Rusya’dan Çarpıcı Açıklama: Zelenskiy, Saldırılarla Washington’ı Tehlikeye Atıyor

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda 524. gün geride kalırken Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, dikkat çeken bir açıklama yaptı. Zaharova, Ukrayna’nın Rusya’daki sivil yapılara saldırarak ABD’ye şantaj yaptığını söyledi.

İki ülke güçlerinin karşılıklı saldırılarıyla gerginlik son 24 saatte tekrar tırmanırken Mariya Zaharova, Ukrayna’nın saldırılarla daha fazla destek almaya çalıştığını belirterek, “Zelenskiy, sivil altyapılara terör saldırıları düzenleyerek Washington’ı tehlikeye atıyor” dedi.

Bianet’in The Kyiv Independent sitesinde yer alan habere göre, Rusya güçleri son bir günde Ukrayna’nın 9 ayrı bölgesine bir dizi saldırı yaptı.

Ukraynalı yetkililere göre, Dnipropetrovsk, Donetsk, Kharkiv, Herson, Sumy, Chernihiv, Luhansk, Mykolaiv ve Zaporizhzhia oblastları saldırıya uğradı.

En az 12 ölü, 104 yaralı

Rusya güçlerinin saldırılarında en az 12 kişi hayatını kaybederken, 104 kişi de yaralandı. Vali Serhii Lysak, Dnipropetrovsk Oblastı’nda Rusya saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü ve 81 kişinin yaralandığını bildirdi.

Yetkililere göre, Rusya kuvvetlerinin Kryvyi Rih şehrine yaptığı balistik füze saldırısında 10 yaşında bir kız da dahil olmak üzere altı kişi öldü ve en az 81 kişi de yaralandı.

Belediye başkanına göre, şehirdeki 1000’den fazla apartman ve bina saldırıdan etkilendi.

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, sosyal medya hesabında Rusya’nın başkenti Moskova’ya yapılan İHA saldırıları hakkında paylaşımlarda bulundu.

Moskova’nın hızla “tam teşekküllü bir savaşa” alıştığını belirten Podolyak, “Bu savaş yakında tamamen ‘savaşın yazarlarının’ topraklarına taşınacak. Rusya’da bundan sonra yaşanacak her şey nesnel bir tarihi süreçtir. Daha fazla tanımlanamayan İHA’lar, daha fazla çöküşler, daha fazla iç çatışmalar, daha fazla savaşlar olacak” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, Moskova’ya bağlı Odintsovo ve Narofomonisk ilçeleri üzerinde 2 Ukrayna İHA’sının havada Rusya hava savunma sistemleri tarafından vurulduğunu belirtti.

Russia Today’e göre, Belediye Başkanı Sergey Sobyanin yaptığı açıklamada, Ukrayna insansız hava araçlarının başkentin finans ve ticaret bölgesini hedef aldığını doğruladı.

Sobyanin, bir İHA’nın hava savunmasını aşmayı başardığını ve Avrupa’nın en yüksek gökdelenlerinden bazılarının bulunduğu Moscow City’deki yüksek binalardan birini vurduğunu söyledi.

Bir İHA’nın da elektronik harp sistemiyle etkisiz hale getirildiği açıklandı.

Savunma Bakanlığı, Karadeniz filosundaki Sergey Kotov ve Vasily Bykov adlı iki gemisine insansız deniz aracıyla yapılan saldırıyı da püskürttüklerini duyurdu.

“Zelenskiy, saldırılarla Washington’ı tehlikeye atıyor”

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da Ukrayna’nın Rusya’daki sivil yapılara saldırarak ABD’ye şantaj yaptığını söyledi.

Ukrayna’nın saldırılarla daha fazla destek almaya çalıştığını söyleyen Zaharova, “Zelenskiy, sivil altyapılara terör saldırıları düzenleyerek Washington’ı tehlikeye atıyor” dedi.

Paylaşın

Bahçeli, Muhalefetin Elindeki Belediyeleri Hedef Aldı: Mutlaka El Değiştirmeli

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin açıklama yapan MHP Lideri Bahçeli, “CHP’li ve diğer muhalif partili belediye başkanları üstlendikleri görevleri taammüden ihmalin yanı sıra, genel siyasetin meçhul tartışma ve polemiklerinin çıkmaz sokağına hapsetmişlerdir. Türk demokrasi ve siyaset tarihi, yerel yönetimlerde vasat bulan vaki ve vahim dağınıklığa, üstelik atalet ve acziyete bugüne kadar hiç tanık olmamıştır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Zira çarpıcı gerçekler ayan beyan karşımızdadır. CHP ve HDP başta olmak üzere muhalefet partilerinin yönetimi altında inim inim inleyen belediyelerin milli iradenin müdahalesiyle kurtarılması önümüzdeki en sıcak gündem konusu haline gelmiştir. Bilhassa İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Aydın, Muğla, Hatay, Eskişehir, Tekirdağ ve Mersin Büyükşehir Belediyeleri ile birlikte HDP’nin terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık maksadıyla zehirleyip seferber ettiği belediyeler mutlaka el değiştirmeli ve cumhurun yönetimine geçmelidir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Mart 2024 Tarihinde Yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri Kapsamında” başlığıyla bir yazılı açıklama yaptı. Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde:

“Ortak aklın sükûtuyla beraber sinerjisini ve siyaset dengesini kaybedip yoğun iç kargaşanın tutsağı haline düşen ve hatta kongresini dahi yapmaktan aciz olan CHP yönetiminin her konuda krize oynadığı görülmektedir. Muğla Akbelen’de FETÖ ve PKK iltisaklı kriminal tiplere eylem alanı açan, sözde çevreci örgütlere çanak tutan, yasa dışı sol gruplarla kol kola girip olay çıkarmak için fırsat kollayan CHP yönetimi, siyasi komaya girmesine neden olan yüksek tansiyonu bir kanaldan Türkiye’ye yaymanın çabasındadır.

Demokratik ve hukuk ilkeleri çerçevesinde aziz milletimizin takdir ve tercihiyle yapılan 14 Mayıs ve 28 Mayıs Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinin hitamında bir yanda 28’nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi tecelli etmiş, diğer yanda da Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin teşekkülü sağlanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mümeyyiz ve stratejik avantajları mucibince bir haftayı bile bulmayan süre içinde kabine kurulmuş, bu suretle yasama-yürütme arasında uyum tezahür ederek siyasi istikrar korunmuştur.

Bu kapsamda Türk milleti, Cumhuriyet’in 100’ncü yıldönümünde mühim ve müessir bir kazanıma imza atmış, kutlu iradesiyle önümüzdeki beş yılın ve Türkiye Yüzyılı’nın yol haritasını belirlemiştir. Kaldı ki ülkemizi dibi zifiri karanlık uçurumlara çekmek için amaç, arayış ve arzu içinde kıvranan muhtelif iç ve dış fesat yuvalarına fırsat verilmemiştir.

Egemenliğin yegâne sahibi olan milletimiz istikbal ve istiklal haklarına gölge düşürmediği gibi zillet ve hezimet siyasetine de şans tanımamıştır. Milli Mücadele yıllarının akıl ve ahlakının yanı sıra Cumhuriyet’in kuruluşuna refakat eden ruh ve duruş elbette Cumhur İttifakı’nda tecessüm ederek Türkiye’nin ilerleyiş ve yükseliş kararlılığını her cepheden desteklemiştir. Hiç kuşku yok ki, 14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde kazanan hem Türkiye hem de Türk milleti olmuştur. Bu mezkur ve müstesna kazanımın 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak seçimlere aynısıyla yansıması merkezi yönetimden yerel yönetimlere uzanan hat boyunca Türkiye’nin gücüne güç katacaktır.

Maalesef muhalefet partilerinin uhdesinde bulunan belediyeler en kötü dönemlerini yaşamaktadır. Eser ve hizmet siyaseti yerine hamaset ve husumet siyaseti takip eden muhalefet partileri yerel yönetimlerde sınıfta kalmış ve dağılmışlardır. Türk milleti yürek yaralayan çarpık ve yozlaşmış böylesi bir tabloya asla mecbur ve müstahak değildir. 31 Mart 2019 sonrası zillet ittifakı partilerinin yönetimine geçen belediyeler adeta Fetret Devri’ne mahkûmiyetle birlikte, bu belediyelerin hizmetle mükellef oldukları şehirler ve bu şehirlerde mukim aziz vatandaşlarımız çaresizliğe ve ilgisizliğe terk edilmişlerdir.

Emanet zayi olmuş, CHP’li ve diğer muhalif partili belediye başkanları üstlendikleri görevleri taammüden ihmalin yanı sıra, genel siyasetin meçhul tartışma ve polemiklerinin çıkmaz sokağına hapsetmişlerdir. Türk demokrasi ve siyaset tarihi, yerel yönetimlerde vasat bulan vaki ve vahim dağınıklığa, üstelik atalet ve acziyete bugüne kadar hiç tanık olmamıştır. Zira çarpıcı gerçekler ayan beyan karşımızdadır.

CHP ve HDP başta olmak üzere muhalefet partilerinin yönetimi altında inim inim inleyen belediyelerin milli iradenin müdahalesiyle kurtarılması önümüzdeki en sıcak gündem konusu haline gelmiştir. Bilhassa İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Aydın, Muğla, Hatay, Eskişehir, Tekirdağ ve Mersin Büyükşehir Belediyeleri ile birlikte HDP’nin terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık maksadıyla zehirleyip seferber ettiği belediyeler mutlaka el değiştirmeli ve cumhurun yönetimine geçmelidir. Yerel yönetimlerdeki mevzi ve merkezkaç istila son bulmalıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı yerel yönetimlere çöreklenen bozguncu anlayışın milli güvenliği ve toplumsal huzuru sarstığı kanaatindedir. Zillet ittifakı, içine yuvarlandığı kaosu ülke geneline taşımaya ve teşmil etmeye heveslenmekte, deyim yerindeyse ateşle oynamaktadır. CHP’nin iç bünyesini habis bir ur gibi saran anlaşmazlıkları örtbas etmek gayesiyle sivri ağızlı ve siğil akıllı yönetici veya milletvekilleri eliyle toplumun hassas olduğu alanlarda provokasyona yeltenmesi dikkatle takip edilip önlem alınması gereken bir tehdittir.

Muğla Akbelen’de başta CHP Genel Başkanı olmak üzere, nöbetçi provokatörlerin günlerdir iç huzuru tahrip çabası gözümüzden kaçmamıştır. Günbegün eriyen bir partinin ve marjinal yedeklerinin Akbelen’den bir Gezi Parkı kalkışması çıkarmak için her alçaklığa tevessül ve teşebbüs ettikleri açıktır. Ortak aklın sükûtuyla beraber sinerjisini ve siyaset dengesini kaybedip yoğun iç kargaşanın tutsağı haline düşen ve hatta kongresini dahi yapmaktan aciz olan CHP yönetiminin her konuda krize oynadığı görülmektedir.

“CHP, feodal siyasi beyliklerini ilan etmiş bir avuç hukuk tanımaz menfaatperestin kuşatması altındadır”

Muğla Akbelen’de FETÖ ve PKK iltisaklı kriminal tiplere eylem alanı açan, sözde çevreci örgütlere çanak tutan, yasa dışı sol gruplarla kol kola girip olay çıkarmak için fırsat kollayan CHP yönetimi, siyasi komaya girmesine neden olan yüksek tansiyonu bir kanaldan Türkiye’ye yaymanın çabasındadır. CHP, feodal siyasi beyliklerini ilan etmiş bir avuç hukuk tanımaz menfaatperestin kuşatması altındadır.

Akbelen’de bir CHP’li milletvekilinin şerefli ve kahraman jandarmamıza eşkıya diye bağırıp tıpkı bir müstevli işbirlikçisi gibi koşarak peşine düşmesi utançla hatırlanacak rezil görüntülere sahne olmuştur. HDP’li bölücüler ne yapıyorsa aynısına CHP’li milletvekilleri de kalkışmıştır. Türk vatanında, Türk askerine düşmanca mukabele etmenin cezasız ve karşılıksız bırakılmaması, bu milletvekili müsveddesinin dokunulmazlığının kaldırılarak yargılanmasının önünün açılması demokrasi ve hukuk namusu adına bir mecburiyettir.

Zillet ittifakı Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimlerinde yaşadığı hüsranın sancısıyla ayar ve ölçülerini tamamen kaybetmiştir. Nasıl ki, Gezi Parkı’nda konu ağaç değilse, Akbelen’de de ağaç olmadığı kesindir. Muhalefet partileri sandıkta alamadıkları sonucu sokakları karıştırarak, toplumsal olayları kaşıyarak, bir çatışma iklimi kurgulayarak kestirme yollardan almak istemekte, bu nedenle de provokasyon kuyruğuna girmekte bir sakınca görmemektedir.

Takip edilen bu yol, yol değildir, sonu da, sonucu da muhatapları adına mağlubiyet ve mahcubiyettir. CHP Genel Başkanı’nın etrafı çevrelenmiş, aleyhine olacak şekilde çember gittikçe daralmışken Akbelen’de boy göstermesi başka bir sorumsuzluk ve şuursuzluk örneğidir. İstismar siyasetinin, inkar ve ihanet sarmalının ön kapısı olduğu gibi, bunun faillerine sağlayacağı bir yarar da yoktur.

Esenyurt’ta işlenen menfur bir cinayet üzerinden toplumsal yapıya korku aşılayan, tedirginliği artıran, güven ve huzur ortamını karartmaya çalışanlar da siyasetten ve demokrasinden umudunu kesen zillet zihniyetinden başkası değildir. Suç ve suçluyla mücadele kararlılıkla devam edecek, bu süreçte hiç kimsenin gözünün yaşına da bakılmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ikinci döneminde, bir insan hakkı olan huzur Türkiye’mize egemen olacaktır. Bu hususta muktedir irade ve müteyakkız inanç Cumhur İttifakı’nda ziyadesiyle havi ve hakimdir. Sabır, sükûnet ve suhuletle vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği titizlikle muhafaza ve müdafaa edilecektir.

Nitekim milletimiz müsterih olmalı, gönlünü de ferah tutmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, ekonomiden diplomasiye, sağlıktan spora, enerjiden ekonomiye, güvenlikten terörle mücadeleye, eğitimden sanata, sanayiden ulaştırmaya, kısaca hemen her alanda Türkiye’nin başarısı için merkezi yönetimle yerel yönetim arasında siyasi, fikri ve hedef birlikteliğini bir zaruret kabul etmektedir.

Bu maksatla da, 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerine hazırlık süreci 24 Temmuz 2024 tarihinde başlatılmış, 1 Ağustos 2024 tarihinden itibaren de ülke sathına etaplar halinde yayılması kararlaştırılmıştır.

“2024’e Doğru, Diyar Diyar Anadolu” temasıyla çalışmalarımız hız kesmeden devam edecektir. Mahalli İdareler Seçim sürecinde kullanılacak görsellerimiz ülke çapında seçilmiş billboardlarda vatandaşlarımızın bilgisine sunulacaktır.

Hedefimiz, “İstikrar ve Hizmet İçin, Uyumlu Yönetimle, Umutlu Geleceğe” ulaşmaktır.
Hedefimiz, “Merkezden Yerele, İstikrarı Bozmadan Umuda Doğru” yol almaktır.
Hedefimiz, “Aklın Yolu Bir, Genelden Yerele Birlik, Ülkede Yönetimde Dirlik” oluşturmaktır.
Hedefimiz, “Ayırmadan, Ayrışmadan Yerelde İktidar, Ülkede İstikrar” sağlamaktır.
Hedefimiz, “Yönetimde İstikrar, Daha Güçlü İstikbal”dir.
Hedefimiz, “Yeni Yüzyıl, Lider Türkiye, Üretken Belediye”dir.
Hedefimiz, “Güçlü Yasama, Kararlı Yürütme, Uyumlu Belediye”dir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Mahalli İdareler Seçimlerinde takip edeceğimiz birinci stratejik hedefimiz; mevcut belediye başkanlıklarımızı muhafaza ederek bunun üzerine yenilerini ve hatta daha çoğunu eklemektir. İkinci stratejik hedefimiz; Cumhur İttifakı’nın doğasına ve ruhuna muvafık hareket edip muhalefet partilerinin yönetimindeki belediyelerin yürek yaralayan makus ve meyus hallerine son vermektir.

14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde elde edilen demokratik başarıyı yerel yönetimlerde perçinlemek, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşüne ivmek vermek boynumuzun borcudur. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır. Yerel yönetimlerin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birleşik ve bütünleşik yapısı, merkezi yönetimle tek ses ve tek nefes oluşu Türkiye’mizin medeniyetler ve milletler mücadelesinde büyük bir kozu olacaktır. Milletimize olan güvenimiz ve inancımız tamdır.

14 Mayıs ve 28 Mayıs’ta havlu atan muhalefet partileri, 31 Mart 2024 tarihinde de kaybedecek ve Türkiye’nin ufkunu perdelemenin bedelini sandıkta ödeyeceklerdir. Emperyalizme kurşun asker olmanın acıklı ve ağır sonuçlarını zamanı geldiğinde herkes görecektir. “

Paylaşın

AK Parti’de En Büyük Değişim MKYK Ve MYK’da Yaşanacak

AK Parti’de eylül sonunda yapılması planlanan olağanüstü kongre için MKYK üyeliği planı yapanların az olmadığını kaydeden Nuray Babacan, , “Kongre sonrasında en büyük değişim MKYK ve MYK’da yaşanacak. Bu kadrolarda yer alma olasılıkları düşük olanlar, kendi illerindeki belediye başkanlıklarına talip. Henüz bir görevlendirme yapılmayan Faruk Çelik ve Mustafa Şentop gibi isimlerin genel merkezde görev bekledikleri var. Binali Yıldırım, neredeyse siyasetle vedalaşmış gibi” ifadelerini kullandı.

Nuray Babacan’ın aktardığına göre; AKP Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un seçim bölgesi Sakarya’da belediye başkan adayı olmak istediği öne sürülürken, Erdoğan’ın onunla bir dönem daha çalışacağı düşünülüyor. Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir’in görevden alınmasına kesin gözüyle bakıldığını, partinin sözcüsü Ömer Çelik’in “eski tadının olmadığını” aktaran Babacan, “Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmediğinden beri mutsuz olduğu iddia ediliyor” bilgisini paylaştı.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, “AKP’lilerin gündemi başka: Makam, koltuk, adaylık” başlıklı yazısında AK Parti içinde yaşananları aktardı. Babacan yazısında şunları kaydetti:

“Herkes zamları, hayat pahalılığını, enflasyonu, bir türlü gelmeyen yabancı sermayeyi, faizleri konuşadursun, kapalı kapılar ardında bitmeyen bir makam-mevki yarışı sürüyor. Bakan ve bakan yardımcılıkları pay edildi ama kurullar, başdanışmanlıklar, belediye başkan adaylıkları konusunda acayip bir mesai var. Çoğu da eski milletvekili. Sanki devletle ömür boyu kontrat yapmış gibiler.

Binali Yıldırım, neredeyse siyasetle vedalaşmış gibi

Önce AKP’nin iç yarışıyla başlayalım. En geç eylül sonunda yapılması planlanan olağanüstü kongre için MKYK üyeliği planı yapanlar az değil. Kongre sonrasında en büyük değişim MKYK ve MYK’da yaşanacak. Bu kadrolarda yer alma olasılıkları düşük olanlar, kendi illerindeki belediye başkanlıklarına talip. Henüz bir görevlendirme yapılmayan Faruk Çelik ve Mustafa Şentop gibi isimlerin genel merkezde görev bekledikleri var. Binali Yıldırım, neredeyse siyasetle vedalaşmış gibi.

AKP Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz’un bile seçim bölgesi Sakarya belediye başkan adayı olmak istediği öne sürülüyor. Ancak Erdoğan’ın onunla bir dönem daha çalışacağını düşünenler az değil. Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir’in bu görevden alınacağı kesin gibi. Partinin sözcüsü Ömer Çelik’in eski tadı yok. Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmediğinden beri mutsuz olduğu iddia ediliyor.

Genel Başkan yardımcılarından Hamza Dağ’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adaylığını istediği yazıldı-çizildi. Ancak etkili bir siyasetçi olmadığı için pek mümkün görünmüyor. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın adı İstanbul adayı yapılacağı iddiaları partide pek karşılık bulmadı. Siyasi bir figür olmadığı için başarılı olamayacağını öne sürenler var. Partide, İstanbul belediye başkan adaylığı için daha güçlü isim arayışları sürüyor. Murat Kurum’un adı bir süreden beri İstanbul için değil, Ankara için dillendiriliyor. Ankara eski milletvekili, Ankaragücü Başkanı Faruk Koca’nın Ankara büyükşehir için adayı olması için kulis yapanlar var ama kendisinin bu görevi istemediği dile getiriliyor.

‘Dev başdanışman kadrosu’ ayrı bir muamma

Kurullar, genel müdürlükler başta olmak üzere üst düzey bürokrasi için kulisler sürerken, sayılarını kimsenin tam bilmediği ve 45’i aştığı tahmin edilen ‘dev başdanışman kadrosu’ ayrı bir muamma. Aralarında ekonomi ve hukuk kurullarında görev alan birkaç isim dışında, neredeyse adları bile bilinmeyen ve en az yarısı eski vekil olan bu ‘danışılmayanlar’ kadrosunun ne iş yaptığını bilen yok.

Ayda bir kez bile cumhurbaşkanıyla yüz yüze gelemeyenler olduğu belirtiliyor. O yüzden sarayda yapılan toplantılara sırf görünmek için tam kadro katılıyorlar. Ürettikleri proje yok. Şimdi bu ekibi de görevden alınma heyecanı sarmış durumda. ‘Sıra bize geldi’ diyen başdanışmanlardan hangilerinin kalacağı önemli. Özellikle Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i istemeyen ekonomi kadrosunun durumu merak ediliyor.

Bu arada, konuyla ilgili olmasa da AKP kulislerinde konuşulan başka bir konuyla final yapmak istedik. Genel seçimlerin en önemli seçim vaadi olan ‘kamuda mülakatların kaldırılması’ konusu, sokaklarda AKP’lileri buluyor. Seçimle ilgili çalışma yapanlar, “Bu konuda adım atmamız lazım. Gittiğimiz her yerde, geçim sorunu ve zamlar kadar karşımıza çıkıyor. Özellikle genç seçmen, halen süren bazı olumsuz örnekleri önümüze koyuyor” diye anlatıyor.

Umarız, başarılı gençlerin ayrımcılığa uğramadan kamuda görev almalarıyla ilgili verilen sözler, emekliliklerin refah payına dönmez…

Paylaşın

İBB Başkan Ekrem İmamoğlu’nun Önündeki Üç Senaryo!

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimler sonrası yaşanan “değişim” tartışmaları devam ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yol haritasını bir hafta içerisinde açıklayacağını belirten Sözcü yazarı İsmail Saymaz,, İmamoğlu’nun önünde üç senaryo bulunduğunu kaydetti.

“İmamoğlu’nun zor kararı” başlıklı yazısında İsmail Saymaz, “İmamoğlu, üç senaryodan birini tercih ederek, 1 hafta içerisinde yol haritasını açıklayacak. İBB Başkanı, İstanbul’u kaybetmeden CHP’yi kazanmak istiyor. Mümkün mü? Zor…

Hem de çok! İmamoğlu, kritik bir kararın eşiğinde… İstanbul’u kendi elleriyle iktidara vermenin siyasi maliyeti mi? Yoksa Erdoğan’ı kendi kalesi gördüğü şehirde bir kez daha kez yenmenin mükafatı mı? İmamoğlu, eğer başarırsa muhalefetin tartışmasız lideri olacaktır” yorumunda bulundu.

Saymaz, İmamoğlu’nun önündeki üç senaryoyu şöyle aktardı: “İBB başkanlığına aday olmak: İmamoğlu CHP’nin İstanbul’da çıkarabileceği en güçlü aday. Belki de tek… Hatta ben AK Parti’nin İmamoğlu çapında aday bulmakta zorlandığını düşünüyorum.

Ancak bu durum, İBB başkanlığına aday olduğunda İmamoğlu’nun kesinlikle kazanacağı anlamına gelmiyor. AK Parti ve MHP’nin ortak aday çıkaracağı ihtimali düşünüldüğünde İmamoğlu’nun zafer elde etmesi için muhalif kitlelerdeki ölü toprağının kaldırılması, Millet İttifakı ve HDP desteğinin sağlanması gerekiyor.

Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak kaldığı CHP, seçmende 2019’daki motivasyonu yaratamayabilir. Daha şimdiden İyi Parti ile Saadet – Gelecek ayrı hareket edeceklerini, HDP aday çıkaracağını ilan etti.

Sadece İstanbul değil, Ankara, Antalya, Hatay, Mersin, Adana ve Eskişehir de elden gidebilir. İmamoğlu’nun karizması İstanbul’u almaya yetmeyebilir.

CHP liderliğine aday olmak: İmamoğlu’nun, gelecek ekim ayında yapılacak olağan kurultayda aday olduğu takdirde bütün vaktini kongrelere ayırması, ilçe ve il kongrelerinde Kılıçdaroğlu ile liste liste çarpışması gerekiyor. Ki, zafer çantada keklik değil.

İmamoğlu, olur da liderliği alırsa belediye başkanlığını bırakmak ve belediyenin anahtarını Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu’ya vermek zorunda kalacak.

O durumda CHP’liler tarafından çeyrek yüzyıl sonra geri alınan İstanbul’u kendi elleriyle AK Parti’ye teslim etmekle suçlanacak. Bu hiç de haksız bir eleştiri olmaz. İBB yerel seçimlere altı ay kala el değiştirirse CHP döneminde işe alınan binlerce çalışan çıkarılacak.

İmamoğlu’nun işlem ve harcamaları seçimde kara propaganda için kullanılacak. İBB’nin kaynakları AK Parti’ye akıtılacak. İmamoğlu açısından, CHP liderliğine aday olmak sonuçları itibarıyla riskli bir karar…

İmamoğlu-Özel ittifakı: İmamoğlu’nun değişimin fiili lideri olduğu, ancak İBB’yi teslim etmemek adına CHP’nin genel başkanlığını Özel’in üstleneceği bu senaryo sıklıkla dillendiriliyor. AK Parti’nin kuruluş yıllarındaki Erdoğan – Gül formülünü andırıyor.

Ancak Özel’in adaylığı İmamoğlu’nun bizzat sahaya çıkması ve aday olmasıyla aynı sonucu vermeyebilir. Özel’in iyi bir ikinci adam olduğuna kuşku yok. Ne var ki… Birinci adam olmak için İmamoğlu’nun desteğine ihtiyacı var.”

Yazının tamamını okumak için TIKLAYIN

Paylaşın

Ezidiler, Türkiye’yi Birleşmiş Milletlere Şikayet Etti

Sorumluluk Birimi (Accountability Unit) ve Kadınlar için Adalet (Women for Justice) örgütü 4 Ezidi adına, Türkiye’nin 17 Ağustos 2021’de Irak’ın Sincar kentinde bir sivil hastaneye hava saldırısı düzenlediği iddiasıyla Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na şikayette bulundu.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) 18 Ağustos 2021’de bir açıklama yaparak hava saldırılarında “10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü” duyurmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı hafta Sincar’da bir aracı hedef almış, saldırıda bir YBŞ komutanı ve militanının öldüğü açıklanmıştı.

İddiaya konu olan saldırıda 8 kişi hayatını kaybetmiş, 20’den fazla kişi de yaralanmıştı. Aralarında saldırıdan kurtulanların ve görgü tanıklarının bulunduğu 4 şikayetçi, BM’ye yaptıkları başvuruda yaşam haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.

Şikayet dosyasında Türkiye’nin sivil ölümlerini soruşturma ve kurbanlara etkili yasal yollar sunma konusunda başarısız olduğu iddia edildi.

Birleşik Krallık merkezli Guardian gazetesi, dosyanın iki yılda hazırlandığını ve geçen hafta BM’ye sunulduğunu yazdı.

Türkiye bölgeye yönelik hava saldırılarının PKK’yı ve Ankara tarafından PKK’nın bir kolu olarak görülen Ezidi örgütü YBŞ’yi hedef aldığını savunuyor. YBŞ, PKK’yla bağı olduğu iddialarını reddediyor.

Şikayet dosyasında hastanenin yakınlarında YBŞ’ye ait bir kontrol noktası bulunduğu ancak bu noktada hiçbir silahlı birimin yer almadığı, saldırıda hayatını kaybeden 8 kişinin tamamının hastane çalışanı olduğu iddia edildi.

Dava dosyasında hava saldırısının hedefi olduğu iddia edilen hastanenin Sincar konseyi tarafından yönetilen, 10 yatakta, 20 ayakta tedavi kapasitesine sahip tamamen sivil bir hastane olduğu vurgulandı.

Dava dosyasında C1 olarak isimlendirilen bir hastane çalışanı saldırının ardından zihinsel ve fiziksel olarak iyileşemediğini öne sürerken, bir başka görgü tanığıysa o sırada bölgede hiçbir PKK’lının bulunmadığını iddia etti.

Milli Savunma Bakanlığı 18 Ağustos 2021’de bir açıklama yaparak hava saldırılarında “10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü” duyurmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı hafta Sincar’da bir aracı hedef almış, saldırıda bir YBŞ komutanı ve militanının öldüğü açıklanmıştı.

BM İnsan Hakları Komisyonu’na getirilen şikayet dosyası 4 Ezidi adına, insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütü Sorumluluk Birimi (Accountability Unit) ve Almanya merkezli bir Ezidi örgütü olan Kadınlar için Adalet (Women for Justice) tarafından hazırlandı.

Sorumluluk Birimi direktörü Arif İbrahim, “Bu Ezidi vatandaşların temel haklarının Türk devleti tarafından açık şekilde ihlal edildiği çok önemli ve sembolik bir dava. 30 dakika içinde peş peşe yapılan üç hava saldırısıyla sivil bir hastaneyi hedef alarak 8 kişiyi öldürmenin hukuki bir bahanesi yok” diye konuştu.

Kadınlar için Adalet’in üst yöneticisi Dr. Leyla Ferman ise, davanın BM’nin Ezidilerin güvenliğini önemsediğini göstermesi için bir şans olduğunu öne sürdü.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Yerel Seçimler: Cumhur İttifakı’nda 2019’daki Gibi İşbirliği Planı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerin ve ittifakların seçim planları da netleşmeye başlıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile birlikte yine 2019’daki yerel seçimlerde olduğu gibi “işbirliğine gideceği” belirtiliyor.

AK Parti’nin 2019’daki yerel seçimlerde olduğu gibi Adana, Mersin ve Manisa büyükşehir belediye başkanlıkları için, MHP’nin de Ankara, İstanbul ve İzmir büyükşehir belediye başkanlıkları için “aday çıkarmayacağı” tartışılıyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre; Cumhur İttifakı, Cumhuriyet Halk Partili (CHP) 11 büyükşehir belediye başkanlığını da almayı hedeflediği 2024’teki yerel seçimlerde “2019’daki gibi bir işbirliğini” düşünüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2024’ün mart ayında yapılacak yerel seçimlerin “1994 yılındaki seçimler gibi milat olacağını” söylemişti.

AK Parti’nin, MHP ile birlikte yine 2019’daki yerel seçimlerde olduğu gibi “işbirliğine gideceğinin” altı çizilirken her iki partinin de hedefinde CHP’li 11 büyükşehir belediyesi bulunuyor. AKP ve MHP kanadı, 2019’da CHP’ye kaptırdığı bazı illerde bu kez “işi şansa bırakmak istemiyor”.

AK Parti’nin 2019’daki yerel seçimlerde olduğu gibi Adana, Mersin ve Manisa büyükşehir belediye başkanlıkları için, MHP’nin de Ankara, İstanbul ve İzmir büyükşehir belediye başkanlıkları için “aday çıkarmayacağı” tartışılıyor.

Ancak her iki partinin de işbirliğindeki önceliği “mevcut belediye başkanlıklarını korumak ve üstüne yeni belediyeler eklemek olacak.” Her iki parti de 2024’teki yerel seçimleri “yerel yönetimlerin merkezi yönetimle birleştirilmesi” olarak görüyor.

AK Parti’nin bu kez “CHP’nin kalesi” olarak bilinen İzmir’de, daha önceki yerel seçimlerden farklı olarak “sol seçmenin de oy verebileceği bir ismi aday göstereceği” konuşuluyor. Bu ismin “eski DSP’li bir isim olabileceği” de konuşulurken DSP’nin milletvekilliği seçimlerinde AK Parti ile yaptığı ittifak anımsatılıyor.

Ancak AK Parti’de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı için eski TFF Başkanı ve İzmir İZTO Başkanı Mahmut Özgener’in de adı geçiyor. Özgener’in adı Cumhurbaşkanlığı Kabinesi için de geçmişti. AK Parti’de, Özgener’in eski İzmir Belediye Başkanı Osman Kibar’ın torunu olması nedeniyle de “İzmir için güçlü bir isim olduğu” belirtiliyor.

AK Parti kulislerinde, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı için de Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un adı konuşuluyor. Erdoğan’ın, “turizmdeki icraatları nedeniyle yeniden kabinede yer verdiği Ersoy’u, bu kez bir turizm ili olan Antalya için aday gösterebileceği” belirtiliyor.

Paylaşın

TÜRK-İŞ Duyurdu: Asgari Ücret Açlık Sınırının Altına Geriledi

Temmuz ayında dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 11 bin 658, yoksulluk sınırı ise 37 bin 974 liraya yükseldi. Böylece 11 bin 402 lira olan asgari ücret açlık sınırının altına düşmüş oldu. Önceki ay açlık sınırı 10 bin 373 lira, yoksulluk sınırı ise 33 bin 788 lira olmuştu.

Haber Merkezi / Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 12,38 oranında gerçekleşti.

Yedi aylık değişim oranı ise yüzde 43,38 olarak tespit edildi. Son 12 ay itibarıyla değişim oranı yüzde 70,44 oldu. 12 aylık ortalamalara göre değişim oranı ise yüzde 107,54 olarak hesaplandı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), 2023 Temmuz Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması verilerini açıkladı. TÜRK-İŞ’in raporunda şunlar kaydedildi:

“TÜRK-İŞ araştırmasının 2023 Temmuz ayı sonucuna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 11 bin 658,10 TL’ye; gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 37 bin 974,10 TL’ye, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 15 bin 123,60 TL’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ’in verilerine göre; Temmuz 2023’te Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış, bir önceki aya göre yüzde 12,38 oranında gerçekleşti. Yedi aylık değişim oranı ise yüzde 43,38 olarak tespit edildi. Son 12 ay itibarıyla değişim oranı yüzde 70,44 oldu. 12 aylık ortalamalara göre değişim oranı ise yüzde 107,54 olarak hesaplandı.”

Asgari ücret, ocaktaki zamla o günkü kurla 455 dolar seviyesine çıkmıştı. Bir süre dengede seyreden kur, seçim sonrası yükselişe geçince asgari ücret de 359 dolar seviyesine kadar düşmüştü. Yeni zamla 11 bin 402 liraya yükseltilen asgari ücret, ilk açıklandığında 482 dolara denk geliyordu. Bugün hesaplara yatması beklenen asgari ücret, 423 dolara denk geliyor.

Paylaşın

CHP’li Özgür Özel: Bu Sonucu Yenilgi Olarak Görmeyenler…

CHP’de yaşanan “değişim” tartışmalarına değinen Özgür Özel, “Bu sonucu yenilgi olarak görmeyenler tabanımızın ve örgütümüzün hissiyatını da anlamıyor demektir. Kendi hissiyatının anlaşılmadığını gören seçmenimiz ve tabanımızda yerel seçimleri de etkileyebilecek bir duygusal kopuş tetiklendi” dedi ve ekledi:

“Bugüne kadar partimizin almış olduğu en ağır yenilgilerde dahi, baraj altında kaldığımızda bile yaşanmamış bir öfke söz konusu. Bu durumun yok sayılması partimizin geleceğine ve yaklaşan yerel seçimlere ilişkin kaygılarımızı artırıyor. Tabanımızın hissiyatını anladığımızı tabanımıza hissettirebilirsek, bu travmadan kurtulup ayağa kalkarak birlikte yeni bir mücadele başlatabiliriz.”

14 ve 28 Mayıs seçimlerinde hedeflenen başarının elde edilemediği Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP), “değişim” tartışmaları devam ediyor. CHP’de Grup Başkanı Özgür Özel, parti içi meseleleri Cumhuriyet’ten İklim Öngel‘e değerlendirdi. Özgür Özel, şunları kaydetti:

“Bu sonucu yenilgi olarak görmeyenler tabanımızın ve örgütümüzün hissiyatını da anlamıyor demektir. Kendi hissiyatının anlaşılmadığını gören seçmenimiz ve tabanımızda yerel seçimleri de etkileyebilecek bir duygusal kopuş tetiklendi.

Bugüne kadar partimizin almış olduğu en ağır yenilgilerde dahi, baraj altında kaldığımızda bile yaşanmamış bir öfke söz konusu. Bu durumun yok sayılması partimizin geleceğine ve yaklaşan yerel seçimlere ilişkin kaygılarımızı artırıyor. Tabanımızın hissiyatını anladığımızı tabanımıza hissettirebilirsek, bu travmadan kurtulup ayağa kalkarak birlikte yeni bir mücadele başlatabiliriz.

“Yeni bir yol haritasının yollarını aramalıyız”

Parti örgütlerimizi, partimize yakın sivil toplum örgütlerini, üyelerimizi, yurttaşları anlayışla ve sabırla dinlememiz gerekiyor. Elbette ilçe ve il kongrelerinin yapılması belli olanaklar sağlayacaktır ancak seçim atmosferi sağlıklı tartışmalara engel olabilir, bu durumda üyelerimizle danışma kurullarını özel gündemle toplamak, eleştirilerini ve önerilerini almak, içinde bulunduğumuz krizi çözmenin, travmayı atlatmanın ve önümüze yeni bir yol haritasını birlikte koymanın yollarını aramalıyız.

Bunları yapmak yerine tabanın ve üyenin tepkisini yok sayarsak, bu onarılmaz sonuçlar doğurabilir. Cumhuriyet Halk Partisi, olması gerekenin çok altında üye sayısına sahip. Üyeyle bağımızı kongre salonlarına sıkıştırmamalıyız, doğal tabanlarımız olan sendikalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, toplum kesimleriyle bağlar kurmamız gerekiyor.

Partimizin üyeleriyle 81 ilde ve neredeyse tüm ilçelerde, sadece Edirne, Antalya, İzmir’de değil, Muş’ta, Iğdır’da, Kilis’te, Rize’de, Kayseri’de, Diyarbakır’da hem partililerimizle birlikte çalışmış, hem vatandaşın partimize ilişkin görüş ve eleştirilerini dinlemiş birisi olarak, birtakım reformları ve devrimleri süratle yapmak zorundayız.

Değişim temalı Zoom toplantısı

Özgür Özel, kendisinin de katıldığı, İmamoğlu liderliğinde yapılan değişim temalı Zoom toplantısıyla ilgili olarak, “Bu toplantının sızdırılmasının ardından Genel Başkanımızla görüşmelerim oldu, ancak bu toplantı özelinde bir konuşma yapmadık” dedi.

“Bir lider görevi ne zaman bırakmalı” sorusunu yanıtlayan Özgür Özel, “Bugünlerde dönem sınırlaması çok tartışılıyor. Bunun olmasının partiye bir dinamizm katacağını değerlendiriyorum. Dönem sınırlaması ölçülebilir, kanıta dayalı bazı koşullar tarif edilerek, mutlak başarı şartıyla istisnaya tabi tutulabilir. Ayrıca bir liderin, partisini iktidara taşıyamayacağına, büyütemeyeceğine inandığı anda görevini bırakması en doğal demokratik beklentidir” yanıtı verdi.

Kurultay’ın 29 Ekim’de olmasını öneren CHP’li Özel, “Kılıçdaroğlu aday olmalı mı?” sorusuna da şu yanıtı verdi:

“Genel başkan; aday olsun ya da olmasın, ismi geçenler aday olsun olmasın, Cumhuriyet Halk Partisi, parti içi demokrasi açısından örnek bir süreç işletmek zorunda. Birbirine düşmüş, kavga eden, sevenlerini üzüp, düşmanlarına keyif veren bir süreç yaşanmamalı.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’ye önerdiği demokrasiyi kendi içinde yaşadığını büyük bir özgüvenle gösterebilmeli. Cumhuriyet Halk Partisi, ülkemizde liderini çoklu yarışla seçebilen tek parti. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir eksikliği değil, rakiplerine karşı en önemli üstünlüğü.

Partimiz, rakiplerini hain, terörist, sapkın ilan eden anlayışın aksine, farklı hissedenlerin ve düşünenlerin, yönetenler kadar kendisini ifade edebildiği, propaganda imkanlarından yararlanabildiği, en özgür ortamda, en eşit koşullarda yarışabildiği bir parti olarak rakiplerinden ayrışmalıdır.”

Paylaşın

Danimarka’dan Kur’an Yakma Eylemlerini Durdurma Planı

Kur’an yakılması eylemlerinin ardından ortaya çıkan güvenlik endişelerini gerekçe gösteren Danimarka hükümeti, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, belirli durumlarda kutsal metinlerin yakılmasını içeren protestoları durdurmanın yasal yollarının araştırılacağını belirtti.

İsveç ve Danimarka’da son haftalarda yapılan Kuran yakma eylemleri Irak, Yemen, Fas, Suudi Arabistan ve Türkiye’de de protestolara neden olmuştu. Haziran ayında İsveç’te yaşayan Iraklı Hristiyan bir göçmen Stockholm Merkez Camii önünde Kuran yakmıştı.

Aynı kişiye geçen hafta yine benzer bir eylem yapma izni verilmesi sonrası İsveç’in bazı Müslüman ülkelerdeki yurtdışı temsilcilikleri önünde protestolar oldu, Irak’ta protestocuların Büyükelçilik binasına girmeye çalışması üzerine elçilik çalışanları Bağdat’tan çıkarılmak zorunda kaldı.

Bunu takiben geçen hafta da iki aşırı sağcı Danimarkalı, Kopenhag’daki Irak Büyükelçiliği’nin önünde Kuran yaktı. Danimarka hükümeti bu eylemleri kınayan açıklama yapmıştı.

Danimarka Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, bu tür protestoların aşırılık yanlılarının ekmeğine yağ sürdüğü belirtilirken, hükümetin “diğer ülkelere, kültürlere ve dinlere hakaret edildiği ve bunun Danimarka için özellikle de güvenlik açısından önemli olumsuz sonuçlar doğurabileceği” durumları araştırmak istediği ifade edildi.

Dışişleri açıklamasında, ifade özgürlüğünün önemine vurgu yapılarak, “Bu elbette anayasal olarak korunan ifade özgürlüğü çerçevesinde ve Danimarka’da ifade özgürlüğünün çok geniş bir kapsama sahip olduğu gerçeğini değiştirmeyecek şekilde yapılmalıdır” ifadelerine yer verildi.

Danimarka hükümeti, söz konusu protestoların, “Danimarka’nın dünyanın birçok diğer ülkelerin kültürlerine, dinlerine ve geleneklerine hakaret edilmesini ve aşağılanmasını kolaylaştıran bir ülke olarak görüldüğü bir seviyeye ulaştığını” kaydetti. Bazı eylemlerin “birincil amacının” provoke etmek olduğu ve bu eylemlerin “önemli sonuçlar doğurabileceği” belirtildi.

Türkiye’den İsveç’e çağrı

Reuters haber ajansı, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İsveçli mevkidaşı Tobias Billstrom ile telefonda görüştüğünü ve bu tarz eylemlerin engellenmesi için somut adımlar atmalarını istediklerini duyurdu.

Reuters’ın Türk diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, Fidan’ın Billstrom’a “ifade özgürlüğü kisvesi altında yapılan bu habis olayların kabul edilemez olduğunu” söylediği belirtildi.

“Biz de hukuki durumu analiz ediyoruz”

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson da Danimarkalı mevkidaşı Mette Frederiksen ile yakın temas halinde olduğunu ve İsveç’te de benzer bir sürecin halihazırda devam ettiğini duyurdu.

Kristersson Instagram hesabından yaptığı paylaşımda “Ulusal güvenliğimizi ve İsveç’teki ve dünyadaki İsveçlilerin güvenliğini güçlendirecek tedbirleri değerlendirmek üzere… hukuki durumu analiz etmeye başladık” dedi.

Diplomatik kriz

Son aylarda İsveç ve Danimarka’da gerçekleşen Kur’an yakma protestoları, Orta Doğu ülkeleriyle iki kuzey ülkesi arasındaki diplomatik krizin artmasına neden oldu.

Perşembe günü İsveç hükümeti, aralarında İsveç silahlı kuvvetleri, çeşitli kolluk kuvvetleri ve İsveç vergi dairesinin de bulunduğu 15 devlet kurumuna, kötüleşen güvenlik durumu karşısında ülkenin terörizmi önleme becerisini artırma talimatı verdi. Duyuru, hükümetin ülkenin dezenformasyon kampanyalarının hedefi haline geldiğini söylemesinden bir gün sonra geldi.

Suudi Arabistan ve Irak, Cidde merkezli İslam İşbirliği Teşkilatı’nı (İİT) hem İsveç hem de Danimarka’daki Kur’an’a yönelik eylemleri ele almak üzere bugün toplantıya çağırdı.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Müzik Aletleri Yakıldı

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban’ın Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Komitesi Başkan Yardımcısı Şeyh Aziz el-Rahman el-Muhacir, müzik dinlemenin yasak olduğunu ve yetkililerin bu nedenle müzik aletlerini toplayıp yaktığını belirtti.

Gitarlarında aralarında olduğu bir yığın enstrüman ve hoparlörün yakıldığını gösteren bir fotoğraf yayınlandı. Taliban, 2021 yılında Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından müzik yayınlarını yasaklamıştı.

Afganistan’ın resmi haber ajansı Bahtar’a göre, Afganistan’ın batısında bulunan Herat kentinde Pazar günü Taliban’ın ahlak polisi tarafından müzik aletleri yakıldı. Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Komitesi Başkan Yardımcısı Şeyh Aziz el-Rahman el-Muhacir, müzik dinlemenin yasak olduğunu ve yetkililerin bu nedenle müzik aletlerini toplayıp yaktığını belirtti.

Komite yetkilisi müziğin teşvik edilmesinin bir tür “yozlaşma” olduğunu ve müziğin “gençlerin yanlış yönlendirilmesine ve toplumun yok edilmesine” neden olduğunu belirtti. TOLOnews haber kanalı, kentte arasında gitarlarında olduğu bir yığın enstrüman ve hoparlörün yakıldığını gösteren bir fotoğraf yayınladı.

Taliban, 2021 yılında Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından müzik yayınlarını yasaklamıştı. Son zamanlarda düğün salonu sahiplerine müzikten uzak durulması uyarıları yapıldı. Ayrıca, düğünlerde ve benzeri kutlamalarda İslami kurallara aykırı olabilecek etkinlikler yasaklandı. Pek çok Afgan sanatçı ve müzisyen ülkeyi terk ederek Batı ülkelerine sığınıyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın