanı Ahmet Yener, CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi’ne ilişkin Anayasa ve Seçim Kanunu uyarınca başlamış olan bir kongre sürecinin durdurulmasının mümkün olmadığını söyledi.

İstanbul 45’inci Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin Olağanüstü İstanbul İl Kongresi hakkında “çalışmaların durdurulmasını” talep etmişti.

İstanbul Valiliği ve Sarıyer Birinci İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na bu sabah gönderilen yazıda “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Kongresi Seçimlerinin yapılması mahkeme kararımıza aykırı olup çalışmaların durdurulması gerekmektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi’ne ilişkin olağanüstü toplanan Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) açıklama geldi. YSK Başkanı Ahmet Yener konuyla ilgili açıklamasında şunu ifade etti:

“Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025’e 350 sayılı ara kararı uyarınca durdurulduğuna ilişkin müzekkerenin bugün Sarıyer İlçe Seçim Kurulu’na tebliği üzerine Sarıyer İlçe Seçim Kurulunca başlamış olan kongre sürecinin devam edip etmeyeceği hususunda kurulumuzdan görüş sorulmuştur.

Kurulumuz saat 13:30’da yapmış olduğu toplantı sonucunda daha önce 2010 25’e 302, 315 ve 316 sayılı kararlarının da belirtildiği gibi başlamış olan bir kongre sürecinin durdurulması anayasanın 79 ve seçim hukukuna ilişkin yasa maddeleri uyarınca mümkün değildir.”

İstanbul 45’inci Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin Olağanüstü İstanbul İl Kongresi hakkında “çalışmaların durdurulmasını” talep etmişti.

İstanbul Valiliği ve Sarıyer Birinci İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na bu sabah gönderilen yazıda “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Kongresi Seçimlerinin yapılması mahkeme kararımıza aykırı olup çalışmaların durdurulması gerekmektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

Hukuki süreç ne durumda?

İstanbul’daki mahkemenin kararının ardından Ankara Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptal davasını esastan reddetmişti.

CHP bunun üzerine davanın düştüğünü ilan etmiş ve kayyum kararının kaldırılması için mahkemeye başvurmuştu. Ancak Gürsel Tekin görevine devam edeceğini duyurmuştu.

Bu arada İstanbul İl Başkanlığı davası ile CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleşen 38’inci Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’teki 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptaline ilişkin dava, dosyalar arasında “hukuki ve fiili irtibat” bulunduğu gerekçesiyle birleştirildi.

CHP’nin kurultay davasının bir sonraki duruşması 24 Ekim saat 10.00’da görülecek.

Ana muhalefet partisi, Özgür Özel ve yönetiminin görevden alınması riskine karşı 21 Eylül’de olağanüstü kurultay düzenledi. Özgür Özel, partisinin olağanüstü kurultayında geçerli 835 oyun tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi.

CHP’liler böylece 24 Ekim’de görülecek olan davanın konusuz bırakıldığını savunuyor.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Toplum Somut Adımlar Görmek İstiyor

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin, “Süreç ne aşamada? Durdu mu? Yavaşladı mı? Durağan bir hal mi aldı? Pürüz mü var? Riskli bir döneme mi girdi? İlerlemiyor mu? Dikkat ederseniz art arda sıraladığım bu soruların tamamında negatif çağrışımlar var” dedi ve ekledi.

“Sürece dair pozitif çağrışımlar içeren gelişmeleri kamuoyu görmediği için soruları bu yönde soruyor, haklı olarak. Niye, çünkü bir inançsızlık söz konusu. Bu inançsızlığı ortadan kaldırmak için komisyonun kuruluşu çok büyük bir coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Çok büyük bir coşku diyorum. Sebebi şu. Somut adım görmek istiyor insanlar. Hem siyaset hem toplum somut adım görmek istiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki konulara ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Ayşegül Doğan, şunları söyledi:

“Merhabalar değerli basın emekçileri. Türkiye’nin yoğun gündemlerinin uzun saatler değerlendirildiği ve önümüzdeki döneme dair planlamaların yapıldığı, son günlerdeki sıcak gelişmelerin de değerlendirildiği bir MYK sonrası huzurlarınızdayız. Ancak biz hazırlanırken yine Cumhuriyet Halk Partsi’nin kurultayı ile ilgili bir müdahale ile karşı karşıya kaldık. Yine bir mahkeme eliyle açıkça anayasal suç işleniyor. Bu bir CHP meselesi değil, Türkiye’nin demokrasi meselesidir. Biz de böyle yaklaşmalıyız. Göz göre göre bir siyasi partiye müdahalede ısrar etmek, üstelik zaten uygulanmayan darbe anayasasını dahi ihlal etmeyi göze almak, açıkça siyasi talimatla çalışmanın ifadesi olarak kamuoyuna yansıyor. Bu tutum ve yönelimden vazgeçmek gerekiyor.

Şu anda bir mahkeme heyeti ana muhalefet partisinin, son seçimlerde birinci parti olan bir siyasi partinin kurultayını durdurmak üzere heyet gönderiyor. Bu görüntüler Türkiye’ye yakışmıyor. Yıllardır tekrar ediliyor. Bu görüntülerin ortaya çıkmaması, bu görüntülerden vazgeçmek için taktiksel değişikliklere değil, zihinsel bir dönüşüme ihtiyaç var. Türkiye’de köklü bir sistem değişikliğine ihtiyaç var. Bugün CHP’ye, dün DEM’e, yarın yine DEM’e, sıra dolayısıyla her an herkese gelebilir. Sıranın her an herkese gelmemesi için eşit, hiç kimseye ayrımcılığın yapılmadığı köklü bir sistem değişikliğine ihtiyacımız var. Tabii ki Yüksek Seçim Kurulu’na da şu çağrıyı yapıyoruz.

Şu anda olağanüstü toplantı halindeler. Önümüzdeki dakikalarda -dakikalar olmasını ümit ediyoruz bunun, saatler değil- kararlarını duyacağız. Ancak daha önce verilmiş bir karar var. Ve Türkiye’de bu konudaki tek yetkili kurum Yüksek Seçim Kurulu. Buna rağmen 45. Asliye Ceza Mahkemesi bunu yapabiliyorsa Yüksek Seçim Kurulu yüksek sesle kararına sahip çıkmalıdır. Biz CHP’ye yönelik bu operasyonların, bu uygulamaların; barışçıl ve demokratik toplumu konuştuğumuz bir dönemde bu kadar çok arttırılmasının, bu kadar çok tırmandırılmasının bir tesadüf olmadığını düşünüyoruz. Doğrudan sürece yönelik gölge düşürücü, süreçle ilgili gelişmeleri hedef alan yaklaşımlar olarak değerlendiriyoruz.

Merkez Yürütme Kurulumuzun önemli başlıklarında biri toplumsal muhalefet ve siyasal muhalefet. Çünkü bizim en çok önemsediğimiz şey Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin toplumsal ayağının güçlü bir şekilde inşa edilmesi ve bunun güçlendirilmesi. Bunun için şeffaflığı çok önemsediğimizi söyledik. Bunun için bizdeki her bilgiyi her an sizinle paylaşabilecek kadar açık olmaya çalıştık bu süre zarfında. Yaklaşık 1 yıl geçirdik, değerlendirmesini yaptı MYK’mız. Ancak tüm bunlara rağmen sürecin toplumsallaşmasını hedefleyen, anti demokratik uygulamalarda ısrar edenler olsa olsa süreç karşıtları olabilir. Süreç karşıtlığı üzerinden toplumsallaşma inşa edilemez.

Biz bunu görüyoruz. Bunun gayet açık bir biçimde farkındayız. Bu  çok tehlikeli bir senaryo. Bu çok tehlikeli bir oyun. Böyle oyunlar kuranları en başından buradan uyarmak durumundayız ve uyarıyoruz, yapmayın! Çözümsüzlükten medet ummak gözyaşı getirmek demektir. Ülke çok şey kaybetti. İnsan hayatlarından bahsediyoruz. Ülkenin enerjisi, potansiyeli kayboldu son yıllarda. O yüzden çözümsüzlüğe değil çözüme güç ve destek vermek gerekiyor. Bu tür oyunlardan medet umanlar da bilmeliler ki bu tür oyunlarla başarıya ulaşamazlar. Ve biz bu oyunları boşa çıkartabilecek deneyime de sahibiz.

“Filistin meselesi çözülmedikçe Ortadoğu’da eşit ve özgür bir yaşamdan bahsedilemez”

Çok önemli konulardan biri, belki de ilk kez bu şekilde dünyanın gündeminde yer alıyor. Tüm çağrılarımıza, bu konudaki eylemlerimize, açıklamalarımıza, dayanışmamıza rağmen Filistin meselesinden bahsediyorum. Ortadoğu’nun en köklü meselelerinden biri, en başında gelen meselelerinden biri ve ne yazık ki çözümsüzlüğe gark olsun diye daha çok çaba sarf edilen bir mesele olarak karşımızda duruyor. Oysa biz biliyoruz ki Filistin meselesi çözülmediği sürece Ortadoğu’da eşit, özgür bir yaşamdan, ezilen halkların özgürlüğünden bahsetmemiz mümkün değil.

Dolayısıyla Birleşmiş Milletler’in 80. Genel Kurulunun New York’ta toplanmış olması ve bu toplantıda resmen olmasa da Genel Kurulunun ana gündeminin Filistin olması, bu konuya ilişkin yapılan açıklamalar, dayanışma çağrıları, tüm bunların kalıcı bir barışa evrilmesi için somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz DEM Parti olarak. Gazze’de artık Birleşmiş Milletler’in de resmi olarak kabul ettiğini söyleyebileceğimiz bir soykırım yaşanıyor. Ve bu soykırım yine dünyanın gözleri önünde açıkça yaşanıyor. Hastaneler, okullar, evler, gıda dağıtım noktaları vuruluyor. Temel ihtiyaç malzemeleri, gıda ve ilaca konulan ambargo nedeniyle çocuklar ya hastalıktan ya da açlıktan ölüyor.

Bu dramı görmemek, buna karşı bir çaba içerisinde olmamak insanlık adına utanç verici en hafif tabiriyle. Dolayısıyla Gazze’de en kısa sürede ateşkes ilan edilmeli. Kalıcı barışın müzakere yoluyla sağlanabilmesinin zemini oluşturulmalı. Ve bilinmeli ki Ortadoğu bir halklar ve inançlar bahçesi. Bu bahçede hiçbir tekçi anlayış çözüm üretemez, demokratik bir model üretemez. Tekçi anlayışlarla da demokratik bir çözüme ulaşılamaz. Biraz önce de ifade ettiğim gibi bu tekçi anlayışlar var oldukları ülkelere sadece kan ve gözyaşı getirdiler ne yazık ki.

Halkların eşit, özgür, barış içinde yaşayacağı demokratik bir modelin hayata geçmesini önemsiyoruz biz. Filistin coğrafyasında başta Yahudiler ve Araplar olmak üzere tüm halkların ve inançların bir arada, eşit ve özgür bir biçimde yaşaması gerektiğini, bunun koşullarını oluşturabilmek için de hepimizin gayret içerisinde inançla, kararlılıkla, müdahale azmiyle buna sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyoruz ve bunu savunuyoruz.

Biz biliyoruz ki Ortadoğu’da patlayan her silah, atılan her bir bomba, kalkan her bir savaş uçağı ancak ve ancak halklar arasındaki yarılmaları derinleştirir. Bunu derinleştirmek yerine halklar arasındaki mesafeleri kapatmak ve yan yana gelişleri eşit ve özgür bir şekilde sağlamak gerekiyor. Bu sebeple de bu soykırım, uluslararası toplum tarafından atılacak somut adımlar olmadan durmaz. Bunu biliyoruz. Somut adımlara ihtiyaç var. Hem bu soykırımın durması hem de dünyanın gözü önünde devam eden bu ambargonun durdurulması ve kaldırılması için.

Bundan bağımsız olmayan bir başka konu Ortadoğu’nun Türkiye meselesi. Ortadoğu’nun Kürt meselesi, aslında Türkiye meselesi demek de bir sürçülisan oldu ama bir boyutuyla öyle bir hali de var. Evet, Ortadoğu’da Türkiye’nin üstleneceği rol, misyon açısından baktığımızda, Ortadoğu’nun Kürt meselesi, Türkiye’nin Kürt meselesi ve artık uluslararası bir mesele olan Kürt meselesi son bir yıldır dikkatle takip ediliyor. Yalnızca bizler tarafından değil, hem Ortadoğu’daki gelişmeler açısından baktığımızda dikkatle izleniyor.

Hem de dünyada ilgilileri dikkatle izliyorlar Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir pozisyon alacağını, nasıl bir misyon üstleneceğini. Çünkü bunun bölgesel ve küresel etkileri var. Bölgesel ve küresel etkileri üzerinden de içerideki gelişmeler değerlendiriliyor. Bu açıdan baktığımızda biz de Merkez Yürütme Kurulumuzda son bir yılda yaşananları enine boyuna yeniden değerlendirmeye çalıştık. Biliyorsunuz yakın zamanda Meclis yeniden mesaiye başlayacak ve bir yandan da mecliste bir komisyon kuruldu ve komisyon çalışmaları devam ediyor.

“Toplum somut adım görmek istiyor”

Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle başlamak istiyorum. Herkes şunu merak ediyor, süreç ne aşamada? Durdu mu? Yavaşladı mı? Durağan bir hal mi aldı? Pürüz mü var? Riskli bir döneme mi girdi? İlerlemiyor mu? Dikkat ederseniz art arda sıraladığım bu soruların tamamında negatif çağrışımlar var. Sürece dair pozitif çağrışımlar içeren gelişmeleri kamuoyu görmediği için soruları bu yönde soruyor haklı olarak. Niye? Çünkü bir inançsızlık söz konusu. Bu inançsızlığı ortadan kaldırmak için komisyonun kuruluşu çok büyük bir coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Çok büyük bir coşku diyorum. Sebebi şu. Somut adım görmek istiyor insanlar. Hem siyaset hem toplum somut adım görmek istiyor. Bunun da çeşitli nedenleri var.

Tarihsel nedenleri var, sosyolojik nedenleri var. Bugüne kadar Türkiye’nin biriktirdiği acı deneyimler var. Bunların yaşanmaması için insanların bu inançsızlık vurgusunu sık sık ifade etme ihtiyacıyla karşı karşıya kaldıklarını sahada da gözlemliyoruz biz. Defaatle buradan da söyledik. Art arda sıralanan bu soruların negatif çağrışımlarla dolu olmasının nedenini maksatla değerlendirmiyoruz biz. Böyle yaklaşmıyoruz. Aksine bunu bir talep olarak, bunu bir sahip çıkma, bunu başarıya ulaştırma çabası olarak görüyoruz. O sebeple de buradan bir kez daha sürecin ilgililerine, karar vericilerine ivme kazanması için cesur bir kurucu iradeyi ortaya koymaları gerektiğini yineliyoruz.

Ne demek bu? En başında şunu söylemiştik. Eğer sürecin bütüncül bir tasarımı olsaydı yani bir yol haritası olsaydı, bir izleği olsaydı başladıktan sonra aşama aşama neler olduğu kamuoyuyla paylaşılsaydı ya da neler olacağı, neler yapılacağı, nelerin planlandığı bugün bu sorular bu şekilde sorulmazdı. Ancak şunu da ifade etmek durumundayız yaptığımız değerlendirmelerden süzülen bir bilgi olarak da, süreç hızlı ilerlemiyor. Bu açıdan baktığımızda bu monotonluk kamuoyunda kaygı yaratıyor. Bunu görüyoruz. Bu monotonluğu gidermenin, bu durağan hali gidermenin yolları var, mümkün. Biz bunu daha önce de söyledik. Yine söylüyoruz. Şimdi tek tek sıralayacağım.

Hatırlayalım. Geçen sene Ekim ayına gidelim. Tokalaşmayla birlikte başlayalım. Akabinde çeşitli açıklamalarla devam eden ve nihayetinde 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın örgütüne yaptığı çağrıyla bambaşka bir boyut kazanan ve bir de ivme kazanan bir süreçten bahsediyoruz. Sonrasında ne oldu? İşte Mayıs ayında PKK Kongresini topladı. Kongresini topladıktan sonra fesih kararını duyurdu. Fesih kararından sonra silahlarını Temmuz ayında yakarak imha etti. Somut adımlar attı. Silahları yakarak imha etmek sembolik olmanın ötesine geçen bir anlam taşıyor. Somut bir eylem koydu ortaya. Taleplerini ifade etti örgüt olarak.

Demokratik siyaseti bir taktik olarak değil, stratejik bir karar olarak benimsediklerini kongre kararıyla da açıkladılar. Sayın Öcalan’ın çağrısının stratejik bir çağrı olduğu, taktiksel bir çağrı olmadığı, bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiği defalarca bizim tarafımızdan da yine dile getirildi. Peki bunlara karşılık neler oldu diye bakalım. Açıklamalar oldu evet. Türkiye’de ezberleri bozan. Umut hakkından tutalım da Sayın Öcalan’ın Meclis’e gelip konuşma yapmasına kadar Türkiye’de ezberleri bozan açıklamalar oldu ve bunlar çok kıymetliydi.

Niye? Çünkü söze bir alan açılmaya çalışılıyordu. Epeydir konuşmayan, yan yana gelmeyen siyasi partiler istişarelerde bulunmaya başladı. Tabii ki bunların önemli olduğunun altını hep çizdik, hep vurguladık. Ancak sorunun derinliği, sorunun kökleri, sorunun nedenleri, sorunun tarihsel, sosyolojik, siyasal, ekonomik boyutları dolayısıyla yetersiz. Mesele bu. O yüzden bütüncül bir tasarıma, bir kareografiye ihtiyacı vardı bu sürecin. Nihayetinde hangi aşamaya geldik? Komisyon aşamasına geldik.

Komisyon Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak kuruldu. Haftalardır bu komisyon dinlemeler yapıyor. Bu dinlemeler de çok kıymetli. Bu dinlemeleri de önemsiyoruz. Bu dinlemeler de gösterdi ki çatışma çözümlerinde dünya deneyimlerinin önemli olduğu kadar Türkiye’nin deneyiminin de bugüne kadar biriktirdiklerinin de kıymeti bilinmeli ve bunlardan da yararlanılmalı. Ancak bu da yetmiyor. Yalnızca dinlemelerle yol alabilen bir komisyon olamaz, olmamalı. Nitekim hem komisyon başkanı hem de meclis başkanı Sayın Kurtulmuş bugün komisyon toplantısı öncesi yaptığı açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı ki biz de önemli buluyoruz.

Kendileri açısından planladıklarından daha disiplinli bir süreç olduğunu ifade ediyor komisyon sürecinin. “Kimsenin fikirlerine, konuştuklarına müdahale etmedik bu süreçte” diyor. Burada bir düzeltme yapmak isteriz DEM Parti olarak. Müdahale edildi. Barış Annelerinin Kürtçe konuşmasına meclis komisyonunda müdahale edildi. Bu müdahale tarihe not düştü. Sorunun esas nedenlerinden biri budur. Bir halkın varlığını yok saymak, bu ülkedeki farklı kimliklerin varlıklarını yok saymak, bu ülkedeki farklı inançları yok saymak. İşte meselenin neden sonuç ilişkisi dediğimiz şey tam da bu.

Eğer çatışmalı bir süreçten ve bunun nihayete ermesinden bahsediyorsak bunun neden ve sonuç ilişkilerini doğru değerlendirmek gerekir. Teşhisi doğru yapmalıyız ki izlenebilecek yöntem ve yol bizi başarıya götürebilsin. Türkiye modeli olarak hayata geçirilmek istenen çatışma çözümü literatüründe model de nihayete erdirebilsin. O nedenle burada Kürtçeyi özel olarak not düşmek isterim. Anadilinde konuşma, anadilinde kendini ifade etme hakkı bir lütuf değildir. Bahşedilecek bir hak değildir. Bir insan hakkıdır. Tartışılmaz dahi bu hak.

Şunu çok iyi biliyoruz ki bu durum iç tüzükle anlatılamayacak, iç tüzüğe sığdırılamayacak. Bu ancak olsa olsa gerekçe olabilir. Bir müdahale gerçekleşti orada Barış Annelerine ve Kürtçe konuşmaları engellendi. Birilerinin anadiline müdahale ettiniz Sayın Başkan. Ve bu meselenin esas nedenlerinden biridir. Unutulacak bir şey değil. Alt çizilmesi gereken ve hep hatırlatılması gereken bir konu. ‘Her birisi kayda geçti diyor bu konuşmaların’. Evet bu durum da tarihte bir kez daha tezahür ettiği için bir daha kayda geçti ve ilk kez tezahür etmiyor meclis çatısı altında.

“Meclis’in barış mesaisi yapması gerektiğini düşünüyoruz”

“Ortak olarak söylenen hususlardan birisi eğer bu komisyon çalışmalarını başarıyla tamamlarsa tarihi bir fonksiyon icra etmiş olacak” diyor. Biz de bu tarihi fonksiyonun icra etmesi gerektiğini, meclisin böyle bir tarihi görev ve sorumlulukla karşı karşıya olduğunu neredeyse bir yıl önce ve bundan yıllar önce de her defasında söylemiştik. ‘Eşik aşılmış olacak’ diyor. Ümit ediyoruz ki bu eşik aşılır. Ve çok önemli bir şey söylüyor Numan Kurtulmuş. Bundan sonra bir raporlama olacağını söylüyor ve aynı zamanda yasal bir takım düzenlemelerin Ekim ayına yetiştirileceğini söylüyor. Geç kalmış bir açıklama ama değerli bir açıklama. Biz meclis açılışında, meclisin barış mesaisi yapması gerektiğini düşünüyoruz.

Ekim 2024’ten bugüne geldiğimiz sürece baktığımızda, bu süreci takip edecek birtakım yasal düzenlemeleri, hukuki düzenlemeleri, belki özel yasaları çıkarabilecek, infazla ilgili bir takım düzenlemeler yapabilecek bu komisyonun kurulmuş olmasının önemini ve bundan sonraki odağının ne kadar değerli olduğunu hep hatırlattık ve nihayet Komisyon başkanından bundan sonra bir takım düzenlemeler yapılacağına ilişkin açıklama geldi. Bunun takipçisi olacağız. Beklenen, daha hızlı ve odaklı çalışmasıydı. Umarız önümüzdeki dönem daha hızlı ve odaklı çalışır ve yine Kürt sorununu yaratan nedenlerin esasına dair de konuşabilir, tartışabilir ve buna ilişkin bir takım tekliflerde bulunabilir.

Tüm bu hatırlattığım gelişmeler içerisinde çok önemli bir taraf, ana bir aktör Sayın Öcalan. Yalnızca silahsızlanmaya indirgeyemeyeceğimiz, yalnızca bu kapsamda değerlendiremeyeceğimiz, çatışmasızlığın kalıcı hale getirilebilmesi ve demokratik entegrasyon projesinin hayata geçmesi için mutlaka dinlenmesi gereken bir ana aktörden bahsediyoruz. Buradan çağrımızı yineliyoruz komisyona. Burada bir yerinde sayma halinde durmamak gerekiyor. Madem ezberleri bozmaktan, madem tabuları yıkmaktan bahsediyoruz o halde cesaretle mecliste söylenmiş söze sahip çıkmak gerekir. Sayın Öcalan dinlenmeli.

Sayın Öcalan’ın görüşleri, önerileri bir şekilde bu komisyona akmalı. Bu olması gereken. Olması gereken bir şeyi yapmamanın ya da üzerine tartışmanın bir anlamı yok. Bu zaman kaybettirir. Daha hızlı ilerlemek için de bunu geciktirmeden hayata geçirmek gerekiyor. Gerçekçi bir yaklaşıma ihtiyaç var. Yalnızca çatışma çözümüne odaklı bir yaklaşımınız bile olsa, ki bu mesele yalnızca çatışma çözümüne odaklı, çatışmasızlık boyutuyla geçici bir biçimde bir yaklaşım olamaz. Yüzeysel bir yaklaşım olamaz. Daha derinlikli bir yaklaşımı gerektirir. O halde Sayın Öcalan’ı ana aktör olarak mutlaka dinlemeli, sözüne alan açmalı ve temas kurmalısınız.

Sürecin yarım asırdır süren bu çatışmalı döngüde milyonlarca insanın hayatı ile birlikte Türkiye’nin enerjisine, potansiyeline neler kaybettirdiğini hep söylüyoruz. Tarihin bize sunduğu bu nadide fırsatın kıymetini bilmek durumundayız. Aksi takdirde hepimiz için çok ağır bir vebal, çok ağır bir sorumluluk olur. Başarmak durumundayız. Milyonlarız, umudun kazandığını gören, bilen. Mücadele azminin ne kadar kıymetli olduğunu bilen. Bunun her şeye rağmen ne kadar dirençli olduğunu tek tek yaşayarak deneyimleyen milyonlarız. O yüzden bugün burada milyonlara sesleniyoruz DEM Parti adına.

Süreç yalnızca siyasi partilerin, yalnızca iktidar blokunun insafına bırakılabilecek bir süreç değil. Bu sürecin toplumsallaşması, bu sürecin her birimiz tarafından kendi hayatlarımıza sahip çıkıyormuşçasına desteğe, sarılıp sarmalanmaya ihtiyacı var. Kırılgan noktalarının arttırılmasına değil, aksine güçlü yanlarının arttırılmasına ihtiyacı var. O yüzden hep birlikte Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sahip çıkıp meclisin yeni dönemde yeni yasalarla Türkiye’yi demokratikleştirecek, hepimizin özlem duyduğu eşit, özgür, demokratik bir Türkiye’ye bizleri götürebilecek yolu açacak, düzenlemeleri yapacak, bu mesaiyi yapacak, toplumla yeniden bütünleşecek bir mesai yapması konusunda kararlılığı gösterecek bir meclis dönemi olmasını temenni ederiz.

Bir arada yaşam bağlarının yeniden tanımlanmasından bahsediliyor. Bunun yeniden tarif edilmesinden bahsediliyor. Bin yıllık kardeşlikten bahsediliyor. İşte bunu güçlendirecek çalışmaların yapıldığı bir dönem olmasını temenni ediyoruz. Somut ve hızlı kazanımların toplumsal ikna ve bu inançsızlığın giderilmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu önemin kavrandığı bir dönem olmasını temenni ediyoruz.

Çatışmaların kalıcı olarak sonlanması için yapılması gereken her şeyin yapılacağı, buna dair mekanizmaların işler hale getirileceği, tüm komisyonların gerekirse bunun için çalışacağı bir dönem olmasını temenni ediyoruz. Yine tekrar ediyoruz. Çözümü silahta değil, demokratik siyasette gören bir yaklaşımın değerini bilmek gerekiyor. Bu yaklaşımın stratejik bir yaklaşım olduğunu görmek gerekiyor ve buna stratejik bir şekilde yaklaşmak, stratejik bir şekilde karşılık vermek gerekiyor.

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin bir ayağı da sahada devam ediyor ve kesintisiz bir biçimde sürüyor. Şölenler, şenlikler, halk buluşmaları, mitingler yakın zamanda görmüşsünüzdür, takip etmişsinizdir. Oldukça kitlesel yürüyüşler gerçekleşti. DEM Parti’nin de katıldığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında ancak umut hakkı ile ilgili de çok büyük kitlesel yürüyüşler ve etkinlikler oldu. Mersin’de, Urfa’da, Diyarbakır’da yine öyle. Bir yandan yuvarlak masa toplantılarımız sürüyor. Bir yandan sivil toplum örgütleriyle yalnızca meclisteki komisyon kapsamında değil, çeşitli görüşmelerimiz devam ediyor.

Yine daha önce burada sizlerle paylaşmıştım. Meclis komisyonu için Merkez Yürütme Kurulumuzun kurduğu bir koordinasyon var. O koordinasyonun çalışmaları sürüyor bir yandan. Çeşitli kesimlerle bir araya geliyoruz. Görüş alışverişinde bulunuyoruz. Barış İstiyoruz Çünkü… kampanyasına start verdik. Bir yandan onunla ilgili il ve ilçe örgütlerimizde ve yine farklı yerlerde de çalışmalar sürüyor. Bu çalışmalarımız da devam edecek. Merkezi Örgütleme Komisyonumuz yakın zamanda yeni dönemle ilgili planlamayı netleştirdiğinde sizlerle paylaşıyor olacağız.”

Soru: Partinizin genişletilmiş bir heyetle İmralı Adası’na gideceği konuşuluyordu. MYK gündeminizde bunu ele aldınız mı?

“Merkez Yürütme Kurulumuzda bunu elbette değerlendirdik. Bu bizim zaten değişmeyen bir gündemimiz. Çünkü biz İmralı’daki bu tecrit tarihinin esnetilmesinin, tecritin bittiği anlamına geldiğini düşünmüyoruz. Evet, avukatlar yıllar sonra ilk kez görüştü. Bu çok önemli bir şey ama zaten olması gereken bir şeyi sevindirici ya da önemli ya da memnuniyet verici bir gelişme gibi görmek ve böyle değerlendirmek insan hakları ihlalinin sürdüğü bir yerde normal bir durum değil. Bu paradoksun bitmesi gerekiyor.

Bir kere aile görüşmeli, avukatlar görüşmeli, bütün haklarından elbette yararlanabilmeli. Ve elbette DEM Parti Eş Genel Başkanları başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizden oluşan bir heyetin gideceğini söylemiştim. Biz bunu bekliyoruz. Bunun gerçekleşmesi gerekiyor tabii ki. Yani artık yalnızca DEM Parti ile değil, Sayın Öcalan Türkiye’de farklı kesimlerle iletişimde olmalı.

Pratik ve teorik önderlikten söz etmişti kendisi gönderdiği ilk mesajda. Hatırlarsanız Ekim ayında Urfa milletvekilimiz Ömer Öcalan’la yaptığı görüşmede, siyasi ve hukuki zemine çekebilecek tüm çatışma hâlinden ve çatışmasızlığı sağlayabilecek pratik ve teorik önderlik gücünün olduğundan bahsetmişti. Bu bir yıl içerisinde bu gücün ne kadar etkili olduğu, çeşitli defalar görüldü aslında. Şimdi böyle bir liderlik gücünü niye böyle bir koşulda tutarsınız? Niye özgür çalışma koşulları sağlamazsınız? Niye insanlarla temasından bu kadar korkarsınız? Aksine bir arada yaşam projesini güçlendirebilecek çok önemli bir isimden bahsediyoruz. Biz bekliyoruz, henüz netleşmiş bir tarih yok.”

Soru:  Öncelikle yakın zamanda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin AİHM’in Sayın Öcalan’ın dahil verdiği ihlal kararını ele aldığı bir toplantısı oldu ve Türkiye’ye bir kez daha aslında yasal değişiklik çağrısında bulundu. Haziran 2026’ya kadar da süre vermiş oldu. Ayrıca Bakanlar Komitesi biraz kendi misyonunun dışına çıkarak komisyonu işaret etti. Yani meselenin aslında siyasi boyutunu ele aldı. Yine, Avrupa’da da birçok yerde Öcalan’a Özgürlük kampanyaları devam ediyor. Sizin de yürüyüşleriniz sürüyor. Bu konuda siz de bahsettiniz komisyonla ilgili Öcalan’ın görüşmeleri ile ilgili hala tartışmalar devam ediyor. Bir iletişim sorunu hala var. Kısıtlı bir yerde. Umut hakkı gündemine dair önümüzdeki süreçte yakın dönemde bir gelişme beklemeli miyiz? Sizin bu konudaki tavrınız ne olacak?

“Ağırlaştırılmış müebbet ve ağırlaştırılmış müebbetle birlikte, ki yalnızca Sayın Öcalan’ı da değil Türkiye’de binlerce insanı ilgilendiren bir durumdan bahsediyoruz. Öyle ki tam olarak veri bile paylaşmıyor Adalet Bakanlığı. Ama hak kuruluşlarının edinebildiği bilgiyle 4.350’nin üzerinde insanın hayatını etkileyen bir durumdan bahsediyoruz. Yani bu açık bir insan hakkı ihlali. Tabii ki bu insan hakkı ihlali sonlandırılmalı ve umut hakkı ilkesinden yararlanmalı başta Sayın Öcalan olmak üzere bundan dolayı mağdur edilen herkes.

Fakat burada dediğiniz gibi önemli noktalardan biri de şu. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bu durumun siyasi karakterine dikkat çekmesi. Bunu yineliyorum. İkincisi, sürece iktidar blokunun isimlendirdiği şekilde de dikkat çekiyor olması. Yani iktidar blokuna da seslenmiş oluyor diye düşünüyoruz. Bir başka önemli konu komisyona işaret etmesi, komisyondan faydalanılabileceğini söylemesi. Yine dikkat çekici bir konu.

Bugüne kadar bu konuda verilen kanun tekliflerinin halihazırda parlamentoda bulunan kanun tekliflerinin de meclis tarafından kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Yani Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye’ye bir süre veriyor. Bu eleştirilmesi gereken bir taraf bir yandan. Siyasi bir karar olduğunu görüyor ama buna rağmen kendisine teşkil eden değerlere uygun davranmak yerine siyasi bir pozisyon alıyor. Fakat şu çok açık. Bu sürdürülemez, sürdürülmemeli, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin de söylediği bu, ki onların söylemesine gerek yok.”

SORU: Az önce siz de bahsettiğiniz Kurtulmuş artık bu aşamadan sonra yasal düzenlemelere geçirileceğini söyledi. Bu noktada DEM Parti’nin çalışmaları hazır mı? Komisyona hangi önerilerde bulunacak? Ve sizce komisyon öncelikli olarak hangi gündemleri, hangi yasa düzenlemelerini genel kurula taşımalı?

“DEM Parti’nin tabii ki bu konuda hazırlığı çalışması var. DEM Parti nasıl eşit, özgür, demokratik Türkiye olabiliriz’in mücadelesini onlarca yıldır veriyor. Dolayısıyla DEM Parti’nin bugüne kadar antidemokratik uygulamalara sebebiyet veren yasalarla ilgili elbette bir takım hazırlıkları var. Her şeyden önce parti yıllardır yeni bir anayasa mücadelesi veriyor Türkiye’de. Mevcut darbe anayasasından kurtulabileceğimiz bir yeni toplumsal sözleşmenin de mücadelesini veriyor. Dolayısıyla bizim bu konularda yasal ve anayasal boyutlarda hazırlıklarımız var. Ama bu komisyonun gündemi anayasa değil. Bu komisyonun gündemi bir yol açmak.

Öncelikle bu çatışmasızlığın kalıcı bir biçimde sonlanabileceği yolu açmak. Mesela tekrar edeyim ben bunu. Besê Hozat’ın açıklaması var. Ne dedi? “Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak demokratik siyasete dahil olmak istiyoruz” dedi. Nasıl? Mesela silah bırakma sürmeli diyor yetkililer yaptıkları açıklamalarda, görüyoruz. Nasıl sorusunu soruyoruz biz de buradan. Nasıl sürecek? Nasıl yapılacak? Silah bırakanlar nereye gelecek? Hayata nasıl dahil olacaklar? Bunu yalnız biz sormuyoruz. Komisyona giden çatışma çözümü deneyimleri çalışan bazı akademisyenler de soruyor, tutanaklardan görmüşsünüzdür. Yapılması gerekenleri açıkça sıralamışlar.

Aslında bir ara rapor çıkabilirse, komisyonun şu ana kadar neler yaptığını görebilirsek, kamuoyu görebilirse, yapılacaklar çok açık. Çok zor değil. Bizim bu konuda hazırlığımız var. İlk etapta neler meclis gündemine gitmeli? Yasal düzenleme olarak komisyon üyeleri ona karar verebilirler. Ortak bir mutabakatla ilk etapta meclis gündemine gidecek konu başlıklarını belirleyebilirler. Zaten komisyon üyeleri bunun için orada. Her biri aynı zamanda kendi siyasi partilerini temsil eden insanlar. Farklı siyasi partilerde de komisyon koordinasyon gruplarının oluştuğunu biliyoruz. Dolayısıyla siyasi partilerin bu konuda hazırlıkları olduğunu düşünüyoruz, ki bazıları sosyal medya hesaplarından da paylaşım yaptılar.”

Paylaşın

Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne Konser Operasyonu: 13 Gözaltı

ABB tarafından 2021 – 2024 yılları arasında düzenlenen konserlere ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında 13 kişi “görevi kötüye kullanma” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlarından gözaltına alındı.

Soruşturmada, 32 adet konser hizmet alımında idarenin yaklaşık 154,5 milyon lira zarara uğratıldığının tespit edildiği belirtildi. ABB’nin düzenlediği bazı konserlerle ilgili olarak “kamu zararı” iddiasıyla mart ayında dokuz çalışan hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanlığı tarafından 2021-2024 yılları arasında düzenlenen konserlere yönelik yapılan harcamaların kamu zararına sebebiyet verdiği iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında bu sabah bir operasyon gerçekleştirildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma doğrultusunda 13 kişi “görevi kötüye kullanma” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlarından gözaltına alındı.

Başsavcılık açıklamasına göre; İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen tevdi raporu, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) incelemesi, Sayıştay incelemesi ve bilirkişi raporlarına göre 32 ayrı konser hizmet alımında idarenin 154 milyon 453 bin 221 TL zarara uğratıldığı tespit edildi.

Gözaltına alınan şüphelilerin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili C. A, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili K. B., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı H. A. B., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili / Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkan Vekili H. E., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkan Vekili H. Z., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili A. A. Ç., Evren Teknik Grup Müzik Organizasyon San. Tic. Ltd. Şti sahibi O. E., Universe Production Organizasyon San. Tic. Ltd. Şti. sahibi S. E., Festiva ve Enfest Organizasyon Turizm San. Tic. Ltd. Şti. ortakları K. A. ve S. Ç., Gurudan Turizm Danışmanlık Organizasyon Reklam San. Tic. A.Ş ortağı A. A., Yalınayak Gıda Organizasyon Turizm. San. Tic. Ltd. Şti. ortakları E. D. ve L. E. olduğu açıklandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “Şüphelilerin yakalanmasına ve Cumhuriyet Başsavcılığımıza sevklerine yönelik işlemlere Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce devam edilmektedir” açıklamasında bulundu.

Melih Gökçek, operasyonu saatler önce haber verdi

Öte yandan eski Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Melih Gökçek, ABB’ye yönelik operasyonu saatler önce sosyal medya hesabından haber verdi.

Gökçek, bugün sabah erken saatlerde düzenlenen operasyondan önce gece yarısı saat 12.35’de sosyal medya hesabından “Hazır mısın Ankara? Hazır mısın Türkiye? Ankara’da milyarlık vurgun patlıyor…” şeklinde bir paylaşım yaptı.

Gökçek’in paylaşımı ve yapılan operasyonun ardından CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal sosyal medya hesabı üzerinden konuyla ilgili paylaşımda bulundu.

Tanal, “Soruşturma gizliliği ayaklar altında” başlıklı paylaşımında, “Bugün Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında son dakika haberiyle kamuoyuna yansıyan soruşturma daha resmi kaynaklar açıklama yapmadan 8 saat önce Melih Gökçek’in sosyal medya hesabından duyurulmuştur” dedi.

Tanal, “Unutulmasın yargı iktidarın sopası değil milletin adalet umududur Gizliliğin çiğnendiği siyasete servis edilen bir dosyanın tek adı vardır Siyasi operasyondur” ifadelerini kullandı.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, gözaltı operasyonunun iktidarın, seçilmiş belediye başkanlarına karşı yürüttüğü “iradeyi gasp etme” planının bir parçası olduğunu savundu. Halkın bu duruma artık itibar etmediğini belirten Başarır, muhalefet belediyelerinin konserler ve heykeller üzerinden yıpratılmaya çalışıldığını söyledi.

Başarır, ABB’nin düzenlediği konserlerin halkın talebi doğrultusunda yapıldığını ve konser veren sanatçıların da vergisini ödeyen, tanınmış kişiler olduğunu vurguladı. “Aldıkları para da belli, gösterdikleri vergi de belli” diyen Başarır, bu durumun tamamen “kirli bir algı” yaratma çabası olduğunu ifade etti.

Başarır, gözaltı haberinin eski ABB Başkanı Melih Gökçek tarafından operasyondan 7 saat önce sosyal medya hesabından duyurulmasına sert tepki gösterdi. Başarır, “Gece saat 2, 20 yıl Ankara’yı yöneten, Ankara’yı parsel parsel bölüştürüp dağıtan, her türlü kirliliğe iddiaya cevap vermeyen Melih Gökçek soruşturma haberini veriyor. 7 saat önce veriyor utanmadan, sıkılmadan” dedi.

Bu durumun kendisini utandırdığını belirten Başarır, soruşturmayı yürüten savcılara seslenerek, “Yürüttükleri bir soruşturma güya ve Melih Gökçek bu soruşturmayı 7 saat önce Türkiye ile paylaşıyor. Ben o savcılara sorarım, Melih Gökçek’i niye almıyorsunuz? Niye soruşturmuyorsunuz? Melih Gökçek’in mal varlığını, ailesinin mal varlığını, o Beyaz TV’yi niye soruşturmuyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Başarır, bir müjde gibi paylaşılan bu soruşturmanın ahlaki boyutunun Melih Gökçek olduğunu ve kendisinin mal varlığının da incelenmesi gerektiğini vurguladı. Son olarak, “Yeter artık” diyerek bu operasyonların ülkeyi farklı bir boyuta taşıdığını belirtti.

Paylaşın

Arıkan’dan Erdoğan’a “Trump” Göndermesi: Katile “Dostum” Demeyiz

Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’a “Dostum” diye hitap etmesine göndermede bulunan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, “Bir şeyleri çözmek için en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin Antalya İl Başkanlığı’nın düzenlediği “Kardeşlik Buluşması” programında açıklamalarda bulundu.

Mevcut sistemin toplumsal sorunları çözme kapasitesini yitirdiğini vurgulayan Mahmut Arıkan, “Ahlakı öncelemeyen hiçbir sistem, bu problemleri çözme kapasitesine sahip değildir. İnsanları kutuplaştıran, insanları birbirinden nefret ettiren hiçbir düzen, bu sistemi değiştiremez. Bu doğaya emanet gözüyle bakmayan, ranta çeviren hiçbir düzen, bu sıkıntıları giderme gücüne sahip değildir. Eğer bir toplumda adalete güven durumu en aşağı seviyelere gelmişse, o sistem bozuk bir sistemdir” dedi.

Mahmut Arıkan, hamaset ve hurafe üzerinden toplumu narkozlayan siyaset anlayışının çözüm değil, sorun ürettiğini kaydetti. “Peki ne yapacağız?” diye soran Arıkan, Milli Görüş’ün sorunları çözmeye yönelik temel ilkelerini şu şekilde sıraladı:

“Savaşı değil barışı, çatışmayı değil diyalogu önceleyeceğiz. Çifte standardı değil, adaleti önceleyeceğiz. Eşitlik üzerinden çalışmalarımızı yapacağız. Sömürü değil, iş birliği teklif edeceğiz. Baskıyı değil, insan haklarını, demokrasiyi ve özgürlüğü önceleyerek çalışma yapmaya gayret göstereceğiz.”

Gazze meselesinin siyaset üstü bir mesele olduğunu kaydeden Arıkan, Gazze hakkında konuşurken kullanılan cümlelerin, oradaki yaraya merhem olacak, akan kanı durduracak, katliamı sonlandıracak nitelikte olması gerektiğini belirtti.

Eğer Milli Görüş hareketi olmasaydı, bugün Türkiye’de Gazze meselesinin konuşulmayacağını dile getiren Arıkan, iktidarın tutumunu eleştirerek, “İktidar sadece konuşuyor. ‘Ey İsrai’le başlayan cümleler kuruyor. Ama her cümle kurduktan sonra Gazze’deki katliam artarak devam ediyor. Eğer Gazze için bir şey yapıyorsak, sonuç alacak adımlar atılmalı” dedi.

Siyonist İsrail’in ablukası altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırmak üzere Akdeniz’e inen Sumud Filosu gemilerine kendilerinin ön ayak olduğunu anlatan Arıkan, “Bu filonun kaldırılabilmesi imkansız gözüküyordu. Teşkilatlarımızın gayretiyle bu gemiler şu anda Akdeniz sularında; yakın bir zamanda Gazze’de ulaşacak inşallah” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi’nin kısıtlı imkanlara rağmen Gazze için gemi filosu yola çıkarttığını, iktidar milletvekillerinin ise özel uçaklarla Refah Sınır Kapısı’na giderek, İsrail’i kınayıp döndüğünü belirten Arıkan, “Allah’tan korkun demek gerekiyor! Bütün imkanlar elinizde. Daha neyi bekliyorsunuz? ‘Ey İsrail!’ cümlesinin arkasında bir şeyler yapın artık” diye konuştu.

İktidara geldiklerinde hayata geçirecekleri Türkiye Kalkınma Planı kapsamında 5 yılda, 2 buçuk milyon yeni istihdam, Gayrisafi Milli Hasılada 506 milyar dolarlık artışın sağlanacağını kaydeden Arıkan, Türkiye’yi ekonomik darboğazdan çıkarmaya hazır olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Bundan sonra hiç kimse Türkiye’ye hadsiz bir mektup yazma durumunda kalmayacak. Bir şeyleri çözmek için, birtakım sıkıntıları giderebilmek için, inanmamamıza rağmen, gerçek olmamasına rağmen en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz. Bunu yapabilmemiz için Saadet Partisi’ni iktidara getirmek gerekiyor. Başka türlü bu işin olmayacağını görmüş olduk.”

Paylaşın

Üniversite Öğrencilerinin Yüzde 70’i Öğün Atlıyor

İPA Başkanı Buğra Gökce, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret etti.

2025-2026 akademik yılı başlarken, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin ve ailelerinin temel gündemi ağırlaşan ekonomik koşullar oldu. Artan yurt ve kira fiyatları, sınırlı burs-kredi desteği ve yükselen yaşam maliyetleri, öğrencilerin eğitim sürecini zorlaştırıyor.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; KYK yurt ücretleri 2025-2026 dönemi için 750 ila 1.250 TL arasında değişiyor. Ancak 7 milyonu aşan öğrenci sayısına karşın yurt kapasitesi 1 milyonun altında. Büyükşehirlerde merkezde üç öğrencinin birlikte yaşayabileceği bir dairenin kira bedeli en az 50 bin TL, çeper bölgelerde ise 30 bin TL. Özel yurtlarda ise paylaşımlı bir odada kalmanın bedeli aylık en az 10 bin TL seviyesinde.

2025 yılı için KYK burs ve kredi miktarı 3 bin TL olarak uygulanmıştı. 2026 yılına ilişkin açıklama henüz yapılmadı. Öğrenciler, geçimlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Haftada ortalama 30 saatlik bir işten kazanılan ücret 11 bin 700 TL düzeyinde. Bu tutarın 2026’da ciddi biçimde artması beklenmiyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), eylül ayında yıllık yaşam maliyeti artış oranını yüzde 43,2 olarak duyurdu. İPA Başkanı Buğra Gökce, kirada kalan bir üniversite öğrencisinin ortalama yaşam maliyetinin 26 bin 250 TL olduğunu belirtti.

YAYBİR Başkanı Hakan Tanıttıran, kitap fiyatlarının son üç yılda yüzde 290 arttığını söyledi. Bu artışın temel nedenleri arasında dövize bağlı kağıt ve baskı maliyetleri ile genel enflasyon gösterildi.

Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Özlem Ergüven Okay, öğrencilerin yaşam koşullarını şu sözlerle değerlendirdi:

“Öğrencilerimiz full-time işçilik, part-time öğrencilik yapıyor. Bu da mesleki, akademik ve entelektüel gelişim için ne zaman ne de kaynak bırakıyor. Kahve içmek bile lüks; entelektüel gelişim araçları seçkin bir azınlığın tekelinde.”

Okay, üniversitelerde kamu kaynaklarının etkili kullanılmadığını, laboratuvar malzemeleri, güncel kütüphane kaynakları ve internet altyapısının yetersiz olduğunu ifade etti. Bazı üniversitelerde en büyük harcama kaleminin ikram ve ağırlama giderleri olduğunu da ekledi.

“Öğrenciler pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakılıyor”

Eğitim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şube Başkanı Burak Çetiner, kamu desteği olmadan üniversite eğitiminin sürdürülemeyeceğini söyledi. İstanbul’daki birçok üniversitenin yurt imkanı sunamadığını, yemekhane hizmetlerinin özelleştirilmesiyle öğrencilerin pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakıldığını belirtti.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İPA Başkanı Buğra Gökce, yazılı yanıtında, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret ederek şunları kaydetti:

“Gençler eğitimlerini yarıda bırakıyor. Her öğrenciye aylık asgari ücret kadar burs verilse, yıllık maliyet 25 milyar dolar olur. 19 Mart sürecinde 60 milyar dolar rezerv kaybettik.”

Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için de maliyetler artmış durumda. 2021’de 15-30 bin TL arasında olan TYT-AYT kurs ücretleri, 2025’te 100 ila 200 bin TL’ye çıktı. Özellikle merkezi semtlerdeki butik kurslar 200 bin TL’yi buluyor.

Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, özel kurs fiyatlarının denetimsiz olduğunu ve bazı işletmelerin yüksek kâr amacıyla fahiş fiyatlar talep ettiğini belirtti. Birçok ailenin borçlanarak bu ücretleri ödediğini ifade eden Yılmaz, devlet destekli ücretsiz hazırlık programlarının ve okullarda nitelikli kursların artırılması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

MHP’de İstifa Depremi

MHP’li Sorgun İlçe Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini açıkladı. MHP ise Ekinci’nin parti ilkeleriyle bağdaşmayan davranışları nedeniyle listeden çıkarıldığını duyurdu.

Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Milliyetçi Hareket Partili (MHP) Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini ve görevine bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu.

Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, istifa kararını kamuoyuna yaptığı bir açıklama ile bildirdi. Ekinci, kararının gerekçesini, “Son günlerde yaşanan gelişmelerin partime, camiama ve yıllardır yol yürüdüğüm dava arkadaşlarıma zarar vermemesi adına önemli bir karar almış bulunuyorum” ifadeleriyle açıkladı. Ekinci, bu kararla birlikte bağımsız bir belediye başkanı olarak devam edeceğini belirtti.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; Ekinci’nin istifa açıklamasının ardından MHP Genel Merkezi’nden de konuya ilişkin bir bilgilendirme yapıldı. Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sadir Durmaz tarafından yapılan açıklamada, “Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, parti ilke ve politikalarımızla bağdaşmayan davranışları nedeniyle belediye başkanları listemizden düşürülmüştür” ifadeleri kullandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Özel’in “Gizli Pazarlık” İddiasına Yanıt: Uyduruyor

CHP Lideri Özgür Özel’in açıklamalarına yanıt veren Erdoğan, “O da yanımızda mıydı? Siz inanmıyorsunuz bu tür şeylere değil mi? Arkadaşlar, sağıra hakaret etmek istemem de sağır duymaz uydurur. Bu adam da durmadan böyle uydurup duruyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 80. Genel Kurulu’na katılmak üzere gideceği ABD’ye hareket etmeden önce, Atatürk Havalimanı’nda açıklamalarda bulundu.. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

Filistin’de soykırım sürerken Trump’ın oğlu ile yaptığı görüşmeyi ifşa edip “Boeing pazarlığı” iddiasını öne süren CHP lideri Özgür Özel’e yanıt veren Erdoğan, “Sağır duymaz uydurur. Bu adam da durmadan böyle uydurup duruyor” ifadelerini kullandı. “Bizler, uçak alımlarını falan Özgür Özel’e sorarak bugüne kadar yapmadık ve yapmayız. Biz Sayın Trump’la herhangi bir alışveriş, Türkiye-Amerika arasında yapacak olursak, bunu zaten oğluyla yapmamıza gerek yok, Trump’ın bizzat kendisiyle yaparız” dedi.

Erdoğan, 25 Eylül Perşembe günü Washington’a geçerek ABD Başkanı Donald Trump’la bir görüşme gerçekleştireceğini söyledi. Bu görüşmede ticaret, yatırım, savunma sanayisi başta olmak üzere ikili iş birliğini güçlendirecek konuları değerlendireceklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Bölgesel meseleler elbette gündemimizin ilk sırasında yer alacak. İki dost ve müttefik olarak yakın istişare ve koordinasyonumuzun önemi her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Sayın Trump’ın küresel barış vizyonuna ve bu uğurda ortaya koyduğu çabalara desteğimizi daha önce ifade etmiştik. Adil bir barışın kaybedeninin olmayacağına inanıyoruz. Bölgemizde barışın korunması, istikrarın güçlendirilmesi, çatışma ve gerilimlerin durdurulmasında biz liderlere büyük sorumluluk düşüyor. Ziyaretimizin ve yapacağımız görüşmelerin ülkemiz, milletimiz, bölgemiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamalarının sorulması üzerine Erdoğan şunları söyledi: “O da yanımızda mıydı? Siz inanmıyorsunuz bu tür şeylere değil mi? Arkadaşlar, sağıra hakaret etmek istemem de sağır duymaz uydurur. Bu adam da durmadan böyle uydurup duruyor. Buna Partimizin Sözcüsü gereken cevabı en güzel şekliyle verdi. Ve bizler de ilk fırsatta çok daha geniş manada gereken cevabı vereceğiz. Bizler, uçak alımlarını filan Özgür Özel’e sorarak bugüne kadar yapmadık ve yapmayız. Zaten bu işlerden de anlamaz. Onun kıratı değil. Dolayısıyla biz Sayın Trump’la herhangi bir alışveriş, Türkiye-Amerika arasında yapacak olursak, bunu zaten oğluyla yapmamıza gerek yok. Trump’ın bizzat kendisiyle yaparız.

Özgür Özel ne demişti?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda, Filistin’de soykırım devam ederken Tayyip Erdoğan’ın Trump’ın oğlu Trump Jr. ile 13 Eylül Cumartesi günü Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde gizli bir görüşme gerçekleştirdiğini söylemiş ve “pazarlık yapıldığını” öne sürmüştü

ABD’nin doğruladığı ziyaret için Özel, şunları kaydetmişti: “Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 14’e 1’le İsrail’e karşı Filistin’i destekleyen karar alındı, o kararı Trump veto etti. Bu Trump’ın oğluyla gitmiş İstanbul’da gizli görüşme yapmış. Görüşmede, Amerika’daki seyahati sırasında Trump’tan randevu istemiş. Trump‘ın oğlu demiş ki, ‘O günlerde olmaz, ayın 30’unda olsun. Git bir hafta sonra gel’… O da ‘Bir hafta sonra olmaz, 8-9 Ekim’de olsun’ demiş. Ama karşılığında bir şey istiyorlar.

Trump’ın oğluna diyor ki, ‘Bana bir randevu ayarlarsanız, Trump’la canlı yayında bütün dünyanın gözünün önünde Amerika’dan 300 tane Boeing uçağı almanın siparişinin sözünü veriyorum’… Bu şartla görüşme ayarlamaya çalışıyorlar. Filistin’i yalnız bırakan, kendi iktidarı için Trump’la anlaşan, Trump’ın icazeti ile 19 Mart darbesini yapan Tayyip Erdoğan’ı kınıyorum ve bir an önce bu görüşmeye açıklık getirmeye davet ediyorum.”

Paylaşın

Gençler Aylık Dört Bin Lirayla Yaşamaya Çalışıyorlar

Ekonomik koşullar, gençlerin eğitim ve kariyer hedeflerinin önüne geçerken, iş arayan mezunların yüzde 50,8’i ayda 4 bin lira ve altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor.

Araştırma şirketi Youthall tarafından hazırlanan 2025 Gençlerin Beklenti ve Yönelimleri Araştırması gençlerin yaşam koşullarındaki ağır tabloyu ortaya koydu.

Araştırmaya göre, ailesiyle yaşayan öğrenci oranı 2024’te yüzde 40,5 iken bu yıl yüzde 44,2’ye yükseldi. Mezunlarda ise tablo çok daha çarpıcı. Geçen yıl yüzde 69,7 ailesiyle yaşarken bu oran, 2025’te yüzde 76,7’ye çıktı.

Çalışma, gençlerin büyük bölümünün aile desteği olmadan ayakta kalamadığını gösteriyor. Öğrencilerin yüzde 66’sı ailesinden düzenli maddi destek aldığını belirtirken, 5 öğrenciden 1’i haftalık bin TL ve altında bir gelirle geçimini sağlamak zorunda. Genel tabloya bakıldığında öğrenciler çoğunlukla aylık 4 ila 8 bin TL arasında bir bütçeyle yaşamını sürdürüyor.

Araştırmada mezunların koşullarının daha kötüleştiği dikkat çekiyor. İş arayan mezunların yüzde 50,8’i ayda 4 bin TL ve altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Kirada kalabilenlerin oranı ise öğrencilerde yüzde 11,1, mezunlarda ise yüzde 11,8’de kaldı.

Raporda, ekonomik koşulların gençlerin hayallerinin önüne geçtiği, geçim kaygısının eğitim ve kariyer hedeflerinin önüne geçtiği vurgulandı.

Paylaşın

Ahmak Davası: İmamoğlu’nun Siyasi Yasak Cezası Onandı

Ekrem İmamoğlu hakkında açılan “Ahmak Davası”nda siyasi yasak da içeren 2 yıl 7 ay 15 günlük ceza onandı. İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, kararı Yargıtay’da temyiz edeceklerini söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 13 bin oy farkla kazandığı 31 Mart 2019 yerel seçimlerinin iptal edilmesi üzerine yaptığı basın açıklamasında, “YSK Başkanı’na ve üyelerine hakaret ettiği” iddiasıyla açılan davada 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası verilip, siyaset yasağı kararı alınmıştı.

Dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi, bugün kararını açıkladı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 24. Ceza Dairesi’nin kararında, Yapılan yargılama sonunda toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümde aşağıda belirtilen husus dışında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı öne sürülerek, itiraz başvurusunun esastan reddedilmesine karar verildi.

İstinaf mahkemesi verdiği kararda itiraz yolunun açık olduğunu belirtti. Yargıtay da kararı onarsa İmamoğlu’nun siyasi yasağı kesinleşecek.

Ne olmuştu?

Ekrem İmamoğlu, 31 Mart 2019’da İBB Başkanı seçilmişti. Yapılan itirazlar nedeniyle mazbatasını 17 günde almış ve 17 Nisan’da göreve başlamıştı. İmamoğlu’nun görevinin 18. gününde Türkiye’de seçimleri organize eden Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 6 Mayıs’ta seçimlerin tekrarlanmasına karar vermişti.

İstanbul’da 23 Haziran’da yapılan seçimde İmamoğlu çok daha büyük farkla yeniden İBB Başkanı seçilmişti. İmamoğlu Kasım 2019’da Fransa’nın Strasbourg kentinde düzenlenen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne davetli olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

Dönemin İçişleri Bakanı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, İmamoğlu için “Avrupa Parlamentosu’na gidip Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek” demişti.

İmamoğlu’nun Soylu’ya yanıtı, “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın” olmuştu.

Bunun üzerine YSK üyeleri, “hakarete uğradıklarını ve mağdur olduklarını” belirterek İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. Başsavcılığın hazırladığı iddianamede “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” suçundan İmamoğlu’nun dört yıl bir aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada İmamoğlu’na iki yıl yedi ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti. Dava, son iki yıldır Türkiye’de temyiz mahkemesi olarak da kabul edilen Yargıtay’a bağlı İstinaf Mahkemesi’nde görülüyordu.

Paylaşın

Erdoğan, Ekonomi Üzerinden CHP’yi Hedef Aldı

Erdoğan, “Ana muhalefetin son 6 aydır bütün çabası ülkemizin 23 yılda ağır bedeller ödeyerek elde ettiği istikrar ve güvenini zedelemektir. Boykot çağrılarından, batılı medyaya ülkemizin şikayet edilmesine, sokaklarımızı karıştırmaya kadar yaptıkları bunun içindir” dedi ve ekledi:

“Kendileri kargaşa ve kriz içerisindeler, istiyorlar ki Türkiye de aynısını yaşasın. Her yolu denediler ama muvaffak olamadılar. Kendi ikbal faturalarını millete ödetmeyi başaramadılar. Bundan sonra da ülkemize ve ekonomimize zarar veremeyecekler. Daha müreffeh bir gelecek için dayanışma ruhunu büyütmeye sizi davet ediyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi’ndeki 2025-2029 Türkiye Kooperatifçilik Stratejisi ve Eylem Planı Tanıtım Töreni’ne katıldı. “Asırlardır Anadolu ve Trakya’yı mahmur eden, dayanışmanın kitabını yazan ahiliğin günümüzdeki temsilcilerine her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyoruz” diyen Erdoğan özetle şunları söyledi:

“İmece kültürünün devamı olarak kooperatifler geliyor. Bu sistem özellikle dezavantajlı grupların ekonomiye katılımını sağlayan özgün bir iş birliği modelidir. Küçük girişimci de kadın girişimci de birdir, beraberdir, tek başına olduğundan çok daha güçlüdür. Türkiye olarak çok dinamik bir ticari hayata sahibiz. Emekçilerimiz 81 vilayetimizle birlikte dünyaya el emeği göz nuru ürünlerini gönderiyor.

Hali hazırda 6.5 milyonumuzun ortağı olduğu 62 bin kooperatif faaliyet gösteriyor. Kooperatifler dünyada da ön plana çıkmaya başladı. Vahşi kapitalizmin acımasız dişleri arasında ezilmek istemeyen girişimciler kooperatiflere sığınıyor. Pek çok devleti geride bırakan küresel şirketlerle mücadelede yerel büyük firmalara bile yetersiz kalıyor. Bu şirketlerin küçükleri yuttuğuna şahit oluyoruz. Daha ürkütücü boyutlara ulaşan bu durum kooperatifçiliği teşvik eden temel aktördür.

Dünya genelinde 3 milyon kooperatif bulunuyor. Nüfusun yüzde 12’si bir kooperatifin iş ortağı. Toplam ciro 2,4 trilyon doları aşıyor. 2025 yılı BM tarafından kooperatifler yılı ilan edilmesini çok yerinde kabul ediyoruz. Kooperatif kültürünü yaygınlaştırmaya özel önem veriyoruz. Hala kat etmemiz gereken mesafe var. 2025-2029’u kapsayan yeni planla inşallah bunu başaracağız. Planımızın kooperatifçiliği bir adım daha ileri götüreceğine inanıyoruz. Strateji belgesinde dijitalleşmeden yeni kooperatif türlerine, kurumsal finansal kapasitelerin artırılmasına kadar pek çok hedefe yer verdik. Gelecek 5 yıla kılavuzluk yapacağına inandığım planı hazırlayanlara teşekkür ediyorum.

Kooperatiflerin kuruluşunu teşvik etmek, mevcutların ticari kapasitesini artırmaya destek veriyoruz. 2020’de programımızı uygulamaya başladık. 772 kooperatifin 826 projesine toplam 110,5 milyon liralık hibe desteği verdik. Geçen yıl başında 2 kat artışa gitmiştik. Bu yıl 2,5 katına çıkardık. Sunulan makine, ekipman, demirbaş alım desteği 400 bin liradan 1 milyon liraya, fuar desteği 60 binden 150 bine, istihdamda yıllık 204 binden 266 bine yükselttik. Merakla beklenen 2025 yılı sonuçlarını 22 Eylül’de açıklıyoruz. Önümüzdeki yıl da desteği artıracağız.

Destek programından bir defa faydalanan kooperatiflerin 5 sene geçmeden tekrar başvuru yapamaması kuralını 4 yıla indiriyoruz. Kredi Garanti Fonu’nda yeni bir destek oluşturuyoruz. 100 milyon liralık fonla toplam 3 milyar liralık kredi imkanı sunacağız. İhracat desteklerinden yararlanabilmeleri için de ayrı bir çalışma yürütülüyor. Yöresel ürünlerin payının artırılması bir başka önceliğimiz. Ayrılan en az yüzde 1’lik raf oranını, bu oranı yüzde 2’ye çıkarıyoruz. Kadın kooperatiflerinin ürünlerindeki barkodlar ile gıda analizi için ödedikleri ücretlerde indirime gidiyoruz. Elektronik pazar yerlerindeki komisyonların düşürülmesinde bakanlığımız ile şirketler arasında iş birliği yapılacak. Engelli kardeşlerimizle gençlerimizi de unutmadık.

“Ülkemize ve ekonomimize zarar veremeyecekler”

23 yılda sizlerle birlikte el ele vererek çok güzel işler başardık. İmkansız denilen nice hedefe beraberce ulaştık. Pes etmedik. Ticaretten turizme, ihracattan istihdama 23 yıl önce hayal edilemeyen seviyelere geldik. Türkiye’yi daha da büyütecek, kalkındıracak güzel başarılara inşallah imza atacağız. Siyasette istikrar, ekonomide güven oldukça ülkemizin önü açıktır.

Ana muhalefetin son 6 aydır bütün çabası ülkemizin 23 yılda ağır bedeller ödeyerek elde ettiği istikrar ve güvenini zedelemektir. Boykot çağrılarından, batılı medyaya ülkemizin şikayet edilmesine, sokaklarımızı karıştırmaya kadar yaptıkları bunun içindir. Kendileri kargaşa ve kriz içerisindeler, istiyorlar ki Türkiye de aynısını yaşasın. Her yolu denediler ama muvaffak olamadılar. Kendi ikbal faturalarını millete ödetmeyi başaramadılar. Bundan sonra da ülkemize ve ekonomimize zarar veremeyecekler. Daha müreffeh bir gelecek için dayanışma ruhunu büyütmeye sizi davet ediyorum.”

Paylaşın