“Kur Korumalı Mevduat” 3 Trilyon Liranın Altına İndi

Kur korumalı mevduat hesapları 3 kasım haftası itibariyle 2,92 trilyon liraya geriledi. Son 10 haftada kur korumalı mevduat hesaplarında 447 milyar lira gerileme kaydedildi.

BloombergHT’nin aktardığına göre; Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarında düşüş ivmesi devam ediyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre 3 Kasım haftası itibariyle Kur Korumalı Mevduat hesapları toplamı 2,92 trilyon liraya geriledi. Dolar cinsinden KKM büyüklüğü 103,2 milyar dolara düştü.

3 Kasım haftasında KKM hesaplarında düşüş 86,2 milyar TL’ye ulaştı. Son 10 haftada KKM hesaplarında 447 milyar TL gerileme kaydedildi.

KKM hesaplarında düşüş ivmesi devam ederken, ekonomi yönetiminin KKM hesaplarının baskılayan düzenlemeleri de sürdü.

2 Kasım günü açıklanan düzenlemeye göre Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarında zorunlu karşılık oranı yükseltildi ve Döviz deposu için TL türüne ilave zorunlu karşılık oranı getirildi.

Düzenlemeye göre, KKM hesaplarının yoğunlaştığı 6 aya kadar vadelinin zorunlu karşılık oranı 5 puan artırılarak yüzde 30’a yükseltildi. 1 yıla kadar vadeli ile 1 yıl ve daha uzun vadeli olanlar için zorunlu karşılık oranı ise yüzde 5’ten yüzde 10’a çıkarıldı.

TCMB, Eylül ayında KKM hesaplarının yoğunlaştığı 6 aya kadar vadenin zorunlu olarak değişme oranı yüzde 15’ten yüzde 25’e yükseltilmiş, 1 yıl kadar vadeli ve 1 yıl ve daha uzun vadeli olanlar için karşılama oranları yüzde 5 olarak belirtilmişti.

Merkez Bankası (TCMB) rezervleri 128,4 milyar dolara yükseldi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı.

Açıklanan istatistiklere göre, 3 Kasım itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 1 milyar 532 milyon dolar artışla 83 milyar 944 milyon dolara yükseldi. Brüt döviz rezervler, 27 Ekim’de 82 milyar 412 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.

Söz konusu dönemde altın rezervleri 328 milyon dolar artarak 44 milyar 148 milyon dolardan 44 milyar 476 milyon dolara çıktı.

Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 3 Kasım haftasında bir önceki haftaya kıyasla 1 milyar 860 milyon dolar artışla 126 milyar 560 milyon dolardan 128 milyar 420 milyon dolara çıktı.

Toplam rezervlerde mayıs sonundan 3 Kasım ile biten haftaya kadar geçen sürede artış, 29 milyar 962 milyon dolar olurken, söz konusu artış yüzde 30,4’e tekabül etti. Bu dönemde toplam rezerv, 15 hafta üst üste artarak 1987 başlangıçlı veri tarihindeki en uzun artış rekorunu kaydetmişti.

Paylaşın

BM Genel Sekreteri Guterres: İsrail’in Operasyonlarında Yanlış Bir Şeyler Var

Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugaylarının başlattığı Filistin – İsrail savaşında 33. gün geride kalırken, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze Şeridi’nde öldürülen sivillerin sayısının İsrail’in Hamas militanlarına karşı operasyonlarında “bir şeylerin yanlış olduğunu açıkça ortaya koyduğunu” ifade etti.

BM Genel Sekreteri Guterres, “Hamas’ın insanları canlı kalkan olarak kullandığında yaptığı ihlaller var. Ancak, askeri operasyonlarla öldürülen sivillerin sayısına bakıldığında da açıkça yanlış olan bir şeyler var” diye konuştu. BM Genel Sekreteri, Filistin halkının her gün yaşadığı korkunç insani tabloyu görmenin İsrail’in de çıkarına olmadığını belirterek, “Bu, küresel imajı açısısından İsrail’e de fayda sağlamıyor” dedi.

Antonio Guterres, Gazze’de öldürülen çocuk sayısının da BM’nin her yıl raporladığı çatışmalardaki çocuk ölümlerinden çok daha fazla olduğuna da dikkat çekti. BM Genel Sekreteri, “Gazze’de birkaç gün içinde binlerce çocuk öldürüldü, bu da açıkça bu askeri operasyonların gerçekleştiriliş şeklinde bir hata olduğuna delalet” diye konuştu.

Gazze’de can kaybı 10 bin 569’a yükseldi

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Dr Aşraf el-Kudra yaptığı açıklamada Gazze Şeridi’ndeki son duruma ilişkin şu bilgileri verdi: Gazze’de 4.324’ü çocuk, 2.823’ü kadın, 649’u yaşlı olmak üzere en az 10.569 kişi öldürüldü ve 26.475 kişi de yaralandı.

Son 24 saatte düzenlenen 27 saldırıda öldürülen 241 kişinin yarısı Gazze Şeridi’nin güneyindeydi. 18 hastane ve 40 sağlık ocağı hizmet dışı kaldı, çatışmalarda 193 sağlık personeli hayatını kaybetti. 1.350’si çocuk olmak üzere en az 2.550 kişi kayıp.

Bakanlık tıbbi malzeme, yakıt ve sağlık personelinin girişi ve binlerce yaralının çıkışı için güvenli bir insani koridor oluşturulması çağrısında bulundu.

“Gazze’de insani arayı destekliyoruz”

G7 ülkeleri dışişleri bakanlarının Japonya’nın başkenti Tokyo’daki zirvesi sona erdi. Gazze Şeridi’ndeki durumun ele alındığı zirvenin sonuç bildirisinde “Gazze’de kötüleşen insani krize eğilebilmek için acilen harekete geçilmesi gerektiğini vurguluyoruz” denildi.

Bildiride ayrıca “Acil ihtiyaç duyulan yardımları, sivillerin hareketini ve rehinelerin serbest bırakılmasını kolaylaştırmak için insani araları ve insani koridorları destekliyoruz” ifadelerine yer verildi.

Bildiride “Tüm taraflar, gıda, su, tıbbi bakım, yakıt, barınak, insani yardım çalışanlarının erişimi dahil olmak üzere sivillere engelsiz insani destek sağlanmasına izin vermelidir” denildi. Hamas’ın 7 Ekim 2023 tarihindeki terör saldırıları ve sürmekte olan füze saldırıları da kınandı. G7 dışişleri bakanları “İsrail’in saldırıların tekrar etmesini önlemek için uluslararası hukuka uyumlu şekilde kendini ve halkını savunma hakkı” olduğunu da ifade etti.

G7 Dışişleri Bakanları Bildirisi’nde Tahran’a da çağrıda bulunuldu. “İran’ı Hamas’a destek sağlamaktan kaçınmaya ve Lübnan Hizbullahı’na … destek vermek dahil olmak üzere Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran başka adımlar atmamaya çağırıyoruz” denildi.

“İsrail savaş suçu işliyor”

Birleşmiş Milletler (BM) Özel Raportörü Balakrishnan Rajagopal, “Sistematik olarak sivil konutları ve altyapıyı yok edeceğini, Gazze’yi yaşanılmaz hale getireceğini bilerek askeri operasyon yürütmek savaş suçudur” ifadelerini kullandı.

Gazze’deki sivil konutlara ve altyapıya yönelik, insan hayatını etkileyen korkunç ve kitlesel saldırılara son vermek için dünyanın hemen harekete geçmesi gerektiğini belirten Rajagopal, “Sistematik olarak sivil konutları ve altyapıyı yok edeceğini, Gazze’yi yaşanılmaz hale getireceğini bilerek askeri operasyon yürütmek savaş suçudur” ifadesini kullandı.

Rajagopal konutların, sivil tesisler ve altyapının sistematik veya yaygın şekilde bombalanmasının uluslararası insancıl hukuk, ceza hukuku ve insan hakları hukuku tarafından şiddetle yasaklandığını belirtti. Bu tür eylemlerin “savaş suçu” anlamına geleceğini vurgulayan Rajagopal, bunların, sivil nüfusa yönelik olduğunda “insanlığa karşı suç” anlamına geldiğini ifade etti.

Rajagopal, apartmanlar, hastane, ambulans, okul, kilise, cami, altyapı tesisleri ve mülteci kamplarının askeri objeler olmadığını belirterek, İsrail’deki sivil konutların da bu kapsamda olduğunu ve buralara da Gazze’den veya başka bir yerden saldırılar düzenlemenin bir savaş suçu olduğunu kaydetti.

Paylaşın

AB’den Türkiye’ye “Başkanlık Sistemi” Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapıldı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Avrupa Birliği (AB) Komisyonu bugün yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunduğu uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Komşuluk ve Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi ile birlikte AB ile tam üyelik müzakerelerini yürüten, aday ve ve aday olmak isteyen 10 ülkeyle ilgili genişleme raporlarının yayınlanması dolayısıyla Brüksel’de basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü saptamasından bulunulan raporda, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Son seçimlere atıfta bulunulan raporda, medyada haberlerin ‘tek taraflı verilmesi ve adayların eşit şartlara sahip olmamasının’ iktidara ‘haksız bir avantaj sağladığı’ kaydedildi.

Anayasaya göre yetkilerin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirildiği, yürütme, yasama ve yargı arasında sağlıklı ve etkili bir kuvvetler ayrılığı sağlanamadığı eleştirisi yapılan raporda, etkin olmayan denge ve denetleme mekanizması yüzünden yürütme organının demokratik olarak yalnızca seçimler yoluyla hesap verebilir hale geldiği saptamasında bulunuldu.

“Muhalefet partilerinin ve milletvekillerinin tek tek hedeflenmesiyle siyasi çoğulculuğun baltalanmaya devam ettiği” kaydedilen raporda, “iktidarın muhalefet partilerine üye belediye başkanları üzerindeki baskısının yerel demokrasiyi zayıflattığı” uyarısı yapıldı.

Raporda, Avrupa Konseyi’re bağlı Venedik Komisyonu’nun başkanlık sistemine ilişkin tavsiyelerinin hala dikkate alınmadığı bildirildi.

Hükümetin terörle mücadele konusunda meşru hakkı ve sorumluluğu bulunduğu kaydedilen raporda, ancak bunun hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler ilkelerine tam uyumlu biçimde yapılması ve terörle mücadele tedbirlerinin orantılı olması gerektiği kaydedildi.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, “Sivil toplum kuruluşları artan baskıyla ve faaliyet alanlarının daralmasıyla karşı karşıya kaldı; bu durum ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerinin kısıtlanmasına neden oldu.” denildi.

Yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapılan raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarının uygulanmamaya devam edilmesinin endişe verici olduğu bildirildi.

Raporda, yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve kalitesini olumsuz yönde etkileyen yürütmenin hakim ve savcılar üzerindeki aşırı etki ve baskılarının ortadan kaldırılması konusunda ilerleme kaydedilmediği bildirildi.

Yolsuzlukla mücadele alanında alınan önlemlerin yetersizliğine işaret edilen raporda, yasal çerçevenin ve kurumsal yapının sınırlamaları yüzünden yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturma aşamaları üzerinde aşırı etkiye açık olduğu bildirildi.

Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığının iyileştirilmesi gerektiği kaydedilen raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planının olmayışının yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin bulunmadığını gösterdiği görüşü dile getirildi.

Raporda, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) tavsiyeleri uygulanmadığı belirtildi ve genel olarak yolsuzluğun bir sorun olmayı sürdürdüğü kaydedildi.

Raporda dile getirilen eleştiriler kısaca şu şekilde: “Genel insan hakları durumu iyileşmedi. İfade özgürlüğü konusunda ciddi gerileme devam etti.

Gazetecilerin, yazarların, avukatların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının ve eleştirel seslerin faaliyetlerine yönelik geniş kısıtlamalar, özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz etkilemeye devam etti.

Ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin ceza kanunlarının uygulanması AİHS’ye aykırı olmaya ve AİHM içtihadından sapmaya devam etti.

Mayıs 2023 seçim kampanyası, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara tanık oldu.

Hem özel hem de kamu medyası, kampanyaya ilişkin yayınlarda editöryal bağımsızlığı ve tarafsızlığı garanti etmedi, bu da seçmenlerin bilinçli bir seçim yapma olanağını azalttı.

Mevzuatın ve uygulamanın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Avrupa standartlarına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olmadığı toplantı ve örgütlenme özgürlüğü alanında ilerleme kaydedilmedi.

Barışçıl gösterilere defalarca yasaklamalar, orantısız güç kullanımı ve müdahaleler yaşandı. Göstericiler soruşturmaya tabi tutuldu.

Azınlıklara LGBTIQ bireylere karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık ve nefret söylemi hala ciddi bir endişe kaynağı yaratıyor.”

Ukrayna ve Moldova’ya yeşil ışık

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin başlaması tavsiyesinde bulundu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Brüksel’de yaptığı açıklamada “Bugün tarihi bir gün çünkü Komisyon, Konsey’e Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerini açmayı tavsiye ediyor” dedi. Von der Leyen, AB Komisyonu’nun Gürcistan’a da aday ülke statüsü verilmesi tavsiyesinde bulunduklarını söyledi.

Ukrayna ile müzakerelerin hükümetin yolsuzlukla mücadele reformlarını yapması, Avrupa Birliği standartlarına uygun lobicilik yasalarını yürürlüğe koyması ve azınlıklara sunulan güvencelerin güçlendirilmesi gibi şartları yerine getirdikten sonra başlaması tavsiye edildi.

Ukrayna ile Moldova 2022 yılında AB’ye katılım başvurusunda bulunmuş, iki ülkeye geçen yıl haziran ayında “aday ülke” statüsü verilmiş ve aday ülkelerin sayısı 8’e yükselmişti. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye ve Ukrayna.

Avrupa Birliği liderleri 14 ve 15 Aralık tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek zirvede Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda nihai kararı verecek. Müzakerelerin tamamlanmasının ise yılları bulması bekleniyor. Müzakerelerin sonunda Avrupa Birliği’ne üyelik güvencesi ise sunulmuyor. Türkiye ile AB’ye katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştı.

Paylaşın

Avrupa’da Hanehalkı Gelirinin Düştüğü Tek Ülke Türkiye

Avrupa ülkeleri arasında euro bazında kullanılabilir hanehalkı gelirinin düştüğü tek ülke Türkiye oldu. 2016-2021 yılları arasında Türkiye’de gelir bin Euro (yüzde 27) düştü.

TÜİK verilerine göre 2022 yılında Türkiye’de yıllık ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri 98 bin 416 TL oldu. Yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri ise 48 bin 642 TL hesaplandı. Bu da eşdeğer hanehalkı büyüklüğünün 2,02 olduğunu gösteriyor.

Avrupa’da gelir seviyesinde önemli farklılıklar bulunuyor. Bu durum kıta genelindeki gelir eşitsizliğin boyutunu ortaya koyuyor. Batı ve İskandinav ülkeleri, birçok güney ve doğu ülkesine kıyasla daha yüksek harcanabilir gelire sahip. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri sıralamasında Türkiye ise son sıralarda yer alıyor.

Legatum 2023 Refah Endeksi’ne göre dünyanın en müreffeh ülkelerinin üçte ikisi Avrupa’da yer alıyor, ancak gelir eşitsizliği Avrupa genelinde oldukça yaygın. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri sadece AB üye ülkeleri arasında değil, diğer Avrupa ülkeleri arasında da önemli farklılıklar gösteriyor.

“Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri” temel olarak hanehalkının harcayabileceği ve tasarruf edebileceği geliri gösteriyor. Biz bunu haber boyunca “kullanılabilir hanehalkı geliri” olarak kısalttık.

Farklı vergi rejimleri ve fiyat seviyeleri nedeniyle ülkelerin harcanabilir gelir seviyelerini doğru bir şekilde karşılaştırmak zor. Ancak farklılıkları ölçmenin ve karşılaştırmanın bir yolu, her ülkede satın alma gücü standardına (PPS) göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirine bakmak. Bu da yaşam standartları hakkında bir fikir verir.

Peki, Avrupa’da en yüksek ve en düşük kullanılabilir hanehalkı gelirine sahip ülkeler hangileri? Avrupa’da gelir eşitsizliği ne kadar yaygın?

Satın alma gücüne göre (PPS) hanehalkı fert geliri 2022 yılında AB’de 18 bin 706 oldu. Bu değer Türkiye’de ise 6 bin 10 gerçekleşti. Avrupa’da en yüksek kullanılabilir hanehalkı geliri 33 bin 214 ile Lüksemburg’da; en düşük ise 4 bin 385 ile Arnavutluk’ta. Bu değerin en düşük olduğu AB ülkesi ise 9 bin 971 ile Bulgaristan.

Kullanılabilir hanehalkı geliri, beş İskandinav ülkesinde AB ortalamasının üzerinde ancak Norveç ikinci sırada yer alırken, diğerlerinden hiçbiri ilk beşe giremedi.

AB’nin nüfus olarak en büyük dört ülkesine baktığımızda kullanılabilir hanehalkı geliri Almanya (23 bin 197) ve Fransa’da (20 bin 575) AB ortalamasının üzerinde gerçekleşti. İtalya (18 bin 472) ve İspanya (17 bin 254) ise AB ortalamasının altında kaldı.

AB’ye en son katılan ülke olan Hırvatistan’ın, altı AB ülkesinden daha yüksek gelire sahip olması dikkat çekti.

Haritada görüldüğü üzere gelir dağılımında açık bir coğrafi bölünme söz konusu: Kullanılabilir hanehalkı geliri en yüksek batı ve İskandinav ülkelerinde kaydedilirken, çoğu güney ve doğu ülkesinde ise bu gelir daha düşük seyretti.

AB’ye aday ülkeler listedeki en düşük kullanılabilir hanehalkı gelire sahip ülkeler oldu. Arnavutluk (4 bin 385) en alt sırada yer alırken, bu ülkeyi Kuzey Makedonya (5 bin 988) ve Türkiye (6 bin210) takip etti.

Satın alma gücü yerine Euro cinsinden gelir dikkate alındığında, Avrupa’daki gelir eşitsizliği dağılımı daha keskin.

AB’de 2022 yılında kullanılabilir hanehalkı fert geliri 19 bin 83 Euro oldu. Lüksemburg 45 bin 310 Euro ile yine zirvede. Arnavutluk 2 bin 523 Euro ile yine sonda. Türkiye ise 36 ülke içinde 2 bin 752 Euro ile sondan ikinci sırada.

Bu gelir Almanya’da 25 bin Euro; Fransa’da ise 23 bin 53 Euro gerçekleşti. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Euro cinsinden gelir AB’ye aday ülkelerde oldukça düşük gerçekleşti.

Peki, Euro bazında eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri son 5 yılda nasıl değişti?

Dokuz AB üye ülkesi ve iki aday ülkede 2017 ve 2022 yılları arasında (ya da verilerin mevcut olduğu son beş yıl içinde) yüzde 40’tan fazla artış gösterdi. Bu değişim AB geneli için yüzde 17 oldu.

Romanya yüzde 101 ile en yüksek artışı kaydederken, onu Sırbistan (yüzde 68) ve Litvanya (yüzde 66) takip etti. Bu gelirin AB ortalamasından daha yüksek olduğu ülkelerdeki değişim daha düşük kaldı. Örneğin İsviçre’de yüzde 1, Norveç’te yüzde 2 ve Fransa ile İsveç’te yüzde 5 oldu.

Euro bazında kullanılabilir hanehalkı geliri düştüğü tek ülke Türkiye oldu. 2016-2021 yılları arasında Türkiye’de gelir bin Euro (yüzde 27) düştü.

Değişimlere yüzde olarak değil de Euro cinsinden bakıldığında, en yüksek artış Lüksemburg’da (8 bin 995 Euro) kaydedilirken bu ülkeyi İrlanda (6 bin 181 Euro) ve Hollanda (5 bin 976 Euro) takip etti. AB’deki ortalama artış 2 bin 802 Euro olurken bu artış Almanya’da 3 bin 80 Euro ve Fransa’da bin 93 Euro gerçekleşti.

Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri nedir?

Ülkeler arası yaşam standartlarını kıyas ederken en rağbet gören verilerden birisi eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri. Peki, Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) ve AB İstatistik Ofisi Eurostat tarafından kullanılan bu gelir ne anlama geliyor, nasıl hesaplanıyor?

Öncelikle “hanehalkı kullanılabilir net geliri”ne bakalım. TÜİK’in tanımıyla basitçe hanehalkındaki her bir ferdin elde ettiği kişisel yıllık kullanılabilir gelirlerin toplamı ile hane bazında elde edilen yıllık gelirlerin toplamından bu dönem için ödenen vergiler ve haneye yapılan düzenli transferler düşüldükten sonra geriye hanehalkı kullanılabilir geliri kalıyor.

Bu gelirler; maaş-ücret, yevmiye, müteşebbis geliri ile emekli maaşı, dul-yetim aylıkları ve yaşlılara yapılan ödemeler, karşılıksız burs vb. ayni veya nakdi gelirler ile gayrimenkul kira geliri, haneye yapılan karşılıksız yardımlar, 15 yaşın altındaki fertlerin elde ettiği gelirler vb. olabilir.

Bir hanede bulunan kişi sayısı kadar bunların yaşı ve harcama ihtiyacı farklı oluyor. Bu dikkate alınarak “eşdeğer hanehalkı büyüklüğü” bulunuyor.

Bu iki veri kullanılarak eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri” hesaplanıyor. Aslında hanenin kazandığı gelirin hanedeki kişi sayısına bölünmesi demek. Ancak hanedeki kişi sayısında bireylerin yaşı da dikkate alınıyor.

Medyan ise ülkedeki tüm gelirler küçükten büyüğe sıralandığında ortaya düşen değeri gösteriyor ve “eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri” bulunuyor.

Kıyaslamada ulusal para birimleri yerine Satın Alma Gücü Standardı (PPS) tercih ediliyor. Çünkü ülkeler arasında fiyat farkı var. Örneğin Almanya’daki kira ücreti ile Romanya’daki kira ücreti veya gıda fiyatı aynı değil. Satın alma gücü tüm bu farklılıklar dikkate alınarak hesaplanıyor.

Fiyat seviyesi farklılıklarını ortadan kaldıran bir tür yapay para birimi olan PPS, tek bir PPS’nin herhangi bir ülkede aynı mal veya hizmeti satın alabilmesini sağlıyor.

TÜİK verilerine göre 2022 yılında Türkiye’de yıllık ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri 98 bin 416 TL oldu. Yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri ise 48 bin 642 TL hesaplandı. Bu da eşdeğer hanehalkı büyüklüğünün 2,02 olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Karamollaoğlu’ndan Filistin Tepkisi: Bir Halk Göz Göre Göre Soykırıma Uğruyor

TBMM’deki Saadet – Gelecek grup toplantısında konuşan SP Lideri Karamollaoğlu, Gazze bugün bu haldeyse, İslam ülkelerinin yöneticilerinin sorumluluklarını yerine getirmeyişindendir. Eğer bir avuç Siyonist dünyayı böylesine pervasızca ateşe verebiliyorsa, İslam ülkelerinin yönetiminde bulunanların, kendi ülkelerini güçlendirecek politikaları uygulamamasından kaynaklanmaktadır” dedi ve ekledi:

“Eğer bugün Filistin meselesinde kör, sağır ve dilsiz taklidi yapılıyorsa; bilinmelidir ki zamanında atılması gereken adımların atılmayışındandır. Türkiye’mizi ele alalım. 21 yıldır iktidarda bulunanlar, ülkemizi maddi ve manevi olarak kalkındıracak politikalar uygulamış olsalardı bugün böyle olur muydu?”

Karamollaoğlu konuşmasını, “Sosyal hayatta ahlakı ve adaleti esas almış olsalardı, ekonomik hayatta üretimi esas alarak ülkemizi güçlendirmiş olsalardı, dış politikada şahsiyetli bir dış politika takip etselerdi; İsrail bölgemizde böylesine rahat at koşturabilir miydi? Tarım ve hayvancılıkta bile kendi kendine yetebilen bir ülkeyken, bugün her şeyi ithal eder hale gelişimizdir işte bugün elimizi kolumuzu bağlayan” sözleriyle sürdürdü.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Karamollaoğlu’nun cümlelerinin satırbaşları şu şekilde:

“Başta Sayın Davutoğlu olmak üzere bütün Gelecek ve Saadet Partili isimleri saygıyla selamlıyorum. Çok farklı bir dönemden geçiyoruz. Uzun yıllar böyle bir manzarayla karşı karşıya kalmadık. Ancak acılı bir manzarayla karşı karşıyayız.

Bugün yaşadığımız problemlere de çözüm tekliflerini de kamuoyuyla paylaşmak bizim bir görevimizdir. Filistinli mazlumların yanında olmayı bir görev biliyoruz. Yıllardır Gazze’yi adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürenler sessizlikten aldıkları güçle ortadan kaldırmak için harekete geçtiler.

Karşılaştığımız manzaranın sadece bu güne ait olmadığını söylediğim rakamlarla görmüş olacağız. Aslında 2010 yılından itibaren her sene kaç kişi katledildi?

2012: 1650, 2013’te 4 bin 936, 2014’te 19 bini geçmiş, 2017’de 8 bin 500, 2019’da 15 bin kişi… 2020’de 2 bin 700 küsür, 2023’te 10 binden fazla insan hayatını kaybetti. Yıllardır herkes bu ölümler karşısında sustu! Tam 1 ay oldu, herkes yine susuyor, dünya yine görmezden geliyor. Bir halk göz göre göre soykırıma uğruyor.

Saadet-Gelecek Grubu olarak, ilk günden itibaren zulme karşı sesimizi yükselttik, mazlumların yanında saf tuttuk; bundan sonra da böyle yapmaya devam edeceğiz. Gazze için yola çıkan milletvekili arkadaşlarımız Mısır’da temaslarda bulundular, Gazze’ye girebilmek için çok uğraştılar. Maalesef mümkün olmadı. Nasıl bir işgal ile karşı karşıya bulunduğumuzun en net fotoğrafıdır bu aslında: Türkiye’nin milletvekilleri, Gazze’ye girmek istiyor ama giremiyor.

ABD, İngiltere, Almanya ve diğer ülkelerin başkanları, başbakan ve bakanları Tel Aviv’e gidiyor ama bizler Gazze’ye gidemiyoruz! İşte Batı’nın iki yüzlülüğü! İşte İslam ülkelerinin acizliği! İşte Türkiye’nin hali! Hepsi birleşince, bir halk göz göre göre işte böyle soykırıma uğruyor! Yere batsın sizin insan hakları ve demokrasi söyleminiz! Yere batsın sizin “normalleşme” süreçleriniz! Yere batsın sizin reel-politiğiniz! Gazze Filistin’indir! Kudüs’ün Doğusu da Batısı da Filistinlilerindir!

Muhterem arkadaşlar; Gazze insansızlaştırılmak isteniyor. Ama nasıl? Filistinlileri vatanlarını terke zorlayarak! Bir aydır kılı bile kıpırdamayanların buldukları çözüm bu! Çözüm diye sundukları şey; Gazze’yi tamamen İsrail’e teslim etmek! Bunların çözümü; yüz binlerce insanı mülteci olarak vatanlarını terk etmeye zorlamak!

Bir türlü akıllanmadınız! Yetmedi mi milyonlarca insanın evini, barkını terk etmesi! Hiç mi ders çıkarmadınız Irak’tan, Afganistan’dan, Suriye’den! Bu adım, sadece Büyük İsrail Projesi çerçevesinde atılan bir adımdır; hiç mi anlamadınız! Hem sivil dediğiniz kimler? Vatanlarını korumaya çalışan, tüm Müslümanlar adına Mescid-i Aksa’ya sahip çıkanları nasıl adlandıracaksınız peki? Birileri gibi “terörist” mi diyeceksiniz, yoksa birileri gibi “silahlı unsurlar” olarak mı adlandıracaksınız?

Herkes bilsin ki, buna ne yazık ki ülkemizin iktidarını da dahil ediyorum; Gazze Filistin’indir! Kudüs’ün doğusu da batısı da Filistinlilerindir! Gazze’nin Boşaltılması, “Teklif Dahi Edilemez” 1897’yi ve 1917’yi bilmeyenler, 1948’de bir emrivaki ile İsrail’in kuruluşunu ve 1967’de yaşananları anlayamadılar. Sandılar ki İsrail, duracak! Sandılar ki İsrail, bugüne kadar uyguladığı zulme son verecek!

1948’i ve 1967’yi unutanlar, bugün kalkmışlar çözüm diye Gazze’yi boşaltmayı konuşuyorlar! “BOP tıkır tıkır işlesin” demek neyse; bu adım da işte odur! Bizim açımızdan “teklif dahi edilemez”, gündeme dahi getirilemez bir konudur bu! Bunu teklif etmek ihanettir, bu teklif karşısında “acaba” diye düşünmek gaflettir!

“Mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!”

Bu; Kıbrıs’tan vazgeçelim, Mavi Vatan iddialarımızdan vazgeçelim, İsrail’i daha da büyütelim, coğrafyamızda onulmaz yaralar açalım, Mescid-i Aksa’yı sahipsiz bırakalım demektir. Herkes bilsin ki; biz bunu kabul etmiyoruz! Bu işbirlikçi anlayışı reddediyoruz! Diplomatik ilişkilerde kameralar önünde semboller üzerinden sözde mesajlar verip, kapalı kapılar ardında bu tür anlaşmaları kabul eden anlayışla mücadelemizi ise kararlılıkla sürdüreceğiz!

Bu noktada bir paragraf açarak, Batı’nın emperyalist anlayışına işaret etmek istiyorum. Görüyoruz ki Batı alemi, ne uluslararası hukuka uymayı ne de insan haklarına sahip çıkmayı benimsiyor. İsrail ve Filistin söz konusu olunca, bu değerlerin hepsi rafa kaldırıldı. Emperyalist ve sömürü damarları kabardı! Yani eski kodlarına geri döndüler! Artık bu blokun dünyaya huzur ve barış getirmesi mümkün değildir! Adaleti ve insan haklarını önceleyecek yeni bir anlayışa ve oluşuma ihtiyaç var. Bunu sağlayacak olanlar da bizleriz.

Muhterem arkadaşlar, değerli milletvekilleri; biz bugünlere adım adım geldik. Yapılanlar ve yapılmayanlarla, verilen tavizlerle bugünlere geldik. Irak ve Afganistan’da yapılan yanlışlar, Tunus, Libya ve Mısır’da yaşananlara sebep oldu. Oralarda yapılan yanlışlar, Suriye’de daha büyük problemlere sebep oldu. Bu süreçlerin her birinden İsrail daha da güçlenerek çıktı. Akan kan ve gözyaşları üzerinden birileri iktidarlarını korurken, İsrail gün be gün pervasızlaştı. Evet, birileri iktidarlarını hep korudu; ancak bölgemiz her geçen gün daha huzursuz ve daha güvensiz bir yer haline geldi.

Ülkesini kalkındırmayı değil, kendisini ve çevresini zengin etmeyi önceleyen işbirlikçi yönetimler zalimler karşısında sustu! Vatandaşlarının hayat standartlarını değil, bindikleri arabaların modellerini yükseltmeyi, birbiri ardınca yazlık ve kışlık saraylar inşa etmeyi tercih edenler, mazlumları kimsesiz bıraktı!

Değerli arkadaşlar; Gazze bugün bu haldeyse, İslam ülkelerinin yöneticilerinin sorumluluklarını yerine getirmeyişindendir. Eğer bir avuç Siyonist dünyayı böylesine pervasızca ateşe verebiliyorsa, İslam ülkelerinin yönetiminde bulunanların, kendi ülkelerini güçlendirecek politikaları uygulamamasından kaynaklanmaktadır. Eğer bugün Filistin meselesinde kör, sağır ve dilsiz taklidi yapılıyorsa; bilinmelidir ki zamanında atılması gereken adımların atılmayışındandır.

Türkiye’mizi ele alalım. 21 yıldır iktidarda bulunanlar, ülkemizi maddi ve manevi olarak kalkındıracak politikalar uygulamış olsalardı bugün böyle olur muydu?

Sosyal hayatta ahlakı ve adaleti esas almış olsalardı, ekonomik hayatta üretimi esas alarak ülkemizi güçlendirmiş olsalardı, dış politikada şahsiyetli bir dış politika takip etselerdi; İsrail bölgemizde böylesine rahat at koşturabilir miydi? Tarım ve hayvancılıkta bile kendi kendine yetebilen bir ülkeyken, bugün her şeyi ithal eder hale gelişimizdir işte bugün elimizi kolumuzu bağlayan.

Açlık Sınırı 13 Bin Lirayı, Yoksulluk Sınırını da 44 Bin Lirayı Geçti İktidara sesleniyoruz: Herkes bilir ki; “Borç alan, emir alır.” Yapmayın, dedik; dinlemediniz. “Kendi ihtiyaçlarını üretmeyen, başkasına muhtaç hale gelir.” dedik, dinlemediniz. Borç-faiz-borç sarmalına kendini kaptıran, bir daha kurtulamaz dedik, dinlemediniz. Manevi kalkınma ihmal edilerek, maddi kalkınma mümkün değildir dedik, onu da dinlemediniz.

Bugün gelinen nokta işte ortada! Sadece kınamayla, mitingle, konvoyla, fotoğraf karelerindeki semboller ve jestlerle durumu kurtarmaya çalışıyorsunuz. Muhterem arkadaşlar; açlık sınırının 13 bin lirayı, yoksulluk sınırının da 44 bin lirayı geçtiği; Buna karşılık emeklilerinin 7 bin 500, asgari ücretli milyonların da 11 bin 400 liraya mahkum edildiği bir ülkenin dış politikada sözü geçer mi? Bilmeliyiz ki; daha KYK yurtlarındaki asansörlerinin güvenliğini bile sağlayamayan bir ülkenin, mazlumlara güven vermesi beklenemez!

Muhterem arkadaşlar; eğri oturup, doğru konuşalım: kendi ülkesinde adaleti tesis edemeyenlerin, başka ülkelerde yaşanan adaletsizliklere karşı söylediği cümleler dikkate alınmaz. Sırf gazetecilik yapıyor diye gazetecileri tutuklarsanız, tutuksuz yargılama esasken, tutuklu yargılamayı bir norm haline getirirseniz; kimse sizi dikkate almaz! Bizim iktidara dönük eleştirilerimiz sadece bugüne dair değildir, dünden bugüne yapılan yanlışların bugün bizi getirdiği noktayadır bizim temel itirazımız. Dünden bugüne satılan fabrikalaradır bizim sitemimiz.

Irak’a binlerce sortinin bizim topraklarımızdan yapılmış olmasınadır bizim tepkimiz. Kurduğumuz cümlelerin tonunu belirleyen husus; 21 yıldır BOP’un adım adım uygulanışı ve eş başkan olarak buna ya ortak olmuş ya da göz yummuş olmanızdır. İsraf, rüşvet ve yolsuzluk düzeninin ülkemizi getireceği noktayı biliyorduk; işte 21 yıldır size yükselttiğimiz itirazlarımızın sebebi budur. İsveç’in NATO Üyeliği Konusunda Çizilen Zikzaklardır Bugün İsrail’i Bu Denli Şımartan. Değerli milletvekilleri, kıymetli misafirlerimiz; adaletten eğitime, sağlıktan sanayiye, ekonomiden dış politikaya varıncaya dek her bir parça bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.

“İsrail, alçakça saldırılarına devam edebiliyorsa…”

Birinde meydana gelen bir yanlış, zincirleme etkisiyle diğerlerini etkilemektedir. Adalet düğmesini yanlış iliklemek, ekonomi düğmesinin de yanlış iliklenmesine, ekonomideki yanlışlık da dış politikada acziyete sebep olmaktadır. Bugün Türkiye, Filistin meselesinde aktif bir rol üstlenemiyorsa; işte sebebi bunlardır. Bugün İsrail, alçakça saldırılarına devam edebiliyorsa; 2002’den bu yana uygulanan yanlış politikalardandır.

Bugün Gazze’ye insani yardımlar dahi ulaşamıyorsa; Türkiye’yi güçlü kılacak politikaların uygulanmayışındandır. İsveç’in NATO üyeliği konusunda çizilen zikzaklardır bugün İsrail’i bu denli şımartan. Özetle; 21 yıldır ısrarla yapılan yanlışlardır, bugün Gazze’nin bu denli çaresiz bırakılışının sebebi.

Hamas’ın Mücahitlerine, Gazi Meclisimizin Çatısı Altından Selam ve Dualarımızı Gönderiyoruz. Muhterem arkadaşlar; biz dün ne dediysek bugün de aynı şeyleri söylüyoruz, dün nerede duruyorsak bugün de kararlı bir şekilde aynı yerde duruyoruz. İsrail’in güvenliğini tesis edecek her bir adıma dün olduğu gibi bugün de karşı çıkıyoruz. Sivillerin tahliyesi adı altında Gazze’nin insansızlaştırılmasını kabul etmiyoruz! Vatanlarına sahip çıkan ve Müslümanların onurunu kurtaran Hamas’ın mücahitlerine, benzer mücadeleyi bir asır önce yürüten Gazi Meclisimizin çatısı altından selam ve dualarımızı gönderiyoruz.

Saadet-Gelecek Grubu olarak, “Özgür Filistin” için haykırmaya devam edeceğiz! İsrail ve ABD’nin bölgemizde yürüttüğü ve adım adım ülkemizi kuşatan politikalarına karşı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz!

And Olsun ki, Gazze’yi siyonistlerin emellerine terk etmeyeceğiz. And olsun ki, Gazze’yi Siyonistlerin emellerine terk etmeyeceğiz. Mazlumları asla sahipsiz bırakmayacağız. And olsun ki, emperyalizmin ve siyonizmin tuzaklarını boşa çıkaracağız. And olsun ki, herkes sussa biz susmayacağız. Herkes bu davadan vazgeçse bizler vazgeçmeyeceğiz.”

GP Lideri Davutoğlu’ndan Gazze tepkisi

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da, Saadet ortak grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Davutoğlu’nun konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Özel bir gündeyiz. Dört milletvekilimiz Gazze’ye gitmek üzere Kahire temaslarını anlattılar. Bir yıl dönümünü hatırlatmak isterim. 7 Kasım… Gazze’den son Osmanlı askerinin çekilip, Gazze’nin general Allenby güçlerine düştüğü gündü. Son Osmanlı askeri Gazzelilerle birlikte direnerek, Gazze’yi terk etmek zorunda kaldıkların arkalarında bırakmak zorunda kaldılar.

Kahramanlar tepesi kahramanları bekliyorlar. Milli tarihimizden yoksun, tarih bilincinden bir haberlere sesleniyorum; var mısınız?

Paylaşın

İsrail Savunma Bakanı Gallant: Gazze Kent Merkezine Girdik

Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugaylarının başlattığı Filistin – İsrail savaşında bir ay geride kalırken, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, “İsrail ordusunun kuzey ve güneyden taarruza geçtiğini, kara, hava ve deniz kuvvetlerinin tam koordinasyonu içinde Gazze merkezine ulaştığını” söyledi.

Haber Merkezi / İsrail Savunma Bakanı Gallant, “İsrail silahlı kuvvetleri yürüyerek, zırhlı araçlar ve tanklarla, askeri mühendislerle birlikte ilerliyor ve tek bir hedefleri var: Gazze’deki Hamas teröristleri, altyapıları, komutanları, sığınakları, iletişim odaları” diye konuştu.

Kentin altında kilometreler uzunluğunda tüneller bulunduğunu ve bu tünellerin okulların ve hastanelerin altından geçtiğini belirten Yoav Gallant, “Gazze şimdiye kadar insan eliyle inşa edilmiş en büyük terör üssüdür” dedi.

Yoav Gallant, savaş bittiğinde Gazze’yi kimin yöneteceği şeklinde bir soruya ise “Size Gazze’yi kimin yönetmeyeceğini söyleyebilirim. Yöneten Hamas olmayacak ve İsrail de olmayacak. Bunun dışında her şey mümkün” yanıtını verdi.

İsrail Savunma Bakanı Gallant, Gazze halkına, kendi güvenlikleri için güneye gitmeleri çağrısını da yineledi. İsrail harekâtın başlarında bu çağrıyı yapmasına rağmen sivillerin kaçtığı güney bölgelerini de bombalaması nedeniyle tepkilere neden olmuştu.

İsrail ordusunun Gazze kent merkezine girdiğini duyurmasının ardından günlük basın toplantısında soruları yanıtlayan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vedant Patel, Gazze Şeridi’nin uzun vadede İsrail işgali altında kalmasına karşı olduklarını söyledi.

Patel ABD’nin, Filistinlilerin Gazze dışında bir yere yerleştirilmelerini de desteklemeyeceklerini belirtti: Bizim görüşümüz Filistinlilerin bütün bu karar alma süreçlerinin merkezinde olması. Gazze Filistin toprağıdır, Filistin toprağı kalacaktır.

“Gazze’de ateşkes olmayacak”

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu Gazze’de askeri operasyonlarına “taktik kısa aralar” verebileceklerini ancak Gazze’de ateşkes olmayacağını söyledi.

İsrail Başbakanı Netanyahu, ABC News televizyon kanalına yaptığı açıklamada,  “Rehineler bırakılmadan Gazze’de ateşkes, genel bir ateşkes olmayacak. Taktik kısa aralar vermeyle ilgili olaraksa, diyelim bir saat orada bir saat burada, bunlar daha önce de oldu. Sanıyorum insani yardımların girişine ya da rehinelerimizin, münferit rehinelerimizin ayrılmasına izin vermek için şartları gözden geçireceğiz. Ama genel bir ateşkes olacağını düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Benyamin Netanyahu ateşkesin “savaş seferberliğine”, “rehinelerin geri alınması için gösterilen çabalara” köstek olacağını belirtti. Çatışmalar sona erdiğinde İsrail’in Gazze’de “belirsiz bir süreliğine” “güvenlik sorumluluğunu üstleneceğini” söyleyen Netanyahu “Çünkü bu güvenlik sorumluluğuna sahip olmadığımızda ne olduğunu gördük” diye konuştu.

Can kaybı 10 bin 328’e yükseldi

Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı yetkilileri, İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 10 bin 328’e yükseldiğini duyurdu. Açıklamada şu ana kadar ölenler arasında 4 bin 237 çocuk ile 2 bin 741 kadının bulunduğu ve yaklaşık 26 bin kişinin de yaralandığı bildirildi.

DSÖ’den Gazze’de insani ateşkes çağrısı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, tüm tarafları Gazze’de insani bir ateşkesi kabul etmeye ve “kalıcı barış için çalışmaya” çağırdı.

Ghebreyesus sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Gazze’de bir aydır devam eden “yoğun bombardıman” sırasında 4.000’den fazlası çocuk olmak üzere 10.000 kişinin öldüğünü söyledi.

“Bu insanlık felaketi daha ne kadar sürecek?” diye soran Ghebreyesus, insani ateşkes ve Gazze’de tutulan rehinelerin derhal serbest bırakılması çağrısını yineledi ve ekledi: Tarih hepimizi bu trajediyi sona erdirmek için yaptıklarımızla yargılayacak.

6 Kasım’da, aralarında DSÖ direktörünün de bulunduğu birçok Birleşmiş Milletler organının başkanı Gazze’de derhal insani ateşkes sağlanması için ortak bir çağrıda bulundu. “Artık yeter. Buna artık bir son verilmeli” denilen çağrı şöyle devam etti: Bütün bir nüfus kuşatma ve saldırı altında, hayatta kalmak için gerekli olan temel ihtiyaçlara erişimi engelleniyor, evleri, sığınakları, hastaneleri ve ibadet yerleri bombalanıyor. Bu kabul edilemez.

“Gazze çocuk mezarlığına döndü”

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze Şeridi’ndeki durumu “insanlık krizi” diye nitelendirerek “Gazze çocuk mezarlığına dönüşüyor. Her gün yüzlerce çocuğun öldüğü ya da yaralandığı haberleri geliyor” dedi.

Hamas’ı rehin alarak Gazze’ye kaçırdığı kişilerin de derhal serbest bırakılması çağrısı yapan BM Genel Sekreteri Guterres, İsrail ile Hamas arasında acilen bir insanî ateşkesin gerekliliğine dikkat çekti.

Antonio Guterres, “İsrail ordusunun kara operasyonları ve devam eden bombardımanlarda siviller, hastaneler, mülteci kampları, camiler, kiliseler ve BM kuruluşları vuruluyor. Çadırlar dahil. Kimse güvende değil” diyerek Hamas ve diğer milis güçlerin de sivilleri canlı kalkan olarak kullandığını ve İsrail’e yönelik saldırıları sürdürdüğünü vurguladı.

Savaş öncesinde günde insani yardım taşıyan 500 kamyonun Gazze Şeridi’ne giriş yaptığını, bu sayının son iki haftada toplam 400’e gerilediğini belirten Guterres, özellikle hastaneleri açık tutmak için gerekli yakıtın bölgeden içeri sokulamadığını kaydetti.

BM Genel Sekreteri, artan antisemitizm ve Müslüman düşmanlığından da derin endişe duyduğunu belirterek çatışmaların yayılması tehlikesine karşı uyardı. Guterres, “Lübnan’dan Suriye’ye, Irak’a, Yemen’e… Halihazırda gerilimin tırmandığı bir sarmalla karşı karşıyayız. Bu tansiyon durmak zorunda” dedi, itidalin ve diplomatik çabaların galip gelmesi gerektiğini söyledi.

Paylaşın

HEDEP’li Önder’in Yargılanması Durduruldu!

Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi, HEDEP’li Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in yargılanmasının durdurulmasına karar verdi. Önder, “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla yargılanıyordu.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (HEDEP) Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın duruşması Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Önder’in duruşmada avukatı Serdar Çelebi hazır bulundu.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre bir önceki celsede, Önder’in milletvekili seçilmesi nedeniyle Anayasa’nın yasama dokunulmazlığını düzenleyen 83’üncü maddesi kapsamında yeniden yasama dokunulmazlığı kazandığı ve yargılamasının durdurulması talebi sonrası, mahkemenin İl Seçim Kurulu’ndan ve Meclis’ten istediği vekillik belgeleri mahkemeye ulaştı.

Avukat Çelebi, mahkemenin istediği belgelerin geldiğini hatırlatarak, yargılamanın durdurulması talebini yeniledi. Mahkeme, yeniden vekil seçilerek yasama dokunulmazlığı kazanan Önder’in yargılanmasının durdurulmasına karar verdi.

Sırrı Süreyya Önder kimdir?

7 Temmuz 1962’de Adıyaman’da doğdu. 1960’lı yıllarda Türkiye İşçi Partisi’nin Adıyaman kurucusu ve il başkanı olan babası sirozdan vefat edince sekiz yaşındayken annesi ve dört kardeşi ile dedesinin evine taşındı. Bu dönemde bir fotoğrafçıda çırak olarak çalışmaya başladı. Pek çok farklı işte çalışan Önder,önce Maraş Katliamı protestosu, 12 Eylül, açlık grevi gibi protesto ve eylemler nedeniyle birkaç kez cezaevine girdi.

İlk yönetmenlik deneyimini BKM tarafından çekilen, senaryosunu da kendisinin yazdığı Beynelmilel adlı film oldu. 2012 yılında F Tipi Film’in yönetmenlerinden biri oldu. İtirazım Var filminde senarist olarak yer aldı. BirGün gazetesinde köşe yazıları yazarak gazeteciliğe başladı. Daha sonra Radikal ve Özgür Gündem gazetelerinde yazılar yazdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) saflarında katıldığı Haziran 2015 genel seçimlerinde ve Kasım 2015 genel seçimlerinde ise Ankara 1. bölgeden milletvekili seçildi. TBMM 24. Dönem İstanbul, 25. Dönem ve 26. Dönem Ankara milletvekili olarak görev yaptı. 2023 Türkiye genel seçimlerinde Yeşil Sol Parti’den (YSP) 28. dönem İstanbul milletvekili seçildi.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: CHP’de Bir Değişiklik Göremedik

Partisinin MKYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, hafta sonu yapılan CHP kurultayına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Yeni göreve gelenleri tebrik ediyoruz. Ama biz orada bir değişiklik görmedik” dedi ve ekledi:

“Aynı söylemler tekrar ediyor. Türkiye’de siyasal değişimi taşıyan parti yine AK Parti’dir. Türkiye’de siyasal değişim ihtiyacını gerçekleştiren kadrolar Cumhur İttifakı kadrolarıdır. Bizim gördüğümüz CHP aynı CHP, orada sadece bir koltuk değişimi olmuştur.”

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, partisinin MKYK toplantısı sonrasında açıklamalarda bulundu. Gazete Pencere’nin aktardığına göre Ömer Çelik açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“MKYK toplantımızda gündem maddesi olarak bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alındı. Gazze’de Türkiye’nin pozisyonu değerlendirildi. Seçim işleri başkanlığımız seçim takvimi için yetki istemiştir. Yetki verilmiştir. Takvimin nasıl işleyeceğine dair çalışmalar tamamlanıp paylaşılacaktır. Bu yetkilerin verilmesi ile seçim takvimi başlamıştır. Adayların ne zaman başvuracağına dair bir iki gün için kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Gözümüz kulağımız Gazze’de. Hukuk ve insani açısından tüm yönleri ile konuyu değerlendirdik. Srebrenitsa’daki gibi soykırımla karşı karşıyayız. 32 gündür Gazze şeridini bombardıman altında tutuyorlar. Maalesef ölü sayısı 10 bine yükseldi. 4 bini çocuk 3 bini kadınlardan oluşuyor. Çocuk ve kadın olan 7 bin kişinin vahşi saldırılar karşısında dünya ayağa kalkmalıydı. Tüm bunlar savaş suçu niteliğinde gelişmelerdir. Bu soykırımdan başka bir şeyle ifade edilemez. BM bunları dehşet duygusu ile ifade ediyor. Tüm bunlara rağmen sürecin gidişatına müdahil değil.

Tasarılar bloke edilerek bu tablo ortaya çıkıyor. 120 ülke ateşkes çağrısı yaptı. Bosna ve Srebrenitsa’daki süreç ortaya çıktı. Ukrayna ve Filistin için iki ayrı yaklaşım ortaya konulmuştur.

Bütün uluslararası toplumu cumhurbaşkanımızın çağrısına kulak vermeye davet ediyoruz. Katliam yapıyorsunuz dediğimizde siz Hamas’a destek veriyorsunuz diyorlar. Netanyahu, Tevrat’tan alıntı yaparak dini yaptıklarına alet ediyorlar. Tevrat’ı ve incil’i de hedef alıyorlar aynı zamanda. Cumhurbaşkanımız bunu din savaşına çevirmeyin dedi. Bütün dünyayı ateşe atacak sorumsuzlukla hareket etmekteler. Ses yükselten tüm milletlere şükranlarımızı iletiyoruz. Türkiye’da Gazze halkına sahip çıkan sivil toplum örgütlerine de şükranlarımızı sunarız.

Siyasetçiler ve medya tarafından hain bir dil kullanılıyor. İşgal ve soykırımı meşrulaştırmakla ilgili açıklama yapmıştım 2021’de, aynısını uyguluyorlar. Kim ki İsrail’in kendisini savunma hakkı var diyor, bu katliamı yapabilir diyor. İstediğin kadar masum öldürebilirsin demek bu. Tek başına katliamlara cevaz veren bir cümle haline gelmiştir.

Taraflara itidal çağrısı yaparlarsa bilin ki onlar sizi saldırabilir ama siz karşılık veremezseniz denmektedir. Bir İsrailli Filistinli sivillerin arasına aracını sürünce Filistinliler İsrailli birinin aracını taşladı diye yazıyorlar. Netahyahu hükümet kurmakta zorlanıyor deniyorsa Netanyahu bir takım şiddet eylemlerine girişecektir bilin ki. İsrail bölge ülkeler ile normalleşme için gayret ediyor dediklerinde bilin ki Filistin’i yok sayarak hakim olmanın peşindedir. Maalesef bu iki yüzlü dili görüyoruz’.

Gazze’ye günlük en az 500 TIR’lık yardım girmesi gerekir. 32 günde toplam 450 TIR yardım girmiştir. Bir günde girmesi gereken yardım bile 32 günde girmemiştir. Türkiye insani yardımdan sağlık hizmetine kadar her türlü desteğe hazırdır fakat İsrail bunu engellemektedir. Gazze’nin boşaltılması gibi bir şeyi asla kabul edemeyiz. Gazze’nin boşaltılması demek Netanyahu hükümetinin ve bu zihniyettekilerin Filistin davasını ortadan kaldırması demektir.

Kendileri Hamas’la mücadele ettiklerini söyleyerek 7 bin kadın ve çocuğu katlettiler. 10 bin insanın hayatını kaybetmesine yol açan bombardımanlarla bu katliamı ortaya koymuş oldular. Şu anda Netanyahu’nun zihniyetinin DEAŞ zihniyetinden bir farkı yok. Bir şekilde bu işgale, saldırganlığa, soykırım faaliyetlerine karşı çıkan herkesi krimanilize etmeye çalışıyorlar. Türkiye buna boyun eğmez.“

“CHP’de sadece koltuk değişimi oldu”

Yeni göreve gelenleri tebrik ediyoruz. Ama biz orada bir değişiklik görmedik. Aynı söylemler tekrar ediyor. Türkiye’de siyasal değişimi taşıyan parti yine AK Parti’dir. Türkiye’de siyasal değişim ihtiyacını gerçekleştiren kadrolar Cumhur İttifakı kadrolarıdır. Bizim gördüğümüz CHP aynı CHP, orada sadece bir koltuk değişimi olmuştur.”

Paylaşın

HEDEP’li Hatimoğulları: Adaylarımızı Sandık Kurarak Belirleyeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, yerel seçimlere ilişkin yaptığı açıklamada, “Bir kez daha bütün halklarımıza duyuruyoruz; adaylarımızı sandık kurarak halkın iradesiyle belirleyeceğiz” dedi ve ekledi:

“Yerel yönetimleri güçlendireceğiz. Doğrudan demokrasinin bütün yollarını kullanarak, halklarımızın kentleri ve yaşam alanlarıyla ilgili karar verme imkanlarını daha güçlü bir şekilde temsil edeceğiz. Kayyımlara feleğin tokadını vuracağız. Bunun için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız. Halkımızın iradesini gasp edenlere karşı bunu bir onur mücadelesi ve yaşam hakkı mücadelesi olarak göreceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda gündemdeki gelişmelere dair konuştu.

MA’nın haberine göre İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına değinen Hatimoğulları, bütün dünyanın izleyici konumunda olduğunu söyledi.

Gazze’de her an büyük bir insanlık dramı yaşandığını ama bir tek devletin bile kılının doğru düzgün kıpırdamadığını belirten Hatimoğulları, “AKP,  Filistin halkıyla dayanışma mitingi yaptı. Mitingde Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı hatırlayacaksınız. Adeta yerel seçimlere hazırlanmak üzere yapılmış bir miting gibiydi. Gerçekten Filistin halkı için ağlayan yok. Ağlamıyorlar, doğru söylemiyorlar, timsah gözyaşı döküyorlar” diye konuştu.

“Biz bu kürsüden defalarca çağrı yaptık, yapmaya devam edeceğiz; İsrail ile ticari ve askeri anlaşmalarınızı devam ettirdiğiniz sürece siz hiçbir şey yapamazsınız” ifadelerini kullanan Hatimoğullları, “Şimdi diyor ki ‘garantör olalım. Gelin barışı sağlayalım.’ Buradan AKP genel başkanına soruyoruz: Türkiye’de Kürt sorunu bu kadar capcanlıyken, barış yanlısı insanların barış çağrılarına kulak vermezken hangi barıştan, hangi garantörlükten bahsedeceksiniz?” diye sordu.

“Sizlerin yüreğiniz kaskatı kesilmiş. Yüreğiniz o kadar katılaşmış ki Ortadoğu’da firavun olarak anıtınız dikilecek. Sizin yüreğiniz işte bu kadar kaskatı olmuştur.”

“Erdoğan bu kadar vicdanlıysa çıksın kürsüden ‘Filistin sorununu çözmek için yola çıkacağımız gibi Kürt sorunu da çözmek istiyorum’ desin” çağrısını yapan Hatimoğulları, “Ama bunu söyleyecek ne bilinç ne yürek ne de anlayış yok. Ortadoğu halklarının savaşsız, sınırsız, sömürüsüz, bir arada yaşamaya ihtiyacı var. Türkiye ve bölge halklarının tamamının yığınaklarını buraya yapması lazım” dedi.

“Bu zalim rejimlerden bizlere hayır gelmez. Savaşa karşı barış savunmak bizim sorumluluğumuzdadır. Bizler, halkların demokratik zeminde kurtuluşu için ölüm kusan silahlara karşı yaşamı, kan dolu ideoloji ve sistemlere karşı barışın erdemini, hakkaniyetini, adaletini sonuna kadar savunacağız. Acılarımızı hep beraber dayanışarak, örgütlenerek, mücadele ederek dindireceğiz.”

Hatimoğulları’nın konuşmasının devamı kısaca şöyle: “4 Kasım 2016’da HDP Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın içinde olduğu çok sayıda milletvekilimiz gözaltına alındı ve tutuklandı. Geçtiğimiz hafta Kobanî davası kapsamında önceki dönem HDP milletvekilliğini yürütmüş sevgili Hüda Kaya yine yaka paça gözaltına alınarak tutuklandı.

“Ey vicdanı kurumuş din istismarcısı AKP”

Ey vicdanı kurumuş din istismarcısı AKP, adaletten, eşitlikten, kardeşlikten, barıştan yana olan 28 Şubat mağduru bir mütedeyyin kadını gözaltına aldınız ve tutukladınız. Sonra ‘28 Şubat Darbesi’yle hesaplaşıyoruz’ diyorsunuz. Hadi oradan. 28 Şubat’ta size yapılanın aynısını şimdi sizden olmayan, muhaliflere yapıyorsunuz. Gültan Kışanak’ın tutukluluk süresi dolmuş durumda ve şu an yasaya aykırı bir şekilde keyfi bir biçimde hala alıkonulmuş durumda.

Uluslararası bir suç işleniyor. Bir hukuk dışılık ve insanlık dışılık söz konusu. Dünyanın hiçbir ülkesi yoktur ki cezaevinde bulunan bir insan 3 yıl boyunca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmesin. Buradan Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum; BM İnsan Hakları Komitesinin verdiği tedbir kararını üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz atılmış somut bir adım yok. Bu konuda derhal görev ve sorumluluklarınızı yerine getirin. CPT’ye sesleniyorum; görevinizi yapın, adaya gidin ve milyonların talebi olan Sayın Öcalan’ın sağlığı başta olmak üzere adadaki durumu kamuoyu ile paylaşın. Ağırlaştırılmış tecridin kalkması demek.

Bir kez daha bütün halklarımıza duyuruyoruz; adaylarımızı sandık kurarak halkın iradesiyle belirleyeceğiz. Yerel yönetimleri güçlendireceğiz. Doğrudan demokrasinin bütün yollarını kullanarak, halklarımızın kentleri ve yaşam alanlarıyla ilgili karar verme imkanlarını daha güçlü bir şekilde temsil edeceğiz. Kayyımlara feleğin tokadını vuracağız. Bunun için gece gündüz demeden çalışmak zorundayız. Halkımızın iradesini gasp edenlere karşı bunu bir onur mücadelesi ve yaşam hakkı mücadelesi olarak göreceğiz.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “Yerel Seçimler” Mesajı: İktidarın Anahtarı Olacak

Memleketi Manisa’da açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Çetin ve zorlu bir yola çıkıyoruz. Derhal bir üye kampanyası başlatıyoruz. Halk artık iktidarı değiştirecek bir CHP istiyor” dedi ve ekledi:

“Bütün CHP’lilere diyorum ki; Biz değiştik, gençleştik, güçlendik. Partinin kapıları size açık’ diyin. Önümüzdeki yerel seçimde başarılı olursak bu iktidar daha fazla duramaz. Yerel seçimler iktidarın anahtarı olacak. Hep birlikte çalışacağız, iktidarı değiştireceğiz.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı seçilen Özgür Özel ilk ziyaretini gerçekleştirdiği memleketi Manisa’da açıklamalarda bulundu. Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Manisa’dan başka bir yürüyüşe başlıyoruz. Çetin ve zorlu bir yola çıkıyoruz. Derhal bir üye kampanyası başlatıyoruz. Halk artık iktidarı değiştirecek bir CHP istiyor. Bütün CHP’lilere diyorum ki; Biz değiştik, gençleştik, güçlendik. Partinin kapıları size açık’ diyin. Önümüzdeki yerel seçimde başarılı olursak bu iktidar daha fazla duramaz.

Yerel seçimler iktidarın anahtarı olacak. Hep birlikte çalışacağız, iktidarı değiştireceğiz. Bundan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin hiçbir sorunu kalmadı. Bundan sonra birlik olacak, beraberlik olacak.

Eşim Didem’le birlikte yarın Ankara’ya gidiyoruz. Kemal bey ve Selvi hanımın evlerinde kahvelerini içiyoruz. Sonra hep birlikte devir teslim törenini yapacağız, hep birlikte iktidar yürüyüşünü başlatacağız. Belediye başkanlarının seçiminde millet kimi istiyorsa ona görev vereceğiz.

Genel Başkanlar kendi şehirleriyle özdeşleşirler, şimdi sıra Manisa’da. Manisa’dan bundan sonra tek bir şey istiyorum; Özgür Özel’in memleketinde tüm ilçe belediyelerinde ve büyükşehir belediyesinde Özgür Özel’in partisinin belediye başkanlığını istiyorum.”

Manisa’daki programı öncesi İzmir’e gelen Özel, havalimanında davul, zurna ve meşalelerle karşılandı. İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na gelen Özel’i, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP il teşkilatı ve ilçe belediye başkanları karşıladı.

Yoğun ilgi gören Özel, kalabalığın arasında ilerlemekte güçlük çekti. Davul, zurna eşliğinde meşalelerin yakıldığı karşılama programı sonrası Özel, kara yolu ile Manisa’ya geçti.

Paylaşın