İYİ Parti Ve CHP Hangi İllerde Ortak Liste Çıkaracak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Millet İttifakı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan etmesiyle birlikte vekil listeleri merak konusu oldu.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıkladığı seçim takvimi uyarınca en geç 24 Mart günü siyasi partilerce ittifak modeli ve anlaşması imzalanmış olması gerekiyor. Ancak Millet İttifakı içerisinde vekil listesinde il il ve isim isim zor bir müzakere süreci yaşanıyor.

Altı siyasi parti arasında 4 Ocak’ta liderlerce kararlaştırıldığı üzere Genel Seçimler ittifakı modelini belirlemekle görevli Seçim İttifakı Komisyonu, henüz beşinci toplantısını yapmadı. Bu toplantı için gelecek hafta başında 20 Mart tarihi işaret edildi ancak bunun henüz kesinleşmediği vurgulandı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun edindiği bilgilere göre, Komisyon’un ilk toplantısını 26 Ocak’ta düzenlemesinin ardından son günlerde partiler arasında ikili düzeyde görüşmeler yapıldı. CHP ile İYİ Parti, ittifak dışında yüzde 7 ülke barajını aşabilmeleri konusundaki soru işaretleri nedeniyle diğer dört parti açısından Meclis’te nasıl temsiliyet sağlanacağını görüşüyor. Diğer dört parti, öncelikle CHP ve İYİ Parti’nin hangi illerde ortak liste çıkarmaya sıcak bakılacağını ikili görüşmede açığa kavuşturması gerektiği görüşünde.

38 ilden çok azında mı ortak liste olacak?

Önceki Genel Seçimler’de yani 24 Haziran 2018’de CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi (SP) ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı, milletvekili seçiminde illerde ortak liste oluşturmamıştı.

Demokrat Parti, Gültekin Uysal’ın Afyonkarahisar adayı olarak İYİ Parti’nin listesinde yer alması üzerine YSK’ya ayrıca liste sunmadı. CHP, İYİ Parti ve SP ise, ayrı ayrı 600 milletvekili aday listeleriyle Genel Seçimler’de yarıştı ancak ittifak protokolü YSK’ya sunulduğu için ülke barajı riski ortadan kaldırıldı. SP, sadece yüzde 1,34 oy almasıyla illerde vekil çıkaramamasına rağmen, CHP listesinde aday gösterilmiş iki isim ile TBMM’de sandalye etti. İYİ Parti ise, Millet İttifakı olmasa yüzde 9,96 oy oranıyla baraj altında kalacakken 43 milletvekili çıkarabildi.

Şimdi Millet İttifakı, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutakabatı” uyarınca Meclis’te anayasa değişikliği yapılabilmesini hedefliyor. Dolayısıyla Millet İttifakı’nın TBMM’de en az 301 sandalyesi olması amaçlanıyor. Ama bunun için 24 Haziran’da olduğu gibi 81 ilde ayrı listelerle yarışa girilmemesi gerektiği görüşü masada. 38 ilde ortak listeyle seçime girilmesi durumunda bunun TBMM’deki aritmetiğe olumlu yansıyacağına işaret eden çalışmaya rağmen İYİ Parti, pek çok ilde ortaklaşma yaklaşımına sıcak bakmıyor.

CHP ile İYİ Parti arasında ortak listeyle seçime girilecek iller açısından bazılarında sadece CHP ve bazılarında sadece İYİ Parti logosuyla yarışılması konusunda henüz uzlaşma sağlanamadı.

İYİ Parti’nin “seçmen profili” dikkate alınarak bazı illerde CHP logosuyla oy çokluğu elde edilemeyeceği görüşünü aktardığı söyleniyor.

CHP içerisinde geçmişte yeterince başarı sağlanamamış illerde o ildeki seçmen profiliyle örtüşecek “sürpriz aday ya da adaylar” üzerinde çalışıldığı vurgulanıyor.

Tek veya iki vekil için yarışılacak illerde mi ortak liste olacak?

Millet İttifakı’nda sonuçta 43 ilden çok daha fazlasında CHP ve İYİ Parti’nin kendi aday listeleriyle seçime girmek istediği öğrenildi. Bu nedenle 38 il değil ancak en az 10 ilde Millet İttifakı’nın ortak/tek listeyle aday gösterebileceği ihtimali gündemde.

Ortak listeyle parlamento seçimine girilmesi bakımından “hangi iller olabilir?” sorusuna yanıt olarak sadece tek ve iki milletvekili çıkarma hakkı olan iller işaret ediliyor. Bu kapsamda, YSK’nın güncel vekil dağılımına göre birer milletvekili çıkaracak Tunceli ve Bayburt’un yanısıra Meclis’te iki vekil ile temsil edilecek Artvin, Bilecik, Çankırı, Erzincan, Gümüşhane, Kırşehir, Sinop, Bartın, Ardahan, Iğdır ve Kilis illeri masada. Ancak bu 13 il konusunda uzlaşma henüz sözkonusu değil. Bu illerden en azından 10’unda ortak liste uzlaşması olabileceği konuşuluyor.

CHP ve İYİ Parti’nin görüşmelerinde ilerleme sağlanmasıyla birlikte ancak gelecek hafta başı yapılacak toplantıda Seçim İttifakı Komisyonu’nun artık karar alma aşamasına geleceği dile getiriliyor.

Karar İzmir’de altılı masa sonrasında mı şekillenecek?

Bu arada Millet İttifakı’nın liderlerince 19 Mart Pazar günü saat 17.00’de İzmir’de buluşulması öngörüldü. Eğer İzmir İktisat Kongresi kapsamında altılı masa toplantısı yapılabilirse “seçim ittifakı” üzerine de görüşme yapılabileceği ve dolayısıyla liderler tarafından Komisyon’a talimat verilebileceği aktarıldı.

Ardından Komisyon’un da YSK’ya sunulacak ittifak protokolü üzerinde çalışmasını hızlıca şekillendireceği kaydedildi.

Seçim İttifakı Komisyonu’nda, CHP Parti Örgütü ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, İyi Parti Yerel Yönetimler Başkanı Metin Ergun, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez, Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhan Yücel, DEVA Partisi Teşkilat İşleri Başkanı Sadullah Ergin ile Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün yer alıyor.

Paylaşın

Kuzey Kore’den Bir Hafta İçinde Dördüncü Füze Denemesi

Kuzey Kore, bir hafta içindeki dördüncü füze denemesini gerçekleştirdi. Denemenin, ABD’nin Doğu Asya’daki müttefikleri Güney Kore ve Japonya’nın liderlerinin, Tokyo’da gerçekleştireceği zirvenin sabahında yapılması dikkati çekti.

Haber Merkezi / Kıtalararası balistik füze fırlatan Kuzey Kore’nin geçen perşembe, cumartesi ve pazartesi günü yaptığı füze denemeleri ise kısa menzilliydi. Sadece geçen yıl Kuzey Kore 90’dan fazla füze denemesi yaptı.

Kıtalararası balistik füze denemeleri, çok yüksek menzilli olması nedeniyle uluslararası arenada endişe yaratıyor. Uzmanlar Kuzey Kore’den fırlatılan bu füzelerin ABD anakarasına ulaşma ihtimali olduğunu söylüyor.

Japonya Savunma Bakanlığı, havada 1000 kilometre seyreden füzenin, 6 bin kilometre irtifaya ulaşarak, yerel saatle 08.20’de Japon münhasır ekonomik bölgesinin dışına düştüğünü teyit etti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı, denemelerin, güneybatıdaki Jangyon bölgesinden yerel saatle 07.41 ve 07.51’de yapıldığını açıkladı.

Füzenin, kuzeydeki Hokkaido’nun batı kıyısındaki Oşima-Oşima adasının 200 kilometre batısına düştüğü ve söz konusu bölgede seyir halindeki unsurlarda hasar oluşmadığı bildirildi.

Japonya Başbakanı Kişida Fumio, füze denemesi sonrası, Japonya’nın, bölgesel barış ve istikrar için müttefikleriyle daha yakından çalışmayı sürdüreceğini söyledi.

Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol, Ulusal Güvenlik Konseyini toplantısı sonrası açıklamasında, “Pyonyang yönetiminin pervasız provokasyonlarının bedelini ödeyeceğini” belirtti.

Japonya Başbakanı Fumio Kishida ile Güney kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol’un bugün Tokyo’daki görüşmesinin ana gündem maddelerinden biri de Kuzey Kore’nin artana füze denemeleri olacak.

Paylaşın

Yüksek Seçim Kurulu, Partilerin İttifak Koşullarını Belirledi

14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ile 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri yaklaşırken, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), seçimlere katılma yeterliliğine sahip siyasi partilerin seçim ittifakı yapmalarına ilişkin usul ve esasları belirledi.

Haber Merkezi / Resmi Gazete’de yayımlanan kararlara göre, seçim ittifakı, YSK tarafından belirlenip ilan edilen seçimlere katılma yeterliliğini taşıyan siyasi partiler arasında yapılabilecek.

Kararlara göre, propaganda süreci cumhurbaşkanı seçimi için 31 Mart 2023 Cuma günü, milletvekili seçimi için ise 18 Mart 2023 Cumartesi günü başlayacak, 13 Mayıs 2023 Cumartesi günü saat 18.00’de sona erecek.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması durumunda ise propaganda süreci 15 Mayıs 2023 Pazartesi günü başlayacak, 27 Mayıs 2023 Cumartesi saat 18.00’de son bulacak.

İttifaklar

İttifak yaparak seçime katılma kararı alan siyasi partiler, genel başkanların imzalarını ihtiva eden ittifak protokolünü seçim takviminde belirlenen 24 Mart Cuma günü saat 17.00’ye kadar YSK’ya teslim edecek.

Bu tarih ve saatten sonra ittifaka yeni bir siyasi parti dahil edilemeyecek.

İttifak yapacak partiler, aday listelerinin teslim edilmesi için seçim takviminde ilan edilen süre gözetilerek 7 Nisan Cuma günü saat 17.00’ye kadar aynı usulle ittifak protokolünde değişiklik yapabilecek veya aynı süre içinde YSK’ye bildirimde bulunarak ittifaktan vazgeçebilecek.

İttifaktan vazgeçen siyasi partiler aynı gün saat 18.00’e kadar YSK tarafından ittifak içerisindeki diğer siyasi partilere bildirilecek.

Vazgeçme halinde, seçim ittifakı diğer partiler arasında devam edebilecek. İttifaktan vazgeçmenin bildirilmesini takip eden gün saat 17.00’ye kadar da ittifak protokolü değiştirilebilecek veya vazgeçebilecek.

İttifak yaparak seçime katılma kararı alan siyasi partiler, ittifak protokolünde oy pusulasında kullanılacak ittifak unvanını belirleyebilecek.

Siyasi Partiler Kanunu’na göre kullanılamayacak unvanlar, ittifak adının belirlenmesinde de kullanılamayacak, ittifak unvanı dışında işaret, amblem ve logo belirlenemeyecek.

Unvanı olmayan ittifakın birden fazla olması halinde ise bunlar YSK’ye başvuru sırasına göre numaralandırılacak. İttifak yapan siyasi partiler, kendi aday listelerini verecekler.

İttifaktaki partiler, ittifak protokolünü kanunlara aykırı olmadan ve YSK tarafından belirtilen ilkeleri dikkate almak suretiyle hazırlayacak.

Miting alanları ilçe seçim kurullarınca belirlenecek

Seçim zamanında, genel yollar üzerinde, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesisler ile ilçe seçim kurullarınca gösterileceklerden başka meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılamayacak.

Hangi meydanlarda toplu olarak sözlü propaganda yapılabileceği ilçe seçim kurullarınca belirlenecek.

İlçe seçim kurulunca, o seçim çevresi içindeki miting alanları 28 Nisan Cuma gününe kadar belirlenerek, seçime katılan adaylara yazılı olarak bildirilecek.

Adaylar, bildirimden itibaren 2 gün içinde yararlanmak istedikleri miting alanlarını ve süresini yazılı olarak ilçe seçim kuruluna iletecek.

Kampüslerde ve yurt dışında sözlü propaganda yasak

Karara göre; fakültelerin, öğrenci yurtlarının, teknik ve idari birimlerinin bulunduğu etrafı kapalı ve giriş çıkışların kontrollü yapıldığı üniversitelerin kampüslerindeki tüm açık ve kapalı alanlarda seçim propagandası ve seçim toplantısı yapılamayacak.

Yurt dışında ve gümrük kapılarında sözlü propaganda yapılamayacak.

Öne çıkan diğer kurallar şöyle:

Oy verme gününden önceki on gün içinde yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla, adayın lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyunu etkileyecek biçimde yayın ve herhangi bir surette dağıtım yapılamayacak.

Propaganda için kullanılan el ilanları ve diğer her türlü matbuat üzerinde Türk Bayrağı ve dini ibareler bulundurulamayacak.

Propaganda döneminin başlangıcından oy verme gününe kadar şehir içi veya şehir dışında, toplu taşıma amacıyla kamu hizmetlerinde kullanılan hava, kara, deniz ve raylı sistem taşıtlarındaki reklam yerleri ve araçlarında, propaganda içeren yayınlar yapılamayacak.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Şanlıurfa’da Konuştu: Bu Nasıl Bir Devlet Yönetimidir?

Sel felaketinin yaşandığı Şanlıurfa’da konuşan CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, “Sorunları biliyoruz, ağır sorunların faturalarını sade vatandaş ödüyor bunu da biliyoruz. İnsanlar hayatlarını kaybetti bunu da biliyoruz. Şikayetler var onları da dinliyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir ülke iyi yönetilirse afetlere dirençli kentler oluşturulur. Bunları yaratmadığınız zaman siz bu ülkeyi neden, nasıl yönetiyorsunuz? Alt geçit yapmışlar. Bir pompayı getirmek için, suyu boşaltmak için saatlerce beklenir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bütün bunların hepsini çözeceğiz.”

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bugün sel felaketinin yaşandığı Şanlıurfa’ya gitti.

Burada açıklama yapan Kılıçdaroğlu, “Şanlıurfa’da kimse kendini yalnız hissetmesin. Biz buraya sadece Millet ittifakının genel başkanları olarak değil, Mayıs ayında kurulacak olan hükümetin temsilcileri olarak da geldik” dedi ve ekledi:

“Sorunları biliyoruz, ağır sorunların faturalarını sade vatandaş ödüyor bunu da biliyoruz. İnsanlar hayatlarını kaybetti bunu da biliyoruz. Şikayetler var onları da dinliyoruz.

Bir ülke iyi yönetilirse afetlere dirençli kentler oluşturulur. Bunları yaratmadığınız zaman siz bu ülkeyi neden, nasıl yönetiyorsunuz?

Alt geçit yapmışlar. Bir pompayı getirmek için, suyu boşaltmak için saatlerce beklenir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bütün bunların hepsini çözeceğiz.

Kimse kendini umutsuz hissetmesin. Yeni bir anlayışları bunları çözeceğiz. Kim görevini yapıyorsa başımız üstüne, kim görevini yapmayıp da ölümlere yol açan olaylara ortam hazırlıyorsa ona da güle güle demek zorundayız.

Hepimiz gelişmelerin farkındayız. Allah nasip ederse bütün bu sorunları bir araya gelip çözeceğiz”.

Şanlıurfa ve Adıyaman’da can kaybı 14’e yükseldi

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerden Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya’da etkili olan sağanak yağış sele dönüştü.

Şanlıurfa’da 12, Adıyaman’da 2 kişi hayatını kaybetti. Kayıp 5 kişi için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

AFAD’dan yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte Adıyaman’ın Tut ilçesinde metrekareye 136 milimetre, Şanlıurfa’ya ise 111 milimetre yağış düştü.

Şanlıurfa’da Tandoğan Mahallesi’nde bulunan Yavuzlar Apartmanı’nın bodrum katındaki dairede 5 kişinin cansız bedenlerine ulaşıldı. Suriye uyruklu oldukları belirtilen bu kişilerin cansız bedeni otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

Abide Köprülü Kavşağı’nın alt geçidinden vinç yardımıyla bir hafif araç çıkarıldı. Araçta yapılan incelemede 2 kişinin cansız bedeni bulundu.

Adıyaman’daki sel felaketinde de Tut ilçesinde bir konteyneri su basması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden birinin 1,5 yaşında bir çocuk olduğu açıklandı.

AFAD, polis, jandarma ve belediye ekipleri, su baskını riski yaşanan çadırlarda tahliye çalışmalarını sürdürüyor.

Öte yandan Şanlıurfalılar su basan evlerini kendi imkanlarıyla tahliye etmeye çalışıyor.

Paylaşın

Kapatma Davası: HDP Seçim İçin Yol Haritasını Belirledi

HDP, AYM’ye bir kez daha kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması başvurusunda bulundu. Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) görülen kapatma davasının, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler öncesinde sonuçlanma olasılığına karşı Halkların Demokratik Partisi (HDP) izleyeceği yol haritasını belirledi.

Ancak, AYM’ye yapılan başvurunun sonucunun bir süre daha beklenmesi için kararın gelecek hafta kamuoyuna açıklanması benimsendi. Parti yönetimi, AYM’nin gelecek haftaya kadar başvuruyu sonuçlandırması veya herhangi bir karar almaması durumunda” ise Yeşil Sol Parti ile seçime girilmesi kararı aldı.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, Cumhurbaşkanı adayı konusunda izlenecek tutum ise CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 18 Mart’ta HDP eş başkanlarıyla görüşmesinden sonra, ittifakta yer alan partilerin ortak deklarasyonuyla kamuoyuna açıklanacak.

HDP MYK, eş başkanlar Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın başkanlığında partinin kapatma davası, cumhurbaşkanı adayı konusundaki tutum ve ittifak partilerinin parlamento seçimlerine nasıl gireceği konusunu görüşmek üzere toplandı.

MYK öncesinde AYM’ye başvuru: Kapatma, telafisi güç sonuçlar yaratır

HDP yönetimi MYK toplantısı öncesinde, parti yönetimi AYM’ye bir kez daha kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması başvurusunda bulunduğunu açıkladı.

Başvuru dilekçesinde milletvekili listelerinin sunulması ve kesinleşmesi sonrasında bir kapatma riskinin “telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacağı” vurgulandı.

Dilekçede, sözlü savunma için verilen 11 Nisan tarihinin seçim çalışmaları açısından kritik bir tarih olduğu, savunmayı yapacak olan eş başkanlar, parti kurulları ve uzmanların seçim gündeminden alıkonarak, savunmaya odaklanmasının parti aleyhine sonuç doğuracağı ifade edildi:

“YSK’nın açıkladığı seçim takvimi uyarınca aday listelerinin YSK’ya sunulması 9 Nisan 2023’e, listelerin kesinleşmesi de 19 Nisan 2023 tarihine denk gelmektedir.

“Dolayısıyla listelerin sunulması ve kesinleşmesinden sonra kapatma riski ve tehdidi müvekkil parti için telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacaktır.

“Nitekim listeler kesinleştikten sonra muhtemel bir kapatma kararı verilmesi halinde parti bir bütün olarak seçimlere girmekten menedilmiş, bir bütün olarak milletvekili adaylarının seçilme hakkı ellerinden alınmış olacaktır.

“Böylesi ağır tablo sadece parti için değil, aynı zamanda milyonlarca yurttaşın iradesinin parlamentoya yansımaması gibi demokrasi için ağır sonuçlara da yol açacaktır.”

Dilekçede sözlü savunmanın ve dava ile kararın seçim sonrasına bırakılması istendi.

HDP daha önce 14 Mart olarak belirlenen sözlü savunma tarihin, Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle ertelenmesini talep etmiş, AYM bu talebi yerinde bularak sözlü savunmayı 11 Nisan’a ertelemişti.

TİP’in ayrı liste kararı kabul görmedi: Ortak liste kararı alındı

MYK toplantısından sonra bir açıklama yapılmadı.

Edinilen bilgiye göre MYK toplantısında, partinin kapatılması olasılığına karşı seçenekler masaya yatırıldı.

Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP), güçlü olduğu bazı yerlerde kendi isim ve amblemi ile seçime girme talebi de ele alındı.

Bu öneriye HDP’nin destek vermediği biliniyor.

MYK toplantısında da, “hangi siyasi parti çatısı altında olursa olsun, ittifakta yer alan 6 siyasi partinin, tek bir parti çatısı altında ortak listeyle” seçime girme kararı alındı.

Ancak TİP’in ayrı liste ile seçime girme talebi konusunda ısrarcı olması ve bu konuda ittifakta sorun yaşanması olasılığına karşı, Buldan ve Sancar’a sorunun çözümü için yetki verildi.

‘Tek seçenek Yeşil Sol Parti’

Toplantıda, HDP’nin, kapatma olasılığına karşı, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından seçime girme yeterliliği onaylanan Yeşil Sol Parti listelerinden milletvekili adaylarının gösterilmesi benimsendi.

Ancak, AYM’ye yapılan başvurunun sonucunun bir süre daha beklenmesi için kararın gelecek hafta kamuoyuna açıklanması benimsendi.

Parti yönetimi, AYM’nin gelecek haftaya kadar başvuruyu sonuçlandırması veya herhangi bir karar almaması durumunda” ise Yeşil Sol Parti ile seçime girilmesi kararı aldı.

Bir HDP yöneticisi, partinin Yeşil Sol Parti ile seçime gideceğini açıkladı:

“Gelecek haftaya kadar dava sürecinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Ancak eğer bir cevap verilmezse veya dava seçim sonuna ertelenmezse, seçime tek çatı altında girme kararı aldık.

Tek çatı altında seçime girersek, tek alternatif Yeşil Sol Parti.

Eğer bu kararımız ittifakta bir soruna yol açarsa, eş başkanlarımız bu konuda yetkili olacak.”

Kılıçdaroğlu’nun ziyareti sonrası aday tutumu ortak deklarasyonla açıklanacak

MYK toplantısının sürdüğü saatlerde, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 18 Mart Cumartesi HDP Eş Genel Başkanları Buldan ve Sancar’ı, parti genel merkezinde ziyaret edeceği de netleşti.

9 Haziran 2017’de ilk kez HDP Genel Merkezi’ni ziyaret eden Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek verilip verilmemesi de toplantıda ele alındı.

Edinilen bilgiye göre toplantıda, cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki tutumun kamuoyuna açıklanması için Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinin beklenmesi kararlaştırıldı.

Parti yönetimi, yapılacak görüşme sonrasında Kılıçdaroğlu’na destek verip vermeme konusundaki tutumunu, seçim takvimine göre cumhurbaşkanı adaylığı başvurusunun son tarihi olan 23 Mart’tan önce Emek ve Özgürlük İttifakı olarak ortak deklarasyonla kamuoyuna duyuracak.

Aday başvuruları 17-25 Mart arası alınacak

Toplantıda aday başvuru süreleri de görüşüldü. Buna göre, milletvekili aday başvuruları 17-25 Mart tarihleri arasında alınacak. MYK’da parti yönetimi Emek ve Özgürlük İttifakı’nın genişlemesine dönük girişimlerde bulunma kararı da aldı.

Paylaşın

Açlık Sınırı 9 Bin 234, Yoksulluk Sınırı 31 Bin 939 Lira

4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için şubat ayında yapması gereken harcama tutarını yani açık sınırı 9 bin 234 lira, eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı yani yoksulluk sınırı 31 bin 939 lira oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesinin bir günlük maliyetinin 300 lirayı aştığını, açlık sınırının 9 bin 234 lirayı bulduğunu açıkladı.

TÜİK şubat 2023 harcama gruplarına göre endeks rakamları, İstanbul Halk Ekmek, zincir market cari ay internet fiyatları ve BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapılan hesaplamanın sonuçlarını paylaşan BİSAM, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için şubat ayında yapması gereken harcama tutarını 9 bin 234 lira olarak açıkladı.

Bu harcama tutarının sadece gıda için yapılması gereken minimum tutar olduğunu belirten BİSAM, “Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı (yoksulluk sınırı) 31 bin 939 liraya ulaşmaktadır” dedi.

Evrensel’in aktardığına göre sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarının farklılık gösterdiğine dikkat çeken BİSAM, bir aile için sağlıklı ve dengeli beslenme maliyetinin günlük 300 lirayı aştığını vurguladı.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Seçimlerden Sonra Türkiye’de Asrın Yargılanması Yaşanmalı

Katıldığı bir televizyon programında konuşan TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye’de asrın felaketini yaşıyoruz biz. İktidar asrın felaketidir. Ama çok olumsuzluktan bahsettik. Bir şeyi eksik bırakmayalım: Bu süreçte bir de hepimizin geleceğe umutla bakmasını sağlayan büyük bir dayanışma örgütlendi” dedi ve ekledi:

“Yurttaşlarımız deprem anı itibarıyla muazzam bir sorumlulukla harekete geçtiler ve biz bu ülkede asrın dayanışmasını örgütledik. Bakın kimse madencileri eleştiriyor mu memlekette? Herkes teşekkür ediyor değil mi? Madenci kardeşlerimiz inanılmaz çaba sarf ettiler yurttaşlarımızı kurtarmak için. Ben bu vesileyle o dayanışmayı örgütleyen tüm yurttaşlara teşekkür etmek istiyorum.”

Erkan Baş, konuşmasının devamında, “Ama şöyle bir denklem var: Asrın felaketini yaşıyoruz, asrın dayanışmasını örgütledik şimdi asrın yargılanmasını yaşayacak bu ülke. Seçimlerden sonra Türkiye’de asrın yargılanması yaşanmalı.

Bu süreçte sorumluluğu olan kim varsa tarafsız, adil, evrensel hukuk normlarının işlediği mahkemeler önünde hesap vermeleri gerekiyor. Bu da depremde yaşadığımız acılardan omuzlarımıza kalan bir sorumluluk. Bütün yurttaşlara söylüyorum: Hep birlikte asrın yargılanmasının önünü açmamız lazım. Seçimlere bu gözle bakmamız lazım.” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, FOX TV ekranlarında İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programına konuk oldu. Programda Türkiye gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Baş, Karagöz’ün sorularını yanıtladı.

Açıklamalarına 6 Şubat’ta meydana gelen Maraş merkezli depremlerde hayatını kaybeden yurttaşlara baş sağlığı dileyerek başlayan Erkan Baş, “Meselenin doğal afet kısmı engellenebilir bir şey değil. Sonuçta binlerce yıldır insanlar bunu yaşıyor. Ama üzücü olan şey şu: Binlerce yıllık insanlık tarihinin bilimsel birikimi var. Önlemler alınabiliyor ve biz bu can kayıplarını neredeyse sıfıra indirebilme şansına sahibiz. Ortaya çıkan tablo aslında sorumluluk taşıyan insanların sorumsuz davrandığını gösteriyor” dedi.

Programın devamında enkaz altında kalan ve 150 saatin ardından kurtarılan bir yurttaşın “Beni özel hastaneye götürmeyin, param yok” demesine ilişkin konuşan Baş, şu ifadeleri kullandı:

“150 saat sonra canını kurtarmış bir insanın aklına gelen ilk şeyin ‘Beni özel hastaneye götürmeyin’ diyor olması ülkemizin nasıl bir karanlıkta olduğunun en önemli göstergelerinden bir tanesi. Deprem olmadan önce biz şunu tartışıyorduk: Aslında tüm dünyada iki bakış var. Ya insanı merkeze alan bir hayat kuracaksınız ya parayı merkeze alan bir hayat kuracaksınız. Bunun dışında bir şey yok. Biz maalesef sadece ve sadece parayı temel alan bir anlayışla yönetiliyoruz.

Türkiye’de ekonomik sistem problemi var. Türkiye neoliberalizmin, kapitalizmin dünyadaki en tipik örneklerinden bir tanesi ve biz bunun acısını çekiyoruz. Yoksullukta, işsizlikte, enflasyonda, gündelik hayatımızda bunu hep hissediyoruz. Bir de bu mantığın daha uzun süreye yayılmış sonuçları var. Mesela eğitimin parayla alınıp satılan bir hale gelmiş olmasını hiçbir insanın kabul etmemesi gerektiğini düşünüyorum. İşte sağlık… Hayatınız söz konusu. Lanet olsun! Birileri sizin bu çaresizliğinizden para kazanmak üzerine bir sistem oluşturmuşlar. Kim bilir ablamız neler çekti o güne kadar. Kim bilir neler çekti ki o anda aklına ilk gelen şey bu oluyor.”

Erkan Baş, açıklamalarının devamında AKP iktidarının ve devlet kurumlarının deprem bölgesinde arama-kurtarma faaliyeti yürütme ve depremzedelerin ihtiyaçlarını giderme konusunda son derece eksik kaldığına dikkat çekti.

Konuşmasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını hatırlatan TİP Genel Başkanı, şunları söyledi:

“Utanç verici! Bir aydır ne anlatıyor Süleyman Soylu? Süleyman Soylu bir aydır ‘Biz her şeyi yapıyoruz’ diyor. Oraya gönderilen yardımlara el konuluyor, orada dayanışma örgütlemek isteyen insanları bir tehdit unsuru haline getirmeye çalışıyorlar. Şimdi artık kendisi de bunu kabul etmek zorunda kalmış, ‘Buraya yardım gönderin’ diyor. İnsanlar oraya bir aydır yardım göndermek için ellerinden gelen her şeyi yaptı. Siz Kızılay’ın depolarındaki çadırları satarken insanlar çadır topluyorlardı, oralara göndermeye çalışıyorlardı. Siz gönderilen çadırlara el koyuyordunuz. ‘Devlet dışında kimsenin buraya müdahale etme hakkı yok’ diyordunuz.

99 depreminde de biz bunları yaşamıştık. ‘Nerede bu devlet?’ diye bir laf vardı. Şimdi bu insanlar ilk üç-beş gün haykırdılar. Beşinci gün artık insanlar şu hale geldi: ‘Hiç olmasa daha iyi.’ Hiç olmasa insanların gönderdiği yardımlar ulaşacak. Ama ‘mış’ gibi yapıyor. Varmış gibi yapıyor. Hem sorunları çözüyormuş gibi yapıyor hem de yardım etmek isteyen insanları engelliyor. Aradan 30 gün geçmiş, çıkıp yüzsüzce ‘Buraya yardım gönderin’ diyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Aradan bir aydan fazla zaman geçmiş hâlâ su sorunundan, çadır sorunundan bahsediyor insanlar.”

“Şimdi çıkmışlar ‘helallik’ istiyorlar!”

Programın devamında AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ‘helallik’ istemesine de değinen Erkan Baş, şunları kaydetti:

“Deprem değil, yanlış yönetim anlayışı öldürdü bizim yurttaşlarımızı. Biz oraya ilk anda ulaşabilseydik bugün on binlerce insan hayatta olacaktı. Ama bu organizasyonları yapması gerekenler bunu yapmadığı için insanlarımıza ulaşamadığımız için enkaz altında hayatlarını kaybettiler. Şimdi çıkmışlar ‘helallik’ istiyorlar! Neyin helalleşmesi. Her şeyi bıraktım, 20 yılı bir kenara koydum. Şu insanların çektikleri acıların hesabını sormak hepimizin görevi. Düşünsenize bu insanlar yaşadıkları ömür boyunca evlatlarını sadece bir fotoğrafla görecekler ve bunun bir sorumlusu var. Çıkmışlar hâlâ pişkin pişkin açıklamalar yapıyorlar.”

Baş, şöyle devam etti:

“Bu 20 yıllık dönem ve sonrasında yaşadığımız dönem aslında şu anlama geliyor: Kanalizasyon patladı, berbat durumdayız, pislik içerisindeyiz. Hemen temizliğe girişmemiz lazım. Ama bunu yaparken şunu asla unutmayalım: Eğer sistemi değiştirmezsek yarın tekrardan aynı şeylerle karşı karşıya kalırız. O yüzden ikisini bir arada sürdüreceğimiz çok yoğun 60 günlük bir sürece girdik. Hepimizin yurttaşlık görevi ve sorumluluğu bu.”

Türkiye’nin şirket gibi yönetildiğini ve AKP’nin yurttaştan toplanan vergilerle kâr etmek için çabaladığını söyleyen Erkan Baş, “Siz devleti şirket gibi yönetirseniz yüz yılın üzerinde bir tarihi olan Kızılay’ı şirkete çevirirsiniz. Ben ilkokuldayken öğretmenimiz resim dersinde ‘çadır çizin’ dediğinde üzerine hilal çizerdik. Çadır demek Kızılay demekti bizim dönemimizde. Başka bir şey düşünülemezdi. Böyle bir kurumdan bahsediyoruz. Kapalı zarflarda paralar toplanırdı. Önemli olan sizin onun yüreğinizden kopmuş olmasıydı. Öğretmenlerimiz bizlere bunu anlatırdı” dedi.

Kızılay’ın ‘nasıl daha fazla kâr elde ederim’ diyerek yönetildiğine dikkat çeken Baş şu ifadeleri kullandı:

“Şimdi 1950’den beri çadır üreten bir kurumdan bahsediyoruz, ben ilk anda anlayamamıştım. Sonra anladık ki Kızılay artık yardım anında yurttaşın yanına koşacak bir kurum olmaktan çıkmış. Kızılay artık para kazanması gereken Kerem Kınık gibileri üç-beş maaşla beslemesi gereken bir kurum haline dönüşmüş. Bana ne Kerem Kınık’ın kaç para kazanacağından. Gerçekten ben yurttaşın ihtiyaç anında yanında olacak bir Kızılay arıyorum. Devlet bu olmalıdır. Ama devleti şirkete çevirdiğinizde, devletin bütün mekanizmaları para kazanmaya odaklandığında bu iş bitiyor.”

“Seçimlerden sonra Türkiye’de asrın yargılanması yaşanmalı”

Programın geri kalan bölümünde Maraş’ta meydana gelen ve on binlerce yurttaşın hayatını kaybeden depremlerde sorumluluğu bulunan herkesin yargılanması gerektiğini söyleyen Baş, “Asrın felaketi AKP iktidarıdır. Biz asrın felaketini yaşıyoruz, asrın dayanışmasını örgütledik şimdi de asrın yargılanması yaşanmalı” dedi.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş şöyle konuştu:

“Türkiye’de asrın felaketini yaşıyoruz biz. İktidar asrın felaketidir. Ama çok olumsuzluktan bahsettik. Bir şeyi eksik bırakmayalım: Bu süreçte bir de hepimizin geleceğe umutla bakmasını sağlayan büyük bir dayanışma örgütlendi. Yurttaşlarımız deprem anı itibarıyla muazzam bir sorumlulukla harekete geçtiler ve biz bu ülkede asrın dayanışmasını örgütledik. Bakın kimse madencileri eleştiriyor mu memlekette? Herkes teşekkür ediyor değil mi? Madenci kardeşlerimiz inanılmaz çaba sarf ettiler yurttaşlarımızı kurtarmak için. Ben bu vesileyle o dayanışmayı örgütleyen tüm yurttaşlara teşekkür etmek istiyorum.

Ama şöyle bir denklem var: Asrın felaketini yaşıyoruz, asrın dayanışmasını örgütledik şimdi asrın yargılanmasını yaşayacak bu ülke. Seçimlerden sonra Türkiye’de asrın yargılanması yaşanmalı. Bu süreçte sorumluluğu olan kim varsa tarafsız, adil, evrensel hukuk normlarının işlediği mahkemeler önünde hesap vermeleri gerekiyor. Bu da depremde yaşadığımız acılardan omuzlarımıza kalan bir sorumluluk. Bütün yurttaşlara söylüyorum: Hep birlikte asrın yargılanmasının önünü açmamız lazım. Seçimlere bu gözle bakmamız lazım.”

Erkan Baş, FOX TV ekranlarındaki programın devamında yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini değerlendirdi. Partisinin seçimlerde nasıl bir tutum alacağı üzerine konuşan Baş, “Millet İttifakı’nın ortak adayının tüm toplumun adayı haline gelmesi gerekir ki bu seçimi ilk turda kazanabilelim. Biz Türkiye İşçi Partisi olarak buna hazırız, buna açığız” dedi.

Baş, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’deki tüm muhalif kesimin adayına dönüşmesi gerektiğini belirtirken şu ifadeleri kullandı:

“Her seçimin bazı temel soruları vardır. Yurttaş temel sorulara yanıt verir oyuna göre. Biz bundan iki-üç yıl önce çıkarttığımız sonucu o gün itibarıyla kamuoyu ile paylaşmıştık. Sanıyorum bunu söyleyen ilk birkaç partiden biriydik. ‘Bir daha böylesine bir yenilgiyi yaşamamak için ders çıkartalım’ dedik. Çıkardığımız ders şuydu: 2018 seçimlerinde muhalefet çok adayla seçime gitti. O gün ilk defa yaşandığı için hepimiz öyle düşündük.

Kendimi de katarak söylüyorum. Kimseyi suçlamıyorum. ‘İkinci tur da var’ diye düşündüğümüzde muhalefet adayları arasında bir rekabet oluşuyor. ‘Kim ikinci tura kalacak?’ diye. Biz birbirimizden oy alıp öne çıkmalıyız ki ikinci tura kalalım. Ve süreç içerisinde sahaya indiğimizde gördüğümüz tablo burada bir problem olduğu çıktı. Muhalefetin iç rekabeti nedeniyle Tayyip Erdoğan ilk turda seçimi kazandı.

Biz buradan çıkardığımız dersle çağrıyı üç yıl önce yapmıştık: Ortak bir dert etrafında toplanalım ve bu seçimi ilk turda bitirelim. Geldiğimiz aşamada 2018’de üç ayrı adayla yarışan Millet İttifakı ‘Biz tek bir isimde ortaklaştık’ dedi. Bu olumlu bir şey, iyi bir şey, güzel bir şey. Fakat Türkiye Millet İttifakı’ndan ibaret değil. Orada yan yana gelmek kıymetsiz değil, önemli krizler atlattılar, iktidarın bütün bölme girişimlerine karşı yan yana durmayı başardılar. Bunlar güzel. Bizim çok konuda görüş farklılığımız olmasına rağmen bu gelişmeyi olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.

Fakat yapılması gereken bir şey daha var. Nedir o adım; Millet İttifakı’nın ortak adayı tüm toplumun adayının haline gelmesi gerekir ki bu seçimi ilk turda kazanabilelim. Biz Türkiye İşçi Partisi olarak buna hazırız, buna açığız. Yıllardır söylediğimiz şeyde bir adım atıldıysa biz bundan vazgeçmeyiz. Burada atılması gereken bir küçük adım daha var artık. Kemal Bey Millet İttifakı’nın ortak adayı olarak diyecek ki; ‘Ben toplumsal muhalefetin adayı olmak istiyorum.’ Karar onun kararı. Eğer kendisi bu kararı verir, bunun gerekliliklerini yerine getirirse biz buna hazır olduğumuzu zaten ifade ediyoruz.

Cumhurbaşkanı adayı olan kişinin sendikaları ziyaret etmesi gerekir, meslek odalarını ziyaret etmesi gerekir, kadın örgütlerini, gençlik örgütlerini ziyaret etmesi gerekir. Bizim Türkiye İşçi Partisi’yle ilgili hiçbir talebimiz yok. Ama Türkiye işçi sınıfıyla ilgili, emekçilerle ilgili taleplerimiz var. Kanun tekliflerimiz var bizim. Türkiye’de işçiler Anayasal haklarını kullanamıyorlar. Niye kullanamıyorlar? Sendikal örgütlenmenin önüne fiili engeller, bürokratik engeller ve devlet gücü konuluyor ve işçi en temel özgürlüğünü kullanamıyor. Bunun önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.”

AKP’nin önümüzdeki seçimlerde tarihin en ağır yenilgisini yaşayabileceğine dikkat çeken Baş, “Ben bunu iktidar cephesine baktığımda da görüyorum. Artık eskisi gibi bir özgüvenleri yok. Korku başladı, telaş başladı. ‘Acaba kaybedecek miyiz?’ sorusunu sormaya başladılar” diye konuştu.

Baş şu ifadeleri kullandı:

“İki üç yıl öncesine gittiğimizde halka çok tepeden bakan, kibirli bir tavır hakimdi orada. Şimdi yavaş yavaş telaş kendisini hissettirmeye başladı. Şöyle cümleler kurulmaya başlandı: Mesela iki büyükşehir belediye başkanının, Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak adının geçmesine dair ‘Kazansalar bile yapamazlar’ diyorlar. Demek ki bunu onlar da görüyorlar.

İlk gelen anketler bu açıdan çok olumlu sonuçlar veriyor. Sadece anket üzerinden değerlendirme yapmak yetmez ama benim sokakta gördüğüm tabloyla önümüze gelen anketler arasında bir paralellik var. Bir heyecan var toplumda bunu sönümlendirmemek gerekiyor. 15 Mayıs sabahı bütün problemlerin çözüldüğü bir ülke olmaz. Bizim açımızdan mesele şu: 15 Mayıs sabahı Türkiye için yeni bir adım atacak mıyız atmayacak mıyız? Yolun sonu gözüktü, bu tarafta yola tosluyor bu memleket. Yeni bir kapıyı açabilecek miyiz açamayacak mıyız? Biz 15 Mayıs sabahı Türkiye’nin yeni bir yolculuğa başlayabileceği bir güne başlamak istiyoruz.”

“Toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var”

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın aday çıkarıp çıkarmayacağı sorusuna yanıt veren Erkan Baş, “Biz depremden önce ortaya çıkan karışık tablo nedeniyle şöyle bir yönelime girmiştik: Yine bir Ekmeleddin İhsanoğlu vakasıyla karşılaşabiliriz.

Yine ‘kazanacak aday’ diye sunulan ve kazanması mümkün olmayan bir aday karşımıza çıkabilir. Son dakikada böyle bir krizle karşılaşmamak üzere Emek ve Özgürlük İttifakı da kendi hazırlığını yapmalı, gerekirse kendi adayını çıkartmalıdır. Aldığımız karar buydu depremden önce” dedi.

Deprem öncesinde bunun müzakerelerinin yapıldığını belirten TİP Genel Başkanı şunları söyledi:

“Emek ve Özürlük İttifakı’nın en iyi kim temsil edebilir diye tartışıyorduk. Ama deprem her şeyi olduğu gibi o süreci de yeniden değerlendirmeyi gerektirdi. Depremden sonra yurttaşın iktidardan bir an önce kurtulma düşüncesi bizi yeniden değerlendirme noktasına zaten getirdi.

Önümüzdeki günlerde Emek ve Özgürlük İttifakı olarak görüşeceğiz. Ondan sonra bir yol haritası çıkartacağız. Biz bu meseleyi kapayalım ve Türkiye’nin ikinci yüz yılı nasıl eşitlikten, özgürlükten, herkesin kendisini mutlu ve güven içerisinde hissedeceği bir ülke olacağını arayalım.

Biz öyle bir ülke yaratmalıyız ki bir daha tarikatların, cemaatlerin, ırkçı düşüncenin toplumda kutuplaştırıcı bir siyaseti temsil eden unsurların bir daha karşılık bulamaması lazım. Bunu sadece AKP’yi yenerek sağlayamazsınız. Aynı zamanda toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Finlandiya’nın NATO Üyeliğinin Seçimler Öncesi Onaylanabileceği Sinyali

AK Parti Meclis Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Finlandiya’nın NATO üyeliğinin seçimler öncesinde onaylanabileceği sinyali verdi.

Erdoğan, Finlandiya’nın NATO üyeliğine ilişkin soruya, “Süreç neyse o süreci işleteceğiz. Üstümüze düşen görevi yapacağız. Verdiğimiz sözü tutacağız. Cuma günü gelsin, Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşüp verdiğimiz sözün gereğini yerine getireceğiz” şeklinde yanıt verdi.

Erdoğan’ın açıklamaları öncesinde Reuters’in konuştuğu iki üst düzey yetkili de Türkiye’nin Finlandiya’nın NATO üyeliğini 14 Mayıs seçimlerinden önce onaylamayı planladığını söyledi.

Reuters’e konuşan Türk yetkililer TBMM kapanmadan önce Finlandiya’nın NATO üyeliği konusundaki oylamanın yapılmasının planlandığını ifade etti.

Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasındaki NATO görüşmeleri Ankara tarafından Stockholm’de Kur’an yakılması üzerine Ocak ayında askıya alınmıştı. “Üçlü Muhtıra” çerçevesinde kurulan “Daimi Ortak Mekanizma” toplantısının üçüncüsü, iki ay aranın ardından 9 Mart tarihinde Brüksel’deki NATO karargahında yapılmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, görüşmeler sonrası yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin güvenlik kaygılarının giderilmesiyle ilgili adım atılmalı” dedi.

Kalın, İsveç ve Finlandiya’nın NATO sürecinin birlikte mi ayrı ayrı mı işleyeceği konusundaki hız, kapsam ve genel çerçevenin bu ülkelerin atacağı adımlara bağlı olduğunu söyledi.

İsveç, 2022’de “terörle mücadelede güvenlik güçlerinin alanını daha da açmak için” anayasada değişikliğe gitmişti.

1 Ocak 2023’de yürürlüğe giren anayasa değişikliklerinin ardından “terörle mücadeleyi ilgilendiren” birçok yasada da uyum çalışması yapılmıştı.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Cuma günü iki günlük bir ziyaret için Türkiye’ye gelecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelecek olan Niinisto’nun gündeminde deprem sonrası yeniden inşa çalışmalarının yanı sıra “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik başvuruları” var. Niinisto’ya ziyaretinde Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto da eşlik edecek.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da dün Finlandiya’nın ülkesinden önce NATO’ya üye olması ihtimalinin arttığını kabul etmişti.

İki ülke, Temmuz ayında Litvanya’nın Vilnius kentinde yapılacak NATO zirvesine kadar ittifaka üye olmak istiyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kılıçdaroğlu” Yorumu: İnşallah Kendisine Gereken Koltuğu Vereceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan Erdoğan, “Altı parti bir araya gelip güya seçim ittifakı kurdular. Amaç neydi, seçim ittifakının gereği olarak Cumhurbaşkanı adayını belirlemek ve milletvekili listelerinde çerçeve çizmek. Cumhurbaşkanı adayı dediğiniz kişi millete karşı söyleyecek sözü olan kişidir. Ben bir tane Başkan Yardımcısı atadığımda ‘nasıl yönetilecek’ demişti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Altılı Masa’nın etrafında toplananlara bir şeyler dağıtılacak. Yeteri sayıda başkan yardımcısı olması lazım. Zannediyor ki benim milletim gafil, bu asil millet bunları unutmaz gereğinin cevabını 14 Mayıs’ta verir.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Altılı koalisyon aylar boyunca Cumhurbaşkanı adayını belirleyemeden toplanır dağılırken, ‘Yıpranmasın diye açıklamıyoruz’ dediler. Bu toplantılarda öyle bir kavga çıktı ki demokrasi tarihimizde eşi benzeri yok. Nedeni ve nasılı bizi ilgilendirmeyen bu rezil kavganın ardından CHP’nin iki büyükşehir belediye başkanını da işin içine katarak zar zor adaylarını ilan ettiler.

Sonunda Bay Bay Kemal birilerini öne sürmek, arkasına saklanmak yerine karşımıza çıkacak, bizimle er meydanında yarışacak cesareti gösterdi. 14 Mayıs’a kadar altılı koalisyonun adayıyla demokratik şekilde yarışacak inşallah kendisine gereken koltuğu vereceğiz.” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle:

“Bu sabah Şanlıurfa ve Adıyaman’da yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Bakanlarımız, ekiplerimiz çalışmaları koordine etmektedir. Rabbim beterinden korusun. Türkiye 6 Şubat sabahına son bir asrın en büyük felaketiyle uyandı.

Türkiye 6 Şubat sabahına son bir asrın en büyük felaketiyle uyandı. Devlet ve millet olarak felaket haberini alır almaz deprem bölgesine koştuk.

Bakanlarımız felaketten birkaç saat sonra depremin vurduğu şehirlere ulaşarak çalışmaları koordine etmeye başladı.

AFAD’dan madencilere kadar ülkemizdeki tüm arama-kurtarma ekiplerini, 90 ülkeden gelen arama-kurtarma ekiplerini, belediyelerimizi, askerlerimizi, polislerimizi, jandarmamızı, bekçilerimizi, gönüllülerimizi ihtiyaç duyulacak kim varsa bölgeye yönlendirdik.

35 bini aşkın personeli bölgeye yönlendirdik. Her sınıftan 18 bin iş makinesiyle on binlerce kamyon ve TIR’la her türlü malzemesiyle ülkemizin ve milletimizin tüm imkânlarını seferber ettik.

Ancak yıkım öylesine büyüktü ki her binaya tek arama-kurtarma personeli göndersek hepsine yetişmek mümkün değildi.

Türkiye bu depremde dünyada bugüne kadar görülen en büyük arama-kurtarma ekibini bir araya getirmiştir.

Buna rağmen yıkıntılar altında kalan vatandaşlarımız ve yakınları serzenişlerinde sonuna kadar haklıdır. Acılarını yürekten paylaşıyor, kollarımızı ve kalbimizi kendilerine açıyoruz.

Bize düşen acıları paylaşmak, maddi kayıpların telafisini yapmaktır. Depremzede vatandaşlarımız da yeni bir gelecek kurma çalışmalarında yanımızda yer almaktadır.
Bu sevginin hakkını verecek, insanlarımıza mahcup olmayacağız.

Hep beraber Türkiye Yüzyılı’nın inşasını sürdüreceğiz. Ölenleri geri getirmek elimizde değil. Geride kalan vatandaşlarımızı hayata bağlamak için yapılacakların yapılmasının gayretindeyiz.

14 milyon insanımızın gıda ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak için hızlı ve etkin bir koordinasyon kurduk. Milletimiz asrın dayanışmasını gösterdi. Kurduğumuz tahliye köprüleri ve kendi imkanlarıyla 3 milyonu aşkın insanımız bölge dışına gitti.

Otelleri, misafirhaneleri, yurtları, boş evleri bu depremzedelerin barınmaları için hizmete açtık. Deprem bölgesinde kalan 2,4 milyon insanımıza da 433 bin çadırda ve kısa sürede sayıları 100 bine çıkacak konteynerlerde barınma imkanı sağladık.

Depremde hasar gören yol, su, elektrik, haberleşme altyapısını kısa sürede hizmet verebilir hale getirdik. Yolları trafiğe açık tutarak yardımların gelişini ve depremzedelerin tahliyesini kolaylaştırdık.

Bir hususun altını çizmek isterim. Geçtiğimiz günlerde deprem bölgesinde yaşarken, başka illere taşınan ve nüfus kayıtlarını oraya aldıran vatandaşlarımız için bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınladık.

Adres kayıtlarını gittikleri yerlere aldıran vatandaşlarımızın depremle ilgili haklarında kayba uğramayacaklarını güvence altına aldık. Oy kullanabilmeleri için ikamet kayıtlarını oraya aldırmaları gerekiyor.

Yıkılan şehirlerimizi 1 yıl içinde ayağa kaldırma sözümüz var. 1 yıl için de 391 bin konut, toplamda da 650 bin konut yaparak hak sahiplerine teslim etmeyi planlıyoruz.

Van, Bingöl, Elazığ, Malatya, İzmir depremlerinde, Bartın, Kastamonu, Giresun sel felaketlerinde bu konutları sahiplerine veren bir iktidarız.

Zemini sağlam yerlerde kuracağız yerleşim yerlerinin yanında tarihi ve kültürel dokuyu koruma altına alacak şekilde planlama yapıyoruz.

Şu anda kazmalar vuruldu, inşaatlar başladı. TOKİ’nin kurumsal birikimi ve inşaat sektörünün kapasitesi konutları yapmaya fazlasıyla yeterli.

20 yılda hizmete sunduğumuz 1 milyon 180 bin toplu konut ve 3,3 milyon kentsel dönüşüm projesi sözümüzü tutacağımızın teminatıdır.

Biz kentsel dönüşümden bahsediyoruz, ama siz kendinizi rantsal dönüşüm olarak tanımlıyorsunuz o ayrı konu.

Biz kendimizi asla ortada dolaşıp sadece konuşan, ezberlerini, kinleri tekrarlayan deprem turistleriyle kıyaslayamayız. İlk günden beri gündemimiz deprem yaralarının sarılması olacak diyoruz.

Birileri bu sözü yanlış anlamış. Biz Hatay’ıyla, Kahramanmaraş’ıyla, Malatya’sıyla deprem bölgesine insanlarımızla dertleşmeye, çalışmaları takibe, gereken talimatları vermeye gideriz. Bundan sonra da il ve ilçeleri ziyaret edecek, yapılan her işi yerinde göreceğiz.

Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu’na tepki

Biz deprem bölgesine insanlarımızla dertleşmeye, tespitlerimiz doğrultusunda gereken talimatları vermeye gideriz. Bundan sonra da atılan her adımı bizzat yerinde görecek, depremzedelerle buluşmayı sürdüreceğiz.

Bu zatın seçim kampanyasını deprem yıkıntıları önünde yapmasını bir kenara bırakalım, gece gündüz orada çalışan bakanlarımıza, valilerimize iftira atmasına ne diyeceğiz. Yarısı yalan yarısı yanlış bir konuşma depremde evi yıkılan hangi kardeşimizin yüreğini rahatlatır?

Bu zatın söylediği yalanlar defalarca yüzüne vuruldu. Depremin sorumlusu kim sorusunu sorabilecek kadar hayattan kopuk birisine ne desek boş.

Bunların derdi ne bu ülke ne bu millet. Biz bir yılda şehirlerimizi ayağa kaldırmanın derdindeyiz. Tek başına bu tablo bile kimin nerede durduğunu göstermeye yeterlidir.

Bunların her işi aynı. Bir yıl önce 6 parti bir araya gelip seçim ittifakı kurdular. Toplandılar dağıldılar… Amaç seçim ittifakının gereği olarak aday belirlemek ve milletvekili listelerindeki işbirliğinin çerçevesini çizmek.

Seçim takvimi başlayınca cumhurbaşkanı adayı dediğiniz kişi millete karşı söyleyeceği olan kişidir. Kaç yardımcın olacak diye soruyorlar?

Ben bir tane başkan yardımcısı atadığımda ülke nasıl yönetilecek demişti. Birden 1500’e kadar başkan yardımcısı atanabilirmiş. Altılı masanın etrafında toplananlara bir şeyler dağıtılacak. Yeteri kadar başkan yardımcısı olması lazım.

Türkiye gibi pek çok gündemi olan bir ülkede bu sözün iki aya sığdırılması mümkün değil. Altılı masa toplanıp dağılırken yıpranmasın diye açıklamıyoruz dediler. Şimdi yardımcısını da yıpranmasın diye açıklamıyorlar. Topu taca atacak yer kalmayınca bu isimleri açıklamak için bir araya gelecekler.

Bu toplantıda öyle bir kavga çıktı ki masanın altı üstüne geldi. Biri masadan kalktı, sonra tekrar oturdu veya oturtuldu.

Yapılan tehditlerin çetelesini tutanlar epeyce kalın bir dosya sahibi olmuşlardır. Bu rezil kavganın ardından CHP’nin iki büyükşehir belediye başkanını da işin içine katarak zar zor adaylarını ilan ettiler.

Erkenden açıklansa pek bir yıpranacak bir isim çıktı. Sonunda birilerinin arkasına çıkmak yerine er meydanına çıkma cesaretini gösterdi.

Demokratik bir şekilde yarışarak kendisine gereken koltuğu vereceğiz. EYT’lilerle ilgili kanunu çıkardık. Siyasette gerek yok ise de bu durum kendisine örnek olur diye düşünüyorum.

Türkiye’nin otomobili Togg. Ne diyordu? Fabrika yerinde. Türkiye’nin otomobili Togg yarından itibaren ön sipariş almaya başlıyor.

Yarın Türk Devletleri Teşkilatı toplantısını Ankara’da yapıyoruz. Cuma günü Finlandiya Cumhurbaşkanı geliyor, cumartesi Çanakkale’deyiz.

Deprem bölgesindeki imar ve ihya faaliyetlerini sürdürürken, 500 bin toplu konut, 50 bin işyeri projelerimizin kura çekimleri devam ediyor. Plan ve programdan sapmaya mahal vermiyoruz.

Gençlerimizin heyecanları ve umutları vizyonumuzun, programlarımızın ana taşıyıcısıdır. Hak, hakkaniyet ölçüleri içinde maddi kalkınmayı manevi ruhla teçhiz ederek hedeflerimize ulaşacağız.

Tüm kardeşlerimden 14 Mayıs’a kadar çalışmalarını bekliyorum. Herhangi bir kazaya asla meydan veremeyiz.

Önümüz Ramazan. Bu mübarek ayı hem bereket hem feyzinden istifade edeceğimiz hem de 85 milyon insanımızla gönül köprülerini güçlendireceğiz.

14 Mayıs’a birileri Necip Fazıl’a enteresan yakıştırmalar yapıyor. 14 Mayıs’a o veciz ifadesiyle pekleşerek, kenetlenerek hazırlanacağız.”

Paylaşın

HDP Bir Kez Daha AYM’ye Başvurdu: Savunma Seçim Sonrasına Bırakılsın

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, parti hakkında açılan kapatma davasının seçim sonrasına ertelenmesi talebini bir kez daha Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) iletti.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’nde açtığı davada yargılama süreci, 21 Haziran 2021’de iddianamenin kabul edilmesiyle başlamıştı. AYM, HDP’nin sözlü savunması için önce 14 Mart tarihini kararlaştırmış, partinin 3 aylık erteleme talebini kabul etmeyerek, savunma tarihini 11 Nisan’a ertelemişti.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’nun hazırladığı ve AYM’ye sunulan dilekçede, esasa ilişkin sözlü savunma için verilen 11 Nisan tarihinin seçim çalışmaları açısından en kritik tarihlerden biri olduğu belirtildi.

“Sözlü savunma yapacak eş genel başkanların da seçim çalışmaları kapsamında sahada olacakları yoğun seçim gündeminde, eş genel başkanlar ve onlara destek sunacak parti kurullarının ve uzmanların seçim gündeminden alıkonarak savunmaya odaklanmasının müvekkil parti aleyhine sonuç doğuracağı” ifade edildi.

Davanın seçim sonrasına bırakılması talebi “seçimlere müdahale edilemeyeceğine” ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuata ve bu konuda verilen kararlara dayandırıldı.

AYM’nin seçimlerin Anayasada tarif edildiği üzere; özgür ve eşit rekabet koşullarına uygun bir ortamda yapılmasına hakemlik yapması gerektiğine işaret edilen dilekçede sözlü savunma tarihinin ve kapatma davasının seçim sonrasına bırakılması talep edildi.

Serbest seçim ilkesi vurgusu

Dilekçede şu ifadelere yer verildi: “YSK’nın açıkladığı seçim takvimi uyarınca aday listelerinin YSK’ya sunulması 9 Nisan 2023’e, listelerin kesinleşmesi de 19 Nisan 2023 tarihine denk gelmektedir. Dolayısıyla listelerin sunulması ve kesinleşmesinden sonra kapatma riski ve tehdidi müvekkil parti için telafisi güç ve mümkün olmayan sonuçlar yaratacaktır. Nitekim listeler kesinleştikten sonra muhtemel bir kapatma kararı verilmesi halinde parti bir bütün olarak seçimlere girmekten men edilmiş, bir bütün olarak milletvekili adaylarının seçilme hakkı ellerinden alınmış olacaktır.

Böylesi ağır tablo sadece parti için değil, aynı zamanda milyonlarca yurttaşın iradesinin parlamentoya yansımaması gibi demokrasi için ağır sonuçlara da yol açacaktır. Müvekkil partiyi ‘kırk katır mı, kırk satır mı’ şeklinde formüle edilebilecek ikilemde tercih yapmaya zorlamak hukuki güvenlik ve serbest ve yarışmacı seçim ilkelerini de ortadan kaldıracaktır.

Müvekkil parti aleyhine açılan kapatma davasının da parti temsilcileri (eş genel başkanları) tarafından 11 Nisan 2023’te yapılması kararlaştırılan sözlü savunmanın tarihinin 14 Mayıs 2023’te yapılacak seçimlerden sonraki bir tarihe ertelenmesini ve talebimizin temel gerekçesi olan seçim tarihi de gözetilerek mümkün olan en kısa zamanda karara bağlanarak tarafımıza tebliğine karar verilmesini talep ederiz.”

Paylaşın