Millet İttifakı Adayı Kılıçdaroğlu’ndan Sığınmacılar Videosu

Sosyal medya hesabından “Sığınmacılar. Kaçaklar.” başlığıyla bir video yayınlayan Kılıçdaroğlu, “Sığınmacı konusu, asla ama asla ırkçı bir zemine taşınmayacak. Sorun zaten, bir ırk sorunu değil. Bizim sığınmacı sorunumuz, temelde bir kaynak sorunu. Açık söylemek gerekiyor ki; Türkiye, geniş Akdeniz Havzası ve tüm Avrupa için bambaşka bir vizyon çizmek zorundadır” dedi.

Haber Merkezi / Akdeniz Havzası’nın, iklim krizinin en şiddetli şekilde yaşandığı bölge olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, “Bu havza, tüm dünyadan yüzde 20 daha fazla ısınıyor. Aynı ekosistemi paylaşan 500 milyon insandan bahsediyoruz. Bu yüzden Akdeniz Havzası ülkelerine liderlik etmek zorundayız. Sığınmacı, kaçak sorununu da bu büyük meselenin parçası olarak okumalıyız. Hep beraber oturup, bu sorunu çözeceğiz” ifadelerini kullandı.

Sığınmacılar hakkında seçimlerden önce son kez konuştuğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, “Bu işi çözeceğiz demek için bu videoyu çekiyorum. Kimseyi korkutmak değil amacım, ancak açık konuşmam gerekiyor. Bütün analizler gösteriyor ki, önlem almazsak Fırat ve Dicle önümüzdeki 20 yıl içinde kuruma riski ile karşı karşıya kalacak” dedi.

Bu durumun sadece Türkiye’nin Güney Doğu Bölgesi’nde tarımın zarar görmesi, hidroelektrik santrallerinin işlevini kaybetmesi ve ciddi bir susuzluk yaşanması anlamına gelmediğini, aynı zamanda hem Türkiye hem güney komşuları Suriye ve Irak’ta yaşayan toplam 60 milyondan fazla insanın kıtlık ve susuzlukla karşı karşıya kalması anlamına geldiğini vurgulayan Kemal Kılıçdaroğlu, “Önlem alınmaması durumunda Suriye ve Irak’tan aç mültecilerin Türkiye’ye akın edeceğini” belirtti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından, “Sığınmacılar. Kaçaklar.” başlığıyla bir video yayınladı. Kılıçdaroğlu, videoda şu ifadeleri kullandı:

“Sevgili halkım,

Seçime çok az kaldı. Sığınmacılar ile ilgili son kez karşınızdayım. Bu işi çözeceğiz demek için bu videoyu çekiyorum. Sığınmacı konusu, asla ama asla ırkçı bir zemine taşınmayacak. Sorun zaten, bir ırk sorunu değil. Bizim sığınmacı sorunumuz, temelde bir kaynak sorunu.

Kimseyi korkutmak değil amacım, ancak açık konuşmam gerekiyor. Bütün analizler gösteriyor ki, önlem almazsak Fırat ve Dicle önümüzdeki 20 yıl içinde kuruma riski ile karşı karşıya kalacak. Bu durum, sadece Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesi’nde tarımın zarar görmesi, hidroelektrik santrallerimizin işlevini kaybetmesi ve ciddi bir susuzluk yaşanması anlamına gelmiyor. Hem Türkiye hem güney komşularımız, Suriye ve Irak’ta yaşayan toplam 60 milyondan fazla insanın kıtlık ve susuzlukla karşı karşıya kalması demek. Önlem almazsak Suriye ve Irak’tan aç mültecilerin Türkiye’ye akın etmesi demek.

Türkiye’nin suyu, enerjisi, alt yapıları kendi insanlarının ihtiyaçlarını yanıt verebilecek durumda değil. Tüm bunların üzerinde ülkemiz böyle bir yükü daha fazla kaldıramaz. İnanın mümkün değil. Bunu çözmek zorundayız. Eğer Türkiye kendi altyapısını, suyunu kaybederse Avrupa şunu anlamak zorundadır ki, bırakın bu sığınmacıları ve kaçakları barındırmayı, Türkiye’nin vatandaşlarını dahi tutamayız. Avrupa Birliği, rüşveti verdim kurtuldum kafasından çıkmak zorundadır. Açık söylemek gerekiyor ki; Türkiye, geniş Akdeniz Havzası ve tüm Avrupa için bambaşka bir vizyon çizmek zorundadır.

Bakın, Akdeniz Havzası iklim krizini en şiddetli yaşayan bir bölge. Bu havza, tüm dünyadan yüzde 20 daha fazla ısınıyor. Aynı ekosistemi paylaşan 500 milyon insandan bahsediyoruz. Bu yüzden Akdeniz Havzası ülkelerine liderlik etmek zorundayız. Sığınmacı, kaçak sorununu da bu büyük meselenin parçası olarak okumalıyız.

Hep beraber oturup, bu sorunu çözeceğiz. Önce, Suriyelileri en geç iki yıl içinde Türkiye, Avrupa Birliği ve Akdeniz bölgesi ülkeleri olarak vatanlarına kavuşturmak için birlikte çalışacağız. Suriye yönetimi ile görüşeceğiz. Buradan gidenlerin, can ve mal güvenliği için meşru hükümetle protokol yapacağız ve Avrupa Birliği ile Birleşmiş Milletler bu protokole dahil olacak.

Avrupa Birliğine: “Ya çözüm için birlikte çalışacağız ya da birlikte mahvolacağız

Suriye’ye gidecek sığınmacıların; evlerini, okullarını, yollarını, kreşlerini bu iş birliğinden çıkan fonlarla Türk müteahhitler yapacak. Hem ülkemiz hem Suriyeliler kazanacak. Ama bu fonların bir kısmı ile de Türkiye’nin iklim direncini arttıracağız. Buna zorunluyuz, buna dahil olmayı mecburlar. Yoksa ne Irak ne Suriye kalacak. Herkes Avrupa’nın kapılarına dayanacak. Türkiye’nin iklim mültecilerine bir tampon olma ihtimali yok. Türkiye kendi insanını durduramaz.

Bu yüzden başlatacağımız bu dönüşümle Akdeniz havzası ülkelerine vizyonumuz ile liderlik edeceğiz. Avrupa Birliği ile birlikte bu sorunu çözeceğiz. Hem iklim direncimiz artırılacak hem bölge tarımı ayağa kaldırılacak hem ticaret gelişecek hem de herkes kendi toprağında huzur içinde yaşayacak. Dediğim gibi yoksa ne Suriye ne Irak ne de Avrupa Birliği kalır. Ben şimdi Avrupa Birliği’ne sesleniyorum, Akdeniz Havzası ülkelerine sesleniyorum; ya birlikte çalışmayı, iş birliği yapmayı öğreneceğiz ya da hep birlikte yok olacağız. Hepsi bizim elimizde.”

Paylaşın

Le Temps: Erdoğan İçin Oyun Daha Bitmedi

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

İsviçre merkezli Le Temps, rakibinin aldığı artan desteğe rağmen Erdoğan için henüz kaybedilmiş bir şey olmadığını yazdı.

Associated Press’te Suzan Fraser imzasıyla yayınlanan analizde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki farklar ele alındı.

“Otoriter Erdoğan’a karşı köprü kurucu Kılıçdaroğlu”

Analizde, “Erdoğan büyüleyici bir hatipken, mütevazı Kemal Kılıçdaroğlu yumuşak konuşuyor. Kılıçdaroğlu mutfağında kaydettiği videolarda seçmenlerle konuşurken, Erdoğan aynı zamanda destekçilerine ulaşmak için devlet kaynaklarını ve olayları kullanan usta bir kampanya yürütücüsüdür. Kutuplaşan Erdoğan giderek otoriterleşirken, Kılıçdaroğlu bir köprü kurucu olarak itibar kazandı ve demokrasiyi yeniden tesis etme sözü verdi” ifadeleri yer aldı.

“Değişim vakti”

Erdoğan’ın sağlık sorunları nedeniyle seçim kampanyasına ara vermek zorunda kalması Londra merkezli haftalık gazete The Observer’a göre bir “işaret”:

“Erdoğan, 20 yıllık başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı süresince yetkisini acımasızca kullandı. Özenle geliştirilmiş, sert ve sağlam bir lider imajına sahipti. Ama birden, onun da çökebileceği görüldü. Hakikat ne olursa olsun bu son olay, Türkiye’de yaşamın neredeyse her alanına hükmeden otoriter figürün hesap vermeye yakın olduğu ve değişim vaktinin geldiği yönündeki algıyı daha da artırıyor.”

“Erdoğan için oyun daha bitmedi”

İsviçre merkezli Le Temps, rakibinin aldığı artan desteğe rağmen Erdoğan için henüz kaybedilmiş bir şey olmadığına inanıyor:

“Giderek dışlayıcı bir İslamcılık anlayışına dönmesi, tuhaf U dönüşleri, son yıllarda entelektüeller, muhalifler, medya ve kendisini gölgede bırakabilecek herkes üzerinde kurduğu baskı, muazzam popülaritesini azaltmaya yetmiyor. Hükümetin gizlemeye çalıştığı hayli kötü ekonomik sonuçlar da üzerine eklenmesine rağmen, sayıları ne kadar çok olursa olsun tüm bu sorunlar yeterli olmayabilir.”

“Başarılar dış politikayla sınırlı”

Tarihçi Mihály Dobrovits, Macaristan merkezli haftalık gazete Élet és Irodalom’un görüşü şöyle:

İkinci Karabağ savaşı, Rusya-Ukrayna çatışması ve Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliği, Ankara’nın eline hiç olmadığı kadar iyi kartlar verdi. İç politika ve ekonomideki hatalar ile şubat ayındaki deprem felaketinin bu başarılar arasında sayılmaması ise başka bir mesele. Seçimi kim kazanırsa kazansın, gelecek vaat eden bir dış politika pozisyonu ve derin ekonomik kriz içindeki bir ülkeyi devralmak zorunda kalacak.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Devlette Liyakat Ve Adalet Olmazsa Olmaz

Van’da halka seslenen Kılıçdaroğlu, “Devletin dini adalettir adaletin olmadığı bir yerde huzur olmaz, bereket olmaz, kardeşlik olmaz, çocuklar yatağa aç girer. Milyonlar yoksul bir avuç varsıl olur. O varsıllara ben beşli çeteler diyorum. Sizden çalınan paraların tamamını bu ülkeye getireceğim. Endişeniz olmasın. Beşli çeteler diyorlar ki ‘acaba nasıl aday yaptırmayız.’ Onlar yandaşlarına, paralarına güveniyorlar, ben ise sadece ve sadece size, halka güveniyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Öğretmenevinde çalışan emekçiler var, onlar aylıklarını doğru dürüst alamıyorlar. Memur da değil, taşeron işçi de değiller, bunlar Türkiye genelinde 20 bin. Hepsinin hakkını ve hukukunu teslim edeceğim. taşeron işçilerin tamamını kadroya alacağız. 100 bin öğretmen atayacağız. Sözlü sınavı kaldıracağım, kim kazandıysa atamasını yapacağız. Devlette liyakat ve adalet olmazsa olmaz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beşyol Meydanı’nda Vanlılarla bir araya geldi.

Burada bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu, özetle şunları söyledi:

Ekrem Başkan’a hemşeri sözü verdiniz, bana da vereceksiniz. Çünkü ben ilkokula Erciş’te başladım. Dünya kadar sorun var biliyorum, bütün sorunlarınızı biliyorum. Bu ülkenin insanlarına sözüm var bu ülkeye barışı getireceğim, bu ülkeye kardeşliği getireceğim. Bu ülkede kimse, inancından ve kimliğinden ötürü ötekileştirilmeyecek.

Büyük haksızlıklar yapıldığını biliyorum. Seçimle gelenlerin görevlerinden alındığını biliyorum. Bütün bunları çözeceğim. Kayyum denen garabet uygulamaları tümüyle bitireceğim. Yeter artık ya, huzur içinde yaşamak istiyoruz. Ayrılık gayrılık bize hiçbir şey vermedi. Biz beraber olacağız.

Devletin dini adalettir adaletin olmadığı bir yerde huzur olmaz, bereket olmaz, kardeşlik olmaz, çocuklar yatağa aç girer. Milyonlar yoksul bir avuç varsıl olur. O varsıllara ben beşli çeteler diyorum. Sizden çalınan paraların tamamını bu ülkeye getireceğim. Endişeniz olmasın. Beşli çeteler diyorlar ki ‘acaba nasıl aday yaptırmayız.’ Onlar yandaşlarına, paralarına güveniyorlar, ben ise sadece ve sadece size, halka güveniyorum.

“Devlette liyakat ve adalet olmazsa olmaz”

Öğretmenevinde çalışan emekçiler var, onlar aylıklarını doğru dürüst alamıyorlar. Memur da değil, taşeron işçi de değiller, bunlar Türkiye genelinde 20 bin. Hepsinin hakkını ve hukukunu teslim edeceğim. taşeron işçilerin tamamını kadroya alacağız. 100 bin öğretmen atayacağız. Sözlü sınavı kaldıracağım, kim kazandıysa atamasını yapacağız. Devlette liyakat ve adalet olmazsa olmaz.

Bu kardeşiniz, bu ülkeye adalet gelinceye kadar mücadele edecek. Emine Şenyaşar’a, 8 savcı değişti, dava açmıyorlar, korkularından dava açmıyorlar Gittim, Emine Şenyaşar’la kucaklaştım, ondan sonra 8 savcı değişti 9. savcı davayı açtı. Adalet yerine gelinceye kadar izleyeceğim.

Ciddi bir yoksulluğun olduğunu biliyorum. Yatağa aç giren çocukları biliyorum. Bütün bunları biliyorum. Annelere sesleniyorum, çocuklarınızı okullara gönderirken beslenme çantası düşünmeyeceksiniz. Ayrıca, Van, bölge itibariyle, bu bölgenin kilit taşlarından birisidir. Dünyanın her tarafından insanlar Van’a gelmeli, sadece İranlılar değil.

Bu yapılacak göreceksiniz, bütün bu ovalar bereketli ovalara dönüşecek. Bu bölge özel ekonomi bölgesi olarak ilan edilecek. Hepsini yapacağız. Onlar Beşli Çetelere hizmet ettiler ben size hizmet edeceğim.

halktan birisi olarak yaşamaya devam edeceğim: Diyorlar ki, “Çalıyorlar ama iş yapıyorlar” Allah Allah, yaptığı iş nasıl çaldığını gösteriyor. Biz asla ve asla çaldırmayacağız. Van’dan sesleniyorum, kul hakkı yemeyeceğiz, kul hakkı yedirmeyeceğiz. Ben söylüyorum, onlar söyleyemiyorlar.

Çünkü onların malı nasıl götürdüklerini biliyorum. Bir şeyden emin olmanızı isterim, bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek. Hiç endişe etmeyin, Her şey çok güzel olacak. Ben saraylarda oturmaya alışkın birisi değilim. Saraya değil, Mustafa Kemal’in Çankaya’sına oturacağım. halktan birisiyim, halktan birisi olarak yaşamaya devam edeceğim.”

Paylaşın

Prof. Dr. Korkut Boratav’dan Seçimler Sonrası İçin İki Farklı Senaryo

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri sonrasına ilişkin değerlendirmeler gelmeye devam ediyor. Son olarak Türkiye’nin önde gelen iktisatçılarından Prof. Dr. Korkut Boratav, seçim sonrasına ilişkin iki farklı senaryoyu yorumladı.

Sözcü’den Emre Deveci’nin haberine göre; ilk olarak, mevcut iktidarın sürmesi senaryosuna değinen Boratav, “Bugünkü karmaşık ve kargaşalı politikalarını devam ettirmeye çaba göstereceklerdir ancak bu politikalar sürdürülemez” dedi.

Kısa vadeli dış borcun 196 milyar dolar, son on iki aylık cari açığın 55,4 milyar dolar olduğunu ocak-şubattaki yüksek temponun sürdürülmesi halinde 2023’te dış açığın 100 milyar doları aşacağını ve 300 milyar doları aşan bir dış finansman ihtiyacının ortaya çıkacağını belirten Boratav, bu nedenle mevcut politikaların sürdürülmesinin mümkün olmadığını dile getirdi.

Mevcut iktidarın hem cumhurbaşkanlığı seçimini hem de parlamento çoğunluğunu kazanması durumunda, mevcut politikaların da sürdürülemediği ve ödemeler dengesi krizinin gündeme geldiği noktada büyük miktarda kredi alma teşebbüsüyle IMF’ye gidebileceğini belirten Boratav, IMF’nin de çok sıkı kemer sıkma şartıyla istenen krediyi verebileceğine işaret etti.

İkinci olarak, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanması senaryosuna değinen Boratav, bu ittifakın mutabakat metninin, neoliberal doğrultuda bir istikrar programı içerdiğini, bunun da faizlerin yükseltilmesi, döviz kurunun serbest bırakılması ve döviz kurunu baskılayan makro ihtiyati tedbirlerin kaldırılmasını içerdiğini belirterek uyarılarda bulundu.

“Döviz kuru o kadar baskı altına alındı ki çok ani bir serbestleşme kurlarda hızlı tırmanmaya neden olur” diyen Boratav, 1 yıllık bir geçiş süreci tarif edilmesi, ani serbestleşme içeren uçuk bir liberal model uygulanmaması ve bu süreçte de kur korumalı mevduat (KKM) gibi uygulamaların sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.

Mart 2024’te yerel seçimlerin olduğunu, mevcut iktidarın gidişini garanti altına almak için o seçimlerin de önemli olduğunu belirten Boratav, kamu harcamaların azaltılmasını öngören mali kural gibi Türkiye ekonomisini durgunlaşmaya götürecek ve istihdamı azaltacak adımlardan uzak durulması gerektiğini söyledi.

Bankalar üzerindeki mevcut baskının sürdürülemez olduğunu ve seçim sonrasında bankaların serbest bırakılması durumunda faizlerin yukarı çekilip dengeye ulaşabileceğini belirten Boratav, bankalara komisyon cezaları ve sözlü döviz kontrolleri gibi politikalar içeren mevcut politikanın en irrasyonel kısımlarının kaldırılmasının beklenebileceğini belirtti.

Türkiye’de son dönemde sermaye lehine bir bölüşüm şoku yaşandığını ve halkın ağır bir geçim krizi içinde olduğunu söyleyen Boratav, “Türkiye’nin emekçi ve yoksul insanlarının yeni bir ekonomik daralmayı ve döviz kurlarının patlamasından tetiklenecek yeni bir enflasyon dalgasını kaldırması mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Sıcak para uyarısı

Millet İttifakı’nın iktidara gelmeleri durumunda kısa dönemde hızlı yabancı sermaye girişi olacağına dair beklentilerinin gerçekçi olmadığını da belirten Boratav, dünyanın en büyük fon şirketi ABD’li Blackrock’ın sözcüsünün Ekonomi gazetesine yaptığı “Uluslararası yatırımcı cephesinde pozisyonlama zayıf ve bunun kısa vadede değişeceğine dair pek fazla işaret görmüyoruz” açıklamaya işaret etti.

Boratav, “Sıcak para gelebilir ama o da kurların yükselmesini bekler, sonra gelir. Mühim olan döviz kurlarında hızlı yükselişin yaratacağı şoktur ve bunun olmaması gerekir, bu yüzden de ani bir serbestleşme olmamalıdır” dedi.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Uçar: İrademizden Korkuyorlar

Kahramanmaraş Pazarcık’ta halka seslenen Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Uçar, “Seçime giderken tek adam rejimi sözcülerinin paçası tutuşmuş. Seçimin kendisini bile darbe olarak nitelendiriyorlar. Biri “14 Mayıs seçimleri darbedir” diyor, diğeri “Eğer iktidar değişirse bu Türkiye’nin bağımsızlığına darbedir” diyor. Şimdi sandığa gidip oy kullanmak bizim anayasal ve doğal hakkımız mı? Ey iktidar bu seçimi kuran, seçim sürecini belirleyen bütün mekanizmalar senin elinde değil mi? O zaman neyden korkuyorsunuz? Bizim irademizden korkuyorlar” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu iktidarın topluma hiçbir sözü yok. Kimlere sözü var? Biz açlık sınırının altında yaşarken yüzde 1’lik yandaşlara verdiği söz var. Kazanacak ki onlar yeniden nemalansınlar. Kadın düşmanı tarikatlara verdiği sözler var. Biz kaybedelim onlar güçlensin ki kadınlarımızın ve çocuklarımızın yaşadığı tehlike devam etsin. Bu ülkeyi bir savaş ülkesi haline getirdiler. İnsanlar aç iken İHA ve SİHA, araç üretmekle övünüyorlar. İnsanlar yataklarına aç giriyorlar. Yüzde 1’lik bir kesim zengin olsun diye bize reva gördükleri bu hayatı birlikte değiştireceğiz. Dağlarımız, ormanlarımız, sularımız yabancı şirketlere peşkeş çekildi. Toplumun dışında, toplumun karşısında olan herkese söz verdiler, o yüzden korkuyorlar ve kazanmak istiyorlar. Biz sizlerle birlikte sözümüzü kurduk. Buradayız, birlikte değiştireceğiz. Buradayız, kadınlarla birlikte değiştireceğiz. Buradayız, gençlerle birlikte değiştireceğiz.”

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk ve milletvekili adayları Kahramanmaraş Pazarcık’ta Yeşil Sol Parti halk buluşmasına katıldı. Uçar, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Sevgili Pazarcık halkı, hepinizi Yeşil Sol Parti adına selamlıyorum. 6 Şubat depreminde Pazarcık’a ölümü reva gören iktidara karşı yaşamı yeniden örüp, bu dayanışmayı büyütüp, bugün bir araya gelip siyasette bir iradeyi ortaya çıkarmışsınız. Bu irade kazanacak hepinizin emeğine sağlık. 6 Şubat depreminde yitirdiğimiz bütün yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet ve yakınlarını kaybeden halkımıza başsağlığı diliyorum. Bu acı hepimizin. Bu acıyı hepimiz yaşadık ama bu acıyı yaşamayan bir tek iktidarın kendisi.

Tek adam rejiminin sözcüleri açıklama yapıyor “Bayrama kadar kaldırılmadık enkaz kalmayacak” diye. Ama bugün Pazarcık’ta gördük ki bütün yıkık binalar duruyor. Herhangi bir enkaz kaldırılmamış. Deprem bölgelerinde bile ayrımcı bir hizmet verildiğini biliyoruz. Kürt ve Alevi bölgelerine hizmetlerin ya çok az götürülmediği ya da hiç götürülmediğini biliyoruz. Gelin Pazarcık’ı görün, bütün enkazlar ortada duruyor. Buna rağmen yeni bir yaşam kuranlar, güçlü bir irade koyanlar var. Onlar da sizi devirmeye, değiştirmeye geliyor.

HDP’nin, Yeşil Sol Parti’nin bin bir emekle yer aldığı koordinasyona el konuldu. Çünkü bizim içinde yer aldığımız, yaptığımız her iş AKP’nin iş yapmadığını gösteriyordu. O yüzden el koydular koordinasyonumuza. İkinci olarak ne yaptılar? Depremden günler sonra Adıyaman’da boy gösterdiler ve halkımızdan helallik istediler. Verdik mi, vermiyoruz sevgili arkadaşlar. Yaşama hakkı bile vermeyen bu iktidara ne o koltuklar helal ne de iktidar helal. Birlikte değiştireceğiz, birlikte kazanacağız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

“Kayyımlar olmasaydı bu acıyı daha hızlı atlatabilirdik”

Biz Kürdistan’da belediyeleri kazandıkça, mevcut iktidar kaybettikçe kayyım atadılar. Şunu gördük yerel yönetimler güçlü olsaydı ve kayyım atanmamış olsaydı, biz yaşadığımız bu acıyı ve zulmü daha hızlı atlatabilirdik. Niye? İlk günden itibaren Silopi Belediyesi, Çınar Belediyesi burada eksik olmadı. Emeklerine teşekkür ediyoruz. Kayyım rejimine karşı önümüzdeki yerel seçimlerde hepimiz çok daha güçlü olacağız. Hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ben tekrardan yeni yaşamı kuran sizlere, emek veren bütün arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bu irade seçimlerde onlara kaybettirecek!

Seçime giderken tek adam rejimi sözcülerinin paçası tutuşmuş. Seçimin kendisini bile darbe olarak nitelendiriyorlar. Biri “14 Mayıs seçimleri darbedir” diyor, diğeri “Eğer iktidar değişirse bu Türkiye’nin bağımsızlığına darbedir” diyor. Şimdi sandığa gidip oy kullanmak bizim anayasal ve doğal hakkımız mı? Ey iktidar bu seçimi kuran, seçim sürecini belirleyen bütün mekanizmalar senin elinde değil mi? O zaman neyden korkuyorsunuz? Bizim irademizden korkuyorlar.

Bu iktidarın topluma hiçbir sözü yok. Kimlere sözü var? Biz açlık sınırının altında yaşarken yüzde 1’lik yandaşlara verdiği söz var. Kazanacak ki onlar yeniden nemalansınlar. Kadın düşmanı tarikatlara verdiği sözler var. Biz kaybedelim onlar güçlensin ki kadınlarımızın ve çocuklarımızın yaşadığı tehlike devam etsin. Bu ülkeyi bir savaş ülkesi haline getirdiler.

İnsanlar aç iken İHA ve SİHA, araç üretmekle övünüyorlar. İnsanlar yataklarına aç giriyorlar. Yüzde 1’lik bir kesim zengin olsun diye bize reva gördükleri bu hayatı birlikte değiştireceğiz. Dağlarımız, ormanlarımız, sularımız yabancı şirketlere peşkeş çekildi. Toplumun dışında, toplumun karşısında olan herkese söz verdiler, o yüzden korkuyorlar ve kazanmak istiyorlar. Biz sizlerle birlikte sözümüzü kurduk. Buradayız, birlikte değiştireceğiz. Buradayız, kadınlarla birlikte değiştireceğiz. Buradayız, gençlerle birlikte değiştireceğiz.

Bu seçim kritik. İki oy kullanacağız, birinci oyumuz milletvekili adaylarımızı seçmek üzere. Parlamentoyu 2023 yılından itibaren mevcut Türkiye’nin daha demokratik bir hale getirilmesi için çok önemli buluyoruz. Milletvekili sayısından öte bizim neler yapacağımızın vaatlerini ilettik. Bu beyan bizim bugüne kadar getirdiğimiz mücadelenin ismi. Halkların, kadınların, Türkiye’de yaşayan bütün toplumsal kesimlerin, emekçilerin özgür ve eşit yaşayabileceği bir Türkiye mümkün.

Bunu sizlerle beraber kurmak istiyoruz. Parlamento seçimlerinde adresimiz Yeşil Sol Parti, adresimiz ağacımız. Parlamentoda güçlü olmak, her birimizin güçlü olması demek. İkinci oyumuz ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinde. Tek adam rejimini değiştirmek ve faşizmi yıkmak için oylarımızı Kemal Kılıçdaroğlu’na veriyoruz. Bu oylarımız çok kıymetli. Oyumuzu kullanıp sandıklara sahip çıkacağız. Oy sayımı bittiğinde en büyük halayımızı bu iktidara inat çekeceğiz. Varsınız, değil mi?

“Şimdiye kadar yürüttüğümüz mücadele kazansın diye oylar Yeşil Sol’a”

Sevgili kadınlar, genç kadınlar, mücadelenin bugünlere gelmesinde sizlerin de çok değerli emeği var. Biz eşbaşkanlık sistemi dedik. Mevcut iktidar ne kadar kadın düşmanı politikalar yürütürse biz de o kadar kadınlarla birlikte sokakta ve Meclis’te olduk. Kadınlar kazanırsa toplum kazanır dedik ve aynen öyle oldu. Bu depremde en büyük sorumluluğu kadınlar aldı ve hayatı kadınlarla birlikte yeniden inşa ettik.

Kadın düşmanı politikalar karşısında alanları terk etmedik ve AKP iktidarını birlikte gerilettik. Öyle ki Cumhur İttifakı seçimlere giderken genişleme ihtiyacı duydu. Biri Kürt düşmanı, biri kadın düşmanı iki ittifak kurdu. Bu durumun kendisi bile iktidarın kaybetme eşiğinde olduğunu gösteriyor. O zaman şimdiye kadar yürüttüğümüz mücadele kazansın diye her birimiz sandığa ve oylar Yeşil Sol’a. Hepimizin yolu açık olsun.”

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü, İsrail’in Filistinlilere ‘Apartheid’ Uyguladığını Bildirdi

Türkçede ayrılık anlamına gelen Apartheid, düşüncesine göre beyaz ırkın diğer ırklardan daha üstün olduğu savunusudur. Uluslararası Af Örgütü, İsrail polisinin yüz tanıma sistemleriyle Filistinlilere karşı “otomatikleştirilmiş apartheid” uyguladığını bildirdi.

Birleşik Krallık merkezli Uluslararası Af Örgütü, yayımladığı raporda, İsrail polisinin Filistinlileri takip etmek için Red Wolf (Kızıl Kurt) adı verilen bir yüz tanıma sistemi kullandığı belirtildi.

Raporda, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te deneme aşamasında olan sistemin, “Filistinlilerin yüzlerini taramak ve onları onayları olmadan halihazırdaki geniş gözetim veri tabanına eklemek” amacıyla kullanıldığı ifade edildi.

Kapalı devre televizyon sistemi (CCTV) ağına bağlı yazılımın, “hareketlerini takip etmek için Filistinlilerin biyometrik verilerini yasadışı şekilde topladığı” da bildirildi.

Örgütün genel sekreteri Agnes Callamard, sistemin günden güne genişleyen gözetim ağının bir parçası olduğuna dikkat çekerek, “İsrailli yetkililerin, Filistinlilere karşı mekansal ayrıştırmayı iyice artırmayı ve apartheid’i otomatikleştirmeyi hedeflediğini” söyledi.

Raporda, Kızıl Kurt yazılımının İsrail ordusunun halihazırda kullandığı Wolf Pack (Kurt Sürüsü) ve Blue Wolf (Mavi Kurt) sistemleriyle bağlı çalıştığı da ifade edildi.

Kurt Sürüsü, işgal altındaki bölgelerde yaşayan Filistinlilerin ailelerine ve sicil kayıtlarına dair bilgilerin tutulduğu geniş bir veritabanı. Mavi Kurt ise İsrailli güvenlik güçlerinin söz konusu veritabanındaki bilgilere akıllı telefonlar ve tabletler üzerinden hızlıca ulaşabilmesini sağlayan bir yazılım.

Örgütün görüştüğü ve kimliği paylaşılmayan İsrailli bir komutan, bazı askeri birimlerin, Kızıl Kurt sisteminin tamamen otomatik şekilde yüzleri tanıyabilmesini sağlamak için algoritmayı güçlendirmekle görevlendirildiğini savundu.

Kimliği açıklanmayan bir Filistinli gazeteciyse örgüte şunları söyledi: Protestocular anında gözaltına alınmasalar bile yüzlerinin kameralarla tespit edileceğini ve sonradan yakalanacaklarını artık biliyorlar.

Raporda, Doğu Kudüs’te yer alan Şeyh Cerrah Mahallesi’ndeki Filistinli ailelerin zorla evlerinden çıkarılmasıyla 2021’de patlak veren protestoların ardından, bölgedeki CCTV kamera sayısının artırıldığına da dikkat çekildi.

Bu kameraların, 2017’den beri Doğu Kudüs’te kullanılan ve yüz tanıma becerilerini artırmak için yerleştirildiği öne sürülen Mabat 2000 sistemine bağlı olduğu belirtildi.

Çalışmada, CCTV kameraların Çin merkezli Hikvision şirketiyle Hollanda merkezli TKH Security firması tarafından tedarik edildiği de savunuldu. TKH, İsrail güvenlik güçlerine satış yapmadığını savunurken Hikvision, örgütün yorum talebini reddetti. Bu kameralarda Kızıl Kurt sisteminin kullanılıp kullanılmadıysa tespit edilemedi.

ABD’nin önde gelen gazetelerinden New York Times’ın yorum talebine yanıt veren İsrail Savunma Kuvvetleri, kamera sistemlerinin “gerekli güvenlik ve istihbarat operasyonları için kullanıldığını, Filistinlilerin de bu faaliyetlerden en az zararı görmesi için önemli çaba sarf edildiğini” savundu.

Öte yandan yüz tanıma sistemi iddialarına dairse “Operasyonlara ve istihbarat çalışmalarına ait sistemlerin detaylarından söz edemeyiz” dendi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ticaret Bakanlığı Açıkladı: Dış Ticaret Açığı Yüzde 44 Arttı

Dış ticaret açığı nisan ayında yıllık bazda yüzde 44 artışla 8,8 milyar dolara yükseldi. Nisan ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 17,2 azalışla 19,3 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 4,5 oranında azalarak 28,2 milyar dolara indi.

Haber Merkezi / 2023 yılı Ocak-Nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine göre; ihracat, yüzde 3 oranında azalarak 80 milyar 874 milyon dolara gerilerken; ithalat yüzde 7,2 oranında artarak 124 milyar 412 milyon dolara çıktı.

Ticaret Bakanlığı’nın nisan ayına ilişkin geçici dış ticaret istatistiklerinden oluşan veri bülteni açıklandı. Bültende yer alan dış ticaret verileri, GTS esas alınarak hazırlandı.

GTS’ye göre ihracat, nisanda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 17,2 azalarak 19 milyar 315 milyon dolara geriledi.

İthalat, nisanda yüzde 4,5 azalışla 28 milyar 162 milyon dolar oldu.

Geçen ay dış ticaret hacmi yüzde 10,1 azalışla 47 milyar 477 milyon dolara düştü. Dış ticaret açığı ise bu dönemde yüzde 43,9 artışla 8 milyar 846 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.

İhracatın ithalatı karşılama oranı, nisanda yıllık bazda 10,6 puan azalarak yüzde 68,6, enerji verileri hariç tutulduğunda ise 20,2 puan düşüşle yüzde 78,6 olarak hesaplandı.

Ürün, ülke ve ülke gruplarına göre ihracat

Geçen ay en çok ihracat yüzde 21,9 azalış ve 9 milyar 685 milyon dolarla “ham madde (ara mallar)” grubunda gerçekleşti. Bu grubu yüzde 13,7 azalış ve 6 milyar 896 milyon dolarla “tüketim malları”, yüzde 8,5 azalış ve 2 milyar 417 milyon dolarla “yatırım (sermaye) malları” takip etti.

Söz konusu ayda en fazla ihracat yapılan ülke 1 milyar 585 milyon dolarla Almanya oldu. Bu ülkenin ardından 1 milyar 163 milyon dolarla ABD ve 970 milyon dolarla Irak geldi.

İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı yüzde 47,5 oldu.

Nisanda en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 8 milyar 131 milyon dolarla Avrupa Birliği, 3 milyar 207 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri, 3 milyar 135 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak kayıtlara geçti.

Anılan ayda sektörlere göre ihracatın payı, imalat sanayisinde yüzde 94,8 (18 milyar 309 milyon dolar), tarım, ormancılık ve balıkçılıkta yüzde 3,1 (606 milyon dolar), madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 1,6 (304 milyon dolar) olarak gerçekleşti.

İthalat verileri

Geçen ay en çok ithalat yüzde 14,3 azalış ve 20 milyar 622 milyon dolarla “ham madde (ara mallar)” grubunda gerçekleştirildi. Bu grubu, yüzde 21,8 artış ve 3 milyar 894 milyon dolarla “yatırım (sermaye) malları”, yüzde 67,1 artış ve 3 milyar 624 milyon dolarla “tüketim malları” izledi.

Nisanda en fazla ithalat yapılan ülkeler, 4 milyar 178 milyon dolarla Rusya, 3 milyar 688 milyon dolarla Çin ve 2 milyar 176 milyon dolarla Almanya oldu.

İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı yüzde 58,4 olarak kayıtlara geçti.

Söz konusu ayda en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 8 milyar 388 milyon dolarla Avrupa Birliği, 7 milyar 437 milyon dolarla Asya ülkeleri ve 5 milyar 624 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri olarak hesaplandı.

Sektörlere göre ithalatın payı, yüzde 80 ile imalat sanayisi (22 milyar 524 milyon dolar), yüzde 11,1 ile madencilik ve taş ocakçılığı (3 milyar 136 milyon dolar), yüzde 5,6 ile tarım, ormancılık ve balıkçılık (1 milyar 578 milyon dolar) olarak belirlendi.

Dış ticaret açığı ne anlama gelir?

Dış ticaret açığı bir ülkenin yurtdışına satmış olduğu ürün ve hizmetlerin toplamından satın alınan ürün ve hizmetler toplamının daha fazla olması durumudur. Ülkenin yurtdışına daha fazla döviz vermesi durumunda yapılan işlem dış ticaret açığı olarak kabul edilir.

Dış ticaret açığı neye yol açar?

Dış ticaret açığı, bir ülkenin ithal ettiği mal ve hizmetlerin değerinin, ihraç ettiği mal ve hizmetlerin değerinden daha fazla olması durumudur. Bu durum, bir takım ekonomik ve sosyal sonuçlara yol açar. Dış ticaret açığının en önemli etkisi, ekonomik büyümenin yavaşlamasıdır.

Dış ticaret açığı nedir ve neden oluşur?

Dış ticaret açığı, ithalattan oluşan giderin ihracattan elde edilen gelirden yüksek olması durumunda oluşur. Bunun nedeni yerli üretimin olmaması ya da azınlığın başta gelen sebepleridir. Mevcut olan yer altı ya da yer üstü kaynakların yeterinde kullanılmaması durumu dış ticaret açığına neden olabilir.

Dış ticaret açığı neden artar?

İthalatın artması, ülke içi üretimin düşmesi ile beraber ihracatın da azalması dış ticaret açığının büyümesine neden olmaktadır (Özdemir ve Ordu, 2013:29). Dış ticaret açığının oluşmasına ve artmasına neden olan ikinci önemli ekonomik unsur ithal girdi bağımlılığıdır.

Paylaşın

Dev Bankadan TL Uyarısı: Seçim Öncesi Pozisyonları Kapatın

İsviçre merkezli bankacılık grubu Swissquote, müşterilerine Türk Lirası uyarısında bulundu: Seçim öncesi pozisyonları kapatın, 5-15 Mayıs arası Türk Lirası alım-satımı yapmayacağız.

Banka, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi nedeniyle oynaklığın artabileceği beklentisiyle 5-15 Mayıs tarihleri arasında Türk Lirası ile diğer para birimleri arasında alım-satım yapmayacağını duyurdu.

Bloomberg ajansının haberine göre müşterilere gönderilen yazıda, “Bu dönemde piyasa dalgalanmalarına bağlı riskleri azaltmak için, tüm TL pozisyonları 5 Mayıs’a (17:00 CET) kadar kapatmanızı rica ederiz. Swissquote, bu kapanış saatinden sonra kalan tüm açık pozisyonları kapatacak” denildi.

Swissquote’a göre Türkiye’de yıllardır uygulanan düşük faiz politikası, derin negatif faizler ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından TL’nin değerini sabit tutmak için piyasaya yapılan ciddi müdahale, TL’nin olması gereken yerden daha yukarıda ticaretinin yapılmasına neden oluyor.

Bankadan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kaybedeceği senaryonun piyasalarda fiyatlandığı belirtildi.

Böyle bir durumda yeni hükümetin gevşek para politikasına ve sıkı döviz müdahalesine son vermesinin ve TL’yi serbest bırakmasının beklendiği aktarıldı.

Bunun da TL’nin ani ve büyük bir değer kaybı yaşamasına yol açabileceği aktarıldı.

Swissquote Group Holding SA, çevrimiçi finans ve ticaret hizmetleri sağlama konusunda uzmanlaşmış bir İsviçre bankacılık grubudur.

Grubun hisseleri 29 Mayıs 2000 tarihinden beri SIX Swiss Exchange’de “SQN” sembolü ile işlem görmektedir. Grubun merkezi İsviçre’nin Gland şehrinde bulunmaktadır. Grubun Aralık 2022 itibarıyla 1040 çalışanı bulunmaktadır.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: PKK’lıysam Beni Tutuklayın Şerefsizler

Afyonkarahisar’da halka hitap eden İYİ Parti Lideri Akşener, “14 Mayıs’ta İYİ Parti’ye oy verirseniz, 13. Cumhurbaşkanı olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçerseniz Türkiye’ye bu bir darbe olacakmış, biz HDP, PKK, şununla bununla haşır neşir olacakmışız… Yalnız ben şimdi, çok enteresan… Yahu ben ne şanssız insanım; bu ülkenin en uzun sınır dışı harekatının altında imzası olan tek içişleri bakanıyım, PKK ile mücadelede o imzayı atan benim.” dedi ve ekledi:

“Afyon’da PKK’lıyım, Diyarbakır’da faili meçhulcüyüm. Ya arkadaşlar kafayı mı yediniz? Benim dokunulmazlığım yok, eğer ben PKK’lıysam derhal beni tutuklayın şerefsizler, derhal tutuklayın ne işe yarıyorsunuz. Bir PKK’lıya, bir teröriste, bir haine nasıl tahammül ediyorsunuz? Tutuklayın beni, doğruysa. Ya da iftira etmeyin iftira! PKK kanlı bir terör örgütüdür, onunla mücadele etmek herkesin boynunun borcudur, etmeyen haindir! PKK ile barışmaya çalışan hain oğlu haindir.”

İYİ Parti lideri Meral Akşener, seçim çalışmaları kapsamında Afyonkarahisar’da vatandaşlara hitap etti. Akşener, 14 Mayıs seçimlerini siyasi darbe girişimi olarak niteleyen İçişleri Bakanı ve AKP İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı Süleyman Soylu’ya sert sözlerle yanıt verdi:

“‘214 Mayıs’ta bunlar kazanırsa bu bir darbedir.’ Bu o kadar ayıp bir şey ki, millet iradesine darbe demek kadar ayıp, ahlaksız bir söz olamaz. Demokrasi şudur; bu millet ister birilerini seçer… Muhterem, 21 yıldır bu millet seni seçti. Biz de sana amenna dedik milletimizin kararına uyduk. Çünkü millet bir karar verir. Yahu arkadaş bu kadar basit bu iş. Ama yetkiye, güce doymadınız, hırsızlığa, haksızlığa doymadınız. Onun için de milletin iradesinden kaçıyorsunuz.

Bu ülkenin en uzun sınır dışı harekâtının altında imzanı olan tek İçişleri Bakanıyım. PKK ile olan mücadelede o imzayı atan benim. Yahu, Afyon’da PKK’lıyım, Diyarbakır’da faili meçhulcüyüm. Arkadaşlar kafayı mı yediniz? Her yerde aynı adamlar farklı şeyleri söylüyor. Eğer ben PKK’lıysam benim dokunulmazlığım yok. Ben PKK’lıysam derhal beni tutuklayın şerefsizler.

Ne işe yarıyorsunuz? Bir teröriste, bir haine nasıl tahammül ediyorsunuz? Tutuklayın beni. Ya da iftira etmeyin. PKK kanlı bir terör örgütüdür, onunla mücadele etmek herkesin boynunun borcudur. PKK ile barışmaya çalışan hain oğlu haindir. Bana laf eden çakallar, sağ elinizde Hizbullah var sizin. Gaffar Okkan’ın katilleriyle berabersiniz. Kime laf ediyorsunuz?”

Paylaşın

“İçişleri Bakanlığı, YSK’ya Paralel Seçim Takip Sistemi Kurmuş” İddiası

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, seçim güvenliğine ilişkin açıklamalarda bulunan CHP Milletvekili Muharrem Erkek, seçimler için İçişleri Bakanlığı’nda paralel bir yapı kurulduğunu tespit ettiklerini söyledi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İçişleri Bakanlığı tüm valiliklere yazdığı yazıyla bir seçim takip modülü oluşturulmasını talep ediyor. Nüfusu 20 bine kadar olan ilçelerde en az 3, 20-100 bin arası olanlarda en az 5, 100 bin üstü olanlarda en az 10 personel görevlendirilecek.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, seçim gündemine dair CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

Erkek’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Öyle bir tablo ile karşılaştık ki, bunu ilk kez bir seçimde yaşıyoruz. İçişleri Bakanlığı’nda paralel bir yapı kurulduğunu tespit ettik. İçişleri Bakanlığı, YSK’ya paralel bir seçim takip sistemi kurmuş.

İçişleri Bakanlığı tüm valiliklere yazdığı yazıyla bir seçim takip modülü oluşturulmasını talep ediyor. Nüfusu 20 bine kadar olan ilçelerde en az 3, 20-100 bin arası olanlarda en az 5, 100 bin üstü olanlarda en az 10 personel görevlendirilecek.

İçişleri Bakanı bir suç işleri bakanı gibi davranmaya devam ediyor. YSK karşısında İçişleri Bakanlığı’nı, ilçe seçim kurullarının karşısına da kaymakamlıkları koyup paralel bir yapı kurmuş.

Görevlileri uyarıyoruz; bu kanunsuz emre uymayın, bu suça ortak olmayın. Soylu 14 Mayıs için Batı’nın siyasi darbesi demişti, gerçekten artık akıllarını kaybettiler. Halkın üstünde hiçbir güç yoktur. 15 Temmuz’un finansörü dedikleri BAE’ye koşa koşa nasıl gittiklerini biliyoruz.

İçişleri Bakanlığı, YSK’ya paralel bir seçim takip sistemini neden kurmuş? İşte gerçek beka sorunu budur.”

Paylaşın