Bakan Şimşek’ten “Lira İstikrara Kavuşacak” Paylaşımı

Sosyal medya hesabından ekonomideki son gelişmeleri değerlendiren Bakan Şimşek, “Lira istikrara kavuşacak ve son dönemde başlatılan mali ve parasal sıkılaştırmanın büyüme üzerindeki etkisinin daha hafif olmasını sağlayacaktır” dedi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından ekonomideki son gelişmeleri değerlendirdi. Bakan Şimşek’in açıklamaları şöyle:

“Yatırımcıların Türk varlıklarına olan ilgisinde bir artış görmekten memnuniyet duyuyoruz. Önümüzdeki üç yıl içinde artması beklenen GCC (Körfez İşbirliği Konseyi) ülkelerinden gelen DYY (doğrudan yabancı yatırım) girişlerine ek olarak, öz sermaye ve borç anlaşmalarında bir artış gördük. Yakın zamanda kamuya duyurulan birkaç işlemin altını çizmek isterim:

İlk olarak; Yapı Kredi hisselerinin bu hafta kurumsal yatırımcılara başarılı bir şekilde arzı:

250 milyon dolar,
Son 3 yıldaki en büyük özsermaye arzı,
5 kattan fazla talep,
40’a yakın ABD ve Avrupalı Yatırımcı (çoğunlukla uzun vadeli ve bazı hedge Fonlar)

İkincisi; MNG Kargo’nun bu hafta DHL tarafından satın alınması.

Üçüncüsü; geçen hafta Rönesans Enerji ile TotalEnergies arasındaki ortaklık.

Tüm bu işlemler, Türkiye’ye ve sağlam makroekonomik politikalar uygulama çabalarımıza duyulan güveni göstermektedir. Türkiye’ye yapılacak uzun vadeli yatırımlar, politikalarımızı destekleyecek, lira istikrara kavuşacak ve son dönemde başlatılan mali ve parasal sıkılaştırmanın büyüme üzerindeki etkisinin daha hafif olmasını sağlayacaktır.”

Paylaşın

Yerel Seçimler: HDP, Güçlü Olduğu Şehirler İçin Müzakere Yolları Arayacak

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde stratejileri netleşiyor. HDP’nin bazı büyükşehirlerde, ilçe belediyelerine karşılık “fedakarlıklar” yapılabileceği öğrenildi.

İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin gibi HDP’nin güçlü olduğu şehirler için müzakerenin yolları aranacak. HDP, anlaşma sağlanabilirse bu kentlerin bazılarında büyükşehirlerde aday göstermemeyi ya da sembolik adaylar göstermeyi tartışıyor.

Eylül ayında kurullarını yenileyecek HDP, yeni partide yeni eş genel başkanlarla yerel seçimlere hazırlanacak. Bu kapsamda uzun süredir milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları, Ayşe Acar Başaran ve Cengiz Çiçek gibi isimler konuşulmaya devam ediyor.

Birgün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; 14 Mayıs seçimlerinde 100 milletvekili hedefleyen ancak 59 sandalyede kalan HDP ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSP) başarısız olarak kabul edilen sonuçların ardından başlatılan yeni döneme hazırlık çalışmalarını tamamlama aşamasına geldi.

İlk olarak bileşen partileri ile bir araya gelen HDP yönetimi, kapatma davasını da gerekçe göstererek partinin YSP’ye taşınması konusunda hem fikir oldu. Bu kapsamda Parti Tüzüğü de değiştirilecek. Tabanla buluşmaları sürdüren parti yönetimi, milletvekilliğinde üç dönem, eş genel başkanlıkta iki dönem sınırının koşulsuz uygulanması konusunda da görüş birliğine vardı.

Kongre için de kararını veren HDP yönetimi, tüm sürecin eylül ayının başına kadar tamamlanması ve büyük kurultayın bu tarihte yapılmasını kararlaştırdı.

Halk toplantılarında HDP’ye, “müzakereden vazgeçmeyin” önerilerinin yapıldığı da öğrenildi. Buna göre, yerel seçimlerde aday belirleme çalışmalarına destek veren partililer, adaylar belirlense bile diğer siyasi partilerle müzakerelerin yapılmasına kapıların kapatılmasını istemiyor. Gerekirse tüm taraflarla görüşülmesini isteyen parti tabanı, bunun ardından kararın kesinleşmesini istiyor.

Bazı büyükşehirlerde, ilçe belediyelerine karşılık “fedakarlıklar” yapılabileceği de öğrenildi. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Mersin gibi HDP’nin güçlü olduğu şehirler için müzakerenin yolları aranacak. HDP, anlaşma sağlanabilirse bu kentlerin bazılarında büyükşehirlerde aday göstermemeyi ya da sembolik adaylar göstermeyi tartışıyor.

Eylül ayında kurullarını yenileyecek HDP, yeni partide yeni eş genel başkanlarla yerel seçimlere hazırlanacak. Bu kapsamda uzun süredir milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Tülay Hatimoğulları, Ayşe Acar Başaran ve Cengiz Çiçek gibi isimler konuşulmaya devam ediyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: CHP, Dışarıdan Dizayn Edilmeye Çalışılıyor

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin dışarıdan dizayn edilmeye çalışıldığını belirterek, “Medyada yazılanlara dikkatle bakıyoruz. Bunların içinde haklı eleştiriler de var ama hiç kullanmadığımız cümleler de. Bunların içinde trol hesaplar var. Bazen bu trol hesaplara inananlar ya da inanmayanlar var” dedi ve ekledi:

“Bunları doğrulatmak için gazeteci titizliğiyle araştıranlar da var. Sorun bu değil! Önümüzde ciddi bir sorun var ve bu sorunun adı ekonomi. Gerçekten mutfakta yangın var ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş gazetelerde sadece CHP’nin konuşulması, içişlerine müdahale edilmesi, CHP’nin bir anlamda dışarıdan dizayn edilmeye çalışılmasını içine sindiremiyor. Biz de sindiremiyoruz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, muhalif tabandaki karamsarlık hakkında bunun umutsuzluk olmadığını, mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, parti içi sorunların sosyal medyada değerlendirilmemesi yönünde talimat verdiğini de belirtti.

Kılıçdaroğlu, Sözcü yazarı Aytunç Erkin’e yaptığı açıklamalarla gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, muhalif tabanda seçim sonrası yaşanan hayal kırıklığına ilişkin olarak, “Umutsuzluk değil. Toplumun bir travma yaşadığını kabul ediyorum. Bunu karabasana, umutsuzluğa çevirmek gibi bir geleneğimiz yok ve olamaz. Böyle olmamalı. O zaman her şeyi bırakacağım demektir. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz. Bütün bu rezaletlere karşı tek sesini çıkaran biziz” yorumunu yaptı.

CHP’nin dışarıdan dizayn edildiğini düşündüğünü söyleyen Kılıçdaroğlu “Medyada yazılanlara dikkatle bakıyoruz. Bunların içinde haklı eleştiriler de var ama hiç kullanmadığımız cümleler de. Bunların içinde trol hesaplar var. Bazen bu trol hesaplara inananlar ya da inanmayanlar var.

Bunları doğrulatmak için gazeteci titizliğiyle araştıranlar da var. Sorun bu değil! Önümüzde ciddi bir sorun var ve bu sorunun adı ekonomi. Gerçekten mutfakta yangın var ve vatandaş bunu görüyor. Vatandaş gazetelerde sadece CHP’nin konuşulması, içişlerine müdahale edilmesi, CHP’nin bir anlamda dışarıdan dizayn edilmeye çalışılmasını içine sindiremiyor. Biz de sindiremiyoruz” diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, parti içi sorunların parti içinde görüşülmesi, medya üzerinden değerlendirilmemesi yönünde arkadaşlarına talimat verdiğini ifade etti:

“Yeni seçilen vekil arkadaşlarımla görüşeceğim. Artık parti içi tartışmaları tamamen bir tarafa bırakıyoruz ve ülkenin sorunlarına odaklanıyoruz. Gittiğiniz yerlerde, illerde, ilçelerde özellikle de oyumuzun düşük olduğu yerlerde ziyaretleri gerçekleştirin ve halkla buluşun. Onlara, sorunları nasıl çözeceğimizi anlatın diye talimat verdim. Bu talimata karşı parti içine yönelik konuşmam doğru olmaz. Partideki arkadaşlarım artık bulundukları illerde ilçelerde her yerde halkın sofrasına oturacak ve onların sorunlarını kamuoyuna taşıyacak.”

“Bahçeli, vatandaşa sahip çıksın”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin önceki gün Meclis’teki “Özgür Bey’in konuşması çok heyecanlı yapılmış bir konuşma. Aynı zamanda kongre konuşması havasındaydı. Kongre konuşmasına benzer bir konuşma usulüyle. O bakımdan kendi kendime sordum, CHP’de sınıf arkadaşım devam etmezse Ekrem’e karşı Özgür derim” açıklamasını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Sayın Bahçeli önce milli paramıza sahip çıksın. Bu kadar zam yaşanırken vatandaşa sahip çıksın. (Beş kuruş para dilenmek için Türkiye Cumhuriyeti’nin başındaki kişinin dilenciler gibi gezmesini içime sindiremiyorum) diye açıklama yapsın. Lozan’ı düşünsün, Düyun-u Umumiye’nin ne olduğunu ve şimdi Düyun-u Umumiye’nin ne olduğunu karşılaştırsın. CHP’yi düşünmesin. CHP yolunda gidiyor, Kuvay-ı Milliyeci’dir.”

Paylaşın

Bakan Göktaş’tan “6284” Açıklaması: Değişmesi Söz Konusu Değil

“6284 sayılı kanunun değiştirilmesi, kaldırılması söz konusu mu?” sorusuna yanıt veren Bakan Göktaş “Söz konusu değil. Değişmesi gerekmiyor bu kanunun. Bu kanun olduğu gibi kalmalı. Ancak uygulamada varsa bir hata bunun da üstünden gitmemiz lazım. Bu kanundan kaynaklanan hatalar değil” dedi.

Yasada yer alan “Kadının beyanı esastır” ilkesinin bazı kesimlerce “Aile birliğini tehdit eden düzenleme” şeklinde yorumlandığının hatırlatılması ve bu konuda bir değişiklik planlanıp planlanmadığının sorulması üzerine de Bakan Özdemir Göktaş, “Meselede bir mağdur varsa onun yanındayız. Mağdur bir kadınsa onun yanındayız. Mağdur bir çocuksa onun yanındayız. Mağdur bir erkekse onun da yanındayız” ifadelerini kullandı.

Durumun farkında olmayan bazı kadınların 6284 sayılı kanunun uygulanmasını istemediğini, koruma altındaki bazı kadınların eşlerinin yanına dönmeyi talep ettiğini belirten Bakan Özdemir Göktaş, bu konuda çok hassas olmak gerektiğinin altını çizdi.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ankara’da basın kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek gazetecilerin sorularını yanıtladı. DW Türkçe’den Kıvanç El‘in aktardığına göre; Çocuk istismarı ve kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda Bakanlığın atmayı planladığı adımları anlatan Özdemir Göktaş, süresiz nafaka tartışmasına ilişkin de konuştu.

Dijital mecralardaki çocuk istismarı ve şiddet olayları ile mücadele için Bakanlık’ta bir birimin 7 gün 24 saat çalıştığını söyleyen Göktaş, sürekli dijital mecraları taradıklarını belirterek “Sosyal medya dediğiniz alan o kadar geniş bir alan ki. Bunlarla ilgili yapacağımız çok şey var. Öncelikle davranışsal bağımlılığın önlenmesi kapsamında farkındalık oluşturma ve bilinçlendirme. Bu bağımlılık karşısında çocuk, birey ve aile ilişkileri güçlendirici faaliyetler yürütüyoruz” dedi.

Bakan Özdemir Göktaş, çocukların dijital mecrada fazla zaman geçirince öfke kontrolü sorunu yaşadıklarına da dikkat çekti.

Kadına yönelik şiddetle mücadelede uygulamadaki sıkıntıları gidermek için de çalışma sürdürdüklerini kaydeden Bakan Göktaş, cezaların artırılması için tedbirler alınacağını söyledi. Kadına yönelik şiddetle mücadelenin en hassas oldukları konuların başında geldiğini vurgulayan Özdemir Göktaş, “İsteriz ki bu rakamlar sıfırlansın. İhbarları alıyoruz, anında müdahale ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Seçim sürecinde AK Parti ile Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinden Yeniden Refah Partisi (YRP) arasında imzalanan protokolde kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaçlayan 6284 sayılı kanunda revize yapılması gündeme gelmişti. YRP, “aile bütünlüğünü bozucu hükümlerinin ayıklanması” şeklindeki talebini AK Parti’ye iletmiş, YRP’nin bu talebine AKP içinden de tepkiler gelmişti.

Gazetecilerin “6284 sayılı kanunun değiştirilmesi, kaldırılması söz konusu mu?” sorusu üzerine Bakan Göktaş “Söz konusu değil. Değişmesi gerekmiyor bu kanunun. Bu kanun olduğu gibi kalmalı. Ancak uygulamada varsa bir hata bunun da üstünden gitmemiz lazım. Bu kanundan kaynaklanan hatalar değil” yanıtını verdi.

Yasada yer alan “Kadının beyanı esastır” ilkesinin bazı kesimlerce “Aile birliğini tehdit eden düzenleme” şeklinde yorumlandığının hatırlatılması ve bu konuda bir değişiklik planlanıp planlanmadığının sorulması üzerine de Bakan Özdemir Göktaş, “Meselede bir mağdur varsa onun yanındayız. Mağdur bir kadınsa onun yanındayız. Mağdur bir çocuksa onun yanındayız. Mağdur bir erkekse onun da yanındayız” dedi.

Durumun farkında olmayan bazı kadınların 6284 sayılı kanunun uygulanmasını istemediğini, koruma altındaki bazı kadınların eşlerinin yanına dönmeyi talep ettiğini belirten Bakan Özdemir Göktaş, bu konuda çok hassas olmak gerektiğinin altını çizdi.

“Süresiz nafaka ödemek kabul edilebilir olamaz”

Boşanmaların ardından ödenen ve bir süredir kaldırılıp kaldırılmayacağı tartışılan “süresiz nafaka” ile ilgili de Bakan Göktaş, “Süresiz nafaka adil bir durum değil. Bazı insanlar 1990’lı yıllarda evlenmiş. Süresiz nafaka ödemek gibi uygulama kabul edilebilir olamaz” dedi.

Evlenecek gençlere maddi destek verilmesi amacıyla kurulması planlanan “Aile ve Gençlik Bankası” projesinin ne zaman hayata geçirileceğinin sorulması üzerine ise Bakan Özdemir Göktaş, bir takvimlendirme olmadığını, üzerinde çalıştıklarını kaydetti. Bu hükümetin seçim vaatleri arasında yer alıyordu.

Paylaşın

Taliban’ın Kuaför Ve Güzellik Salonu Yasağı Yürürlüğe Girdi

Afganistan’ın Suç ve Fazilet Bakanlığı Sözcüsü Sadiq Akif Mahjer, yaptığı açıklamada “kuaför ve güzellik salonlarına yasak kararına uymaları için verilen bir aylık sürenin dolduğunu” belirtti. Sadiq Akif Mahjer, söz konusu işletmelerin kapatılması gerektiğini söyledi.

Bakanlığı Sözcüs Sadiq Akif Mahjer, karara uymayan işletmelere karşı güç kullanılıp kullanılmayacağı hakkında ise bilgi vermedi.

Afganistan Kadın Ticaret ve Sanayi Odası’na göre, Taliban’ın getirdiği kuaför ve güzellik salonu yasağı ülkedeki 12 bin salonda çalışan 60 bin kadını işini kaybetmesine neden olacak.

Afganistan’da 15 Ağustos 2021’de yönetimi ele geçiren Taliban’ın güzellik merkezlerinin kapatılması için verdiği süre dün (25 Temmuz) itibarıyla doldu. 4 Temmuz’da güzellik salonlarının kapatılacağını duyuran Taliban, yeni bir açıklama yaptı.

Afganistan’ın Suç ve Fazilet Bakanlığı Sözcüsü Sadiq Akif Mahjer, yaptığı açıklamada “kuaför ve güzellik salonlarına yasak kararına uymaları için verilen bir aylık sürenin dolduğunu” belirtti. Söz konusu işletmelerin kapatılması gerektiğini söyledi.

Bakanlık Sözcüsü, karara uymayan işletmelere karşı güç kullanılıp kullanılmayacağı hakkında ise bilgi vermedi.

Afganistan Kadın Ticaret ve Sanayi Odası’na göre, Taliban’ın getirdiği kuaför ve güzellik salonu yasağı ülkedeki 12 bin salonda çalışan 60 bin kadını işini kaybetmesine neden olacak.

2021’de iktidarı ele geçiren Taliban, daha önce de kadınların toplumdaki rolünü kısıtlayan adımlar atmıştı.

Kadınların lise ve üniversite eğitimi almalarını yasaklayan Taliban, kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirmiş, parklara, lunaparklara ve spor salonlarına girmelerini de engellemişti. Ayrıca, kadınlara başlarını kapatma ve kapalı kıyafetler giyme zorunluluğu getirilmişti.

Afganistanlı kadınların birleşmiş milletler ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmaları da yasaklanmıştı. Devlet dairelerinde çalışan kadınlar da işten çıkarılmıştı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor. BM, Taliban’ın iktidarda olduğu 22 ayda ülkede kadın-erkek eşitliğinin giderek kötüleştiğine dikkat çekti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Otomobil Sektöründe “Temkinli İyimserlik” Yerini Endişeye Bıraktı

Otomobil sektörü temsilcileri, seçim sonrası krediye erişimde yaşanan zorlukların gevşeyeceği, yatırımcı ilgisinin devam edeceği yanı sıra tedarik sorunlarının azalacağı beklentisiyle yılsonunda 2017’den sonra ilk kez 1 milyon adetlik satış rakamına ulaşma hayali kuruyordu. Tedarik sorunu azalsa da ekonomideki gelişmeler paralelinde sektördeki ‘temkinli iyimserlik’ yerini endişeye bıraktı.

Yılın ilk yarısını tarihi rekorla kapatan otomotiv pazarında talep yavaşlarken, lüks segmentten sipariş iptal haberleri gelmeye başladı. Kurdaki sıçramaya paralel yüzde 80 ÖTV diliminin altında araç kalmaması ve hükümetin ikinci el piyasasına yönelik son dönemdeki müdahaleleri, yatırım amaçlı otomobil alımlarını azaltırken, hızla yükselen fiyatlar ve krediye erişimde yaşanan zorluklar da talebi baskılıyor.

Türkiye’deki yüksek enflasyon ve kurdaki hızlı yükselişle otomobili yeniden cazip ve güvenli bir yatırım aracına dönüştürmüş, bu durum otomotiv satışlarında ilk yarı rekoru getirmişti. Yatırım amaçlı alımların toplam satışlardaki payının yüzde 60’ları aşmasıyla Türkiye tarihinde ilk kez otomobil ve hafif ticari araç satışları, yılın ilk yarısında yarım milyon adeti geçerek 556 bin adete yaklaşmıştı. Sektör temsilcileri, seçim sonrası krediye erişimde yaşanan zorlukların gevşeyeceği, yatırımcı ilgisinin devam edeceği yanı sıra tedarik sorunlarının azalacağı beklentisiyle yılsonunda 2017’den sonra ilk kez 1 milyon adetlik satış rakamına ulaşma hayali kuruyordu. Tedarik sorunu azalsa da ekonomideki gelişmeler paralelinde sektördeki ‘temkinli iyimserlik’ yerini endişeye bıraktı.

Ekonomi gazetesinden Aysel Yücel’e konuşan; Honda Türkiye Genel Müdür Yardımcısı Bülent Kılıçer, talepte yavaşlama olduğunu ifade ederken, yatırım amaçlı alımların da durma noktasına geldiğini söyleyerek, “Sadece ihtiyaç sahipleri ve aracını yenilemek isteyenlerin otomobil aldığını görüyoruz” dedi.

Doğuş Otomotiv İcra Kurulu ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bilaloğlu, son dönemde otomotivdeki talebin yatırım aracına dönüşmesi olduğunu hatırlatarak, “Finansal yatırım araçları enflasyonun altında kaldığı zaman, tüketicinin alternatif yatırımlar aramasından daha doğal bir gelişme olamaz. Seçimden sonra Merkez Bankası’nın ve hükümetin aldığı kararlar tüketicileri yine finansal yatırımlara yönlendirmeye başladı. Otomotiv satışları – tabiri caizse – normalleşmeye başladı. Ayrıca filo şirketlerinin kredi temini zor olduğundan dolayı filo satışları da potansiyelin gerisinde” açıklamasını yaptı.

Farklı markalardan birçok bayi temsilcisi de talebin yavaşladığını, yatırım amaçlı alımların azaldığını belirtti. Nissan, Renault, Dacia, Fiat, Peugeot, Opel ve Citroen bayiliğini yapan Gülan Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gülan, yatırımcının otomobil alma iştahının kesildiğini işaret ederek, “Artan fiyatlar nedeniyle tüm araçlar yüzde 80 ÖTV dilimine girdi. Dolayısıyla küçük bir zammın ardından vergi dilimi değiştiği için birkaç haftada ya da ayda aracı satarak ikinci elde yüksek karlılık elde etme dönemi bitti. Öte yandan, Ticaret Bakanlığı’nın ikinci elde fırsatçılığın önüne’6 ay 6 bin km’ ve ‘ilan sitelerinde sıfırın üzerinde fiyatla araç satma’ gibi önlemler de otomobile yatırım iştahını azalttı. Şu anda yeni siparişleri gerçek alıcılar ve filo kiralama şirketleri veriyor dedi.

Sektör yetkilileri, daha önce verilmiş siparişler nedeniyle satışlardaki daralmanın temmuz ayına çok yansımayacağı, asıl etkinin ağustos sonu itibariyle hissedileceğini ifade ediyor. Temmuz ayında satışların 100 bin adeti aşması bekleniyor. Temmuz 2022’de yaklaşık 52 bin adetlik otomobil ve hafif ticari araç satılmıştı.

Sanayi çevrelerinden edindiğimiz bilgiye göre, talepteki yavaşlama nedeniyle bazı markalar yurt dışı araç tedariki ile ve üretim adetlerinde aşağı yönlü revizyona gidiyor. İhracatta ana pazar olan Avrupa’da da talebin zayıf olması, yerli üreticileri endişelendiriyor.

Kurdaki hızlı yükselişle fiyatlarda bir anda milyon TL’yi aşan artışların yaşandığı lüks araç segmentinde, tüketicilerin sipariş iptaline yöneldiği ifade ediliyor. Lüks araç segmenti temsilcilerinden Albayrac&Minoto CEO’su Ferhat Albayrak, “Kurdaki yükselişle vergi dilimi değişen araçlarda fiyatlar bir anda çok hızlı yükseldi. Bu nedenle verdiği lüks araç siparişini iptal etmeye çalışanlar olduğunu duyuyoruz. Siparişini iptal edemeyenlerin de kaporasını kurtarmak için aracı satmaya çalıştığı bilgisi geliyor” dedi.

Otomotiv analiz şirketi Cardata’nın verilerine göre, sıfır kilometre otomobil fiyatları yılbaşından bu yana yüzde 49, seçimden bu yana ise yüzde 26 artış gösterdi. İkinci el araçlardaki fiyat artışı ise yılbaşından bu yana yüzde 85 oldu. Artan fiyatlara paralel yüzde 80 ÖTV diliminin altında model kalmadı. Sıfır kilometre araçlarda 800 bin TL’nin altında sadece 19 model kaldı. Türkiye’de en ucuz otomobili olan B segmentindeki Hyundai i10’un manuel versiyonunun fiyatı 681 bin TL’yi aştı. Yine Türkiye’nin en çok satan modelleri Renault Clio ile Fiat Egea’da üst versiyonlar 1 milyon barajını aştı.

Üst üste gelen zamlar sonrası tüm otomobil modelleri yüzde 80 ve üzeri vergi dilimine girdi. Sektör yetkilileri, matrahların güncellenmesini talep ediyor. Konuyla ilgili açıklama yapan OSD Başkanı Cengiz Eroldu, sektörün bu konudaki talebini şöyle özetledi: “Aralık ayında baktığımız zaman yüzde 80 ve üzeri vergi diliminde olan araçlar pazarın yüzde 65’ini oluşturuyordu. Haziran ayında bu rakam yüzde 98’e geldi, temmuz ayında da 100 oldu. Bu tabii 45, 50, 60, 80 vergi diliminde yerli üreticilere bir rekabet avantajı sağlayan bir durumdu. Şimdi yerli üreticilerin araçları aslında ithalatçılara göre daha fazla artmış oldu çünkü yüzde 80’lik araçlarda vergi değişimi yok. Fakat sene başında yüzde 50 olan bir araçta yüzde 80’e gittiğiniz zaman bir vergi değişimi de geliyor. Türkiye’de satılan bütün araçların yüzde 80’lik ÖTV diliminde olması Türk tüketicisinin mobiliteye erişiminde önemli bir sorun.”

Otomobilde hızla artan fiyatlar tüketicinin araç alımında kredi talebini artırırken, birçok sektörde olduğu gibi otomotivde de krediye erişimde büyük zorluk yaşanıyor. Ancak TCMB’nin yeni hamlesi tüketicinin taşıt kredisine erişimini daha da zorlaştıracak. Dün Resmi Gazete’de yayımlanan kararla, finansal kaynakların verimli kullanımının desteklenmesi amacıyla, taşıt kredilerinde yüzde 3 olan büyüme sınırı yüzde 2 olarak belirlendi. Ekonomi gazetesine değerlendirmelerde bulunan, taşıt kredileri konusunda uzman bir banka üst yöneticisi, “Son dönemde özellikle otomobil fiyatlarındaki artış ve ötv matrahlarında otomobillerin bir üst matraha çıkması sebebiyle bireysel tüketici özelinde taşıt kredi taleplerinde daralmayı gördük.

Birçok otomobilin fiyatının da 2 milyon TL sınırını geçmesi ‘nihai fatura değeri-LTV’ kredilendirme sınırını geçmesi sebebiyle taşıt kredisi de verilemiyordu. Son düzenleme ile bireysel taşıt kredilerindeki büyüme sınırının bankalar nezdinde yüzde 3’den yüzde 2’ye çekilmesi taşıt kredilerini daha da yavaşlatacak, bireysel taşıt kredisi talebini düşürecektir” açıklamasını yaptı.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü: İran’da Başörtüsü Baskısı Arttı

İran’da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin son zamanlarda sıkılaştırılan denetimleri eleştiren Uluslararası Af Örgütü, “Günümüzde sıkı denetimler, örtünmeyen kadınların otomobillerinde ve yaya bölgelerinde kimlik tespiti yapılan kitlesel gözetimlerle güçlendiriliyor” dedi.

Saçlarını tamamen kapatmadığı gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin gözaltı sonrasında 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirmesi İran’da başörtüsü zorunluluğuna yönelik geniş çaplı protestolara yol açmıştı.

Eylemlerin kanlı şekilde bastırılmasının ardından İran’da birçok kadın başörtüsü zorunluluğunu pasif protestolarla ihlal ediyor.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İran’da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin son zamanlarda sıkılaştırılan denetimleri eleştirdi.

Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, Çarşamba günü yayınlanan raporda “Günümüzde sıkı denetimler, örtünmeyen kadınların otomobillerinde ve yaya bölgelerinde kimlik tespiti yapılan kitlesel gözetimlerle güçlendiriliyor” dedi.

Amnesty’den yapılan açıklamaya göre, Nisan ayının ortasından itibaren İran’da trafiğe çıkan bir milyondan fazla kadın, polis tarafından başörtüsüz olarak kameralarla tespit edildi ve SMS ile uyarıldı. Kimlikleri araç plakaları üzerinden belirlenen kadınların başörtüsü kurallarını birden fazla ihlal etmeleri durumunda araçlarına el konulabilecek.

Ülkedeki rejim yanlıları, siyasi ve dini liderliğin muhaliflere yönelik daha sert bir tutum izlemesi için aylardır çağrı yapıyor. Bu bağlamda faaliyetleri bir süre önce askıya alınan, kadınların kılık ve kıyafetlerini denetleyen “ahlak polisi” devriyelerine 16 Temmuz’da yeniden başladı.

Amnesty, bu adımı “İran makamlarının egemenlik ve güçlerini yeniden tesis etme çabası” olarak nitelendirdi.

Amnesty raporunda ayrıca yakında İran Parlamentosu’nda oylanması planlanan tartışmalı başörtüsü cezası reformu da sert bir şekilde eleştirildi. Örgüt, planlanan cezaların kadınların sosyal ve ekonomik hakları dahil olmak üzere, insan haklarını ciddi şekilde etkileyeceğini belirtti.

Saçlarını tamamen kapatmadığı gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin gözaltı sonrasında 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirmesi İran’da başörtüsü zorunluluğuna yönelik geniş çaplı protestolara yol açmıştı.

Ülke genelindeki eylemlere katılan 500’den fazla gösterici polisin müdahalesi sonucu hayatını kaybetti, 20 bine yakın insan tutuklandı. Tutuklulardan yedisi ise idam edildi. 100’den fazla kişi de idam istemiyle yargılanıyor. Eylemlerin kanlı şekilde bastırılmasının ardından İran’da birçok kadın başörtüsü zorunluluğunu pasif protestolarla ihlal ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Yeşil Sol Partili Saruhan Oluç Açıkladı: Partinin İsmi Değişecek

Yeşil Sol Parti (YSP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, eylül ayında yapılması planlanan kongrede Yeşil Sol Parti’nin adının, tüzüğünün ve eş başkanlarının değişeceğini açıkladı:

“Eylül ayında olağan üstü büyük kongremizi yapacağız. O kongreyi yapmakla birlikte hem parti yönetiminde, hem eş başkanlarda bir değişim ortaya çıkacak. Parti tüzüğünde değişiklikler olacak. Kongre delegasyonu aksi yönde bir tavır göstermezse parti isminde bir değişiklik olacak ve yerel seçim çalışmalarına başlayacağız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti’de 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerden sonra başlayan muhasebe sürüyor. Geniş kapsamlı gerçekleştirilen mahalle, ilçe ve il halk toplantılarını tamamlandı.

Bölgesel konferanslara başlayacak olan her iki parti, genel merkez komisyonlarını oluşturarak, konferansların ardından eylül ayında Yeşil Sol Parti kongresini gerçekleştirecek.

Artı TV’den Ahmet Ayva’nın bir çok başlıkta sorularını yanıtlayan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Kongrede Yeşil Sol Parti’nin adının, tüzüğünün ve eş başkanlarının değişeceğini açıkladı. Oluç, toplantılar sürecine dair şunları söyledi:

“Toplantılar sürecinde öneriler ve eleştiriler tutanak altına alındı. Tutanaklar genel merkezimizde kurulan komisyon tarafından değerlendirilecek ve bunlar konferans ve kongre süreci için kararlar haline getirilecek ve dolayısıyla bu sürecin sonuna doğru yaklaşıyoruz.”

Saruhan Oluç, ilk kez parti ismin değişeceğini de açıkladı: “Eylül ayında olağan üstü büyük kongremizi yapacağız. O kongreyi yapmakla birlikte hem parti yönetiminde, hem eş başkanlarda bir değişim ortaya çıkacak. Parti tüzüğünde değişiklikler olacak. Kongre delegasyonu aksi yönde bir tavır göstermezse parti isminde bir değişiklik olacak ve yerel seçim çalışmalarına başlayacağız.”

İki partinin seçmende yarattığı kafa karışıklığının yeni parti ile önüne geçileceğini dile getiren Saruhan Oluç, “14 Mayıs seçimlerinde adeta iki parti gibi davrandık. Hem yapılan çalışmalar açısı bakımından hem de kadroların çalışması açısından baktığımızda bunun yarattığı çok büyük handikaplar oldu gerçekten” dedi.

Saruhan Oluç, yerel seçimlerde nasıl bir yol izleyeceklerine dair ise, “Şu an yerel seçim tartışması yürütmüyoruz. Yeni seçilecek yönetim, eş başkanlar ve parti meclisi ile birlikte bu tartışmayı başlatacağız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

IMF, Türkiye’nin 2023 Ve 2024 Büyüme Tahminini Değiştirdi

Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda Türkiye’nin bu yıl yüzde 3 ve 2024’te yüzde 2,8 büyümesinin tahmin edildiğini kaydetti. IMF’nin nisan ayındaki tahminlerinde, Türkiye ekonomisinin 2023’te yüzde 2,7 ve 2024’te yüzde 3,6 büyüyeceği öngörülmüştü.

Uluslararası Para Fonu (IMF),, Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nun Temmuz 2023 sayısını “Kısa Vadeli Dayanıklılık, Kalıcı Zorluklar” başlığıyla yayımladı.

Çalışmada küresel büyümenin 2022’de yüzde 3,5 olan tahminin hem 2023 hem de 2024’te yüzde 3’e düşeceği öngörüldü. Geçen Nisan ayında yayınlanan Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda (WEO) 2023 yılı için öngörülen yüzde 2,8’lik tahminden binde 2 puan yüksek olmakla birlikte, büyüme tarihsel standartlara göre zayıf kalıyor.

Güncellemede, “Enflasyonla mücadele için merkez bankası politika faizlerindeki artış ekonomik faaliyet üzerinde baskı yaratmaya devam ediyor. Küresel manşet enflasyonun 2022’de yüzde 8,7’den 2023’te yüzde 6,8’e ve 2024’te yüzde 5,2’ye düşmesi bekleniyor. Çekirdek enflasyonun daha kademeli olarak düşeceği öngörülüyor ve 2024 yılı enflasyon tahminleri yukarı yönlü revize edildi” denildi.

IMF raporunda gelişmiş ekonomiler için 2023 yılı GSYH büyüme tahmini yüzde 1,3’ten yüzde 1,5’e revize edilirken, 2024 büyüme tahmini yüzde 1,4 olarak korundu. Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomiler için 2023 yılı büyüme tahmini yüzde 3,9’dan yüzde 4,0’a çıkarılırken, 2024 büyüme beklentisi yüzde 4,2’den yüzde 4,1’e çekildi.

Güncellenen raporda, Türkiye ile ilgili büyüme beklentileri de değişti. Türk ekonomisinin bu yıl yüzde 3 ve 2024’te yüzde 2,8 büyümesinin tahmin edildiği kaydedildi. IMF’nin Nisan ayındaki tahminlerinde, Türkiye ekonomisinin 2023’te yüzde 2,7 ve 2024’te yüzde 3,6 büyüyeceği öngörülmüştü.

Yeni çalışmada ABD borç tavanı açmazının yakın zamanda çözüme kavuşturulmasının ve bu yılın başlarında yetkililerin ABD ve İsviçre bankacılığındaki türbülansı kontrol altına almak için güçlü adımlar atmasının, finans sektöründeki ani çalkantı risklerini azalttığı kaydedildi.

Bu durumun ekonomik görünüm üzerindeki olumsuz riskleri hafiflettiği kaydedilirken, “Bununla birlikte, küresel büyümeye yönelik risk dengesi aşağı yönlü olmaya devam etmekte. Enflasyon yüksek kalmaya devam edebilir ve hatta Ukrayna’daki savaşın şiddetlenmesi ve hava koşullarıyla ilgili aşırı olaylar gibi daha kısıtlayıcı para politikasını tetikleyen başka şoklar meydana gelirse yükselebilir” denildi.

Piyasalar merkez bankalarının daha fazla politika sıkılaştırmasına uyum sağladıkça finans sektöründeki türbülansın devam edebileceğini kaydeden IMF, “Kısmen çözülmemiş emlak sorunlarının bir sonucu olarak Çin’in toparlanması, sınırötesi olumsuzluklarla yavaşlayabilir. Kamu borcu sıkıntısı daha geniş bir ekonomi grubuna yayılabilir. Öte yandan, enflasyon beklenenden daha hızlı düşerek sıkı para politikasına olan ihtiyacı azaltabilir ve iç talep yeniden daha dirençli hale gelebilir” ifadelerine yer verdi.

“Çoğu ekonomide önceliğin, finansal istikrarı sağlarken sürekli dezenflasyona (ekonomik gerileme olmadan enflasyon baskılarının istikrarlı şekilde hafiflemesi) ulaşmak olmaya devam etmektedir” denilen güncellemede, bu nedenle merkez bankalarına fiyat istikrarını yeniden sağlamaya ve finansal denetim ve risk izlemeyi güçlendirmeye odaklanmaya devam etme çağrısı yapıldı.

IMF, “Piyasa sıkıntılarının ortaya çıkması halinde, ülkeler manevi zarar olasılığını azaltırken derhal likidite sağlamalıdır. Ayrıca ülkeler mali uyumu sağlayarak mali tamponlar oluşturmalı ve en kırılgan kesimler için hedeflenen desteği kapsamalıdır. Ekonominin arz tarafında yapılacak iyileştirmeler mali konsolidasyonu kolaylaştıracak ve enflasyonun hedeflenen seviyelere doğru daha yumuşak bir şekilde düşmesini sağlayacaktır” tavsiyelerine yer verdi.

“Kutlama yapmak için erken”

IMF başekonomisti Pierre-Olivier Gourinchas, güncelleme ile ilgili kaleme aldığı yazısında, “Küresel ekonomi, pandemi ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından kademeli olarak toparlanmaya devam ediyor. Yakın vadede, ilerleme işaretleri yadsınamaz. COVID-19 sağlık krizi resmi olarak sona erdi ve tedarik zinciri aksaklıkları pandemi öncesi seviyelere döndü.

Yılın ilk çeyreğinde ekonomik faaliyet, zorlu ortama rağmen şaşırtıcı derecede güçlü işgücü piyasaları sayesinde dirençli olduğunu kanıtladı. Enerji ve gıda fiyatları savaşın yol açtığı zirvelerinden keskin bir düşüş göstererek küresel enflasyon baskılarının beklenenden daha hızlı azalmasını sağladı. Mart ayındaki bankacılık çalkantısının ardından yaşanan finansal istikrarsızlık ise ABD ve İsviçre makamlarının güçlü adımları sayesinde kontrol altına alınabildi” ifadelerini kullandı.

“Küresel Ekonomi Yoluna Giriyor Ama Henüz Zorlukları Atlatmış Değil” başlıklı yazıda Gourinchas, ‘’Yine de ufukta hala birçok zorluk var ve kutlama yapmak için henüz çok erken’’ dedi.

Bazı olumsuz riskler azalmış olsa da, küresel ekonomide dengenin aşağı yönlü olmaya devam ettiği uyarısı yapan IMF başekonomisti, ‘’Küresel faaliyetin ivme kaybettiğine dair işaretler artmakta. Para politikasının küresel olarak sıkılaştırılması, politika faizlerini daraltıcı seviyeye getirdi. Bu durum, finans dışı sektöre verilen kredilerin büyümesini yavaşlatarak, hane halkı ve firmaların faiz ödemelerini artırarak ve emlak piyasaları üzerinde baskı yaratarak faaliyetler üzerinde baskı oluşturmaya başladı” yorumunda bulundu.

Enerji ve gıda fiyatlarını içermeyen çekirdek enflasyonun, merkez bankalarının hedeflerinin oldukça üzerinde seyretmeye devam ettiğini kaydeden IMF Başekonomisti, “Bu yıl yüzde 6 olan enflasyonun kademeli olarak azalarak 2024 yılında yüzde 4,7’ye gerilemesi bekleniyor ki bu da binde 4 puanlık bir yukarı yönlü revizyon anlamına geliyor. Daha da endişe verici olanı, gelişmiş ekonomilerde 2024 yılında yüzde 3,1’e gerilemesi beklenen çekirdek enflasyonun bu yıl yıllık ortalama yüzde 5,1 oranında sabit kalması. Enflasyonla mücadelenin henüz kazanılmadığı açık” mesajını verdi.

Enflasyonun kalıcılığında kilit rolün işgücü piyasasındaki gelişmeler ve ücret-kar dinamikleri olacağını kaydeden Pierre-Olivier Gourinchas, “İşgücü piyasaları, birçok ekonomide işsizlik oranlarının COVID öncesi seviyelerinin altında ve istihdam seviyelerinin üzerinde olması nedeniyle özellikle parlak bir nokta olmaya devam etmekte. Genel ücret enflasyonu arttı ancak çoğu ülkede fiyat enflasyonunun gerisinde kaldı” dedi.

Bunun nedeninin basit olduğunu ve “açgözlülük enflasyonu” olarak adlandırılan durumla çok az ilgisi bulunduğunu kaydeden Gourinchas, “Nominal talep ekonominin üretebileceğinin çok üzerinde olduğunda, fiyatlar ücretlerden daha hızlı yukarı yönlenir. Sonuç olarak, reel ücretler 2022’nin ilk çeyreği ile 2023 arasında gelişmiş ve büyük yükselen piyasa ekonomileri için yaklaşık yüzde 3,8 oranında azaldı” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’ndeki Demirtaş Görüşmesine “Üye” Engeli: Hazırlanamadım

Anayasa Mahkemesi (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına rağmen tahliye edilmeyen ve ikinci kez tutuklanan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın başvurusunun görüşülmesini bir üyenin “Dosyaya hazırlanamadım” demesi üzerine erteledi.

Anayasa Mahkemesi (AYM), önümüzdeki toplantıda eğer ihlal kararı verirse 6 yıl 8 ay 21 gündür cezaevinde olan Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi gündeme gelecek.

AİHM kararının uygulanmaması nedeniyle Türkiye’yi izlemeye alan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Demirtaş’ın serbest bırakılması için Eylül ayına karar süre vermişti. Komite, bu süre içinde tahliye kararı gelmemesi halinde “yeni önlemler” alacağı uyarısında bulunmuştu.

Anayasa Mahkemesi, 6 yıl 8 ay 21 gündür cezaevinde olan eski HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ikinci tutukluluğu ve bunun ardından gelen AİHM Büyük Dairesi’nin ihlal kararının uygulanmamasına ilişkin yaptığı bireysel başvuruyu gündemine aldı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın aktardığına göre; Toplantı sırasında bir üyenin “Dosyaya hazırlanamadım” demesi üzerine görüşme ileri bir tarihe ertelendi. Bu üyenin AYM’de “iktidar lehine” karar veren üyelerden olduğu öğrenildi.

HDP’nin üst yönetimine yönelik Türkiye genelinde gerçekleştirilen operasyonlar kapsamında, dönemin HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016 tarihinde Diyarbakır’da gözaltına alınmıştı. Daha sonra “terör örgütü üyeliği ve örgüt adına suç işleme” iddiasıyla tutuklanan Demirtaş, Edirne F Tipi Cezaevi’ne konuldu. Demirtaş hakkında 31 fezlekede 7 ayrı suç iddiasıyla 43 yıldan 142 yıla kadar hapis istemiyle ana dava açıldı. Demirtaş, çözüm sürecinde yaptığı bir konuşma nedeniyle İstanbul’da “terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 4 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bu süreçte avukatların başvurusu üzerine AİHM, ilk ihlal kararını 20 Kasım 2018’de verdi ve Demirtaş’ın serbest bırakılmasını istedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu karara karşı “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar işi bitiririz” diye tepki gösterdi. AİHM’nin kararını Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi de uygulamadı. Dosya itiraz üzerine AİHM Büyük Dairesi’ne gitti. Bu arada İstinaf, Demirtaş’ın 4 yıl 8 aylık cezasını onadı. Böylece Demirtaş hem tutuklu hem de hükümlü haline geldi.

Demirtaş, ana davada yargılanmaya devam ederken AİHM Büyük Daire, ihlal kararının uygulanmamasını 18 Eylül 2019’da ele alacaktı. Ancak yerel mahkeme, AİHM’in olası kararını devre dışı bırakmak amacıyla 2 Eylül 2019’de Demirtaş’ın ve avukatların boykot ettiği duruşmada sürpriz bir tahliye kararı verdi. Ancak Demirtaş, daha önce kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle tahliye edilmedi. Demirtaş’ın ana davada yattığı süre, kesinleşmiş cezasından mahsup edilince cezaevi kapısı açıldı.

Ancak bu kez de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Kobani soruşturması kapsamında Demirtaş’ı 20 Eylül 2019’da cezaevinde gözaltına aldı. Demirtaş, cezaevinden SEGBİS aracılığıyla çıkarıldığı sulh ceza hâkimliği kararıyla tutuklandı. Böylece Demirtaş’ın tahliyesi bir kez daha engellendi.

Demirtaş’ın tahliye edilmemesi üzerine dosyayı yeniden görüşen AİHM Büyük Daire, 22 Aralık 2020’de ihlal kararına imza attı. Demirtaş’ın tutukluluğunun “siyasi saiklerle” olduğunu belirten AİHM, eski HDP liderinin serbest bırakılmasını istedi. Ancak Türkiye, bu kararı da yerine getirmedi.

Demirtaş’ın yargılandığı ana dava ile tutuklu olduğu Kobani davası Mayıs 2021’de birleştirildi. Dava, bundan sonra Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmeye başladı.

Bu arada Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş’a dönemin Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ı “hedef gösterdiği” iddiasıyla Terörle Mücadele Kanunu kapsamında 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Bu ceza henüz istinaf tarafından onanmadı.

Yaptırım uyarısı

AİHM kararının uygulanmaması nedeniyle Türkiye’yi izlemeye alan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Demirtaş’ın serbest bırakılması için Eylül ayına karar süre vermişti. Komite, bu süre içinde tahliye kararı gelmemesi halinde “yeni önlemler” alacağı uyarısında bulunmuştu.

Öte yandan Demirtaş’ın avukatları, Demirtaş’ın 20 Eylül 2019’daki ikinci tutukluluğu, 22 Aralık 2020’deki AİHM kararının uygulanmaması ve tutukluluğunun devamına karar verilmesi nedeniyle AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.

AYM Genel Kurulu, tüm başvuruları birleştirerek Demirtaş’ın tutukluluk dosyasını gündemine almıştı. Toplantıda, “tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ve tutukluluğa ilişkin kararların etkili itiraz güvencesi içermeyen, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiası” ele alınacaktı.

AYM teamüllerinde de bir üyenin dosyaya yeterince hazırlanmamasını gerekçe göstermesi, toplantının ertelenmesine neden olabiliyor. AYM Başkanı Zühtü Arslan da bu nedenle Demirtaş dosyasının görüşülmesini ileri bir tarihe erteleme kararı aldı.

Mahkeme, önümüzdeki toplantıda eğer ihlal kararı verirse Demirtaş’ın tahliyesi gündeme gelecek.

Paylaşın