İngiltere İle Türkiye Arasında “Yasa Dışı Göçü Yavaşlatma” Anlaşması

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak’ın ülkeye gelen yasa dışı göçü azaltma sözü verdiği bir dönemde, İngiltere ile Türkiye arasında ülkeye yasa dışı göçün yavaşlatılması amacıyla iki ülke arasında yeni bir anlaşma imzalandığı duyuruldu.

Haber Merkezi / İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman, “Yakın bir dost ve müttefik olan Türkiye ile ortaklığımız, güvenlik güçlerinin bu uluslararası sorun üzerinde birlikte çalışmasını ve küçük tekne tedarik zinciri sorununu çözmesini sağlayacak” dedi.

Göç Bakanı Robert Jenrick de açıklamasında anlaşmaya dair ayrıntıları paylaştı. Jenrick, “İnsan kaçakçılığı çetelerini dağıtmak ve küçük tekne geçişlerini sağlayan malzemelerin imalatı ile tedarikini engellemek için istihbarat, insan kaynağı ve teknolojiyi yoğun şekilde paylaşacağız” dedi.

Anlaşma İngiltere Göç Bakanı Jenrick’in geçen ay Türkiye’ye düzenlediği ziyaretin ardından geldi. Jenrick, ziyareti sırasında Türkiye-Bulgaristan Sınır Kontrol Noktası’na da gitmişti.

Anlaşmanın, insan kaçakçılığı şebekelerinin çökertilmesi ve tekne ticaretinin engellenmesi amacıyla kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliğinin güçlendirilmesini kapsadığı açıklandı. Anlaşma kapsamında söz konusu işbirliğinin güçlendirilmesi için Türkiye’de Emniyet Müdürülüğü bünyesinde yeni bir operasyonel birimin oluşturulması da öngörülüyor.

İngiltere hükümetinin açıklamasında, anlaşma sayesinde gümrük verilerinin, istihbaratın ve bilgilerin daha hızlı paylaşılacağı ifade edildi.

İngiltere’deki Muhafazakar Parti hükümeti, muhalefetteki İşçi Partisi tarafından göçmen politikaları konusunda çok sert bir şekilde eleştiriliyor ve muhtemelen gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde yasadışı göç, en ciddi tartışmalardan biri olacağa benziyor.

Hükümetin sığınmacıları tartışmalı bir şekilde Bibby Stockholm adlı dev gemiye taşıma planları, hukuki itirazlar ve yasal engellerle karşı karşıya. Güneyde Portland Limanı’na demirli gemiye gecikmeli olarak Pazartesi günü yerleştirilmesi planlanan ilk 50 kişilik gruptan yalnızca 15 kişinin sevki yapılabildi.

Daha önce Telegraph, insan kaçakçılarının kullandığı teknelerin yaklaşık yüzde 90’ının Türkiye’de üretildiğini öne sürdü. Haberde, Türkiye’de kaçak üretilen teknelere Çin’den getirtilen motorların takıldığı, daha sonra da bunların depolanması için Bulgaristan üzerinden Almanya’ya gönderildiği savunuldu.

İnsan kaçakçılarının daha sonra bu tekneleri Almanya’dan Fransa’ya götürdüğü, buradan da Manş Denizi’ni geçerek BK’ye girdiği yazıldı. Gazete, söz konusu iddiaların kaynağını paylaşmadı. Telegraph, bu teknelere el konması için Almanya’yla bir anlaşma imzalanmasının da planlandığını aktardı.

Haberde, bu yılın başından beri Türkiye’den yola çıkıp Manş Denizi’ni geçerek Britanya topraklarına yasadışı şekilde giren göçmen sayısının en az 1300’e ulaştığı aktarıldı. Gazete, bunun geçen yıla kıyasla 10 kattan fazla artışa denk geldiğini ve BK’nin söz konusu düzensiz göçmenlerin sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması için de Türkiye’yle ayrı bir anlaşma üzerinde çalıştığını yazdı.

Paylaşın

CHP’de “Değişim” Tartışmaları: Özgür Özel Kurultay İçin Anadolu Turuna Çıkacak

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 14 ve 28 Mayıs seçimleri sonrası başlayan “değişim” tartışmaları devam ediyor. CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in kurultay için Anadolu turuna çıkacağı iddia edildi.

Özgür Özel’in bu ay içinde grup başkanlığı görevinden istifa edeceği ve ardından kurultay çalışmaları kapsamında Anadolu turuna çıkarak parti örgütüyle bir araya gelmeyi planladığı öne sürülüyor.

Cumhuriyet’ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre Özel, bu ay içinde grup başkanlığı görevinden istifa edecek. İstifa etmesinin ardından Özel’in, kurultay çalışmaları kapsamında Anadolu turuna çıkarak parti örgütüyle bir araya gelmeyi planladığı öne sürülüyor.

Öte yandan Özel ve değişimcilerin bu planla, “İmamoğlu’nu 2028 Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde ‘CHP’nin cumhurbaşkanı adayı’ göstermeyi hedeflediği” de iddia ediliyor.

Özel’in Anadolu turunu seçim bölgesi Manisa’dan başlatacağı kulislerde konuşuluyor. Bunun yanı sıra Manisa il yönetiminin istifalar sonucu düşmesi kulislerde yeni bir tartışma yarattı. Kılıçdaroğlu, önceki gün yapılan MYK toplantısında Manisa il başkanlığına yeni yönetiminin atanması için yetki aldı.

Ardından Kılıçdaroğlu, il başkanlığına eski Manisa il başkanı Semih Balaban’a yakın isimlerden olan Kuyumcu’yu atadı. Balaban ile Özel’in arasının iyi olmadığı biliniyor. Bu açıdan duyum kulislerde, “Özel’in önceki il, ilçe ve mahalle kurultaylarında Balaban’a karşı başarı kazanamaması” anımsatılarak “Kılıçdaroğlu’nun Özel’e karşı yaptığı bir hamle” olarak değerlendirildi.

Ancak Özel’in özellikle Adana ve Osmaniye’de etkili olduğu belirtilirken “değişim” ekibinin “Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde etkili olabileceği” de gündemde.

Gözler İmamoğlu’nun kararında

Öte taraftan seçim sonrası değişim çağrısı yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “değişim” manifestosu bekleniyor. İnternet sitesi üzerinden tabanın değişim taleplerini belirleyen İmamoğlu’nun 10 Ağustos’a kadar bu açıklamayı yapacağı bildirilmişti.

Ancak hem çalışmaların henüz tamamlanmaması hem de geçtiğimiz hafta sonu başlayan ilçe kurultaylarındaki eğilimi gözlemlemek için açıklamanın ay sonuna sarkabileceği belirtiliyor. Hürriyet’in haberine göre kulislerde, İmamoğlu’nun bu açıklamasıyla hem partisiyle ilgili değişim taleplerini somutlaştıracağı hem de kişisel yol haritasına ilişkin güçlü işaret vereceğinden söz ediliyor.

CHP kaynaklarına göre İmamoğlu, bu açıklamasında genel başkanlık yerine yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına ilişkin tercihini de kamuoyu ile paylaşacak. İmamoğlu, ‘İstanbul problemi’ nedeniyle kararını bir türlü netleştiremedi.

CHP kaynakları, “Bu süreçte kimse İstanbul’u kaybetmenin sorumluluğunu üstlenmek istemez. İstanbul’u kaybetmiş bir isim olarak genel başkanlık koltuğunda oturmak da kolay olmaz. Ekrem Bey de bugüne kadar bu probleme uygun bir çözüm bulamadığı için arada kaldı. Ancak şimdi, tercihi İstanbul’dan yana olacak. Zaten son günlerde yakın çevresi de, ‘Ekrem Bey genel başkanlık adaylığı için kendisi ortaya çıkmayacak ama Özgür Bey aday olursa kendisini destekleyecektir” dediler.

İmamoğlu, CHP içi gerginliği ortadan kaldıracak onarıcı bir adım attı

Ayrıca, Halk TV yazarı Fikret Bila, İmamoğlu’nun Tunceli’de ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile cep telefonundan gerçekleştirdiği görüşmeyi köşesine taşıdı.

‘Değişim’ ekibinin sosyal medyaya sızdırılan toplantısından sonra özellikle Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasındaki iplerin koptuğunun, liderlik yarışının başladığına dair haberlerin kamuoyuna yansıdığını hatırlatan Bila, şöyle devam etti:

“Bu sürecin kurultayda genel başkanlığı kim kazanırsa kazansın CHP’nin parçalanmasıyla sonuçlanacağı yorumları yapılıyordu. Hatta İmamoğlu’nun ayrı bir parti kurmak için harekete geçtiği de öne sürülmüştü.

Bu tür haber ve yorumlar dağınık bir CHP görüntüsü yaratıyordu. İmamoğlu, bu görüntüyü ve parti içi gerginliği ortadan kaldıracak onarıcı bir adım attı.

Ziyaret ettiği Tunceli’den kameraların önünde Kılıçdaroğlu’nu aradı ve sıcak bir konuşma yaptı. İmamoğlu bu telefon sohbetiyle Kılıçdaroğlu’yla aralarında ‘baba-oğul’ ilişkisi kalmadığına yönelik haberleri tekzip ettiği gibi diyaloglarının kopmadığını, görüşmeye devam ettiklerini göstermiş oldu.

İmamoğlu’nun bu adımı onarıcı ve önemli bir adımdır. Parti içi rekabetin nezaket sınırları içinde, kırıp, dökmeden de yürütülebileceğini ortaya koymuş, CHP’de kavga, gürültü, dağılma, parçalanma bekleyenlerin heveslerini de kırmıştır. Bu CHP için olumlu bir gelişmedir.”

İmamoğlu’nun görüşme sırasında Kılıçdaroğlu’na “Genel başkanım cebinizi aradım ama ulaşamadım. Evinizin numarasını da çevirdim valla. Tunceli’deyiz, memnunuz burada ziyaretlerimizi yapıyoruz. Nazimiye’de bir konukevi yapmıştık biliyorsunuz. Orayı ziyaret edeceğiz. Sonra dönüş yapacağız. Bu benim dördüncü gelişim. Zaten çok seviyorum” dediği anlar kameralara yansımıştı.

Paylaşın

İngiltere’den Türkiye Merkezli İki Şirkete “Rusya” Yaptırımı

İngiltere, Rusya’nın askeri teçhizata erişimini engellemek için 25 şirket ve bireye yeni yaptırım uygulayacağını duyurdu. Türkiye merkezli mikroelektronik ithalatçısı Azu International ve Turkik Union yaptırım listesinde yer aldı.

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bugünkü dönüm noktası niteliğindeki yaptırımlar, Rusya’nın cephaneliğini daha da azaltacak ve Putin’in halihazırda zor durumda olan savunma sanayisine arka çıkacak tedarik zinciri ağını kapatacak” ifadelerini kullandı.

Bakan Cleverly, açıklamasının devamında, Türkiye merkezli iki şirketin Rusya’nın Ukrayna’daki askeri faaliyetleri için elzem olan mikroelektronikleri bu ülkeye ihraç etmede rol oynadığını söyledi.

Açıklanan son yaptırımların Ukrayna savaşının başlamasından bu yana bin 600’den fazla şahıs ve şirkete yaptırım uygulayan İngiliz hükümetinin askeri teçhizat tedarikçisi üçüncü ülkelere yönelik en büyük yaptırımları olduğu belirtiliyor.

Söz konusu yaptırımlara maruz kalanların İngiltere’deki varlıkları dondurulmasının yanı sıra, İngiliz kurumlarının yaptırım listesinde yer alanlara tröst hizmeti vermesi de yasaklanıyor.

İngiltere, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, Ukrayna’yı işgalinden bu yana Rusya’ya çeşitli yaptırımlar uyguluyor. Yaptırımlar, Rusya’nın askeri teçhizata erişimini kısıtlamayı ve Rusya’nın savunmasını zayıflatmayı hedefliyor.

Ancak teçhizat, Batı ülkelerinden önemli askeri ürünler Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri dahil çeşitli ülkeler aracılığıyla Rusya’ya ulaşmaya devam ediyor.

Türkiye merkezli şirketler

İngiltere’nin yaptırım uygulayacağını duyurduğu Azu International, Aralık ayında bir Reuters araştırmasına konu olmuştu. Araştırmaya göre Mart 2022’de kurulan şirket, bir hafta içinde ABD yapımı bilgisayar parçalarını Rusya’ya göndermeye başladı.

Rus gümrük kayıtlarının incelendiği araştırmada şirket faaliyetlerinin kısa sürede hız kazandığı belirtiliyor. Tam bu sıralarda ABD ve AB, Rusya’ya teknolojik ürün satışlarını kısıtlamıştı.

Birçok teknoloji şirketi Moskova ile tüm anlaşmalarını askıya almıştı. Azu International’ın 7 ay boyunca, ABD tarafından üretilen çipler dahil Rusya’ya en az 20 milyon dolar değerinde ürün ihraç ettiği düşünülüyor.

Reuters’a göre şirketin kurucu ortaklarından Göktürk Agvaz, Almanya’da Smart Impex GmbH adlı bilişim ürünleri satan bir başka şirketi de yönetiyor. Rus gümrük kayıtlarına göre Alman şirket, Ukrayna işgalinden önce Moskovalı bir müşteriye ABD yapımı ürünler ihraç ediyordu.

Bu müşteri yakın zamanda Azu International’dan da mal satın aldı. Aralık ayında Reuters’a konuşan Agvaz, Smart Impex’in yaptırımlara uymak için Rusya’ya ihracatı durdurduğunu, ancak yaptırımları uygulamayan Türkiye’ye satış yaptığını söyledi.

Agvaz, “Rusya’ya ihraç edemiyoruz, o yüzden sadece Türkiye’ye satış yapıyoruz” dedi. Azu International’ın Rusya’ya satışları sorulduğunda ise Agvaz, “Bu bizim ticari sırrımız” yanıtını verdi.

Putin 30’dan fazla ülke ile vergi anlaşmasını askıya aldı

Öte yandan Putin, Rusya’nın “dost olmayan” olarak sınıflandırdığı 30’dan fazla ülke ile vergi anlaşmalarını askıya aldı. İlgili karar, Salı günü Rus hukuk portalında yayınlandı. Karardan, Amerika Birleşik Devletleri ile Almanya ve İsviçre’nin de aralarında olduğu bazı Avrupa ülkeleri ile Rusya arasında imzalanan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları etkileniyor.

Moskova’dan yapılan açıklamada, “Rusya Federasyonu’nun yasal ekonomik ve diğer çıkarlarına aykırı eylemler yapıldığı” gerekçesiyle ilgili ülkelerle yapılan vergi anlaşmalarının askıya alındığı ifade edildi. Putin, hükümete ilgili yasa tasarısını hazırlama ve parlamentoya sunma talimatı verdi.

Moskova ile Batı arasındaki ilişkiler, Rusya’nın komşusu Ukrayna’ya geçen yılın Şubat ayında saldırması ile bozuldu. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği savaş nedeniyle Rusya’ya ağır ekonomik yaptırımlar uyguluyor. Rusya, kendisine yaptırım uygulayan ülkeleri “dost olmayan ülkeler” kategorisine aldığını duyurmuştu.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi Polisin Kol Kırmasına “Eziyet” Dedi

Fatmanur Cantürk’ün katıldığı bir protestoda gözaltına alınması işlemi sırasında sol kolu polis tarafından bükülerek kırıldı. Anayasa Mahkemesi, Cantürk’ün Anayasa’da güvence altına alınan “eziyet yasağı”nın ihlal edildiğine hükmetti. AYM, ayrıca Cantürk’e 90 bin TL tazminat verdi.

Yüksek Mahkeme ayrıca, yerel mahkemeden adli para cezasıyla kurtulan polise “caydırıcı” bir ceza vermesini istedi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre; Anayasa Mahkemesi, İstanbul Galatarasay Meydanı’nda 2016 yılındaki bir eylem sırasında gözaltına alınan Fatmanur Cantürk’ün bu sırada “cüsseli” bir polis tarafından kolunun kırılmasına “eziyet” dedi, ihlal kararı verdi.

Başvurucuya 90 bin TL tazminat verilmesine de hükmeden Yüksek Mahkeme, yerel mahkemeden adli para cezasıyla kurtulan polise “caydırıcı” bir ceza vermesini istedi.

Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Cizre’de yaşanan ölümler İstanbul Galatasaray Meydanı’nda 8 Şubat 2016 tarihinde protesto edilmek istendi. Gösteriye izin vermeyen polis 21 kişiyi gözaltına aldı. Bunlar arasında yer alan 19 yaşındaki Fatmanur Cantürk’ün gözaltına alınması işlemi sırasında sol kolu polis tarafından bükülerek kırıldı. Gözaltında 4 saat tutulan Cantürk daha sonra serbest bırakıldı.

Hakkında “Terör örgütü propagandası ve yasadışı gösteri yapmak” suçlarından dava açılan Cantürk, bir yıl sonra beraat etti. Cantürk’ün şikâyeti üzerine kolunu kıran polis hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturma sırasında ulaşılan görüntülerden bir polisin Cantürk’ün kolunu kırdığı tespit edildi.

İstanbul 37. Asliye Mahkemesi, sanık polis M.İ’ye kasten yaralama suçundan 1 yıl 12 ay 10 gün hapis cezası verdi. Karar gerekçesinde pasif hâle getirilmiş başvurucunun kolunun M.İ. tarafından aşırı derecede büküldüğü, şiddet kullanma yetkisinin mağdurenin zayıf cüssesine rağmen acımasız bir şekilde, objektif ölçüler dışına çıkılarak yerine getirildiği, 3. derecede kemik kırığı oluşmasına kasten neden olunduğu anlatıldı.

Ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesi ise sanığın eyleminin taksirle yaralama suçu olduğunu belirterek, 2 bin TL adli para cezası verdi. İstinafın gerekçesinde ise polisin kasten yaralama kastı olmadığı öne sürüldü. Bu arada İstanbul 6. İdare Mahkemesi ise açılan tazminat davasında Cantürk’e 5 bin TL manevi tazminat verilmesini kararlaştırdı.

Kararları yetersiz bulan Fatmanur Cantürk, 2019 yılında bireysel başvuruda bulundu. Dosyayı 11 Mayıs 2023’te görüşen ve kararını yeni açıklayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa’da güvence altına alınan “eziyet yasağı”nın ihlal edildiğine karar verdi. Kararın bir örneğini ihlalin giderilmesi ve polisin yeniden yargılanması için istinaf mahkemesine gönderilmesine hükmeden AYM, ayrıca Cantürk’e 90 bin TL tazminat verdi.

Kararın gerekçesinde Cantürk’ün beraat ettiği ve suç teşkil edecek eyleminin bulunmadığının yargı kararıyla sabit olduğuna işaret edilerek şöyle denildi:

“Başvurucu kolluk görevlilerinden kaçmamıştır. Kaldı ki başvurucu, cüsseli olduğu anlaşılan kolluk görevlisi tarafından kontrol altına alınması için güç kullanılmayı gerektiren fiziksel bir yapıya da sahip değildir. Tüm bu hususlar birlikte ele alındığında fiziksel açıdan başvurucuyla arasında kendisi lehine ciddi bir yapı/güç farklılığı olan kolluk görevlisinin kaçmayan ve emir gereği müdahale edilen olaya iştirak etmeyen başvurucuya kemik kırığı ile sonuçlanan ve gösterilmesi gereken dikkatten yoksun olan fiziksel müdahalesinin zorunlu/gerekli olmadığı açıkça ortadadır. Anılan tespitler dikkate alındığında yargı makamı tarafından getirilen alınan emrin gereği hukuki argümanının da müdahalenin zorunluluğuna dair yeterli bir açıklama olarak nitelenemeyeceği açıktır.”

Polisin müdahalesinin orantılı olmadığı vurgulanan kararda, “Başvurucu ile iri yapılı kolluk görevlisi arasında ciddi fiziksel fark olduğu, başvurucunun kolayca gözaltına alınabildiği anlaşılmıştır. Bu bağlamda eylemin gerçekleşme koşulları ve sonuçları itibarıyla hafif bir müdahale olmadığı ortadadır” denildi.

“Ceza caydırıcı olmalı”

Kararda, polisin cezasında indirim yapılması da eleştirilirken, şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Suç işlemediği yargı kararı ile tespit edilen ve fiziksel farklılığı itibarıyla kolaylıkla gözaltına alındığı video kayıtlarının yargı makamları tarafından incelenmesi ile de anlaşılan başvurucunun kolluk görevlisinin gereksiz ve orantısız müdahalesi ile kolunun kırılması nedeniyle yapılan ceza yargılamasında, ilgili normdaki gerekçeler soyut biçimde tekrarlanarak adli para cezasına hükmedilmesinin eziyet yasağıyla orantısız bir müeyyide olduğu, benzer ihlallerin gerçekleşmemesi adına caydırıcı bir nitelik taşımadığı ve başvurucu açısından da yeterli giderim sağlamadığı değerlendirilmiştir.

Buna göre yargı makamlarının takdir yetkilerini eziyet teşkil eden bir eylemin hiçbir şekilde hoş görülemeyeceğini göstermek yerine bu eylemin sonuçlarını olabildiğince aza indirgemek yönünde kullandıkları, bu nedenle eylemiyle orantılı bir ceza verilmeyen sanık açısından caydırıcılık, mağduriyet açısından etkili giderim sağlanmadığı, başvurucunun mağdur sıfatının devam ettiği sonucuna ulaşılmıştır.”

Paylaşın

2023 Yılında Türkiye’den Almanya’ya İltica Başvuruları Yüzde 203 Arttı

2023 yılı Ocak – Temmuz ayları arasında Türkiye’den Almanya’ya 23 bin 846 iltica başvurusu yapıldı. Başvurular geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 202,9 arttı. Türkiye’den Almanya’ya yapılan iltica başvurularından şu ana dek 12 bin 174’ü karara bağlanırken, iltica başvurularında kabul oranı ise yüzde 15’e tekabül ediyor.

Almanya’ya iltica başvurularında Suriye başı çekiyor. Bu yılın ilk yedi ayında Suriye’den yapılan başvuruların sayısı 52 bin 690 olarak açıklandı. Suriye’yi 32 bin 826 ile Afganistan, 23 bin 846 ile Türkiye, 7 bin 113 başvuru ile İran ve 7 bin 167 başvuru ile Irak takip ediyor.

Almanya Federal Göç ve Mülteci Dairesi (BAMF) Temmuz ayına dair iltica başvuru rakamlarını açıkladı. Buna göre bu yılın ilk yedi ayında Almanya’ya yapılan iltica başvuruları geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 78 artış kaydetti. Daire’ye sadece Temmuz ayında 23 bin 674 iltica başvurusu yapıldı. Geçen yılın Temmuz ayına göre ise bu rakam yüzde 79 fazla.

Ocak ayından Temmuz sonuna kadar yapılan iltica başvurularının toplam sayısı 188 bin 967 olarak açıklandı. Başvurularda Suriye, Afganistan ve Türkiye vatandaşları ilk sırada yer alıyor. En çarpıcı artış Türkiye’den yapılan başvurularda gözlendi.

Ocak-Temmuz ayları arasında Türkiye’den toplam 23 bin 846 iltica başvurusu yapıldı. Böylece geçen yılın aynı dönemine göre başvurular yüzde 202,9 arttı. Türkiye’den Almanya’ya yapılan iltica başvurularından şu ana dek 12 bin 174’ü karara bağlandı. BAMF’ın verilerine göre Türkiye’den iltica başvurularında kabul oranı yüzde 15’e tekabül ediyor.

En fazla başvuru Suriye’den

Almanya’ya iltica başvurularında Suriye başı çekiyor. Bu yılın ilk yedi ayında Suriye’den yapılan başvuruların sayısı 52 bin 690 olarak açıklandı. Suriye’yi 32 bin 826 ile Afganistan, 23 bin 846 ile Türkiye, 7 bin 113 başvuru ile İran ve 7 bin 167 başvuru ile Irak takip ediyor.

Federal Göç ve Mülteci Dairesi’nin yıllık raporuna göre 2022 yılında Almanya’da iltica başvurularında 70 bin 976 başvuruyla yine Suriyeliler ilk sıradaydı. İkinci sırada 36 bin 358 kişiyle Afganistan vatandaşları,üçüncü sırada ise 23 bin 938 kişiyle Türk vatandaşları yer almıştı. İltica başvurularında bu üç ülkeyi 15 bin 175 başvuruyla Irak ve 7 bin 963 başvuruyla Gürcistan takip etmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Akşener Masayı Tekmeleyecek; Sert Bir Konuşma Hazırladı”

İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in önümüzdeki günlerde 6’lı masa ya da Milet İttifakı olarak bilinen ve yerel seçimlerde yeniden bir araya gelip ortak çalışma yapılması yönündeki beklentiyi karşılamayacağı ve adeta masayı tekmeleyeceği öne sürüldü.

Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta yapacağı konuşma için ise sert bir konuşma hazırladığı iddia edildi. İddiada Akşener’in, her yerde kendi adaylarıyla seçime gireceklerini ifade edeceği belirtildi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in 26 Ağustos’ta yapacağı konuşma için partinin sözcüsü Kürşad Zorlu, “Türk siyasetinde tarihi bir başlangıç olacak” demişti. Akşener’in o konuşmasının içeriği kulislere sızdı.

Akşener 6’lı masada cumhurbaşkanı adayı belirleme krizinin patlak vermesi üzerine çok sert sözler kullanarak masadan geçici olarak ayrılmış, seçimlerin ardından ise “CHP’den 15 milletvekili istemek hayatımın en büyük pişmanlığı” dediği yine sert çıkışlar yapmıştı.

İYİ Partililerle görüştüğünü belirten gazeteci Barış Yarkadaş, partililerden aldığını belirttiği yanıtları tv100 canlı yayınında paylaşıp Akşener’in yapacağı öne sürülen konuşmaya ilişkin şunları aktardı:

“Akşener, önümüzdeki günlerde 6’lı masa ya da Milet İttifakı olarak bilinen ve yerel seçimde yeniden bir araya gelip ortak çalışma yapması yönünde beklentiyi karşılamayacak ve adeta masayı tekmeleyecek. Bugün bir grup İYİ Partili ile buluştum. Bir kısmı Meral Hanım’ın ve partinin genel merkezinin yerel seçimde CHP ile işbirliği yapmama tavrına anlam veremediklerini, milletvekili toplantısında buna itiraz eden birkaç kişinin susturulmasının da anlamsız olduğunu ifade ettiler.

“Sert bir konuşma hazırladı”

Meral Hanım ne açıklayacak diye sordum. Söyledikleri aynen şu: ‘Meral Hanım, 26 Ağustos için sert bir konuşma hazırladı, çerçevesini hemen hemen çizdi. Seçim değerlendirmesini yapacak. CHP’den alınan ve İYİ Parti’nin seçime girme mevzusunu sağlanan 15 milletvekili olayını bir daha tartışmaya açılmamak üzere net bir dille ifade edecek. Her yerde kendi adaylarıyla seçime gireceklerini ifade edecek.’

İYİ Partili kaynaklarımın ifadesine göre en önemlisi 26 Ağustos günü partililere, ‘Eğer ben bir gün bu partinin başından gitsem bile CHP ile hiçbir şekilde ittifak yapmayacaksınız’ çağrısı yapacak. Bunu ben 4 ayrı kişiyle konuştum.”

Paylaşın

Erdoğan “Oy Kaybının Faturasını” Kesmeye Hazırlanıyor: 2024’e Yeni İsimlerle

Yerel seçimler öncesinde partisinin 8. olağan kongresini toplaması beklenen Erdoğan’ın 14 Mayıs’ta yapılan milletvekilliği seçimlerinde yüzde 7’leri bulan oy kaybıyla yüzde 35.8 oy alması sonrasında bunun faturasını 8. olağan kongrede, “parti yönetimine kesmesi” bekleniyor.

Erdoğan’ın uzun süredir parti yönetiminde bulunan AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Mali ve İdari İşler Başkanı Vedat Demiröz gibi partinin önemli isimlerine “kongre sonrasında yönetimde yer vermeyeceği” iddia ediliyor.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu‘nun haberine göre; Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 14 Mayıs’ta yapılan milletvekilliği seçimlerinde yüzde 35.8 oy alan ve bir önceki seçimlere göre oyunda yüzde 7’leri bulan düşüşün faturasını, ekim ayında yapılması planlanan 8. olağan kongrede, “parti yönetimine kesmesi” bekleniyor. Kulislerde, Erdoğan’ın, parti yönetiminde de aynı milletvekili aday listelerindeki yüzde 70’lere varan değişikliğin parti yönetimine de yansıtılacağı konuşuluyor.

Erdoğan, 28 Mayıs’ta yeniden seçilmesinin ardından 31 Mart 2024’te yapılması beklenen yerel seçimler için düğmeye basmıştı. Erdoğan, 2024’teki yerel seçimlerin “1994 yılındaki yerel seçimler gibi milat olacağını” da dile getirmişti. Meclis kapanmadan önce milletvekillerine ve parti yönetimine “sahada olun” talimatını veren Erdoğan’ın, yerel seçimler öncesinde, ekim ayında, partisinin 8. olağan kongresini toplaması bekleniyor. Erdoğan’ın bu kongrede ise parti yönetimine “14 Mayıs’taki milletvekilliği seçimlerinde özellikle büyükşehirlerde yaşanan oy kaybının faturasını keseceği” de ileri sürülüyor.

Erdoğan’ın, 2023 seçimlerindeki oy kaybının “yerel seçimlerde tekrarlanmaması” için ekim ayında yapılması planlanan 8. olağan kurultayda “A takımında da değişikliğe gideceği” belirtiliyor. Erdoğan’ın böylece hedeflediği “CHP’li 11 büyükşehir belediye başkanlığını kazanmak için yeni isimlerle yol yürüyeceği” ifade ediliyor.

Kulislerde, Erdoğan’ın uzun süredir parti yönetiminde bulunan AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım, Tanıtım ve Medya Başkanı Hamza Dağ, Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Hayati Yazıcı, Teşkilat Başkanı Erkan Kandemir, Ekonomi İşleri Başkanı Nurettin Canikli, Mali ve İdari İşler Başkanı Vedat Demiröz gibi partinin önemli isimlerine “kongre sonrasında yönetimde yer vermeyeceği” de iddia ediliyor.

Mehmet Ali Zengin ve Zafer Sırakaya

Parti kulislerinde ayrıca “kongrede beklenen değişikliğin sinyalinin seçimlerden hemen sonra dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevi için Zafer Sırakaya, insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcılığı görevine ise de Mehmet Ali Zengin’in getirilmesiyle verildiği” de konuşuluyor.

Paylaşın

YSP’li Önder: Yerel Seçimlerde Herkesi Kapsayacak Bir Hareket, İttifak Olmalı

Yerel seçimlere dair değerlendirmede bulunan YSP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Muhtemelen partimiz ve ittifakımız belli tartışma süreçlerini bir an önce bitirip bir yerel yönetim çalıştayı düzenleyecekler ve bunu alışıldık kadroları aşan bir genişlikle yapacaklar diye düşünüyorum. Buna bir arama çalışmaları da diyebiliriz, konferansları da diyebiliriz” dedi ve ekledi:

“Buradan ortaya çok verimli sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. İnsanların değil programların ve yaklaşımların tartışıldığı ve belli manifestoların oluşturduğu bir şey olmalı ya da olacak gibi duruyor o zaman falanca müteahhit, filanca lobinin adamı falan filanca grubun temsilcisi aralığından çıkaracağız bir program ortaya çıkacak, bakalım süreç ne gösterecek.”

Önder, CHP’deki “değişim” tartışmalarına ve Kılıçdaroğlu’na ilişkin ise, “Bugüne gelirsek Kemal Bey’in bir yaklaşımını çok kıymetli buldum, halen de kıymetli buluyorum sürece olan yaklaşımını. Tartışmaları biliyorum, bu gizli protokol vesaire falan bütün bunları bilerek söylüyorum. Kemal Bey, ilk defa CHP kadroları içerisinde bugüne kadar statükonun, hani gece aklına gelse şeytan vesvese soktu diyebileceği, birçok alana bugüne kadar hiçbir CHP kadrosunda görmediğimiz cesur ve kararlı bir yaklaşım sergiledi, en azından teşebbüs etti” dedi.

TBMM Başkanvekili ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Kısa Dalga’da Azmi Karaveli’nin konuğu oldu. Önder’in programda, yerel seçimler ve CHP’deki “değişim” tartışmalarına ve Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin yaptığı değerlendirmelerden öne çıkan bölümler şöyle:

“Kemal Bey’in bir yaklaşımını çok kıymetli buldum, halen de kıymetli buluyorum sürece olan yaklaşımını. Tartışmaları biliyorum, bu gizli protokol vesaire falan bütün bunları bilerek söylüyorum. Kemal Bey, ilk defa CHP kadroları içerisinde bugüne kadar statükonun, hani gece aklına gelse şeytan vesvese soktu diyebileceği, birçok alana bugüne kadar hiçbir CHP kadrosunda görmediğimiz cesur ve kararlı bir yaklaşım sergiledi, en azından teşebbüs etti.

Bir yenilgi üzerinden sadece skor üzerinden bir siyaseti mahkûm etmeyi doğru bulmuyorum. Dolayısıyla Eğer CHP yüzünü sola dönecekse bir sağ muhalefetle savcılık yapmaya çalışarak yol alınamayacağını yeterince deneyimlediğimizi düşünüyorum. Ama sağ tabandaki yoksulları sol politikalarla cezbedebiliriz, ikna edebiliriz, bizi görmelerini sağlayabiliriz.

Olabilecek piyasada sağcı kalmadı. Kemal Bey’in çabalarını mahkûm eden bir yerden konuşmuyorum, olumluyorum tersine ama artık bu deneyimi yaşadık. Bence kendi içindeki sağcılardan da bu süreci arındırarak, sol bir anlayışla, halkçı bir anlayışla ve adaylarla ve süreçlerle yaklaşırlarsa tabii ki her şey yeniden değerlendirir.

Âmâ ben bunu bir kişisel görüş olarak söylüyorum yani partimizin resmi görüşünü söylemeye mezun değilim daha bu süreç bitmedi de… Tartışıyoruz, tartışacağız.

Anlatmaya çalıştığım şu: Davutoğlu’nu ya da Temel Bey’i ya da Ümit Özdağ’ı bunları bir araya toplayarak oy toplayamazsınız. Taleplerinizle programınızla oy toplarsınız. Bunlar süreç bittikten sonra ortaya çıktı ki birçoğu riyakâr yaklaşıyor. Dolayısıyla bunu yaşadık, gördük… Artık ikinci kez aynı havuzda çimmeye gerek yok. Yeni bir enerji ile, yeni bir gayretle hareket etmek gerek. Eğer bu örülebilirse bence büyük sonuç alınır ama bu yapılabilir mi? Yaşayacağız, göreceğiz.

Olmalı. Yani muhtemelen partimiz ve ittifakımız belli tartışma süreçlerini bir an önce bitirip bir yerel yönetim çalıştayı düzenleyecekler ve bunu alışıldık kadroları aşan bir genişlikle yapacaklar diye düşünüyorum. Buna bir arama çalışmaları da diyebiliriz, konferansları da diyebiliriz.

Buradan ortaya çok verimli sonuçlar çıkacağını düşünüyorum. İnsanların değil programların ve yaklaşımların tartışıldığı ve belli manifestoların oluşturduğu bir şey olmalı ya da olacak gibi duruyor o zaman falanca müteahhit, filanca lobinin adamı falan filanca grubun temsilcisi aralığından çıkaracağız bir program ortaya çıkacak, bakalım süreç ne gösterecek.”

Paylaşın

Milyonlarca Yurttaş “Tatil Ve Dinlenme” Hakkını Kullanamıyor

Tüketicilerin tatil tercihlerine ilişkin yaptığı kamuoyu araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Tüketicinin Nabzı Çalışma Grubu Başkanı Yunus Emre Bitmez, “Geçtiğimiz yıl tatile gidemeyenlerin sayısı, bu yıl daha da arttı” dedi.

Elde edilen verilerin ülke ekonomisindeki olumsuzluğun etkisini gösterdiğini söyleyen Bitmez, “Tüketiciler zorunlu gereksinimlerini karşılamak için çabalamakta, enflasyon ve kurdaki artış nedeniyle tatile çıkmak, çok sayıdaki tüketici için hayale dönüşmüş bulunmaktadır.

Oysaki tatil ve dinlenme, her çalışan için Anayasal bir haktır. Anayasa’nın 50. maddesinde, ‘dinlenmek, çalışanlar için haktır’ düzenlemesi ile buna işaret edilmektedir. Milyonlarca yurttaşın Anayasal hakkını kullanamıyor olması, yaygın bir hak ihlâli niteliğindedir.” ifadelerini kullandı.

Tüketici Birliği Federasyonu (TBF), tüketicilerin tatil tercihlerine ilişkin yaptığı kamuoyu araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Tüketici Birliği Federasyonu Tüketicinin Nabzı Çalışma Grubu tarafından yapılan “Gemliğe doğru” adlı araştırmaya göre, 2022 yılında tatile gidemeyecek durumda olan tüketicilerin oranı yüzde 60,90 iken, 2023 yılındaki araştırmada bu oran yüzde 61,18’e çıktı.

Tatil için yeterli bütçesi olmadığın belirten tüketicilerin oranı bu yıl yüzde 2 artarak yüzde 71,76’ya yükseldi. Bu oran 2022 yılında yüzde 69,70 olarak ölçülmüştü.

Bu yıl tatilini yurt dışında geçirmeyi planlayanların sayısı da azaldı. Geçen yıl yurt dışında tatil planlanlayanların oranı yüzde 41 iken, 2023 yılında bu oran yüzde 3,13’e geriledi.

“Tatile gidemeyenlerin sayısı, bu yıl daha da arttı”

Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Tüketicinin Nabzı Çalışma Grubu Başkanı Yunus Emre Bitmez, “Geçtiğimiz yıl tatile gidemeyenlerin sayısı, bu yıl daha da arttı” dedi. Elde edilen verilerin ülke ekonomisindeki olumsuzluğun etkisini gösterdiğini söyleyen Bitmez şöyle konuştu:

“Tüketiciler zorunlu gereksinimlerini karşılamak için çabalamakta, enflasyon ve kurdaki artış nedeniyle tatile çıkmak, çok sayıdaki tüketici için hayale dönüşmüş bulunmaktadır. Oysaki tatil ve dinlenme, her çalışan için Anayasal bir haktır. Anayasa’nın 50. maddesinde, ‘dinlenmek, çalışanlar için haktır’ düzenlemesi ile buna işaret edilmektedir. Milyonlarca yurttaşın Anayasal hakkını kullanamıyor olması, yaygın bir hak ihlâli niteliğindedir.”

Tüketici Birliği Federasyonu geçen yıl da “Yaşasın tatil mi?” araştırmasıyla tüketicilerin tatil eğilimleriyle ilgili bir araştırma yapmıştı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP’li Hamzaçebi: Kılıçdaroğlu Partinin Önünü Açmalı

“Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen görev partinin önünü açmasıdır” paylaşıma açıklık getiren CHP’li Akif Hamzaçebi, “Kurultayda aday olmadığını açıklaması bunun bir yoludur. İl ve ilçe kongrelerine genel merkezin ve belediyelerin müdahale etmemesi bunun diğer yoludur. Örgütün özgürce seçtiği delegelerle kurultayda adil bir yarış yapılır” dedi ve ekledi:

“Partide genel başkan değişimini Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yapmak en son tercih edeceğim şeydir. Bunu kırmadan, dökmeden yapmak lazım. Partide ilerisi için ne yapacaksak bunu Kılıçdaroğlu’na rağmen değil Kılıçdaroğlu ile planlamalıyız.”

Son seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) liste dışı bırakılan eski İstanbul Milletvekili ve Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’a açıklamalarda bulundu. Hamzaçebi’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Başta CHP’yi ilgilendiren pek çok tartışmayı beraberinde getiren seçim sonuçlarını nasıl okuyorsunuz?

“Genel Merkez, sonucu başarısızlık olarak görmüyor. Kılıçdaroğlu’nun aldığı yüzde 48’lik oy için “Fena değil, hatta iyi, cumhurbaşkanlığını kıl payı kaçırdık” deniliyor. Bir kere bu tamamen yanlış. Sayın Erdoğan bugüne kadar üç cumhurbaşkanlığı seçimine girdi, üçünde de yüzde 52 oyla Cumhurbaşkanı seçildi. Muhalefet adaylarının her üç seçimde aldığı oyların toplamı da her üç seçimde yüzde 48 oldu.

Durumu daha çarpıcı kılan ise AK Parti’nin oyu düşerken Erdoğan’ın oyunun azalmaması. CHP’nin oy oranı ise 2011’den 2023’e pek değişmemiş, yüzde 25 civarında kalmış. Son seçimlerde 4 siyasi parti CHP listelerinden seçime girmiş olmasına rağmen Sayın Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olarak girdiği ilk seçim olan 2011 seviyesinin 0.5 puan altında oy almışız.

Durum böyle olduğu halde seçim sonucunu başarı olarak değerlendirmek Erdoğan iktidarını tahkim etmekten başka bir şey değildir. Ana muhalefet partisi için başarının tek bir ölçüsü vardır; iktidar olmak. CHP’yi sıkışıp kaldığı yüzde 25’lik banttan yukarı çekemediğimiz sürece bugün Kılıçdaroğlu, yarın Ahmet, Mehmet; CHP Genel Başkanı kim olursa olsun adaylar Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hep kaybedecektir. CHP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanabilmesi için oy oranının yüzde 30 seviyesinin üzerine çıkarılması şarttır.

Şimdi Türkiye’yi bu açmazdan kurtarmak, CHP’yi kadro partisi değil, Cumhuriyetimizin temel değerlerini referans alan kitle partisi yapmak; kimlik ve her türlü değerler üzerinden yaratılan kutuplaşmayı sona erdirmek; özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve dayanışma gibi evrensel değerlere yaslanarak iktidara taşımak için yola çıkmanın zamanı geldi. Bu büyük hedefe değişim, yenilenme gibi laflarla ulaşılmaz. Bunlar zaman kaybıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘İdare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamazlar’.”

Bu durumda değişim ve yenilenme gibi kavramları yetersiz, karşılıksız mı buluyorsunuz?

“Evet. Değişim kavramını yüzeysel bulduğumu ifade etmek isterim. Yenilenme de bana bir şey ifade etmiyor. MYK ve danışman değişiklikleri derde deva değildir. Kurultayda Parti Meclisi ve sonrasında MYK değişikliğine gidilecek olması, tüzük değişikliği gibi hususlar da temeldeki sorunu çözmez. Bu adımlarla parti bir santim ileri gitmez. Seçmen de bu adımları asla ve asla yeterli görmeyecektir.

Türkiye’de 21 senelik AK Parti iktidarından sonra bir AK Parti eliti ve buna eklemlenmiş kadrolar oluştu. Bu çerçevede Türkiye’de CHP açısından politik sınırlar, geleneksel sosyal sınıflar arasında değil, AK Parti iktidarlarının kazananları ve kaybedenleri arasında çizilmek zorundadır. Üçüncü Yol, CHP’yi klasik orta sınıfın değil, yalnız emek kesiminin değil AK Parti iktidarları döneminde kaybeden tüm kesimlerin, yani neoliberal politikaların kaybettirdiklerinin partisi yapma iddiasındadır.”

Üçüncü Yol tarifinizin başka ne gibi farklı politika önerileri var?

“Türkiye’de seçimlerin sonucunun belirlenmesinde kent yoksulları dediğimiz kitle büyük bir role sahip. Köylü ve esnaf kesiminin siyasi tercihlerini değiştirmek kolay değildir. Ama kent yoksulları için aynı şeyi diyemem. AK Parti, 21 yıllık iktidarı boyunca kentin artan rantının bir kısmını imar ve gecekondu afları ile bu kesime aktararak mutlu etmesini bildi.

Türkiye’de demokrasiyi bütün kurumlarıyla taşıyacak büyüklükte bir orta sınıfın olmaması bu kesimin önemini artırıyor. Bu kitlenin siyasi tercihlerini ekonomik vaatlerle değiştirmenin imkanı yok. Orta sınıf siyaseti ile bu kitleyi kazanamayız. Başta biraz önce söylediğim dış politika alanlarındaki politika değişiklikleri ve terör örgütleriyle mücadelenin kararlı bir şekilde devam edeceği vurgusu ve izlenecek politikalar bu kesimlerin siyasi tercihlerinde değişikliklere yol açacaktır.

Elbette ki kent yoksullarının güvenceli işlerde istihdamı, artan milli gelirden yeterli payı almaları sürekli bir politika olarak uygulanacaktır. Refah artışı orta ve uzun vadede bu kitlenin siyasi tercihini kendiliğinden değiştirecektir.”

“Sayın Kılıçdaroğlu’na düşen görev partinin önünü açmasıdır” ifadesini kullandığınız bir paylaşımınız var. Kılıçdaroğlu ne yapmalı partinin önünü açmak için?

“Kurultayda aday olmadığını açıklaması bunun bir yoludur. İl ve ilçe kongrelerine genel merkezin ve belediyelerin müdahale etmemesi bunun diğer yoludur. Örgütün özgürce seçtiği delegelerle kurultayda adil bir yarış yapılır. Partide genel başkan değişimini Sayın Kılıçdaroğlu’na rağmen yapmak en son tercih edeceğim şeydir. Bunu kırmadan, dökmeden yapmak lazım. Partide ilerisi için ne yapacaksak bunu Kılıçdaroğlu’na rağmen değil Kılıçdaroğlu ile planlamalıyız.”

“Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı yıpratır”

CHP Genel Başkan adaylığı için adı en çok geçen isim Ekrem İmamoğlu. Ancak yaklaşan, zorlu bir yerel seçim var. Sizce İmamoğlu ne yapmalı?

“Sayın İmamoğlu başarılı bir büyükşehir belediye başkanımızdır. Doğru olan bu görevine devam etmesidir. Bu aşamada genel başkan adaylığı siyasette onu yıpratır. Doğru bulmam.

Devam eden tüm tartışmaları düşündüğümüzde “CHP kongresine giderken taraflar netleşiyor ya da en azından pozisyon alınıyor” yorumunu yapmak yanlış olmaz sanırım. Siz kıdemli bir partili olarak kendinizi nerede tarif ediyorsunuz?

Ben partimden yanayım. Değişim, yenilenme gibi laflarla zaman kaybedilmemelidir. Cumhuriyet Halk Partisi örgütü sağduyu sahibidir, öngörülüdür. Onların da farklı düşündüğünü sanmıyorum. Üçüncü Yol dediğim şey bu sessiz çoğunluğun sesidir.”

Paylaşın