Yoksulluğu Sona Erdirmek, Onu Yönetmekten Daha Ucuz; Öyleyse Neden Yapılmıyor?

Eksik olan para değil, öncelik, insanlık yoksulluğu bitirecek kadar zengin. Eksik olan şey, zenginlik değil; niyetin, cesaretin ve dayanışmanın eşit dağılmaması.

Kurtuluş Aladağ / Dünyanın bir köşesinde yıldızlar altında parlayan gökdelenler yükselirken, diğer köşesinde insanlar karanlıkta ısınacak bir ateş arıyor.

Bu iki uç arasındaki mesafenin adı yoksulluk ve bu uçurumun derinliğine rağmen, onu doldurmak için gereken kaynak aslında düşünüldüğü kadar büyük değil.

Hatta şaşırtıcı ama gerçek: Yoksulluğu sona erdirmek, onu sürdürmekten daha az maliyetli.

Bu gerçek bilindiği halde neden hala milyarlarca insanın açlık, barınaksızlık ve çaresizlik içinde yaşamasına seyirci kalınıyor?

Görünmeyen fatura

Yoksulluğun maliyeti, resmi bütçelerde yer alan kalemlerden çok daha fazlasıdır.

Bir çocuğun okula gidememesinin gelecekte ekonomiye kaybettirdiği üretkenlik; bir ailenin yeterince beslenememesinin yol açtığı sağlık sorunları; mahallelerde artan güvenlik masrafları…

Tüm bunlar, toplumların sırtında giderek ağırlaşan bir yük.

Oysa bu yüklerin çoğu, yoksulluğu doğrudan azaltacak akılcı yatırımlarla ortadan kaldırılabilir.

Çözüm sanılandan daha basit

Araştırmalar gösteriyor ki:

Erken çocukluk eğitimi için yapılan her birim yatırım devasa sosyal fayda üretiyor.

Temel hizmetlerin (sağlık, eğitim, barınma) evrenselleştirilmesi, uzun vadede devlet bütçesini rahatlatıyor.

Ve ekonomi şöyle fısıldıyor:

“Yoksulluğu bitir, yükün hafiflesin.”

Neden yapılmıyor?

Siyasetçiler, sonucu yıllar sonra alınacak politikalara yatırım yapmakta isteksizdir. Oysa yoksulluğun çözümü sabır ister.

Bazı toplumlarda hala “yoksullar kendi hatası yüzünden yoksuldur” inancı baskındır. Bu yanlış algı, etkili politikalar için gerekli toplumsal desteği zayıflatır.

Ucuz iş gücüne dayanan sektörler, ekonomik düzenin değişmesinden endişe duyar. Yoksulluğun ortadan kalkması, bazıları için karın azalması anlamına gelebilir.

Yoksulluğun kendisi bütüncül bir sorunken, mücadele çoğu zaman parçalara ayrılmış kurumlara bırakılır. Bu da etkinliği azaltır.

Kısacası, yoksulluğu bitirmeyi engelleyen şey bilgisizlik değil, düzensiz öncelikler ve kollektif isteksizlik.

Çare ne?

Çare aslında karmaşık değil:

Her çocuğa eşit eğitim fırsatı,

Sağlık ve barınmada evrensel erişim,

Adil vergi politikaları,

Yenilikçi sosyal yardımlar,

Ve en önemlisi: İnsan onurunu merkeze alan bir bakış açısı…

Bunlar gerçekleştiğinde yoksulluk, tarihin karanlık bir sayfasına dönüşebilir.

Eksik olan para değil, öncelik

Gerçek şu ki, insanlık yoksulluğu bitirecek kadar zengin. Eksik olan şey, zenginlik değil; niyetin, cesaretin ve dayanışmanın eşit dağılmaması.

Yoksulluğu sona erdirmek daha ucuz, daha mantıklı ve daha insani. Ama bunu yapabilmek için önce şu soruya dürüstçe cevap verebilmeliyiz:

Gerçekten istiyor muyuz?

Paylaşın

Özgür Özel: İmamoğlu’nun Üzerine Beton Dökmeyiz

İBB iddianamesine ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Siyasallaşmış yargının delilsiz iddianamesi kıymetlendirilemez. CHP, İmamoğlu’nun üzerine beton dökmez” dedi.

Cumhuriyet Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ”siyaseten arınma” ve ”çözüm sürecinde cesur olma” çıkışını değerlendirdi.

Özel, CHP’nin geçmişten bugüne vefa ve birlik anlayışıyla hareket ettiğini, mevcut genel başkan olarak önceki liderleri eleştirme hakkı olmadığını vurguladı. Ayrıca Özel, partinin çözüm süreci, İmralı komisyonu ve yeni kurultay süreciyle ilgili yaklaşımını da detaylı biçimde açıkladı.

CHP’de koltuk Atatürk’ten miras olduğu için hem genel başkana hem önceki genel başkanlara yaklaşımın çok özenli olması gerektiğini vurgulayan Özgür Özel ”Önceki genel başkanların eleştiri hakkı var ama bizim mevcut genel başkan olarak onları eleştirme hakkımız yok. Vefa göstermeliyiz. Meseleye hep öyle yaklaştık. İki yıldır bunun dışında bir tavrımız olmadı. Bugün de bunu terk etme niyetinde değiliz” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları, parti tabanında ve CHP’ye umut bağlayanlarda ciddi bir tepki yarattığına değinen ve bu tepkilerin önünü almakta zorlandıklarını belirten Özel, CHP’nin çözüm süreci noktasında hep somut adımlar attığını ve 29 maddelik demokratikleşme paketini masaya koyduğunu hatırlattı.

Özel, ”İmralı’ya gitme noktasında tavrını net olarak belirlemiş bir genel başkana yönelik eleştiriler, partiyi üzdü” dedi. Özel, geçmişte benzer saldırılar ve iddialar yaşandığını, ancak bugün CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik iddianameyi siyasi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Özgür Özel, ”15.5 milyon kişinin cumhurbaşkanı adayı gösterdiği Ekrem İmamoğlu’nu yalnızlaştıracak, üzerine beton dökecek bir işin içinde CHP olamaz” diye konuştu. Özel, partinin tabanının büyük çoğunluğunun iddianamenin siyasi olduğunu düşündüğünü belirtti.

CHP Lideri, ”Bu iki açıdan mevcut genel başkan olarak zorlandığımı ifade etmeliyim. Ama sakinliğimizi, sağ duyumuzu korumak zorundayız. Sonuçta Kemal Bey’i de arayıp kurultaya davet edeceğim. Ben Kemal Bey’in bu açıklamasının parti tarihinde bir istisna olarak kalmasını ümit ediyorum. Bunun için üzerime düşen bir şey varsa yapacağım. Kendisini kurultaya da davet edeceğim” diye konuştu.

Parti içinde önceki genel başkanlarla sürekli iletişim hâlinde olduklarını ve onları istişare heyeti gibi değerlendirdiklerini dile getiren Özel, ”Mevcut genel başkan talebi halinde aday olur, diğer adaylar da imza toplama hakkına sahip olur. Delege üzerinde hiçbir baskı yok” ifadelerini kullandı.

Bu kurultayla birlikte CHP’nin kuruluş değerlerinden sapmadan, Türkiye’deki tüm demokratları kucaklayan bir çizgiye oturacağının altını çizdi.

Kurultay hedeflerine değinen Özel, ”Partiyi kuruluş değerlerinden bir yere savurmadan, Türkiye’deki bütün demokratların partisi yapmaya yönelik anlayışı da yerleştirerek; bütün demokratlara hem kadrolarıyla hem politikalarıyla kucak açan; sandığı, demokrasiyi koruyan, ortak bir gelecek kurabilmeyi merkeze oturtan bir yaklaşımımız var. Ama savunduğu değerleri daha doğru anlatıp; merkeze Cumhuriyet’i, demokrasiyi ve sandığı koruma refleksini koyacağız” ifadelerini kullandı

Özel, Bu programdan sonra CHP sorunları söylemekten çok, çözümleri söyleyen yeni bir evreye geçtiğinin altını çizdi.

CHP Lideri, ”Program seçim vaadi duymak isteyenler için hâlâ soyut kalabilir. Onu da Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile yapacağız. Bugünkü Gölge Kabine, ofise evrilecek. Orada bol bol çözüm söyleyen bir söyleme geçeceğiz” diye konuştu.

Kürt sorunun çözümü için kurulan komisyonda somut önerilerle hareket edeceklerine değinen Özel, nefret söylemiyle mücadele, kadın cinayetleri, anadilin öğrenilmesi, ”terör” tanımlarının düzenlenmesi ve fikir özgürlüğü alanında önemli adımlar atacaklarını vurguladı.

Komisyon’un İmralı ziyaretine ilişkin süreci de değerlendiren Özel, AKP ve MHP’nin siyasi hesaplar üzerinden süreci yürüttüğünü, CHP’nin ise şeffaf ve net bir tutum sergilediğini kaydetti.

Özel ”Samimiyetsiz bir tutum. AKP zaten ilk günden beri derenin boyunu MHP’ye ölçtürerek tamamen bu işi bir siyasi rant ve risk alanı olarak yönetiyor. Bize bazı eleştiriler yapıyor ama hiç olmazsa CHP’nin tutumu net ve samimidir. Biz komisyona girdik, katkı irademizi ortaya koyduk. Koymaya devam ediyoruz” dedi.

İmralı ziyareti sürecinde AKP’den gelen gizli ziyaret teklifini de değerlendiren Özel, sürecin AKP ve MHP tarafından siyasi hesaplarla yürütüldüğünü söyledi: ”Bize ‘Siz de gelin, video olmayacak, fotoğraf olmayacak’ dediler. Biz buna itibar etmedik ve şeffaf tutumumuzu koruduk. İmralı’daki tutanakların komisyon üzerinden paylaşılmasını istiyoruz. Gizli tutulacak bir şey yoksa kamuya açıklanmasını destekleriz” ifadelerini kullandı.

Mevcut anayasa ile ilgili eleştirilerini yineleyen CHP Lideri, iktidarın anayasa ihlallerine dikkat çekti. ”Bu iktidarla yeni bir anayasa yapamayız. Mevcut anayasanın ihlali bu kadar fazla olursa yeni anayasa oyun kurmak için yapılır” diye konuşan Özel,ayrıca Siyasi Ahlak Yasasıyla ilgili tekliflerini Meclis’e sunduklarını da belirtti.

Özgür Özel siyasetçilerin gelir ve mal varlıklarının şeffaf şekilde denetlenmesini amaçladıklarını da açıkladı.

Yeni parti programı ve laiklik eleştirilerini de değerlendiren Özel, ”Altı Ok’un altısını da aynı özenle tarif ettik. Eleştiriler bize ulaştı, nihai metin kurultaya sunulacak” dedi. Özgür Özel, programın somut önerilerle zenginleştirileceğini ve CHP’nin çözüm üreten bir parti konumuna geçeceğini vurguladı.

Özel, sözlerini şöyle noktaladı: ”CHP geçmişten bugüne, tüm demokratik değerleri savunan bir partidir. Partimizi, sandığı, demokrasiyi ve ortak geleceği merkeze alarak güçlendirmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

1,47 Milyon Çocuk “Örgün Eğitim” Dışında

Eğitim Reformu Girişimi’nin raporuna göre; örgün eğitimde olmayan çocuk sayısı 1 milyon 470 bin 694’e ulaşıyor. Rapor, özellikle 14-17 yaş grubunda eğitim dışılığın yüksek seyrettiğini gösteriyor.

Türkiye’de eğitim politikaları son yıllarda sık sık değişen uygulamalarla gündeme geliyor. Müfredat defalarca yenilendi; sınav sistemleri birden fazla kez düzenlendi; öğretmenlik kanunu ve atama süreçleri yeniden ele alındı. Okul türlerine, yönetmeliklere ve eğitim takvimine ilişkin kararlar da kısa aralıklarla değişti.

Bu dalgalı ortamın son örneği, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in ara tatil uygulamasının kaldırılmasının değerlendirildiğini açıklaması oldu. Tam da bu tartışmalar sürerken Eğitim Reformu Girişimi’nin yayınladığı Eğitim İzleme Raporu 2025, eğitimdeki bu değişkenliğin etkilerini ve eşitsizlikleri verilerle ortaya koyuyor.

DW Türkçe’den Pelin Ünker’in aktardığına göre; Rapor, eğitimde hedeflerin ve mevzuatın sık değişmesi nedeniyle stratejik tutarlılık ve şeffaflığın zayıfladığını belirtiyor. 2024–2025 döneminde hem çocukların hem öğretmenlerin iyi olma halini merkeze alan, hesap verebilir ve kapsayıcı bir kamu-yurttaş diyaloğuna duyulan ihtiyacın devam ettiği vurgulanıyor.

Raporun en çarpıcı bulgularından biri, zorunlu eğitim çağındaki çocukların önemli bir bölümünün okula devam etmemesi. 2024–2025 eğitim-öğretim yılında 804 bin 250 çocuk, zorunlu eğitimde olması gerekirken örgün eğitimin dışında yer alıyor. Bunların 611 bin 612’si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 192 bin 638’i ise yabancı uyruklu. Öte yandan eğitim çağında olup açıköğretim liselerine yönlendirilen 273 bin 557 çocuk ile MESEM kapsamında haftanın büyük bölümünü işletmelerde geçiren 392 bin 887 öğrenci, fiilen okul dışı kalan çocukların toplam sayısını artırıyor.

Bu üç grup birlikte değerlendirildiğinde, örgün eğitimde olmayan çocuk sayısı 1 milyon 470 bin 694’e ulaşıyor. Rapor, özellikle 14-17 yaş grubunda eğitim dışılığın yüksek seyrettiğini gösteriyor. Bu yaş aralığında eğitim dışı kalma oranı iki yıldır yüzde 8’in üzerinde. Bazı illerde oran çok daha yüksek: Muş’ta yüzde 34,4, Ağrı ve Şanlıurfa’da yüzde 32,8.

Eğitim dışılığın arka planında ekonomik koşullar belirleyici rol oynuyor. Türkiye’de çocukların yüzde 30,4’ü ciddi maddi yoksunluk içinde yaşıyor; yüzde 39,5’i “yoksulluk veya sosyal dışlanma riski” altında bulunuyor.

Bu tablo çalışma hayatına erken katılımı da artırıyor. 15-17 yaş aralığındaki her dört çocuktan biri işgücüne dahil. Erkek çocuklarda bu oran yüzde 35,6’ya kadar yükseliyor. Rapor, bu yaş grubundaki çocukların eğitimle çalışma arasında seçim yapmak zorunda kaldığını ve bunun özellikle ortaöğretimde kopuşu hızlandırdığını ortaya koyuyor.

Kız çocukları açısından durum daha da kırılgan. Ev içi bakım yükü ve erken yaşta evlilik riski nedeniyle eğitimi bırakma olasılığı daha yüksek.

Erken çocukluk dönemine ilişkin göstergeler de eğitimdeki eşitsizlikleri doğruluyor. Okul öncesi eğitimde öğrenci sayısı iki yıl üst üste düşmüş durumda. 2023–2024’te 1 milyon 954 bin olan öğrenci sayısı 2024–25’te 1 milyon 741 bine gerileyerek yüzde 10,9 azaldı.

Rapor, 3-5 yaş aralığında okullulaşmanın en düşük olduğu illerin Şanlıurfa, Mardin, Diyarbakır, Şırnak ve Kahramanmaraş olduğunu belirtiyor. Ayrıca ortaöğretimde kız çocuklarının okullulaşma oranlarının pek çok ilde yüzde 80’in altına düşmesi, bölgesel eşitsizliklerin erken yaşlardan itibaren eğitim sürecine yansıdığını ortaya koyuyor.

Çocuklar risk altında

Rapor, örgün eğitimin dışına çıkışın önemli bir bölümünün Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) ve açıköğretim üzerinden gerçekleştiğini vurguluyor. 2024–25 döneminde 392 bin 887 öğrenci, haftanın dört ila beş gününü işletmelerde geçiriyor. İş güvenliği denetimlerinin yetersizliği bu çocuklar açısından ciddi riskler doğuruyor.

Benzer şekilde açıköğretime geçiş de artıyor. Örgün eğitim hakkını kaybedip açık liseye yönlendirilen 18 yaş altı öğrenci sayısı bir yılda iki katına çıkarak 42 bin 807’ye yükseldi. Rapor, bu öğrencilerin okul aidiyetinin zayıfladığını ve koruma mekanizmalarının dışında kaldığını belirtiyor.

Eğitime erişim açısından kırsal bölgelerde de önemli değişiklikler yaşanıyor. Taşımalı eğitimden yararlanan öğrenci sayısı, azami mesafe sınırının 50 kilometreden 30 kilometreye indirilmesiyle birlikte yüzde 16,2 azalarak 846 binin altına düştü.

Yatılı bölge ortaokullarının sayısı 254’ten 224’e düştü; bu okullardaki öğrenci sayısı ise yüzde 18,7 azalarak 36 bin 174’e indi. Rapor, kırsalda eğitimin hala taşıma, pansiyon ve Yatılı Bölge Ortaokulu (YBO) kapasitesi gibi faktörlere bağımlı olduğunu vurguluyor.

Köylerde okul öncesi öğrenci sayısında yüzde 24,6’lık artış dikkat çekse de bu artışın genel okullulaşma oranlarındaki düşüşü telafi etmeye yetmediği belirtiliyor.

Rapor, okulların çocuklar için yalnızca bir akademik alan değil aynı zamanda bir koruma alanı olduğunu hatırlatıyor. Ancak veriler, bu koruma alanının giderek zayıfladığını gösteriyor.

Maddi yetersizlik nedeniyle çocukların yüzde 10’u günlük taze meyve/sebze tüketemiyor; yüzde 23,1’i düzenli protein alamıyor. Türkiye’de çocukların yüzde 5,5’i yetersiz beslenme nedeniyle bodurluk yaşıyor. Bu durumun çocukların hem gelişim sürecini hem de okulla bağını olumsuz etkilediğine dikkat çekilen raporda, okullarda ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği verilmesi gerektiğine de dikkat çekiliyor.

Sosyal risk göstergeleri de benzer bir tablo ortaya koyuyor. 2024 yılında 202 bin 785 çocuk, “suça sürüklenen çocuk” gerekçesiyle güvenlik birimlerine getirildi. Rapor, devamsızlık oranlarının tüm kademelerde yükseldiğini; özellikle ortaokullarda 20 gün ve üzeri devamsızlık oranının yüzde 14,8’den 23,7’ye çıktığını belirtiyor.

Öte yandan şiselerde sınıf tekrarının yeniden uygulanmasının ardından 2024 yılı, sınıf tekrarı oranlarındaki en belirgin artışın gözlendiği yıl oldu. Bu oran, genel ortaöğretimde oran yüzde 4,7’den 18,5’e, anadolu imam hatip liselerinde yüzde 4,9’dan 30’a, mesleki ve teknik ortaöğretimde oran yüzde 24,9’dan 28,5’e yükseldi.

Okul iklimini etkileyen bir diğer unsur da zorbalık. 2025 yılında yapılan bir araştırma, ebeveynlerin yüzde 68’inin çocuklarının okul çevresinde zorbalık vakalarına tanık olduğunu bildiriyor. Zorbalığa uğrayan çocukların yüzde 58’i okula gitmek istemiyor, yüzde 34’ünde akademik başarı düşüyor.

Buna karşın rehberlik hizmetlerine erişim sınırlı. Öğrencilerin yalnızca yüzde 18’i rehber öğretmenle düzenli görüşüyor. Bu görüşmelerin çoğunun sınav ve yönlendirme odaklı olması, psikososyal desteğin sınırlı kaldığını gösteriyor.

Rapor, öğretmen istihdamı ve yetiştirme modeline ilişkin belirsizliklerin sürdüğünü belirtiyor. Ücretli öğretmenlik uygulamasının devam etmesi ve yeni kurulan Millî Eğitim Akademisi çerçevesindeki düzenlemeler, mesleki istikrar açısından soru işaretleri yaratıyor.

Norm kadro ihtiyacı 100 bin 541 iken ücretli öğretmenliğin sürmesi, kalıcı öğretmen açığının ücretli istihdamla kapatıldığını gösteriyor. 2024-2025 döneminde 78 ilde görev yapan ücretli öğretmen sayısı 86 bin 138’i buluyor. Bu sayı bir önceki eğitim-öğretim yılında 72 bin 723 idi.

Yeni öğretim programlarına ilişkin öğretmen geri bildirimleri ise içerik yoğunluğu, soyut konuların erken yaşlarda verilmesi ve materyal eksiklikleri nedeniyle programın sınıflarda uygulanmasının zorlaştığını ortaya koyuyor.

Göç, ekonomik kriz ve 6 Şubat depremlerinin yarattığı etkiler, özellikle dezavantajlı bölgelerde okullaşma, devamsızlık ve öğrenme sürecini belirlemeye devam ediyor. Rapor, eğitim sisteminin bu çoklu kriz ortamında çocukların ve öğretmenlerin iyi olma halini destekleyecek daha güçlü ve bütüncül politikalara ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de “Üst Düzey” İstifa

İYİ Parti’de Genel Başkanlık Yardımcılığı yapan Alpaslan Yüce, sosyal medya platformu üzerinden yayımladığı bir mesaj ile görevinden ve partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Alpaslan Yüce, istifa kararının ardında herhangi bir kırgınlığın olmadığını vurgulayarak, kendi görüşleri ve değerleri çerçevesinde tamamen siyasi bir karar verdiğini belirtti.

Yüce, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Zaman içinde ülkemizin karşı karşıya bulunduğu sorunların çözümüne dair uzun vadeli ve bütüncül bir program geliştirme gayretimizin, yer yer kısa vadeli ve tepkisel yaklaşımların gölgesinde kaldığını gözlemledim. Bu nedenle İYİ Parti’de sürdürdüğüm Genel Başkan Yardımcılığı görevimden ve parti üyeliğimden istifa etme kararı aldım.

Bu karar, bir kırgınlığın değil, siyasetin anlamına, kurumsal akla ve ilkesel tutarlılığa olan inancımın gereğidir. Anlayışım gereği, siyasetçinin görevi, kişisel konfor alanını korumak değil, bu ülke ve değerleri savunmak pahasına sorumluluk üstlenmektir.

Türkiye’nin geleceğine ilişkin umut, yalnızca iktidar değişiminde değil, siyaset kültürünün dönüşümündedir. Bu dönüşüm, partiler arası rekabetten çok, partilerin kendi içlerindeki ilkesel yenilenme kapasitesiyle mümkün olacaktır. İnanıyorum ki, demokratik temsilin gerçek anlamda kökleşmesi, siyasetin popülist dalgalardan arınıp kurumsal akla ve etik sorumluluğa dayanmasıyla sağlanacaktır.”

Paylaşın

MHP’den Dikkat Çeken “İmralı” Açıklaması: Gidilecek

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis’te kurulan komisyonun İmralı’ya gitmesine ilişkin, “İmralı’ya gidilecektir. Cumhur İttifakı olarak ve tabii DEM’in de katkısıyla İmralı’ya gidilecektir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Bengü Türk TV’de TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan ile görüşmeye gitmesine ilişkin açıklamada bulundu. Yıldız, şunları söyledi:

“İmralı’ya gidilip gidilmeme konusu bu haftanın konusu değil, üç haftadır gündeme geliyor. Grup başkanları olarak kendi aramızda bu konuda Meclis Başkanı’nın başkanlığında görüşmeler yapıyoruz. Sonunda mutabakata varıldı. Cuma günü oylamasını yapalım dedik. Oylama için 3’te 2 çoğunluğa ihtiyaç var. Bu sayı da yeterli şu anda.

Onun için de bana sorulduğunda kararın gitme yönünde olacağını net olarak söyledim. Fazla uzatılmadan birkaç gün içinde İmralı Adası’na gidilip terör örgütünün kurucusunun beyanları alınır, söyleyecekleri dinlenir, dönülüp gelinir. Burada yapacağımız şey: 45 yıl örgüt yönetmiş kişinin herkesi dinlediğimiz bir ortamda, onun da bu konudaki beyanlarının alınmasından ibarettir.

Pazarlık ya da benzer şeyler yapılacak değildir. Oraya gidilip herhangi bir konunun al-ver, pazarlık ya da benzer şeyler yapılacak değildir. Biz aşağı yukarı bütün görüşleri biliyoruz. Örgütünü dağıtma ve silahları bırakma şartının tam olarak yerine getirildikten sonra da bir rapor eşliğinde yapılacak hukuki düzenlemeler kamuoyuna paylaşılacaktır.

Yani diğer devletlerin terörle mücadele etmiş ve çatışmalı süreçleri sonlandırmış dünya örneklerine de baktığımızda aşağı yukarı 6-7 sene süren görüşmelerin bizim komisyonumuzda çok kısa sürede sonuçlandığını görüyoruz. Bu çok büyük bir başarıdır. Terörsüz Türkiye modeli dünyaya örnek olacak bir modeldir. İmralı’ya gidilecektir, evet. Bunu net olarak söylüyoruz. İmralı’ya gidilecektir. Cumhur İttifakı olarak ve tabii DEM’in de katkısıyla İmralı’ya gidilecektir.

Katılmayacak olan, heyete üye vermeyecek partinin de cumadan önce kamuoyuna sebeplerini paylaşması gerekir diye düşünüyoruz. Bu meselenin çözülmesi için gayret gösterdiğini söyleyenlerin bahane üretmelerini de toplum görür diye düşünüyorum. Tüm iyi niyetimle oy birliğiyle karar alınacağını düşünüyorum. Oy birliği olmazsa da oy çokluğuyla karar alırız. Kesin olarak gitmeme yönünde bir karar çıkmaz. Çünkü bunun müzakerelerini daha önce aramızda defalarca yaptık.”

Yıldız, AK Parti’nin İmralı’ya gidilmesine yönünde çekinceleri olduğu iddialarına ilişkin ise, “Bu doğru değil. Net olarak söyleyeyim: Terörsüz Türkiye konusunda MHP ve AK Parti arasında en ufak bir fikir ayrılığı yok.” dedi.

Yasal düzenlemelere ilişkin soruya Yıldız, “Benim peşinen bir şey söylemem uygun düşmez. Elbette düzenleme olacaktır. Başından beri söylediğimiz gibi infaz düzenlemesi şart. Liderimizin şarta bağlı olarak söylediği Umut Hakkı, şartlar yüzde yüz gerçekleştiğinde de Umut Hakkı’nın kullanılmasının yolu da elbette açılacaktır.” yanıtını verdi.

Paylaşın

CHP Ve İYİ Parti Seçmeni Sürece Mesafeli

Asal Araştırma’nın anketine göre; CHP seçmeninin yüzde 27.4’ü, İYİ Parti seçmenin yüzde 19.4’ü, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin ise “Demokrasi ve Barış” adını verdiği süreci destekliyor.

Asal Araştırma’nın Kasım 2025’te gerçekleştirdiği kamuoyu araştırması, “Terörsüz Türkiye” sürecine toplumun nasıl baktığını ortaya koydu. Araştırma sonuçlarına göre halkın yüzde 55,8’i süreci “olumlu” değerlendiriyor. Sürece olumsuz bakanların oranı ise yüzde 34,3 olurken, yüzde 9,9’luk bir kesim görüş belirtmedi.

Asal Araştırma’nın Eylül 2025’te yaptığı ölçümde ise kamuoyuna “Terörsüz Türkiye sürecini nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu yöneltilmiş, katılımcıların yüzde 54,6’sı olumlu, yüzde 33’ü olumsuz, yüzde 12,4’ü ise fikrim yok/cevap yok demişti. Bu sonuçlar, Kasım ayına gelindiğinde olumluluk oranında hafif bir artış olduğuna işaret ediyor.

Araştırma kapsamında, siyasi tercihlere göre sürece dair kanaatler de ölçüldü. AK Parti seçmeninin yüzde 82,3’ü süreci olumlu değerlendirirken, DEM Parti seçmeninde bu oran yüzde 75 olarak gerçekleşti. MHP seçmeninde sürece destek yüzde 61,5 olurken, CHP seçmeninde olumlu kanaat yüzde 27,4, İYİ Parti seçmeninde ise sadece yüzde 19,4 oldu.

Süreci olumsuz değerlendirenlerin oranı en yüksek iki grup ise yüzde 70,8 ile İYİ Parti ve yüzde 58,7 ile CHP seçmeni oldu. DEM Parti seçmeninde olumsuz kanaat oranı yüzde 20,2, MHP’de yüzde 26,8, AK Parti’de ise sadece yüzde 10,6 olarak ölçüldü.

Araştırmada ayrıca “fikri olmayan” veya “cevap vermeyen” seçmenlerin oranı AK Parti’de yüzde 7,1, CHP’de yüzde 13,9, MHP’de yüzde 11,7, İYİ Parti’de yüzde 9,8 ve DEM Parti’de yüzde 4,8 olarak kaydedildi.

26 ilde 2.015 kişiyle yapılan saha araştırması, sürece yönelik genel kamuoyu eğiliminin olumlu olduğunu, ancak siyasi kimliklere göre belirgin ayrışmalar bulunduğunu gösteriyor.

Paylaşın

Türkiye, “İnternetin Özgür Olmadığı Ülkeler” Kategorisinde

Türkiye, bu yıl da “internetin özgür olmadığı ülkeler” kategorisinde yer aldı. İnternet özgürlüğünün en yüksek olduğu üç ülke İzlanda, Estonya ve Şili olurken, en düşük olduğu ülkeler ise İran, Çin ve Myanmar oldu.

ABD merkezli sivil toplum kuruluşu Freedom House, bu yılki “İnternet Özgürlüğü” raporunu yayımladı. Rapora göre küresel ölçekte internet özgürlüğü 15 yıldır geriliyor. Raporda incelenen 72 ülkeden 27’sinde çevrimiçi güven koşulları kötüleşirken 17 ülkede pozitif bir ilerleme kaydedildiği belirtildi.

100 üzerinden 31 puanla “internetin özgür olmadığı ülkeler” kategorisinde yer alan Türkiye, geçen sene olduğu gibi bu yıl da 72 ülke arasında 56’ncı sırada yer aldı. Türkiye bu skorla Avrupa’da incelenen ülkeler arasında ise sonuncu oldu.

Türkiye’de internet özgürlüğünün tehdit altında olduğunu belirten Freedom House’a göre, geçen seneye kıyasla paylaşımları nedeniyle uzun süreli hapis cezasına çarptırılan internet kullanıcılarının sayısı azalsa da, Türkiye’de internet özgürlüğüne yönelik sayısız kısıtlama devam etti.

Raporun açıklandığı gün, tutuklu Ekrem İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” adlı X hesabına “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle” erişim engeli getirilmesi için girişimde bulunulduğu bildirildi. Daha önce İmamoğlu’nun kişisel X hesabına da Türkiye’den erişim engellenmişti.

Freedom House, özellikle 19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan protestolar sırasında sosyal medya platformlarına erişimin kısıtlandığına ve yetkililerin, internet sitelerini engellemek ve içerikleri kaldırmak için mahkemelere başvurduğuna dikkat çekti.

İktidar yanlısı hesapların dezenformasyona devam ettiğini vurgulayan Freedom House; gazetecilerin, aktivistlerin ve sosyal medya kullanıcılarının paylaştıkları içerikler nedeniyle soruşturmalara ve zaman zaman davalara maruz kaldığını hatırlattı. Raporda, Ağustos 2024’te Türkiye Bilgi ve İletişim Teknolojileri Kurumu’nun (BTK) sosyal medya platformu Instagram’ı dokuz gün boyunca engellediğine de yer verildi.

Rapora göre, internet özgürlüğünün en yüksek olduğu üç ülke İzlanda, Estonya ve Şili oldu. İnternet özgürlüğünün en düşük olduğu ülkeler ise İran, Çin ve Myanmar olarak sıralandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“9 Bin PKK’lı Türkiye’ye Dönecek” İddiası

İlk etapta silahlı suçlara karışmamış bin PKK’lının, daha sonra ise yapılacak bireysel incelemelerin sonucuna bağlı olarak 8 bin PKK’lının Türkiye’ye dönüşüne izin verileceği öne sürüldü.

Çözüm süreci kapsamında gözler hükümetin önereceği yasal düzenlemelere çevrilmişken Reuters haber ajansı, ismi verilmeyen “üst düzey bir Ortadoğu yetkilisine” dayandırdığı haberinde, genel bir af anlamına gelmeyecek fakat PKK’dan ayrılarak evlerine dönenleri koruyacak bir düzenleme üzerinde çalışıldığını aktardı.

Ajansa konuşan yetkili, söz konusu düzenlemenin bu ay içinde parlamentoya sunulmasının beklendiğini dile getirdi.

Buna göre, ilk etapta silahlı suçlara karışmamış bin kişinin, daha sonra ise yapılacak bireysel incelemelerin sonucuna bağlı olarak 8 bin militanın Türkiye’ye dönüşüne izin verilecek.

Yetkili, Ankara’nın bin kadar orta ve üst düzey PKK yetkilisinin ise Türkiye’ye dönmesine izin vermeyeceğini, bu isimlerin Avrupa dahil üçüncü ülkelere yerleştirilmesinin gündeme gelebileceğini söyledi.

Ajansa konuşan DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel de, PKK üyelerinin demokratik ve sosyal entegrasyonunu mümkün kılacak özel bir yasa üzerinde çalışıldığını” ve bunun “İster sivil ister militan olsun, PKK’dan dönen herkes için geçerli olacağını” vurguladı. Temel diğer yandan, kademeli bir geri dönüşün değil, herkesi kapsayan bir yöntemin benimseneceğini belirtti.

Bazı PKK üyelerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi fikrinin gündeme getirildiğini de doğrulayan Tayip Temel, bunun potansiyel ev sahibi ülkelerle de müzakere edilmesi gerektiğini belirtti.

DEM Parti’den ismi gizli tutulan bir diğer kaynak ise, genel af dili kullanılmadan sadece PKK’ya özgü tek bir yasa üzerinde çalışıldığını belirtti.

Temel’in açıklamasının aksine, “Farklı gruplar için farklı prosedürler olacak” diyen kaynak, bazı PKK üyelerinin Türkiye’ye döndüklerinde muhtemelen soruşturma ve yargılamalarla karşı karşıya kalacağını belirtti.

PKK, kurucusu Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine Mayıs ayında örgütsel varlığına son verdiğini duyurmuş, militanlar Temmuz ayında sembolik bir ateş yakma töreni gerçekleştirmişti. Geçen ay da Türkiye’deki militanların Irak’a döneceği duyurulmuş ancak Türkiye’de halihazırda kaç silahlı savaşçı bulunduğu konusunda bir bilgi verilmemişti.

Halihazırda önemli bir kısmı Türkiye vatandaşı olan PKK militanlarının büyük çoğunluğunun Irak’ta olduğu biliniyor. Ayrıca Suriye’nin kuzeyinde de az sayıda PKK’lının varlıklarını sürdürdüğü değerlendiriliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Süreç Komisyonu” Öcalan’ı Dinleyecek Mi? Kurtulmuş Açıkladı

“Komisyon Abdullah Öcalan ile görüşecek mi?” sorusunu yanıtlayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Eğer meclis ve siyasi partiler bu konuda mutabakata varırsa yasal çerçevede böyle bir görüşme yapılabilir” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul’da bazı medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; Kurtulmuş, bu toplantıda İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı’nı dinleyeceklerini ifade etti.

Kurtulmuş, komisyonun İmralı’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesi ile ilgili tartışmalara da değindi. “Eğer meclis ve siyasi partiler bu konuda mutabakata varırsa yasal çerçevede böyle bir görüşme yapılabilir” diyen Kurtulmuş, kararı meclis komisyonunun vereceğini vurguladı.

Kurtulmuş, süreçle ilgili yasal düzenlemelerin PKK’nın silah bıraktığının teyit edilmesinden sonra yapılabileceğini söyledi:

“MİT ve Milli Savunma Bakanlığı unsurlarının, ‘Evet, örgüt kendisini feshetmiştir, sahada ciddi bir silahsızlanma sağlanmıştır’ diyerek bu tespiti yapmasından sonra TBMM’nin konunun gerektirdiği birtakım yasal düzenlemeleri gerçekleştirmesi mümkün olabilecektir.”

Kurtulmuş Öcalan’ın serbest kalması için gündeme gelen umut hakkı konusundaki bir soruya ise “Henüz öyle bir konu gündemde yok, yani komisyonun gündeminde yok” diye yanıt verdi.

Kurtulmuş toplantıda ayrıca 2013-15 arasında yürütülen çözüm süreciyle ilgili de değerlendirmelerde bulundu.

İki sürecin çok farklı olduğunu söyleyen TBMM Başkanı şöyle konuştu: “Her şeyden evvel üzülerek ifade ediyorum, o dönem içerisinde devlet adına bu süreci yürüten kurumların neredeyse tamamı FETÖ’cülerin yönetimindeydi, onların etkisi altındaydı.

Yani bir siyasi irade bunun olmasını istiyordu ama devletin içinde de yuvalanmış başkalarına ait bir siyasi irade bu işin olmamasını istiyordu.”

Kurtulmuş bugün devam eden görüşmelerle ilgili “şu anda süreci başından beri yürüten devlet kurumlarının tamamı siyasi iradenin emri altındadır” dedi.

Kurtulmuş ayrıca yürütülen sürecin “Türkler ile Kürtler arasında bir barış süreci olmadığını” vurguladı.

TBMM Başkanı bunun “devlete karşı mücadele eden terör örgütünün silahlarını bırakmasını ilan etmesiyle birlikte başlayan bir sürecin parlamento tarafından dikkatle izlenmesi süreci” olduğunu söyledi.

Kurtulmuş, PKK’nın bu süreçte “maksimalist talepleri” olmadığını da ekledi: “Federasyon gibi, birtakım ayrıcalıkların tesis edilmesi gibi, başka bir dilin Türkçenin yanında resmi dil olmasının talep edilmesi gibi bazı taleplerin gündeme gelmediğini biliyoruz.”

Paylaşın

Türkiye’nin Yeni Normu “Sıfır Gün Harcaması”

KONDA Araştırma tarafından yapılan araştırmaya göre çalışanların büyük kısmı maaşlarını aldıkları gün ya da hemen sonrasında tüketiyor. Bu durumu tanımlayan “sıfır gün harcaması” davranışı toplumda en yaygın eğilim olarak öne çıkıyor.

KONDA Araştırma’nın Eylül 2025 tarihli Barometre raporu, ekonomik baskılar altında şekillenen tüketici davranışlarının çarpıcı bir resmini ortaya koydu. Araştırmaya göre çalışanların büyük kısmı maaşlarını aldıkları gün ya da hemen sonrasında tüketiyor. Bu durumu tanımlayan “sıfır gün harcaması” davranışı toplumda en yaygın eğilim olarak öne çıkıyor. Katılımcıların yüzde 78’i bu tüketim alışkanlığını bir şekilde sergilediklerini ifade ederken, yüzde 38’i ise “her zaman maaşımı alır almaz bitiriyorum” diyor.

Raporda “sıfır gün harcaması” kavramı; maaş alındığı gün yapılan yüksek düzeyli harcamalar, yani paranın hiç bekletilmeden harcanması eğilimi olarak tanımlanıyor. Özellikle sabit ve düşük gelir gruplarında bu durum zorunlu harcamalara yetişebilme çabasının bir sonucu olarak öne çıkıyor. Araştırma, hane halkı bütçelerinin maaşla birlikte anında dağıldığını, tasarrufun ise neredeyse mümkün olmadığını gösteriyor.

KONDA verilerine göre tüketicilerin en sık başvurduğu davranış biçimi sıfır gün harcaması olurken, “küçük ödül anlayışı” yüzde 14’lük düzenli tekrar oranıyla ikinci sırada yer aldı. Tüketicilerin sadece yüzde 5’i her zaman “kendimi ödüllendirmek için alışveriş yaparım” diyor. “Alışveriş terapisi”, “intikam harcaması”, “felaket harcaması” ve “gösterişçi yönetim” gibi diğer kavramlar ise büyük oranda katılımcıların “hiçbir zaman” tercih etmediği davranışlar olarak öne çıktı.

Küçük Ödül Anlayışı: Katılımcıların %46’sı hiç yapmadığını, %5’i ise her zaman yaptığını belirtti.

Alışveriş Terapisi: Yüzde 69 bu davranışı hiç sergilemediğini söyledi.

Gösterişçi Harcama: Yüzde 74’lük büyük bir kesim bu eğilime tamamen uzak.

Veriler, özellikle düşük ve orta gelir grubundaki bireylerin her geçen ay daha fazla ekonomik baskı altında kaldığını ve harcama davranışlarının zorunluluklar doğrultusunda şekillendiğini gösteriyor.

KONDA Araştırma’nın sosyal medya açıklamasında da şu değerlendirme yer aldı: “Ekonomik koşulların baskısıyla en yaygın tüketici davranışı yüzde 78 ile sıfır gün harcaması oluyor. Çalışan kesimin büyük bir bölümü maaşını alır almaz bitiriyor. Bu tüketim davranışına sahip bireylerin yüzde 38’i ‘her zaman maaşım alır almaz bitiyor’ diyor.”

Paylaşın