Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy: Rusya, Yıpratma Savaşı Yürütüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, son istihbarat raporlarına göre Moskova’nın, İran yapımı Şahit tipi SİHA’larla daha fazla saldırı düzenlemeyi hedeflediğini aktararak, Rusya’nın amacının Ukrayna’yı “yıldırmak” olduğunu belirtti ve ekledi:

“Dayanmalıyız ve bunun için her şeyi yapmalıyız. Teröristler diğer hedeflerine ulaşamadıkları gibi buna da ulaşamayacaklar. Şimdi gökyüzünü korumakla görevli herkesin çok daha dikkatli olması lazım.”

Rusya’nın Ukrayna’ya silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) düzenlediği saldırıların artması üzerine Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy Rusya’nın yıpratma savaşı yürüttüğü konusunda uyarıda bulundu. Zelenskiy Pazartesi akşamı yayınladığı video mesajında, Rusya’nın Ukrayna halkını ve onların savunucularını uzun vadede yıldırmayı hedeflediğini söyledi.

Rusya’nın SİHA’larla düzenlediği saldırıları yıpratma taktiğinin bir parçası olarak gördüğüne işaret eden Zelenskiy, “Rusya’nın Shahed tipi insansız hava araçlarıyla uzun süreli saldırı planladığına dair bilgiler aldık” dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı, Rusya’nın bu şekilde “halkı, hava savunmasını, enerjisini tüketerek” Ukrayna’yı yıpratmayı hedeflediğini dile getirdi. Rus yönetiminin halkına her şeyin plan dahilinde yürüdüğünü göstermeyi istediğini belirten Zelenskiy, “Ancak herkes gibi teröristlerin de bu hedefe ulaşmada başarısız olması için her türlü çabayı göstermeliyiz ve göstereceğiz” şeklinde konuştu.

Rus ordusu geçen yılın son günlerinden bu yana “kamikaze” insansız hava araçları ile Ukrayna’ya yönelik saldırıları yoğunlaştırdı. Patlayıcı madde yüklü SİHA’lar hedefe dikey olarak düşüyor.

Oldukça hafif ve gürültülü olan SİHA’lar Ukrayna hava savunma sistemi tarafından kolaylıkla yakalanmasına rağmen, sayılarının fazla olması ve hava sahasının sürekli kontrol altında tutulması hava savunması açısından büyük bir sınama oluşturuyor. Bunun yanı sıra çok daha ucuza mal edilen SİHA’ların pahalı bir hava savunma sistemi ile vurulması, Ukrayna açısından maliyeti de artırıyor.

Zelenskiy, “Bu yılın başından beri sadece iki gün geçmiş olmasına rağmen şimdiden Ukrayna üzerinde düşürülen İHA sayısı 80’i geçti” dedi. Rus ordusu, SİHA’ları Ukrayna kentlerindeki enerji altyapısını vurmak için kullanıyor.

Rusya 63 askerin öldüğünü teyit etti

Zelenskiy’nin açıklamaları, Ukrayna ordusunun ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinin Makiyivka kentinde Rus askerlerine yönelik saldırısının ardından geldi.

Rusya Savunma Bakanlığı, Makiyivka kentindeki geçici askeri üsse dört füzenin isabet ettiğini, iki füzenin ise Rus sistemleri tarafından vurulduğunu belirterek, saldırıda 63 Rus askerinin hayatını kaybettiğini teyit etti. Savunma Bakanlığı Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın ABD yapımı Himars tipi füzelerle saldırıyı düzenlediği belirtildi.

Ukrayna tarafı ise saldırıda Rusya’nın kontrolündeki kentte düzenlenen saldırıda 400 Rus askerinin öldüğünü iddia etti.

Ukrayna Polisi: Harkiv’de yeni işkence odaları bulundu

Ukrayna polisi ise ülkenin doğusunda kontrolün tekrar sağlandığı Harkiv çevresinde 25 işkence odası bulunduğunu açıkladı. Bölge Emniyet Müdürü Volodimir Timoşko, Rus birliklerinin bu odalarda sivilleri insanlık dışı koşullarda zorla tuttuğunu ve işkence yaptığını söyledi. Timoşko, buralarda tutulanlara elektroşok uygulandığını, parmaklarının kırıldığını aktardı.

Aylar boyunca Rus birliklerinin kontrolünde kalan Harkiv çevresi, Eylül ayının başında yeniden Ukrayna’nın kontrolüne geçmişti. Timoşko, Eylül ayından beri bölgede Rus askerleri tarafından öldürülen 25’i çocuk olmak üzere 920 sivilin cansız bedeninin bulunduğunu söyledi.

Paylaşın

ENAG Açıkladı: Enflasyon Yüzde 137,5

ENAG’a göre, aralık ayında aylık enflasyon yüzde 5,18, yıllık enflasyonu ise yüzde 137,55 oldu. ENAG, bir önceki ay aylık bazda enflasyonu yüzde 4,24, yıllık bazda ise yüzde 170 olarak açıklanmıştı. Yıllık enflasyon ekim ayında ise yüzde 185 seviyesinde gerçekleşmişti.

Haber Merkezi / Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), aralık ayına ilişkin enflasyon verilerini açıkladı.

ENAG verilerine göre, aylık enflasyonun yüzde 5,18; yıllık enflasyonun ise yüzde 137,55 olarak hesaplandı.

ENAG’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Aralık ayında %5.18 arttı. E-TÜFE’nin 2022 yılındaki artışı %137.55 olarak gerçekleşti. Son 6 aylık enflasyon oranı ise %38.57 oldu” denildi.

ENAG’ın aktardığı verilere göre, bir önceki ay Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık bazda yüzde 4,24, yıllık bazda ise yüzde 170 olarak açıklanmıştı. Yıllık enflasyon ekim ayında ise yüzde 185 seviyesinde gerçekleşmişti.

Enflasyon yüzde 66.8 bekleniyordu

Reuters’ın yaptığı ankete göre enflasyonun yüzde 66,8 olarak gelmesi bekleniyordu. Bloomberg HT’nin haberine göre veriler enflasyon oranlarında baz etkisiyle düşüş olduğunu ortaya koydu.

Bloomberg HT Araştırma Birimi’nin yaptığı ankette yıllık enflasyon beklentisi yüzde 67, aylık enflasyon beklentisi ise yüzde 2,8 olarak kaydedilmişti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) son enflasyon raporunda yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 65,2 olmuştu.

TÜİK: Enflasyon yüzde 64,27

TÜİK’e göre, 2022 yıl sonu enflasyonu yüzde 64,27 oldu. Aralık ayında aylık enflasyon ise yüzde yüzde 1,18 olarak gerçekleşti. Bu rakam son 9 ayın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti.

Memur ve emeklinin alacağı zam belli oldu

TÜİK’in açıkladığı Aralık ayı enflasyon verileri ile birlikte memur maaşlarına ve emekli aylıklarına yapılacak enflasyon farkı zammı belli oldu.

SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına Ocak ayında yüzde 15,4 oranında enflasyon farkı verilecek.

Memur maaşları ve Emekli Sandığı’ndan emeklilerin aylıkları ise yüzde 16,5 oranında artacak.

Ocak ayından itibaren geçerli olmak üzere memur ve emeklilerin maaşlarına enflasyon farkı ve toplu sözleşmeden alacakları zammın yanı sıra refah payı adı altında ilave bir destek sağlanması da bekleniyor.

Paylaşın

“Kılıçdaroğlu Adaylığını Açıklayacak” İddiası

Tv 100’de yayınlanan bir programda açıklamalarda bulunan Gazeteci Barış Yarkadaş,  “18 Ocak’taki toplantıdan sonra belki de 24 Ocak’ta Kemal Bey’in adaylığı dört sloganla gündeme gelebilir. Bunlar, ‘liyakat, adalet, refah ve kalkınma olabilir…” dedi ve ekledi:

“Benim CHP Genel Merkezi’nden edindiğim izlenim Kemal Bey’in bu görüşmeler tamamlandıktan sonra 15 Şubat ile 1 Mart arasındaki bir tarihte Cumhurbaşkanlığı adaylığını Ankara’da açıklayacağı yönünde…”

Gazeteci Barış Yarkadaş, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili Tv 100’de yayınlanan bir programda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun her koşulda adaylığa hazır olduğunu belirten Yarkadaş, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını ilan edeceği tarihi de paylaştı.

Yarkadaş, programda, “18 Ocak’taki toplantıdan sonra belki de 24 Ocak’ta Kemal Bey’in adaylığı dört sloganla gündeme gelebilir. Bunlar, ‘liyakat, adalet, refah ve kalkınma olabilir… Benim CHP Genel Merkezi’nden edindiğim izlenim Kemal Bey’in bu görüşmeler tamamlandıktan sonra 15 Şubat ile 1 Mart arasındaki bir tarihte Cumhurbaşkanlığı adaylığını Ankara’da açıklayacağı yönünde…” ifadelerini kullandı.

Yarkadaş, “6’lı masa ile birlikte mi açıklayacak?” sorusuna ise “Altılı masa olsa da olmasa da Kemal Kılıçdaroğlu 1 Mart’a kadar adaylığını açıklayacağı yönünde çeşitli iddialar var” yanıtını verdi.

Paylaşın

Demirtaş: İktidar Seçimleri Kaybetmemek İçin ‘Her Şeyi’ Yapabilir

İktidarın seçimleri kaybetmemek için “her şeyi” yapabileceğine dikkat çeken Demirtaş, “Lay lay lom bir seçim süreci yaşatmayacaklar bize. ‘Battı balık yan gider’ diyerek suçlarına yeni suçlar eklemekten hiç çekinmeyecekler” dedi.

Demirtaş, “Seçime 27 parti giriyor. Bunların beşi iktidar blokundan, 22’si muhalefetten. Muhalefetteki 22 partinin hepsi olmasa bile çoğu, örneğin 10 maddelik tek sayfalık bir demokrasi manifestosuyla ortak bir adayda birleşebilir mi? Bunu yapmamaları trajedi olur” ifadelerini kullandı.

Selahattin Demirtaş, “İktidar ne yaparsa yapsın, hangi hilelere başvurursa vursun halk kararını vermiş durumdadır” dedi.

Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’te yayınlanan “Yeni yıl büyük değişim” başlıklı yazısında seçim sürecini değerlendirdi:

“‘Değişim’ kavramı hem umudu hem de korkuyu aynı anda taşır. Durumdan bıkmış olanlar değişimi heyecanla, sevinçle karşılarken statükodan yarar sağlayanlar değişimden korkarlar.

2023 yılı, Türkiye’nin en büyük değişimine gebe yıldır. Tablo çok net; ya Cumhuriyet demokrasiyle taçlanıp yoluna devam edecek ya da tek adam rejimi bir tür krallığa, padişahlığa evrilecek.

Yakında seçim kampanyaları başlayacak, adaylar sahaya çıkacak ve kıyasıya bir rekabetin hem tarafı hem de tanığı olacağız.

Seçim yarışı eşit koşullarda olmayacak. İktidar, elindeki tüm olanakları orantısız ve haksız bir şekilde kullanacak. Aklımızın, hayalimizin alamayacağı kirli ve ürkütücü yöntemleri devreye sokacaklar. Yeni kayyımlar, yeni tutuklamalar, HDP’ye kapatma, şiddet, medyaya baskı, Suriye’ye kara operasyonu, bizim yargılandığımız Kobani Davasında astronomik cezalar, sandık hileleri…

Başka olasılıklardan söz etmek bile istemiyorum ama olabilir. Saltanatlarını kaybetmemek, suç iktidarlarını yitirmemek için her şeyi yaparlar.

Elbette karamsarlık yaymak istemiyorum. Öte yandan gerçekçi olmak zorundayız. Lay lay lom bir seçim süreci yaşatmayacaklar bize. “Battı balık yan gider” diyerek suçlarına yeni suçlar eklemekten hiç çekinmeyecekler.

Gelecek yüz yılımızı satın alabilmek için piyasayı paraya boğacaklar. Rusya’dan, Arap ülkelerinin yönetimlerinden alacakları borç paraları vatandaşın cebine dolduracak, göz boyamaya çalışacaklar.

Muhalefet bir bütün olarak bu zorlu süreci göğüsleyecek ve demokratik zaferi halka armağan edebilecek mi, göreceğiz.

Seçime 27 parti giriyor. Bunların beşi iktidar blokundan, 22’si muhalefetten. Muhalefetteki 22 partinin hepsi olmasa bile çoğu, örneğin 10 maddelik tek sayfalık bir demokrasi manifestosuyla ortak bir adayda birleşebilir mi? Bunu yapmamaları trajedi olur.

İttifaklar kendi içlerinde en çok milletvekili çıkacak ortak listeler hazırlayabilirler mi? Bunu yapmamaları hazin olur.

Yüzlerce, binlerce sayfalık seçim bildirgelerini kimse okumayacak (bunlar gereksizdir demiyorum), saatlerce süren nutukları kimse dinlemeyecek (bunlar kesinlikle gereksizdir) ama halkın gözü kulağı kesinlikle muhalefette olacak.

Seçimde neyin oylanacağını son derece sade spotlarla halka hatırlatmak, sokağı ve meydanları her an sıcak ve diri tutmak, birlikte hareket etmek ve sandığı korumak muhalefete kesinlikle kazandıracak.

İktidar ne yaparsa yapsın, hangi hilelere başvurursa vursun halk kararını vermiş durumdadır. Muhalefete düşense halkın bu kararını birliktelik ve kararlılıkla değişim gücüne dönüştürmektir. Bunu başaramayan muhalefet, tarihi bir vebal altında kalır. Değişim isteyen, neredeyse yüzde yetmişe varan seçmen gücünü zafere dönüştürmek için mucizeye ihtiyaç yok. Aksine, muhalefetin kaybetmesi mucize olur.

Hepi topu, demokrasi ilkelerini temsil eden ortak aday etrafında birleşip meydanlarda halka şunları soracak muhalefet:

Özgürlük mü, kölelik mi?

Zifiri karanlık mı, aydınlık mı?

Baskı ve zulüm mü, barış ve huzur mu?

Açlık ve sefalet mi, refah ve bolluk mu?

Tek adam mı, 85 milyon mu?

Diktatörlük mü, demokrasi mi?

Onurlu hiçbir halk, üç dört aylığına cebine girecek ve sonra da eriyip gidecek bir para karşılığında kendi yarınını ve çocuklarının geleceğini satmaz.

Halka güvenin. Halk aklı başında ve onurludur. 2023’ü büyük değişim yılına dönüştürecek olan da halkların gücüdür.

Hoş geldin büyük değişim yılı!

Sen bize layıksın, biz de sana.

Bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi…”

Paylaşın

Turgut Kazan: HDP’nin Hazine Yardımına Tedbir İsteği Tam Bir Hukuk Skandalı

İstanbul Barosu eski başkanlarından Turgut Kazan, HDP’ye Hazine yardımının kesilmesi talebine ilişkin olarak, “HDP’nin alacağı hazine yardımına tedbir isteği tam bir hukuk skandalıdır” dedi ve ekledi:

“[Anayasanın 69. Maddesi’nde] davada öne sürülen aykırılık saptanmışsa (nihai olarak) bu yardımdan ‘kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilebileceğini’ söylüyor.Dolayısıyla bir yaptırım, asla bir tedbir olarak uygulanamaz.”

İstanbul Barosu eski başkanlarından avukat Turgut Kazan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın HDP’nin kapatılması davası kapsamında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı “hazine yardımı içeren hesapların bloke edilmesi” talebini “tam bir hukuk skandalı” olarak değerlendirdi.

Kazan peş peşe paylaştığı iki tvitin ilkinde HDP’ye Hazine yardımının kesilmesi talebine ilişkin olarak, “HDP’nin alacağı hazine yardımına tedbir isteği tam bir hukuk skandalıdır. [Anayasanın 69. Maddesi’nde] davada öne sürülen aykırılık saptanmışsa (nihai olarak) bu yardımdan ‘kısmen veya tamamen yoksun bırakma kararı verilebileceğini’ söylüyor.Dolayısıyla bir yaptırım, asla bir tedbir olarak uygulanamaz.” dedi.

Kazan ikinci tvitinde de AYM’yi “yanlışlık”tan kaçınmaya çağırdı: “Özellikle, seçimlerin nisanda / mayısta yapılabileceği konuşulurken ve seçim yılı nedeniyle (yasa gereği) partilere daha çok yardım yapılırken HDP’yi ayrı tutmak yeni bir seçim hilesi sayılır, sayılacaktır. İnanmak istiyorum ki AYM böyle bir yanlışlık yapmayacaktır, yapmamalıdır.”

AYM 6 Ocak’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebini görüşerek karara bağlayacak.

Arka plan

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, 19 Aralık’ta AYM Başkanlığı’na başvurarak HDP’nin Hazine yardımı bulunan hesaplarının  “HDP’nin terör örgütü ile organik bağı[nın] dava sürecinde de devam e[ttiği|” gerekçesiyle “acilen bloke” edilmesini istedi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı talebini şu gerekçelere dayandırdı: “Haziran 2021 tarihli iddianamemiz ve 29 Kasım 2021 tarihli esas hakkındaki görüşümüzde ayrıntılarıyla açıklanan ve davalı partinin terör örgütü ile organik bağını gösteren eylem ve söylemlerine devam ettiği anlaşılmakla, sadece partinin ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılmak gayesiyle verilen devlet yardımlarının parti faaliyetleri dışında terör örgütünün amaçları doğrultusunda kullanılmasının engellenmesi bakımından bu yardımların geri alınmasındaki olası güçlükler gözetilerek, devlet yardımlarının bulunduğu banka hesabına tedbiren bloke konulmasına karar verilmesini yeniden talep etmek zarureti hasıl olmuştur.”

Ancak, Bekir Şahin’in talepnamesine temel teşkil eden, iddianame ve esas hakkındaki mütalaada ileri sürülenlerden farklı ne gibi bir yeni kanıt sunulduğu henüz savunmasını yapması için HDP’ye iletilmedi.

Medyada yer alan haberlere göre Şahin’in “hazine yardımına bloke” talebi, “[…] davalı parti hakkında kapatma kararı veya devlet yardımından yoksun bırakılma kararı verilmesi halinde [önceden] ödenen ya da ödenecek devlet yardımının harcanma ihtimali”ne dayandırılıyor; “davada delillerin toplandığı ve karar aşamasına geldiği” öne sürülerek “talebin ivedilikle görüşülüp” karar alınması isteniyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladığı” gerekçesiyle Halkların Demokratik Partisi’bin temelli kapatılması ve partinin eş genel başkanları Mithat Sancar ve Pervin Buldan’ın da bulunduğu 687 üyeye siyasi yasak getirilmesinin talep edildiği iddianame, 17 Mart 2021’de Yüksek Mahkemeye gönderilmişti.

Şahin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gösterilen beş adayın dördüncüsüyken 4 Haziran 2020’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tercihiyle Başsavcılığa atanmıştı.

HDP’nin kapatılması talebini ilk kez 11 Aralık 2020’de yaptığı basın açıklamasında Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirdi. “HDP’nin kapısına açılmamak üzere kilit vurulmalıdır. Yani demem odur ki, HDP’yi Türk siyasetinin taşıma ve hazmetme kapasitesi dolmuştur. Bu terör ve bölücülük yatağı kapatılmalıdır.”

AKP Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’un, “Parti kapatmalarının Türkiye’de olumlu sonuçları görülmedi.” yanıtına karşın Bahçeli, 11 Ocak 2021’de çağrısını yineledi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dava açmadığı takdirde başvuruyu kendilerinin yapacağını belirtti.

Bahçeli 2 Mart 2021’de “HDP’nin terör örgütleriyle iltisaklı olduğu” gerekçesiyle kapatma davasının açılmasını talebini bir kez daha yineledi.

İddianame ve savunma

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Bekir Şahin’in 17 Mart’ta sunduğu iddianameyi “usul eksiklikleri” gerekçesiyle iade eti. AYM 15 Nisan’da, gerekçeli kararını Yargıtay’a gönderdi.

Bekir Şahin incelemesini tamamlayarak iddianemesini 7 Haziran’da yeniden AYM’ye gönderdi. Ön incelemesini tamamlayan raportör, iddianamenin kabulünü istedi. AYM, 21 Haziran’da iddianameyi oy birliğiyle kabul etti.

Dava prosedürlerinde öngörülen işlemlerin çoğu tamamlandı. HDP, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının esasa ilişkin mütalaasına karşı savunmalarını AYM’ye teslim etti. AYM, 10 Ocak 2023’teki toplantısının gündemine HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davayı aldı.

Bekir Şahin belirlenen tarihte mahkemeye gelerek sözlü açıklama yapacak.

Şahin’in açıklamasının ardından belirlenecek günde ise HDP sözlü savunmasını verecek.

Anayasa Mahkemesi raportörü, Şahin’in sözlü açıklaması ve HDP yetkililerinin sözlü savunmasının ardından, davaya ilişkin bilgi, belgeleri toplayacak ve esas hakkındaki raporunu hazırlayacak.

Raporun, Yüksek Mahkeme üyelerine dağıtılması sonrası mahkeme başkanı toplantı için bir gün belirleyecek, üyeler belirlenen günde bir araya gelerek kapatma istemini esastan görüşmeye başlayacak.

15 üyenin 10’uyla

HDP’nin kapatılması talebiyle açılan davayı, 15 kişiden oluşan Anayasa Mahkemesi heyeti karara bağlayacak. Anayasa’nın 69. maddesinde sayılan hallerden ötürü partinin kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin 3’te 2 oy çokluğuyla, yani 15 üyenin 10’unun oyuyla karar verilebilecek.

Siyasi parti kapatma davası sonucunda verilen karar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile ilgili siyasi partiye tebliğ edilecek ve Resmî Gazete’de yayımlanacak.

Anayasa Mahkemesi’nin siyasi yasak istenen partililerin beyan ve eylemleriyle partinin kapatılmasına neden olduğunu belirlemesi halinde bu kişiler, kesin kararın Resmî Gazete’de gerekçeli yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve denetçisi olamayacak.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Akşener’den Çok Sert ‘İstanbul Sözleşmesi’ Tepkisi

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini “hukuka uygun” bulurken, İYİ Parti Lideri Akşener, karar çok sert tepki gösterdi: Bu kararı verdirtene sorun bakalım; kadınlara ‘sürtük’ demek de ‘hukuka uygun’ muymuş?

Haber Merkezi / Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, cumhurbaşkanı kararıyla Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararını “hukuka uygun” buldu. Türkiye, resmen sözleşmeden çekilmiş oldu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Danıştay’ın aldığı karara tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından karara ilişkin haberi paylaşan Akşener “Siz yargıyı sopa yapmaya devam edin. Biz, milletin iradesiyle iktidara yürüyoruz. Siz kadınlardan korkmaya devam edin. Biz 85 milyon el ele, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamaya geliyoruz. Bu kararı verdirtene sorun bakalım; kadınlara ‘sürtük’ demek de ‘hukuka uygun’ muymuş?” yorumu yaptı.

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını onayladı

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararını onadı. İstanbul Sözleşmesi için bundan sonraki adım Anayasa Mahkemesi olacak.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan kararla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş; kadın örgütleri ve siyasi partiler, bu kararın iptal edilmesi için Danıştay’da dava açmıştı. Danıştay 10. Daire, İstanbul Sözleşmesi’nin feshini hukuka uygun bulmuş ve davanın reddine karar vermişti.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 10. Daire’nin kararına yapılan temyiz başvurularını bugün oyçokluğuyla reddetti. Kurul, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine yönelik Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali istemiyle açılan davada verilen ret kararını onadı. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak.

Kadın örgütleri kararı AYM’ye taşıyacak

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, karara tepki göstererek bundan sonraki aşamanın Anayasa Mahkemesi ve oradan da sonuç alamazlarsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olacağını söyledi.

Güllü, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın tabiri ile ‘topu ayakta dolaştırma stratejisi’. Kendilerine göre siyaset malzemesi yapıyorlar. Bu hukuksuz. Danıştay, Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadınlara tiyatro izletir gibi 4 duruşma yaptı. Hakimler, bu sürecin içinde eğlendiler. Sözleşmeden çekilmek hukuksuzdur ve bu tek adam yönetiminin ispatıdır. Buna karşı durmayanların cübbe giymesi sakıncalı” diye konuştu.

Resmi adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için uluslararası alanda İstanbul Sözleşmesi ismiyle anılıyor.

Ev sahibi Türkiye sözleşmeyi ilk imzalayan ülkeler arasında yer almış, ancak Cumhurbaşkanı kararıyla 2021 yılı Mart ayında tek taraflı olarak sözleşmeden çekilmişti. Başta kadın örgütleri olmak üzere ülke çapında yoğun protestolara yol açan iptal kararı Danıştay’a taşınmış, ancak Danıştay 10. Dairesi yürütmenin durdurulması taleplerini reddederek Temmuz 2022’de iptal kararını onamıştı.

Paylaşın

2022 Yılında Türkiye’de 334 Kadın Öldürüldü

2022 yılında 334 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 245 kadının ise şüpheli şekilde öldüğü tespit edildi. 2021 yılında 280 kadın erkekler tarafından öldürülmüş, 217 kadının ise şüpheli şekilde öldüğü tespit edilmişti.

Haber Merkezi / 2008 yılından bu yana kadın cinayetlerinin azaldığı tek sene İstanbul Sözleşmesi’ne imza atıldığı 2011 yılı oldu.

Kadın cinayetlerinin 2008 yılından itibaren verisini kayıt altına alan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2022 Yıllık Veri Raporu açıkladı. Rapora göre 2022 yılında, 334 kadın cinayeti, 245 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti.

Raporda, 2022 yılında 23 kadının öldürüldüğü anda fail hakkında tedbir kararları olmasına rağmen korunamadığı ve öldürüldüğünde tedbir kararı olan kadınların ise yüzde 50’sinin boşanma aşamasında olduğu erkekler tarafından öldürüldüğü bilgisi yer aldı.

Kadınlar öldürülürken, buna engel olmak isteyen yakınlarının da hedef alındığına dikkat çeken Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, bu yıl 34 olayda kadınların yanında yakınlarının da öldürüldüğünü, 24 olayda ise kadınların yakınlarının yaralandığını belirtiyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yayımladığı raporda, ‘’Verilerimize göre bu yıl yaşanan kadın cinayetlerinden yüzde 14’ünde faillerin adli sicili kayıtlarının olduğunu görüyoruz. Bu oran geçen yıl ise yüzde 9’du. İktidarın ‘kadına yönelik şiddete sıfır tolerans’ sözünün ne kadar altı boş bir vaatten ibaret olduğu apaçık ortada’’ diyor.

Raporda, 2022 yılında adli sicil kaydı olan faillerin yüzde 60’ının ateşli silahla kadınları öldürdüğü belirtiliyor.

İllere göre 2022 yılı kadın cinayetinin en çok işlendiği il ise İstanbul. İstanbul’da 2022 yılında 54, İzmir 26, Ankara’da 23 kadın cinayeti işlendi.

Yıl boyunca neredeyse her gün 1 kadın cinayeti işlendiğine dikkat çeken platform, 2022 yılında kadınların çoğunlukla evlerinde öldürüldüğünü belirtiyor. Rapora göre, 2022’de öldürülen kadınların 209’u evinde, 46’sı sokak ortasında, 16’sı iş yerinde öldürüldü.

2022 yılında öldürülen 334 kadının 154’ü evli olduğu erkek, 35’i birlikte olduğu erkek, 27’si eskiden birlikte olduğu erkek, 26’sı akrabası, 19’u eskiden evli olduğu erkek, 19’u tanıdık birisi, 17’si babası, 10’u oğlu, 6’sı kardeşi, 4’ü tanımadığı biri, 1’i kendisini bir süredir takip eden erkek, 1’i hastası, 1’i işvereni, 1’i üvey babası tarafından öldürüldü. 13 kadının ölümüne sebep olan kişilerin yakınlık durumu tespit edilemedi.

“Türkiye’nin taraf olduğu Lanzarote Sözleşmesi’ni uygulamıyor”

Raporda, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun İsmailağa Cemaati’nde patlak veren cinsel istismar olayına ilişkin açıklamalar da yer aldı:

‘’Yılın son ayında ise İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını isteyen İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G’yi 6 yaşındayken Kadir İstekli ile evlendirdiği ve H.K.G’nin yıllarca süren cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı. H.K.G., bir radyo programından edindiği bilgilerle yaşadıklarının bir istismar olduğunu öğrendi ve tüm engellemelere rağmen hakları için mücadele etmeye başladı. Bu durum kadınların mücadelesinin ne denli hayati bir öneme sahip olduğunun göstergesidir.

Peki çocuk istismarını önlemesi gerekenler ne yaptı? Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık, çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetin “siyaset üstü” bir mesele olduğunu iddia ederek ihmallerinin ve yerine getiremedikleri sorumlulukların üstünü örtmeye çalıştı. Anayasa mahkemesi çocuk istismarında somut delil arayan yasa teklifinin iptali başvurusunu “oy birliğiyle” reddetti. Yetkililer Türkiye’nin taraf olduğu Lanzarote Sözleşmesi’ni uygulamıyor ve çocuklar, istismar karşısında devlet tarafından yalnız bırakılıyor’’

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yeni anayasa teklifini eleştirerek, ‘’AKP iktidarı “ailenin korunması” bahanesiyle hazırladığı, LGBTIQ+lara “sapkın” diyerek hedef gösteren bir anayasa değişikliği teklifini mecliste sundu. Bu değişiklik teklifi yalnızca kadın ve erkek olmak üzere iki farklı cinsiyetin evlilik birlikteliğini oluşturabileceğini ifade ediyor’’ dedi ve ekledi:

‘’Sene boyunca İstanbul, İzmir ve çeşitli illerde yapılan LGBTİQ+ karşıtı mitingler, trans kadınlara karşı işlenen nefret cinayetleri gibi birçok alanda LGBTİQ+lara ve haklarına saldırılar düzenlenmesine göz yuman siyasi iktidarı gördük. Toplumun gerisinde kalan, eşitsizliğe uğrayan kesimleri görmezden gelen, meşruiyetini kaybetmiş bir iktidar anayasa yapamaz. Toplumun özneleriyle, beraber tartışarak; eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir anayasayı biz yapacağız’’.

Paylaşın

TTB Açıkladı: 2 Bin 685 Hekim Yurt Dışına Gitmek İçin Başvuru Yaptı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), hekimlerin yurt dışına gitmek için talep ettiği “iyi hal belgesi”ne geçen yıl 2 bin 685 başvuru yapıldığını duyururken, aralık ayındaki başvuru sayısın da 268 olduğunu açıkladı.

TTB, açıklamasında, “Veriler, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Beyaz Reform’unun çözüm değil; algı yarattığının açık göstergesi. Yönet(e)meyenlere inat sağlıklı bir gelecek mücadelemizi 2023’te de sürdüreceğiz!” ifadelerini de kullandı.

Sağlıkta şiddet ve kötü çalışma koşullarına karşı hekimlerin yurt dışına gitmek üzere yaptığı başvuru sayısı her geçen gün artarken, 2022 yılında yapılan başvuru sayısının 2 bin 685 olduğu açıklandı.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), hekimlerin yurt dışına gitmek için talep ettiği “iyi hal belgesi”ne geçen yıl 2 bin 685 başvuru yapıldığını duyururken, aralık ayındaki başvuru sayısın da 268 olduğu kaydedildi.

Söz konusu verileri TTB’nin Twitter hesabından yapılan paylaşılırken, “Veriler, Sağlık Bakanlığı’nın ‘Beyaz Reform’unun çözüm değil; algı yarattığının açık göstergesi. Yönet(e)meyenlere inat sağlıklı bir gelecek mücadelemizi 2023’te de sürdüreceğiz!” ifadeleri de kullanıldı.

Ayrıca, paylaşımda, 2022’ye ve son 10 yıla ilişkin başvuruların dağılımını gösteren grafikler de paylaşıldı.

Paylaşın

Avrupa’da Doğalgaz Fiyatları, Ukrayna Savaşı Sonrası En Düşük Seviyede

Avrupa’da doğalgaz fiyatları, Ukrayna savaşının başlamasından bu yana en düşük seviyesinde. Avrupa doğalgaz pazarının gösterge endeksi Rotterdam TTF’de, Şubat ayında teslimat için toptan gaz fiyatı megavat saat başına yüzde 4,67 daha düşerek 72,75 Euro’ya geriledi.

Uzmanlar, bu gelişmede Avrupalı ülkelerin yaptığı yoğun gaz stoklarının ve ılıman geçen kış nedeniyle gaza talebin zayıflamasının rol oynadığına işaret ediyor.

Doğal gaz fiyatlarında yükselme eğilimi 2021 yılı sonbaharından itibaren başlamış ve Rusya’dan gaz sevkiyatının azalması ve Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya saldırmasıyla fiyatlarda büyük artış yaşanmıştı. Geçen yıl 7 Mart’ta megavatsaat başına 345 euro ile rekor kıran doğal gaz fiyatları, Ağustos ayında da 342 euro olarak kaydedilmişti.

Rusya’dan sevkiyat yüzde 55 azaldı

Rus doğal gaz devi Gazprom’dan Pazartesi günü yapılan açıklamada geçen yıl AB ülkeleri ve İsviçre’ye satılan doğal gaz miktarının yüzde 55 oranında düştüğü bildirildi.

Paris merkezli Siyasi Bilimler Enstitüsünden enerji piyasaları uzmanı Thierry Bros, tahmini verilere göre Rusya’dan alınan doğal gaz miktarının 2021’deki 138 milyar metreküpten 2022’de 62 milyar metreküpe düştüğünü belirtti.

Uzmanlar, doğal gaz fiyatlarındaki düşüşte Avrupa ülkelerinin yaptığı yoğun stokların etkili olduğu görüşünde. Almanya’da depolardaki doluluk oranı yüzde 90’ı bulurken bu oran Fransa’da yüzde 84. Kış aylarının beklenmedik ölçüde ılıman geçmesi nedeniyle tüketimdeki düşüş de uzmanlara göre bir başka önemli etken.

Bros: Putin’in alacağı kararlara bağlı

Enerji uzmanları bu düşüşün, “birikmiş büyük gaz stokları ve özellikle elverişli iklim koşulları sayesinde azalan talep” sayesinde mümkün olduğunu açıklıyor. Bununla birlikte, sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) yoğun kullanımıyla Avrupa’da oluşan büyük gaz stokları sayesinde fiyat tarafında eğilim aşağı yönlü ilerledi.

AFP’ye konuşan enerji uzmanı Bros, bu tablo karşısında rehavete kapılınmaması uyarısı yaparak önümüzdeki aylardaki görünümün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in alacağı kararlara bağlı olacağını dile getirdi. Bros, Putin’in doğal gaz vanalarını kısmaya devam edebileceğini ya da Avrupa’yı bölme umuduyla Almanya ve İtalya gibi bazı ülkelere gönderdiği doğal gaz miktarını artırabileceğini kaydetti.

Avrupa’nın 2023 kışında depoları yeniden doldurabilmek için Rusya’dan en az 30 milyar metreküplük doğal gaza ihtiyacı olduğu tahminini dile getiren Bros, bu gazın gönderilmemesi durumunda fiyatlarda yeniden artışın söz konusu olabileceğini söyledi.

Fransız Enerji Yoğunluklu Şirketler Birliği Başkanı Nicolas de Warren de fiyatların yeniden yükselmesi beklentisini dile getirdi. Ocak ayı sonunda bir soğuk hava dalgası yaşanması durumunda fiyatların yeniden artacağını belirten de Warren, dünya çapında sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG) talebin yüksek olduğuna ve Asya’nın LNG için Avrupa’dan daha yüksek fiyatlar ödediğine işaret ederek Norveç, Katar, Nijerya ve ileride Irak gibi LNG ihraç eden ülkelerle uzun vadeli anlaşmalar yapılması gerektiğini vurguladı.

Faturalara hemen yansımayacak

Gaz fiyatlarındaki bu düşüşün, özellikle fiyatların her gün yükselme ihtimali olan bu dönemde, tüketicilere uygulanan fiyatlara hızlı bir şekilde yansıması beklenmiyor. Diğer bir deyişle, toptan satış fiyatları, tüketicinin nihai faturasını hemen etkilemeyecek, hızlı bir normale dönüş yaşanmayacak. Üstelik Avrupa, Rus ithalatındaki düşüşü karşılayacak alternatif gaz kaynakları aramaya devam ediyor.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’ten ‘Seçim Tarihi Öne Çekilebilir’ Açıklaması

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, AK Parti MYK toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Bizim irademiz seçimin 18 Haziran’da zamanında yapılması yönünde. Fakat 18 Haziran’la ilgili çıkabilecek bazı sıkıntılar; yani vatandaşlarımızın yurt içinde bir seyahat dönemi olması ve çeşitli şekillerde ülkemizde büyük bir hareketliliğin yaşandığı bir dönem olması sebebiyle bir değerlendirme yapılıyor” ifadelerini kullandı.

AK Parti Sözcüsü Çelik, değerlendirmelerde net bir sonuca varılması durumunda tarihin kamuoyuyla paylaşılacağını belirtti.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantı sonrası AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu.

Sözcü Çelik, ‘Seçimin öne alınması sizce de gerekli mi? Seçim tarihine ilişkin değerlendirmeleriniz neler olur?’ sorusuna, “Bizim irademiz seçimin 18 Haziran’da zamanında yapılması yönünde. Fakat 18 Haziran’la ilgili çıkabilecek bazı sıkıntılar; yani vatandaşlarımızın yurt içinde bir seyahat dönemi olması ve çeşitli şekillerde ülkemizde büyük bir hareketliliğin yaşandığı bir dönem olması sebebiyle bir değerlendirme yapılıyor” yanıtını verdi.

Değerlendirmelerde net bir sonuca varılması durumunda tarihin kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Çelik, “Ama bu tabii ki bir erken seçim düzeyinde bir tarih değerlendirmesi olmayacak. Bu sadece 18 Haziran’da yapılmasının; o sırada Türkiye içindeki işte yaz gelmiş, vatandaşlarımızın birçoğu bulundukları yerleri terk ediyorlar, Anadolu’nun çeşitli yerlerine gidiyorlar. Tarımla ilgili, birçok konuyla ilgili bir takım tarihlere denk geliyor. O çerçevede bir değerlendirme yapılıyor. Yani bu değerlendirme de dediğim gibi bir erken seçim anlamına gelebilecek bir değerlendirme şeklinde değil; biraz daha, çok az daha tarihin geri çekilmesiyle ilgili” diye konuştu.

Ukrayna: Önümüzde uzun bir soğuk savaş beliriyor

Çelik, Rusya-Ukrayna Savaşı’na ilişkin olarak da savaşla ortaya çıkan bölgesel ve küresel tablonun Türkiye’nin dış politikada karşı karşıya kaldığı en büyük problemlerden biri olduğunu söyledi. Çelik, “Tabii Rusya’nın ilhak ettiği bölgelerden çekilme iradesinin olmaması, Ukrayna’nın ise o bölgeleri yeniden alma şeklindeki siyasetinin devam etmesi, bütün bunlar resmi bir barış anlaşmasını bırakın, kalıcı bir ateşkesin bile ufukta görünmediğini gösteriyor. Dolayısıyla önümüzde uzun bir soğuk savaşın belirmeye başladığını söyleyebiliriz” diye konuştu.

Rusya-Ukrayna savaşında Avrupa Birliği diplomasisinin de çok zayıf kaldığını vurgulayan Çelik, “Türkiye’nin masada olmadığı bir AB toplantısında Rusya-Ukrayna meselesinin konuşulması diplomasi olarak bile ifade edilemez. O sadece zihinsel egzersiz düzeyinde kalır. Ve o egzersizin de herhangi bir Avrupa Birliği siyaseti ortaya çıkaramadığını net bir şekilde görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Çelik, uzun bir sürenin ardından Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanlarının geçen hafta Moskova’da bir araya gelmesiyle ilgili soruyu da “Suriye’de iç savaş başlamadan evvel Türkiye Suriye halkının faydasına olacak şekilde Suriye’nin açılması, dünya ile entegre olması için çok kuvvetli bir tavır ortaya koydu. Biz bunları yaparken dünyanın önemli devletleri Suriye’ye ‘haydut devlet’ muamelesi yapıyordu ama biz Suriye halkının faydasına olacak şekilde bunu sürdürdük. Ama daha sonra ortaya çıkan katliamlar bu ilişkilerin kopmasına neden oldu.

Türkiye en başından beri Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmuştur. Her zaman Cenevre sürecinde de Astana sürecinde de Suriye’deki Anayasa yapım sürecinde de sorunun silahla değil siyaset ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini altın çizdik. Ve bu konuda devletimizin bütün diplomatik yeteneklerini seferber ettik. Yine prensip; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye halkının her birinin ortak yararının gözetilmesiydi. Gelinen noktada yine çözümün siyasi olduğunu düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Paylaşın