AK Parti Olası Seçim Tarihlerini Ele Aldı: 10 Seçenek

AK Parti Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz olası tarihlere dair AK Parti MYK’ya sunum yaptı. MYK’da olası 10 haftadan 30 Nisan, 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinden birinde yapılması konusunda görüş birliği oluştu.

Edinilen bilgilere göre, AKP’de kurmayların ağırlıklı eğilimi 14 Mayıs olurken üç tarihten birisi için karar alınmadı. Hem MHP hem de BBP ile yapılacak temaslardan sonra kararın netleşmesi bekleniyor.

Cumhur İttifakı’nın paydaşları Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçtiğimiz hafta Beştepe’de seçim tarihini görüşmüştü. İki lider 30 Nisan konusunda eğilimini ifade ederken partilerle görüşmelerin ardından netleştirilmesi kararı alınmıştı.

Erdoğan-Bahçeli görüşmesinde ele alınan konu başlıkları dün toplanan AK Parti MYK’da da detaylı bir şekilde masaya yatırıldı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MYK sonrası “Seçimler 18 Haziran’dan önceye çekilebilir ama bu erken seçim denebilecek kadar erken bir tarih olmayacak” ifadelerini kullandı.

6 Nisan’dan sonra 10 seçenek

DW Türkçe’den Kıvanç El’in AK Parti kaynaklarından edindiği bilgiye göre MYK’da 6 Nisan ile 18 Haziran arasında 10 hafta tek tek artıları ve eksileriyle ele alındı. AK Parti Seçim İşlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz olası tarihlere dair MYK’ya sunum yaptı. MYK’da olası 10 haftadan 30 Nisan, 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinden birinde yapılması konusunda görüş birliği oluştu. Edinilen bilgilere göre, AK Parti’de kurmayların ağırlıklı eğilimi 14 Mayıs olurken üç tarihten birisi için karar alınmadı. Hem MHP hem de BBP ile yapılacak temaslardan sonra kararın netleşmesi bekleniyor.

AK Parti MYK’da 30 Nisan tarihinin bayramdan sonraki hafta olması nedeniyle parti teşkilatlarında seçime bayram arası vermesinin miting takvimini de olumsuz etkileyeceği görüşü dile getirildi. Bu nedenle AK Parti kurmayları 14 Mayıs’ı işaret etti. İlk turun 30 Nisan’da olması durumunda eğer ikinci tura seçim kalırsa bu tarihin 14 Mayıs’a gelmesi nedeniyle bu tarihi savunanlar da azınlıkta olsa da yer aldığı kaydedildi.

Neden hemen açıklanmıyor?

Edinilen bilgiye göre Erdoğan seçimin öne çekileceğine dair açıklamayı partisinin grup toplantısında yapacaktı, ancak bundan vazgeçildi. Bunun gerekçesinin de seçim tarihini şimdiden açıklamanın bürokrasiyi kilitleyebileceği endişesi. Ayrıca Meclis çalışmaları sürerken seçim kararı açıklanmasının Meclis çalışmalarını da olumsuz etkileyeceği görüşü dile getirildi.

Bu noktada Şubat ortasından Mart ayına kadar zaman olduğu değerlendirildi ve erken seçim kararının bu tarihte açıklanması görüşü dile getirildi. AK Parti MYK’da seçimin erken tarihte açıklanmasının “seçim ekonomisi uygulayacaklar” eleştirilerine de yol açabileceği endişesi dile getirildi. 18 Haziran tarihi ise hem hac işlemleri hem sınav takvimi nedeniyle öne çekilmek isteniyor.

“Seçimin erkene alınması kesinleşti”

Muhalefet seçimin eğer 18 Haziran’dan öne çekilecekse 6 Nisan tarihinden önce yapılmasında ısrarlı. Çünkü seçim kanunlarında değişikliği içeren Anayasa 6 Nisan 2022 tarihinde yürürlüğe girdiğinden 6 Nisan 2023’ten sonra yapılacak seçimlerde milletvekili hesabında değişikliğe gidilecek. Bu durumda mevcut son seçim dikkate alındığında muhalefetin milletvekili sayısı olumsuz etkileniyor.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve MHP lideri Bahçeli’nin açıklamaları sonrasında seçimin erkene alınması konusunun artık kesinleştiğini söyledi ve “CHP olarak, iktidarın hatalar yaptığını, yanlış kararlar aldığını ve seçimlerin erkene alınması gerektiğini bir süredir ısrarla söylüyoruz” dedi.

“6 Nisan sonrası kararında biz yokuz”

6 Nisan’dan önce yapılması kaydıyla seçimlerin erkene alınması kararına CHP’nin olumlu oy kullanacağını söyleyen Özgür Özel, “Ancak 6 Nisan’dan sonra yapılması öngörülen seçimlerin bir siyaset mühendisliği anlamına geleceğini ve erken seçim kategorisinde sayılamayacağından hareketle, bu karara dahil olmayız. Eğer 6 Nisan’dan sonrası için bir karar alınması öngörülüyorsa, bunun nasıl olacağı mevzuatımızda açıktır, biz 6 Nisan’dan sonrası için alınacak bir kararda yokuz. Biz bu düşüncemizi, geçen yıl iki partiyle birlikte diğer partilerle istişare etmeden kendi çıkarlarına uygun biçimde Seçim Kanunu’nda değişiklik getirdikleri zamanda söylemiştik” açıklaması yaptı.

Meclis mi Erdoğan mı?

AK Parti MYK’da öncelikle Meclis”ten bu kararın çıkması fikri de oluştu. Mecliste grubu bulunan muhalefet partileri ile temas kurulacak. AK Parti, MHP ve BBP’nin 335 oyu bulunuyor. Seçim kararı için 25 vekilden destek aranacak.

Muhalefetten öne çekilmeye destek gelirse seçim kararı alınabilecek. Muhalefet destek vermemesi durumunda ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kararıyla seçime gidilebilecek. Alınacak kararın ardından Mart ayının ilk haftasında YSK’nın da seçim takvimini başlatması bekleniyor.

Devlet Bahçeli: İki yol da hukuki

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de seçim tarihine ilişkin grup toplantısında konuştu, “Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimleri ister zamanında yapılsın isterse de erkene alınsın, biz iki seçeneğe de varız ve hazırız” dedi.

Seçim kararı için 360 milletvekilinin “evet” oyuyla Meclis kararı gerekli olduğunu ya da Cumhurbaşkanı’nın yetkisine dayanarak Türkiye’yi seçime götürmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Bahse konu bu iki yol da hukukidir, anayasal bir yetkinin kullanım hakkıdır. Altılı masayı oluşturan partilerin 6 Nisan 2023’ten önce yapılacak bir seçime sıcak bakıp, sonrası için ipe un sermesi demokratik ve dengeli bir siyasi tavır değildir” açıklaması da yaptı.

Başörtüsü için ziyaretler

Öte yandan MYK toplantısında başörtüsü ve aileye dair Anayasa teklifine dair süreç de değerlendirildi. Meclis’te grubu bulunan partilere ziyaretlerinin önümüzdeki iki hafta içinde başlaması bekleniyor. Altılı masa da 5 Ocak’taki toplantısında ortak tutumu görüşecek.

Paylaşın

HDP’den Anayasa Mahkemesi’ne ‘Kapatma’ Başvurusu: Siyasete Müdahale

HDP Milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki, “Olağan koşullarda yapılacak seçimlere 6 aydan kısa bir süre kaldı. Daha erken bir seçimin yapılması tartışması sürüyor. Bugün de iktidarın küçük ortağının böyle bir çağrısı olduğunu gördük. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının seçimlere müdahale anlamına gelecek, seçim yarışının adil bir biçimde yürütülmesinin önüne geçecek bir talepte bulunmuş oldu.” dedi ve ekledi: 

“Biz doğrudan AYM’ye bir başvuru yaptık. Özü itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu talebinin AYM’nin kuruluş yasasına ve ceza yasasına aykırı olduğu yönünde tespitimiz var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi doğrudan siyasete, Türkiye’de zaten sınırlı olan demokrasiye bir müdahale anlamına geliyor. Umarın AYM bu talebi incelenmeksizin reddeder ve aksi bir karar AYM’nin seçimlere müdahale etmesi anlamına gelecektir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) parti kapatma davasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yaptı. Davanın seçim sonrasına bırakılmasını istedi.

Konuya ilişkin parti genel merkezinde Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki ve avukatlarla bir basın toplantısı düzenleyen HDP, ayrıca Yargıtay cumhuriyet başsavcısı Bekir Şahin’in hesaplara bloke konulması talebini siyasete doğrudan müdahale olarak değerlendirdi.

Tiryaki: Talep incelemeden reddetmeli

Toplantıda ilk olarak Demokratik Yerel Yönetimler Kurulundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Rüştü Tiryaki söz aldı.

Yargıtay’ın partinin hesaplarına bloke konulmasıyla ilgili başvurusuna dair henüz bir tebligatın yapılmadığını belirten Tiryaki şunları söyledi:

Olağan koşullarda yapılacak seçimlere 6 aydan kısa bir süre kaldı. Daha erken bir seçimin yapılması tartışması sürüyor. Bugün de iktidarın küçük ortağının böyle bir çağrısı olduğunu gördük. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının seçimlere müdahale anlamına gelecek, seçim yarışının adil bir biçimde yürütülmesinin önüne geçecek bir talepte bulunmuş oldu.

Biz doğrudan AYM’ye bir başvuru yaptık. Özü itibariyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu talebinin AYM’nin kuruluş yasasına ve ceza yasasına aykırı olduğu yönünde tespitimiz var. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın talebi doğrudan siyasete, Türkiye’de zaten sınırlı olan demokrasiye bir müdahale anlamına geliyor.

Umarın AYM bu talebi incelenmeksizin reddeder ve aksi bir karar AYM’nin seçimlere müdahale etmesi anlamına gelecektir.

Özdoğan: HDP halkın emeğiyle kurulan bir partidir

Daha sonra söz alan HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan da kapatma davası sürerken hesaplara bloke konulamayacağını ifade etti:

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talebi zaten siyasi bir süreç olarak tanımladığımız iddiamızın altını kalınca çizmiş oldu. Bir seçim sürecindeyiz ve HDP yönelik kapatma davasının yanı sıra Kobanê davasında gelinen süreçte siyasetçilerin halen tutuklu olması iktidarın HDP’nin olmadığı bir seçim süreci istemektedir. Bunu da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının eliyle yapmak istemektedir.

Biz hep söyledik, yargı siyasetin aracı olmasın, siyasetin eli olmasın. Kapatma davası ne yazık ki birçok başlıkta basınla paylaşılan ve bizim sonradan duyduğumuz bir şekilde gerçekleşiyor. Seçimi kazanmanın aracı haline dönüştürülmüş durumunda.

Başsavcılık hukuksal bir merci, mevzuatı bilmeyen bir kurum değil. Mevcut yasada Anayasa Mahkemesi’nde kapatma davası sürerken, bir partinin hesaplarına bloke konulması ya da hesaplarının kesilmesi söz konusu değil. Anayasa 69/7 açık. Başsavcılık bu maddeyi bilmektedir, bunu bile bile siyasetçilerin açıklamalarının akabinde bir talepte bulunmaktadır.

Siyasetçilerin açıklamalarını takip eden bir Yargıtay Başsavcılığıyla karşı karşıyayız. Hukuksal süreçleri değil, siyaseti veri alan bir başsavcılık var karşımızda. HDP gibi güçlü bir siyasi gelenek, elbette yardımlarla hazineden alınan paralarla kurulmadı. Halkın emeği ve mücadelesiyle kurulan bir partidir. Hazine yardımı da hak edilen meşru bir haktır. Partiye yönelik sopa gösterme politikası karşılık bulmayacaktır. Elbette HDP ve HDP siyaseti devam edecektir.

Erol: Talebin hukuksal bir yönü yok

HDP avukatlarından Özgür Erol ise iki yıldır süren kapatma davasında HDP’ye yönelik ciddi bir siyasi kampanyanın yürütüldüğünü söyledi:

Bu siyasi kampanya çeşitli gerekçelerle örülmeye çalışıldı. Geldiğimiz noktada HDP’nin hazine yardımı alacağı hesaplara bloke konulması talebi artık son noktayı ifade ediyor. Hukuksal bir yönü bulunmayan bir talep. Mart 2021’deki ilk iddianamede bu talep öne sürüldü, iddianame reddedildi, Haziran 2021’deki iddianamede bu talep yenilendi ve AYM tarafından yine reddedildi.

Aradan geçen bir buçuk yıldan sonra davada ne tür yeni bir durum oldu da başsavcılık bu talebi yenileme gereği duydu? Yeni olan tek şey, seçim sürecine gelinmiş olundu. Yasal veya anayasal bir temeli olmayan bu talebi incelenmeksizin reddini talep ettik.

Kapatma davasında 10 Ocak’ta Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı AYM’de sözlü görüşlerini sunacak. Bu artık son merhalelerden biridir. Bundan sonrasında da HDP adına bu görüşler sunulacak, bu aşamaya gelmeden bu talebin apar topar sunulmuş olması, bu işleyişlerin iç içe geçmesine yol açıyor. Öncelikle bu talebe doğru hususun netleşmesi gerekir. Bu husus netleşmeden, bu hususta ya ret kararı verilecek ya HDP’nin görüşü ve savunması alınacak. Bu süreçler tamamlanmaksınız bunun üstüne Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının dinlenmesi prosedürü işletilemez.

Dolayısıyla bu karara dair bir incele yapılacaksa Yargıtay’ın sözlü mütalaa prosedürünün de ertelenmesi gerekir. Mevcut dilekçemizin içeriğindeki talepler bunlar. Bizim talebimiz bu demokratik toplum değerlerine taban tabana ters HDP’yi bu yargılama sürecinde son derece dezavantajlı durumuna düşürecek, seçim sürecinde dezavantajlı duruma düşürmeye yönelmiş bu talebin AYM tarafından reddedilmesi yönündedir.

Paylaşın

Türkiye – Rusya İlişkileri: Rusya Jestlerle Ne Yapmaya Çalışıyor?

Ukrayna savaşının başlamasından itibaren ilk birkaç ay Türkiye’nin gerçekten tarafsız olup olmayacağının Moskova tarafından test edildiğini belirten Dış Politika ve Enerji Analisti Aydın Sezer, “Mart sonunda İstanbul’daki Rusya-Ukrayna görüşmeleri ve Batı’nın baskılarına rağmen hava sahasının kapatılmamasıyla Rusya Türkiye’nin bu politikasında kararlı olduğunu anladı” dedi ve ekledi:

“O andan itibaren de Türkiye’deki seçime yönelik ilgisini artırdı. Erdoğan gibi bir liderin Türkiye’nin başında olmasının Ukrayna savaşının ya da Batı’yla olan sorunların uzun süre devam edebileceği düşüncesiyle Rusya’nın çıkarlarına hizmet edeceğini anladı ve bu konuda atılması gereken adımları attı.”

Akademisyen Hande Orhon Özdağ, AKP ile Rusya arasındaki ilişkilerin aslında iktidarın Batı ile ilişkileri çok daha iyiyken bile hayli yakın olduğunu ve bunun unutulduğunu söyleyerek daha da yakınlaşmanın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başladığını anımsattı.

Ukrayna savaşının başlamasının ardından Türkiye ile Rusya’nın birbirine daha bağımlı hale gelip gelmediği ve ilişkilerdeki simetrinin son dönemde bozulup bozulmadığı tartışılırken uzmanlara göre Moskova’nın giderek artan jestleri Türkiye’de iktidarın seçimi yeniden kazanması için bir destek olarak da değerlendirilebilir.

Yaklaşık on aydır devam eden Ukrayna savaşı dünyadaki pek çok dengeyi etkiledi, Rusya’ya uygulanan ambargolar ve yaptırımlara BM Güvenlik Konseyi kararı olmadıkça uymama prensibini sürdüren Türkiye de savaştan en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldı.

Ancak öte yandan savaşın başlamasından birkaç ay sonrasında denge politikası izlemeye başlayan Ankara’nın Moskova ile ilişkileri yaz aylarından sonra daha da derinleşti. Rusya’nın attığı Türkiye’nin doğal gaz borcunun ertelenmesi gibi son adımlar bazı çevrelerde sadece dış politika amaçlı görülmeyip yaklaşan seçimlerde Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a destek olarak da yorumlanıyor.

Gazprom’un “durup dururken borç ertelemeyeceğine” dikkat çeken emekli bir Türk diplomat, Rusya’nın ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde seçimlere yaptığı müdahalelerin benzerinin şimdi Türkiye için de yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.

Rusya jestlerle ne yapmaya çalışıyor?

Peki Rusya, uzmanlar tarafından “jest” olarak yorumlanan bu adımlarla ne yapmayı amaçlıyor? Moskova’nın amacı Batı’ya ve NATO’ya karşı Türkiye’yi kendi yakınında tutmak mı ve bu hedefini seçimlere de etki ederek mi gerçekleştirmek istiyor?

Akkuyu nükleer santralindeki sermaye girişi, tahıl koridoru anlaşması, BOTAŞ’ın borçlarının ertelenmesi, Türkiye’nin “enerji merkezi” yapılma fikri ve Suriye yönetimi ile normalleşme süreci gibi alanlardaki gelişmelerin bir taraftan Rusya’nın Batı’ya karşı Türkiye’yi yakın tutma politikasının bir yansıması olduğu belirtiliyor, diğer taraftan Türkiye’deki seçimleri de etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiliyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e değerlendiren Dış Politika ve Enerji Analisti Aydın Sezer, Ukrayna savaşının başlamasından itibaren ilk birkaç ay Türkiye’nin gerçekten tarafsız olup olmayacağının Moskova tarafından test edildiğini belirterek şöyle konuşuyor:

“Mart sonunda İstanbul’daki Rusya-Ukrayna görüşmeleri ve Batı’nın baskılarına rağmen hava sahasının kapatılmamasıyla Rusya Türkiye’nin bu politikasında kararlı olduğunu anladı. O andan itibaren de Türkiye’deki seçime yönelik ilgisini artırdı. Erdoğan gibi bir liderin Türkiye’nin başında olmasının Ukrayna savaşının ya da Batı’yla olan sorunların uzun süre devam edebileceği düşüncesiyle Rusya’nın çıkarlarına hizmet edeceğini anladı ve bu konuda atılması gereken adımları attı.”

Sezer, on aydır süren savaşın Türk ve Rus liderleri birbirine daha da yakınlaştırdığına işaret ederek “Putin açısından elbette ambargolara uymayan bir Türkiye Rusya için dünyaya açılan pencere gibi oldu. Bu çok önemli ve değerli. Erdoğan açısından da seçime giden Türkiye’de iktisadi krizle baş etmek amacıyla yani yaralara merhem olacak, ekonomide geçici bir bahar havası yaşatacak sermaye girişine yönelik adımlar da Türk dış politikasının temel noktası oldu” diyor.

“Türkiye-Rusya yakınlaşması yeni değil”

Peki Türkiye-Rusya ilişkileri Ukrayna savaşından önce nasıldı?

Akademisyen Hande Orhon Özdağ, AKP ile Rusya arasındaki ilişkilerin aslında iktidarın Batı ile ilişkileri çok daha iyiyken bile hayli yakın olduğunu ve bunun unutulduğunu söyleyerek daha da yakınlaşmanın 15 Temmuz darbe girişiminin ardından başladığını anımsatıyor.

AKP’nin darbe girişimi sırasında kendisini yeterince desteklemeyen Batı’nın yerini fiilen Rusya’nın doldurmasını hedeflediğini ve siyasal desteğe ek olarak giderek ağırlaşan kriz koşullarında ekonomik desteğin de AKP’nin iktidarını sürdürmek için daha önemli hale geldiğini söyleyen Özdağ, şöyle konuşuyor:

“Ukrayna savaşı da AKP’ye ABD ve AB yaptırımlarına katılmadan Rusya’yla ekonomik ilişkileri derinleştirme olanağı verdi ki bu seçim öncesi meşruiyet yitimi artan AKP’nin tam da ihtiyacı olan şeydi. Dolayısıyla evet Putin, AKP yönetimine seçim öncesi ihtiyacı olan iki önemli konuda jest yaptı diyebiliriz: ‘Tahıl koridoru’ girişimi ile siyasal meşruiyet ve doğal gaz konusunda ekonomik destek.”

Bu arada Türkiye’deki muhalefet üyeleri ve bazı ekonomistler Rusya’nın adımlarının seçimlere müdahale anlamı taşıdığını söylerken, uzmanlar ise tanımlamada daha temkinli.

Özdağ bu adımlar için “Rusya’nın Türkiye’de yerini sağlamlaştırmak için AKP’ye verdiği önemli destekler” demeyi tercih ediyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Batı ile sorunları olan bir AKP iktidarının sürdürülmesi Karadeniz’de Ukrayna’yla savaşan bir Rusya için çok önemli. Rusya aslında AKP’yi destekleyerek NATO genişlemesini hali hazırda fiilen önlemiş olan Türkiye’nin zor ekonomik koşulları nedeniyle yeniden Batı’ya yanaşmasının da önüne geçmiş oluyor.”

Suriye ile normalleşmenin seçime etkisi ne olabilir?

Rusya’nın 2018’den bu yana Türkiye’ye Suriye yönetimi ile normalleşmesi için yaptığı çağrılar da bugünlerde yanıt bulmuş durumda. Son olarak savunma bakanlarının yaptığı görüşme 11 yıldır iki ülke arasında yapılan en üst düzey görüşme oldu ve arkasından yeni görüşmelerin gelmesi bekleniyor.

Suriye ile normalleşmede Ankara açısından itici güçlerden birisinin de yine seçim olduğu konuşuluyor.

Sezer’e göre 2023 yılı Suriye konusunda önemli adımların atılacağı bir yıl olacak. Bu adımlardan acil sonuçlar beklenmediğini de söyleyen Sezer, iktidarın seçim süreci boyunca “Suriye konusunda artık biz pozisyonumuzu değiştirdik, Esed gitti Esad geldi, bakın sorunları çözmeye çalışıyoruz. Bunun temelinde de iki yakıcı sorunu çözeceğiz. Bir tanesi PKK-PYD, diğeri de sığınmacıların gidişi” mesajı vereceğini belirtiyor.

Ancak yenilenen Suriye politikasının seçimlere yansıyabilecek bazı maliyetlerinin olmasını da beklediğini söyleyen Sezer, “Ilımlı ılımsız, silahlı silahsız muhalefetin Türkiye-Suriye yakınlaşmasına vereceği tepkinin hiç beklenmedik maliyetleriyle de karşılaşabiliriz. Benim en çok beklediğim terör saldırıları” yorumu yapıyor.

Özdağ da seçim öncesi Suriye ile yakınlaşmadan çok ciddi sonuçlar beklemeyenler arasında. Sembolik bazı adımlar atılabileceğini söyleyen Özdağ, şunları söylüyor:

“Türkiye’nin Suriye’den çekilmesi Esad’ın kazanımı olur. MHP ile ittifak halindeki AKP hükümeti seçim öncesinde Suriye’den çekilebilir mi? Bu sandığa nasıl yansır? Birkaç bin mültecinin Suriye’ye dönmesi belki sağlanır. Ama Suriye meselesinde dengeler çok karışık ve seçim öncesi tam normalleşme beklemek çok zor görünüyor.”

Rusya’dan seçimlere bakış nasıl?

Türkiye ile Rusya arasında atılan adımlar Türkiye’de farklı açılardan yorumlanırken Rusya’nın seçimlere ve olası sonuçlarına bakışı da merak ediliyor.

Rusya’da çalışmalarını sürdüren Siyaset Bilimci ve Rusya Uzmanı Ümit Nazmi Hazır, Rus resmi makamlarının şu ana kadar genel prensip gereği Türkiye’deki seçimle ilgili bir açıklama yapmadığını belirterek buna karşılık kamuoyundaki genel tutumun Erdoğan ile yola devam etmenin daha olumlu olacağı yönünde olduğunu söylüyor.

Hazır bunun nedenleri ise şöyle sıralıyor:

“Putin ile Erdoğan arasında 20 yıllık bir ilişki var, iki taraf birbirini tanıyor ve doğrudan iletişim kurabiliyor. Rusya açısından bakıldığında Erdoğan’ın iktidarda olması bazı kolaylıklar da sağlıyor. Mesela birincisi muhatap olunan tek bir kişi var. Yani Türkiye ile politikasını doğrudan Erdoğan ile belirleyebiliyor. Muhalefetin seçimi kazanması durumunda ise çok fazla aktörle Rusya’nın ikili ilişkileri ve Türkiye’yi yönlendirme kapasitesi azalmış olacak.”

Buna ek olarak iki ülke arasındaki yatırımların devamı açısından da Erdoğan iktidarının sürmesine olumlu bakıldığını söyleyen Hazır, buna karşılık genel tutumu yansıtmayan bazı yorumcuların ise Erdoğan’a eski Sovyet cumhuriyetlerinde daha proaktif bir politika izleyebileceği düşüncesiyle güven duymadığını belirtiyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Türkiye Zincirlerini Koparmak Zorunda

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Beklentilerimiz çok fazla. Yeni şeyler istiyoruz. Daha güzel bir Türkiye istiyoruz. İnsan haklarına saygı, düşünce özgürlüğü istiyoruz. Artık Türkiye bu zincirlerini koparmak zorunda. Türkiye’yi bu tablonun dışına çıkarmaya söz veriyorum.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Altı lider birlikteyiz. Demokrasi için, ülkemize huzur gelsin diye bir araya geldik. Toplumda kamplaşma olmasın diye bir araya geldik. Kucaklaştık, geçmişin acılarını sarmaya çalıştık. Demokrasi kadar güzel bir şey yok. Demokrasilerde medya özgür olacak, havuz medyası diye bir medya olmayacak. Özgürce bizi eleştirebilecekler. Bu olanağı sağlayacağız. Bir politikacının alkıştan çok tutarlı eleştiriye ihtiyacı vardır. Yanlışımız varsa sağduyulu insanlar bize bunu söyleyebilmeli. Biz bundan gocunmamalıyız.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Devleti bir adama teslim etmek ülkeyi felakete sürükler, geldiğimiz tablo budur. Rüşvet alanlar var. Devlette liyakati yok ettiler. Rüşvetçilerden, uyuşturucu baronlarından bu ülkeyi 2023 seçimlerinden sonra temizleyeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Sinan Ateş’in öldürülmesiyle ilgilide konuşan Kılıçdaroğlu, “Bu ülkenin başkentinde bu suikast gerçekleşti. Genç bir babayı öldürdüler. Akademisyendi, milliyetçiydi, Atatürkçüydü. Ankara’nın göbeğinde katlettiler. Ailesi talep etti diye, susuyorlar. Çok şey biliyoruz, bu işten ne kadar pis kokular geldiğinin farkındayız. Görevliler işini yapsın diye şimdilik sesimizi çıkarmıyoruz. Saray’dan tık yok. Saray’ın stepnesi ise en değerli evlatlarından biri öldürülmemiş gibi tek kelime etmiyor. Bu cinayeti görmezden gelemezler, biz buna izin vermeyeceğiz.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme yönelik açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Hep beraber bir yılı devirdik. Toplumun beklentileri fazla. Daha güzel bir Türkiye istiyoruz. Düşüncenizi ifade ederken bile çekindiniz. Başıma bir şey gelir mi diye kaygı içinde oldunuz. Ama artık Türkiye bu zincirlerini koparmak zorunda, bu tablonun dışında çıkmak zorunda. Türkiye’yi bu tablonun dışına çıkarmaya herkesin huzurunda söz veriyorum.

Bir politikacının alkıştan çok, sağlıklı ve tutarlı eleştiriye ihtiyacı vardır. Yanlışımız varsa o insanlar bize söyleyebilmeli, biz bundan gocunmamalıyız. Akıl akıldan üstündür. Demokrasi bunun üzerine inşa edilmiştir. ‘Her şeyi ben bilirim, ben yaparım’ düşüncesi insanlığı felakete sürükler. Devleti bir adama teslim etmek o devleti felakete sürükler.

Altı ayrı partiyiz ama demokrasi konusunda aynı felsefeden hareket ediyoruz. Neyi nasıl yapacağımızı biliyoruz. Sadece liderler değil onların altında ekipler çalışıyor. Güzel şeyler yapacağız, güzel şeyleri hayata geçireceğiz. Göreceksiniz. Yepyeni bir Türkiye. Türkiye’yi yöneten kişi asla para için kapı kapı dilenci gibi dolaşmayacak. Buna da son vereceğiz. Kendi gücümüzle büyüyeceğiz ve kalkınacağız. Rüşvetin, torpilin, yolsuzluğun olmadığı bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Eğer kul hakkına herkes saygı gösteriyorsa, kul hakkı yemenin en büyük günah olduğuna toplum olarak inanıyorsanız kul hakkı yiyenleri iktidardan göndereceğiz, adaletten yana olanları iktidara getireceğiz.

Terörün olmadığı bir Türkiye inşa edeceğiz. Çok ağır bedeller ödendi. Masumlar hayatlarını kaybetti. Türkiye’yi buradan çıkaracağız. Demokrasinin olduğu, düşüncelerin özgürce ifade edildiği, terörün olmadığı bir Türkiye inşa edeceğiz. Bütün komşularımızla barış içinde yaşayacağız. Hiçbir komşumuzu düşman olarak görmeyeceğiz. Türkiye, bölgesinde en güçlü ülke olacak, dünya da bunun tanığı olacak.

Allah nasip eder halkın oylarıyla iktidar olduğumuzda, her kuruş verginin hesabını vermeyi onurlu bir görev olarak üstleneceğiz. Gençlere söylüyorum; ödediğiniz verginin hesabını sormuyorsunuz, bu yüzden demokrasi gelişmiyor. Temel faktör bunu sormaktır. Bu ülkenin yediden yetmişe hepimiz ödediğimiz vergilerin nerelere harcandığını sormak zorundayız. Bizim iktidarımızda bu soru sorulmasa da biz bunun hesabını kuruş kuruş vereceğiz.

Bu ülkenin hapishanesinde haksız yere yatanlar var. Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, haksız yere yatıyorlar!  Adaleti savunmazsanız siyaset yapmanızın mantığı yoktur. Her haksızlığa itirazımızı yapacağız. 85 milyon yurttaşıma sesleniyorum, karamsarlığa kapılmayın. Bu haksızlıkları görüyoruz, yaşıyoruz ama asla karamsarlığa kapılmayacağız. Sandık geldiğinde gideceğiz ve bir zulüm iktidarına son vereceğiz. Kimse endişe etmesin, geliyor gelmekte olan.

Bu ülkenin başkentinde bir suikast yapıldı, Sinan Ateş. Ülkücü hareketin değerli isimlerindendi, akademisyendi, milliyetçiydi, inançlıydı, Atatürkçüydü, babaydı ve değerli bir eşi vardı.  Ankara’nın göbeğinde katlettiler. Ailesi talep etti diye sabırla susuyoruz. Baba ile de konuştum, eşi ile de konuştum. Sabırla sonucu bekliyoruz. Bize de bilgiler akıyor, farkındayız. Çok şey biliyoruz bu konuyla ilgili olarak, bu işten ne kadar pis kokular geldiğinin de farkındayız.

Görevliler işini yapsın diye sesimizi çıkarmıyoruz şimdilik. Saray’dan tık yok. Saray’ın stepnesi ise sanki en değerli evlatlarından biri öldürülmemiş gibi tek kelime dahi etmiyor. Kendi evladına dahi sahip çıkamıyor. Bu cinayeti görmezden gelemezler, susarak geçiştiremezler. Biz buna izin vermeyeceğiz, gerçek aydınlanacak. Aile adalet istiyor, adaleti savunan kişiler olarak bizler de bu olay aydınlanıncaya kadar da takipçisi olacağız. Eşine de babasına da söz verdim. Kimse unutmasın, Bay Kemal kafasına bir şey koyduysa mutlaka çözecektir.

Yeni bir komplonun peşindeler. Birinci kumpas; Ekrem Bey birisine ya da YSK üyelerine hakaret etti diye iddianame hazırlandı. Söylenen YSK değil, açıkça söylendi zaten muhatabı olan kişi Fotoraman Süleyman. YSK ‘bu bize söylendi’ dedi. Sonra dosya namuslu bir hakimin önüne gitti. Bu hakimi değiştirdiler. Aldılar Samsun’a sürdüler. Bu hakimin söylediği bazı şeyler var. Grup Başkanvekillerimiz ve bazı hukuk kökenli vekillerimiz Adalet Bakanlığı’na gidecekler, Samsun’a sürülen hakimin iddiaları konusunda soruşturma açılsın istiyoruz. Soruşturma açılmazsa Adalet Bakanı da bu kumpasın içindedir. Saray’ın sofrasına oturan hakimin kararına itibar edilmez.

İkinci kumpas, İBB Başkanlığı bünyesinde teröristler ve terörle iltisaklı kişiler çalışıyormuş. Bunun üzerine İBB, İçişleri Bakanlığı’na yazı yazıyor, ‘Kim bu insan biz gereğini yapalım’ diyor. Hem suçlayacaksın, hem bildirmeyeceksin. ‘O zaman siz işlem yapın’ deniliyor, ‘Sonra yapacağım’ diyor. Sen terörist arıyorsan, o kişilere ‘iyi hal’ kağıdı veren savcıyı suçla. Daha önce Mevlüt Uysal ve Vali de kısa süre belediye başkanlığı yaptı.

4116 kişi göreve başlamış, 1800’ü için güvenlik soruşturması yapılmamış. Birinci kumpasta hakimi değiştirdiler. İkinci kumpasta da müfettişi değiştirdiler. Tam bir kumpas. Akıl var, mantık var. Ahlak, yasa, erdem denen bir şey var. Belediyeler elbette denetlenebilir ama önyargısız ve yasalara uygun olarak denetlenir. Kumpasa karşı çıkmak bizim görevimizdir. Üçüncü kumpas da ‘Siz neden Fatih Sultan Mehmed tablosunu aldınız, getirdiniz. İnanılır gibi değil.

Muhalefetin kazandığı İBB’yi kumpaslarla ele geçirmeye çalışıyorlar. Şimdi görüyoruz ki işi kayyuma kadar götürme hevesindeler. Ekrem Başkanımıza bu komployu devam ettirirlerse, kayyum atama aptallığına girişirlerse bunu bir diktatörün haklına karşı uyguladığı terörizm olarak göreceğiz. Bunu yapmaya kalkarlarsa kimse Bay Kemal’den sabır beklemesin. Cehennemin kapılarını açarlar, hiç kimse için iyi olmaz. Atamayla gelen hakimlere mi güveniyorsunuz?”

Paylaşın

HDP’li Buldan: 2023 Kazanmanın Ve Zaferin Yılı Olacak

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, partisinin mücadele çatısı olmayı sürdüreceğini belirterek, “2022 direniş yılıydı, 2023 kazanmanın ve zaferin yılı olacak” ifadelerini kullandı:

Haber Merkezi / Buldan, “Herkes iyi bilmelidir ki tüm mümkünlerin kıyısında olan HDP, düşünce ve mücadeleden doğan bir partidir. Bizler, cumhuriyetin yüzüncü yılı geride kalırken, asırlık sorunların cesaretle, demokratik bilinç ve programla çözüleceğini söylüyoruz. Yeni bir zamanın şafağında eskiyi tekrar edenler kaybedecek, cumhuriyeti demokrasiyle ve barışla buluşturma mücadelesi ise kesinlikle bu dönem kazanacaktır” dedi ve ekledi:

“Artık oyalama, erteleme amacı güden, sorunları görmezden gelen, hamasetle yol almak isteyen herkes bilmelidir ki bu topraklar çok uzun zamandır ertelenen, ötelenen, görmezden gelinen sorunlarını kesinlikle çözecek ve çözmek zorundadır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere dair açıklama yaptı. Buldan’ın açıklamalarından bölümler şöyle:

“HDP’ye, genelde tüm toplumsal muhalefete yönelik gözaltı ve tutuklamadan fiziki saldırıya, kumpas davalarından vekil düşürmeye varıncaya kadar sistematik bir darbe süreci işletildi. İmralı’da Sayın Öcalan’a uygulanan tecrit derinleştirildi, çözüm ve diyalog kanalları kapatıldı. 2022 iktidar zihniyetinin, olanca gücüyle karanlığı, kötülüğü, hukuksuzluğu, ayrımcılığı ve eşitsizliği çoğaltmaya çalıştığı bir yıl oldu.

Emekçiler ağır sömürüye karşı örgütlenme hakkını savunmaya devam ettiler. Gençler, öğrenciler bugünlerinin ve umutlarının karartılmasına karşı ortak itirazda buluştular. EYT’liler, grevdeki işçiler alın terlerine sahip çıkarak kazandı. Kazanmaya da devam edecek. Özellikle kadınlar açısından 2022, erkek düzene karşı büyük bir mücadeleye sahne oldu. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de kadınlar hak, adalet ve özgürlük mücadelesinin en önünde yer aldı. Mücadeleden asla geri adım atmadı. Örgütlülükten asla vazgeçmedi.

Kadınlar sokakları, meydanları, alanları asla terk etmedi. Kadınlar güvencesiz işlerde çalışmaya hayır dedi. Yoksulluğun kadınlaşmasına, kadın kazanımlarının gasp edilmesine her yerde karşı çıktı.

Kadınlar ‘bir kadının daha katledilmesine tahammülümüz yok’ dedi. Kadın cinayetlerinin ve çocuk evliliğinin normalleştirilmesine karşı çıkan onurlu mücadelenin en önünde yine kadınlar yer aldı. Ege’den Karadeniz’e kadar ülkenin her yerinde, yandaşlara peşkeş çekilen doğanın katledilmesine karşı en görkemli ekoloji mücadelesini yine kadınlar gerçekleştirdi. Kadınlar sadece eşitlik ve adalet talep etmedi. Ölüm saçan savaş politikalarına ve sömürü düzenine karşı da mücadele hattını ördü. Kadınların mücadelesi sınırları aştı! İran’dan dünyanın her yerine yankılanan kadınların ‘Jin jiyan azadî’ sloganıyla birleştiğini hep birlikte gördük.

Bu iktidarın giderayak Kürt düşmanlığını daha da büyüterek, bunu küresel bir siyaset haline dönüştürmeye çalıştığını biliyor ve görüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtler bir siyasal irade olmasın diye çırpınıp duran bir iktidar var karşımızda. En son Paris’te Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yapılan saldırı da bu iklimin bir devamıdır.

Tıpkı 9 Ocak Paris katliamı gibi. Yaşamını yitirenleri buradan bir kez daha saygıyla anıyorum. Dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtlerin iradesini teslim alamayacaksınız.

Kürtlerin iradesini engelleyemeyeceksiniz ve asla tasfiye edemeyeceksiniz. Kürtlerin iradesi, Paris’te de Ankara’da da İstanbul’da da Amed’te de Rojava’da da birdir. Ve buna artık inanacaksınız ve bunu artık kavrayacaksınız. Bir kez daha belirtiyoruz, bu katliamı bütün boyutlarıyla aydınlatmak, bağlantılarına açığa çıkartmak Fransız devletinin sorumluluğundadır. Biz de sonuna kadar takipçisi olacağız.

“TÜİK ise yine çalarak, çırparak yüzde 64 olarak açıkladı”

Bu hileli, çarpık sistemde iki kesim ortaya çıkmıştır. Biri; Saray ve çevresindeki yandaşlar, ikincisi ise faiz ve savaş lobileridir. Bunlar yüzde 1’i temsil etmektedir. Geriye kalan yüzde 99 ise açlık ve sefaletle karşı karşıyadır. Hal böyleyken AKP Genel Başkanı ‘Enflasyonun boynunu kırıyoruz’ diyerek, her gün hayal satmaya, masal anlatmaya devam etmektedir. ENAG 2022 yılı enflasyonunu yüzde 137,55 olarak tespit etti. TÜİK ise yine çalarak, çırparak yüzde 64 olarak açıkladı.

Asıl belini büktüğünüz, boynunu kırdığınız halktır, işçidir, emekçidir, kadınlardır, üreticidir, esnaftır. AKP-MHP’nin iktidarda kaldığı her bir gün, her bir saat, borç artıyor, enflasyon artıyor, dış ticaret açığı artıyor. Hep söylüyorum. Bu iktidar bu ülkeye zarar ve ziyandır. Ama bu döngü elbette ki böyle devam etmeyecek.

İktidarın kendi rant ekonomisini büyüterek kazandığı, halkın ise her gün kaybettiği, sofrasındaki ekmeğinin küçüldüğü bu düzen böyle sürmeyecek. Yüzde 99, yüzde 1’lik kesimin rant ve sömürü düzenini sona erdirecek kadar güçlü ve kararlıdır.

Herkes iyi bilmelidir ki tüm mümkünlerin kıyısında olan HDP, düşünce ve mücadeleden doğan bir partidir. Bizler, cumhuriyetin yüzüncü yılı geride kalırken, asırlık sorunların cesaretle, demokratik bilinç ve programla çözüleceğini söylüyoruz. Yeni bir zamanın şafağında eskiyi tekrar edenler kaybedecek, cumhuriyeti demokrasiyle ve barışla buluşturma mücadelesi ise kesinlikle bu dönem kazanacaktır.

Artık oyalama, erteleme amacı güden, sorunları görmezden gelen, hamasetle yol almak isteyen herkes bilmelidir ki bu topraklar çok uzun zamandır ertelenen, ötelenen, görmezden gelinen sorunlarını kesinlikle çözecek ve çözmek zorundadır.”

Paylaşın

“Türkiye Ve Suriye, Moskova’da Anlaşmadı” İddiası

Şam yönetiminin, Türkiye’nin kontrolündeki alanları ‘terör bölgesi’ ilan etmek istediği ancak bu talebin Ankara tarafından reddedildiği, Suriye’nin YPG’ye karşı çalışmaya da istekli görünmediği öne sürüldü.

Ankara’nın sınırda, YPG ve SDG birliklerinden arındırılmış 30 kilometrelik bölge oluşturma talebine ve 1 milyon mültecinin Suriye’ye geri gönderme planına Şam’ın sıcak bakmadığı da iddia edildi.

Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanlarının Moskova’da yaptıkları görüşmelerde, ‘herhangi bir anlaşma sağlanamadığı’ iddia edildi. Suriye ile 11 yıl sonra ilk kez bakanlar düzeyinde yapılan görüşmelere işaret eden Middle East Eye sitesi, Ankara’nın Şam’dan gelen ‘önemli bir talebi reddettiğini’ bildirdi. Siteye konuşan Türk kaynaklar, Türkiye’nin desteklediği silahlı grupları ‘terörist’ olarak nitelemeye karşı çıktığını aktardı.

‘Suriye YPG’ye karşı çalışmaya istekli değil’

Kaynak, Şam yönetiminin, Türkiye’nin kontrolündeki alanları ‘terör bölgesi’ ilan etmek istediğini söyledi ancak bu talep de Ankara tarafından reddedildi. Habere göre kaynak, Suriye’nin YPG’ye karşı çalışmaya ‘istekli görünmediğini’ de sözlerine ekledi.

‘Türkiye’nin derhal geri çekilmesi talep edildi’

Ankara’nın sınırda, YPG ve SDG birliklerinden arındırılmış 30 kilometrelik bölge oluşturma talebine ve 1 milyon mültecinin Suriye’ye geri gönderme planına Şam’ın ‘sıcak bakmadığı’ belirtildi. Habere göre Şam yönetimi, müzakerelerin başlaması için ön koşul olarak Türkiye’nin Suriye topraklarından ‘derhal çekilmesini’ talep etti. Midde East Eye’da, şu ifadelere yer verildi: “Ancak bu ön koşul, Esad’ın kilit müttefiki Rusya’nın, Şam’a Ankara ile ilişki kurması için ağır baskı yapmasının ardından kaldırıldı.”

‘Ankara kabul etti’ iddiaları yalanlandı

Suriye’de yayın yapan Şam rejimine yakın El Vatan gazetesi, Moskova’daki görüşmelerde, Türk askerlerinin Suriye’nin kuzeyindeki topraklardan çekilmesi konusunda uzlaşmaya varıldığını iddia etmişti. Söz konusu iddianın sorulduğu kaynaklar, haberleri yalanlayarak ‘propaganda’ olarak niteledi. Kaynaklar, El Vatan gazetesini, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun açıklamalarını ‘bağlamından koparmak’ ile suçladı.

Çavuşoğlu ne demişti?

Bakan Çavuşoğlu, Moskova’da düzenlenen üçlü görüşmenin ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunmuştu. “Faydalı bir görüşme olduğunu söyleyebilirim” diyen Çavuşoğlu, Şam yönetiminin Türkiye’ye yönelik genel anlamda “Topraklarımızdan çıkın” açıklamalarında bulunduğunu aktararak, şöyle devam etmişti:

“Biz de buralarda terör örgütlerinin olduğunu, kendilerinin de hakimiyet sağlayamadığını, siyasi bir istikrar olduğu zaman, ülkede her şey yoluna girdiği zaman buraları Suriye’ye devredeceğimizi söylüyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğüne, siyasi birliğine verdiğimiz önemi de zaten tüm açıklamalarımızda vurguladığımızı tekrar hatırlatıyoruz.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Bahçeli’den Dikkat Çeken ‘Seçim’ Mesajı

Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan Bahçeli, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıldönümünde aziz milletimizin seçimiyle hem 13’üncü Cumhurbaşkanı’nı hem de 28’nci dönem milletvekilleri belirlenecektir. Cumhurbaşkanı ve milletvekili genel seçimleri ister zamanında ister erkene alınsın biz iki seçeneğe hazırız. Seçim kararının alınabilmesi için ya 360 vekilin oyu ya da Cumhurbaşkanımızın Türkiye’yi seçime götürmesi lazımdır. İki yol da hukukidir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Altılı masayı oluşturan partilerin 6 Nisan’dan önceki seçime sıcak bakıp, sonrası için ipe un semesi demokratik değildir. Muhalefetin karmaşa içinde olduğundan dolayı iradesizliği saklanamaz durumdadır. Sorgulanan amaçlarıyla uzlaşma vasatına yanaşmaları son derece güçtür. Zillet ittifakı hazım ve özümsemede ciddi zaafı vardır. Bu ittifakın Türkiye’ye güveni yoktur.”

Sinan Ateş konusunda açıklama yok

Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in Ankara’da cinayete kurban gitmesi konusunda nasıl bir açıklama yapacağı merakla beklenen Bahçeli, grup toplantısında bu konuya değinmedi. Bahçeli, toplantı çıkışı soru da almadı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki haftalık grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Cumhuriyet’in ilan gününe gelene kadar dağ gibi engeller aşılmış, en vahşi kuşatmalar yarılmış, en çetin tuzaklar bozulmuş, en şiddetli operasyonlar tesirsiz hale getirilmiştir. Aziz vatan topraklarında musibet ve melanetin başı, Türk milletinin kahramanlığıyla ezilmiştir. Belki çok bedel ödedik, belki çok badireden geçtik, ancak milletimizin istiklal sevdasıyla içimizde ve dışımızda yuvalanmış Türk düşmanlarının da nefes borusunu kestik.

2023 yılı, 1923’ün kuruluş ruhunu, kurucu şuurunu tedarik etmiş, ‘Türkiye Yüzyılı’ ile birleşmiş ve bütünleşmiştir. Bu yıl, Türk tarihinin bir kavşak, bir kader noktasıdır. Geride kalan 2022, lider ülke Türkiye’nin hazırlık evresi, 2023 ise devreye girme senesidir. Lider ülke Türkiye yükseliş, kuvvet, zenginleşme, büyüme, kalkınma, zirveye tırmanmadır.

Ülkemiz bilhassa diplomaside altın bir yıl yaşamıştır. Küresel ekonomi resesyon girdabına düşmüşken, Türkiye en çok büyüme kaydeden birkaç ülkeden biri olmayı başarmıştır. İhracatta rekorlar kırılmış, muazzam yatırımlar yapılmış, terörle mücadelede takdire şayan sonuçlar alınmıştır. Kronik ve kemikleşen sorunlara neşter vurulmuştur. EYT’li 2 milyon vatandaşımızın yaş sınırına takılmaksızın sorunları giderilmiştir.

Bu mesele gündemden tamamen çıkmış olacaktır. MHP ve Cumhur İttifakı, TBMM’de gereğini gecikmeksizin yapacak, hak, hak sahibine iade edilecektir. Asgari ücret 2022 yılının ocak ayına göre neredeyse yüzde 100 zamla 8 bin 500 liraya çıkarılması, sosyal konut desteği toplumsal rahatlamayla birlikte 2023’ün çok daha güzel olacağının habercisi niteliğindedir. Şeytanın bacağı kırılacak Türkiye prangalarından kurtulacaktır. Cumhuriyetin yüzüncü yılına lider ülke Türkiye’nin şeref madalyası asılacaktır.

Önümüzü kesmek için pusu kuranlar yine olacaktır, bu beklenmelidir. 2023’ün muazzez hedeflerini lekelemek, yürüyüşümüzü sekteye uğratmak için tetikte bekleyen menfaat çeteleri yine şanslarını deneyeceklerdir. Fakat kimse sabrımızı yanlışa yorumlamasın. Hiç kimse suskunluğumuzdan cesaret almaya kalkışmasın. Kötülüğünü bildiğimiz odakların hesapları ters tepecektir.

Kötü niyetini bildiğimiz odakların bizimle aşık atması, bize ayar verme küstahlığına tevessül etmeleri sonuç vermeyecek, yapılan hesaplar ters tepecektir. Bunların ortaklaşa emelleri, bizim ise el sürülmemiş hayallerimiz vardır. Habire nefret ve nifak kusan hayasızlara 2023’ün hedeflerini kirlettirmeyeceğiz. MHP’nin siyasi şeref ve onuruna musallat olan kepazeleri asla affetmeyeceğiz.

Defalarca açılıp asidi kaçmış gazoz gibisiniz. Hiç de tat vermiyorsunuz. Doğru koşan yorulmaz. Doğruluk dost kapısıdır. Doğrudan şaşmayız, ahlaktan sapmayız.

2023’te yapılacak seçim hem 13. Cumhurbaşkanı hem 28. dönem Meclis belirlenecektir. Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri ister zamanında yapılsın isterse erkene alınsın biz iki seçeneğe de varız ve hazırız. Seçim kararının alınabilmesi için ya 360 milletvekilinin ‘evet’ oyuyla meclis kararı gereklidir ya da Cumhurbaşkanımızın anayasa yetkisine dayanarak Türkiye’yi seçime götürmesi lazımdır.

Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı

Kılıçdaroğlu’nun loading mesajıyla meşhur olması, perişanlığın ve pişkinliğin alametidir. Yüklenen, milletimizin CHP’ye ve ortaklarına sandıkta ödeteceği bedelin acıklı faturasıdır. Cumhurbaşkanı adayını belirlemekten mahrum çürük siyaset köhneliğine aziz milletimiz onay vermeyecektir.

Sayın Kılıçdaroğlu, bir kez daha söylüyorum. Adaysan çık açıkla, değilsen adayınız kimse ondan bahset. Madem aday belli olur olmaz bacanızdan beyaz duman çıkaracaksınız o halde yerini ve zamanını paylaş da bilelim. Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı altılı masada deprem yaratmaktadır.

Zillet İttifakı, Türkiye’nin ayağına vurulmak istenen küflü zincirdir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin üstünde bir güç ve kudretten de bahsedilemez. Zillat İttifakı’nın siyaseti, teslimiyetçiliğin lobi faaliyetidir. Bunlardan hayır gelmez. Kılıçdaroğlu ne yapsa nafile. İP’çiler, DEVA’cılar, Serokçu’lar, bilimum sol ve bölücü mihraklar neyle uğraşsınlar uğraşsın boşunadır. Türk milletini geçemezler.

Emperyalistlerden medet uman bir muhalefet anlayışının ülkemizde olması utanç meselesidir. Zillet İttifakının siyaseti teslimiyetin siyasetidir. Türkiye’de koalisyonlar devri kapanmıştır fakat zillet ittifakı sararmış ve solmuş sayfayı açmanın derdindedir. Çevremiz siyasi istikrarlarla dolmuşken Türkiye her alanda göz doldurmuş, göğüs kabatmıştır. Kılıçdaroğlu’nun rahatsızlığı bu yüzdendir.

Cumhur İttifakı, 85 milyon Türk vatandaşının gurur duyacağı esenlik, ekonomik gelişmişlik içinde yaşayacağı Türkiye’nin güvencesidir. Parlamenter sistem günahıyla, sevabıyla miadını doldurdu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi köklü bir reform olarak milletimize mal olmuştur. Zillet İttifakı şuursuzdur, derin bir gaflet çukurundadır. Zillet İttifakı, milletimizin beklentilerini, devletimizin yüksek hedeflerini, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne neden gerek duyulduğunu anlamaktan mahrumdur.

“Hiçbir söz ve telkine kulak asmayız”

MHP olarak siyasi çalışmalarımızı tüm vatan sathında sürdüreceğiz. Hiçbir dedikoducuya aldırış etmeyeceğiz. Varlığımızdan, mücadelemizden ürken, çekinen, davamızı haksız ve şerefsizce suçlamaya çalışanlar vardır, takibimiz altındadırlar. Fiyatını kuruşu kuruşuna hesapladığımız, ancak beş kuruş etmeyecek olanların duygu sömürülerine, tahriklerine asla boyun eğmeyeceğiz. Sayılmayız parmak ile, tükenmeyiz kırmak ile… Biz haktan ve hakikatten yana duran gönül erleriyiz. Beğenmediğimiz, benimsemediğimiz hiçbir söz ve telkine kulak asmayız.

Paylaşın

Hangi Davalar, 2023 Seçimlerini Doğrudan Etkileyecek?

Seçim takvimine göre 18 Haziran 2023’te yapılması gereken Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin öne alınması planlanırken, seçim sonuçlarını etkileyecek gelişmelerde öne çıkan konular arasında. Gözler, sandıktan önce mahkeme salonlarına çevrilmiş durumda.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; 2023 yılında karara çıkması beklenen üç dava, hem Cumhurbaşkanlığı seçimini hem de TBMM’deki sandalye dağılımını doğrudan etkileyecek.

HDP kapatma davası ne aşamada?

Bunlardan ilkini HDP kapatma davası oluşturuyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Haziran 2021 yılında HDP hakkında temelli kapatılması talebiyle iddianame hazırlamıştı. 843 sayfalık iddianamede, partinin temelli kapatılması ve hazine yardımlarından tamamen yoksun bırakılması istenmişti. Selahattin Demirtaş’ın arasında bulunduğu 451 partili hakkında ise siyasi yasak talep ediliyor. Dava Anayasa Mahkemesi’nde bugüne kadar dosya üzerinden görüşüldü.

Ancak 5 Ocak Perşembe günü kritik bir talep görüşülecek. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in “HDP’nin PKK ile organik bağının dava sürecinde de devam ettiği” iddiasıyla Hazine yardımı bulunan hesaplarına ivedilikle bloke konulmasını talebini 5 Ocak’ta görüşecek. Bu konuda Yargıtay Başsavcılığı’nın yeni göndereceği “deliller” belirleyici olacak. Bu talep kabul edilirse HDP, 2023 seçimleri için Hazine’den alacağı 539 milyon TL yardımı kullanamayacak.

10 Ocak’ta sözlü beyan

Kapatma davasına ilişkin ilk açık duruşma Anayasa Mahkemesi Yüce Divan Salonu’nda 10 Ocak günü yapılacak. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, bu tarihte davanın esasına ilişkin sözlü beyanlarda bulunacak.

Bekir Şahin’in beyanlarına karşı HDP’nin sözlü savunma yapması için bir ay süre verilecek. AYM, talep halinde bu bir aylık süreyi uzatabilecek. Sürenin sonunda AYM Başkanı’nın belirleyeceği bir günde açılacak duruşmada HDP yöneticileri suçlamalara karşı savunma yapacak. Ancak 13 Şubat’ta AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın başkanlıktaki görev süresi doluyor. Bu nedenle yeni başkanlık seçimi yapılacak. Zühtü Arslan’ın aday olmaması veya yeniden seçilememesi durumunda yeni başkan, kapatma davası sürecini yönetecek.

Sözlü beyanlardan sonra AYM Başraportörü, davaya ilişkin esas hakkındaki raporunu hazırlayacak. Bu rapor AYM üyelerine dağıtılacak. Anayasa Mahkemesi Başkanı, raporun dağıtılmasından sonra belirli bir gün tespit ederek, kapatma davasının esastan görüşme aşamasını başlatacak. Bu görüşme sonunda kapatma kararı çıkıp çıkmayacağı belli olacak. Kapatma kararı alınabilmesi için 3’te 2 oy çoğunluğu aranacak.

Kapatma kararı seçimleri nasıl etkileyecek?

Kapatma kararı, seçime girecek partilerin belirlenmesi ve milletvekili aday listelerinin kesinleştiği bir dönemde çıkarsa HDP seçimlerde saf dışı kalacak. Bu durumda parti seçime giremeyecek. Ancak HDP’nin olası bir kapatma kararına karşı, ittifak yaptığı bileşenlerinden bir partiyi desteklemesi bekleniyor.

Ancak seçimlerin ardından kapatma kararı çıkarsa, seçilen milletvekilleri bağımsız olarak görevine devam edecek. Ancak içlerinde siyasi yasak kararı verilen olursa bunlar milletvekilliğini sürdürecek fakat beş yıl boyunca hiçbir siyasi partiye üye olamayacak.

Kobani davası hızlandı

HDP kapatma davasına paralel olarak Ankara’da açılan Kobani olayları davası sürüyor. Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu dava Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Geçen yılın sonunda yapılan duruşmada, mahkeme HDP’nin eski eş genel başkanları Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın arasında bulunduğu beş sanığın savunması tamamlanmadan, dosyanın esas hakkındaki mütalaa için savcıya gönderilmesine karar verdi.

Duruşmalar 7, 8, 9 Şubat tarihlerinde yapılmak üzere ertelendi. Bu duruşmada savcının mütalaasını açıklaması bekleniyor. Bu aşamadan sonra 108 sanık ve avukatları, mütalaaya karşı esas hakkında savunmalarını yapacak. Bu davadaki sürecin de seçim öncesinde bitmesi bekleniyor.

Davada ceza alanlar, karar kesinleşmediği için siyasi yasaklı olmayacak. Ancak milletvekili seçilenlerin, karar daha sonra kesinleştiğinde milletvekilliği düşecek. Bu nedenle Kobani davasının sonuçları, 2023 seçimleri sonrasına etki edecek ve milletvekili dağılımı etkileyecek.

Ekrem İmamoğlu’nun cezası kesinleşecek mi?

2023 seçimlerinin olası Cumhurbaşkanı aday adayları arasında adı geçen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun kaderi de yargıya bağlı.

İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi, İmamoğlu’na Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “ahmak” dediği gerekçesiyle 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası vermişti. Ancak cezada herhangi bir iyi hal indirimi yapılmadı. Kararda, İmamoğlu’na siyasi yasak anlamı taşıyan Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesi de uygulandı. Ancak kararın hayata geçmesi için mahkûmiyetin İstinaf ve Yargıtay aşamalarından geçmesi gerekiyor.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi’nin kararı onamasından sonra dosya Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gidecek. Olağan şartlarda dosyanın temyiz aşamasının tamamlanmasının en az 2 yıl alması gerekiyor. Ancak seçim öncesinde sürecin hızlı yürütülmesi halinde ceza onanırsa İmamoğlu siyasi yasaklı hale gelecek. Bu durumda Cumhurbaşkanı adayı olamayacak ve aynı zamanda 2024’teki yerel seçimlerinde de adaylık yolu kapanacak. Mevcut belediye başkanlığı ise onama kararıyla birlikte düşecek.

İçişleri Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürüttüğü “terör” soruşturması sonucunda hazırladığı rapor, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilmişti. İmamoğlu hakkında bu kapsamda “görev” veya “terör” suçu iddiasıyla bir soruşturma başlatılırsa İçişleri’nin İmamoğlu’nu görevden alma yetkisi doğuyor. Ancak bu durum Cumhurbaşkanı adaylığına engel değil.

Paylaşın

Başörtüsü Anayasa Değişikliği Teklifi: Altılı Masada İki Farklı Ret Senaryosu

İktidarın başörtüsüne Anayasa değişikliği teklifine ilişkin Altılı Masa’nın kararını bekleyen muhalefet milletvekilleri, bir yandan da atılması gereken adımlara yönelik önerilerini dillendiriyor. Bu kapsamda CHP milletvekillerinin önemli bir bölümünün ve bazı İYİ Parti milletvekillerinin, parti yöneticilerine iki ayrı “dolaylı ret” seçeneğini ilettiği öğrenildi.

Bu seçeneklerden biri, oylamaya katılmama önerisi oldu. Muhalefet milletvekilleri, doğrudan ret yerine, oylamaya katılmamanın “tavır koyma” anlamında önemli olduğunu savunuyor. AKP ile müzakereye girilmemesini isteyen milletvekilleri, kabul oyunun iktidara yarayacağı görüşünde. Muhalefet temsilcilerinin bir diğer seçeneği, “çekimser oy kullanma” yönünde. Bu seçenek şimdilik son alternatif olarak gösteriliyor.

AK Parti ve MHP’nin başörtüsünün yanı sıra peçe, çarşaf, burka gibi kıyafetlerin kamu görevlileri tarafından kullanılmasının yolunu açan ve aileye ilişkin LGBTİ karşıtı ifadeler barındıran Anayasa değişikliği teklifine yönelik tartışmalar sürüyor. Hafta içi muhalefet ile “ikna için” TBMM çatısı altında bir araya gelecek olan iktidar, aynı zamanda Anayasa Komisyonu’nu da toplayarak teklifin görüşmelerine başlayacak.

AK Parti, MHP, BBP’nin yanı sıra Saadet Partisi’nin de imzacısı olduğu teklife HDP “ilkesel olarak” karşı olduğunu açıkladı. CHP’nin son karar için Altılı Masa buluşmasına işaret ettiği teklifin, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmede de “sohbet konusu” olduğu bildirildi.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; TBMM Anayasa Komisyonu’nda gerçekleştirilecek görüşmeler öncesinde, muhalefet kulislerinde “oylama ihtimalleri” tartışılmaya devam ediyor. Altılı Masa’nın 5 Ocak’taki onuncu zirvesi öncesinde CHP ve İYİ Parti’yi ziyaret eden Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, seçimlerin kazanılmasına giden yolda Anayasa değişikliği teklifinin büyük öneme sahip olduğu, destek vermemenin olumsuz sonuçlar doğurabileceğine yönelik fikrini paylaştığı ifade edildi.

Davutoğlu’nun CHP Lideri Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmede, 5 Ocak’taki zirvede son şekli verilecek Hükümet Programı’nı gündeme getirdiği de bildirildi. Davutoğlu’nun, uzlaşı ve birliktelik görüntüsünün önemine vurgu yaptığı ve program görüşmelerinin buna göre yapılmasını istediği öğrenildi.

İki farklı ret önerisi

Bir yandan Altılı Masa’nın kararını bekleyen muhalefet milletvekilleri, bir yandan da atılması gereken adımlara yönelik önerilerini dillendiriyor. Bu kapsamda CHP milletvekillerinin önemli bir bölümünün ve bazı İYİ Parti milletvekillerinin, parti yöneticilerine iki ayrı “dolaylı ret” seçeneğini ilettiği öğrenildi. Bu seçeneklerden biri, oylamaya katılmama önerisi oldu.

Muhalefet milletvekilleri, doğrudan ret yerine, oylamaya katılmamanın “tavır koyma” anlamında önemli olduğunu savunuyor. AK Parti ile müzakereye girilmemesini isteyen milletvekilleri, kabul oyunun iktidara yarayacağı görüşünde. Muhalefet temsilcilerinin bir diğer seçeneği, “çekimser oy kullanma” yönünde. Bu seçenek şimdilik son alternatif olarak gösteriliyor.

Daha önce teklife gerekli düzeltmeler yapılması koşuluyla “Evet” denilmesi yönünde tavsiye kararı alan İYİ Parti yönetimine de çeşitli öneriler sunuluyor. CHP’nin olası “Hayır” kararını ya da iktidarın taktik oylarla teklifi referanduma taşıyabileceği ihtimalini dile getiren bir grup İYİ Partili, “Hayır oyu kullanalım” önerisini parti yönetimine iletti. İYİ Parti kurmaylarının ise Altılı Masa zirvesine işaret ederek, “Bu toplantıdan sonra yeniden görüşme yapılabilir” yanıtını verdiği öğrenildi.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Enflasyon Yüzde 64,27

TÜİK’e göre, 2022 yıl sonu enflasyonu yüzde 64,27 oldu. Aralık ayında aylık enflasyon ise yüzde yüzde 1,18 olarak gerçekleşti. Bu rakam son 9 ayın en düşük seviyesi olarak kayıtlara geçti. ENAG’a göre ise 12 aylık enflasyon yüzde 137,55.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Aralık 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, TÜFE aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,18, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 64,27, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 64,27 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 72,31 olarak gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 25,87 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 79,83 ile konut oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla aralık ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde -4,14 ile ulaştırma oldu. Buna karşılık, aralık ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 5,91 ile sağlık oldu.

Aralık ayında, endekste kapsanan 144 temel başlıktan 24 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 9 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 111 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’deki değişim, aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 1,94, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 57,68, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 57,68 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 62,93 olarak gerçekleşti.

Enflasyon yüzde 66.8 bekleniyordu

Reuters’ın yaptığı ankete göre enflasyonun yüzde 66,8 olarak gelmesi bekleniyordu. Bloomberg HT’nin haberine göre veriler enflasyon oranlarında baz etkisiyle düşüş olduğunu ortaya koydu.

Bloomberg HT Araştırma Birimi’nin yaptığı ankette yıllık enflasyon beklentisi yüzde 67, aylık enflasyon beklentisi ise yüzde 2,8 olarak kaydedilmişti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) son enflasyon raporunda yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 65,2 olmuştu.

Memur ve emeklinin alacağı zam belli oldu

TÜİK’in açıkladığı Aralık ayı enflasyon verileri ile birlikte memur maaşlarına ve emekli aylıklarına yapılacak enflasyon farkı zammı belli oldu.

SSK ve BAĞ-KUR emekli aylıklarına Ocak ayında yüzde 15,4 oranında enflasyon farkı verilecek.

Memur maaşları ve Emekli Sandığı’ndan emeklilerin aylıkları ise yüzde 16,5 oranında artacak.

Ocak ayından itibaren geçerli olmak üzere memur ve emeklilerin maaşlarına enflasyon farkı ve toplu sözleşmeden alacakları zammın yanı sıra refah payı adı altında ilave bir destek sağlanması da bekleniyor.

ENAG: Enflasyon yüzde 137,5

Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), verilerine göre, aylık enflasyonun yüzde 5,18; yıllık enflasyonun ise yüzde 137,55 olarak hesaplandı.

ENAG’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Aralık ayında %5.18 arttı. E-TÜFE’nin 2022 yılındaki artışı %137.55 olarak gerçekleşti. Son 6 aylık enflasyon oranı ise %38.57 oldu” denildi.

ENAG’ın aktardığı verilere göre, bir önceki ay Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık bazda yüzde 4,24, yıllık bazda ise yüzde 170 olarak açıklanmıştı. Yıllık enflasyon ekim ayında ise yüzde 185 seviyesinde gerçekleşmişti.

Paylaşın