Erdoğan’dan CHP Kurultayı Yorumu: Bunların Birbirinden Farkı Var Mı? Yok

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bay bay Kemal kime ‘bay bay’ dedi? Edirne’deki terörist başı Demirtaş’a ‘bay bay’ dedi. Kavala’ya ‘bay bay’ dedi. Peki, kongreyi kazanan zat, o kime selam verdi? O da aynen Selahattin Demirtaş’a selam verdi, Kavala’ya selam verdi. Al birini vur diğerine. Bunların birbirinden farkı var mı? Yok” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunlar terör örgütleriyle beraber omuz omuza yürüdüler. Zannettiler ki terör örgütlerini yanımıza alırsak biz bu ülkede seçim kazanırız. 12, 13 seçim kaybettin, hep onlarla beraberdin. Kazanan, sen de onlarla beraberdin.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rize’de Cumhuriyet Caddesi Kentsel Dönüşüm Alanı’nda düzenlenen, Rize Merkez Kentsel Dönüşümü, Isırlık Tabiat Parkı, Müyesser Kart Huzurevi ve yapımı tamamlanan diğer projelerin toplu açılış törenine katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, yaklaşık altı aylık aranın ardından bir kez daha Rize’de bulunmanın, gönülleri kucaklaştırmanın memnuniyeti içinde olduğunu belirtti.

Rize’nin baharının ayrı sonbaharının ayrı güzel olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, en güzelinin de Rizelilerin her an her yerde hissettikleri vefası, kadirşinaslığı, aşkı ve sevdası olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ömrünü, davasına, ülkesine, milletine ve hemşehrilerine hizmet uğruna adadığını kaydetti.

Yirmili yaşlarda millete siyaset yoluyla hizmet etmek için gençlik kollarında görev üstlendiğini, 30 yaşında partisinin Beyoğlu İlçe Başkanı ve belediye başkanı olarak İstanbul’da hizmete talip olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 40 yaşında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak İstanbul’un makûs talihini yenip eser ve hizmetleri şehre kazandırma fırsatı bulduğunu dile getirdi.

Çöp, çukur, çamur içindeki İstanbul’u çöpten, çukurdan, çamurdan kurtararak bugünkü temelleri attıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “50 yaşımda Başbakan olarak ülkeme hizmet ediyordum, 60 yaşında milletimin takdiriyle seçimle göreve gelen ilk Cumhurbaşkanı olma şerefine eriştim. Şu anda 70 yaşıma merdiven dayadığım bugün mayasını Rize’den aldığım deruni bir aşkla, şevkle, azimle, tecrübeyle ülkeme ve milletime hizmet mücadelemi sürdürüyorum.

Neredeyse, yarım asrı bulan yolculuğumun her safhasında Allah’tan başka güvenecek dal, milletimden başka yaslanacak gövde aramadım. Hamdolsun, girdiğim her mücadelede Rabbimin yardımını da milletimin desteğini de yanımda buldum. Bu sayede yolumu kesmek için kurulan her tuzağın bozulduğunu her engelin kalktığını her zorluğun kolaylığa dönüştüğünü gördüm. Elde ettiğimiz her başarının gerisinde milletimin hayır duasının olduğunu bilerek bir sonraki safhaya geçtik.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize’de başlayıp İstanbul’da dal budak salan, ardından Türkiye’nin 81 vilayetine uzanan, oradan Balkanlar’dan Kafkaslar’a, dost ve kardeş coğrafyalara yayılan, nihayetinde tüm dünyayı kucaklayan bir serencamın hikâyesini hep beraber yazdıklarını belirtti.

Aldığı rakama göre tören alanında 40 bin kişi olduğunu bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Halkımla, hemşehrilerimle beraber Rize merkezde kentsel dönüşümü yaptığımız şu güzellik ayrı bir gurur veriyor bana. Dün neydi buralar, bugün ne oldu? Dükkânlar, mağazalar, ofisler çalışmaya başladığında, herkes konutlarına yerleştiğinde buraların ne anlama geleceğini ne kadar güzel olacağını herhalde takdir ediyorsunuz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti’yi, kuruluşunun üzerinden daha 15 ay geçmeden iktidara getiren millete bir söz verdiklerini, “artık bu ülkede hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dediklerini anımsattı.

Aradan geçen 21 yılın ardından dönüp baktıklarında, artık bu ülkede hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını görmenin kıvancı içinde olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Şimdi soruyorum sizlere, beş, on sene önce buralar neydi? Şu anda ne olduğunu görüyorsunuz değil mi? Artık bu ülkede darbecilerin borusu ötmüyor, cuntacıların sesi çıkmıyor, vesayetçilerin tekeri dönmüyor. Artık bu ülkede kimse öz yurdunda garip muamelesi görmüyor.

Artık bu ülkede doğmamış çocuğundan pirifâni mertebesindeki yaşlısına kadar hiç kimse ‘ne olacak hâlim’ endişesi taşımıyor. Artık bu ülkede kendini kimsesiz hisseden herkesin yanında olduğunu bildiği bir devleti, bir hükûmeti var. Artık bu ülkede çalışmak, üretmek, kendini geliştirmek isteyen herkesin yolu açık. Çünkü artık Türkiye Cumhuriyeti devleti tek parti faşistlerinin, kendilerini imtiyazlı gören bir avuç siyasi ve ekonomik seçkinin değil, bizatihi milletin devletidir.

Kardeşlerim, biz tüm bu gelişmeleri, cumhuriyeti cumhurla, devleti milletle, ülkenin imkânlarını halkla buluşturarak sağladık. Rize’den Düzce’ye, Hatay’dan Balıkesir’e uzanan tüm sahillerimiz, bir tarafına denizi bir tarafına Anadolu’yu alan her vatandaşımız bu hissiyatla güne başlıyor. Ağrı Dağı’nın haşmetli gölgesinden, İç Anadolu’nun bozkırlarına, Ege’nin bereketli ovalarından Güneydoğu Anadolu’nun kadim topraklarına kadar her yerde insanımız aynı duyguyla hayatına sarılıyor. Tek başına bu başarının gururu bile bize yeter.”

Türkiye Yüzyılı vizyonuyla çıtayı en tepeye çıkardıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Geçtiğimiz 21 yılda ülkemizde hayata geçirdiğimiz demokrasi ve kalkınma atılımlarının her biri işte bugünler içindi. Asırlar sonra milletimiz yeniden dünyada hak ettiği yeri alabileceğini hissediyor, görüyor, biliyor. Bu bakımdan eskisinden daha çok çalışmamız, daha çok üretmemiz, daha çok mücadele etmemiz gereken bir döneme giriyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin de içinde bulunduğu çevre başta olmak üzere dünyada yaşananlara dikkati çekerek, “Adeta bir ateş çemberinin ortasındayız. Hamdolsun bu ateşin ülkemize zarar vermesini önleyecek güce de imkâna da dirayete de tecrübeye de sahibiz” ifadelerini kullandı.

“Karadeniz’e barış gelecekse emin olun bizimle gelecek” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ve Irak sınırlarının, bu ülkelerde yaşayanların istikrarını ve güvende kalmalarını sağlayacaklarını, Balkanlar’da, Kafkaslar’da huzur ve güvenin kalıcı şekilde tesisini temin edeceklerini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya dost ve kardeşlerimizin yaşadığı her yerde kalplerin ve gözlerin aradığı o beklenen biz olacağız. Filistinli kardeşlerimizin İsrail zulmünden kurtarılması, Gazze’de tüm dünyanın gözleri önünde işlenen katliamların durdurulması da bizim boynumuzun borcudur. Filistin topraklarının dört bir yanında çocukları, anneleri, masumları öldüren katillerin; mazlumların malını çalan hırsızların yakasından yapışmak bizim insani vazifemizdir.

Bu ahlaksız, vicdansız, alçakça katliamı yapanları destekleyenlerin yüzlerine gördüğümüz her yerde suçlarını haykırmak da tarihe karşı sorumluluğumuzun bir gereğidir. İlk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı içinde barındıran Kudüs-ü Şerif’in diğer inançların mensuplarının da haklarını gözetecek şekilde mahremiyetini korumak manevi görevlerimiz arasındadır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin meselesinde, Gazze’de yaşananlar konusunda görünenden çok daha fazlasını yaptıklarına, yapmayı da sürdüreceklerine işaret ederek, “Gazze’deki kardeşlerimizi asla sahipsiz, çaresiz ve tek başlarına bırakmadık ve bırakmayacağız. İçimizdeki kimi gafiller bilmese de Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimiz bunu çok iyi biliyor. Elbette üzerimize düşenleri yaparken ayaklarımızı yerden kesmiyoruz” diye konuştu.

“Kazanan, sen de onlarla beraberdin”

Türkiye’nin, 21 yılda hem kendinin hem dost ve kardeşlerinin hem de dünyadaki tüm mazlumların haklarını koruyacak inisiyatifler geliştirme konusunda çok önemli mesafe kat ettiğine dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi, ekonomik, askerî olarak henüz sonuçlandırılamayan çalışmaların olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Kimi alanlarda 3-5 yıllık, kimi alanlarda 5-10 yıllık vakit gerektiren projelerimizi tamamladığımızda Allah’ın izniyle Türkiye bambaşka bir seviyeye yükselecek. Terör örgütlerinin üzerimize salınmasından darbe girişimlerine, ekonomik sabotajlardan siyasi çelmelere kadar yaşadığımız badirelerin gerisinde işte bu tablonun önünü kesme çabası var. Ama başaramayacaklar. Milletimiz 14, 28 Mayıs seçimlerinde bir kez daha bu kararlılığını haykırdı. Millet, her iki seçimde de kazanımlarına sahip çıkma noktasında çok güçlü bir irade gösterdi. Terör örgütlerinden medet umanlara, emperyalist güçlere selam çakarak iktidar hayali görenlere milletimiz sandıkta çok esaslı bir ders verdi.”

Cumhuriyet Halk Partisi’nin, 38. Olağan Kurultayı’na değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bay bay Kemal kime ‘bay bay’ dedi? Edirne’deki terörist başı Demirtaş’a ‘bay bay’ dedi. Kavala’ya ‘bay bay’ dedi. Peki, kongreyi kazanan zat, o kime selam verdi? O da aynen Selahattin Demirtaş’a selam verdi, Kavala’ya selam verdi. Al birini vur diğerine. Bunların birbirinden farkı var mı? Yok. Bunlar terör örgütleriyle beraber omuz omuza yürüdüler. Zannettiler ki terör örgütlerini yanımıza alırsak biz bu ülkede seçim kazanırız. 12, 13 seçim kaybettin, hep onlarla beraberdin. Kazanan, sen de onlarla beraberdin.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlerde Rize’den tüm ilçeleriyle beraber çok güçlü bir ses beklediğini belirterek, şu ifadeleri kullandı: “Rize Havalimanı’nı bizler yaptık mı? Rize’de, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’ni yaptık mı? Hastanemizi yaptık. Şimdi de inşallah şehir hastanemizin ihalesini yapıyoruz. Böylece Rizeli şehir hastanesinde bütün sorunlarını çözmüş olacak. Okullarımız, fen lisesinden Anadolu lisesine, imam hatiplere kadar hepsini artık burada görüyor mu? Burada eğitim, öğretim ihtiyacını karşılıyor mu? Daha idealine daha iyisine…

Bugüne kadar biz hep eserlerimiz ve hizmetlerimizle karşınıza çıktık. Hükûmetlerimiz döneminde Rize’ye getirdiğimiz yatırımların şahidi bizatihi sizlersiniz. Şimdi Derepazarı’nda lojistik merkezini inşa ediyoruz. Lojistik merkezimiz bittiği zaman Rize, bütün ihtiyaçların yurt içinden yurt dışına, yurt dışından yurt içine bunların karşılanmasını da orada sağlayacak.”

Geçtiğimiz 21 yılda Rize’ye 66 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Laf değil, hizmet. Bu ana muhalefetin, yavrularının burada herhangi bir hizmeti var mı? Öyleyse bunlara gereken dersi benim hemşehrilerim inşallah sandıkta en güzel şekliyle verecektir” dedi.

Rize’deki yatırımlara ilişkin bilgi veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, eğitimde yaklaşık iki binden fazla yeni derslik inşa ettiklerini, üniversite kurduklarını, yaklaşık altı bin kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtıklarını, 110 spor tesisi kazandırdıklarını, bütün öğretim üyelerinin lojmanlarını Salarha Deresi’nin boyuna yaptıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 sağlık tesisini tamamlayarak hizmete sunduklarını dile getirerek, “Şehir hastanemiz ile Güneysu ve Çayeli Devlet Hastanelerimizin ihale süreci şu anda devam ediyor. Çevre ve şehircilikte TOKİ eliyle Rize’de toplam 3 bin 742 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik, 1157 konutun yapımına devam ediyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Güneysu Millet Bahçesi’nin tamamlandığını, İyidere Millet Bahçesi’nin yapımı ile Rize, Çayeli ve Pazar millet bahçelerinin projelendirme çalışmalarının devam ettiğini söyleyerek, şöyle konuştu: “Ulaştırmada 20 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu toplam 191 kilometreye çıkardık. Ovit Tüneli’ni, İyidere-İkizdere yolu ve Hurmalık Tünelleri ve Salarha Tüneli’ni tamamlayıp trafiğe açtık. Denizin üzerine inşa ettiğimiz yıllık üç milyon yolcu kapasiteli Rize Artvin Havalimanımızı şehrimize kazandırdık.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Karadeniz’in lojistik üssü İyidere Lojistik Limanı’nın yapımının sürdüğünü ve iki yıl içinde bitirileceğini belirtti.

“Tarım ve ormanda Rize’ye üç içme suyu tesisi, 78 taşkın koruma tesisi ve 17 hidroelektrik santrali olmak üzere toplam 98 tesis inşa ettik” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Çiftçilerimize dokuz milyar lira tutarında tarımsal destek verdik. Sanayi ve teknolojide şehrimize yeni bir organize sanayi bölgesi ve Teknokent kurduk. Enerjide Rize’ye, Güneysu’ya, Ardeşen’e, Çayeli’ne, Fındıklı’ya, Pazar’a, Kalkandere’ye, Derepazarı’na, İyidere’ye, Kendirli’ye ve Salarha’ya doğal gaz arzını sağladık. Yıl sonuna kadar İkizdere’ye, seneye de Muradiye’ye doğal gaz arzı sağlamayı planlıyoruz.”

Bugün tamamlanan yatırımların hizmete gireceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğitimde üç anaokulu, bir imam hatip ortaokulu, üniversitemizin çeşitli yatırımlarının resmî açılışını inşallah buradan yapıyoruz. Rize merkezindeki Çarşı Mahallesi’nde yapılan kentsel dönüşümle 404 ofis ve 133 iş yeri, altyapısı ve çevre düzenlemesiyle tamamlandı” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Salarha’da 465 konut ve 12 dükkânın, Fener Mahallesi’nde 22 hâkim ve savcı konutunun, Ayder’de yenileme ve koruma projesi kapsamındaki termal tesis ve konaklama birimlerinin çevre düzenlemesiyle bitirildiğini kaydetti.

Geçen günlerde ihalesi yapılan toplam 36,7 kilometre uzunluğundaki Ayder Yolu Projesi’nin de en kısa sürede hayata geçirileceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “İhale bedeli 3,5 milyar lira olan bu önemli yatırımın temel atmasını biraz sonra canlı bağlantıyla gerçekleştireceğiz. Ayrıca bugün Rize Pehlivantaşı Kalkandere Yolu’nun üç kilometrelik kesiminin resmî açılışını yapıyoruz.

Müyesser Kart Huzurevi, Diyanet İşleri Başkanlığımızın çeşitli cami ve Kuran kursu inşaatları, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güreş salonu ve kamp eğitim merkezi, 16 semt sahası, Çayeli Spor Salonu tamamlandı. Bu yatırımların resmî açılışını da buradan icra ediyoruz. Devlet Su İşlerimiz çeşitli ilçelerimizde dere ıslahları, çevre düzenlemeleri inşa etti.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğümüz Çamlıhemşin ve İkizdere’de çay fabrikaları kurdu. İller Bankamız tabiat parkı, içme suyu, yol yapımı ve bakımı gibi çeşitli altyapı ve üstyapı projelerini gerçekleştirdi. Doğa Koruma ve Millî Parklar Bölge Müdürlüğümüz İkizdere, Güneysu, Ardeşen, Çamlıhemşin ilçelerimizde pek çok çalışmayı bitirdi. Tüm bu yatırımları da resmen buradan hizmete alıyoruz. Rize, Güneysu, Ardeşen, Hemşin, Tunca belediyelerimizin yatırımlarıyla birlikte toplam 2 milyar 886 milyon liralık bir yatırımı bugün Rizemize kazandırıyoruz.”

Paylaşın

Gazze’de İsrail’in Saldırılarında Bilanço Ağır: Can Kaybı 10 Bine Yaklaştı

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu sonrası başlayan Filistin İsrail savaşının 30. gününde, Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in saldırılarında yaşamını yitirenlerin sayısının 9 bin 770’e yükseldiğini açıkladı.

Haber Merkezi / Açıklamada ölenlerin 4 bin 8’inin çocuk olduğu vurgulandı. İsrail ise Hamas’ın saldırılarında bin 400 İsrailli’nin öldüğünü belirtirken, bu açıklamalar bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı.

ABD’li Özel Temsilci David Satterfield, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde hala 400 bin kişinin kaldığını söyledi. İsrail son haftalarda, Gazze sakinlerine bölgenin güneyine geçmeleri uyarısında bulunuyor.

İsrail Ordusu, bölgenin kuzeyini havadan ve kara saldırısıyla bombardıman altında tutuyor. Ancak güvenli alan ilan edilen güneye de hava saldırıları yapıldı. Satterfield ayrıca, Gazze’de yakıt tükendiğinde takviye yapmak için bir mekanizma üzerinde uzlaşıldığını belirtti.

Bakan Koca’dan Gazze açıklaması

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca sosyal medya platformu hesabından yaptığı açıklamada, Mısır Sağlık Bakanı Khaled Abdel Ghaffar ile Gazze’deki durumu görüştüğünü belirtti.

Görüşmede birçok önemli konuda mutabık kaldıklarını ifade eden Koca, “Faaliyetlerine son vermek zorunda kalan Gazze’deki Türkiye-Filistin Dostluk Hastanesi’nde tedavi görmekte olan kanser hastaları başta olmak üzere daha önce tarafımıza bildirilen ve acil tedaviye ihtiyacı olan 1.000’e yakın hasta ve yaralının, Refah sınır kapısı üzerinden Mısır’a getirilmesi için çalışmalarımız sürüyor. Ardından, kanser hastaları ve durumu acil olanların ambulans uçaklar ve gemi hastanesi ile ülkemize transfer edilmesi planlanmakta” dedi.

Görüşmede Gazzeli yaralıların tedavisinde kullanılmak üzere Türkiye’nin Mısır’a göndermek istediği Sahra Hastaneleri ile ambulansların sevkiyatı için her an harekete geçecek şekilde bekletilen iki gemiye Mısır limanlarına giriş izni verildiğini belirten Koca şöyle devam etti:

“Sayın Bakan ile Gazzeli kardeşlerimizin tedavileri amacıyla oluşturmuş olduğumuz bu yakın ve insani değeri unutulmayacak iş birliğinin Mısır ile ülkemiz arasındaki sağlık alanında var olan işbirliğine de ivme kazandıracağına olan inancımızı artırmıştır. Gazze’deki hastalara ve yaralılara şifa olabilmekse insanlık adına büyük bir bahtiyarlıktır.”

Antony Blinken, Mahmud Abbas ile görüştü

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Pazar günü İsrail işgali altındaki Batı Şeria’ya sürpriz bir ziyarette bulunarak Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüştü. Blinken’ın Ramallah ziyareti, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın diplomatik turla ilgili açıklamasında belirtilmemişti.

Cuma günü Tel Aviv’i ve Cumartesi günü Amman’ı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Blinken, bölgede tansiyonu düşürmek için görüşmelerde bulunuyor. Blinken’ın bugün Ankara’ya varması ve yarın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile görüşmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler’den Gazze uyarısı

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı İcra Direktörü Cindy McCain Refah sınır kapısını ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki hiçbir noktaya yeterli yardımın ulaşmadığını söyledi. BM yetkilisi, “Gazze Şeridi’ne, oradaki ailelerin içinde bulunduğu felaket koşullarına uygun biçimde güvenli ve sürekli erişimi sağlamak için birlikte çalışmaya devam etmeliyiz” dedi.

Guterres,: Bu sona ermeli

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, İsrail’in Gazze Şeridi’nde bir ambulans konvoyunu vurduğuna dair haberler karşısında şoke olduğunu söyledi. Saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada Guterres şu ifadelere yer verdi:

Gazze’de El-Şifa Hastanesi yakınlarında bir ambulans konvoyuna düzenlenen saldırıya ilişkin haberler karşısında dehşete düştüm. Hastanenin dışındaki sokağa saçılmış cesetlerin görüntüleri yürek parçalayıcı… Antonio Guterres,  aynı zamanda Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarını, cinayetleri ve adam kaçırmaları da hatırladığını söyleyerek Gazze’de tutulan rehinelerin derhal serbest bırakılmasını talep etti.

BM Genel Sekreteri Guterres, aynı zamanda neredeyse bir aydır Gazze’de aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu sivillerin abluka altında olduğunu, yardım alamadıklarını, öldürüldüklerini ve bombardıman nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını da belirterek açıklamasında şu cümlenin altını çizdi:

Antonio Guterres, Gazze Şeridi’ndeki insani durumu vahim olarak nitelendirerek bölgeye yeterli gıda, su ve ilaç ulaştırılamadığını ve hastaneler ile su arıtma tesislerine güç sağlayan yakıtın tükenmekte olduğunu kaydetti.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın kapasitesinin neredeyse dört kat üzerinde insan barındırdığını belirten Guterres, bu insanların İsrail tarafından bombalandığını vurguladı. Morgların aşırı kalabalık, dükkanların ise bomboş olduğunu vurgulayan Genel Sekreter bilhassa çocuklar arasında hastalıkların arttığına dikkat çekti.

BM Genel Sekreteri Guterres, nüfuz sahibi herkesin savaş kurallarına saygı gösterilmesini sağlamak, acılara son vermek ve çatışmanın tüm bölgeyi saracak şekilde yayılmasını önlemek için bunu yapması gerektiğinin de altını çizdi.

“Tanrı adına ateşi kesin”

Vatikan’da Aziz Petrus Meydanı’na bakan çalışma ofisinin penceresinden geleneksel pazar ayinini yapan Katoliklerin ruhani lideri Papa Francis, duanın ardından İsrail-Filistin çatışmasına da değindi.

Papa, konuşmasında, “Filistin ve İsrail’de çok sayıda insanın hayatını kaybettiği bu ciddi durumu düşünüyorum. Lütfen durun. Tanrı adına ateşi kesin.” dedi.

Paylaşın

Son 21 Yılda 32 Bin 180 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

“AKP’li Yıllarda İş Cinayetleri Raporu”na göre; AK Parti’nin iktidara geldiği 3 Kasım 2002 tarihinden bugüne iş cinayetlerinde en az 32 bin 180 işçi hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / Raporda, 21 yılda iş cinayetlerinin gündelik yaşamın bir parçası haline geldiği ve bu durumun olağanlaştırıldığı belirtilerek, “Ancak biz işçilerin de mücadelesi her alanda devam etmektedir. İş cinayetlerine, güvencesiz çalıştırmaya, sendikal örgütlenme üzerindeki baskılara karşı direneceğiz… Artık Yeter!” ifadelerine yer verildi.

Raporda, “Her geçen yıl emekçilerin aleyhine çıkarılan yasalar, artan enflasyon ve giderek azalan alım gücü, hak ve özgürlük mücadelelerine karşı süreklileşen bir baskı ve güvencesiz çalışma koşullarının yaşama geçirildiği bir ‘İş Cinayetleri Rejimi'” denildi.

Kocaeli İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), AK Parti’nin iktidara gelişinin 21. yıldönümünde “AKP’li Yıllarda İş Cinayetleri Raporu”nu yayınladı.

Raporda, AK Partili yıllarda İSİG alanındaki temel sorunlar şöyle özetlendi:

1- Ülkemizde hüküm süren durum bir iş cinayetleri rejiminin varlığıdır. Soma, Amasra, Hendek, Davutpaşa, Ostim, Torunlar, Ermenek, Elbistan, Şırnak, Dursunbey, 3.Havalimanı, Tuzla Tersaneleri, Kot Kumlama gibi birçok işçi katliamı bu dönemde meydana gelmiştir.

2- ILO ve DSÖ verilerine göre her bin işçi için yılda 4 ila 12 yeni meslek hastalığı olgusu beklenmektedir. Yine meslek hastalıklarına bağlı ölümler, iş cinayetlerine bağlı ölümlerin yaklaşık 5-6 katı düzeyindedir. Ancak SGK ise her yıl 500 civarı meslek hastalığı tespit etmiş ve her yıl 5 ila 20 civarı meslek hastalığına bağlı ölüm açıklamıştır. Devlet meslek hastalıklarını gizlemiştir.

3- İş cinayetleri sonrası adaletsizlik, cezasızlık bir kural haline gelmiştir. Davalarda asıl sorumlular mahkemeye çıkartılamadığı gibi tali sorumlular kısa süreli hapis cezalarına çarptırılmış, bu cezalar para cezasına çevrilmiş ve 24 ay taksitlendirilmiştir.

4- İktidara gelir gelmez çıkarttıkları 4857 sayılı İş Kanunu ile taşeron çalıştırma başta olmak üzere esnek ve güvencesiz çalıştırma yasal hale getirilmiş ve kiralık işçilik ve özel istihdam büroları içerikli kölelik yasası ile bütün işlerde güvence tamamen ortadan kalkmıştır. Gelinen noktada Türkiye sermaye için bir cennet haline gelmiştir. Emek sürekli ucuzlaştırılmış, Türkiye Avrupa’nın Çin’i haline getirilmiştir.

4- Sendikal hareket baskı altına alınmış, sendikalaşan işçiler işten atılmış ve iktidara bağlı sendikalar egemen hale getirilmiştir. Grevler “milli güvenlik” gerekçesiyle yasaklanmış, 1 Mayıslarda alanlar kapatılmıştır.

5- Devlet kendi yasalarına dahi uymamış, çalışan çocuklar korunmamıştır. Çocuklar çalışması yasak olan işkollarında çalışmanın yanında 15 yaşın altında da çalıştırılmaktadır. Yoksulluk, 4+4+4 eğitim sistemi, çırak ve stajyerlik uygulamaları, mevsimlik tarım işçiliğinin omurgasının çocuklardan oluşturulması gibi nedenlerle üçte biri 14 yaş ve altında olmak üzere her yıl 60-70 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir.

6- SSGSS yasası ile emeklilik yaşı 65’e çıkarılmıştır. Emekli olduğu halde geçinemediği için çalışan ve emekli olma hakkını sigortasız çalıştığı ya da sigortası düzenli yatırılmadığı için kazanamayan milyonlarca emekli/yaşlı işçi kitlesi oluşmuştur. Yine her yıl iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerin yüzde 20-25’ini bu işçilerin oluşturması, emekli/yaşlı işçilerin güvencesiz emek haline getirilmesinin bir sonucudur.

7- Tarımda, sanayide, hizmet sektöründe kadınlar en güvencesiz koşullarda çalıştırılmıştır. Bu çalışma koşullarının diğer yanını ise işyerinde şiddet ve taciz oluşturmuştur. Kadınların ev içi emeği de –temizlik, yemek, çocuk ve yaşlı bakımı– görünmez kılınmıştır. Her yıl 120-150 civarında kadın çalışırken hayatını kaybetmiştir.

8- Yanlış dış ve iç politikalar sonucu Türkiye milyonlarca mültecinin akınına uğramıştır. Nüfusun yüzde 10’unu oluşturan göçmenler sigortasız, ucuz, dışlayıcı yani tamamen korunmasız koşullarda çalıştırılmıştır. Son dönemde her yıl 100 civarında göçmen işçi hayatını kaybetmiştir.

“İş cinayetleri normelleştirildi”

21 yılda iş cinayetlerinin gündelik yaşamın bir parçası haline geldiği ve bu durumun olağanlaştırıldığı belirtilen raporda, “Ancak biz işçilerin de mücadelesi her alanda devam etmektedir. İş cinayetlerine, güvencesiz çalıştırmaya, sendikal örgütlenme üzerindeki baskılara karşı direneceğiz… Artık Yeter!” denildi.

Not: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyon Açıklaması: Öncelikli Hedefimiz Tek Haneye İndirmek

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Küresel ekonomi 2-3 yıldır çok ciddi zorluklarla, krizlerle mücadele ediyor. Tüm dünyayı derinden sarsan covid-19 salgınının etkilerinden henüz tam manasıyla kurtulmadan Rusya-Ukrayna savaşı patlak verdi. Tedarik zincirindeki kırılmalara enerji ve gıda fiyatlarıyla ilgili sıkıntılar eklendi. Pek çok ülkede enflasyon oranları 60-70 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara geriletmek en önemli hedefimiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Dünyadaki diğer tüm ülkeler gibi biz de etkilendik, etkileniyoruz. 14 milyon insanımızı etkileyen 6 Şubat depremlerinde 50 bin insanımızı kaybettik, ciddi yıkımlar yaşadık. 100 milyar doların üzerinde ilave finansman ihtiyacımız ortaya çıktı. Türkiye Yüzyılı vizyonu altında hedeflerimizden vazgeçmedik, programlarımızı rafa kaldırmadık. Küresel gündemi meşgul eden krizlerin hepsi ülkemizin içinde yer aldığı bölgede meydana geliyor.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde Ford Otosan Yeniköy Fabrikası Açılış Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, üretime başlama heyecanını 2014’te birlikte yaşadıkları, ilave bir yatırımla 2021’de kapasite büyümesine şahitlik ettikleri Ford Otosan Yeniköy Fabrikası’nın yeniden tasarımı sonrası açılış töreni nedeniyle bir araya geldiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, özel endüstri bölgesi statüsündeki yatırımlarla kapasitesi 110 binden 405 bine çıkan, 3 bin 500 kişilik yeni istihdam sağlayan fabrikanın gruba, şehre ve ekonomiye hayırlı olmasını diledi.

Ford Otosan’ın Kocaeli fabrikalarının, resmî açılışı yapılan yatırımıyla birlikte Avrupa’nın en büyük ticari araç üretim tesisi hâline geldiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları dile getirdi: “Dünya markası Ford’un mühendislik ve üretim gücünün bir yansıması olan Yeniköy’deki bu tesis, pek çok öncü özelliğiyle geleceğin fabrikası unvanını hak ediyor. Ülkemizin üretim ve ihracat gücüne önemli katkı sağlayacak bu tesis hem içten yanmalı hem de elektrikli araç üretebilen özelliğiyle öne çıkıyor. Geleceğin fabrikası Yeniköy, yeni nesil Transit Custom’un yanı sıra elektrikli Transit ve Volkswagen’in bir tonluk ticari aracının üretimine de ev sahipliği yapacak. Avrupa’nın en çok satan van sınıfı aracı olan Transit Custom’un yeni versiyonunun da ülkemizdeki ve dünyadaki müşterilerine hayırlı olmasını diliyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yeniköy’ün yanı sıra Gölcük, Eskişehir ve Romanya’daki fabrikalarıyla toplam üretim kapasitesini 720 bine çıkartan, Sancaktepe’deki 2 bin kişinin görev yaptığı araştırma-geliştirme merkeziyle yeniliklere öncülük eden Ford Otosan’ın, Türk otomotiv sanayisinin gururu olmayı sürdürdüğünü söyledi.

Diğer tüm sektörler gibi, otomotivde de bu topraklarda üretim ve ihracat yapan, katma değer ortaya çıkartan, istihdam oluşturan tüm yatırımcılar gibi Ford Otosan’a da her zaman sahip çıktıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bugüne kadar yerli ve yabancı sermaye ayrımı yapmadık, yapılmasına müsaade de etmedik. Başbakanlığım ve Cumhurbaşkanlığım döneminde Ford Otosan’ın başlattığı her yatırımı destekledik, attığı her adımda yanında olduk. Yaklaşık 2,5 yıl önce 2 milyar dolarlık yeni bir yatırım programı açıklayan Ford Otosan’ın bu planı adım adım hayata geçirdiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz” diye konuştu.

“Geçtiğimiz yıl otomotiv ihracatımız 9 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası verdi”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ticari araç üretiminin yüzde 69’unu ve ticari araç ihracatının yüzde 75’ini Ford Otosan’ın gerçekleştirdiğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Dünyanın 94 farklı ülkesinde Türkiye’de üretilen Ford hafif ticari araç ve parçalarının kullanımını görmek bizim için kıvanç kaynağıdır. Geçen yıl toplam 6,2 milyar dolarlık ihracat rakamına ulaşarak otomotiv sektörünün ihracat şampiyonu unvanını devam ettiren Ford Otosan’ı bu başarısından dolayı ayrıca tebrik ediyorum. Otomotiv üretiminde dünya sıralamasında 5 yılda 15. sıradan 13. sıraya yükselmiş olmamız doğru istikamette ilerlediğimizi gösteriyor. Üstelik bu başarıya ardı ardına yaşanan küresel krizlere rağmen ulaştık. Geçtiğimiz yıl otomotiv ihracatımız 9 milyar doların üzerinde dış ticaret fazlası verdi.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak otomotiv üretim piyasasında yaşanan teknolojik değişikliklere hızla uyum sağlayarak elde ettikleri üretim ve ihracat gücünü korumakta kararlı olduklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Katlanarak büyüyen elektrikli ve hibrit araç üretiminde söz sahibi olmamızı sağlayacak yatırımlara özel önem veriyoruz. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de elektrikli araçlara olan ilgi giderek artıyor. Dünyada bu yıl 7 milyonu Çin, 3 milyonu Avrupa ve 2 milyonu Amerika’da olmak üzere toplamda 14 milyon adet elektrikli araç satışı bekleniyor” dedi.

Mevcut firmaların ve yeni aktörlerin piyasaya girişiyle bu alandaki rekabetin giderek kızışacağının anlaşıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak biz de Togg’un yollara çıkışının tetiklediği ilgiyle, hızla gelişen bir elektrikli araç piyasasına sahip olma yolunda ilerliyoruz” ifadesini kullandı.

“Amacımız, ülkemizi elektrikli araç ve batarya üretiminde dünyanın önde gelen oyuncularından biri hâline getirmektir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Elektrikli araç bataryasında 70 gigabayt saatlik bir üretim kapasitesine şimdiden ulaşmış bir ülke olarak en geç 2030 yılında Avrupa’nın batarya üretim üssü konumuna gelmekte kararlıyız” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çerçevede elektrikli araç teknolojisinde Ford Otosan grubunun yaptığı hamleleri takdirle takip ettiklerini ifade ederek, “Ford Otosan’ın geçtiğimiz yılın nisan ayında banttan indirdiği Türkiye’nin ilk elektrikli ticari aracı E-Transit’le attığı adımın devamının geleceğine inanıyorum” dedi.

Tıpkı içten yanmalı ticari araçlarda olduğu gibi elektrikli ticari araç üretiminde ve satışında da Ford Otosan’ın ülkenin amiral gemisi olmayı sürdüreceğinden şüphe duymadığını aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Ford’un elektrikli araç ve batarya yatırım programını yakından takip etmeyi, ihtiyaç duyulan her noktada sizlere destek vermeyi sürdüreceğiz. Esasen otomotiv sektöründeki yeni gelişmelere kendini adapte edemeyen firmaların kökleri ne kadar derine uzanırsa uzansın bir süre sonra ayakta kalmakta zorlanacakları açıktır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ford Otosan’ın geleceğin yenilikçi teknolojilerine yaptığı yatırımlarla önümüzdeki asırda da sektördeki liderliğini devam ettirme azmiyle yoluna devam ettiğini ispatladığını belirterek bu güzel fabrikanın ülkeye kazandırılmasında emeği geçen herkesi kutladı.

Küresel ekonominin son 2-3 yıldır çok ciddi zorluklarla, ardı ardına gelen son asrın en büyük krizleriyle mücadele ettiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm dünyayı derinden sarsan Kovid-19 salgınının etkilerinden henüz tam manasıyla kurtulmadan Rusya-Ukrayna Savaşı patlak verdi. Tedarik zincirinde yaşanan kırılmalara, savaşla birlikte bir de enerji ve gıda fiyatlarıyla ilgili sıkıntılar eklendi. Buna bağlı olarak pek çok ülkede enflasyon oranları son 60-70 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu olumsuzluklardan dünyadaki diğer tüm ülkeler gibi etkilendiklerini dile getirerek, “Üstelik bütün bunlara ilave olarak 14 milyon insanımızı etkileyen asrın felaketi 6 Şubat depremlerinde 50 binin üzerinde insanımızı kaybettik. Şehirlerimizde ciddi yıkım yaşadık. Depremle yıkılan şehirlerimizi ayağa kaldırmak için 100 milyar doların üzerinde ilave bir finansman ihtiyacımız ortaya çıktı. Buna rağmen ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonu altında belirlediğimiz hedeflerimizden vazgeçmedik. Programlarımızı, yatırımlarımızı, projelerimizi rafa kaldırmadık” diye konuştu.

Diğer yandan, küresel gündemi meşgul eden krizlerin hemen hepsinin ülkenin içinde yer aldığı bölgede meydana geldiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rusya-Ukrayna arasındaki savaştan Suriye’deki istikrarsızlığa, Gazze’de yaşanan insani trajediye kadar tüm krizlerin ilk muhatapları arasında biz de yer alıyoruz. En büyük başarımız, şimdiye kadar ülkemizi sıcak çatışmaların tarafı yapmamak ve istikrarsızlık ateşinin ülkemize sirayet etmesine izin vermemek olmuştur. Tam tersine, uyguladığımız dengeli, ilkeli ve soğukkanlı politikalarla Türkiye’yi krizlerin çözümünde anahtar ülke konumuna getirdik. Tüm krizlerde hep adaleti, barışı, insan hak ve hürriyetlerini savunduk” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, nerede olursa olsun akan kanı durdurmak için ellerindeki tüm imkânları seferber ettiklerini kaydederek, “Mazluma sahip çıkarken, inancına da kökenine de asla bakmıyor, zalimin karşısında dimdik durmayı görev biliyoruz. İnşallah bundan sonra da aynı onurlu duruşu devam ettireceğiz” dedi.

“Düşük gelirli kesimlerin hep yanında yer aldık”

Dış politikada bu adımları atarken ekonomiyi asla geri plana atmadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütme stratejimizden taviz vermeden, güncel ihtiyaçları karşılayacak politikalar geliştirip uyguladık, uyguluyoruz. Türk ekonomisinin küresel fırtınalardan en asgari düzeyde etkilenmesini sağlamak amacıyla iş dünyamıza mümkün olan en geniş yelpazede destek olmaya özel önem verdik. Yaşanan sıkıntıların insanımızın refah seviyesinde gerilemeye yol açmaması için ücretliler ve emekliler başta olmak üzere düşük gelirli kesimlerin hep yanında yer aldık.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu dönemde başarıyla gerçekleştirdikleri 14 ve 28 Mayıs seçimlerinin bir diğer dönüm noktasını teşkil ettiğini aktararak, “Milletimize yakışır büyük bir olgunlukla, yüzde 90’ları bulan rekor katılımla âdeta bir millî irade şölenine çevirdiğimiz bu tarihî seçimler, Türk demokrasisinin gücünü ortaya koymuştur. Milletimiz nezdinde güven tazelediğimiz seçimlerin ardından hiç vakit kaybetmeden hükûmetimizi kurduk, kadromuzu oluşturduk ve ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşası için yola revan olduk. Öncelikli meselemiz olan ekonomiye dair yol haritamızı kısa süre içinde öncelikle milletimizle paylaştık” ifadelerini kullandı.

Orta Vadeli Program’ın ardından bir süre önce Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nı ve On İkinci Kalkınma Planı’nı da kamuoyunun, iş dünyasının ve milletin takdirine sunduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm paydaşlarla istişare hâlinde hazırladığımız bu plan ve programları yine iş dünyamızla iş birliği içinde hayata geçireceğiz. Önümüzdeki 5 yıl boyunca ekonomide bizlere rehberlik edecek kalkınma planımızda yüzde 5 oranında istikralı bir büyüme hedefliyoruz. Amacımız, 2028 yılında 1,6 trilyon dolar toplam ve 17 bin 554 dolar kişi başına millî gelire ulaşmaktır. Yılda ortalama yüzde 3 istihdam artışı sağlayarak, dönem sonunda işsizliği yüzde 7,5 düzeyine indirmeyi öngörüyoruz” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer hedeflerine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mal ihracatını 375 milyar dolara yükseltmeyi, turizm gelirlerinde de 100 milyar dolar seviyelerine ulaşmayı planlıyoruz. Böylece ülkemizin kronik sorunlarının başında gelen cari işlemler açığını sıfıra yakın bir seviyeye düşürmüş olacağız. Enflasyonu kalıcı olarak tek haneli rakamlara indirmek, 2028 yılı sonunda ise yüzde 4,7’ye geriletmek en önemli hedefimizdir. Ayrıca bu süreçte, doğrudan yatırımları ülkemize çekmek için yatırım, ticaret ve finansman alanında hukuki süreçleri kolaylaştıracağız. Temel vergi kanunlarında yatırımcı dostu, sade, anlaşılır ve adil bir vergi sistemi oluşturmaya yönelik düzenlemeler yapacağız. Türkiye, uluslararası yatırımlar ve yatırımcılar için güvenli liman olma vasfını güçlendirecek ve bunu sürdürecektir. Daha pek çok detayı olan bu hedeflerin hiçbiri de afaki değildir.”

Türkiye’nin son 10 yıldır maruz kaldığı siyasi dayatmalar, terör saldırıları, sokak olayları, darbeler, sosyal ve ekonomik tuzak teşebbüslerinin 2023 hedeflerine ulaşmalarını bir parça geciktirdiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ama unutmayınız ki ayakta kalarak geride bıraktığınız her fırtına, aynı zamanda size eşsiz tecrübeler de kazandırır. Ülke olarak biz artık bu tecrübeye sahibiz. Küresel ve bölgesel her gelişmenin bize maliyetini ve önümüze çıkardığı fırsatları artık çok daha erkenden görebiliyoruz. Dolayısıyla ona göre hazırlığımızı yapıyor ve sonuçları yönetebiliyoruz. Yatırımcılarımıza, potansiyelimizin en iddialı kesimlerini oluşturan kadınlarımıza, gençlerimize, girişimcilerimize verdiğimiz destekleri hep bu doğrultuda tasarlıyor ve hayata geçiriyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yüzyılı’nın vizyonunu 2053 ufkunda şekillendirmeyi sürdürürken, milletten aldıkları desteğin hakkını vermek için gece gündüz çalışarak yollarına devam ettiklerini vurgulayarak, “Ford Otosan’ın bugün burada açılışını yaptığımız yatırımı gibi adımları Türkiye Yüzyılı’nın şimdiden ortaya çıkan meyveleri olarak değerlendiriyorum. Değerli dostlar, bu duygularla yeniden tasarımı ve yeni yatırımlarıyla açılışını yaptığımız Ford Otosan Yeniköy Fabrikası’nın ülkemize, milletimize, grubunuza, özellikle tekrar hayırlı olmasını diliyor, mühendisinden işçisine kadar tüm emekçi kardeşlerimi, özellikle şahsım, milletim adına tebrik ediyorum” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasını tamamlamasının ardından katılımcılar, fabrikanın açılışı için kurdele kesti.

Paylaşın

HEDEP’li Tuncer Bakırhan: Geri Adım Atmayacağız

İnsan Hakları Derneği’nin genel kurulunda konuşan HEDEP’li Tuncer Bakırhan, “İHD, mazlumun hakkını savunuyor, mazlumum avukatlığını, yoldaşlığını yapıyor. Ama İHD’de 37 yıldır en az hakkını savunduğu mazlum kadar baskı gördü. Yöneticileri katledildi, çalışmaları engellendi, İHD bir hak arama kurumu olarak görülmedi, terörize edilmeye çalışıldı. En son giden bir İçişleri Bakanı’nın özellikle İHD’yi sürekli hedef göstermesi, tehdit etmesi de bu ülkede hep birlikte yaşadığımız bir durumdur” dedi ve ekledi:

“Başta İHD olmak üzere her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Cezaevinden bir arkadaşımızla yazışıyoruz. Bizi tebrik etmek için aradığında ‘zor bir süreç’ demişti. O da, tam da hangi süreç zor değildi, hangi süreçte katliam ve faşizm yoktu, hangi süreçte demokratik ve rahat bir ortamda siyaset yaptık ki, diye sordu. Evet, bizim için hiçbir süreç kolay değil. Bu işlere bilerek ve isteyerek girdik. Yaptığımız işlerin bir karşılığın olduğunu da biliyorduk.”

Halkarın Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde gerçekleşen 21’inci Olağan Genel Kurulu’nda konuştu.

İHD’nin 37 yıldır baskılara, zorluklara ve faili meçhul cinayetlere rağmen ayakta kaldığını belirterek sözlerine başlayan Bakırhan, “İHD’nin kendisi 37 yıldır hak arayanın, mazlumun, emekçinin, Kürdün, Alevinin, ezilenin kapısı oldu. Dünyada 37 yıldır tüm faşizan uygulamalara, üyeleri ve yöneticilerine yapılan suikast ve faili meçhul cinayetlere rağmen ayakta duran, yılmayan, mücadelesine devam eden bir başka kurum yoktur” dedi.

Bakırhan, İHD’deki tüm emekçilere partisi adına teşekkür etti. Tuncer, “İHD’nin duruşu bize bir şey öğretti” dedi.

Mezopotamya Haber Ajansı’nda yer alan habere göre, Kongre divanının tamamen kadınlardan oluşmasından duyduğu memnuniyeti de dile getiren Bakırhan, “Kadın arkadaşlardan oluşan divanı selamlamak istiyorum. Dünyada sadece kadınlar olsaydı, bu şiddet, bu faşizm olur muydu diye düşünmemek elde değil” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, sözlerine şöyle devan etti: İHD’nin genel kurulunda bulunurken Vedat Aydın’ı, Ayşenur Zarakolu’nu, Leman Fırtına’yı şehit düşmüş, yaşamını yitiren arkadaşları anmadan geçmek istemiyorum. Rahmetle anıyoruz. Mücadelelerinin devamcısı olacağımızı bir kez daha belirtmek istiyorum.

Bu dönem çok büyük emek ve katkılar sunan şu anki yönetime teşekkürlerimi ve seçilecek yönetime de başarı dileklerimi iletmek istiyorum. Son 20 yıldır bir siyasi darbe anlayışı ile yönetiliyoruz. Askeri darbelerin ömrü bu kadar uzun değildi. Yargının, siyasi erkin eline geçtiği, ekonominin parti ekonomisi olduğu, adaletin yine iktidarın denetiminde olduğu bir parti devleti, parti darbesiyle birlikte devam ediyor Türkiye’deki yaşam.

Bugün 4 Kasım. Aslında Kürt siyasi hareketine yapılan en büyük darbelerin olduğu bir gündür. 4 Kasım’da başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak ve yüzlerce arkadaşımız gözaltına alınıp tutuklandı. 4 Kasım ile birçok kurumumuzun kapısına kilit vuruldu. İHD tam da bugünlerde mazlumun, ezilenin yanında durduğu için çok kıymetlidir. Bu darbe devam ediyor. Orta Doğu’da bir savaş devam ediyor, yoksulluk ve işsizlik devam ediyor. Hiçbir dönem karşılaşmadığımız kadar bir ötekileştirme devam ediyor. İnsanların güpegündüz sokak ortasında vurulduğu, çok basit gerekçelerle ağır cezalarla çarpıtıldıkları, aş ve iş arayan insanların artık örgütlenemediği ve her türlü şiddet ve baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde İHD’nin yaptığı gibi dayanışmak, sahip çıkmak, birlikte mücadele etmek gibi bir zorunluluğumuz olduğunu belirtmek istiyorum.

“Bu faşizm, zor ve zulüm sür git değil”

İHD, mazlumun hakkını savunuyor, mazlumum avukatlığını, yoldaşlığını yapıyor. Ama İHD’de 37 yıldır en az hakkını savunduğu mazlum kadar baskı gördü. Yöneticileri katledildi, çalışmaları engellendi, İHD bir hak arama kurumu olarak görülmedi, terörize edilmeye çalışıldı. En son giden bir İçişleri Bakanı’nın özellikle İHD’yi sürekli hedef göstermesi, tehdit etmesi de bu ülkede hep birlikte yaşadığımız bir durumdur.

Başta İHD olmak üzere her birimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Cezaevinden bir arkadaşımızla yazışıyoruz. Bizi tebrik etmek için aradığında ‘zor bir süreç’ demişti. O da, tam da hangi süreç zor değildi, hangi süreçte katliam ve faşizm yoktu, hangi süreçte demokratik ve rahat bir ortamda siyaset yaptık ki, diye sordu. Evet, bizim için hiçbir süreç kolay değil. Bu işlere bilerek ve isteyerek girdik. Yaptığımız işlerin bir karşılığın olduğunu da biliyorduk.

Sistem karşısında hak aramak ve talep etmek, ezilenin hakkını savunmanın bir karşılığı olduğunu biliyorduk. Biz bildiğimiz bu durum karşısında hiçbir zaman İHD gibi geri adım atmadık, atmayacağız. Zor bir süreç ama Türkiye halkları, başta Kürtler, Aleviler, ezilenler olmak üzere bizden çok büyük beklentileri var. Bu faşizm, zor ve zulüm sür git değil. Emin olun bizler, bugün genel kurulu dolduran Siirt, Batman, Adana, Mersin, Türkiye’nin dört bir yanından gelen arkadaşlar gibi Türkiye’de hak arayan devrimciler, sosyalistler, Kürtler, kadınlar, gençler, ötekileştirilen bütün kesimler güçlü bir mücadele zemini oluşturabilirsek bunları göndermemek, bu faşizmi zulme durdurmamak elde değil.

Önümüzdeki dönemin zor olduğunu biliyorum, bu bilinçle hareket edeceğimizi de biliyorum. Bu siyasi darbeyi önleyeceğimizi, darbeyi yapan aktörleri göndereceğimizi, bir gün demokratik ortamda bu darbeyi ve zulmü yapanların yargılanabileceği günlerin uzak olmadığını biliyorum. Bu duygu ve düşüncelerle genel kurulunuza başarılar diliyorum. İyi ve güzel özgür eşit yarınlarda buluşmak üzere büyük bir mücadele bizi bekliyor.”

Paylaşın

Osman Kavala: Yasalar Kapsamında Suç Sayılan Hiçbir Eylemim Olmadı

Dünya’nın en eski haber ajansı Agence France-Press’e (AFP) konuşan Osman Kavala, “Bir gün tahliye olacağımdan hiç şüphem yok, zira yasalar kapsamında suç sayılan hiçbir eylemim olmadı” ifadelerini kullandı.

“Bilmediğim şey ise (tahliyenin) ne zaman olacağı” diyen Kavala, akıl sağlığını korumak için bunları düşünmediğini de belirtti.

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı ve iş insanı Osman Kavala, avukatları aracılığıyla Agence France-Press’in (AFP) sorularını yanıtladı. Osman Kavala, “Bir gün tahliye olacağımdan hiç şüphem yok, zira yasalar kapsamında suç sayılan hiçbir eylemim olmadı” ifadelerini kullandı.

“Bilmediğim şey ise (tahliyenin) ne zaman olacağı” diyen Kavala, akıl sağlığını korumak için bunları düşünmediğini de belirtti. Avluya çıktığında yürüyüş yapıp kuşlara yem bıraktığını aktaran Kavala, vaktini kitap okuyup yazı yazarak ve televizyon izleyerek geçirdiğini söyledi.

Kavala’dan tutukluluğunun altıncı yıl dönümünde mesaj

Osman Kavala, yakın zamanda tutukluluğunun altıncı yıl dönümü vesilesiyle sosyal medya platformu zerinden bir açıklama yayınlamıştı. Kavala, açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:

“6 yıl boyunca suç işlediğime dair hiçbir delil olmadan cezaevinde tutuldum. Bunun sona ermesini beklerken, Yargıtay kararıyla hukuksuzluğun onanması ile infaz koşullarım ağırlaştı.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinin, kendisi de hapis deneyimi yaşamış olan Vaclav Havel adına verdiği ödüle layık görülmem bana onur verdi. Ancak, Hamas’ın sivillere saldırı eylemi ve İsrail bombardımanının Gazze’de yarattığı felaket sevinmeme fırsat vermedi. Filistin’de büyük acılara sebep olan terör ve şiddet ortamını besleyen adaletsizliklere karşı tüm uluslararası kuruluşların daha fazla duyarlılık göstereceklerini ve uluslararası hukuk normlarına uygun biçimde barışın sağlanması için güçlü bir inisiyatif alacaklarını umuyorum.

Havel’in dediği gibi, ‘en önemlisi umudu kaybetmemek’. Ülkemde hukukun egemen olacağına dair umudumu kaybetmedim.”

Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan iş insanı Osman Kavala, 2023 Vaclav Havel İnsan Hakları Ödülü’ne layık görülmüştü. Ödülü Ekim ayında Kavala adına eşi Ayşe Buğra almıştı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, ödülün Kavala’ya verilmesine yazılı bir açıklama ile tepki göstererek, “Ülkemizde hakkında yargı tarafından hükmedilen kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunan bir kişiye verilmiş olması kabul edilemez” ifadesini kullanmıştı.

Osman Kavala’nın cezası onandı

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Parkı davasında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 25 Nisan 2022’de Osman Kavala, Can Atalay, Mine Özerden, Tayfun Kahraman ve Çiğdem Mater hakkında verdiği mahkumiyet kararını Eylül ayında onamış, Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Mücella Yapıcı hakkındaki hükümleri ise bozmuştu.

Gezi Parkı davasında, Türk Ceza Kanunu’nun 312/1 maddesi gereğince, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’e “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçundan verilen 18’er yıl hapis cezalarını onamıştı.

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Maliyeti Aylık 46 Bin Liraya Dayandı

İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti eylül ayında 44 bin 561 lira iken, ekim ayında 45 bin 956 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti aylık olarak yaklaşık yüzde 3,13 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kuruluşlarından İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “İstanbul’da Yaşamanın Maliyeti” ekim verilerini açıkladı.

İstanbul’da yaşamanın maliyeti ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 76,69, bir önceki aya göre yüzde 3,13, bir önceki yılın aralık ayına göre ise yüzde 66,53 oranında arttı. İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 45 bin 956 lira olarak hesaplandı.

Hanelerin sık kullandığı bazı ürünlerin bir önceki yılın ekim ayına göre fiyat artışlarına bakıldığında en çarpıcı fiyat artışı zeytinyağında yaşandı. Zeytinyağı fiyatı bir önceki yıla göre yüzde 145,8 artış gösterdi.

Fiyatı en çok artan diğer kalem ise temizlik ürünleri oldu. Temizlik ürünlerindeki artış ise  yüzde 120,47 olarak kayıtlara girdi.

İstanbul Planlama Ajansı’nın eylül ayı verileri

İstanbul’da yaşamanın maliyeti eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 79,42 arttı. İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 44 bin 561 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da yaşamanın maliyeti bir önceki aya göre yüzde 4,62, bir önceki yılın aralık ayına göre ise yüzde 61,47 oranında arttı.

Bir önceki yılın eylül ayına göre ise İstanbul’da yaşam maliyetinin yıllık (son 12 ay) artış oranı yüzde 79,42 olarak gerçekleşti. Eylül ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 44 bin 561 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da ortalama yaşam maliyeti, geçtiğimiz aya göre bin 968 lira arttı.

Hanelerin sık kullandığı bazı ürünlerin bir önceki yılın eylül ayına göre fiyat artışlarına bakıldığında en çarpıcı fiyat artışlarından birinin yüzde 183,33 artış oranı ile saç bakım ürünleri fiyatlarında yaşandığı görüldü.

Paylaşın

Netanyahu’dan Geçici Ateşkes Açıklaması: Rehineler Serbest Bırakılmalı

Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonu sonrası başlayan Filistin – İsrail savaşının 28. gününde açıklamada bulunan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bir ateşkes için Hamas’ın tüm rehineleri serbest bırakmasını şart koştu.

Haber Merkezi / İsrail Başbakanı Netanyahu, “İsrail, rehinelerin geri dönüşünü içermeyen bir geçici ateşkes anlaşmasını reddediyor” dedi.

Başta ABD olmak üzere bir kısım uluslararası kamuoyu İsrail’e, insani yardım dağıtımı için İsrail’e saldırılara ara vermesi çağrısı yaparken, Türkiye’nin de içinde olduğu çok sayıda ülke “acil ateşkes” çağrısı yapıyor.

Öte yandan Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in saldırılarında hayatını kaybedenlerin son 24 saatte 166 artarak 9 bin 227’ye yükseldiğini duyurdu.

Sağlık Bakanlığı, hayatını kaybedenlerin 3 bin 826’sının çocuk, 2 bin 405’inin kadın olduğu bildirildi. Bakanlığın verilerine göre saldırılar sonucu 23 bin 516 kişi de yaralandı, 2 binden fazla kişi ise kayboldu.

Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA) Direktörü Philippe Lazzarini, Gazze Şeridi’nde artan ölü sayısı karşısında artık tali hasardan söz etmenin mümkün olmadığını belirtti.

Lazzarini, Gazze’deki duruma ilişkin Perşembe günü yaptığı açıklamada, “Gazze Şeridi’nden yeni döndüm. Yürek parçalayıcıydı. İnsanlar ateşkes talep ediyor. Bu trajedinin sona ermesini istiyorlar. İnsani yardım çalışmalarımdaki en üzücü günlerden biriydi” dedi.

Lazzarini, yakıt yetersizliği, devam eden bombardıman, altyapının hasar görmesi ve iletişim ağlarındaki aksaklıklar nedeniyle insani yardımın çok zor olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’ndeki yaklaşık 625 bin öğrencinin eğitime erişime bulunmadığını kaydeden Lazzerini, eğitim tesislerinin yüzde 40’tan fazlasının hasar gördüğünü de sözlerine ekledi.

ABD’den “iki devletli” çözüm açıklaması

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Tel Aviv’de bir araya geldikten sonra bir basın toplantısı düzenledi. Blinken, güvenli bir İsrail’in gerçek olabilmesi için Filistin halkının da kendi devleti olması gerektiğini söyledi.

İki devletli çözümün barış için “tek yol” olduğunu savunan Blinken, bölge ülkelerine yapacağı ziyaretlerin ana amacının gerginliği azaltmak ve yayılmasını engellemek olacağını söyledi. Bakan Blinken Filistinli sivillerin korunması için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiğini de kaydetti.

İsrail’in “asla tek başına kalmayacağı” yönündeki ABD politikasını tekrarlayan Blinken, saldırılara insani ara verilmesi konusunun da İsrail yönetimi ile konuşulduğunu söyledi. Blinken, Gazze’deki hastanelere yakıt ulaştırılması için bazı yollar üzerine anlaşıldığını da kaydetti.

Hasan Nasrallah: Siyonistlerle mücadele…

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından sonra Lübnan Hizbullah’ının lideri Hasan Nasrallah ilk kez açıklamalarda bulundu.

Nasrallah sözlerine öldürülen sivilleri anarak başladı. Nasrallah “Eğer tam meşruiyete sahip bir savaş istiyorsak Siyonistlerle mücadele savaşı kadar insani, ahlaki ve dini açıdan tam anlamıyla meşru bir mücadele bulamayacağız” şeklinde konuştu.

İsrail Başbakanı Netanyah, Hizbullah lideri Nasrallah’a cevap verdi: Kuzeydeki düşmanımıza söylüyorum: Bizi yanlış anlama. Bir hata sana hayal bile edemeyeceğin bir şekilde pahalıya mal olur.

Paylaşın

Hizbullah Lideri Nasrallah: Gazze’deki Savaşın Sorumlusu ABD

Filistin – İsrail savaşının 28. gününde açıklamada bulunan Lübnan Hizbullah’ı lideri Hasan Nasrallah, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği’nin de aralarında bulunduğu uluslararası kuruluşların Filistin’de yaşananlara sırtını döndüğünü ve Gazze’deki savaşın sorumlusunun doğrudan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olduğunu söyledi. 

Konuşmasında Filistin meselesine dair dört konuya vurgu yapmak istediğini belirten Nasrallah, bunları şu şekilde sıraladı; Birincisi, çocuklar dahil binlerce Filistinli İsrail’in elinde tutuklu. İkincisi, Kudüs. Mescid-i Aksa’da geçen haftalarda neler oldu? Üçüncüsü, Gazze’de iki milyonu aşkın insan, toplama kamplarında yaşıyor. Dördüncüsü de Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimlerinin varlığı.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları öncülüğündeki Filistinli direniş grupları ile İsrail güçleri arasındaki çatışmalar 28’inci gününde devam ederken, Lübnan Hizbullah’ı lideri Hasan Nasrallah, cuma namazı sonrası çatışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; konuşmasında doğrudan Washington’a mesajlar veren Lübnan Hizbullah’ı lideri Nasrallah, şu ifadeleri kullandı:

“Bölgedeki cephelerin genişlemesini önlemek isteyen herkes Gazze Şeridi’ne yönelik saldırganlığı durdurmalıdır. Amerikalılara, bölgesel bir savaşı önlemek isteyen herkesin Gazze’ye yönelik saldırganlığı durdurmak için acele etmesi gerektiğini söylüyorum. ABD’ye, Gazze’ye yönelik saldırıyı durdurabileceğinizi çünkü bunun sizin saldırınız olduğunu söylüyorum.

Biz savaşa zaten 8 Ekim’de girdik. Sınırda olup bitenlere tarafsız bir gözle bakarsanız, bunun çok önemli ve anlamlı olduğunu görürüz. Lübnan cephesinde yaşananlar Temmuz Savaşı’nda (2006) bile yaşanmamıştı. Sınırdaki operasyonlarımız düşman araçlarını, askerlerini ve ekipmanlarını hedef almaktadır. Lübnan’daki İslami Direniş, ekim ayından bu yana bir savaş yürütüyor ve bu daha önceki savaşlardan farklı.

Operasyonlarımız düşmanı kuvvetlerini (Lübnan sınırında) sınırda tutmaya ve daha fazlasını harekete geçirmeye zorladı. Lübnan Cephesi, Gazze’ye saldırmak için kullanılacak güçlerin büyük bir bölümünü burada tutmaya mecbur etti. İşgal ordusunun lojistik güçlerinin yaklaşık üçte biri Lübnan sınırına yönlendirildi. Sınırdaki operasyonlar düşman liderliğinde ve hatta Washington’da endişe ve korku durumu yarattı.”

Cuma namazı sonrası başkent Beyrut’ta toplanan binlerce kişiye hitap eden ve dünyanın yakından takip ettiği konuşmasına “Savaşta hayatını kaybedenlere ölüler demeyin, Kuran’a göre onlar diridirler. Şehit yakınlarına da üzülmeyin, gurur duyun diyoruz.” diye başladı.

Filistinlilerin yaşadıklarına uluslararası toplumun ve kuruluşların ve sırtını döndüğünü dile getiren Nasrallah, “Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği, Filistin’de neler olduğuna dair tamamen gözlerini kapattılar. Kimse parmağını bile kıpırdatmadı.” dedi.

“Kendimizi feda etmeye hazırız.” ifadesini kullanan Hizbullah lideri, “Televizyonlardan Gazze halkını izliyoruz. Enkazın altında bile vatan için kendimizi feda etmeye hazırız diyorlar. Cesaret, sabır… Aynı durum Batı Şeria halkı için de geçerli.” şeklinde konuştu.

İsrail’de 7 Ekim’de hayatını kaybeden yerleşimcilerin İsrail askerlerince öldürüldüğünü ileri süren Hizbullah lideri, “İşgal güçleri yerleşim yerlerini geri almaya gittiğinde, yerleşimcilere karşı katliam yapanlar kendileriydi. Dünya, Hamas tarafından öldürüldüğü iddia edilen sivillerin çoğunun aslında İsrail ordusu tarafından öldürüldüğünü anlayacak” iddiasında bulundu.

Konuşmasında Filistin meselesine dair dört konuya vurgu yapmak istediğini belirten Nasrallah, bunları şu şekilde sıraladı; Birincisi, çocuklar dahil binlerce Filistinli İsrail’in elinde tutuklu. İkincisi, Kudüs. Mescid-i Aksa’da geçen haftalarda neler oldu? Üçüncüsü, Gazze’de iki milyonu aşkın insan, toplama kamplarında yaşıyor. Dördüncüsü de Batı Şeria’daki Yahudi yerleşim birimlerinin varlığı.

Nasrallah, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu dört mesele için büyük bir şey olmalıydı ki siyonist rejimi, Washington’ı, Londra’yı ve dünyayı sallamalıydı. İzzeddin Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’deki saldırısını bu meseleler tetikledi. Diğer Filistinli gruplar Hamas’ı destekledi. Şok edici bir sürpriz operasyondu. Kararın alınması ve harekete geçilmesi yüzde yüz Filistinlilerin kararıydı.

Hiçbir bölgesel ya da küresel mesele ile ilgili değildi. Hepiniz izliyorsunuz ki cesaretli ve kahramanca bir operasyondu. İsrail üzerinde siyasi ve diplomatik ve deprem etkisi yarattı. Operasyon, bu oluşumun (İsrail) bugünü ve geleceği üzerinde etkileri olacak stratejik sonuçlar doğurdu.”

“İsrail, Aksa Tufanı’nın ilk gününden itibaren Amerika’dan silah ve para istedi.” diyen ve Tel Aviv yönetimini ‘zayıf’ diye nitelendiren Nasrallah, “Aksa Tufanı operasyonu, İsrail’in zayıf, güçsüz, kırılgan ve bir örümcek ağından daha zayıf olduğunu ortaya koydu. Amerika’nın İsrail’i kucaklamakta, desteklemekte ve arkasında durmakta gösterdiği hız, bu varlığın zayıflığını ve başarısızlığını gösterdi.” dedi.

İran’ın, İslam Devrimi’nden bu yana ‘direniş hareketlerini’ açıktan desteklediğini kaydeden Nasrallah, bununla birlikte Tahran’ın, Lübnan ve Filistin’deki hareketlere hiçbir şeyi empoze etmediğini söyledi.

Açıklamaları sık sık tekbirlerle kesilen Nasrallah, konuşmasının sonunda Washington’a ‘tehditlerinin anlamsız’ olduğu çıkışında bulundu.

Nasrallah, “Güneydeki operasyonlarımıza devam edersek ABD’nin İran’ı bombalayacağına dair mesajlar aldık. Bu tehditleriniz bizi korkutmaz ve bizi tehdit ettiğiniz filolarınızla karşı karşıya gelmeye ve mücadeleye hazır olduğumuzu söylüyoruz. Irak’tan, Afganistan’dan ve diğer ülkelerden nasıl aşağılanmış bir şekilde çıktınız?” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Gazze Tepkisi: İnsanlığa Karşı Suç İşlenmekte

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Filistin’de tüm dünyanın gözleri önünde benzeri görülmemiş bir insanlık dramı yaşanıyor. Hastaneler, okullar, camiler, kiliseler, mülteci kampları bombalanıyor. Masum çocuklar acımasızca katlediliyor. 7 Ekim’den beri şahit olduklarımızı mazur gösterecek, bu vahşeti anlatacak hiçbir kavram yoktur” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Açık ve net söylemek gerekirse Gazze’de tam 28 gündür insanlığa karşı suç işlenmektedir. Bu kriz ilk patlak verdiği andan itibaren Türkiye olarak ilkeli ve insani bir duruş benimsedik. Sivillere karşı eylemleri tasvip etmediğimizi her fırsatta söyledik, söylüyoruz. Önceliğimiz insani ateşkesin süratle tesis edilmesidir. Müslüman, Hristiyan veya Yahudi fark etmeksizin herkesin güvenliğini garanti altına alacak yeni mekanizmalar üzerinde de çalışıyoruz.”

Erdoğan açıklamasının devamında, “Uluslararası Barış Konferansı için zemin oluşturma çabalarımız sürüyor. Şimdiye kadar 10 uçak dolusu insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Sahada şartlar el verdikçe yenilerini göndermeye devam edeceğiz. Türk dünyası olarak birlik ve beraberlik içinde hareket etmemiz, önce ateşkese, sonrasında da kalıcı barışa giden yolu kolaylaştıracaktır. Türk Devletleri Teşkilatı olarak sergileyeceğimiz duruş da diğer kuruluşlara örnek teşkil edecektir” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in ev sahipliğinde Akorda Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, “Türk Devri” temasıyla düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) 10. Zirvesi’nde bir konuşma gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına, Kazakistan’ın Karaganda bölgesindeki kömür madeninde meydana gelen kazada hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına ve Kazak halkına başsağlığı dileyerek başladı.

Dönem başkanlığını devreden Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’e teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, dönem başkanlığını devralan Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’e başarılar diledi, Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in “Türk Dünyası Ali Nişanı”yla taltif edileceğini söyledi.

Küresel sınamalarla mücadelelerde en önemli gücün, Türk dünyasının birlik, beraberlik ve dayanışması olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu hakikati, son dönemde karşılaştığımız pek çok hadisede gördük, görüyoruz. Can Azerbaycan vatan muharebesinin ardından Karabağ’da 30 yıldır süregelen işgale son verdi. Bu tarihî başarıdan büyük bir gurur ve sevinç duyuyoruz. Böylece bölgemizde kalıcı barışa bir adım daha yaklaşmış olduk. Açılan fırsat penceresinin değerlendirilmesi en büyük arzumuzdur.

Ermenistan’ın Azerbaycan’a yönelik yükümlülüklerini yerine getirmesi mühimdir. Azerbaycan’ın batı bölgeleriyle Nahçıvan’ı birbirine bağlayacak ulaştırma hattının hayata geçirilmesi de büyük önem taşıyor. Hattın açılması, tüm bölge ülkelerinin refahına ciddi katkı sağlayacağı gibi Türkiye’yi de ata yurdumuz olan Orta Asya’ya bağlayacaktır. Bu sürecin başarıyla tamamlanması için Türk dünyası olarak Azerbaycan’a olan desteğimizi sürdürmeliyiz.”

“Önceliğimiz insani ateşkesin süratle tesis edilmesidir”

Türk kültür ve medeniyetinin adaleti gözetmeyi, mazlumun elinden tutmayı, haksızlıklar karşısında susmamayı tavsiye ettiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Filistin’de tüm dünyanın gözleri önünde benzeri görülmemiş bir insanlık dramı yaşanıyor. Hastaneler, okullar, camiler, kiliseler, mülteci kampları bombalanıyor. Masum çocuklar acımasızca katlediliyor. 7 Ekim’den beri şahit olduklarımızı mazur gösterecek, bu vahşeti anlatacak hiçbir kavram yoktur.

Açık ve net söylemek gerekirse Gazze’de tam 28 gündür insanlığa karşı suç işlenmektedir. Bu kriz ilk patlak verdiği andan itibaren Türkiye olarak ilkeli ve insani bir duruş benimsedik. Sivillere karşı eylemleri tasvip etmediğimizi her fırsatta söyledik, söylüyoruz. Önceliğimiz insani ateşkesin süratle tesis edilmesidir. Müslüman, Hristiyan veya Yahudi fark etmeksizin herkesin güvenliğini garanti altına alacak yeni mekanizmalar üzerinde de çalışıyoruz.

Uluslararası Barış Konferansı için zemin oluşturma çabalarımız sürüyor. Şimdiye kadar 10 uçak dolusu insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Sahada şartlar el verdikçe yenilerini göndermeye devam edeceğiz. Türk dünyası olarak birlik ve beraberlik içinde hareket etmemiz, önce ateşkese, sonrasında da kalıcı barışa giden yolu kolaylaştıracaktır. Türk Devletleri Teşkilatı olarak sergileyeceğimiz duruş da diğer kuruluşlara örnek teşkil edecektir.”

Rusya-Ukrayna Savaşı’nın enerji, gıda ve ulaştırma gibi alanlardaki yansımalarının tüm dünyayı olumsuz etkilediğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye olarak adil barışın tesisi yönündeki gayretlerimizi sürdüreceğiz. Afganistan’da sürdürülebilir barışın ve istikrarın tesisi, Orta Asya’nın ötesinde tüm kıtada kalıcı güvenlik ve refaha hizmet edecektir” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri olarak Afganistan’daki mevcut yönetime eş güdüm içinde verilecek mesajların önemli olduğunu söyledi.

Türk Devletleri Teşkilatı’nın 6 Şubat depremlerinin akabinde sergilediği dayanışmayı Türkiye’nin unutmasının mümkün olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “16 Mart’ta Ankara’da düzenlediğimiz olağanüstü zirvede tüm dünya bu dayanışmaya şahit olmuştur. Ankara’da aldığımız kararla Türk Devletleri Teşkilatı Sivil Koruma Mekanizması’nın kurulması için önemli bir adım atmıştık. Gerekli süreçleri bir an önce tamamlayarak mekanizmanın hayata geçirilmesinde fayda görüyoruz” dedi.

Türkiye’nin, teşkilatın bugüne kadar elde ettiği başarıların devamı için gayretlerini sürdürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Nahçıvan Anlaşması’nda değişiklik yapılmasına ilişkin protokol, Meclisimiz tarafından Türk İş Birliği Günü olan 3 Ekim’de kabul edildi. 1 Kasım itibarıyla protokolün iç onay sürecini tamamladık. Tüm üye ülkeleri, protokolün bir an evvel hayata geçirilmesi için gerekli adımları atmaya davet ediyorum. Başta ticaret ve ekonomi, enerji ve ulaştırma olmak üzere muhtelif iş birliği alanlarında mevcut potansiyelimiz, bize çok daha fazlasını vadediyor.”

Ankara’daki Olağanüstü Zirve’de kuruluş anlaşması imzalanan İstanbul merkezli Türk Yatırım Fonunun faaliyetlerine bir an evvel başlamasını istediklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bununla ilgili anlaşma da önceki gün Parlamentomuzda kabul edildi. Mega enerji ve ulaşım altyapısı projeleri, Türk devletleri arasında her zaman temel ve önemli bir iş birliği alanı oldu. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı ve Trans Anadolu Boru Hattı bunun somut örnekleridir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hazar doğal gazının Türkiye’ye ve Avrupa’ya taşınmasının hem Türk devletlerinin refahı hem de Avrupa’nın enerji güvenliğine katkı yapacağını belirterek, “Ülkelerimiz arasındaki ulaştırma ağlarını geliştirme hedefine de özellikle eğilmeliyiz. Bu anlayışla Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridoru’nu etkinleştirme gayretlerimizi sürdürüyoruz. Ulaşım ve ticaretin önündeki engellerin kaldırılması, ulaşım ağlarının zenginleştirilmesi, sınır geçişlerinin ve vize işlemlerinin kolaylaştırılması noktasında iş birliğimizi güçlendirmeliyiz” dedi.

Semerkant Zirvesi’nde imzalanan Uluslararası Kombine Yük Taşımacılığı Anlaşması ve Ulaştırma Bağlantısallık Programı’nın önemli katkılar sağladığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları dile getirdi: “Bugün de 2023-2027 yıllarına ait Ulaştırma Ortak Eylem Planı’nı imzalayarak yeni dönem yol haritamızı belirlemiş olacağız. Tüm bu alanların yanında ortak dil, kültür ve tarihe dayalı beşeri ilişkilerimizi geliştirmek amacıyla yükseköğretim alanındaki iş birliğimizi kuvvetlendirmeye yönelik çabalarımız da sürüyor.

Özellikle birlik ve beraberliğimizin güçlenmesi için dil birliğinin önemi aşikârdır. Bunun ilk adımı, alfabe birliğinin sağlanmasıdır. Bu konuda başkanların desteği çok çok önemlidir. Yükseköğretim Kurulumuzun sekreteryamıza ilettiği önerilerin siz kıymetli kardeşlerim tarafından en iyi şekilde değerlendirileceğine inanıyorum. Aile Meclisimiz, geçtiğimiz yılki Semerkant Zirvemizde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne oy birliğiyle gözlemci üye statüsü vererek tarihi bir karara imza atmıştı. Sizlere bu kararın alınmasında sağladığınız destek nedeniyle bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bu kararla Türk dünyası, tecrit edildikleri hâlde öz vatanından vazgeçmeyen Kıbrıs Türkleri’nin yalnız olmadıklarını herkese göstermişti. Büyük Türk ailesinin ayrılmaz bir parçası olan Kıbrıs Türkleriyle dayanışma içinde hareket etmek hepimizin yükümlülüğüdür. Müteakip zirvemizde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni karar verdiğimiz şekilde gözlemci üye statüsüyle aramızda göreceğimize inanıyorum. Bu konuda sizlerin dirayetli liderliğinize güveniyorum. Bu vesileyle gözlemci üyemiz Türkmenistan’ı da Aile Meclisimizde tam üye olarak görmek istediğimizi bir kez daha vurgulamak istiyorum.”

“Önümüzdeki dönemi Türk devri yapmak için omuz omuza çalışacağız”

“Birliğimiz gücümüzdür” şiarıyla Türk dünyasını her alanda kuvvetli kılmayı, farklı meydan okumaları karşısında daha dirençli ve dayanıklı hâle getirmeyi hedeflediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Liderler olarak birlik ve beraberlik içinde güçlü bir Türk dünyası tasavvuruyla Türk dünyası bayrağını taşıyan gönüllere yol göstermeliyiz. Bu sene 100. yılını kutlayan Türkiye Cumhuriyeti olarak tüm Türk dünyasının barışı, refahı ve güvenliği yönünde adımlar atmayı sürdüreceğiz. Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu teşkilatımıza da teşmil ederek önümüzdeki dönemi inşallah Türk devri yapmak için omuz omuza çalışacağız” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda ev sahibi Kazakistan ve Cumhurbaşkanı Tokayev olmak üzere zirvenin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek, istişarelerin ve alınacak kararların başta ülkeler ve Türk dünyası olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

Paylaşın