Kılıçdaroğlu: Çaldığınız Servetin Esiriyseniz, Ülkeyi Yönetemezsiniz

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Biriktirdiğiniz veya çaldığınız servetin esiriyseniz, siz ülkeyi yönetemezsiniz. Çaldıkları ve biriktirdikleri servet var. Servetlerin büyük bir kısmı yurt dışında ve şimdi ülkeyi yönetemiyorlar. O yüzden soru şu: Bütün bunların karşılığına baktığımızda Erdoğan hükümeti kimlere hizmet ediyor?” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Vatandaşa hizmet etmediği açık. Zamlardan, vergilerden zaten açık. O zaman kime hizmet ediyor? Saydım bir daha sayayım. Dolarla ihale alanlara hizmet ediyor. Dolarla fiyat garantisi alanlara da hizmet ediliyor. Dolarla devlete borç verenler… Bunlar da tabii paralarının karşılığını, faizini dolar olarak alıyor. Kur korumalı mevduat… Az önce söyledim. 117,5 milyar liralık bir para ödendi. Ayrıca yurt dışından aldıkları krediler var. Özel sektörün, bazılarının. Aldığı kredilere verilen Hazine garantisi var.”

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Çünkü yurt dışındaki borç para verenler, firmaya güvenmiyor. O garanti de veriliyor bunlara. Başkasının kefaletini Hazine’nin sırtına yıkıyorsunuz. Bu da bizim ülkemizde ilklerden birisidir. Bütün bunların dışında yurt dışındaki enflasyonu da getirip 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. Bu tabloda şunu görüyorsunuz. İki farklı Türkiye var. Sarayın Türkiye’si, vatandaşın Türkiye’si” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının sonunda ise, Vicdanı olan, ahlakı, erdemi olan, namusu olan herkes soruyorum. Bu kadar büyük bir olayı 21. Yüzyılın Türkiye’sinde nasıl görmezden gelebiliriz? Yargının çürüdüğü bir ortamı, bu kadar somut anlatan başka bir örnek var mıdır? Çağırıyorsun, tehdit ediyorsun, karar vereceksin diyorsun, dosya tamam değil diyor.

Olsun, dosya tamam olmasa bile firma lehine karar vereceksin diyor. Bunlar bedava mı yapılıyor? Eğer rüşvet, yargıya kadar gittiyse, HSK bütün bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin kaynağı haline gelmişse Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. Ne ekonomi ne ahlak ne erdem düzelmez. Çürüme nerede? Açık ve net söylüyorum: Çürüme sarayda. Neron Roma’yı yaktı; Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor.” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Dünya kadar sorunumuz var ama bu sorunlar sadece bugüne özgü değil. Tarihimize baktığınızda o tarihlerde de ciddi sorunlar vardı ama o sorunlar, akılla, bilgiyle, birikimle ve güçlü bir iradeyle yenildi.

O sorunlardan birisi de Osmanlı’nın yıkılışı ve yıkılan bir imparatorluktan genç bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkmasıydı ve bu genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Lozan’da bütün egemen güçlere karşı mücadelesini verdi; büyük bir başarının altına imza attı ve Türkiye’nin bağımsızlığını bütün dünyaya duyurdu ve onaylattı. Dolayısıyla biz, Lozan’ın 100. Yılında bu büyük başarıya imza atan ve aramızda olmayan bütün kahramanlara, devletin bütün yöneticilerine başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere hepsine şükran borçluyuz.

Onlar, bir tarih yazdılar ama kulaklarımıza küpe olsun diye rahmetli İsmet İnönü 15 Ekim 1973’te TRT’de Nazmi Kal ile yaptığı bir söyleşi var. Orada rahmetli İnönü’nün anlattığı bir öykü var. ‘Batılılar Lozan’ı istemeye istemeye kabul etti diyor. Doğrudur.

Emperyal güçler, Osmanlı’yı parçalamak ve yemek istiyorlardı. Lozan’da İngiliz delegesi Lord Curzon ve Amerikan delegesi oturuyorduk. İngiliz delegesi Lord Curzon, Lozan’dan memnun ayrılmıyoruz. Hiçbir dediğimizi yaptıramadık. Harap bir memleket alıyorsunuz. Bunu imar etmeyecek misiniz? Ne ile nasıl yapacaksınız? Para bir bunda var (Amerikan delegesini işaret ederek) bir de ben de var. Geleceksiniz, para isteyeceksiniz, diz çökeceksiniz. Reddettiklerinizin hepsini cebimden çıkarıp size göstereceğim’ dedi.

Bunu hiçbir zaman unutmam diyor rahmetli İsmet İnönü. Ve unutmadı. İktidarı muhalefete devrettiği zaman da Merkez Bankası’nın kasasında 122 ton altın vardı. Dolayısıyla bugün aradan 100 yıl geçmesine karşın bugün devleti yönetenlerin kapı kapı gezip para dilendikleri bir ortamı yaşıyoruz. 100 yıl önce hangi mücadeleyi verdik; 100 yıl sonra hangi noktadayız? Bunu bizi dinleyen bütün vatandaşlarımın unutmaması gereken bir gerçek olduğunu bilmelerini isterim.

24 Temmuz aynı zamanda Basın Bayramı. Basında sansürün kaldırılışının tam 115. Yıl dönümüydü dün. Hapishanelerimizde gazeteciler var. Merdan Yanardağ şu anda hapiste. Üstelik tutuklu yani mahkum değil. Medya üzerindeki baskıları görüyoruz. Bunları yaşıyoruz. Dünyada basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 165. Sıradayız.

Bu ayıp bile hangi noktada olduğumuzu gösteriyor. Adliyelerde haber takibi yapanlar var. Bu yılın ilk 7 ayında, o haber takibi yapan gazetecilerin tam 364 kez hakim karşısına çıktığını da bilmenizi isterim. Haber takibi yapan tekrar hakim karşısına çıkıyor sorgulanmak üzere. Bu arada doğru haberlerin de engellendiğini biliyoruz. Ama medyada bir özgürlüğün olmadığını da günlük yaşamımızda da olsa görüyoruz ve yaşıyoruz.

Akbelen’de kadınlar direniyor. Köylü kadınlar direniyor. CHP Grubu’ndan Akbelen’de direnen, ormanı için, ağacı için direnen o kadınlara buradan güzel bir alkış gönderelim lütfen. İki yıldır mücadele ediyorlar. Dün güvenlik güçleri TOMA’larla engellemek istedi. Yahu neyi engelliyorsunuz? Ağacı korumak suç mu? Doğayı korumak suç mu? Onlar kendileri için değil o coğrafyada yetişen evlatları için mücadele ediyorlar. Dolayısıyla onların mücadelesi, toplumun her kesimine örnek olsun diyelim.

Dimitry Orlov’un güzel bir ‘toplumların çöküşü’ teorisi vardır. Şöyledir: Toplumların çöküşü, beş ana aşamada meydana gelir der. Birinci aşama, finansal çöküştür. Yani kurumlar borçlarını ödeyemez noktaya gelirse bir finansal çöküşle karşı karşıya kalırsınız.

İkincisi, ticari çöküştür der. Yani yerli para değerini kaybeder, paradan kaçış başlar ve yatırımcı önünü göremez; dolayısıyla ticari çöküş gündeme gelir. Üçüncüsü, politik çöküş der. Hükümet meşruiyetini ahlaki ve siyasi olarak ve yönetim kabiliyetini kaybeder. Evet ahlaki ve siyasi açıdan sorgulanan bir hükümet var. Zaten liyakat denen bir olay da Türkiye’de söz konusu değil.

Dördüncü çöküş, sosyal çöküş. Aile yapısının kökten sarsılması, boşanmaların artması, işsizliğin artması, uyuşturucu bataklığına o ülkenin sürüklenmesi, intihar vakalarının artması sosyal çöküşün habercisidir diyor. Beşincisi kültürel çöküş. Ahlaki değerlerin temelden sarsılması. Adalet duygusunun giderek zayıflaması, devleti soyanların itibarlı hale gelmesi. Savurganlığın, saygınlık olarak algılanması… bunlar da kültürel çöküşün ana parametreleridir. Toplumların çöküşünde Orlov, bunlar anlatıyor.

Haziran ayında 219 milyar lira bütçe açık verdi. Yani para yok ama harcıyorsunuz. Hazine’nin ödeyeceği kısa vadeli borç, vadesine bir yıldan daha kısa zaman kalan dış borç 207 milyar dolar. Tam bir rekor. Hem dış borcu ödeyip hem de cari işlemler açığını finanse edebilmeniz için 207 milyar doların 270 milyar dolara çıkması lazım.

Yani bir yıl içinde 270 milyar dolar para bulmanız gerekiyor. Neden gidip el etek öpüyorlar, neden düne kadar şerefsiz dediklerinin saraylarına gidip ‘yahu biz ettik sen etme, ne olursun para ver’ diye dilenenlerin arkasındaki gerçek bu. Bütün bunlara rağmen hani olur bu kadar borç olur ama Merkez Bankası’nda da paranız olur. Yok. Merkez Bankası’nda eksi 48 milyar dolar…

Merkez Bankası’nın da rezervi böyle. Bunun yanında kur korumalı mevduat var. Bu yıl ve geçen yıl 117 milyar lira para ödendi kur korumalı mevduat sahiplerine. Bunlar hem vergi ödemeyecekler hem paraları dolar bazında garanti altında. Türk lirasına güven tamamen kaybolmuş vaziyette yani ticari çöküş. Bankada hesapları olanların yüzde 67’si döviz üzerinden tutuyor parasını.

Türkiye’nin hangi noktaya geldiğini üç görüşle ifade edeceğim. Bir, diyor ki Türkiye ‘Sana borcumun anaparasını ödeyemiyorum. Param yok. Sana anaparayı ödemek için bana borç ver.’ İki, ‘Senden aldığım borcun faizini de ödeyemiyorum. Param yok. Anapara dışında faizini de ödemem için bana borç ver.’ Üç, ‘Ayrıca bütçede açığım var. Bu açığı kapatmam için de bana borç para ver.’ Lozan dedik, rahmetli İsmet İnönü dedik. Lord Curzon’un ‘geleceksin Türkiye’yi imar etmek için, fakir fukara bir ülkesin, ben o zaman cebime koyduklarımı senin önüne koyacağım…’ Türkiye’nin geldiği nokta budur.

Vatandaş icra dairelerinde… -Oradan da bir rakam vereyim. Geçen yılın 1 Ocak’la 22 Temmuz arasında geçen yılla aynı döneme baktığınızda icra dosyalarındaki artış, yüzde 63. İnsanlar icradan kaçınmak için adreslerini de değiştiriyorlar. Vatandaş maalesef borç batağında. Tek kişilik hükümet kuruldu. Yetkiyi aldı ve bu tabloyu değiştirmek istiyor. Bir, ne yapmam lazım diyor? Yeni vergiler getirmem lazım diyor. Mükerrer vergiler dahil. İnsafsız zamlar… Onun dışında bir şey yapılmadı.

Bunun için TBMM’ye bir ek bütçe getirdiler. 1.1 trilyon liralık bir bütçe. Saygın bir yatırım kuruluşu var. Bu bütçede bir hesaplama yapıyor. Diyor ki, ‘Zamlar ve ek vergilerden gelecek paranın tutarı, 265 milyar liradır.’ Oysa Mayıs’tan Haziran’a yani bir ayda devletin borcu tam 900 milyar lira arttı. Mayıs’tan Haziran’a dövizdeki oynama nedeniyle devletin borcu 900 milyar lira arttı. Devletin yönetilmediğini artık hepimiz biliyoruz. Biz borç para vermek isteyenler de bu gerçeği biliyor. O nedenle diyorlar ki, ‘Limanları vereceksin bana. Arsaları arazileri vereceksin bana.

Ben çalıştıracağım.’ O zaman sana borç veririm diyor. Bu, devleti yönetememenin gerçek bir tablosudur. Akaryakıt zamları, vatandaşın cebinden çalınan paradır. Bu gerçeği, hiç kimsenin unutmaması lazım. O nedenle biz, yapılan uygulamayı bir ekonomik soykırım olarak tanımlıyoruz. 85 milyonu bir avuç kişiye hizmet eder hale getirmek, bizim kabul edeceğimiz bir şey değildir. Dikkat ederseniz alınan önlemler arasında saray harcamaları dolayısıyla bir israf genelgesi yok. Sarayda her şey mükemmel.

Hiç kimse biriktirdiği veya çaldığı servetin esiri olmamalıdır. Biriktirdiğiniz veya çaldığınız servetin esiriyseniz, siz ülkeyi yönetemezsiniz. Çaldıkları ve biriktirdikleri servet var. Servetlerin büyük bir kısmı yurt dışında ve şimdi ülkeyi yönetemiyorlar.

O yüzden soru şu: Bütün bunların karşılığına baktığımızda Erdoğan hükümeti kimlere hizmet ediyor? Vatandaşa hizmet etmediği açık. Zamlardan, vergilerden zaten açık. O zaman kime hizmet ediyor? Saydım bir daha sayayım. Dolarla ihale alanlara hizmet ediyor. Dolarla fiyat garantisi alanlara da hizmet ediliyor. Dolarla devlete borç verenler… Bunlar da tabii paralarının karşılığını, faizini dolar olarak alıyor. Kur korumalı mevduat… Az önce söyledim. 117,5 milyar liralık bir para ödendi.

Ayrıca yurt dışından aldıkları krediler var. Özel sektörün, bazılarının. Aldığı kredilere verilen Hazine garantisi var. Çünkü yurt dışındaki borç para verenler, firmaya güvenmiyor. O garanti de veriliyor bunlara. Başkasının kefaletini Hazine’nin sırtına yıkıyorsunuz. Bu da bizim ülkemizde ilklerden birisidir. Bütün bunların dışında yurt dışındaki enflasyonu da getirip 85 milyonun sırtına yıkıyorsunuz. Bu tabloda şunu görüyorsunuz. İki farklı Türkiye var. Sarayın Türkiye’si, vatandaşın Türkiye’si.

Sarayın Türkiye’sine bakalım. Kimler var burada? Erdoğan ailesi var. Beşli çeteler var. Dört beş yerden aylık maaş alanlar var. İhale takipçileri var. Rüşvet alan büyükelçiler var. Ayda 10 bin dolar rüşvet alan siyasetçiler var. Rüşvet alanları meşrulaştıranların tamamı sarayın Türkiye’sinde. Sarayın Türkiye’sinde yaşayanların kira derdi diye bir şeyleri yok.

Elektrik parası, doğalgaz parası, yakıt parası diye bir dertleri yok. Sarayın Türkiye’sinde asla ve asla işsizlik diye bir dert yok. Herkes malı götürmekle meşgul. Sarayın Türkiye’sinde oturanlar, vatandaşın kanına ekmek doğrayanlardır. Onların alın terini sömürenlerdir. Ev sahibiyle, kiracılar arasında kavgalar oldu, cinayetler işlendi. İktidar sahipleri gördüler mi kiralardaki artışları? Görmediler. Çünkü, sarayın Türkiye’sinde kira yok. Vatandaşın Türkiye’sini hepiniz biliyorsunuz.

Devletin hazinesini düzeltmek istiyorsanız bu soyguna son vereceksiniz. Akıl var, mantık var, bilgi var, adalet var, dolarla verdiğin garantilerin tamamını Türk lirasına çevireceksin kardeşim bu kadar açık. Tasarruf yapacaksan vatandaştan değil, saraydan başlayacaksın. Genelge çıkaracaksan saraydan çıkaracaksın.

Bütün bunların temelinde adaletsizlik yatıyor. Adaleti dağıtan organın adına da biz, mahkeme diyoruz. Hakim, hukukun üstünlüğü ve vicdani kanaatine göre karar verir. Barış Terkoğlu, 10 Temmuz’da bir yazı yazdı Cumhuriyet gazetesinde. Yargıdaki bozulmayı anlattı ve o yazı karşısında bekledi ki Adalet Bakanlığı ya da Hakimler Savcılar Kurulu’ndan bir açıklama gelir ‘ya böyle bir şey yoktur’ denir. Ama bu çok önemli bir yazı ve bu yazı şu anda adeta sahipsiz. Bu yazıda, yazılanları soru haline getirdim. Bu soruları arkadaşlar bir sorsunlar bakalım. Sorular şu:

Önceki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Daire Başkanı Halil Koç ve Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, seçimlerden önce nisan ayında İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi Başkanı Ramazan Acar’ı Ankara’ya kendisiyle görüşmek üzere çağırdılar mı, çağırmadılar mı?

Ankara’da yapılan görüşmede Halil Koç ve Hasan Yılmaz, Mahkeme Başkanı Hasan Acar’ı tehdit etti mi, etmedi mi? Tehdit gerekçesi de şu: Elinde bir dava var. Davanın mutlak bir şekilde firma lehine sonuçlanması lazım. O yüzden 3 Mayıs’taki duruşmada mutlaka karar vermenizi istiyoruz. Dava dosyasının karar aşamasına gelmemiş olmasının hiçbir önemi yok diyor. Sen karar ver, gerisini bize bırak diyorlar. Bu nasıl bir anlayıştır? Nasıl bir soygun düzenidir?

Yine aynı şekilde ilgili firma lehine karar verilmesi için İstanbul Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi Başkan ve üyelerine baskıda bulundu mu, bulunmadı mı?

Yeni Adalet Bakanı’nın atanmasına bir gün kala 1 Haziran 2023 tarihinde Adalet Bakan Yardımcısı Hasan Yılmaz, Hakimler Savcılar Kurulu Birinci Dairesi’ne gidip davanın mutlak bir şekilde firma lehine sonuçlanması gerektiğini, mahkeme heyetinin arıza çıkararak duruşmayı ertelettiğini söyleyerek, heyetteki arıza çıkaranların yerine yeni heyet atanması gerektiğini söyledi mi, söylemedi mi?

3 Mayıs 2023. Bu duruşmada bütün baskılara rağmen karar verilmemiş olması nedeniyle, hakim iradesini sarayın ipoteğine vermemiş bir insan. Hakim diyor ki daha henüz dosya tamamlanmadı, karar vermiyorum. Mahkeme başkanı ve üyesi talepleri de olmamasına rağmen kararname öncesi alelacele başka mahkemelere sürüldü mü, sürülmedi mi? Yine kararname dışı, yerlerine başka hakim atandı mı, atanmadı mı?

İstanbul 10. Ticaret Mahkemesi’ne yeni atanan hakimler istenen şekilde, firma lehine karar verdi mi, vermedi mi?

“Neron Roma’yı yaktı, Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor”

Vicdanı olan, ahlakı, erdemi olan, namusu olan herkes soruyorum. Bu kadar büyük bir olayı 21. Yüzyılın Türkiye’sinde nasıl görmezden gelebiliriz? Yargının çürüdüğü bir ortamı, bu kadar somut anlatan başka bir örnek var mıdır? Çağırıyorsun, tehdit ediyorsun, karar vereceksin diyorsun, dosya tamam değil diyor. Olsun, dosya tamam olmasa bile firma lehine karar vereceksin diyor.

Bunlar bedava mı yapılıyor? Eğer rüşvet, yargıya kadar gittiyse, HSK bütün bu hukuksuzlukların, adaletsizliklerin kaynağı haline gelmişse Türkiye’de hiçbir şey düzelmez. Ne ekonomi ne ahlak ne erdem düzelmez. Çürüme nerede? Açık ve net söylüyorum: Çürüme sarayda. Neron Roma’yı yaktı; Erdoğan da Türkiye’yi yakıyor.”

Paylaşın

İkinci El Araç Satışları İçin Yeni Önlem Geliyor!

Hem kurumların hem de şahısların yaptığı 2. el araç satışlarında, 6 ay ve 6 bin kilometre şartı aranacak. Bu kapsamda, bu 2 şart sağlanmadan 2. el araç satışı yapılamayacak.

2. el araç sektörü kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Türkiye Noterler Birliği ve Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda bir bilgisayar yazılımı hazırlanıyor. Bu yazılım sayesinde, araç devir işlemleri sırasında, ‘6+6’ düzenlemesinin takibi yapılabilecek.

Ticaret Bakanlığı geçen haftalarda, 2. el araç ilan fiyatlarının, sıfırı araç fiyatlarını geçemeyeceğine yönelik bir düzenleme hazırladı. Bakanlık aynı günlerde, 2022’de çıkarılan ve kamuoyunda ‘6+6’ olarak anılan ikinci el araç düzenlemesinde de güncellemeye gitti.

Habertürk’ün haberine göre, hem kurumların hem de şahısların yaptığı 2. el araç satışlarında, 6 ay ve 6 bin kilometre şartı aranacak. Bu kapsamda, bu 2 şart sağlanmadan 2. el araç satışı yapılamayacak.

Her iki düzenlemenin ortak amacı, 2. elde vergisiz kazancı ortadan kaldırarak, otomobilin bir yatırım aracı olarak görülmesini engellemek olarak açıklanabilir.

Fakat, her ne kadar ilan sitelerinde düzenlemeye aykırı 2. el araç ilanı sayısı 20 binden 7 bin adede düşse de araçların devir işlemlerinin yapıldığı noterler ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmuyor.

Dolayısı ile, ilan fiyatı sıfır kilometre araçtan düşük olan bir 2. el bir aracın, noterde sıfır kilometre araçtan daha pahalı olacak şekilde devrinin yapılmasını engelleyecek bir durumun olmadığı söylenebilir.

Bilgisayar yazılımı hazırlanıyor

2. el araç sektörü kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Türkiye Noterler Birliği ve Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda bir bilgisayar yazılımı hazırlanıyor.

Bu yazılım sayesinde, araç devir işlemleri sırasında, ‘6+6’ düzenlemesinin takibi yapılabilecek. Ayrıca, kişilerin bir yıl içerisinde yaptıkları satışlarda noterler tarafından görülecek ve gerekirse araç satış işlemi engellenecek.

Yani özetle, ikinci el araç piyasasına yönelik yapılan uygulamaların tümüne aykırı durumlar noterler tarafından anında görülerek araç devir işlemleri gerek görüldüğü durumlarda yapılmayacak.

Hazırlanan yazılımın Ağustos ayı başında devreye alınmasını planlandığını da aktaralım. Sektör kaynakları, söz konusu yazılımın detaylarının önümüzdeki günlerde yapılacak resmi açıklama ile netleşeceğini aktardı.

Paylaşın

Suça Sürüklenen Çocuk Sayısı Yüzde 370 Arttı

Çocukların suça sürüklenme oranlarında her geçen gün artış yaşandığını belirten Elazığ Çözüm Kültür Derneği Başkanı avukat Bülent Seçkin Düztaş, “Çocuklar arasındaki bu suç artışının yüzde 370 gibi muazzam yüksek bir rakama çıktığı görülüyor” dedi ve ekledi:

“Bunun aslında önlenmesi için rehabilitasyon programlarının yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bazı televizyon programlarının hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz. Belki de en önemlisi şu anda sosyal medya üzerinde gençlerin yoğunluklu bulundukları, etkileşim sağlayacak, bazı çocukların suça sürüklenmesini önleyici programların yapılmasını düşünüyoruz.”

Bülent Seçkin Düztaş, açıklamasının devamında, “Genç çocuk ve küçük olarak kabul edilen çocukların cezasızlık veya cezalarının az olması dolayısıyla, bazı aile bireylerinin işlediği veya işlemesi muhtemel suçları çocuklar üzerinden onlara yaptırdıkları da maalesef hayatın bir gerçeği. Onun için bu ayrımların çok net bir şekilde ortaya konması gerekir. Çocukların işledikleri fiiliyatın suç olduğunun çok açık bir şekilde anlayabilmeleri lazım.

Bunu anlayabildikten sonra da neticede yaptıkları eylemin cezasını çekebilmeleri lazım. Tabi çocuklar cezaevine koyulsun demiyoruz ama yaptığı fiilin bir karşılığının olduğunu bu yaşta görmesi lazım. Bu yaşta görmezse zaten ‘ileriki yaşlarda da ceza almıyoruz’ düşüncesiyle çocuk yaşta suç işleyenlerin, yetişkinlik dönemlerinde de suç işledikleri açıkça ortaya konmuştur. Bu tedbirlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Elazığ Çözüm Kültür Derneği Başkanı avukat Bülent Seçkin Düztaş, suça itilen çocuklar ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Bülent Seçkin Düztaş, açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

“Çocukların son yıllarda gerek TÜİK raporlarına göre gerek kendimizin gördüğü, gerek sosyal medyaya yansıyan veya basına yansıdığı kadarıyla çok yüksek oranda bir suç oranlarında artış var. Türkiye’de genel olarak suçlarda artış var, ama çocukların işlediği suçlarda daha büyük bir artış var. Örneğin TÜİK raporlarına göre 2017-2022 yılı arasında tam 2 milyon 393 bin çocuk çeşitli suçlamalarla adli kuruma götürülmüşler. Bunu Türkiye nüfusunu oranladığımız zaman neredeyse yüzde 5 gibi bir orana geliyor.

Çocuk nüfusuna oranladığınız zaman yüzde 15 gibi bir orana geliyor. Bu çok yüksek bir rakamdır. Bu çocukların büyük bir kısmı, bir sefer adli kurula gidenlerin, maalesef daha sonra bir daha gittiği görülüyor. Bunun için öncelikle bunların bir şekilde hafif veya ağır çok ayrım gözetmeden adli kurula gidecek bir suça karışmamalarını sağlamak lazım.

Bu çocukların adli kurula gidecek şekilde suçlara karışmalarının ve genellikle son yıllarda çok artış göstermesinin sebepleri arasında temelde şöyle bir değerlendirme var; sanayileşme ile birlikte kentsel nüfustaki artış ve ailelerin şehirlere göç etmesi ile birlikte şehirlerdeki ekonomik düzeyin değişmesi, gelir düzeyleri arasındaki farklılıkların artması, köydeki ataerkil toplumun şehirlere ayak uydurmada sıkıntı yaşaması.

Dış göçler, iç göçler… Yurt dışından gelen göçmenlerle iletişim haline geçmeleri, köyden kente göçün sonucunda doğan sıkıntılar, televizyon programları, sosyal medyanın yaygınlaşması ve orada bazı suç tiplerinin örgütlenmesi, suç oranlarının çocuklar arasında artırdığını göstermekte.

Çocuklar sosyal medyadan, televizyon programlarında gördükleri bazı şiddet olaylarını kendilerinin de yapabileceğini, yaptıkları takdir takdirde cezasız kalabileceğini düşündüklerinden maalesef bu suç oranını çok arttırıyor. Çocuklar arasındaki en fazla işlenen suçun özellikle yaralama olduğu görülmekte. Yaralama suçları neredeyse tüm suçların yarısından daha fazla olarak görülüyor.

Bu da dediğimiz gibi sosyal medyadaki televizyon programlarındaki şiddet içerikli programların veya videoların olmasından kaynaklı olduğunu tahmin ediyoruz. Bunun yanında özellikle Suriye’den Afganistan’dan gelen kişilerle iletişime geçilmesinin bir neticesinde de bu suç oranının çok arttığı görülüyor. Yüzdelik olarak bakıldığında çocuklar arasındaki bu suç artışının yüzde 370 gibi muazzam yüksek bir rakama çıktığı görülüyor.

Bunun aslında önlenmesi için rehabilitasyon programlarının yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bazı televizyon programlarının hazırlanması gerektiğini düşünüyoruz. Belki de en önemlisi şu anda sosyal medya üzerinde gençlerin yoğunluklu bulundukları, etkileşim sağlayacak, bazı çocukların suça sürüklenmesini önleyici programların yapılmasını düşünüyoruz.

Sosyal medyada son dönemde her şey çok hızlı tüketiliyor. Özellikle Tik Tok diye bir mecra var. Şu anda en popüler sosyal medya mecrası. Çok kısa, uzun uzadıya anlatılan programlar yok. Her şey üç beş saniyede, 10-15 saniyede olup bitiyor. Bu, çocukların algılarının zayıflamasına çok hızlı olarak her şeyi tüketmelerine sebep oluyor.

Belki eğlenceli olarak görülebilir ama bilim adamlarının yaptığı araştırmalar sonucunda suç eğilimlerinde artışlar olduğu görülüyor çünkü bazı şiddet sahnelerinin çok hızlı bir şekilde insanların beyinlerine işlediği görülüyor. Bu doğrultuda özellikle en önemlisi sosyal medya üzerinden bazı çalışmaların yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun yanında olayın sosyal medya, televizyon programları ve eğitim boyutunun dışında cezaların da caydırıcı olması gerekiyor.

“Tedbirler alınmalı”

Genç çocuk ve küçük olarak kabul edilen çocukların cezasızlık veya cezalarının az olması dolayısıyla, bazı aile bireylerinin işlediği veya işlemesi muhtemel suçları çocuklar üzerinden onlara yaptırdıkları da maalesef hayatın bir gerçeği. Onun için bu ayrımların çok net bir şekilde ortaya konması gerekir. Çocukların işledikleri fiiliyatın suç olduğunun çok açık bir şekilde anlayabilmeleri lazım.

Bunu anlayabildikten sonra da neticede yaptıkları eylemin cezasını çekebilmeleri lazım. Tabi çocuklar cezaevine koyulsun demiyoruz ama yaptığı fiilin bir karşılığının olduğunu bu yaşta görmesi lazım. Bu yaşta görmezse zaten ‘ileriki yaşlarda da ceza almıyoruz’ düşüncesiyle çocuk yaşta suç işleyenlerin, yetişkinlik dönemlerinde de suç işledikleri açıkça ortaya konmuştur. Bu tedbirlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz.”

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “Enflasyonla Mücadelemiz Sürüyor” Mesajı

Merkez Bankası’nın kredilere ilişkin aldığı kararlarını değerlendiren Bakan Mehmet Şimşek, alınan kararların enflasyonu düşürmek ve cari açığı azaltmaya yönelik olduğunu belirtti.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) yeni “seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma” kararları aldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemizin ödemeler dengesini iyileştirme, kamu açıklarını azaltma ve enflasyonu düşürme amacı doğrultusunda tedbir almaya ve uygulamaya devam ediyoruz. Merkez Bankası’nın bugün açıkladığı kararlar cari açığı azaltmaya ve enflasyonu orta vadede düşürmeye yöneliktir. Sınırlı kaynaklarımızı ihracata ve yatırımlara kanalize etmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Merkez Bankası’nın kararları

Kredi büyümesine göre menkul kıymet tesisi kapsamında yüzde 3 olan TL ticari krediler için aylık büyüme sınırının yüzde 2,5 olarak belirlenmesine karar verildi. İhracat, yatırım, tarım ve esnaf kredileri bu sınırlandırmanın dışında tutuldu.

Piyasa mekanizmasının işlevselliğini artırmak için, faiz oranına göre menkul kıymet tesisi uygulaması sadeleştirildi. İhracat ve yatırım kredileri hariç TL ticari kredilerde birinci kademe kaldırılarak faiz sınırının tek kademe olarak uygulanmasına karar verildi.

Ayrıca taşıt kredilerinde yüzde 3 olan büyüme sınırının yüzde 2 olarak belirlenmesine, ihtiyaç kredilerinde değişikliğe gidilmeyerek yüzde 3 sınırının korunmasına karar verildi. Enflasyonun kontrolü ve iç talebin dengelenmesi kapsamında kredi kartı nakit kullanımlarına ve kredili mevduat hesaplarına uygulanan aylık azami faiz oranı yüzde 2,89’a yükseltildi.

Deprem bölgesi için istisna

İhracat ve yatırım kredileri ile deprem bölgesine yönelik krediler Merkez Bankasının kredileri sınırlandırıcı tüm tedbirlerinin dışında tutuldu.

Para Politikası Kurulu bu adımların yanı sıra, ihracatçıların finansmana erişimini desteklemek amacıyla reeskont kredilerinin günlük limitini 1,5 milyar TL’ye yükseltti. Ayrıca Reeskont kredilerinde KOBİ payının artırılmasına ve kullandırımlarda ihracat artış performansının dikkate alınmasına karar verildi.

Reeskont kredilerine erişim şartları da kolaylaştırıldı. Reeskont kredisi kullanımında yüzde 30 ilave ihracat bedeli satış koşulu kaldırıldı ve reeskont kredi vadesi boyunca verilen döviz almama taahhüdünden, ithalat ödemeleri kapsamındaki döviz alımları istisna tutuldu.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 20 Temmuz tarihli toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 15’ten yüzde 17,5 düzeyine yükseltmişti.

Toplantıda faiz artırımının yanı sıra, parasal sıkılaştırma sürecini destekleyecek seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma kararları da alınmıştı. Merkez Bankası bu çerçevede bir gün sonra bankalara kur korumalı mevduat hesapları için yüzde 15 zorunlu karşılık getirmişti.

Paylaşın

Merkez Bankası, Yeni “Sıkılaştırma” Kararlarını Duyurdu

20 Temmuz’da politika faizini yüzde 15’ten yüzde 17,5 düzeyine yükselten Merkez Bankası yeni “seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma” kararlarını kamuoyuna duyurdu. 

İhracat ve yatırım kredileri ile deprem bölgesine yönelik krediler Merkez Bankasının kredileri sınırlandırıcı tüm tedbirlerinin dışında tutuldu. İhracat ve yatırım kredileri hariç TL ticari kredilerde birinci kademe kaldırılarak faiz sınırının tek kademe olarak uygulanmasına da karar verildi.

Merkez Bankası, bu adımların yanı sıra, ihracatçıların finansmana erişimini desteklemek amacıyla reeskont kredilerinin günlük limitini 1,5 milyar TL’ye yükseltti. Reeskont kredilerine erişim şartları da kolaylaştırıldı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK) yeni “seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma” kararları aldı.

Kredi büyümesine göre menkul kıymet tesisi kapsamında yüzde 3 olan TL ticari krediler için aylık büyüme sınırının yüzde 2,5 olarak belirlenmesine karar verildi. İhracat, yatırım, tarım ve esnaf kredileri bu sınırlandırmanın dışında tutuldu.

Piyasa mekanizmasının işlevselliğini artırmak için, faiz oranına göre menkul kıymet tesisi uygulaması sadeleştirildi. İhracat ve yatırım kredileri hariç TL ticari kredilerde birinci kademe kaldırılarak faiz sınırının tek kademe olarak uygulanmasına karar verildi.

Ayrıca taşıt kredilerinde yüzde 3 olan büyüme sınırının yüzde 2 olarak belirlenmesine, ihtiyaç kredilerinde değişikliğe gidilmeyerek yüzde 3 sınırının korunmasına karar verildi. Enflasyonun kontrolü ve iç talebin dengelenmesi kapsamında kredi kartı nakit kullanımlarına ve kredili mevduat hesaplarına uygulanan aylık azami faiz oranı yüzde 2,89’a yükseltildi.

Deprem bölgesi için istisna

İhracat ve yatırım kredileri ile deprem bölgesine yönelik krediler Merkez Bankasının kredileri sınırlandırıcı tüm tedbirlerinin dışında tutuldu.

Para Politikası Kurulu bu adımların yanı sıra, ihracatçıların finansmana erişimini desteklemek amacıyla reeskont kredilerinin günlük limitini 1,5 milyar TL’ye yükseltti. Ayrıca Reeskont kredilerinde KOBİ payının artırılmasına ve kullandırımlarda ihracat artış performansının dikkate alınmasına karar verildi.

Reeskont kredilerine erişim şartları da kolaylaştırıldı. Reeskont kredisi kullanımında yüzde 30 ilave ihracat bedeli satış koşulu kaldırıldı ve reeskont kredi vadesi boyunca verilen döviz almama taahhüdünden, ithalat ödemeleri kapsamındaki döviz alımları istisna tutuldu.

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu 20 Temmuz tarihli toplantısında politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 15’ten yüzde 17,5 düzeyine yükseltmişti.

Toplantıda faiz artırımının yanı sıra, parasal sıkılaştırma sürecini destekleyecek seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma kararları da alınmıştı. Merkez Bankası bu çerçevede bir gün sonra bankalara kur korumalı mevduat hesapları için yüzde 15 zorunlu karşılık getirmişti.

Merkez Bankası’nın kredilere ilişkin aldığı kararlarını değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, alınan kararların enflasyonu düşürmek ve cari açığı azaltmaya yönelik olduğunu belirtti.

Şimşek “Ülkemizin ödemeler dengesini iyileştirme, kamu açıklarını azaltma ve enflasyonu düşürme amacı doğrultusunda tedbir almaya ve uygulamaya devam ediyoruz. Merkez Bankası’nın bugün açıkladığı kararlar cari açığı azaltmaya ve enflasyonu orta vadede düşürmeye yöneliktir. Sınırlı kaynaklarımızı ihracata ve yatırımlara kanalize etmeye devam edeceğiz.” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de 15 Yaşından Büyüklerin Yüzde 69’u Kitap Okumuyor

Türkiye’de son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üzeri fertlerin yüzde 69’unun hiç kitap okumadığı, yüzde 31,0’ının ise en az bir kitap okuduğu belirlendi. Yaş gruplarına göre kitap okuma oranlarına bakıldığında son 12 ay içerisinde okul kitapları dışında en çok kitap okuyan yaş grubu yüzde 50,9 ile 15-24 yaş aralığı oldu.

Haber Merkezi / Fertlerin yakınları ile evde veya başka bir yerde arkadaşlarıyla vakit geçirme, karşılıklı konuşma veya aktivite yapma (bir araya gelme) sıklığı incelendiğinde ise yüzde 28,7’sinin akrabalarla, yüzde 37,3’ünün de arkadaşlarla her hafta görüştüğü belirlendi.

Fertlerin akrabaları ile telefon, SMS, internet aracılığıyla (yüz yüze olmayan) görüşme sıklığı en çok olan seçenek yüzde 40,9 ile her hafta olurken arkadaşlarla ise yine her hafta yüzde 44,3 ile en yüksek görüşme sıklığı oranı oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yaşam Kalitesi Modülü 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre; fertlerin yaşadığı hanehalkının mevcut finansal durumundan; zaman geçirdikleri aile, arkadaş, komşu, iş arkadaşı gibi tanıdığı insanlarla olan kişisel ilişkilerinden; hobileri, boş zaman uğraşları, iş dışındaki aktiviteleri gibi yapmaktan hoşlandığı faaliyetler için ayırabildiği zamandan memnuniyet yüzdesi belirlenirken hiç memnun olmayanlar için ‘0’, çok memnun olanlar için ‘100’ alınarak ortalama bir değer hesaplandı.

Fertler için hanehalkının finansal durumundan memnuniyet ortalaması yüzde 46,9 iken yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerde bu değer yüzde 36,9 oldu. Kişisel ilişkilerdeki ortalama memnuniyet yüzdesi tüm fertlerde yüzde 65,2, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski olanlarda yüzde 60,2 olarak hesaplandı. Bütün fertler için boş zaman faaliyetlerine ayrılan zamandan ortalama memnuniyet yüzde 47,4, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olan fertlerde ise yüzde 42,0 oldu.

Son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üzeri fertlerin yüzde 85,3’ü sinemaya, yüzde 93,7’si canlı gösteriye, yüzde 92,0’ı kültürel alanlara ve yüzde 94,9’u canlı spor etkinliğine gitmedi. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olmayan fertlerin yüzde 50,1’i ilgilerinin olmamasını sinemaya gitmeme nedeni olarak seçti.

Sinemaya gitmeyen bütün fertlerin yüzde 11,0’ı, yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların ise yüzde 23,5’i maddi yetersizlik nedeni ile gitmediğini belirtti. Canlı gösteriye gitmeyenlerden maddi yetersizliği seçenlerin oranı yüzde 10,4 iken yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlardan maddi yetersizliği nedenli gidemeyenlerin oranı yüzde 21,9 oldu. Kültürel alanları ziyaret edemeyenlerin yüzde 10,3’ü maddi yetersizlik nedenini seçerken bu oran yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlarda yüzde 21,3 hesaplandı.

Canlı spor etkinliklerine katılmayanların yüzde 7,9’u maddi yetersizliği katılmama nedeni olarak belirtirken yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanların yüzde 17,0’ı için canlı spor etkinliğine katılmama nedeni maddi yetersizlik oldu. Bütün sosyal ve kültürel etkinliklere katılmama nedeni olarak gelir durumundan bağımsız olarak en çok ‘İlginin olmaması” nedeni seçildi.

Son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üzeri fertlerin yüzde 69,0’ının hiç kitap okumadığı, yüzde 31,0’ının ise en az bir kitap okuduğu görüldü. Yaş gruplarına göre kitap okuma oranlarına bakıldığında son 12 ay içerisinde okul kitapları dışında en çok kitap okuyan yaş grubu yüzde 50,9 ile 15-24 yaş aralığı oldu. En az kitap okuma oranı ise yüzde 14,1 ile 65 yaş ve üstü fertlerde hesaplandı.

Arkadaş veya akrabalarla gerek yüz yüze gerekse uzaktan hiç görüşmeyenlerin çoğunluğunu yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlar oluşturdu.

Fertlerin yakınları ile evde veya başka bir yerde arkadaşlarıyla vakit geçirme, karşılıklı konuşma veya aktivite yapma (bir araya gelme) sıklığı incelendiğinde yüzde 28,7’sinin akrabalarla, yüzde 37,3’ünün de arkadaşlarla her hafta görüştüğü belirlendi. Fertlerin akrabaları ile telefon, SMS, internet aracılığıyla (yüz yüze olmayan) görüşme sıklığı en çok olan seçenek yüzde 40,9 ile her hafta olurken arkadaşlarla ise yine her hafta yüzde 44,3 ile en yüksek görüşme sıklığı oranı oldu.

“Yaşam Kalitesi Modülü” adlı özel konulu çalışma 2022 yılında Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması ile birlikte modül olarak uygulanmıştır. Avrupa Birliği ülkeleri ile aynı dönemde uygulanan modülün amacı, hanelerdeki 15 yaş ve üstündeki tüm fertlerin sosyal konulardaki memnuniyet düzeyi ile sosyal faaliyetlere katılım durumlarını tespit etmektir.

Son yıllarda yoksulluğun yanı sıra sosyal dışlanma kavramının da önemli hale gelmesiyle yoksulluk veya sosyal dışlanma göstergesi olan “AROPE” üretilmeye başlanmıştır. AROPE göstergesi, Eurostat tarafından ilk defa Avrupa 2020 hedefleri kapsamında önerilmiş bir göstergedir. Göreli yoksulluk veya maddi ve sosyal yoksunluk içinde olan veya çok düşük çalışma yoğunluğu olan hanelerde yaşayan fertler “yoksul veya sosyal dışlanmış” olarak tanımlanmaktadır.

Paylaşın

Erdoğan’ın ‘Faiz Görüşlerine’ Dikkat Çekildi: Ekonomide Belirsizlik Sürüyor

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politika faizi hakkındaki görüşleri ve Mart 2024’te gerçekleşecek yerel seçimler de dahil olmak üzere var olan siyasi takvimin para ve maliye politikasında “kararlı” keskin bir değişiminin kapsamını sınırlayabileceğini ifade etti.

Fitch, Ankara’nın geçmişte para ve maliye politikasında aniden fikir değiştirmesi, para politikasını gereğinden erken gevşetmesi ve merkez bankasının yönetiminde devamlı değişiklik yapması nedeniyle belirsizliği kalıcı şekilde azaltmanın zaman alacağına dikkat çekti.

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) geçen hafta art arda ikinci defa yaptığı faiz artırımının yeni ekonomi ekibinin izlediği akılcı para ve maliye politikasına dönüş hedefiyle uyumlu olduğunu ancak kademeli olmasına karar verilen bu yaklaşım nedeniyle politika yapıcıların yatırımcı güvenini tekrar sağlama ve belirsizliği azaltmada zorlanabileceğine dikkat çekti.

Dünya’nın aktardığına göre, Fitch tarafından yayımlanan değerlendirmede, “(Ekonomi yönetiminin) parasal koşullar ve piyasaları bozan düzenlemelerin (kaldırılarak) normalleşmeye kademeli yaklaşıyor olması ve geçmişte uygulanan politikalardan siyasi nedenlerle vazgeçildiği göz önüne alındığında, yetkililer yatırımcı güvenini kalıcı olarak yeniden tesis etmekte, makro-finansal istikrara olan riskleri azaltmakta ve dış kırılganlıkları hafifletmekte zorlanabilirler” denildi.

Fitch, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politika faizi hakkındaki görüşleri ve Mart 2024’te gerçekleşecek yerel seçimler de dahil olmak üzere var olan siyasi takvimin para ve maliye politikasında “kararlı” keskin bir değişiminin kapsamını sınırlayabileceğini ifade etti.

Fitch Ankara’nın geçmişte para ve maliye politikasında aniden fikir değiştirmesi, para politikasını gereğinden erken gevşetmesi ve merkez bankasının yönetiminde devamlı değişiklik yapması nedeniyle belirsizliği kalıcı şekilde azaltmanın zaman alacağına dikkat çekti.

Paylaşın

Sıfır Otomobilde Ortalama Fiyatlar 3 Milyon Liraya Ulaştı

Türkiye’de orta ve alt gelir grubundaki vatandaşların sıfır otomobil alması hayal oldu. Temmuz 2023 itibarıyla Türkiye’de satışa sunulan 922 farklı sıfır kilometre otomobilin ortalama fiyatı 2 milyon 999 bin TL’ye ulaştı.

Satılan otomobillerin yüzde 90’ına yakınını oluşturan düşük ve orta segmentli otomobillerde fiyat ortalaması ise A segmenti otomobillerde 896 bin 591 TL, B segmenti otomobillerde 1 milyon 223 bin TL ve C segmenti otomobillerde 1 milyon 672 bin 792 TL olarak gerçekleşti.

Temmuz ayında sıfır kilometre otomobillerin liste fiyatları kurdaki artış, KDV’nin yüzde 20’ye yükseltilmesi ve ÖTV oranlarını belirleyen matrah limitlerinin geçerliliğini yitirmesi sonucu tüm otomobillerin yüzde 80 ÖTV dilimine girmesiyle yüksek oranda arttı.

Otomotiv veri şirketi Cardata’nın Hürriyet için derlediği verilere göre, Temmuz 2023 itibarıyla Türkiye’de satışa sunulan 922 farklı sıfır kilometre otomobilin ortalama fiyatı 2 milyon 999 bin TL’ye ulaştı.

Satılan otomobillerin yüzde 90’ına yakınını oluşturan düşük ve orta segmentli otomobillerde fiyat ortalaması ise A segmenti otomobillerde 896 bin 591 TL, B segmenti otomobillerde 1 milyon 223 bin TL ve C segmenti otomobillerde 1 milyon 672 bin 792 TL olarak gerçekleşti.

Geniş aile aracı olarak bilinen D segmenti sıfır otomobillerde fiyat ortalaması Temmuz 2023 itibarıyla 3 milyon 149 bin 437 TL olurken, E segmentindeki otomobillerin fiyat ortalaması 5 milyon 71 bin 740 TL’ye ve lüks sınıfa karşılık gelen F segmentindeki otomobillerin fiyat ortalaması 10 milyon 25 bin 355 TL’ye kadar yükseldi.

Öte yandan, elektrikli otomobillerdeki fiyat ortalamasındaki artışı da dikkat çekti. Buna göre, Türkiye’de satılan yüzde 100 elektrikli otomobillerin (BEV) ortalama fiyatı 3 milyon 236 bin 385 TL olurken, tam hibritlerin (HEV) ortalama fiyatı 2 milyon 787 bin 814 TL ve küçük hibrit (MHEV) otomobillerin ortalama fiyatı 4 milyon 63 bin 726 TL oldu.

Öte yandan, elektrikli otomobillerdeki fiyat ortalamasındaki artışı da dikkat çekti. Buna göre, Türkiye’de satılan yüzde 100 elektrikli otomobillerin (BEV) ortalama fiyatı 3 milyon 236 bin 385 TL olurken, tam hibritlerin (HEV) ortalama fiyatı 2 milyon 787 bin 814 TL ve küçük hibrit (MHEV) otomobillerin ortalama fiyatı 4 milyon 63 bin 726 TL oldu.

Cardata Genel Müdürü Hüsamettin Yalçın ise, “Krediye ulaşmada zorluk yaşanmaması halinde sene sonuna kadar sıfır kilometre otomobil satışları aylık 90-120 bin adet bandında devam edecektir. Sene sonunda satışların uzun bir süre sonra 1 milyon adedi geçme ihtimali çok yüksek.

Distribütörler Kur ve maliyet artışları çerçevesinde ayda ortalamada en az iki defa zam yapıyorlar. Kur, faiz ve Enflasyon birbiri ile dengede olmadığı ve vergisel olarak kolaylıklar olmadığı sürece sıfır kilometre araç fiyatlarında düşüş olmaz. Döviz Kuru şu an sıfır kilometre araç fiyatlarındaki en belirleyici ve dominant faktör” dedi.

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 808 Milyar Liraya Yükseldi

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, açıklanan her veri yaşanan derin ekonomik krizi gözler önüne seriyor. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları 12 Mayıs’tan bu yana 138 milyar lira artışla 670 milyar liradan 808 milyar liraya yükseldi.

Bireysel kredi kartı alacaklarının 393 milyar 435 milyon lirası taksitli, 415 milyar 275 milyon lirası taksitsiz oldu. Aynı dönemde tüketici kredileri tutarı, 50 milyar lira artışla 1 trilyon 403 milyar liraya yükseldi.

Öte yandan 1 Ocak – 21 Temmuz tarihleri arasında geçen sene 5 milyon 8 bin 816 icra dosyası bulunurken, bu rakam 3 milyon 142 bin 564 adet daha artarak 21 Temmuz 2023 itibarıyla 8 milyon 151 bin 380’e yükseldi.

Ekonomik kriz ve yoksulluk nedeniyle vatandaş borçlanarak hayatta kalmaya çalışıyor, borcunu ödeyemeyip icralık oluyor. 1 Ocak – 21 Temmuz tarihleri arasında geçen sene 5 milyon 8 bin 816 icra dosyası bulunurken, bu rakam 3 milyon 142 bin 564 adet daha artarak 21 Temmuz 2023 itibarıyla 8 milyon 151 bin 380’e yükseldi.

Böylece icra dairelerine yeni gelen dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 62.7 arttı. Halen icra dairelerindeki dosya sayısı da 21 milyon 821 bin oldu.

Sözcü’den Deniz Ayhan’ın aktardığına göre; CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kredi kartı harcamalarında da yüzde 226.65 artış olduğunu belirterek, “Kredi kartı ile market ve AVM’lerden yapılan harcamalarda ise yüzde 187.94 artış var. Vatandaş sadece cebindekini değil, gelecekteki gelirini de önceden tüketiyor” dedi ve şunları söyledi:

“Vatandaşların bankalara olan kredi ve kredi kartı borcu, 2 trilyon 329 milyar 656 milyon liraya ulaştı. Bu tutarın içinde ödemesinde sıkıntı yaşanan ve bankalar tarafından takibe alınan 35 milyar 507 milyon liralık tutar da var. Bireysel kredi ve kredi kartı borcunu ödememiş gerçek kişilerden borcu devam etmekte olan kişi sayısı ise 3 milyon 840 bin 465 oldu.”

Tüketici kredileri 1 trilyon 403 milyar liraya yükseldi

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) haftalık verilerine göre, seçimden sonra vatandaş kredi kartı harcamalarını artırdı. BDDK’nın 14 Temmuz verileri ile karşılaştırıldığında, bankaların bireysel kredi kartı alacakları 12 Mayıs’tan bu yana 138 milyar lira artışla 670 milyar liradan 808 milyar liraya yükseldi.

Bireysel kredi kartı alacaklarının 393 milyar 435 milyon lirası taksitli, 415 milyar 275 milyon lirası taksitsiz oldu. Aynı dönemde tüketici kredileri tutarı, 50 milyar lira artışla 1 trilyon 403 milyar liraya yükseldi.

Paylaşın

“Değişim” Tartışmalarının Yaşandığı CHP’de Parti Meclisi Ne Mesaj Verdi?

28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından “değişim” tartışmalarının yaşandığı CHP’de tartışmaların oluşturduğu gerilim hafta sonu toplanan belediye başkanları ile Parti Meclisi’nde de bir kez daha görüldü. Cumartesi günü oldukça tartışmalı ve gergin geçen belediye başkanları toplantısının ardından Parti Meclisi’nde de sert eleştiriler yönetime getirildi.

PM toplantısında, “değişim” isteyen ve bir araya gelen isimlere “hain”, “etik dışı” gibi benzetmeler yapılmasının yanlış olduğu da dillendirildi. Parti Meclisi’nde mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin yanı sıra bazı üyelerin de son dönem Kılıçdaroğlu’nun hedef haline getirildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu söylediği öğrenildi.

Toplantı sonunda bazı eleştirilere yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu koltuğa yapışmadım. CHP’de daha önce de genel başkan değişti, bunun yol yöntemleri bellidir. Bizim geleneklerimiz var. Kamuoyu ve basın önünde bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum” mesajı verdiği öğrenildi.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; CHP’de seçimlerin kaybedilmesi ile başlayan “değişim” tartışmaları ile parti içi tartışmaların ele alındığı “zoom toplantısı”nın sızdırılması sonrası gerçekleşen Parti Meclisi’ne değişimin gerginliği de yansıdı. Karşılıklı sert eleştirilerin yapıldığı 12 saatlik toplantıda yapılan oylamada il başkanlarının göreve dönüşüne onay çıkmadı ancak muhalifler gücünü göstermiş oldu.

CHP’de seçimlerin ardından kurultay süreçleri başlamasına karşın parti içerisinde sancılı bir değişim tartışması yaşanıyor. Bu sancılar hafta sonu toplanan belediye başkanları ile Parti Meclisi’nde de bir kez daha görüldü. Cumartesi günü oldukça tartışmalı ve gergin geçen belediye başkanları toplantısının ardından Parti Meclisi’nde de sert eleştiriler yönetime getirildi.

Ekrem İmamoğlu öncülüğündeki “zoom toplantısı”na katılan isimlerden Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, eski MYK üyeleri Bülent Tezcan, Onursal Adıgüzel, Tekin Bingöl ve Muharrem Erkek’in arasında olduğu PM üyeleri, toplantıya katıldı.

Parti Meclisi’nde yapılan oylama ne mesaj verdi?

Parti Meclisi toplantısının ana gündemini görevden alınan il ve ilçe başkanlarının itirazları oluşturdu. Genel merkez tarafından görevden alınan Muş İl Başkanı İsmail Adanur, Ağrı İl Başkanı Nihat Aslan, Mardin İl Başkanı Mehmet Kılınçaslan, Kayseri İl Başkanı Zeki Özkan ile İstanbul Beykoz İlçe Başkanı Aydın Düzgün’ün görevden almaya ilişkin itirazları görüşüldü ve ardından gizli oylama yapıldı.

İtirazların kabulü için 60 üyeli PM’de, 3’te 2 çoğunluk olan 40 oya ulaşılması gerekirken hiçbir oylamada bu sayıya ulaşılamadı. Böylece il ve ilçe başkanlarının görevden alınmasını Parti Meclisi de onaylamış oldu. Ancak parti içi muhalefetin de Parti Meclisi’ndeki gücü ortaya çıkmış oldu.

Muş İl Başkanı Adanur’un itirazı için 31 kabul 30 ret, Mardin İl Başkanı Kılınçaslan’ın itirazı için 31 kabul, 28 ret 2 çekimser oy çıktı. Böylece bu iki il başkanına dair oylamada “değişimci” olarak adlandırılan isimler salt çoğunluğu elde etmeyi başardı. Ancak gereken 40 oya ulaşamadı.

Ağrı İl Başkanı Aslan’ın itirazı için 30 kabul 31 ret, Kayseri İl Başkanı Özkan’ın itirazı için 28 kabul 33 ret oyu çıkarken Beykoz İlçe Başkanı Düzgün’ün görevden alma itirazı için ise 26 kabul 35 ret oyu ile oylama sonuçlandı.

Düzgün’ün CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile arasının açık olduğu, İmamoğlu’na yakın bir isim olduğu biliniyordu. Bu nedenle bu görevden almaya dair oylamanın Parti Meclisi’nin İmamoğlu’na desteğini de yansıtacağı yorumları bir süredir yapılıyordu.

“Değişim” çağrıları yapan isimler her ne kadar 40 oya ulaşıp istediği kararı aldıramasa da Parti Meclisi’nde “azımsanmayacak” güçleri olduğu yorumunu yaptıkları da kaydedildi. Bazı oylamalarda salt çoğunluğa ulaşılmasının olası olağanüstü kurultay tartışmalarını da sıcak tutacağı belirtiliyor. Bu nedenle yerel seçimler öncesi Genel Merkez’in bir kurultay kararını gündeme taşımaması durumunda PM’de imza toplanarak olağanüstü kurultayın toplanmasının önünün açılabileceği değerlendiriliyor.

Özdağ eleştirileri

PM toplantısında, “değişim” isteyen ve bir araya gelen isimlere “hain”, “etik dışı” gibi benzetmeler yapılmasının yanlış olduğu da dillendirildi. Toplantıda ağırlıklı olarak muhalif isimler Kılıçdaroğlu’nun seçim sonrası yaptığı açıklamaları gündeme taşıyarak eleştiriler getirdiği, yerel seçimlere giderken kamuoyuna değişime dair doğru mesajların verilememesi durumunda seçimde beklenen hedefe ulaşılamayacağı savunuldu.

Özellikle Ümit Özdağ ile Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu öncesi yapıldığı ortaya çıkan “gizli” protokolün hem parti içerisinde hem de ittifak ortaklarında bilinmemesinin bir kırılmaya yol açtığı ve seçmende bu durumun “güvensizlik” yarattığı ifade edildi.

“Zoom toplantısı”nda yer alan isimlerden PM üyesi Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın da bu toplantıya gelen eleştirilere karşı, “Konuşulanların hangisi gizli, ihanet içeren cümleler. Hepimizin konuştuğu başlıklar yine partililerce değerlendirildi” yorumu yaptığı kaydedildi. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bu isimler için “şu anda disipline sevk edilmeyecekleri ancak toplantılara devam etmeleri durumunda sevk edilebileceklerine” dair sözleri de eleştirildi.

“Değişim” isteyen isimlerin bu değerlendirme toplantılarının katılımcıların da artırılarak devam edeceği ifade ediliyor.

“Koltuğa yapışmadım”

Parti Meclisi’nde mevcut Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin yanı sıra bazı üyelerin de son dönem Kılıçdaroğlu’nun hedef haline getirildiğini, bunun kabul edilemez olduğunu söylediği öğrenildi. Değişimi yönetecek ismin Kılıçdaroğlu olduğunu belirten üyeler, kurultayın toplanacağını ve kimsenin adaylığının engellenmediğini dillendirdi.

Bazı parti yöneticileri de muhalif kanadın açıklamalarını eleştirilerek, “değişimden kastın ne olduğu hâlâ kamuoyuna anlatılamadı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun hedef alınmadığı söyleniyor ama hedef kim o zaman. Açık ve net olarak ne isteniyorsa söylenmeli” değerlendirmesi yaptığı kaydedildi. Kılıçdaroğlu’nun yanında yer alan bir üyenin de “Değişim isteyenler 20 yıldır bu partide görev alanlar, bu isimlerle mi değişim yapılacak” eleştirisi getirdiği belirtildi.

Toplantı sonunda bazı eleştirilere yanıt veren Kılıçdaroğlu’nun “Ben bu koltuğa yapışmadım. CHP’de daha önce de genel başkan değişti, bunun yol yöntemleri bellidir. Bizim geleneklerimiz var. Kamuoyu ve basın önünde bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum” mesajı verdiği öğrenildi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında yerel seçimlere odaklanılmasının daha doğru olduğuna dair değerlendirmeler yaptığı da bildirildi.

Öte yandan CHP’den Erzincan milletvekili olarak seçilen Mustafa Sarıgül’ün kurucusu olduğu ve genel başkanlığını yaptığı Türkiye Değişim Partisi’nin CHP’ye katılma kararı da PM’de kabul edildi. Sarıgül, bu karara ilişkin, sosyal medyadan “CHP Parti Meclisi şu an itibariyle Türkiye Değişim Partisi’nin CHP’ye katılımını onaylamıştır. Bu kararla TDP-CHP bütünleşmesi tamamlanmıştır. Bu bütünleşme ülkemiz ve demokrasimiz açısından sevindirici ve gurur vericidir” açıklaması yaptı.

Paylaşın