Pakistan, 20 Günde 400 Bin Afgan Göçmeni Sınır Dışı Etti

Pakistan, son 20 günde ülkeden ayrılıp Afganistan’a dönen belgesiz göçmen sayısının 400 bin olduğunu açıkladı. Taliban hükümeti sözcüsü Zabihullah Mücahid, İslamabad tarafından açıklanan rakamı teyit etti.

Sınır dışı işlemleri, uluslararası ve yerel insan hakları gruplarının sert eleştirilerine maruz kalıyor. Ancak Pakistan yönetimi, uluslararası toplumdan gelen tüm uyarı ve eleştirilere rağmen geri adım atmıyor.

Euronews Türkçe’den Mustafa Bag’in haberine göre; Pakistanlı yetkililer, ülkedeki yasa dışı yabancılara yönelik devam eden baskınlarda şu ana kadar yüz binlerce Afganistan vatandaşının ülkelerine döndüğünü açıkladı.

İslamabad yönetimi, Pakistan genelinde çoğunluğu Afganistan vatandaşları olmak üzere 1,7 milyon belgesiz kişiye 31 Ekim’e kadar ülkeyi terk etme talimatı vermiş aksi takdirde zorla sınır dışı edilecekleri tehdidinde bulunmuştu.

Mülteci olarak resmi kaydı bulunan 1,4 milyon Afgan’ın endişelenmesine gerek olmadığını belirten Pakistan makamları, söz konusu uygulamanın sadece belgesiz kişileri etkilediğini kaydetti.

Yetkililer, geçen 20 günde ülkeden ayrılıp Afganistan’a dönen belgesiz göçmen sayısının 400 bin olduğu bilgisini verdi. Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban hükümeti sözcüsü Zabihullah Mücahid, İslamabad tarafından açıklanan rakamı teyit etti.

Mücahid, AP’ye verdiği mülakatta, Afgan vatandaşı göçmenlerin çoğunun ülkeye dönmek için Turham ve Spin Buldak sınır kapılarını kullandığını dile getirdi.

Pakistan’da polis 1 Kasım’dan bu yana kapı kapı dolaşarak göçmenlerin belgelerini kontrol ediyor. Pakistanlı yetkililer daha önce baskıların ülkedeki tüm yabancıları kapsadığını söylemişti, ancak bu durumdan etkilenenlerin çoğunun Afgan vatandaşları olduğu biliniyor.

Dünya Sağlık Örgütü, İslamabad’ın planı çerçevesinde 1,3 milyon Afgan’ın daha ülkesine dönmesinin beklendiğini belirterek kötüleşen hava koşullarına dikkati çekmişti.

Sınır dışı işlemleri, uluslararası ve yerel insan hakları gruplarının sert eleştirilerine maruz kalıyor. Ancak Pakistan yönetimi, uluslararası toplumdan gelen tüm uyarı ve eleştirilere rağmen geri adım atmıyor.

Paylaşın

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: Enflasyonu Tek Haneye Düşüreceğiz

Katıldığı bir etkinlikte ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Orta Vadeli Programda öngördüğümüz tedbirlerle beraber 2026 yılında enflasyonu tek haneye düşüreceğiz” dedi ve ekledi:

“2026 yılında 300 milyar doları aşan ihracat geliri, 70 milyar doları aşan turizm geliri hedefliyoruz. 2023 yılında yüzde 4 olan cari açığı 2026 yılında yüzde 2,3’e düşüreceğiz.”

Cevdet Yılmaz konuşmasının devamında, “Katma değeri yüksek, ihracat potansiyelimizi artırıcı yatırımlara yönelik olarak Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi’nin uygulama detaylarını yakında kamuoyuyla paylaşacağız.

Önümüzdeki dönemde orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin hem üretimdeki hem de ihracattaki payını artırmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İstanbul Sanayi Odası Kasım Ayı Meclis Toplantısı’na katıldı. BloombergHT’nin aktardığına göre, Cevdet Yılmaz’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Nüfusun yüzde 19’unu, istihdamın yüzde 20’den fazlasınısını barındıran İstanbul’un milli gelir içindeki payının yüzde 30’un üzerinde olması üretilen birim katma değerin daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Nitekim 2021 yılı itibarıyla İstanbul’da kişi başına düşen milli gelir Türkiye ortalamasının yüzde 63 üzerinde.

Afet risklerinin azaltılması, depremlerin yol açtığı hasarların süratle giderilmesi ve deprem bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın ihtiyaçları için 2023 yılında 762 milyar TL; 2024 yılında ise 1 trilyon 28 milyar TL bütçeden kaynak öngördük.

Gelişmiş ülkeler büyümede belirgin ivme kaybederek 2023 ve 2004 yılında sadece yüzde 1,5 civarında büyümesi öngörülüyor.

Türkiye ekonomisi 2022 yılında küresel olumsuz gelişmelerin yol açtığı şoklara karşı dayanıklılığını ispat ederek yıllık yüzde 5,5 oranında büyüme ile 13 yıl boyunca kesintisiz büyümeyi başardı. Şu anda yıllıklandırılmış milli gelir seviyesi 1 trilyon doları aştı.

Şu anda satın alma gücü paritesine göre 11 inci büyük ekonomi, nominal olarak 17 nci büyük ekonomiyiz.

2023 yılının ilk yarısında büyüme oranı 3,9 olarak kaydedildi. Yılın ikinci yarısında turizm ve iç talepteki seyirdeki olumlu görünümle beraber 2023 yılında yüzde 4,4 büyüme öngörülüyor.

2024 yılında ise yüzde 4 oranında büyüme hızına ulaşılarak küresel kriz sonrası dönemde kesintisiz büyüme eğiliminin devam etmesi bekleniyor.

Önümüzdeki döneme ilişkin tahminlerimizde özelikle 2024 sonrasında tüketimin kontrollü artışı öngörülmüş, bu dönemde enflasyonu da desteklemeyen genel olarak milli gelir artışından daha düşük bir tüketim artışı olacağı tahmin edildi.

Bu kapsamda, 2025 yılında yüzde 4,5 ve 2026 yılında yüzde 5’lik bir büyüme hedeflenmektedir. Böylelikle 2024-2026 döneminde yıllık ortalama yüzde 4,5 büyüme hedefleniyor.

Kişi başına gelirde 2024’te 12 bin 875 dolara, 2025 yılında 13,717 dolara ve 2026 yılında 14.855 dolarla yüksek gelir grubu ülkeler sınıfına girmeyi hedefliyoruz. 2026 yılında milli gelir olarak 1,3 trilyon doları aşmayı hedefliyoruz.

3 yıllık dönemde istihdamı yıllık ortalamada 900 bin kişi; 3 yılda ise 2,7 milyon kişi artıracağız. Bu dönemde işgücüne katılım oranını 2 puan artırırken işsizliği yüzde 9,3 seviyesine indireceğiz.

2024 yılında OVP’de yılsonu enflasyon hedefini yüzde 33 öngörmekle beraber son enflasyon raporunda Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi yüzde 36 civarındadır.

“Enflasyon tek hane olacak”

Orta Vadeli Programda öngördüğümüz tedbirlerle beraber 2026 yılında enflasyonu tek haneye düşüreceğiz.

2026 yılında 300 milyar doları aşan ihracat geliri, 70 milyar doları aşan turizm geliri hedefliyoruz. 2023 yılında yüzde 4 olan cari açığı 2026 yılında yüzde 2,3’e düşüreceğiz.

Katma değeri yüksek, ihracat potansiyelimizi artırıcı yatırımlara yönelik olarak Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi’nin uygulama detaylarını yakında kamuoyuyla paylaşacağız.

Önümüzdeki dönemde orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin hem üretimdeki hem de ihracattaki payını artırmayı hedefliyoruz.”

Paylaşın

Destici Ve Aksakal’dan Erdoğan’a ’50+1′ Yanıtı: Başkanlık Sisteminin Temel Taşı

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ve BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Aksakal, “Yeni Anayasa çalışmaları kapsamında değerlendirilmesi gereken hususları bugünün meselesi haline getirmenin kimseye bir yararı yoktur” ifadelerini kullanırken, Destici, “Açıkça ifade edelim ki ‘yüzde 50+1’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yani başkanlık sisteminin temel taşıdır. Bu taş yerinden oynarsa başkanlık sistemi çöker” dedi.

MHP Lideri Bahçeli ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “50+1 hususunda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. MHP olarak dün ne demişsek bugün de aynı çizgide, aynı görüşteyiz” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “yüzde 50 artı 1” açıklamasına Cumhur İttifakı içinden tepkiler devam ediyor.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ardından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici ve Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önerisine karşı çıktı.

“Bu taş yerinden oynarsa başkanlık sistemi çöker”

BBP Genel Başkanı Destici, partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Destici, “yüzde 50 artı 1” ile ilgili değerlendirmesinde, “Açıkça ifade edelim ki ‘yüzde 50+1’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yani başkanlık sisteminin temel taşıdır. Bu taş yerinden oynarsa başkanlık sistemi çöker” dedi.

“Binaenaleyh bu husus tartışmaya kapalı olmalıdır” diyen Destici, şöyle devam etti: “Yapılacak olan ya da tartışılacak olan nedir? Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu ivedilikle demokratikleştirilmelidir. Siyasetin finansmanı şeffaf hale getirilmelidir. Anayasa’ya aykırı bir şekilde yapılan Hazine ve seçim yardımı mutlaka kaldırılmalıdır.”

“Yeni Anayasa çalışmaları kapsamında…”

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal da Meclis’te düzenlediği basın toplantısında şöyle konuştu: “Yeni anayasal sistem, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının kuracağı kabine eliyle, devletin yönetimini esas almış ve devlet işleyişi buna göre planlanmışken, eğer bu görev en çok oy alan adayla deruhte edilirse, bu bizi yüzde 20 ile seçilen bir cumhurbaşkanının yüzde 80 çoğunluğun hilafında bir yönetim dayatmasına götürür. Bunun sonu kaos olur. Yeni Anayasa çalışmaları kapsamında değerlendirilmesi gereken hususları bugünün meselesi haline getirmenin kimseye bir yararı yoktur.”

Bahçeli: Dün ne demişsek bugün de aynı çizgide, aynı görüşteyiz

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün (21 Kasım) TBMM Grup Toplantısı’nda Erdoğan’a yanıt verdi ve şunları söyledi: “50+1 hususunda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. MHP olarak dün ne demişsek bugün de aynı çizgide, aynı görüşteyiz.

Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50+1’dir. Halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için yönetimde istikrar ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir. Yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal olacak şeklidir. Milletvekili, belediye başkanı, muhtar seçmiyoruz. Cumhurun bütününü temsil edecek cumhurbaşkanı seçiyoruz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, “‘yüzde 50+1’ sisteminin değiştirilmesini istediğini söylemişti.

Erdoğan, şunları kaydetmişti: “50+1 şartının değişmesi konusunda aynı fikirdeyim, isabetli olur. Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa… Bundan sonra kim bilir daha neler çıkar? Ama oy sayısı itibarıyla ‘en fazla oyu alan aday seçilir’ denildiği zaman seçim hızlıca tamamlanır.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

JPMorgan’dan Merkez Bankası İçin Faiz Tahmini: Yüzde 37,50

SocGen ve Morgan Stanley’den sonra ABD merkezli yatırım bankası JPMorgan’dan da Merkez Bankası’nın (TCMB) kasım toplantısında politika faizinin 250 baz puan artışla yüzde 37,50 seviyesine çıkacağı tahmininde bulundu.

JPMorgan, Merkez Bankası’nın (TCMB) 2024 sonuna kadar faizi yüzde 45 seviyesinde koruyacağını tahmin ettiklerini duyurdu.

Yabancı kurumlar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) önceki toplantılara göre Kasım toplantısında daha sınırlı bir sıkılaşma kararı alacağını tahmin ediyor. Son analiz JPMorgan’dan geldi.

BloomberHT’nin aktardığına göre; JPMorgan Türkiye Ekonomisti Fatih Akçelik, TCMB’nin Kasım toplantısında politika faizini 250 baz puan artışla yüzde 37,50 seviyesine çıkaracağını öngördü. Akçelik, Aralık ayında da politika faizinde 250 baz puanlık artış tahmininde bulundu.

Akçelik, JPMorgan müşterilerine ilettiği notta 2023 Kasım ve Mayıs 2024 dönemi dikkate alındığında yıllık enflasyonda yükseliş beklentisi ve olumsuz cari denge görünümünün ilave artışlar gerektirdiğinin altını çizdi. Akçelik TCMB’nin son yönlendirmelerinde şahin göründüğüne de dikkat çekti. Akçelik TCMB’nin 2024 sonuna kadar faizi yüzde 45 seviyesinde koruyacağını tahmin ettiklerini söyledi.

Akçelik raporunda 2023 yıl sonu enflasyon beklentilerinin yüzde 65 olduğunu belirtti. Enflasyonda Mayıs 2024’te yüzde 73 ile zirve yaşanacağını öngören Akçelik, 2024 yıl sonu enflasyon beklentilerinin ise yüzde 40 olduğunu ifade etti.

Parasal sıkılaştırmanın büyüme görünümü üzerindeki etkilerini de değerlendiren Akçelik, sıkılaşmanın 2024’te büyümeyi yüzde 3’ün altına çekeceğini öngördü.

Cari dengeye ilişkin beklentilere de yer veren Akçelik, 2023’te cari açığın milli gelire oranının yüzde 4,6 olacağını, 2024’te ise bu oranın yüzde 2,9’a gerileyeceğini tahmin etti.

Daha önce analizlerini paylaşan SocGen ve Morgan Stanley de Kasım toplantısında politika faizinin 250 baz puan artırılacağını öngörmüştü. Bloomberg HT’nin yurt içindeki kurumlarla gerçekleştirdiği ankette aynı beklentiye işaret etmişti.

Paylaşın

Erdoğan: TL’nin Değer Kaybettiği Süreçte Sona Gelindi

Cezayir ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere değerlendirmede bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Lirası’nın akıbeti konusundaki bir soruya, “Bizim uyguladığımız dezenflasyon programı çok büyük ihtimalle Lira’da reel olarak bir değerlemeye sebep olabilir. Yani Türk Lirası’nın reel olarak değer kaybettiği süreç sona gelmiştir. Özetle Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanma ihtimali yüksektir” yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onun için önümüzdeki dönemde biz uyguladığımız sağlıklı politikalar ve yapısal reformlarla yatırımcı güvenini kazanacağız, hâlen de kazanıyoruz. Bu güven fon akışını tetikleyecek. Fon akışı Lira’da reel değerlemeye sebep olacak. Bu da dezenflasyonu hızlandıracak, büyümenin aşağı yönlü risklerini sınırlayacak. Neticede hem makul düzeyde büyüyeceğiz, hem enflasyon düşecek bu koşullarda” diye ekledi.

Mart ayında yapılacak yerel seçimlerde yarışacak belediye başkanı adaylarının belirlenme süreciyle ilgili de konuşan Erdoğan, “Özellikle büyükşehirler başta olmak üzere her ilde kamuoyu yoklamaları yaptık, yapıyoruz. Sonuçları analiz edip milletimizin gönlündekini anlamaya, şehirlerimize en faydalı olacak adayları belirlemeye gayret gösteriyoruz. Bir defa 1 Aralık belediye başkan adayı olmak isteyen ve görevden bu nedenle ayrılması gereken memurların istifaları için son tarih. Memurların durumunu da görelim. Onların durumu da netleştikten sonra Aralık ayının ortalarına doğru artık adaylarımızı peyderpey açıklamaya inşallah başlarız” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cezayir ziyareti dönüşü uçakta gazetecilerle gerçekleştirdiği söyleşide, Batılı ülkeler arasında İspanya dışındaki Batılı ülkeleri Gazze konusunda sessiz kalmakla suçladı.

Erdoğan, “Batılı ülkelerde bir ülke hariç, maalesef bu işi sahiplenen yok. Hemen hemen Avrupa ülkelerinin hepsi de bu konuda sessiz. Katliamı durdurmak üzere müdahaleleri söz konusu değil. Burada yalnız İspanya’nın yaklaşım tarzı olumlu istikamette gelişiyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İspanya’da malum, hükümet kuruldu. İspanya Başbakanı Sayın Pedro Sanchez ile haftaya bir görüşmem de olacak, onun durumu farklı. Bu ülkelere dirsek çevirmemek lazım. Görüşeceğiz, ‘Bunları Filistin’in yanına nasıl çekeriz?’ konusuna da bir taraftan bakacağız. En son Almanya’daydık. Neler olduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Gazze’ye yönelik İsrail ablukasının kırılabilmesi için tüm İslam ve Arap ülkelerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini söyleyen Erdoğan, “Ablukayı kırmak, sadece bir ya da iki ülkenin değil, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği ülkelerinin tamamının atacağı adımlar, oluşturacağı stratejilerle mümkün olacaktır. Siyasette sıkça kullanılan takım oyunu yaklaşımının eksiksiz sergilenmesi gerekiyor” dedi.

“Zihinlerdeki ablukayı kırmalıyız”

“Ablukayı kırmak sadece bir miktar yardımın Gazze’ye sokulması ile gerçekleşmez. Ekonomik, siyasi, diplomatik, sosyolojik, kültürel birçok unsuru kullanarak hem ateşkesi sağlamalı, hem de Gazze’ye yeterince yardımı ulaştırıp, İsrail tarafından yerle bir edilen kenti yeniden ayağa kaldırmalıyız” diyen Erdoğan, “Abluka sadece İsrail’in Gazze çevresine yığdığı askerler ve silahlardan ibaret değil. İsrail’i uluslararası hukuka uymaya ve yaptıklarının hesabını vermeye zorlamalıyız. Mesela Birleşmiş Milletler zeminindeki ablukayı da kırmalıyız. Filistin’de yaşananları, oradaki İsrail zulmünü hakkıyla anlatıp, Filistinli mazlumların on yıllardır yaşadıklarını, onların seslerini duymayanlara duyurup, halkların bakış açılarını değiştirip, zihinlerdeki ablukayı kırmalıyız” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Ankara’nın Gazze konusundaki tavrı yüzünden küresel sermayenin özellikle de Yahudi lobisinin etkisiyle Türkiye’yi cezalandırma ihtimali olup olmadığı” şeklindeki bir soru üzerine “İsrail’in katliamlarını desteklemeyen, bunların karşısında duran Yahudilerin sayısı da az değil. Bunlar arasında sözünü ettiğiniz uluslararası sermaye tanımına dahil olanlar da bulunuyor. Onlar açısından Türkiye’ye yatırım sorun olmaz diye düşünüyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya Türkiye’nin kıymetinin farkında, küresel yatırımcılar da farkında. Birkaç marjinalin dışında küresel yatırımcıların İsrail’in etkisiyle Türkiye gibi bir ülkeden yüz çevireceklerini düşünmüyorum. Küresel sermayeyi ülkemize çekmek için, kazan kazan ilkesiyle hareket etmeye de Türkiye’ye yakışır şekilde insani duruş sergilemeye de devam edeceğiz” dedi.

Erdoğan, Türk Lirası’nın akıbeti konusundaki bir soruya ise “Bizim uyguladığımız dezenflasyon programı çok büyük ihtimalle Lira’da reel olarak bir değerlemeye sebep olabilir. Yani Türk Lirası’nın reel olarak değer kaybettiği süreç sona gelmiştir. Özetle Türk Lirası’nın reel olarak değer kazanma ihtimali yüksektir” yanıtını verdi.

Erdoğan, “Onun için önümüzdeki dönemde biz uyguladığımız sağlıklı politikalar ve yapısal reformlarla yatırımcı güvenini kazanacağız, hâlen de kazanıyoruz. Bu güven fon akışını tetikleyecek. Fon akışı Lira’da reel değerlemeye sebep olacak. Bu da dezenflasyonu hızlandıracak, büyümenin aşağı yönlü risklerini sınırlayacak. Neticede hem makul düzeyde büyüyeceğiz, hem enflasyon düşecek bu koşullarda” diye ekledi.

“Her ilde kamuoyu yoklamaları yaptık, yapıyoruz”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki Mart ayında yapılacak yerel seçimlerde yarışacak belediye başkanı adaylarının belirlenme süreciyle ilgili de konuştu.

Erdoğan, “Özellikle büyükşehirler başta olmak üzere her ilde kamuoyu yoklamaları yaptık, yapıyoruz. Sonuçları analiz edip milletimizin gönlündekini anlamaya, şehirlerimize en faydalı olacak adayları belirlemeye gayret gösteriyoruz. Bir defa 1 Aralık belediye başkan adayı olmak isteyen ve görevden bu nedenle ayrılması gereken memurların istifaları için son tarih. Memurların durumunu da görelim. Onların durumu da netleştikten sonra Aralık ayının ortalarına doğru artık adaylarımızı peyderpey açıklamaya inşallah başlarız” açıklamasında bulundu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Çok Beklersin!

İYİ Parti Lideri Akşener, Erdoğan’ın 50+1 formülünün değişmesi gerektiği yönündeki sözlerine ilişkin, “Madem ki, Sayın Erdoğan da; 50+1 şartının dayattığı, ittifak sisteminden bu kadar rahatsız; o zaman, buradan, bizzat kendisine sesleniyorum: Gelin, Ak Parti olarak; İttifak sisteminin, ülkemize dayatılmasının, siz de, bizim gibi, önüne geçin. Gelin, Türk demokrasisinin, tıkanan nefesini açmak için; siz de, bizim gibi, bir adım atın. Gelin, önümüzdeki seçimlere; Ak Parti olarak, siz de; İYİ Parti gibi, tek başınıza girme cesaretini gösterin!” dedi ve ekledi:

“Ama Sayın Erdoğan; eğer ki, bu açıklamayı yapmaktaki amacın; anayasa değişikliğinin, arkasına sığınıp; sistem ile birlikte, 2 dönem kuralını değiştirmekse; işte o zaman, hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki, tüm bunları; bir kez daha aday olabilmek için yapıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki; bu ucube sistemi, daha da ucubeleştirip;  Tek adam rejimini, tahkim etmek için, kendine bir yol arıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin!”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle:

Önümüzdeki Cuma günü 24 Kasım yani Öğretmenler Günü. Cehle karşı açtığımız savaşta hep önde yürüyen cesur neferlerin günü. Kutlu olsun. Bir öğretmen olarak memleketimizin dört bir yanında çalışan, çalışmayan, atanan, atanamayan tüm öğretmenlerimizin gününü tebrik ediyorum. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere İstiklal kahramanı öğretmenlerimizi, yüreğimizdeki acısı dinmeyen Aybüke öğretmenimizi, Ayşenur öğretmenimizi ve tüm şehit öğretmenlerimizi bir kez daha saygıyla, sevgiyle ve rahmetle anıyorum.

Vatan savunmasından; Cumhuriyetimizin, kuruluşuna ve yükselişine kadar; milli varlığımızın, her aşamasında, büyük emekleri olan öğretmenlerimizin, bir meslektaşı olarak; bugün, Gazi Meclisimizde, sizlere sesleniyor olduğum için; bir yanım gururlanırken; Diğer yanım ise; Öğretmenlerimize yaşatılan çilenin karşısında, büyük bir hüzünle doluyor.

Bizi bugünlere getiren yolun, taşlarını döşeyen öğretmenlerimizi; Yılın 364 günü, yok sayıp; Sadece 24 Kasım’larda, laf olsun diye ananlar; öğretmenlik mesleğinin önemini anlamamakta, hâlâ ısrar ediyor.

24 Kasım’da, öğretmenlerimizin yüzünün, bir nebze de olsa, gülebilmesi için; İYİ Parti olarak, Gazi Meclisimize; Tüm öğretmenlerimize, bir maaş ikramiye verilmesi, Eğitime hazırlık ödeneğiyle, ek ders ücretlerinin arttırılması, ve 100 bin öğretmen atamasının, gerçekleşmesi için, önergeler verdik. Ancak maalesef, Ak Parti ve MHP oylarıyla reddedildi…

Evet, bizim önerilerimizi reddettiler. Peki kendileri ne yapıyorlar? Hiçbir şey… Bugün ülkemizde, bir milyona yakın, atama bekleyen öğretmen adayımız var. Ama; 2023-2024 eğitim öğretim yılının, ilk çeyrek tatilini geride bıraktığımız, şu günlerde; 2024 yılı, öğretmen atama takvimi, hâlâ açıklanmadı. Düşünebiliyor musunuz? Öğretmen var, öğretmensiz öğrenciler var; ama gereğini yapan bir iktidar yok.

Seçimlerden önce; mülakatın kaldırılacağını; ve adayların, KPSS puanıyla atanacağı sözünü veren, Ak Parti; seçimlerden sonra, yine sessizliğe bürünmüş durumda… Havaya bakıp, ıslık çalıyorlar… On binlerce genç öğretmen kardeşime, söz verdiler; ama istediklerini aldıktan sonra; utanmadan, sıkılmadan, yüzleri kızarmadan, sözlerinden döndüler. KPSS’den yüksek puan alıp; “Bu sefer tamam” diyen gençlerimizin; umutları söndürülmeye, aynen devam ediyor. Öğretmenlerimiz, atanamadıkları için; başka işlerde çalışmaya devam ediyor. Daha da acısı; Öğretmenlerimiz; yaşadıkları umutsuzluk ve çaresizlik karşısında, hayatlarına son vermeye, devam ediyor.

Sosyal Bilgiler Öğretmeni, Hasan Cihar Aslan. Kuryelik yapıyordu, intihar etti. Daha 26 yaşındaydı. Rehber Öğretmen, Mustafa Kaya. Ailesine üç satırlık bir mektup bırakıp, intihar etti. 28 yaşındaydı. Matematik Öğretmeni, Kevser Abdülkadiroğlu. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Matematik Bölümü’nü birincilikle bitirmişti, intihar etti. Daha hayatının baharında, 21 yaşındaydı…

Alim Koç; 33 yaşında, Beden Eğitimi Öğretmeniydi… Esra Temur; 26 yaşında, Sosyal Bilgiler Öğretmeniydi… İbrahim Yeşilbağ; 27 yaşında, Coğrafya Öğretmeniydi… Elif İşler; 28 yaşında, Coğrafya Öğretmeniydi… Merve Çavdar; 25 yaşında, Sosyal Bilgiler Öğretmeniydi…

Gencecik öğretmenlerimiz, evlatlarımız, intihar ettiler… Ve ismini duymadığımız; hikâyesini bilmediğimiz; okullarda mesleklerini yapıyor olmaları gerekirken; çalıştıkları farklı işlerde, iş kazalarında, hayatlarını kaybeden, daha nice öğretmenimiz var… Her birine, Yüce Allah’tan rahmet diliyorum.

Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılında; Baş üstünde tutulması gereken öğretmenlerimize; kara toprağı reva gören, bu anlayışa, yazıklar olsun! Öğrencileri öğretmensiz; öğretmenleri de işsiz bırakan, bu eğri düzene, yazıklar olsun! Ülkemizde, “atanamayan öğretmen” diye bir sorun üreten; ve bizzat kendi sebep olduğu sorunu, bir türlü çözmeyen; bu duyarsız iktidara, yazıklar olsun!

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Ankara’da, Gazi Meclisimizin önünde, öğretmenlerimiz bir eylem yaptılar. Millet iradesinin huzurunda, iktidara seslendiler. Seçim dönemi verdikleri sözü hatırlattılar. Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında, 100 bin öğretmen atamasının, bir an önce yapılmasını istediler. Ben de, milletvekili arkadaşlarıma, bu konuda talimat verdim.

Öğretmenlerimizin yaşadığı, bu zorlukları hafifletmek; ve özellikle, atama bekleyen öğretmenlerimizin, kadro ve mülakat sorunlarını, çözebilmek amacıyla; Meclis Grubumuzun hazırladığı araştırma önergemiz; yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecek. Bu vesileyle, ben de buradan, bir kez daha, iktidara seslenmek istiyorum: Öğretmenlerimizi içine düşürdüğünüz, bu tabloya, daha fazla seyirci kalamazsınız! Artık bu sesi duymak zorundasınız! Artık bu talebi, yerine getirmek zorundasınız! Söz namustur.

Sözünüzü tutmak zorundasınız! Bakın, önümüzde 24 Kasım Öğretmenler Günü var. Gelin, elinizi vicdanınıza koyun; Bu 24 Kasım’da, öğretmenlerimizi sevindirecek; Onlara nefes aldıracak, bir adım atın. Gelin, bir kez olsun, seçimde söylediklerinizin, arkasında durun; Söz verdiğiniz gibi, mülakatları derhâl kaldırın! Gelin, öğretmenlerimize kulak verin; Cumhuriyetimizin, 100’üncü yılını,100 bin öğretmen atamasıyla taçlandırın!

Filistin – İsrail savaşı

Dünya, tam 47 gündür, bir soykırımı izliyor. İnsanlığa karşı başlatılan bir savaşı, tüm dünya oturmuş, sadece izliyor… Katil Netanyahu’nun; katışıksız caniliğinin, şımarık sözlerinin, psikopatça tavırlarının karşısında; hiç kimse, hiçbir şey yapmıyor!

Ağır hastalar, harabe olmuş yollarda, sedyelerin üzerinde taşınıyor. Binlerce insan, güvenli bir yere gitmenin yollarını arıyor. Ama nafile! Çünkü artık maalesef, gözü dönmüş Netanyahu’nun karşısında, güvenli bir yer bile kalmadı. Birleşmiş Milletler’e ait binalar bile vuruluyor. Bakıma muhtaç insanların kaldığı hastaneler; Kadınların, çocukların sığındığı; okullar, ibadethaneler bombalanıyor…Yani; tüm dünyanın gözleri önünde, resmen bir soykırım gerçekleşiyor.

Tüm bu tablonun karşısında; Birleşmiş Milletler Genel Komiseri ise, çıkıp; Gazze’ye artık, insani yardım sağlayamadıklarını; insanları artık, koruyamadıklarını söylüyor. Dünyanın, insanlığını kaybetmiş olmasından yakınıyor. Rezalete bakar mısınız? Birleşmiş Milletler neden kurulmuştur, biliyor musunuz? 20’nci yüzyılın, ilk yarısında yaşanan savaşları, bir daha yaşamamak için. Barışa yönelik tehditlerin tekrarlanmasını, önlemek için. Uluslararası barış ve güvenliği, korumak ve kollamak için. Yani aslında, Genel Komiser diyor ki; “Bugün, Birleşmiş Milletler’in varlık amacı, resmen ortadan kalkmıştır. Buyurun cenaze namazına…”

Bu arada, enteresandır, ne hikmetse; Gazze’de yaşanan katliamların karşısında, eli kolu bağlanan, tüm bu olanlara, sadece üzülmekle yetinen, Birleşmiş Milletler; mesele Kıbrıs olunca, bir anda aslan kesilebiliyor. Hatırlayın, çok değil, birkaç ay önce; Kıbrıs’ta bir Türk köyüne, sadece köylülerin ulaşımını sağlamak amacıyla; yani insani amaçlarla yapılan, bir yolu; Birleşmiş Milletler, Barış Gücü askerlerini kullanarak, engellemek istemişti.

Şu iki yüzlülüğe bakar mısınız? Mevzu bahis, Kıbrıs’ta yol yapımıyken; Koşa koşa arzı endam eden, Birleşmiş Milletler Barış Gücü; Gazze’de, yollar bombalanırken; Büyük bir üzüntü içinde, yan gelip yatmayı tercih ediyor. Türk görünce doğrulan silahlar; Katil Netanyahu’yu görünce, saklanıyor. Mesele Türklük olunca, birden değer kazanan, tampon bölgeler; İsrail, Birleşmiş Milletler’e ait binaları vurunca; önemini yitiriveriyor.

Buradan, açıkça ilan etmek istiyorum: Kadınları, çocukları, sivilleri, canice öldüren Netanyahu’ya; kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar sonucunda, sessiz kalanlar; bu insanlık suçuna, ortaklık yapmaktadır. Ve sergilenen, bu düpedüz ikiyüzlü tutum; sadece Filistin için değil, tüm insanlık adına; vicdanlardaki güven ve adalet duygusunu, zedelemektedir. Güven ve adaletin olmadığı bir ortamda ise; Ne insan haklarından, ne de demokrasiden bahsedilebilir. Ne barış, ne de güvenlik sağlanabilir. Ne huzur, ne de mutluluk olabilir.

O nedenle, buradan, tüm dünyaya, bir kez daha, çağrıda bulunuyorum: Netanyahu, hukuktan muaf değildir! İnsani değerleri, ahlakı ve savaş hukukunu, hiçe sayan; başta Cenevre Sözleşmesi olmak üzere; tüm uluslararası sözleşmelere, aykırı davranan bu cani; daha fazla cezasız kalamaz.

Hedefine, evleri, okulları, hastaneleri, ibadethaneleri alan, bir katliama; meşruiyet kazandırma çabanızdan, artık vazgeçin! Mezalime karşı sergilediğiniz, çifte standardı, artık terk edin! Nükleer silah tehditlerine, dünya daha fazla göz yumamaz! Kafalarınızı kumdan çıkarın; ve Netanyahu terörüne, artık dur deyin! Aklınızı başınıza alın; ve bu zıvanadan çıkmış faşiste, artık dur deyin! Uluslararası hukuk gereğince, bu katili yargılayın; ve çağımıza sürülen kara lekeye, artık dur deyin!

Ekonomik kriz

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar; ne yazık ki, her geçen gün; daha da ağırlaşmaya, devam ediyor. Her hafta, farklı bir suni gündemle, üstü örtülmeye çalışılsa da; ekonomimizdeki kriz, yerinde duruyor. Milletimiz her gün; geçim sıkıntısıyla, biraz daha boğuluyor.

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Kırıkkale’deydim. Yanıma gelen bir emekli kardeşimiz, ne dedi biliyor musunuz? “Aldığımız maaş, 7 buçuk lira, geçim ölü…” Bugüne kadar, hep geçim sıkıntısı diyorduk. Sıkıntı o kadar büyümüş ki; İnsanlarımız artık, “ölü” olarak tarif ediyor. Bir grup haramzadenin, zevk-i sefası, tam gaz sürerken; Emeği ile geçinenlerin; pazar, manav, market torbaları; her geçen gün, daha da hafifliyor.

Değerli dava arkadaşlarım; İktidar, seçim kaygısıyla, bugüne kadar; ekonomideki yıkımı, geçici adımlarla örtmeye çalıştı. Şimdilerdeyse, yeni bir yola girmeye niyetlendiklerini görüyoruz.

İstanbul Ticaret Odası Başkanı, geçenlerde bir açıklama yaptı. Dedi ki: “Asgari ücret, hedeflenen enflasyon oranında artırılmalı.” Bunu, daha önce, Hazine ve Maliye Bakanı, Mehmet Şimşek de dile getirmişti…

Niyet belli!  Ücret zamlarını, enflasyondan düşük yapmak. Biliyorsunuz, bu arkadaşlar bize, seçimlerden önce; “IMF’le çalışacaklar” diye, utanmadan çamur atıyorlardı… İşte size, gerçek bir IMF politikası… Ücretlinin, dar gelirlinin sırtına bin; alım gücünü bitir; talep azalsın, enflasyon düşsün… Millet fakirleşmiş mi; insanların hayatları zorlaşmış mı; umurlarında bile değil…

Buradan, ekonomiyi yönetenlere seslenmek istiyorum: Sakın ola, böyle bir şey yapmayın! Ne seçimlerden önce, ne de seçimlerden sonra, sakın ola, bu yola girmeyin. Kendi hatalarınızın bedelini, daha fazla bu milletin sırtına yüklemeyin. Yıllardır, sebep olduğunuz yüksek enflasyonun, altında ezilen, dar gelirlilere ve ücretlilere, daha fazla bedel ödetmeyin!

Bedel ödeme sırası, artık; ekonomiyi krize sürükleyenlere, ve krizin neden olduğu enkazın üzerinde, sefa sürenlere geldi. Önce siz tasarruf edeceksiniz! Önce siz kemer sıkacaksınız! Önce siz, lüks hayatlarınızdan vazgeçeceksiniz!

Ne emekli maaşını, ne de asgari ücreti, enflasyonun altında bırakmayın! Zaten zor durumda olan insanımızı, daha da fakirleştirmeyin! Bilinçli olarak zenginleştirdiğiniz, ranta boğduğunuz kesimler var ya; işte gidin, enkazı biraz da, onların sırtına yükleyin! Biraz vicdanlı olun! Kırk yılda bir, iktidar olmanın sorumluluğuyla hareket edin! Milletimize daha fazla çile çektirmeyin! Ayıptır, günahtır.

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

Aziz milletim; Krizlerin normalleştiği bir Türkiye gerçeğini, maalesef hep birlikte, yaşamaya devam ediyoruz. Bugünlerdeki yeni krizimiz ise, hakikat krizi… Biliyorsunuz, uzun bir zamandır; İktidar için kullanışlı olan, tüm alanlarda; doğruların, sürekli olarak, eğilip, büküldüğü; veya tümden reddedildiği, bir garip iklimde yaşıyoruz…

Hemen her gün; Bilgiden ve birikimden yoksun; toplumsal değerlerimizden kopmuş bir zihniyetin; patolojik bir şekilde, bizzat ürettiği veya üretimini teşvik ettiği; bir palavralar silsilesinin, gündeme servis edilişine, şahit oluyoruz. En nihayetinde de; Kendi ürettiği palavralara, kendi inanan bir iktidarın, savrulmalarını; hep birlikte yaşıyoruz.

Nitekim, geçtiğimiz hafta; yine bu savrulmalardan birini yaşadık. Çok değil, daha birkaç yıl önce; iktidarın, bir daha açılmamak üzere, kapattığını söylediği bir sayfa; bir de baktık ki, bugün yeniden açılmış… Dün; büyük büyük, hamasi cümlelerle savundukları; İtirazlarımızı da, her türlü hakaret ve iftirayla reddettikleri, 50+1 sistemini; bugün, değiştirmek istiyorlar. Hem de bizzat, Sayın Erdoğan’ın sözcülüğüyle…

Sabah şeriflerin hayrolsun, Sayın Erdoğan… Biz zaten; hesapsız kitapsız, alelacele getirdiğiniz, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin; Türkiye’nin başına, bela olacağını; daha 2017 yılında söylemiştik! Bu ucube sistemin, Türk demokrasisinde, derin yaralar açacağını söylemiştik! Zaten var olan kutuplaşma ortamının, daha da derinleşeceğini söylemiştik! Ve biz, o nedenle, o gün, “HAYIR!” demiştik!

Tüm uyarılarımıza rağmen, bizi dinlemediniz. Yanlışta ısrar ettiniz. Hatalarınızda inat ettiniz. Ez cümle; Günaydın Sayın Erdoğan! Sonunda yine, bizim dediğimize geldiniz… Peki bu süreçte, kaybeden kim oldu? Ne yazık ki, yine aziz milletimiz oldu.

Değerli arkadaşlarım; Ak Parti iktidarının; “Bu ülke koalisyonlardan çok çekti.” diyerek, çıktığı yolun sonunda, Türk siyaseti, ittifaklara mahkum oldu. Aradan geçen yılların ardından, Sayın Erdoğan da, artık anlamış olacak; geçtiğimiz günlerde, çıktı ve dedi ki; “Mevcutta, 50+1 mecburiyeti, partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil…” Aynen böyle dedi… Yani; tamamen kendi eseri olan, ve inatla Türkiye’ye dayattıkları, ittifak sisteminden, bizzat kendisi şikayetçi oldu… Gerçekten ibretlik…

Cumhur ittifakının içindeki, çekişmeler; Ortaklar arasındaki sorunlar; Meclis kürsülerinden gönderilen mesajlar; elbette bizi değil, kendilerini ilgilendirir. Ama ortada duran bir gerçek var: 50+1 şartının, dayattığı ittifak sistemi; milletimizi, iki yumruk arasına, mahkûm ediyor. Milletimiz, velinimet olmaktan çıkartılıp; rakama indirgenerek; siyasi tercihlerinde, seçeneksiz bırakılıyor. +1’e sıkıştırılan, siyaset düzeni; kimliksizliğe, kişiliksizliğe ve ilkesizliğe alan açıyor. Ve bu şekilde yapılan bir siyaset de; milletimizin, siyaset kurumuna olan güvenini, derinden yaralıyor.

İşte, o nedenle, biz, İYİ Parti olarak; İttifak sisteminin neden olduğu bu yozlaşmaya, karşı çıktığımız için; 2024 yerel seçimleriyle birlikte; hür ve müstakil bir siyasetin yolunu açtık. Nitekim; geçtiğimiz Ağustos ayında; tüm siyasi partilere de, bir çağrıda bulunduk.  “Gelin, seçimlere ayrı ayrı girelim; Vatandaşlarımızın, tercihlerini özgürce yansıtacağı, bir rekabet ortamı oluşturalım.” dedik. “Türk siyasetini; bugün içinde bulunduğu, ve milletimizin aleyhine çalışan; siyasi pragmatizm sarmalından çıkaralım.” dedik. “Gelin, koltuklara değil, milletimize hizmet için yarışalım.” dedik.

Madem ki, Sayın Erdoğan da; 50+1 şartının dayattığı, ittifak sisteminden bu kadar rahatsız; o zaman, buradan, bizzat kendisine sesleniyorum: Gelin, Ak Parti olarak; İttifak sisteminin, ülkemize dayatılmasının, siz de, bizim gibi, önüne geçin. Gelin, Türk demokrasisinin, tıkanan nefesini açmak için; siz de, bizim gibi, bir adım atın. Gelin, önümüzdeki seçimlere; Ak Parti olarak, siz de; İYİ Parti gibi, tek başınıza girme cesaretini gösterin!

Ama Sayın Erdoğan; eğer ki, bu açıklamayı yapmaktaki amacın; anayasa değişikliğinin, arkasına sığınıp; sistem ile birlikte, 2 dönem kuralını değiştirmekse; işte o zaman, hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki, tüm bunları; bir kez daha aday olabilmek için yapıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin! Eğer ki; bu ucube sistemi, daha da ucubeleştirip;  Tek adam rejimini, tahkim etmek için, kendine bir yol arıyorsan; Hiç kusura bakma, çok beklersin!

Madde bağımlılığı

Aziz milletim; Ülkemizde, sokaklara, evlere, hatta okullara kadar sızan; birçok ailemizi derinden etkileyen; bir diğer sorunumuz da, ne yazık ki; madde bağımlılığı…

Memleketimizin, dört bir yanına gerçekleştirdiğim ziyaretlerde; çaresiz anneler, utana sıkıla, kulağıma eğilerek; uyuşturucu belasına bulaşmış çocukları için, yardım istiyor. Kimisi arkadaş çevresinden, kimisi okulundan, Kimisi de, mahalle ortamından, bu belaya bulaşıyor. Çocuklarının, hem sağlığından, hem de geleceğinden, endişe duyan anneler ise, acilen bir çözüm bekliyor.

Avrupa Uyuşturucu ve Bağımlılık İzleme Merkezi’nin 2023 Avrupa Uyuşturucu Raporu’na göre; en yaygın 6 uyuşturucu türünden, 3’ünün, en fazla ele geçirildiği ülke, Türkiye oldu. Son yıllarda Türkiye, maalesef; birçok uyuşturucu maddenin üretildiği, ve kolaylıkla temin edilebildiği, bir ülkeye dönüştü.

Sadece büyükşehirlerde değil; kent kırsallarında bile yaygınlaşan, ilköğretimde okuyan çocuklarımıza kadar ulaşan, bu belayla, hep birlikte mücadele etmek zorundayız.  Çünkü madde bağımlılığı, insan sağlığına, toplum güvenliğine, ülke refahına, zarar veren, hayati bir sorundur.

Gençlerimiz ve geleceğimiz için, büyük bir tehdit oluşturan, madde bağımlılığı; nüfus yoğunluğu ve kentleşmenin artması; internetin yaygınlaşması; sosyal ve kültürel bağların zayıflaması gibi, nedenlerden ötürü; tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de, ne yazık ki, hızla artıyor. İşsizlik ve ekonomik krizin etkisini de, hesaba kattığımızda, tehditin boyutu, çok daha vahim bir hal alıyor.

Son zamanlarda, Emniyet Teşkilatımız; konuyla ilgili, birçok başarılı operasyon yürütmüş olsa da; uyuşturucu belasına karşı, sadece asayiş tedbirleriyle, mücadele edemeyiz. Cezaları ne kadar artırırsak artıralım, talep oldukça, arzın önüne geçemeyiz. Dolayısıyla, sorunu kökten çözmek için, madde bağımlılığına meyli, ve uyuşturucuya olan, talebi ortadan kaldırmalıyız. Genç nüfusumuzun, neredeyse yarısını etkileyen, bu bela ile mücadele etmek için; özellikle gençlerimize, her yönüyle sahip çıkmak, onları yeniden umutlandırmak zorundayız.

Madde bağımlılığı ile mücadele, çok yönlü ve geniş bir işbirliği gerektirir. Başta; güvenlik, sağlık, eğitim, ve sosyal hizmet kurumlarımız olmak üzere; sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, iş çevreleri, üniversiteler gibi tüm ilgili kuruluşların, işbirliği içerisinde çalıştığı; bütüncül bir stratejiye dayanan; koordine bir mücadele yürütmemiz gerekiyor.

Yerel seçimler

Değerli dava arkadaşlarım; Biliyorsunuz önümüzde, yerel seçimler var. İYİ Parti olarak; Madde bağımlılığı ile mücadeleyi, biz de, yerelden başlatacağız. Sosyal hizmetler kapsamında, 5393 ve 5216 sayılı kanunlar; belediyelere, madde bağımlılığıyla mücadele konusunda, önemli görevler yüklüyor. Ayrıca; ulusal ve uluslararası eylem planlarında, yerel yönetimler; bağımlılıkla mücadelenin, temel paydaşlarından, biri olarak yer alıyor.

İşte bu yüzden; 81 ilimizde ve ilçelerimizde göstereceğimiz, Belediye Başkan Adaylarımıza, bu konuda çok iş düşecek. Şimdi bizzat buradan, arkadaşlarıma talimat vermek istiyorum: Her biriniz, seçildiğiniz bölgelerde, bu konuya öncelikli olarak eğileceksiniz!İYİ Parti’nin kazandığı, her bir belediyeyi bağımlılıkla mücadelenin, aktif bir merkezi hâline getireceğiz. İlgili tüm kurum, kuruluş ve kişilerle eş güdüm içerisinde çalışacak; önleyici ve iyileştirici tedbirleri içeren, politika ve programlarımızı, hızla uygulamaya koyacağız.

Bütçe harcamalarını arttırır endişesiyle, sadece kısa vadeli projeler ve faaliyetler yürütmeyeceğiz. Bütüncül, çok aktörlü ve sorumluluktan kaçmayan bir yönetim anlayışıyla; sürdürülebilir bir mücadele stratejisi oluşturacağız. Mücadelemizi, sosyal-kültürel faaliyetlerle destekleyecek; uyuşturucu tuzağına düşmüş insanlarımızı; değerlerimize ve çağın gerektirdiği donanıma sahip olarak, topluma geri kazandıracağız.

Aziz milletim; İYİ Parti olarak ortaya koyduğumuz, İYİ Belediyecilik vizyonuyla; Her şehrimiz için özel olarak; Madde bağımlılığını önleme, müdahale, tedavi, rehabilitasyon ve sosyal entegrasyon süreçlerini kapsayan, bir “belediye eylem planı” hazırlayacağız.

Biliyoruz ki; bağımlılık ile mücadelede; toplumsal bilincin oluşturulması, ve farkındalığın arttırılması da, son derece önemlidir. Bu kapsamda düzenleyeceğimiz, Bağımlılık Önleme Programlarıyla; öğrenciler, gençler ve aileler için; bilinçlendirme ve eğitim toplantıları, sempozyumlar, paneller, konferanslar, salon ve okul toplantıları gerçekleştireceğiz. Bu bilinçlendirme ve eğitim faaliyetlerinin de, sürekli, düzenli ve bilimsel değerde yapılmasını, garanti altına alacağız.

Ayrıca; Ailelerimize de; danışmanlık, rehberlik, eğitim ve sağlık hizmetleri sunacağız. Çocuklarımızın, ruh ve davranış sağlığını korumak için; toplum ve aile içi şiddetle, karşı karşıya gelme; kötü arkadaş ilişkileri; yaşına uygun olmayan ortamlar; bilişsel ve özgüven eksikliği; aile ilgisinde yetersizlik gibi, tüm risk unsurlarına karşı, etkin bir mücadele yürüteceğiz.

Gençlerimize, sosyal ve rehberlik hizmetleri sunacağız. Ailelerin, gençlere destek olmaları, ve iletişimlerini güçlendirmeleri için, programlar düzenleyeceğiz. Gençlerin, madde bağımlılığı konusunda, yerel politika ve programlara katılmasını; böylece kendi topluluklarında, liderlik rolleri üstlenmelerini teşvik edeceğiz.

Ayrıca her şehrimizde; Gençlerimizin, zamanlarını iyi değerlendirebilecekleri, Gençlik ve kültür merkezleri, spor tesisleri, Kent Akademileri gibi, güvenli ve pozitif mekânlar oluşturacağız. Sokak çocuklarını, kimsesizleri, evsizleri de unutmayacağız. Onlara da, rehberlik hizmeti sağlayacak; gerekli hâlde rehabilitasyon merkezlerine, yönlendirilmelerini sağlayacağız.

100 bin nüfus üzerindeki belediyelerimizde, “tedavi ve rehabilitasyon merkezleri” kuracağız. Daha önce de söylediğim gibi; bağımlılıkla mücadelemiz, sadece önleyici tedbirlerle sınırlı kalmayacak. Ayrıca, eğitimli uzman personelin bulunduğu merkezlerde; teşhis, tedavi ve destek faaliyetleri de yürüteceğiz. Özellikle, risk altındaki gençlerimizde; bağımlılığın erken teşhisi, gerekli yardım ve desteklerin sağlanması, önceliğimiz olacak.

Bağımlılıktan kurtulma sonrasında ise; Sanat ve Meslek Edindirme ve Sosyal Gelişim Merkezlerimiz ile, İnsanlarımızın, hayata ve topluma geri kazandırılmalarını sağlayacağız. Kentsel ekonomik kalkınma ve istihdam projelerimizle, kendilerine uygun bir biçimde, çalışma hayatına katılmalarına, imkân sunacağız.

Madde bağımlılığı ile mücadelede, yürütülen faaliyetlerin, başarıya ulaşması, ancak konunun tüm yönleriyle ele alınıp, ilgili tüm kurumlarla işbirliği ve koordinasyonun, sağlanmasıyla mümkündür. Bu çerçevede; devletin merkez ve taşra kurumlarıyla, ilgili ulusal, bölgesel, yerel sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversiteler, enstitüler, medya kuruluşları, özel sektör temsilcileri, diğer yerel yönetimlerle, iletişim, işbirliği ve koordinasyon içinde, ortak çalışmalar yürüteceğiz.

Arz ve talep azaltıcı çalışmalar kapsamında, kolluk kuvvetleriyle işbirliği sağlayacağız. İl Uyuşturucu ile Mücadele Koordinasyon Kurullarında, daha fazla sorumluluk alarak, karışlıklı destek ve işbirliğini artıracağız. Madde bağımlılığı ile mücadele konusunda, faaliyet yürüten, uluslararası kuruluşlar ve kent birlikleriyle, işbirliği sağlayacağız.

Madde kullanımı satışı, dağıtımı ve kullanımına, elverişli ortam oluşturmamak için; Kent içi aydınlatmaların bakım ve yaygınlaştırılmasına; izbe yerlerin bakım ve kontrolüne; okul çevrelerindeki büfe, kafe, restoran, seyyar satıcı gibi yerlerin, zabıta tarafından düzenli olarak denetlenmesine; önem ve öncelik vereceğiz. İYİ Parti olarak yönettiğimiz, tüm belediyelerin bütçelerinde; madde bağımlılığıyla mücadele için kullanılmak üzere, “açıkça tanımlanmış harcama kalemleri” oluşturacağız.

Ayrıca tüm bunların yanında; madde bağımlılığıyla ilgili verileri, düzenli olarak toplayıp, analiz edecek; uygulanan politikaların ve programların etkinliğini de, sürekli olarak ölçecek ve geliştireceğiz.

Gazetecilere eleştiri

Değerli dava arkadaşlarım; Biliyorsunuz, ilginç günlerden geçiyoruz. Bir yanda, sözde muhalif basın. Diğer yanda, yandaş basın. Türkiye’yi araya alıp, mutlu mesut yaşayan, iki kutup; İYİ Parti’ye karşı birleşmiş… El birliğiyle, herkes İYİ Parti’yi tartışıyor. Ne mutlu bize… Neymiş? İYİ Parti zor durumdaymış… Bak sen hele!… Seçmene verdiği sözlerin, hiçbirini tutmayanların, keyfi yerinde; Milletimizi, enflasyona ezdirenlerin, keyfi yerinde; Memleketi, kaçak hendeğine çevirenlerin, keyfi yerinde; Ama yetkiyi alıp, Türkiye’yi düze çıkarmak için sabırsızlanan, İYİ Parti, zor durumdaymış…

Seçimleri el birliğiyle, Sayın Erdoğan’a hediye edenlerin, keyfi yerinde; Parti içi hesaplarını görmek için, Türkiye’yi feda edenlerin, keyfi yerinde; Yüzde 60 şakşakçılarının, kola kutusu meraklılarının, keyfi yerinde; Ama tüm itirazlarında, haklı çıkan; sözünün değeri, daha yeni anlaşılan İYİ Parti, zor durumdaymış… Dün; “Yüzde 60 ile kazanırız.” yalanını üretenler; Bugün çıkıp; İYİ Parti üzerinden, yeni yalanlar türetiyorlar. Varsın olsun. Biz artık alıştık. Çünkü bunların, tıyneti böyle… Hiç kusura bakmasınlar: İYİ Parti’de; Güneş yerindeee, her şey yolundaaa…

Ama bu yaşadıklarımız, kesinlikle tesadüf değil. Hatırlayın: Dün; Sözümüz dinlenseydi ve milletin tartısına, milletimizin, bizden talep ettiği bir adayla çıksaydık; bu en çok kimi üzerdi? Elbette saray ve eşrafını üzerdi… İşte bu nedenle, “kazanacak aday” dediğimiz için, bizi topa tuttular; ama, “yüzde 60’la alırız” diyen akılsızlara, dokunmadılar.

Peki bugün; İYİ Parti’nin, hür ve müstakil siyasetinden, en çok kim çekiniyor? Elbette saray ve eşrafı çekiniyor. Peki sizce; Saray medyası ve trolleri; Neden, İYİ Parti’ye ittifak baskısı kuran, malum odaklara, destek veriyor? Sebebi çok açık! Çünkü; İttifak içinde flulaşan, parti kimliğimizin; artık berrak bir şekilde, görünmesinden korkuyorlar.

Çünkü; Milletimizle, İYİ Parti arasına diktikleri duvarların, ortadan kalkmasından korkuyorlar. Çünkü Müstakil kimliğimizle; Kaşıyabilecekleri bir yaramız, istismar edecekleri bir açığımız, olmadığı için korkuyorlar! Çünkü; İttifaklara yapışan çamurlar, İYİ Parti’ye yapışmaz diye korkuyorlar! Çünkü; Milletimizi İYİ Parti’den uzaklaştıracak, yeni bir bahane, bulamadıkları için korkuyorlar!

Ve de en önemlisi: Uydurdukları sahte milliyetçiliğin sefasını, artık süremeyecekleri için korkuyorlar. Çünkü; Dejenere olmamış, Türk milliyetçilerinden korkuyorlar! Geleneklerine, değerlerine ve Cumhuriyetine, sıkı sıkıya bağlı, Atatürkçülerden korkuyorlar! Vatanına, milletine, bayrağına sadık, Türkiye sevdalılarından korkuyorlar! Yani; Türkiye’nin, İYİ ve cesur evlatlarından korkuyorlar!

Yandaş medya da, sözde muhalif medya da; istediği gibi yazıp çizsin… Korkmaya devam edecekler! Çünkü biz, daha yeni başlıyoruz! Türkiye’nin iyi ve cesur evlatları; Biz biliriz ki; “Yufka yüreklilerle, çetin yollar aşılmaz! Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı dağına!”

İYİ Parti olarak, bugün açtığımız yol; işte öyle çetin ve kutlu bir yoldur! Milletin cebine elini sokanlarla, bu yol aşılmaz! Gözünü hırs bürüyenlerle, bu yol aşılmaz! Vicdanını, nefsine esir edenlerle, bu yol aşılmaz! Kendini milletten çok sevenlerle, bu yol aşılmaz! Kişisel hesapların peşine düşenlerle, bu yol aşılmaz! Yalandan, dedikodudan, iftiradan medet umanlarla, bu yol aşılmaz!

Bu yol, cesurlarla aşılır! Bu yol, erdem sahibi, vicdan sahibi insanlarla aşılır! Bu yol, “önce millet, önce memleket” diyenlerle aşılır! Bu yol, İYİlerle aşılır! Emin olun; bu yolu hep birlikte aşacağız! Ve yolun sonunda; mutlaka başaracağız! Bu kutlu yolda Allah yar ve yardımcımız olsun! Gazamız mübarek olsun. Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun.”

Paylaşın

Kuzey Kore, İlk Casus Uydusunu Yörüngeye Yerleştirdiğini Duyurdu

Kuzey Kore, bu yılki üçüncü denemede ilk casus uydusunu yörüngeye yerleştirdiğini duyurdu. Uzmanlar ise, Kuzey Kore’nin yörüngeye yerleştirdiği casus uydusunun askeri keşif yapabilecek kadar gelişmiş olup olmadığına şüpheyle bakıyor.

Haber Merkezi / Kuzey Kore’nin resmi haber ajansı KCNA, Malligyong-1 uydusunun Sohae uydu fırlatma tesisinden Chollima-1 roketiyle yerel saatle 10:42’de fırlatıldığını ve saat 10:54’te yörüngeye girdiğini aktardı.

Güney Kore ve diğer bölgeleri daha iyi izlemek için birkaç casus uydusu daha fırlatacağını duyuran KCNA,, devlet başkanı Kim Jong Un’un fırlatmayı denetlediğini ve bilim insanları ile katılan diğer kişileri tebrik ettiğini açıkladı.

Kuzey Kore Ulusal Havacılık ve Uzay Teknolojisi İdaresi ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, casus uydusunun ülkenin savunmasını güçlendirmeye yönelik meşru bir hakkı olduğunu belirtti.

Öte yandan ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Adrienne Watson, Washington’un Kuzey Kore’yi casus uydusu nedeniyle şiddetle kınadığını ve bunun “gerginliği ve bölgedeki güvenlik durumunu istikrarsızlaştırma risklerini artırdığını” söyledi.

Güney Koreli yetkililer bu girişiminin, Kuzey Kore’nin Moskova ile ortaklığın bir parçası olarak Rusya’dan teknik yardım içerdiğini bildirdi. Rusya ve Kuzey Kore bu tür silah anlaşmalarını reddetmiş, ancak daha derin işbirliği için taahhütte bulunmuştu.

Paylaşın

İsrail Ve Hamas Ateşkes Konusunda Anlaştı

İsrail hükümeti, Gazze’ye kaçırılan yaklaşık 50 rehinenin serbest bırakılmasını sağlayacak anlaşmayı onayladı. Anlaşmanın tüm ayrıntıları resmi olarak kamuoyuna açıklanmadı. Hamas, yaklaşık 240 kişiyi rehin almıştı.

Haber Merkezi / Gazetecilere bilgi veren İsrail hükümetinden bir yetkili, anlaşmanın 12-13 kişilik gruplar halinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 50 İsrail vatandaşının serbest bırakılmasının beklendiğini söyledi.

İsrail, rehinelerin serbest bırakılmasına karşılık savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana ilk kez en az dört günlük bir ateşkes yapmayı kabul etti.

İsrail ayrıca, Filistinli kadın ve çocuklardan oluşan bir grup mahkumu serbest bırakmayı kabul etti. İsrail, konuya ilişkin bir sayı vermekten kaçınsa da Hamas, bu rakamı 150 olarak açıkladı.

Haftalardır yürütülen müzakerelere arabuluculuk eden Katar, ateşkesin ne zaman başlayacağına dair açıklamanın 24 saat içinde yapılacağını belirtti. ABD’li yetkililer, Hamas’la yapılan görüşmelerde Mısır’ın da önemli bir rol oynadığını belirtti.

Katar, İsrail, Hamas ve ABD’den yetkililerin son günlerdeki açıklamalarında ateşkes anlaşmasında sona yaklaşıldığı belirtiliyordu.

Varılan anlaşmanın ardındanABD Başkanı Joe Biden da Katar ve Mısır liderlerine bu süreçte gösterdikleri “kritik liderlikten” dolayı teşekkür etti.

Biden, anlaşma kapsamında serbest bırakılacak ABD vatandaşlarının aileleriyle yeniden buluşacak olmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi. AFP’nin haberine göre, üst düzey bir ABD’li yetkili serbest bırakılacak 50 kişi arasında üç Amerikan vatandaşının bulunduğunu söyledi.

Ateşkes anlaşmasıyla ilgili Rusya’dan da açıklama geldi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova “Moskova, İsrail ve Hamas arasında dört günlük insani ara için varılan anlaşmayı memnuniyetle karşılamaktadır” açıklamasında bulundu.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki ölü sayısının 14 bin 128’e yükseldiği kaydedildi. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ölenlerin 5 bin 840’ının çocuk, 3 bin 920’sinin ise kadın olduğu belirtildi. Bakanlık, 33 bin kişinin de yaralandığını aktardı.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada artık net bir rakam verilemeyeceği, çünkü çatışmalar nedeniyle cesetlere ulaşılamadığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı, Gazze’de yaklaşık 1,7 milyon insanın yerinden edildiğini duyurdu.

Kuruluş, 19 Kasım itibarıyla Gazze’deki tesislerinde ülke içinde yerinden edilmiş 930.000 kişinin barındığını açıkladı. Açıklamada, barınakların halihazırda aşırı kalabalık olduğu ve yeni gelenler için yer kalmadığı da eklendi.

Paylaşın

TBMM’de Küfür Krizi: MHP’den ‘Özürsüz’ Veya ‘Vekaleten Özürlü’ Çözüm Arayışı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın mikrofonun açık olduğunu fark etmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) kürsüsünden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partilileri (HEDEP) hedef alarak ettiği küfür nedeniyle doğan krize çare arıyor.

HEDEP Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 26 Ekim’de TBMM Genel Kurulu’nda cumhuriyet tarihi boyunca yapılan katliamları bir uzun rulodan okumuş ve elindeki kağıt rulosunu TBMM üyelerine kürsüden göstermişti.

Sakık’ın konuşmasının bitirp yerine dönmesinin ardından Genel Kurul oturumunu yöneten MHP’li Başkanvekili Celal Adan, mikrofonun açık olduğunu unutarak, Sakık’a küfür etti. HEDEP’lilerin protestoları arasında AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin’in Adan ile görüşmesinin ardından MHP’li Başkan Vekili oturuma 5 dakika ara verdiğini duyurdu. Ancak oturum uzun süre boyunca yeniden açılmadı.

Olaydan sonra Başkanlık divanını terk eden ve TBMM kürsüsünde görünmeyen Adan Salı günü TBMM Genel Kurulu’nu yönetme sırası geldiğinde kürsüye çıkarak özür dilemeyeceğini belirtti.

“Geçtiğimiz günlerde Meclis’i yönettiğim oturumla ilgili olarak bazı tartışmalar Genel Kurul’da gündeme gelmiştir. Bu konuda oturum sırasında ifade ettiğim hususlar bizatihi tutanaklarda yer almaktadır. Bunun dışında beni ve parlamentoyu bağlayacak hiçbir husus bulunmamaktadır. Hepinize saygılarımı sunuyorum,” dedi.

Bunun üzerine HEDEP grubu TBMM kürsüsü çevresinde toplanarak, milletvekillerinin Adan’ın yönetiminde Genel Kurul’a hitap etmesini sembolik olarak engellediler.

MA’nın haberine göre, TBMM Genel Kurul çalışmaları duraksayınca MHP’liler Genel Başkan Bahçeli’nin Adan’a övgüler düzmesine karşın Başna Vekillerinin ettiği küfrü kabul ederek, HEDEP ile uzlaşma arayışı başlattılar.

HEDEP protestosunun devamı üzerine MHP’liler, TBMM’deki Saadet Partisi, CHP, AKP ve diğer siyasi parti Grup Başkanvekilleri üzerinden iHEDEP Grubuyla temas kurdu. Görüşme trafiği içinde MHP’lilerin Adan’ın küfür ettiğini kabul ettiklerini HEDEP grubuna iletilince iki parti arasında aracılarla diyalog başladı.

Bu gelişmeler üzerine MHP’lilerin Adan yerine diğer Grup Başkanvekili Muhammed Levent Bülbül’ün Adan’ın küfür ettiğini kabul ederek TBMM Kürsüsünde kamuoyuna deklare etmesini önerdiler. HEDEP’lilerin bu talebi reddi üzerine MHP’liler Bülbül’ün deklarasyonu sonrasında Adan’ın da, “Evet, katılıyorum” beyanında bulunacağına güvence verdi.

Ancak MA’nın haberine göre, HEDEP’liler, Adan’ın ağzından çıkan küfrü kabul etmesi ve hem Sakık hem de HEDEP grubu ile TBMM’nin yanı sıra tüm toplumdan özür dilemesi gerektiğini vurgulayarak öneriyi geri çevirdi.

TBMM Grupları, MHP’nin çözüme dönük bir formülle gelmesini bekliyor.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölenlerin Sayısı 14 Bini Aştı

Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugaylarının Aksa Tufanı operasyonu sonrası başlayan Filistin – İsrail savaşında bir buçuk ay geride kalırken, Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin sayısının 14 bin 128’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ölenlerin 5 bin 840’ının çocuk, 3 bin 920’sinin ise kadın olduğu belirtildi. Bakanlık, 33 bin kişinin de yaralandığını aktardı.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada artık net bir rakam verilemeyeceği, çünkü çatışmalar nedeniyle cesetlere ulaşılamadığı belirtilmişti.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı, Gazze’de yaklaşık 1,7 milyon insanın yerinden edildiğini duyurdu.

Kuruluş, 19 Kasım itibarıyla Gazze’deki tesislerinde ülke içinde yerinden edilmiş 930.000 kişinin barındığını açıkladı. Açıklamada, barınakların halihazırda aşırı kalabalık olduğu ve yeni gelenler için yer kalmadığı da eklendi.

Dünya Sağlık Örgütü’nden (DSÖ) yapılan açıklamada bir örgüt çalışanının Gazze’de altı aylık bebeği, eşi ve iki kardeşi ile birlikte öldürüldüğü belirtildi.

DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda “Çalışma arkadaşlarım ve ben yıkılmış durumdayız. Bugün bizden birini Gazze’de kaybettik” ifadelerini kullandı.

DSÖ Genel Sekreteri hayatını kaybeden DSÖ personeli Dima Elhac’in fotoğrafıyla paylaştığı mesajda, “Acımızı tarif edecek kelime bulamıyorum” dedi ancak ailenin nasıl yaşamını yitirdiğine ve kimin sorumlu olduğuna dair detay vermedi. Tedros 7 Ekim’den bu yana BM Filistin Mülteciler Yardım Kurumu (UNRWA) çalışanı 108 kişinin öldürüldüğünü aktardı.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü (MSF) Gazze’nin kuzeyindeki El Avde Hastanesi’ne düzenlenen saldırıda ikisi kendi mensubu olmak üzere üç doktorun yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Örgütten yapılan yazılı açıklamada “MSF El Avde ile ilgili olarak çatışan taraflara düzenli olarak işlevde olan bir hastane olduğuna ve görev yapan personelinin bulunduğuna dair bilgi paylaşımında bulundu” denilerek “İsrailli yetkilerle GPS koordinatları da dün paylaşılmıştı” ifadeleri kullanıldı.

MSF hayatını kaybeden doktorlarını Dr. Mahmut Ebu Nucayla ve Dr. Ahmet El Sahar olarak açıkladı. Dr. Ziya El Tatari’nin de hayatını kaybettiği bildirildi.

MSF açıklamada olayı “korkunç” olarak tanımlarken, “Doktorların hastane yataklarının yanında öldürülmelerini görmek trajik olmanın da ötesinde ve bunun şimdi sona ermesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

4 günlük ateşkes sağlandı

Ayrıca İsrail hükümeti, Gazze’ye kaçırılan yaklaşık 50 rehinenin serbest bırakılmasını sağlayacak anlaşmayı onayladı. Anlaşmanın tüm ayrıntıları resmi olarak kamuoyuna açıklanmadı. Hamas, yaklaşık 240 kişiyi rehin almıştı.

“Rehineler aşamalar halinde serbest bırakılacak” açıklamasını yapan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “ABD Başkanı Biden anlaşmanın geliştirilmesine yardım etti, anlaşma orduya hazırlık fırsatı verecek. Savaş devam ediyor, hedefe ulaşana kadar devam edecek” ifadelerini kullandı.

Gazetecilere bilgi veren İsrail hükümetinden bir yetkili, anlaşmanın 12-13 kişilik gruplar halinde çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 50 İsrail vatandaşının serbest bırakılmasının beklendiğini söyledi.

İsrail, rehinelerin serbest bırakılmasına karşılık savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana ilk kez en az dört günlük bir ateşkes yapmayı kabul etti.

İsrail ayrıca, Filistinli kadın ve çocuklardan oluşan bir grup mahkumu serbest bırakmayı kabul etti. İsrail, konuya ilişkin bir sayı vermekten kaçınsa da Hamas, bu rakamı 150 olarak açıkladı.

Haftalardır yürütülen müzakerelere arabuluculuk eden Katar, ateşkesin ne zaman başlayacağına dair açıklamanın 24 saat içinde yapılacağını belirtti. ABD’li yetkililer, Hamas’la yapılan görüşmelerde Mısır’ın da önemli bir rol oynadığını belirtti.

Katar, İsrail, Hamas ve ABD’den yetkililerin son günlerdeki açıklamalarında ateşkes anlaşmasında sona yaklaşıldığı belirtiliyordu.

Varılan anlaşmanın ardındanABD Başkanı Joe Biden da Katar ve Mısır liderlerine bu süreçte gösterdikleri “kritik liderlikten” dolayı teşekkür etti.

Biden, anlaşma kapsamında serbest bırakılacak ABD vatandaşlarının aileleriyle yeniden buluşacak olmasından duyduğu mutluluğu dile getirdi. AFP’nin haberine göre, üst düzey bir ABD’li yetkili serbest bırakılacak 50 kişi arasında üç Amerikan vatandaşının bulunduğunu söyledi.

Ateşkes anlaşmasıyla ilgili Rusya’dan da açıklama geldi. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova “Moskova, İsrail ve Hamas arasında dört günlük insani ara için varılan anlaşmayı memnuniyetle karşılamaktadır” açıklamasında bulundu.

Paylaşın