Çinli Virolog Uyardı: Kovid 19’dan Daha Acımasız Bir Virüs

Çin’in dünya çapında tanınmış virologlarından biri olan ve “yarasa kadın” olarak da anılan Shi Zhengli, gelecekte başka bir koronavirüsün salgının ortaya çıkma olasılığı konusunda uyardı.

Haber Merkezi / Hayvanlardan, özellikle de yarasalardan insanlara bulaşan virüsler üzerine yaptığı araştırmalar nedeniyle “yarasa kadın” lakabı alan Shi, dünyanın Kovid-19 gibi başka bir hastalığa karşı hazırlıklı olması gerektiğini vurguladı.

Koronavirüsler, dünya çapında binlerce insanın ölümüne neden olan şiddetli akut solunum sendromu (Sars) salgınının yanı sıra Kovid-19 salgınına da neden oldu.

Shi’nin Wuhan Viroloji Enstitüsü’nden ekibi son çalışmalarında, 40 koronavirüs türünün insana yayılma riskini değerlendirdi ve bunların yarısını “yüksek riskli” olarak derecelendirdi.

Bunlardan altısının insanları enfekte eden hastalıklara neden olduğu zaten biliniyor, diğer üçünün ise hastalığa neden olduğu veya diğer hayvan türlerini enfekte ettiğine dair kanıtlar var.

Çalışma; popülasyon, genetik çeşitlilik, konakçı türler ve hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklar olan zoonoz hastalıklarının geçmişi de dahil olmak üzere viral özelliklerin analizine dayanıyor.

Birçok bilim insanı, Kovid 19’un muhtemelen hayvanlarda, yarasalarda bulunan ve daha sonra tanımlanamayan bir konakçı aracılığıyla insanlara sıçrayan bir virüsten kaynaklandığına inanıyor.

Wuhan Viroloji Enstitüsü, Kovid-19’un laboratuvardan kazara bir sızıntıdan kaynaklandığı yönündeki şüphelerle gündeme gelmişti.

Haziran ayında yayınlanan ABD istihbarat belgeleri, laboratuvar sızıntısı teorisini destekleyecek hiçbir kanıt olmadığını ancak bunun göz ardı edilemeyeceğini belirtmişti.

Paylaşın

Yeşil Sol Parti’den İsim Değişikliği: Demokratik Halklar Partisi

Yeşil Sol Parti (YSP), 15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongreye isim değişikliğiyle gidiyor… Yeşil Sol Parti (YSP) MYK, partinin yeni ismini ‘Demokratik Halklar Partisi’ olarak belirledi.

Yeşil Sol Parti (YSP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısı bugün gerçekleştiriliyor. Gündemde 15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongre, siyasi gelişmeler ve partideki isim değişikliği var.

ArtıTV’nin haberine göre, Yeşil Sol Parti’nin yeni ismi de belli oldu. Yeşil Sol Parti yoluna Demokratik Halklar Partisi olarak devam edecek.

Yeşil Sol Parti yönetimi, yaz başından bu yana, parti örgütleri ve bileşenlerden yeni isim önerilerini almıştı. İsim değişikliğinde, parti tabanından gelen, Kürt siyasi hareketinin temsil edildiği siyasi partilerle benzer bir isim değişikliğine gidilmesi talebi etkili olmuştu.

Anayasaya göre kapatılan siyasi partiler, aynı isimle yeniden faaliyet gösteremediği için, benzer isimler için öneriler alınmıştı. Edinilen bilgiye göre partiye en çok “Demokratik Halklar Partisi” önerisi geldi ve bu isim ağırlık kazanmıştı. İkinci alternatif olarak ise “Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi” önerilmişti.

Ancak, yasal bir engel olmaması halinde Yeşil Sol Parti’nin yeni isminin Demokratik Halklar Partisi olması görüşü ağırlık kazanmıştı.

15 Ekim’de gerçekleştireceği olağanüstü büyük kongrenin ardından ise hızla yerel seçim için hazırlıkların başlatılması planlanıyor. Bu kapsamda, 2024 yerel seçimlerine ilişkin politikaları belirlemek üzere Kasım ayı başında geniş katılımlı bir yerel yönetimler konferansı toplanması kararlaştırılmıştı.

Paylaşın

CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel’den “Sağ Destek” Eleştirisi

CHP Manisa İl Kongresi’nde konuşan genel başkan adayı Özgür Özel, “Bizim oyumuz yüzde 25, tepemizde görünmez bir cam tavan var. Zıplamayalım, nasıl olsa aşamıyoruz. O zaman sağdan soldan, hatta sağdan, daha sağdan desteklerle onlara açılarak, oradan danışmanlarla, onlara ait söylemlerle yürümeye çalışmak yerine ya da yüzde 48’i 50+1 yapmak için ittifaklara mecburiyetten seçime ertesi gününden itibaren sürekli duracağı yeri başkasına göre tayin etmemeli” dedi.

Özgür Özel, “Özgür biz sana inanıyor ve güveniyoruz, geç takımın başına” diyorsanız, ben bu takımı şampiyon yaparım” dedi. Seçimlerin ardından partinin hiçbir şey yokmuş gibi davranmasının seçmende büyük bir duygusal kopuşa neden olduğunu kaydeden Özel, “Öyle bir şeyi görüyorum ki eğer biz sağlıklı bir itirazı, sağlıklı bir öz eleştiriyi, yeni bir yol yürüyüşü sağlamazsak, hep birlikte önümüzdeki yerel seçimlerde büyük bir tehlike ile karşı karşıyayız” diye konuştu.

CHP Grup Başkanı ve Genel Başkanı adayı Özgür Özel, partisinin Manisa İl Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

CHP’nin nasıl bir siyaset izlememesi gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulunan Özgür Özel, “Bizim oyumuz yüzde 25, tepemizde görünmez bir cam tavan var. Zıplamayalım, nasıl olsa aşamıyoruz. O zaman sağdan soldan, hatta sağdan, daha sağdan desteklerle onlara açılarak, oradan danışmanlarla, onlara ait söylemlerle yürümeye çalışmak yerine ya da yüzde 48’i 50+1 yapmak için ittifaklara mecburiyetten seçime ertesi gününden itibaren sürekli duracağı yeri başkasına göre tayin etmemeli” dedi.

Özel, konuşmasına şöyle devam etti: “Bunun yerine kendi pozisyonunu doğru tarif eden, doğru yerde duran ve kendinden emin olan, geri kalan bütün siyasetin ona göre şekilleneceği ilkeli, özgüvenli ve cesaretli bir siyaset için yola çıkmış durumdayız.”

“Bunu yaparken Türkiye’de bize dayatılan siyasete itiraz ediyoruz” diyen Özgür Özel, “Ne diyor? Recep Tayyip Erdoğan’ın meşhur anlayışı; kimlik siyaseti, dikine kesen siyaset; bir farklılığı bulalım, üzerinde tepinelim, bir tarafı şeytanlaştıralım, kendi arkamızı kalabalıklaştıralım. Bunun yerine enine kesen bir siyaset; AK Partili’nin de, MHP’linin de, İYİ Partili’nin de, HDP’linin de yoksuluna dokunan, işsizine dokunan, geleceğine kaygılı olanlarına dokunan ve hepsine dokunurken alt tarafı koruyan, alınterinden alınan vergi ile bir krema tabakasının sürekli mutlu olmasına itiraz eden, gerçek anlamda halkçı, sendikaların güçlenmesini savunan, sivil toplumla dayanışma içinde, meslek örgütünü güçlendiren ve meslek örgütünden, sendikadan, sol-sosyal demokratlardan güç alan ve kendini yeniden tarif eden bir anlayışla ‘Değişimin Yüzyılı, Yüzyılın Değişimi’ diyoruz.”

Bülent Ecevit’in adaylık sürecinin hatırlatan Özel, “11 yıldır Meclis’teyim evet, dur derseniz dururum ancak 1957’de milletvekili olan Ecevit’in 15 sene sonra 1972’de ortanın solu hareketini ete kemiğe büründürmesiyle 5 yıl süren bir tartışmayı bir noktaya getirmesiyle yola çıktığını bilelim” dedi.

”Siyaset söz ile yapılır”

“Bu partiye bir genel başkan gelecekse tombaladan çıkmayacak, meteorla düşmeyecek, laboratuvarda üretilmeyecek ancak sizin kefaletiniz, sizin yüreğiniz, sizin desteğinizle bu partinin bir evladı olacak” diyen Özel, şunları kaydetti:

“Siyaset söz ile yapılır. Söz ile yapılan her iş hataya açıktır. Siyasete girdiğim ilk günden bugüne kadar kalp kırmış mıyımdır? Kırmışımdır. Burada mahsur yok, gözün içine baka baka özür dilerim. Kırdığımdan, üzdüğümden, varsa hakkının yenmesine sebep olduğumdan bunlardan büyük bir üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim. Beni çok kıran oldu, üzen oldu. Benden yana olan ne kadar hak varsa helal olsun. Bu salondan dışarıya hiçbir kırgınlık, küskünlük çıkarmıyorum. Size şunu soruyorum; üyelerimiz Atatürk’ün baba ocağının gerçek sahipleri, bu evladınıza ‘Özgür arkandayız’ diyorsanız ben yola çıkıyorum.”

Paylaşın

Davutoğlu: Ekonomik Krizin Arkasında Dış Mihrak Falan Yok

Partisinin Ankara’da Etimesgut 2. Olağan İlçe Kongresi’nde konuşan GP Lideri Ahmet Davutoğlu, “Arkadaşlar bu ekonomik krizin arkasında dış mihrak falan yok. Bu ekonomik krizin arkasında bunların cehaleti, bunların yolsuzlukları bunların israfları var. Acı bir tablo ile karşı karşıyayız” dedi ve ekledi:

“Şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde milli gelirin yüzde 40’nı alıyor. yani 850 bin kişi geri kalan 84 milyon 250 bin kişinin payının yarısını alıyor… Dünyada ekonomik gelir adaleti en bozuk ülke biziz. Çünkü Kur Korumalı Mevduatla faizcileri tefecileri desteklemek için yandaşlarına kaynak aktarmak için Kur Korumalı Mevduatla 700 milyar Türk Lirası dağıttılar bu nu da hazineden ödediler.

Davutoğlu, konuşmasının devamında yerel seçimler ittifak ihtimaline ilişkin, “İnsanları, iktidarı ve iktidar sahiplerini iyiye, hayra davet etmek için siyaset yapıyoruz. Eğer onlarda olumlu bir adım görürsek, gerçek bir çete mücadelesi yürütürlerse, eğer özgürlükleri arttıran, yasakları azaltan bir adım görürsek, evet onlarla da görüşür, onlarla da siyasetimizin gereği olarak olumlu olan her şeye destek veririz.

Ama asla iktidarın payandası konumunda kalmak isteriz. Önce eylemi görmek isteriz. 4 aylık karneleri çok kötü söyleyeyim. Karneleri düzelirse ‘iyi yaptınız’ deriz… Bir ittifak ihtimali olma durumunda da bütün partilere kapımız açıktır. Hiç Kimseyi dışlamıyoruz hiç kimseyi kenarda tutmuyoruz” ifadelerini kullandı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin Ankara’da Etimesgut 2. Olağan İlçe Kongresi’nde konuştu. ANKA’nın aktardığına göre Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şöyle oldu:

“Bütün bunların arkasındaki faktör ne? Seçimden önce Türkiye’deki ekonomik krizlerin hepsine ne diyorlardı? ‘Türkiye yüzyılını engellemeye çalışan dış mihraklar’ diyorlardı. Ortada dış mihrak kaldı mı? Son bir dış mihrak kalmıştı İsrail Başbakanı Netanyahu. Yani Mavi Marmara’da 10 kardeşimizi şehit eden Netanyahu… Mescid-i Aksa’nın işgalci çizmesiyle çiğnenmesine teşvik eden Netanyahu’nun elini Sayın Erdoğan, Birleşmiş Milletler’de, New York’ta sıktı. Hem de tebessüm ederek sıktı.

Kimdi dış mihrak? ABD Başkanı Biden’dı. G-20’de Biden’e ne kadar mesaj gittiğini tahmin edemezsiniz? Onunla da el sıkıştı… Arkadaşlar bu ekonomik krizin arkasında dış mihrak falan yok. Bu ekonomik krizin arkasında bunların cehaleti, bunların yolsuzlukları bunların israfları var. Acı bir tablo ile karşı karşıyayız.

Şu anda Türkiye’de nüfusun yüzde milli gelirin yüzde 40’nı alıyor. yani 850 bin kişi geri kalan 84 milyon 250 bin kişinin payının yarısını alıyor… Dünyada ekonomik gelir adaleti en bozuk ülke biziz. Çünkü Kur Korumalı Mevduatla faizcileri tefecileri desteklemek için yandaşlarına kaynak aktarmak için Kur Korumalı Mevduatla 700 milyar Türk Lirası dağıttılar bu nu da hazineden ödediler.

Şimdi burada bakanların isimlerini sorsam, üç veya dört bakan biliriz değil mi? Ama size son dönemde kendisine operasyon yapılan, sosyal medyada birtakım ifşaatlarda bulunan ya da sokak ortalarında çatışan mafya liderlerini sayın desem bakanlardan daha çok isimler aklınıza gelir. Saymayayım isimlerini, reklamını yapmayayım bu çetelerin. 2016’da biz ayrıldığımızda tek bir çete var mıydı sokaklarda?

Süleyman Soylu, eski İçişleri Bakanı bütün ekibiyle tasfiye ediliyor. Allah aşkına gören de der ki, ‘Herhalde bu parti iktidardan gitti yerine yeni bir Cumhurbaşkanı geldi.’ İçişleri Bakanı eski İçişleri Bakanı ile ilgili ne varsa tasfiye diyor. İyi yapıyor mu, yapıyor. Peki ama daha önce onlara kim izin verdi. Süleyman Soylu’yu bu ülkenin en güçlü adamı haline kim getirdi? Onun etrafında çeteleşmelere kim izin verdi?

Milli Eğitim Bakanı’nın açıklamasını iyi takip edin. Geçen dedi ki, ‘Mülakatı mülakat gibi yapacağız.’ Ne demek bu biliyor musunuz? Bir önceki bakan mülakatı mülakat gibi yapmamış demek ki. Torpillileri almış geri kalanı almamış.

Dünde dedi ki, ‘Kul hakkına girmeyeceğiz’ demek ki bir ilerleme var. Demek ki mülakatta birilerini eleyip kendi damadını yakınlarını çocuklarını kadroya almak kul hakkıymış öyle mi? Yeni mi öğrendin ey Bakan bunu, yeni mi öğrendin. Sen o bakanlıkta müsteşarlık yaptın. Hepiniz bu işin içindeydiniz. Neden bizim damatlarımız çocuklarımız kimse tarafından bilinmez de sizinkiler bütün hayat hikayeleriyle her an kamuoyundadır.

Liseli bir öğrencinin elindeki Atatürk fotoğrafıyla uygunsuz hareketlerine ilişkin ise Davutoğlu, “Türkiye’nin en seçkin kurumlarından birinde bir gencimiz bunu yapıyor. İktidarın iki şeyi sorması gerekir. Bu kurumlar bu hale nasıl düştü? Nasıl en seçkin öğrenci diye getirdiğimiz ve yeni bir nesil yetiştireceğiz dediğimiz yere bu geldi.

Çünkü Sayın Erdoğan bir toplantıda ‘Biz kindar nesil, kinine sahip çıkan nesil yetiştireceğiz’ demişti. Problem bu… Bizimle görüşmekten korkan İmam hatiplerle ilgili dernek yöneticilerinin, vakıf yöneticilerinin şimdi bir düşünmesi lazım. Neden bu çocuk tutuklandı da o çocuğu bu hale getiren sistem tartışılmıyor. Neden bu çocuk tutuklandı? Bir sebebi de ne biliyor musunuz? Çünkü aynı yaşta Cumhurbaşkanı’na hakaret eden çocuklar da tutuklandı. Biz bunları karşımıza alıp konuşacağız, eğiteceğiz.

Ben de bir eğitimciyim… Tek bir çocuğun kaybı insanlığın kaybıdır…. Birçok iktidara yakın isim benim bu mesajı göndermemden sonra doğrudan dolaylı mesaj gönderip teşekkür ettiler. Ama bana teşekkür edeceklerine şimdiye kadar görüşmekten korktukları eski başbakanım dedikleri birine teşekkür edeceklerine sayın Erdoğan’a ve bugün Milli Eğitim’i yönetenlere sorular sorsunlar. İktidara, sahiplerine soru sormaya cesareti olmayanların bize teşekkür etmeye hakları, yetkileri yoktur. O hale gelmiş olan bütün gençlerimiz için yüreğim yanıyor.

“Bütün partilere kapımız açık”

Biz iktidarı cezalandırmak, insanları cezalandırmak için siyaset yapmıyoruz. İnsanları, iktidarı ve iktidar sahiplerini iyiye, hayra davet etmek için siyaset yapıyoruz. Eğer onlarda olumlu bir adım görürsek, gerçek bir çete mücadelesi yürütürlerse, eğer özgürlükleri arttıran, yasakları azaltan bir adım görürsek, evet onlarla da görüşür, onlarla da siyasetimizin gereği olarak olumlu olan her şeye destek veririz.

Ama asla iktidarın payandası konumunda kalmak isteriz. Önce eylemi görmek isteriz. 4 aylık karneleri çok kötü söyleyeyim. Karneleri düzelirse ‘iyi yaptınız’ deriz. Karne bozulursa, sonuna kadar mücadele ederiz… Parti yönetimimizde aldığımız karar mucibince Türkiye’nin her yerinde ittifak ihtimalleri mahfuz tutulmak üzere kendi logomuzla seçime girmeye hazır hale geleceğiz. Ama bir ittifak ihtimali olma durumunda da bütün partilere kapımız açıktır. Hiç kimseyi dışlamıyoruz hiç kimseyi kenarda tutmuyoruz.”

Paylaşın

Cevdet Yılmaz’dan Dikkat Çeken “Enflasyon” Açıklaması

Katıldığı bir televizyon programında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Enflasyonun yönünü tekrar aşağı doğru çevirmesi ne zaman mümkün olacak?” sorusuna, “Şu anda bir geçiş sürecindeyiz, politikalarda birtakım güncellemeler oldu. Yeni bir dönem başladı. Enflasyonla mücadele de bu dönemin hakikaten en temel önceliklerinden bir tanesi. Geçici olarak enflasyonda bir yükseliş var bu geçiş döneminin şartlarından kaynaklanan” şeklinde cevap verdi ve ekledi:

“Kurda ciddi bir hareketlilik oldu biliyorsunuz. Maaş ve ücretlerde ciddi artışlar oldu. Diğer taraftan enerji fiyatlarında dünyada beklentilerin aksine bir yükseliş gerçekleşti. O da doğrudan zaten biliyorsunuz etkiliyor birtakım kalemleri. Bunun dışında bütçe açığını aşağı çekebilmek için birtakım tedbirler aldık doğrusu onların da enflasyona geçici olarak olumsuz yansımaları da oldu. Bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman geçici bir artış söz konusu. Ama bir taraftan da güncellenmiş bir politikalar, kararlı uygulamalar var. Belirsizliklerin azaldığı yeni bir döneme girmiş durumdayız.

Dolayısıyla bir süre sonra bu geçici yükseliş yerini düşüşe bırakacaktır. Aylık bazda düşüşleri daha erken göreceğiz. Bu sene sonuna doğru, gelecek senenin başlarında bu aylık bazdaki gelişmeleri göreceğiz. Yıllık bazdaki gelişmeleri ise daha çok 2024’ün ortaları gibi görmüş olacağız. Çünkü bir baz etkisi oluştu. Bu temmuz, ağustosta ciddi bir yükseliş oldu. Bundan sonraki aylarda öyle bir artış beklemiyoruz doğrusu.”

Yılmaz, “Seneye bu vakitler kaç olur mesela enflasyon?” sorusuna, “Tam bu vakitleri söyleyemem ama ortalama bir hesabımız var yüzde 33 olarak ve bu da gerçekleştirilebilir bir rakam diye düşünüyorum.” karşılığını verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Kanal 7 canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. Cevdet Yılmaz’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Çeşitli konularda makro tahminlerinizi, planlamalarınızı bütünlük içinde ortaya koyduğunuz doküman. Siyasi belirsizlikler ortadan kalktı. Biz OVP’de ne yapmış oldu. Siyasi istikrar ve güven iklimini teknik öngörülebilirliği sağlayarak desteklemiş olduk.

Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat katılması bu programa desteğini ortaya koyması çok önemli. Cumhurbaşkanımızın tam desteği önemliydi. Bu programı hazırlarken ilgili tüm kesimlerle istişare yaptık. İşçi kesimleri ile, iş dünyası ile, özel kesimden sendikalarla, finans kesimleriyle bütün kesimlerle istişareler yaptık.

Geçiş sürecindeyiz, politikalarda güncellemeler oldu, yeni bir dönem başladı. Enflasyonla mücadele bu dönemin en temel önceliklerinden bir tanesi. Şu an itibarıyla enflasyon bağlamında şunu ifade edebilirim. Geçici olarak enflasyonda yükseliş var. Kurda ciddi hareketlilik oldu, maaş ve ücretlerde ciddi artışlar oldu. Enerji fiyatları kalemleri etkiliyor. Bütçe açığını aşağı çekebilmek için tedbirler aldık, bütün bunları bir araya getirdiğiniz zaman geçici bir artış söz konusu. Güncellenmiş politikalar var. Belirsizliklerin azaldığı yeni bir döneme girmiş durumdayız. Bir süre sonra geçici yükseliş yönünü düşüşe bırakacaktır. Aylık bazda düşüşleri daha erken göreceğiz. Bu sene sonuna doğru, gelecek senenin başında aylık bazdaki gelişmeleri göreceğiz. Yıllık bazdaki gelişmeleri ise daha çok 2024’ün ortaları gibi görmüş olacağız. Temmuz ağustosta baz etkisi oluştu. Bundan sonraki aylarda öyle bir artış beklemiyoruz.

Aylık bazda daha düşük temmuz ağustosa göre düşük bir rakam bekliyoruz. Yıllık bazda etkiyi daha çok 2024’ün ortalarına doğru görmüş olacağız. Baz etkisi dediğimiz bu yıl yaşanan artışın gelecek yıla farklı bir etkisi olacak. Gelecek yıl dezenflasyon sürecinin hızlandığını göreceğiz. Burada beklentileri kırmak çok önemli.

Son 3 aya baktığımız zaman cari açığımız olduğu halde rezervlerin artmaya başladığını görüyoruz. Geçen hafta itibarıyla 22 milyar dolar rezervlerde net artış oldu. Son 3 ayda 22 milyar dolar rezerv artışı gerçekleşti. Bu çok önemli bir rakam diye düşünüyorum.

Önümüzdeki dönemde daha fazla kaynak girişi olacak. Cari açığımızı düşüreceğiz. Bunu çok rahat bir şekilde finansa edeceğiz bir taraftan rezervlerimizi artıracağız.  CDS’ler 400’ün altına gelmiş oldu. Risk algısı azalıyor. Şu anda algı belli bir seviyeye gelmiş durumda. Önümüzdeki dönemlerde daha da aşağılara doğru gittiğini göreceğiz.

Ciddi adımlar attık. EYT düzenlemesinden ücret artışlarına, asgari ücret düzenlemesine varıncaya kadar. Hakikaten güçlü sosyal politika izlediğimizi ifade edebilirim. Bu süreçte deprem yaşadık. Depreme rağmen EYT’de diğer politikalarda Türkiye devam etti.

Son dönemde 2023 yılında enflasyonun üstüne artışlar yaptık. Asgari ücrette, memur maaşlarında, emekli maaşlarında enflasyonun üzerinde artış yapıldı. Bir dönemde enflasyon artışın üstüne çıktıysa telafi edici mekanizmalarımız var. 6 ayda bir enflasyon verdiğimiz artışın üzerindeyse telafi ediyoruz. Önümüzdeki dönemde şöyle bir tablo var. Yılbaşından itibaren memurlarda seyyanen artış yapılmıştı. Yılbaşında enflasyon farkı oldukça yüksek olacak. Bu da memur emeklilerine yansıyacak. Geriye işçi ve Bağkur emeklilerimiz kalıyor. Orada da oransal artışlar, enflasyon farkı olacak. Memurunki biraz daha farklı, bu kesimlere dönük dengeleyici bir çalışmayı sürdürüyoruz.

En düşük maaşı alanlarda bu yıl yüzde 114 artırdık. Asgari emekli ücretinde nisan ayında en büyük artışı yaptık. Temmuzda bir şey yapılmadı diye söylem oldu bir algı oluştu. Daha fazla imkanlarımızı zorlayarak bütün dünyadaki sıkıntılara rağmen bütün imkanlarımızı zorlayarak emeklilerimize elimizden gelen en iyi desteği vermeye çalışacağız. İnşallah yıl sonuna kadar çalışmayı tamamlayarak emeklimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Düşük alanları destekleyici bir yaklaşımımız olacak. “

Paylaşın

CHP Genel Başkan Adayı Öymen: 13 Yılda 12 Seçim Kaybedildi

Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde girilen 13 yıldaki tüm seçimlerin kaybedildiğini ifade eden CHP genel başkan adayı Örsan Öymen, “Bu bir olgu. 13 yılda 12 seçim kaybedildi. 5 milletvekilliği, 3 cumhurbaşkanlığı, 2 belediye seçimi, 2 referandum” dedi ve ekledi:

“Belediye seçimlerinde, İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya’da başarı elde edildi ama Türkiye genelinde ne yazık ki partimiz birinci olamamıştır. Biz bilhassa yenilgiye alıştırılmış bir ruh hali içerisine girmiş durumdayız ne yazık ki. Böyle birkaç kent kazandığımız zaman bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Onu bir başarı olarak yorumlamak istiyoruz. Belki psikolojik bir ihtiyaç da olabilir bu.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genel başkanlığına adaylığını açıklayan isimlerden Prof. Dr. Örsan Öymen, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Sanat ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen CHP Eskişehir İl Başkanlığı 38. Olağan Kongresi’nde açıklamalarda bulundu.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; CHP’de genel başkana veya yönetim kademesinde olanlara yönelik eleştirilerin partinin kendisine yönelik eleştiri olmadığını kaydeden Öymen, “Cumhuriyet Halk Partisi’ni daha ileri bir noktaya götürmek için, bu yüzyıllık çınarda bir yaprak dökümünün yaşanmaması için, Cumhuriyet Halk Partisi’ne sahip çıkmak için, genel başkan da dahil olmak üzere yönetim kademesindeki herkes eleştirilebilir. Bizim bu feodal anlayıştan kurtulmamız gerekiyor. Öncelik budur” diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde girilen 13 yıldaki tüm seçimlerin kaybedildiğini ifade eden Öymen, “Bu bir olgu. 13 yılda 12 seçim kaybedildi. 5 milletvekilliği, 3 cumhurbaşkanlığı, 2 belediye seçimi, 2 referandum. Belediye seçimlerinde, İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Antalya’da başarı elde edildi ama Türkiye genelinde ne yazık ki partimiz birinci olamamıştır.

Biz bilhassa yenilgiye alıştırılmış bir ruh hali içerisine girmiş durumdayız ne yazık ki. Böyle birkaç kent kazandığımız zaman bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Onu bir başarı olarak yorumlamak istiyoruz. Belki psikolojik bir ihtiyaç da olabilir bu” değerlendirmesinde bulundu.

CHP’nin başka bir sorununun, partinin oyunun yüzde 22-26 bandı arasına sıkışması olduğunu söyleyen Öymen, “2003 ve 2008 yılları arasında 5 yıl 3 dönem Parti Meclisi üyesi olarak görev aldım Sayın Deniz Baykal döneminde. Ne yazık ki bugün burada aktaracağım eleştirileri, o zaman da kendisine ve yönetimine yöneltmek durumunda kalmıştım. Temelde parti içi demokrasi, seçim yenilgilerindeki nedenler ilkelerle ilgili sorunlar gibi konularda dolayısıyla yeni bir şey söylemiyorum. Ne yazık ki kişiler değişti ama partimizde sorunlar değişmedi” dedi.

Öymen, 1957 seçimlerinde CHP’de İsmet İnönü’nün genel başkan olduğu dönemde partinin oyunun yüzde 41, 1977 seçimlerinde Bülent Ecevit’in genel başkan olduğu dönemde partinin oyunun yine yüzde 40’ların üzerinde olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: “13 yılda değişmeyen şey ne olacak da 14’üncü yılda değişecek ve biz belediye seçimlerini kazanacağız? İstanbul’u, Ankara’yı yeniden kazanacağız. Bursa’yı kazanacağız. Diğer önemli kentleri, merkezleri kazanacağız. Eskişehir’i nasıl kazanacağız? Bütün bunların üzerinde düşünmek gerekiyor.”

Anket önerisi

İttifaklarla ilgili sorun yaşandığını ve genel başkanlık dahil yönetim değişikliği olmadığı zaman başarının sağlanması konusunda şüphelerini ifade eden Öymen, “Genel merkeze şunu öneriyorum. Bilimsel bir araştırma yapılsın. 40 ilde, 60 ilde 10-15 bin kişiyle bir araştırma yapılsın. Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce olduğu gibi 20 ilde 30 ilde 2-3 bin kişiyle değil kapsamlı bilimsel bir araştırma yapılsın, güvenilir.

Mevcut yönetimin, yönetimin devam etmesi durumunda Cumhuriyet Halk Partisi’nin adaylığına vatandaşımız oy verecek mi? Çok basit bir soru. Halkın içinde yaşayan, halkla iletişim halinde olan herkes aslında gerçekleri görüyor. Madem bizim burada söylediklerimiz dikkate alınmıyor. Benim söylediğimi bir kenara atın. Genel merkezi sadece bilime, akla davet ediyorum” çağrısı yaptı.

Seçim yenilgilerinin temelinde birçok neden olduğuna dikkati çeken ve bu sorunlardan bir tanesinin de parti içi demokrasi sorunu olduğunu vurgulayan Öymen, şöyle konuştu:

“Bunlardan bir tanesi de parti organlarının çalıştırılmamış olması. Oligarşik bir yapının 5 kişi, 10 kişi, 15 kişi bilemiyorum. Danışmanlar, Bazı MKYK üyeleri vesaire kararları vermesi. İlçe ve il örgütlerine bu konularda kritik konularda bir şey danışılmamış olması, parti meclisinin yeterince çalıştırılmamış olması ve bunun sonucunda da lojistik, stratejik ve ideolojik hataların yapılmış olması. Sadece çok sık gündeme geldiği için değinmek istiyorum. Milletvekili listeleri konusu.

Oy oranı yüzde 1-2 en fazla 3 olan 4 partiye 38-39 milletvekilinin hediye edilmiş olması. Bu her şeyden önce temsiliyet ilkesine, halkın egemenliği ilkesine aykırı bir durumdur. Oy oranıyla orantısız bir sayıda milletvekilinin verilmiş olması. İttifak elbette yapılabilir. Ama şöyle denenebilirdi, seçilebilecek yerlerden 10-15 kişilik kontenjan, ittifak içindeki partilere verilebilirdi ve milletvekilleri de ön seçim yapılması yoluyla belirlenebilirdi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin daha fazla sayılı milletvekili bugün mecliste olabilirdi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde daha güçlü bir şekilde temsil edilebilirdik.”

Paylaşın

A Milli Kadın Voleybol Takımı 2024 Paris Olimpiyatları’nda

Brezilya, Belçika, Bulgaristan, Arjantin ve Peru’yu yenen A Milli Kadın Voleybol Takımı, Japonya’yı da 3-1 yenerek 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’na katılmayı garantiledi.

Haber Merkezi / A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2024 Paris Olimpiyat Elemeleri B Grubu altıncı maçında ev sahibi Japonya ile karşılaştı. A Milli Kadın Voleybol Takımı, Japonya’yı yenerek 2024 Paris Olimpiyat Oyunları’na katılma hakkı elde etti.

A Milli Kadın Voleybol Takımı, daha önceki 5 maçta Brezilya, Belçika, Bulgaristan, Arjantin ve Peru’yu yenmişti. Bu maçta Japonya da ilk yenilgisini almış oldu.

Üste üste 21 maçtır kazanan Milli Takım, Milletler Ligi ve Avrupa şampiyonu olarak dünya sıralamasında 1 numaraya yükselmişti.

Hakemler: Vladimir Simonovic (İsviçre), İsmail İbrahim Alblooshi (Birleşik Arap Emirlikleri)
Japonya: Inoue, Yamada, Hayashi, Nishida, Watanabe, Seki (Fukudome, Nishimura, Wada, Miyabe, Ishikawa)
Türkiye: Ebrar Karakurt, Zehra Güneş, Melisa Vargas, Hande Baladın, Eda Erdem Dündar, Elif Şahin (Simge Aköz, Cansu Özbay, İlkin Aydın, Aslı Kalaç)

Setler: 25-22, 22-25, 24-26, 12-25

Türkiye, bu sonuçla B Grubu’nda 6’da 6 yaptı. Ekipte Vargas, 22 sayıyla maçın en skorer ismi oldu.

Üst üste ikinci, tarihinde ise üçüncü kez olimpiyatlarda mücadele edecek A Milli Kadın Voleybol Takımı, elemelerdeki yedinci ve son maçında yarın TSİ 10.00’da Belçika ile karşılaşacak.

Paylaşın

Örsan Öymen: CHP Kimliksiz Bir Konuma Sokulmuştur

CHP Ankara İl Kongresi’nde konuşan genel başkan adayı Örsan Öymen, “CHP ben demokratik bir partiyim, Türkiye’de demokrasiyi savunuyorum iddiasında değil mi? CHP kimliksiz bir konuma sokulmuştur. İlkelerimizden uzaklaştık, başta laiklik olmak için ilkelerimizi rafa kaldırdık. Pragmatik bir açıdan bile bakılsa bunun bir sonuç vermediği ortaya çıkmıştır” dedi ve ekledi:

“Bugün Türkiye’de AKP iktidarı monarşik, oligarşik, ümmetçi, statükocu, muhafazakar, serbest piyasacı, özelleştirmeci bir düzen kurdu. Bunun panzehri altı oktur, altı ok 1920-1930’larda kaldı demek karşı devrime hizmet etmek demektir. Bu konuda bilinçlenmemiz, ilkelerime sahip çıkıp bunu halkımıza anlatmamız gerekiyor. Her alanda ilkelerimizle uyumlu projelerimizi üyelerimize anlatmak, üyelerimizin bunu vatandaşlarımıza anlatması gerekiyor.”

CHP Genel Başkanlığı aday adayı Örsan Öymen, Ankara İl Kongresi’nde konuştu. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Öymen şunları söyledi:

“Genel Başkanımızın öncülüğünde girilen tüm seçimler ne yazık ki 13 yıldaki 12 seçimin tamamı kaybedilmiştir. 1989 yılında SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün öncülüğünde belediye seçimlerinde birinci olmuştuk, öyle bir başarıyı uzun bir süredir yaşayamadık. 14. yılda neyin değişeceğini, ya da değişecekse hangi temellerle bunu açıklayacağımızı çok iyi düşünmemiz lazım. CHP’nin oyu yüzde 22-26 arasına sıkışıp kalmıştır. Bu önceki yönetim döneminde de böyleydi. Bu 22-26 arasına sıkışmışlık durumunu bizim aşmamız ve bunu bir kader olarak kabul etmememiz gerekiyor.

Kaderci, determinist ve karamsar bir anlayışı terk edip yeniden o koşulları sağlamamız lazım. Siyasetçi, lider, konjonktüre göre siyaset yapmaz, konjonktürü değiştiren kişidir. Bu koşulları değiştirmek için stratejik planlamalar yapmalıyız. Yüzde 48 çok değerli bir oy fakat daha önceki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefet partilerinin gösterdikleri adayların oy toplamı yine yüzde 48 idi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde girilen bu seçimle yüzde 48 oranı aşılamamıştır. Bunun bir çok nedeni var. AKP hükümetinin uyguladığı baskılar da bu nedenlerden birisidir fakat bazı nedenler bizim ortadan kaldırabileceğimiz nedenlerdi, o konuda gerekli olan şeyler yapılamadı.

Parti içi demokrasi süreci çalıştırılmadığı için bir çok lojistik, stratejik ve ideolojik hata yapılmıştır. Milletvekili listeleri konusu… Oyu en fazla yüzde 3 olan siyasi partilere 38-39 milletvekilliğinin verilmiş olması, bu temsiliyet, halkın egemenli ilkesinin ortadan kaldırılmasıdır. 10-15 milletvekili diğer ittifak içindeki partilere verilebilirdi ve CHP’nin kendi adayları da ön seçimle belirlenebilirdi. Ön seçimin olmadığı yerde parti içi demokrasiden söz etmek mümkün değil. Bir genel merkez kontenjanı olabilir yüzde 5 fakat tüm diğer milletvekili adaylar ön seçimle belirlenmeli. Kongrelerde, kurultayda birden fazla adaya imza verilebilmeli, herkes kürsüde konuşabilmeli. Çarşaf listeyle seçimlere gidilmesi mahallede başlamak üzere kolaylaştırılmalı blok listeyle seçime gidilmesi zorlaştırılmalı.

“CHP Türkiye’de demokrasiyi savunuyorum iddiasında değil mi?”

İki genel seçimi üst üste kaybeden bir genel başkanın bir daha genel başkan adayı olmasının engellenmesi, bunun tüzüğe bağlanması gerekiyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Demokratik ülkelerde bir veya iki seçim kaybedildiğinde genel başkan istifa eder veya bir daha aday olmayacağını açıklar. CHP ben demokratik bir partiyim, Türkiye’de demokrasiyi savunuyorum iddiasında değil mi? CHP kimliksiz bir konuma sokulmuştur. İlkelerimizden uzaklaştık, başta laiklik olmak için ilkelerimizi rafa kaldırdık. Pragmatik bir açıdan bile bakılsa bunun bir sonuç vermediği ortaya çıkmıştır.

Bugün Türkiye’de AKP iktidarı monarşik, oligarşik, ümmetçi, statükocu, muhafazakar, serbest piyasacı, özelleştirmeci bir düzen kurdu. Bunun panzehri altı oktur, altı ok 1920-1930’larda kaldı demek karşı devrime hizmet etmek demektir. Bu konuda bilinçlenmemiz, ilkelerime sahip çıkıp bunu halkımıza anlatmamız gerekiyor. Her alanda ilkelerimizle uyumlu projelerimizi üyelerimize anlatmak, üyelerimizin bunu vatandaşlarımıza anlatması gerekiyor.”

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Demirtaş Ve Kavala İçin “Diyalog” Çağrısı

Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını görüşen Avrupa Konseyi, Türkiye’ye bir kez daha AİHM’in hükümlerini yerine getirme çağrısında bulundu.

Avrupa Konseyi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ‘derhal serbest bırakın’ kararına rağmen tahliye edilmeyen Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’la ilgili Türkiye’nin kararlarını görüştü.

AİHM’nin karar ve hükümlerinin uygulanmasını denetlemek üzere 19-21 Eylül tarihlerinde toplantı yapan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye’yle ilgili kararını da açıkladı. Toplantıdan yaptırım kararı çıkmazken, Komite ‘Kavala’yı serbest bırakın’ çağrısını bir kez daha yeniledi.

Türkiye’nin Kavala’nın tutukluluğuna son vermek ve derhal serbest bırakılmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alması gerektiğini belirten Komite, Kavala’nın tutukluluğunun makul bir şüpheyi destekleyecek delillerden yoksun olduğuna dikkat çekti.

Ayrıca Kavala’nın tutukluluğunun devam etmesinden derin üzüntü duyduklarını iletti. “Mahkeme’nin Kavala kararındaki kesin bulgularına ve Komite’nin Kavala’nın derhal serbest bırakılmasını sağlamaya çağıran müteaddit kararlarına rağmen Kavala’nın tutukluluğunun devam etmesinden derin üzüntü duyuyoruz” dedi.

Toplantıya Adalet Bakan Yardımcısı Niyazi Acar da katıldı. Komite Acar’ın katılımını “memnuniyet verici” olarak nitelendirdi. Komite Kavala’nın Eylül sonuna kadar serbest bırakılmaması halinde Türkiye için üyelikten ihraç da dahil olmak üzere bütün seçenekleri gözden geçireceğini duyurmuştu.

Ankara bu karar öncesi Strasbourg’a ilettiği Eylem Planı’nda, Kavala hakkında ulusal mahkemeler önünde yargı sürecinin devam ettiğini belirtip, Avrupa platformunda karar alınmadan bu sürecin sonlanmasının beklenmesini istedi.

Osman Kavala’nın avukatlarından dizi eleştirisi

Ankara ayrıca Kavala dosyasında Strasbourg ile yürütülen üst düzey teknik ve siyasi diyaloğa vurguda bulundu. Bu diyalog kapsamında Avrupalı büyükelçilerden oluşan bir heyet ile Türk makamları arasında Aralık 2022’de ilk görüşmenin gerçekleştiğini, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türkiye raportörlerinin 13 Ocak 2023 tarihinde Kavala’yı Silivri Cezaevi’nde ziyaret ettiğini, oluşturulan Temas Grubu’nun Şubat ve Nisan aylarında Türk makamlarıyla görüştüğünü hatırlattı.

Osman Kavala’nın avukatları ise 30 Ağustos 2023 tarihinde Strasbourg’a ilettikleri bir görüşte AİHM hükümlerinin hâlâ yerine getirilmediğini belirtti. Avukatlar, Bakanlar Komitesinden Türk makamlarıyla en üst düzeyde temasa geçilmesini, Adalet Bakanlığı’ndan kapsamlı ve doğru bilgi talep edilmesini, Anayasa Mahkemesi’ne AİHM hükümlerini tam olarak ve ivedilikle yerine getirme çağrı.

Selahattin Demirtaş’ta alternatif formül

Bakanlar Komitesi, Selahattin Demirtaş dosyasında da diyaloğu ön plana çıkardı. Komite, AİHM hükümlerine rağmen Demirtaş’ın serbest bırakılmamasının, “Ulusal makamların AİHM ve Bakanlar Komitesi kararlarını dikkate almadıklarına yönelik kanıyı kuvvetlendirdiğine” vurguda bulundu. Demirtaş için, “Hakkında AYM önündeki sürecin sonlanması beklenene kadar tutukluluk dışındaki önlemler de incelenerek, derhal serbest bırakılması” çağrısını yineledi.

Avrupa Konseyi üyesi devletler ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterine, “Demirtaş’ın tutukluluk halini Türk makamlarıyla temaslarda gündeme getirme” çağrısında bulunulan kararda, dosyada ilerleme olmaması halinde konunun Aralık 2023’te Strasbourg’daki AİHM hükümleri gündemli toplantıda yeniden ele alınacağı bildirildi.

Bakanlar Komitesi, Kavala ve Demirtaş hakkındaki AİHM hükümleri temelinde Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) “Yürütmeye karşı bağımsızlık ve tarafsızlığının sağlanması” için gerekli tüm önlemlerin alınmasını da talep etti.

(Kaynak: Bianet, DW Türkçe)

Paylaşın

Afganistan, Asya Oyunları’na 130 Sporcu Gönderdi: Hepsi Erkek

Çok sayıda ülkeden 10 binden fazla sporcunun katılması beklenen Asya Oyunları’na Taliban yönetimindeki Afganistan, tamamı erkeklerden oluşan 130 sporcu gönderdi. Afgan sporcular, 17 farklı spor dalında yarışacak.

Çin’in ev sahipliğindeki Asya Oyunları, 23 Eylül’de Hangzhou kentinde başlayacak. Oyunlar, sıkı Covid tedbirleri altında düzenlenen Pekin Kış Olimpiyatlarından bu yana Çin’in ilk mega etkinliği olacak.

Taliban yönetimindeki Afganistan, Çin’de cumartesi günü başlayacak 19’uncu Asya Oyunları’na tamamı erkeklerden oluşan 130 sporcu gönderdi.

Uluslararası Olimpiyat Oyunları’nın ardından dünyanın en büyük spor etkinliklerinden biri olarak görülen Asya Oyunları, Pekin’in sıkı Covid-19 tedbirleri nedeniyle ertelenmişti.

Afganistan adına birbirinden farklı sporcu kafilesi Çin’e gelirken biri Taliban’ı temsil eden beyaz bayrak, diğeri ise kırmızı-yeşik-siyah renkli cumhuriyet bayrağı altında yarışacak.

Afganistan Olimpiyat Komitesi’nin Taliban tarafından atanan sözcüsü Atel Maşvni, AP’ye yaptığı açıklamada voleybol, judo ve güreş dahil Afgan sporcuların 17 farklı spor dalında yarışacağını ve ekibin 130 erkek sporcudan oluştuğunu söyledi.

Taliban örgütü, ülkenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından kadınların spor yapmasının yanı sıra halka açık spor aktivitelerine katılmalarını da yasaklamış durumda. Devrik yönetimin bayrağı altında yarışan diğer grup ise, dünyanın farklı yerlerindeki Afgan sporcu diasporasından geliyor.

Aralarında bisiklet, voleybol ve atletizm dallarında yarışacak 17 kadın atlet yer alıyor. Bu sporcular, Asya Olimpiyat Konseyi (OCA) ve Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) tarafından finanse edilecek.

Çin’in ev sahipliğindeki Asya Oyunları, 23 Eylül’de Hangzhou kentinde başlayacak. 45 ülkeden 12 binden fazla sporcu, 40 spor dalından oluşan bir program kapsamında mücadele edecek. Oyunlar, sıkı Covid tedbirleri altında düzenlenen Pekin Kış Olimpiyatlarından bu yana Çin’in ilk mega etkinliği olacak.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın