Akdeniz Havzası’nda Doğal Afetler Neden Artıyor?

2015 yılındaki Paris Anlaşması, 2023 yılındaki G20 Zirvesi ve yakın zamanda yayınlanan Yeni Delhi’deki Liderler Bildirgesi, gelecek nesillerin tarih kitaplarında okunması gereken önemli olaylardan!

Bu anlaşmaların ana fikri, mevcut teknolojik gelişmelerin doğanın dengesini bozduğu ve küresel ısınmayı artırdığı dikkate alınarak, bundan sonra üretilecek teknolojilerin doğaya zarar vermeyen ve küresel ısınmayı azaltacak şekilde üretilmesi gerektiği.

Anlaşmalara imza atan ülkeler, özellikle emisyonların olumsuz etkilerini bir an önce azaltmak için eski üretim yöntemlerinden, yani sanayi devrimi dönemi teknolojilerinden vazgeçmesi gerektiği sözünü verdiler.

Peki bu ülkeler neden verdikleri bu sözü tutmadılar, sorun ne? Eski teknolojiyi yıkıp yerine yeniyi getirmenin maliyeti.

Örneğin, dünyanın en büyük ekonomisi ABD, günümüz ekonomik koşullarında, bunun gerçekleştirilemez olduğunu belirterek Paris Anlaşması’ndan çekildi, daha sonra anlaşmaya geri döndü.

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleştirilen G20 Zirvesi’nde iklim anlaşması yeniden incelendi ve anlaşma hiçbir itirazla karşılaşmadan yeniden katılımcı ülke liderleri tarafından imzaladı. Yeni anlaşma Paris Anlaşması hükümlerine dayanıyor.

Buradaki önemli nokta, emisyonların 2030 yılına kadar yüzde 43 oranında azaltması ve küresel ısının 2019 seviyesi ortalamasına çekilmesi.

G20 Zirvesi’nde imzalanan anlaşma da Paris Anlaşması gibi havada mı kalacak? Anlaşmalara imza atan ülkeleri kontrol edecek bir mekanizma oluşturulamayınca, uluslararası örgütlerin yapacağı pek fazla bir şey kalmıyor.

Küresel ısınma, Akdeniz Havzası’nda yer alan İspanya, Portekiz, Türkiye, Fas, Libya, İsrail, Tunus ve Suriye’de kuraklık ve ardından aşırı yağışlar ya da orman yangınları gibi pek çok doğal afete neden oldu.

Bu doğal afetlerden sonuncusu ve en yıkıcısı Libya’nın doğusunda yaşanan ve binlerce can kaybına neden olan sel felaketi.

Bilim insanları, Akdeniz’de yaşanan doğal afetlerin en önemli nedeninin küresel ısınma olduğunu doğruladı.

Uluslararası ve yerel bir çok kurum, son 10 yıldır Akdeniz’e komşu bölgelerde sıcaklıkların arttığını belirterek, bölge için uyarılar yapıyordu.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Enflasyon” Açıklaması: Önlemlerimiz Sürecek

Azerbaycan dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, enflasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması önlemlerinin ekonomi yönetimi tarafından hayata geçirildiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu adımların kaynakları üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıdığını ifade etti. Maliye politikaları ile da bu amaçların desteklendiğini söyleyen Erdoğan, “Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, enflasyona ilişkin soruya, “Değerli arkadaşlar, enflasyonla mücadelede şu an itibariyle arkadaşlarımızın yoğun bir takvimi var. Enflasyonun dizginlenmesi ve kalıcı olarak tek haneye inmesi amacıyla açıkladığımız Orta Vadeli Program bu yoldaki kilometre taşlarımızı oluşturuyor. Fiyat istikrarının sağlanması için parasal sıkılaşma ve kredi sıkılaşması tedbirleri ekonomi yönetimimizce hayata geçiriliyor.

Bu adımlar kaynaklarımızın üretken alanlara yönlendirilmesi ve bu sayede yüksek, sürdürülebilir ve dengeli büyümenin sağlanması amacını taşıyor. Maliye politikaları ile da bu amaçlar destekleniyor. Üretimi ve yatırımı teşvik ederek de enflasyonla mücadelemize güç aktaracağız. Bu süreçte vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek için aldığımız tedbirler ve attığımız adımlar devam edecek” şeklinde cevap verdi.

Yeni Anayasa

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemin önemli başlıklarından olan “Yeni Anayasa”nın hatırlatılması üzerine şu ifadeleri kullandı: “Anayasayla ilgili davetimizi biz 12 Eylül’ün yıldönümünde Ulucanlar Cezaevi Müzesi’nde zaten yaptık. Bunu yaparken de özellikle şunu söyledik, dedik ki ‘Gelin bir sivil anayasayı bu dönemde yapalım’ Bu konuyla ilgili olarak da Ak Parti meclis grubumuz parlamentoda grubu olan diğer partilerle görüşmek suretiyle “gelin bir sivil anayasayı beraber yapalım” davetimizi iletecek. Kabul ederler etmezler, ama biz şu anda kapıları çalacağız. Kim çalacak Ak Parti’nin TBMM Grubu.

Bundan dolayı da herhangi bir nazlanmaya filan gerek yok. Arkadaşlarıma da gereken talimatları verdim. Grup Başkanımız Abdullah Güler Bey’e “hemen gereken suretle görüşmeleri yapın” dedim. Yani 1 Ekim’den itibaren Meclis konuşmamızda da gerekli vurguyu buna göre yaparız, gerekli adımları da buna göre inşallah atarız. Türkiye artık darbe anayasası ayıbından kurtulmalıdır. Benim milletim çağın şartlarına uygun, sivil, özgürlükçü, dili ve bütünlüğü ile milleti kucaklayan bir anayasa ile yönetilmeyi sonuna kadar hak ediyor.

Zaman içerisinde yapılan müdahalelerle belli bir mesafe alınsa da mevcut anayasa Türkiye Yüzyılı’na yakışmayan bir yapıdadır. Hedefimiz tüm vatandaşlarımızın “benim anayasam” diyeceği bir anayasa ortaya koymaktır. Umarım uzlaşı içerisinde Türkiye’ye yakışır birlikteliği ortaya koyarak anayasa metnimizi ortaya çıkartırız. Çağrımız tüm siyasi partilerimizin vaadi olan yeni anayasa konusunu bizlere yakışır bir biçimde neticelendirmek ve millete verdiğimiz sözü tutmak içindir.”

Paylaşın

Putin’den Savunma Bakanı’na Ukrayna Güçlerini Durdurma Talimatı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya Ukrayna’nın karşı saldırısını ekim başına kadar durdurulma talimatı verdiği öne sürüldü. Rusya’nın Kiev’a bağlı güçleri püskürtmek için yüksek bir bedel ödemeyi de göze aldığı iddia edildi.

Putin, Ukrayna’nın karşı taarruzunu ilk kez bu yılın haziranında ikrar etmiş ve savaşın vurduğu bu ülkenin birliklerinin güçlü Rus savunmaları karşısında kayda değer kazanımlar elde edemeyeceğini öne sürmüştü. Putin, Ukrayna birliklerinin, personel ve Batı’dan gelen askeri teçhizat konusunda büyük kayba uğrayacağını da iddia etmişti.

Rusya – Ukrayna Savaşı’nı gözlemleyen ABD merkezli bir düşünce kuruluşunun Kremlin’deki bir kaynağına dayandırdığına göre, Ukrayna’nın karşı saldırısının ekim başına kadar durdurulmasını isteyen Vladimir Putin, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya ilerleme kaydetmesi için talimat verdi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre; Savaş Araştırmaları Enstitüsü (Institute for the Study of War/ISW) pazar günü yayımladığı istihbarat güncellemesinde şu ifadeleri kullandı:

Putin’in Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya cephe hatlarındaki durumu geliştirmesi, Ukrayna’nın karşı saldırılarını durdurması ve Rus güçlerinin daha büyük bir şehre saldırı operasyonu başlatma inisiyatifini yeniden ele geçirmesi için Ekim 2023 başlarına kadar bir aylık süre tanıdığı bildirildi.

İddialar doğruysa, Rus askeri komutanlığının Ukrayna karşı operasyonunu sonlandırmak umuduyla amansız saldırılar için emir vermesinin muhtemel görüldüğü ve bu çerçevede Rusya’nın askeri güçlerine yüksek bir fatura çıkmasının da göze alındığı bu güncellemede belirtiliyor.

ISW, Rusya Savunma Bakanlığı’nın, “aniden Putin’in gözünden düşme korkusuyla”, dürüstçe olumsuz görüşlerini paylaşan komutanları tasfiye etme çabalarını yoğunlaştırdığı durumlarla daha önce de karşılaştıklarını belirtti.

Rusya, geçen yıl şubatta “özel askeri operasyon” diye adlandırdığı harekatı Ukrayna’da başlatarak komşusunu topyekun istilayla yüz yüze getirdi ve binlerce kişinin ölümüne yol açarken milyonların da evinden olmasına sebebiyet verdi.

Putin, Ukrayna’nın karşı taarruzunu ilk kez bu yılın haziranında ikrar etmiş ve savaşın vurduğu bu ülkenin birliklerinin güçlü Rus savunmaları karşısında kayda değer kazanımlar elde edemeyeceğini öne sürmüştü.

Ukrayna birliklerinin, personel ve Batı’dan gelen askeri teçhizat konusunda büyük kayba uğrayacağını da iddia etmişti. Ancak Kiev’in tüm Rus güçlerini işgal altındaki bölgeler de dahil Ukrayna topraklarından geri püskürtmeyi amaçladığı girişim 4. ayına ulaştı ve bu ay bazı önemli toprak kazanımları kaydedildi.

Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski karşı saldırının yavaş olduğunu kabul ederken “Her gün ilerleyip bölgeyi özgürleştirmemiz önemli” de dedi.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Birleşik Kraliyet Hizmetleri Enstitüsü (Royal United Services Institute) tarafından yapılan bir araştırma, Ukrayna güçlerinin her 5 günde bir ortalama 700 ila 1200 metre ilerleme kaydettiğini ortaya koydu. Bu da Rus güçlerine geri çekilirken siper kazmaları ve özellikle de araziyi mayınlamaları için zaman kazandırıyor.

Tamamen gönüllülerden oluşan ve Ukrayna’nın en iyi ve en deneyimli birliklerinden biri olarak kabul edilen 3. Taarruz Tugayı ocak ayından bu yana doğuda neredeyse aralıksız savaşırken, daha deneyimsiz birlikler güneyde savaşmak üzere yeni eğitimler ve modern silahlar aldı.

Paylaşın

Suriye’nin Doğusunda Şiddetli Çatışmalar: En Az 25 Kişi Hayatını Kaybetti

Merkezinde YPG’nin yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) sokağa çıkma yasağı ilan ettiği Deyrizor’da patlak veren şiddetli çatışmalara en az 25 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Haber Merkezi / ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri (SDG) isimli oluşumdan yapılan açıklamada, “Deyrizor vilayetindeki Dheibane bölgesine sızan silahlı rejim militanları bölgeden çıkarıldı” denildi.

SDG, silahlı kişilerin, “Fırat’ın batı yakasından rejimin kontrolündeki bölgelerden ayrım gözetmeyen bombardıman altında” kente sızdığını ileri sürdü.

Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, çatışma pazartesi günü başladı, salı gününe kadar devam etti. Bu sırada en az 21 Şam yanlısı militan, 3 SDG üyesi ve bir kadın öldü.

2015 yılından bu yana, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelede SDG’ye destek verme gerekçesiyle yüzlerce ABD askerinin konuşlu bulunduğu bölgede, aynı zamanda Suriye’nin en büyük petrol yatakları yer alıyor.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), yaşanan çatışmalardan, Arap milislerin Fırat Nehri’nin doğusuna geçmesine izin verdiğini iddia ettikleri Şam hükümetini sorumlu tutuyor.

Suriye Demokratik Güçlerine göre, gerilim ilk olarak Ağustos ayının sonlarında iki hafta boyunca süren çatışmalarda 25 SDG savaşçının, 29 silahlı Arap aşiret mensubu ve dokuz sivilin öldürülmesiyle patlak vermişti.

Suriye’nin doğusundaki petrol zengini bölgede SDG ile Arap aşiretler arasında tırmanan gerilimde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) araya girmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “şiddetin mümkün olan en kısa sürede yatışması ve kayıpların önlenmesinde” mutabık kalındığı kaydedilmişti.

SDG sözcüsü, Arap aşiretleriyle yaşanan son çatışmalardan İran ve Şam yönetimini sorumlu tutarak, karışıklık çıkarmak için bölgeye aşiret milisleri gönderildiğini iddia etmişti.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkenin doğusunda ABD ile ittifak halindeki SDG’yi ayrılıkçı güçler olarak görüyor. SDG ile Ankara tarafından desteklenen Suriyeli muhalif gruplar arasında da sık sık çatışmalar yaşanıyor.

Türkiye’nin PKK’nın Suriye uzantısı ve terör örgütü olarak gördüğü YPG ile ABD arasındaki yakın ilişki, Ankara-Washington hattındaki en pürüzlü konulardan birini oluşturuyor.

Paylaşın

İsveç’in NATO Üyeliği: Erdoğan’dan ABD’ye F-16 Mesajı

Azerbaycan dönüşü gazetecilere açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğinin TBMM’nin gündemine ne zaman gelebileceği yönündeki soruya, ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” halinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği yönünde mesaj vererek yanıtladı.

Erdoğan, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili olarak da Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la da bazı görüşmeler yaptılar. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu. Erdoğan, ABD’den Türkiye’ye F-16 satışı ve modernizasyonunun önündeki en büyük engellerden biri olan Menendez’in bu durumu sonrası Beyaz Saray’dan bir hamle bekleyip beklemediği yönündeki soru üzerine, “Bizim, F-16’larla ilgili bu konuda en önemli sıkıntılarımızdan biri de ABD’li senatör Bob Menendez’in ülkemiz aleyhine faaliyetleriydi.

Dolayısıyla, Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan şu anda bu süreci yakından takip edecek. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan üç-dört gün önce Amerika’da görüştüler. Bu görüşmeler hâlâ devam ediyor. Ama şimdi bu durumu fırsata dönüştürüp kendisiyle tekrar görüşmekte fayda var” yanıtını verdi.

Erdoğan, “Bu sayede F-16 ile ilgili süreci de belki hızlandırma fırsatımız da olabilir. Sadece F-16 değil, diğer bütün konularda Menendez ve onun zihniyetindekiler bize karşı engelleyici faaliyet yürütüyor. Menendez’in devreden çıkması bize avantaj sağlıyor ancak F-16 meselesi sadece Menendez’e bağlı bir konu değil. Yönetilmesi gereken alanları Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan yürütecek. Bu konuda ABD’den artık net bir yanıt bekliyoruz. Temenni ediyoruz ki beklediğimiz olumlu neticeyi fazla uzamadan alırız” diye ekledi.

Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliğinin 1 Ekim’de açılacak olan TBMM’nin gündemine ne zaman gelebileceği yönündeki soruyu da yanıtladı. ABD’nin F-16 satışını onaylayarak “verdiği söze sadık kalması” hâlinde TBMM’nin de İsveç’in NATO üyeliği konusundaki protokolü geçirebileceği sinyalini veren Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

“Cumhur İttifakı olarak aramızda tabii ki görüşmelerimizi yapacağız. Ona göre de parlamentoya müracaatımızı da bu arada yapıp, parlamentomuz nasıl bir takvim belirlerse, onu da orada takip edeceğiz. Bu konuyla ilgili olarak da Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan, Amerika Dışişleri Bakanı Antony Blinken’la da bazı görüşmeler yaptılar. Temenni ederim ki onlar da verdikleri söze sadık kalırlarsa bizim parlamentomuz da verilen söze sadık kalacaktır. Adımını da buna göre atacaktır.”

Netanyahu’nun Türkiye ziyareti

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ertelenen Türkiye ziyaretiyle ilgili de konuşan Erdoğan, bu konuda Dışişleri Bakanlığının çalışmalarının devam ettiğini belirterek “Zannediyorum Ekim-Kasım gibi Netanyahu’nun hastalık nedeniyle gerçekleştiremediği ve ertelenen Türkiye ziyareti yapılır. En uygun zamanda bu ziyaretin olması için görüşme trafiği devam ediyor” dedi. Erdoğan “Ondan sonra da biz iade-i ziyaretimizi yapacağız” ifadesini kullandı.

Geçen haftaki ABD ziyareti sırasında İsrail’le enerji sondaj çalışması başlatılacağını açıkladığı hatırlatılan Erdoğan, “Türkiye ve İsrail olarak birçok alanda iş birliği yapıyoruz. Yeni iş birliği alanlarının varlığı da bir gerçek. Özellikle Avrupa, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası oluşan konjonktürün de etkisi ile sürdürülebilir enerji kaynağı arayışında. İsrail’in kaynaklarının Avrupa’ya taşınması konusunda arayışta olduğu da herkesin malumu. En akılcı rota ise Türkiye üzerinden bu kaynakların Avrupa’ya ulaştırılması. Bunu son görüşmemizde de ele aldık, çalışmalara başladık” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Diğer taraftan sondaj çalışmaları noktasında da iş birliği fırsatları bulunuyor. Bununla ilgili teknik çalışmaların yapılması talimatlarını ilgili arkadaşlarımıza verdik. En kısa sürede gerek Türkiye’de gerek İsrail’de yapacağımız görüşmelerde rota, takvim ve sondaj alanları gibi ayrıntıları da netleştiririz” diye ekledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Yerel Seçimler: İYİ Parti, Ankara Ve İstanbul Adaylarını Sona Saklıyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’nin Ankara ve İstanbul adaylarını sona saklandığı öne sürüldü. Adayları belirlemede son kararın ise Akşener’de olduğu ifade ediliyor.

İstanbul için İYİ Parti adayının Memleket Partisi lideri Muharrem İnce olacağına ilişkin söylentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtilirken, Ankara’da adaylık için Koray Aydın’ın isminin ağır bastığı ifade ediliyor.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; İYİ Parti’de, 2024 yerel seçimlerine “ittifaksız” girme ve 81 ilde aday çıkarma kararının ardından aday çalışmaları da hız kazandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Eskişehir’den yedek genel idare kurulu (GİK) üyesi Melih Aydın’ın adaylığını açıklamaya hazırlanıyor. Ancak Aydın’ın adaylığının resmi olarak kesinleşmesi beklenen Eskişehir programı, Akşener’in enfeksiyon geçirmesi nedeniyle ertelendi.

Belediye başkan adaylığına çok fazla talep olduğu belirtilirken, Ankara ve İstanbul adaylarının belirlenmesinin sona saklandığı ve buraların adaylarını belirlemede kararın Akşener’de olduğu ifade ediliyor.

İstanbul ve Ankara

Bazı parti kurmayları ise İstanbul için İYİ Parti adayının Memleket Partisi lideri Muharrem İnce olacağına ilişkin söylentilerin gerçeği yansıtmadığını belirtiyor. Ayrıca, Ankara’da adaylık için Koray Aydın’ın isminin ağır bastığı ifade ediliyor.

Partinin Beşiktaş adaylığı için Mustafa Sandal’a resmi olarak teklif götürme hazırlığında olduğu da kulislerda konuşulanlar arasında.

Paylaşın

HRW’den Dikkat Çeken IMF Raporu: Kemer Sıkma Önlemleri İnsan Haklarını Baltalıyor

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), dikkat çeken bir rapora imza attı. HRW’nin raporuna göre, Uluslararası Para Fonu (IMF) kredileriyle bağlantılı kemer sıkma önlemleri dünya genelinde insan haklarını aşındırıyor.

HRW’ye göre uluslararası finans kuruluşlarının, üye devletler kanalıyla da insan hakları yükümlülükleri bulunuyor. Bu nedenle Örgüt, IMF’nin kredi verirken, politikaların hayata geçirilmeden önce insan hakları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi gibi daha sıkı tedbirler uygulaması gerektiğini vurguluyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; HRW, Mart 2020 ile Mart 2023 arasında Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından onaylanan 38 kredi programının, uygulandığı ülkelerde her sekiz kişiden birinin ekonomik, sosyal ve kültürel haklarını doğrudan etkileyerek eşitsizliğin artmasına yol açtığını belirtti.

Kemer sıkma önlemlerini şart koşan kredilerden yararlanan ülkelerde toplamda 1,1 milyar insan yaşıyor. HRW’ye göre IMF kredileri, ülkelerin sağlık ve eğitim gibi hayati hizmetlere yatırım yapmalarına yardımcı olmak için tasarlandı, ancak pratikte bunu imkansız kılan şartlarla birlikte veriliyorlar.

Bir IMF kredisinin temel koşullarından biri, vergi artışları ve kemer sıkma politikaları yoluyla kamu borçlarının azaltılması oluyor. IMF aynı zamanda ülkelerin bunu “sosyal harcamaları koruyarak” yapmaları konusunda ısrar ediyor ki bu da ülkelerin belirli sosyal programlara ve sosyal güvenlik ağlarına yaptıkları harcamaları ifade ediyor.

Kurum, ülkelerin sağlık, eğitim ve sosyal koruma programları gibi sosyal harcamalara ayırmaları gereken asgari miktarları belirleyerek sosyal harcama tabanları oluşturuyor. Ancak HRW, sosyal harcama tabanlarının kamu harcamalarındaki azalmanın olumsuz etkilerini dengeleme konusunda yeterince etkili olmadığını vurguladı.

HRW tarafından hazırlanan raporda Ürdün örneği özel olarak ele alınıyor. Ülke 2012’den bu yana IMS kredi programlarından yararlanırken, hem yoksulluk hem de borç hala yüksek düzeylerde.

Neden sadece teoride kalıyor?

HRW’ye göre IMF’nin kredi şartlarının pratikte işe yaramamasının en önemli nedenlerinden biri, IMF kredi programlarından önce var olan sorunların genellikle çok belirsiz bir şekilde değerlendirilmesi. Bu da krediden sonra ihtiyaç duyulan sosyal harcama artışının boyutunu bilmenin neredeyse imkansız olduğu anlamına geliyor ve temel insan haklarına erişimde bir kesintiye yol açıyor.

HRW’ye göre ikinci olarak, katsayılar genellikle hükümetlerin kamu harcamalarını azalttığında bireylerin kaybedeceklerini uygun şekilde telafi edemeyecek kadar geniş tanımlanıyor. HRW’de ekonomik adalet ve haklar konusunda kıdemli araştırmacısı olan Sarah Saadoun, Euronews’e Sri Lanka’da ev işçisi olarak haftanın yedi günü çalışarak günde 1 dolar kazanan bir kadının durumunu anlattı.

“Oradaki ekonomik krizin etkisi kadının kazancının yarı yarıya azalması anlamına geliyordu. Dahası, kamu harcamalarını azaltmak amacıyla hükümet elektrik sübvansiyonlarını kesti” diyen Saadoun “Bu kadın oğluyla birlikte annesinin yanına taşınmak zorunda kaldı, yani hayatta kalmak için tamamen akrabalarına ve işverenine bağımlı hale geldi,” ifadelerini kullandı.

Sri Lankalı ev işçisi, 1994 yılından bu yana ülkesinin sosyal koruma sisteminden yardım alıyordu, ancak söz konusu sistemi iyileştirmek amacıyla bu yardımlar kesildi. Yeni kurulan programa ise uygun olup olmadığını henüz öğrenemedi.

Kamu harcamalarındaki kesintilerin etkilerini hafifletmek için gereken kesin kriterlerin değerlendirilmesinin karmaşık olduğunu belirten Saadoun Sri Lankalı kadın örneğinin bu zorluğu ortaya koyduğunu, elektrik sübvansiyonlarının kesilmesinin birçok kişinin enerji için daha fazla harcama yapması gerektiği anlamına geldiğini vurguladı.

Normalde devletin bunu bir şekilde telafi etmesi gerekiyordu. Örneğin eğitime katkılar vererek oğlunun eğitimi için daha az ödeme yapmasını sağlamalı ya da sağlık hizmetlerinin maliyetini düşürerek bu alandaki maliyetleri düşürmeliydi. Ancak bu durum 1,1 milyar insana yayıldığında, kamu harcamalarındaki kesintilerin etkisinin ve her bir birey üzerindeki sonuçlarının nasıl hafifletileceğinin değerlendirilmesi neredeyse imkansız hale geliyor.

Paylaşın

İYİ Parti’den İktidara “Sığınmacı” Uyarısı

Partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında sığınmacı meselesine dikkati çeken İYİ Parti Sözcüsü Kürşat Zorlu, “Ortada bir dakika bile vakit kaybetmeden çözülmesi gereken gerçek bir beka sorunu bulunmaktadır. Sığınmacı ve kaçak yabancıların sayısı bugün yaklaşık 13 milyona ulaşmıştır” dedi ve ekledi:

“Bu gidişle çok değil, 2053 yılında sayıları 30 milyonu aşacak bu kitlenin Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve birliğini tehdit ettiğini artık tüm vatandaşlarımız derinden hissetmektedir. Ülkesinin, çocuklarının demografik geleceğinden, huzur ve güvenliğinden, işinden, aşından kaygılanan milyonlarca vatandaşımızın bu konudaki haklı isyanı anlaşılıyor ki siyasi iktidarın bugün en büyük korkusu hâline gelmiştir. Zira bu kökleşen problemin membası bizzat kendileridir.”

Kürşat Zorlu, açıklamasının devamında, “Şimdi de öyle bir çıkmazdalar ki sığınmacılar için; bir göndereceğiz bir göndermeyeceğiz diyorlar. Çünkü zikzaklar ve tavizlerle kendi derinleştirdikleri bu problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar. Buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz. Sığınmacı meselesine dikkat çekmek, bu konuda eleştiri ve karşıt görüşler ortaya koymak her Türk evladının hakkı ve aynı zamanda sorumluluğudur. Siyasi iktidarın meydana getirdiği ve büyüttüğü sığınmacı sorununu çözmek yerine bunu eleştirenleri susturmaya çalışması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü ve Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, bugün partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında sığınmacı meselesine dikkati çekti. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Zorlu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye, ekonomik olarak adım adım bir darboğaza sürüklenirken huzur ve özgürlük alanları başta olmak üzere yaşam koşulları da giderek geriye gitmektedir. Bunlardan biri de geçtiğimiz hafta bazı sosyal medya haber sitesi yetkililerinin tutuklanmasıyla sonuçlanan keyfiliktir. Şu ana kadar bize ulaşan resmî bilgiler ve hukukçularımızın değerlendirmeleri çerçevesinde hem ifade özgürlüğünü hiçe sayan hem de ülkemizin en önemli problemlerinden biri olan sığınmacılar meselesini gözden kaçırmaya yönelik ciddi bir keyfilikle karşı karşıyayız.

Dosya içeriği incelendiğinde ortak özelliğinin sığınmacılar konusunda farklı haberlere ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan bir kısmı zaten o dönemde emniyete intikal etmiş konular, bir kısmı ise diğer bazı sitelerin yaptığı paylaşımların tekrarına dayanıyor. Ama ilginç olan o ilk paylaşımın yapıldığı hesaplarla ilgili bir işlem yapılmıyor.

Üstelik savunma makamı bu bahsedilenler dışında başka bir isnat var ise onun da açıklanması gerektiğini resmi olarak ortaya koymasına rağmen başka bir iddianın da yer almadığı görülüyor. Bakın buradan seslenmek istiyoruz. Bu anlayışla ülkemize iyilik yapmıyorsunuz, aksine insanlarımızın tepkisini ve öfkesini daha da artıracak bir huzursuzluğa katkı sağlıyorsunuz. Yargıya ve medyaya olan güveni daha da aşağı çekiyorsunuz.

Oysa ortada bir dakika bile vakit kaybetmeden çözülmesi gereken gerçek bir beka sorunu bulunmaktadır. Sığınmacı ve kaçak yabancıların sayısı bugün yaklaşık 13 milyona ulaşmıştır. Bu gidişle çok değil, 2053 yılında sayıları 30 milyonu aşacak bu kitlenin Türkiye Cumhuriyeti’nin huzur ve birliğini tehdit ettiğini artık tüm vatandaşlarımız derinden hissetmektedir. Ülkesinin, çocuklarının demografik geleceğinden, huzur ve güvenliğinden, işinden, aşından kaygılanan milyonlarca vatandaşımızın bu konudaki haklı isyanı anlaşılıyor ki siyasi iktidarın bugün en büyük korkusu hâline gelmiştir. Zira bu kökleşen problemin membası bizzat kendileridir.

“Problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar”

Şimdi de öyle bir çıkmazdalar ki sığınmacılar için; bir göndereceğiz bir göndermeyeceğiz diyorlar. Çünkü zikzaklar ve tavizlerle kendi derinleştirdikleri bu problemi çözme kapasitesini yitirmiş durumdalar. Buradan İYİ Parti olarak uyarıyoruz. Sığınmacı meselesine dikkat çekmek, bu konuda eleştiri ve karşıt görüşler ortaya koymak her Türk evladının hakkı ve aynı zamanda sorumluluğudur. Siyasi iktidarın meydana getirdiği ve büyüttüğü sığınmacı sorununu çözmek yerine bunu eleştirenleri susturmaya çalışması kabul edilemez.”

Paylaşın

Suriye Demokratik Güçleri, Ülkenin Doğusunda Sokağa Çıkma Yasağı İlan Etti

Merkezinde YPG’nin yer aldığı Suriye Demokratik Güçleri (SDG), ülkenin doğusunda Arap milislerle yeniden alevlenen çatışmaların ardından ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı ilan etti.

2015 yılından bu yana, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelede SDG’ye destek verme gerekçesiyle yüzlerce ABD askerinin konuşlu bulunduğu bölgede, aynı zamanda Suriye’nin en büyük petrol yatakları yer alıyor.

Televizyon kanalı El Mayadin’in bildirdiğine göre, sokağa çıkma yasağı kararı alınmasına, silahlı Arap kabilelerinin Ziban’a saldırıp, kasabanın bazı kesimlerini ele geçirmeleri neden oldu. Yaşanan çatışmalarda çok sayıda SDG’ye bağlı milisin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Eyaletteki yerel basında da, çatışmaların yoğunlaşması nedeniyle SDG’ye bağlı bazı militanların bölgeden kaçtığı bildirildi. İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlem Örgütü, çatışmalara katılan bazı Arap savaşçıların, Esad rejimi kontrolündeki bölgelerden geldiğini öne sürdü.

Suriye Demokratik Güçleri (SDG), yaşanan çatışmalardan, Arap milislerin Fırat Nehri’nin doğusuna geçmesine izin verdiğini iddia ettikleri Şam hükümetini sorumlu tutuyor.

Suriye Demokratik Güçlerine göre, gerilim ilk olarak Ağustos ayının sonlarında iki hafta boyunca süren çatışmalarda 25 SDG savaşçının, 29 silahlı Arap aşiret mensubu ve dokuz sivilin öldürülmesiyle patlak vermişti.

Suriye’nin doğusundaki petrol zengini bölgede SDG ile Arap aşiretler arasında tırmanan gerilimde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) araya girmişti. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “şiddetin mümkün olan en kısa sürede yatışması ve kayıpların önlenmesinde” mutabık kalındığı kaydedilmişti.

SDG sözcüsü, Arap aşiretleriyle yaşanan son çatışmalardan İran ve Şam yönetimini sorumlu tutarak, karışıklık çıkarmak için bölgeye aşiret milisleri gönderildiğini iddia etmişti.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, ülkenin doğusunda ABD ile ittifak halindeki SDG’yi ayrılıkçı güçler olarak görüyor. SDG ile Ankara tarafından desteklenen Suriyeli muhalif gruplar arasında da sık sık çatışmalar yaşanıyor.

Türkiye’nin PKK’nın Suriye uzantısı ve terör örgütü olarak gördüğü YPG ile ABD arasındaki yakın ilişki, Ankara-Washington hattındaki en pürüzlü konulardan birini oluşturuyor.

Paylaşın

ABD İle Çin Arasında Buzlar Eriyor Mu?

ABD ile Çin arasındaki son diplomatik temaslar ve Xi Jinping’in İkinci Dünya Savaşı’nda Çin adına savaşan ‘Uçan Kaplanlar’a yazdığı mektup, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalle döneceği yönündeki yorumları artırdı.

Haber Merkezi / Son birkaç aydaki gelişmelere bakacak olursak, ilk olarak Çin’in üst düzey diplomatı Wang Yi, 15 ve 16 Eylül tarihlerinde ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile bir araya geldi. Bunun ardından, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, Çin Başkan Yardımcısı Han Zheng ile görüştü.

Geçtiğimiz aylarda Blinken ve John Kerry, Hazine Bakanı Janet Yellen ve Ticaret Bakanı Gina Raimondo birbiri ardına Çin’i ziyaret ettiler. Bütün bu görüşmeler veya ikili diyaloglar, iki süper güç arasında, telefon çipleri, uyuşturucu ve Tibet’ten Tayvan’a kadar pek çok konuda gerilimlerin olduğu bir dönemde yaşandı.

Bu yılın şubat ayında yaşanan ‘casus balonu’ olayı ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Xi’yi ‘diktatöre’ benzetmesi bu görüşmelere engel teşkil etmedi.

Buzları eriyor mu?

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’dan Duffles Paul, bir yıl öncesine kadar Çin ile diyaloğun ABD’de neredeyse ‘tabu bir kelime’ olduğunu söyledi ve ekledi: Diyalog yollarının açılması iyi yönde bir değişiklik.

Pekin Üniversitesi’nden profesör Jia Chunguo ise, “ABD’nın çabaları esas olarak diyaloğu yeniden başlatmak ve bu da kendi başına iki ülke arasındaki ilişkinin ne kadar güvensizlik ve siyasi engellerle dolu olduğunu gösteriyor” dedi.

Biden ve Xi buluşacak mı?

Beyaz Saray, Wang Yi ile Jake Sullivan arasındaki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda daha üst düzey görüşmelerin gerçekleşebileceğini duyurdu.

Kasım ayında Asya-Pasifik Ekonomik İşler Kurumu (APEC) toplantısı San Francisco’da yapılacak. Bu, Joe Biden ve Xi Jinping’in buluşması için bir fırsat olabileceği belirtiliyor.

Ancak şu ana kadar ABD ve Çin böyle bir görüşmenin sinyalini vermezken, Çin, APEC’e katılıp katılmayacağının sonra açıklayacağını duyurdu.

Bu açıklamaya rağmen, uzmanlar Xi Jinping’in bu toplantıya katılabileceğini söylüyor.

Uçan Kaplanların rolü nedir?

Blinken ve Han arasındaki görüşmenin ardından Çin medyası, Xi Jinping’in Uçan Kaplanlara yazdığı bir mektubu yayınladı.

Mektupta Xi, Çin ile ABD arasındaki ilişkilere vurgu yaparken, ‘her iki ülkenin de karşılıklı saygı, barış içinde bir arada yaşama ve işbirliği sağlaması gerektiğini’ yazdı.

ABD askeri birliği Uçan Kaplanlar, İkinci Dünya Savaşı’nda Çin adına savaşmıştı.

Tayvan meselesine ne olacak?

Tayvan hala iki ülke arasında hassas bir nokta. Çin’in uluslararası yayıncısı China Global, yakın zamanda yayımladığı bir haberinde, “ABD’nin alması gereken ilk ders, Çin’in Tayvan’a çizdiği kırmızı çizgiyi ihlal etmemesidir” ifadelerine yer verdi.

Çin Komünist Partisi gazetesi Global Times ise, Jake Sullivan’ın Wang Yi ile görüşmesi sırasında, Tayvan konusunda 12 saat süren bir tartışmanın yaşandığını bildirdi.

Çin Renmin Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Xi Yinhong, iki ülke arasındaki ilişkilerde “önemli ve geniş kapsamlı” bir değişiklik olmadığını söyledi. Xi Yinhong, yakın zamanda Tayvan üzerinden geçen 103 Çinli askere dikkat çekerek, “Gerçek bu” dedi.

Paylaşın