Son 10 Yılda Bin 379 Kadın İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2013’ten bugüne en az bin 379 kadın işçi çalışırken iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2013’te en az 103, 2014’te 131, 2015’te 121, 2016’da 110, 2017’de 117, 2018’de 120, 2019’da 115, 2020’de 148, 2021’de 165, 2022’de 109 ve 2023’ün ilk 10 ayında 140 kadın.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde kadın iş cinayetleri raporu yayımladı. Rapora göre 2013’ten bugüne en az 1379 kadın işçi çalışırken iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2013’te en az 103, 2014’te 131, 2015’te 121, 2016’da 110, 2017’de 117, 2018’de 120, 2019’da 115, 2020’de 148, 2021’de 165, 2022’de 109 ve 2023’ün ilk 10 ayında 140 kadın işçi yaşamını yitirdi.

2013’ten beri gerçekleşen kadın iş cinayetlerinin yüzde 42’si tarım-orman işkolunda yaşandı. Buradaki ölümleri sağlık işkolu izledi. Covid-19 pandemisi döneminde yükselen sağlıkçı ölümleriyle sağlık işkolu, kadın iş cinayetlerinin yüzde 15’ini oluşturdu.

Ticaret-büro-eğitim-sinema ile birlikte belediye-genel işler, tekstil, turizm-konaklama kadın iş cinayetleri bakımından öne çıkan işkolları oldu.

İSİG bu noktada “Kadın iş cinayetlerinin yaşandığı işkolları, Türkiye’de kadın istihdamının da kayıt dışı ve güvencesiz kadın işçi gerçeğini göstermesi bakımından da çarpıcı bir tablo” yorumunu yaptı.

İSİG Meclisi raporda 2013’ten beri yaşamını yitiren kadın işçilerin yalnızca 33’ünün sendikalı olduğunu belirtti. Bir başka ifadeyle iş cinayetlerinde hayatını kaybeden kadın işçilerin yüzde 97’sinin örgütsüz.

Ölenlerin 50’si, 14 yaş ve altı yaşlardaki çocuk işçilerdi. Yine 51’i 15-17 yaşları arasındaki çocuk/genç işçilerdi. 69’u ise 65 yaş ve üstündeydi. İSİG Meclisi 96 kadın işçinin yaşını ise belirleyemedi. Öte yandan ölen kadın işçilerin 79’u göçmen/mülteci işçi.

İSİG Meclisi raporda, bir ekonomik şiddet olarak kadın işsizliğine, kadınların istihdamdan dışlanmasına, kadına yönelik şiddetin bir alanı olarak çalışma yaşamındaki koşullara, bir işçi sağlığı ve güvenliği sorunu olarak işyerinde kadına yönelik cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılığa vurgu yaptı.

“İşyerinde kadına yönelik cinsel taciz ve şiddet de bir işçi sağlığı ve güvenliği sorunudur” diyen İSİG Meclisi kadına yönelik şiddetin, kadınları yalnızca hane içinde ve sosyal yaşamda değil, çalışma yaşamında da kuşattığını belirtti.

Çalışma yaşamının erilliğinin kadınlar aleyhine işletildiğini anlattı. Kadınların çalışma yaşamında fiziksel, cinsel, ekonomik, psikolojik ve dijital şiddete maruz kaldığından bahsetti.

“Kadın işsizliği ekonomik şiddet”

Kadın işsizliğine de değinen İSİG Meclisi bunun ekonomik şiddet olduğunu ifade etti. “Kadın işsizliği oranı ekonomik kriz etkilerinin en fazla hissedildiği 2009’u aşmış durumda ve işsizlikte kadın ve erkek oranı arasındaki fark giderek açılıyor” dedi ve şunları aktardı:

Türkiye’de, kadınlar istihdamın dışına itilerek ekonomik şiddet gördüğü gibi, istihdam edildiklerinde de bu ekonomik şiddet devam ediyor. Kadın emekçiler, aynı işi yaptıkları erkek işçilerle eşit şartlarda çalışamadığı ve kadın olduğu için ayrımcılığa uğradığı gibi, erkek işçilerle eşit ücret de alamıyor.

Kadınlar; aynı düzeyde eğitim aldıkları erkeklerin ortalama ücretinin ancak yüzde 77,8’ini alabiliyor. Çalışma yaşamında kendilerine yer açabilmek içinse herkesten fazla çalışmak ve yük almak zorunda kalıyor.

İSİG Meclisi ayrıca aile ve nüfus politikalarını da içeren, muhafazakar baskıyı derinleştiren ve kadın emeğini değersizleştiren istihdam politikalarının, kadın emeğinin ikincil konumunu daha da pekiştirdiğine vurgu yaptı:

Kadın emeği politikaları bir yandan, kadınları giderek daha çok geçici, güvencesiz ve kayıt dışı işlere hapsedip, özel sektörün ardından kamu sektöründe devlet politikalarıyla biçimlenen kadın istihdam alanlarında, kadınlar giderek daha çok ev işlerinin ve bakım emeğinin uzantısı işlerde çalışmaya mahkum ediyor. Bir yandan da, işyerlerinde kadınların 60 yılllık kazanımları bir bir eritiliyor ve kreş hakkı, emzirme odası gibi mücadeleyle kazanılan haklar, kamu işyerlerinde dahi kağıt üzerinde kalan haklara dönüşüyor.

Özellikle pandeminin başından bu yana despotik emek rejiminin derinleşmesi ve bu rejimin kalıcılaşmasına dönük hamleler bir yandan sınıfsal sömürüyü derinleştirirken öte yandan kadın işçilere yönelik şiddeti de derinleştirdiği için kadın işçileri daha çok etkiliyor.

İşçi sağlığı ve güvenliğini yalnızca mesai saatleri içerisine indirgeyen bakış açısı, emeği yalnızca iş süresi ile sınırlandırıp emekçilere dayatılan yaşam koşullarını göz ardı ederken, bu bakış açısı en çok da kadının yeniden üretim için harcadığı, karşılığı ödenmeyen ‘ücretsiz ev içi emeği’ni yok sayıyor.

Paylaşın

İsrail Başbakanı Netanyahu: Savaş Devam Edecek

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşında bir buçuk ay geride kalırken, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, “Gazze artık İsrail’e bir tehdit oluşturmayacak. Hem güney hem de kuzeyde güvenliği yeniden temin edeceğiz. Kazanıyoruz ve mutlak zafere dek savaşacağız” dedi.

Haber Merkezi / Benyamin Netanyahu, Hamas liderlerinin Gazze dışında da hedef alınabileceğine işaret ederek, “Mossad’a Hamas liderlerine karşı bulundukları yerde harekete geçme talimatı verdiğini” söyledi.

İsrail Başbakanı, Hamas’la rehine takasının ise “zor, ama doğru bir karar” olduğunu savundu. Rehinelerin ülkelerine getirilmesini ahlaki bir ödev olarak değerlendiren Netanyahu, Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest kalması için her türlü imkanınn seferber edilmesi gerektiğini söyledi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de, ‘insani aranın ardından Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının süreceğini’ söyledi. Halevi, “Savaşı bitirmiyoruz. ‘Zafer’ kazanana kadar devam edeceğiz, ilerleyeceğiz ve Hamas’ın diğer bölgelerine de devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Ateşkes anlaşması

İsrail ve Hamas arasındaki ateşkes ve rehine takası anlaşması için arabuluculuk görevi üstlenen Katar, dört gün sürecek geçici ateşkesin Cuma sabah saat 07.00’de başlayacağını duyurdu.

Hamas tarafından, aralarında yalnızca kadın ve çocukların bulunduğu 13 rehine ise Cuma öğleden sonra serbest bırakılacak. Anlaşmaya dair detayları Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Majid al-Ansari açıkladı.

Katar’dan yapılan ateşkes anlaşmasını teyit eden Hamas, çatışmasızlığın dört gün süreceğini kaydetti. Bu süre zarfında 50 İsraillinin serbest bırakılacağını açıklayan Hamas, “Her bir Siyonist için 3 Filistinli özgürlüğüne kavuşacak” ifadelerini kullandı.

İsrail ise her gün 10 rehinenin serbest bırakılması şartıyla ateşkesin belirlenen dört günden daha uzun sürebileceğini duyurdu. Bu sabah (23 Kasım) başlaması öngörülen ateşkesin “uygulamada yaşanan küçük pürüzler” nedeniyle ertelendiği açıklanmıştı.

Hamas’ın 7 Ekim saldırısı sırasında 240 civarında İsrailliyi Gazze’ye kaçırdığı belirtilmişti.

Hafta başında İsrail hükümeti ve Hamas, İsrail’de tutuklu bulunan 150 Filistinliye karşılık Gazze’de tutulan 50 İsrailli rehinenin serbest bırakılması ve kuşatma altındaki bölgeye insani yardım girişine izin verilmesi için çatışmalara dört gün ara verilmesi konusunda anlaşmıştı.

Paylaşın

Saruhan Oluç’tan Yargıtay’a “HEDEP” Tepkisi

Yargıtay’ın HEDEP kısaltmasını kabul etmemesine tepki gösteren Saruhan Oluç, “‘Kısaltılmış adını kullanmayın, değiştirin’ demiş. Neden? Savcılık diyor ki; bu HEDEP ismi daha önce temelli olarak kapatılmasına karar verilen Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan HADEP ile aynı olmamak ile birlikte iltibasa mahal verecek benzerlik gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Bu da her iki siyasi partinin birbirleri ile karıştırılmasına elverişli olduğu…’ Yani savcının hukuki davranmadığını biliyoruz. Neden daha önce kapatılan bir partinin neredeyse ismi ve logosu aynısının alındığı, kullanıldığı, milletvekillerinin olduğunu biliyoruz, görüyoruz. İktidara yakın olunca dert değil, iktidara muhalefet olunca dert oluyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Meclis Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis Genel Kurulu’nda Yargıtay’ın HEDEP kısaltmasını kabul etmemesine tepki gösterdi.

HDP hakkında açılan kapatma davası sürecinin başlangıcın değinerek sözlerine başlayan Saruhan Oluç, bu davanın siyasi baskı sonucu açıldığını anımsattı. MA’da yer alan habere göre Saruhan Oluç, davanın “ısmarlama” ile açıldığını belirterek, şunları söyledi:

“Üç sene oldu. Dava sürüyor. Bu nedenle seçimlerde herhangi bir sorun yaşamaması için mecburiyetten dolayı bir bileşen partimizin listelerinden seçime girdik. Daha sonra kongre yaparak partinin ismi değişti. Tüzüğünde değişiklikler oldu. Partinin yeni ismini biliyorsunuz, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi oldu. Kısa adı HEDEP.”

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yemeden içmeden kendilerine bir yazı gönderdiğini belirten Saruhan Oluç, sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘Kısaltılmış adını kullanmayın, değiştirin’ demiş. Neden? Savcılık diyor ki; bu HEDEP ismi daha önce temelli olarak kapatılmasına karar verilen Halkın Demokrasi Partisi’nin kısa adı olan HADEP ile aynı olmamak ile birlikte iltibasa mahal verecek benzerlik gösteriyor. Bu da her iki siyasi partinin birbirleri ile karıştırılmasına elverişli olduğu…’

Yani savcının hukuki davranmadığını biliyoruz. Neden daha önce kapatılan bir partinin neredeyse ismi ve logosu aynısının alındığı, kullanıldığı, milletvekillerinin olduğunu biliyoruz, görüyoruz. İktidara yakın olunca dert değil, iktidara muhalefet olunca dert oluyor.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu kararını kınıyor, protesto ediyoruz. Bize politika yaptırmamak için demokratik siyaset alanında adım atmamıza engellemek için bu kararları aldığını biliyoruz.

Bunu bir kez daha söyleyelim Yargıtay’a; Yemin ediyoruz, demokratik siyasete kararlarıyız. Siz hangi kumpası yaparsanız yapın, hangi zorluğu çıkartırsanız çıkartın demokratik siyaset alanındaki kararlığımız, mücadelemiz sürecektir. Bu da size cevap olsun.”

Paylaşın

Mansur Yavaş, Meral Akşener’e Özgür Özel’in Selamlarını İletti

Yerel seçimlere 81 ilde kendi adaylarıyla gireceğini açıklayan İYİ Parti’nin genel başkanı Meral Akşener’i ziyaret eden ABB Başkanı Mansur Yavaş, “Genel Başkanım Özgür Özel’in selamlarını ilettim” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, yerel seçimlere 81 ilde kendi adaylarıyla gireceğini açıklayan İYİ Parti’nin genel başkanı Meral Akşener’i ziyaret etti.

Yaklaşık yarım saat süren görüşme sonrası Mansur Yavaş, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, Meral Akşener’e, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in selam ve sevgilerini ilettiğini söyledi.

ABB Başkanı Yavaş, “Bundan sonrası için bir gelişme olur mu olmaz mı bilmiyorum. Yani bir içerik olarak ben bir şey isteme durumunda da değildim. Çünkü sonuç itibarıyla partilerin de yetkili kurulları var. Sadece onu ilettim ve daha sonrasında herhalde parti kurulları gerek görürlerse bir açıklama yaparlar” diye konuştu.

Bir gazetecinin, “Akşener’in sizi destekleme konusunda herhangi bir değerlendirmesi oldu mu?” sorusuna Mansur Yavaş, “Nezaket ziyareti. Ben o konulara hiç girmedim. Şimdi benim öyle bir yetkim yok, talep etme yetkim de yok. Ben sadece yeni seçilen genel başkanın selamlarını ilettim” yanıtını verdi.

CHP Genel Başkanı Özel’in Akşener ile görüşüp görüşmeyeceğinin sorulması üzerine de ABB Başkanı Yavaş “Buna artık kendileri karar verirse bilgilendirirler herhalde” dedi.

Paylaşın

Yargıtay, HEDEP İsmini Kabul Etmedi

Yargıtay, “HEDEP” kısaltmasının daha önce kapatılan “HADEP”e benzediği gerekçesiyle Yeşil Sol Parti’nin isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirmesini kabul etmedi.

Yargıtay tarafından partiye gönderilen yazıda HEDEP kısaltmasının değiştirilmesi istendi. Parti, HEDEP kısaltmasını değiştirme ya da Yargıtaya itiraz etme seçeneklerini değerlendirecek. Karar, hukukçular ile yapılacak toplantıdan sonra verilecek.

Yargıtay, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin (Yeşil Sol Parti) isminin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirmesini kabul etmedi.

Parti isminin kısaltması olan HEDEP’in daha önce kapatılan Halkın Demokrasi Partisi’ni (HADEP) andırdığı gerekçesiyle reddeden Yargıtay, bu benzerliğin Siyasi Partiler Yasası’na aykırı olduğunu ileri sürdü. HEDEP’e gönderilen yazıda HEDEP, kısaltmasının değiştirilmesi istendi.

HEDEP, kısaltmayı değiştirmek ya da Yargıtay’a itiraz etme seçeneklerini masaya yatırdı. Buna göre HEDEP, kararını hukukçular ile yapacağı toplantıdan sonra verecek. Bunun yanı sıra HEDEP Sözcüsü Ayşegül Doğan ise söz konusu konuya ilişkin yarın açıklama yapacak.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) 4. Olağan Büyük Kongre’de tüzük değişikliğiyle ismini Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) olarak değiştirme kararı almıştı. Alınan karar, Yargıtay’a bildirilmişti.

Partinin ismi de, tabandan gelen “Kürt siyasi hareketini temsil eden siyasi parti isimlerini çağrıştıran bir isim olması” yönündeki talepler doğrultusunda değiştirilmişti.

Paylaşın

“Erdoğan’ın ’50+1′ Çıkışı AK Parti’yi İkiye Böldü” İddiası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “50+1” çıkışı gündemdeki yerini koruyor. AK Partide “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” diyenler ile “Yüzde 50+1 değişirse, sistem tartışmaları gündeme gelir” diyenler bulunuyor.

“Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” görüşünü benimseyen bazı AK Partililer, “Erdoğan ile aynı tezi savunuyor.” Bazı partililer, “oy oranları daha az olan partiler, oy oranları daha fazla olan partilere adeta ‘Biz olmazsak, kazanamazsınız’ ya da ‘Bize ihtiyacınız var’ demeye başladı” derken; önemli bir kesim ise yüzde 50+1’i “demokrasinin temeli” olarak görüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya dönüşü “değişmesi isabetli olur” dediği “50+1” çıkışı parti içinde bölünmeye neden olduğu iddia edildi.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun kulis haberine göre, AKP’de Bahçeli’nin açıklamalarının masaya yatırıldığı ve iki liderin bugün bir araya gelerek, birlikte değerlendirme yapacakları ileri sürülürken yüzde 50+1 tartışması AKP’yi de “ikiye böldü.”

Partide “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” diyenler ile “Yüzde 50+1 değişirse, sistem tartışmaları gündeme gelir” diyenler bulunuyor. “Cumhurbaşkanı çoğunluğun oyunu alarak seçilmeli” görüşünü benimseyen bazı AKP’liler, “Erdoğan ile aynı tezi savunuyor.”

Bazı partililer, “oy oranları daha az olan partiler, oy oranları daha fazla olan partilere adeta ‘Biz olmazsak, kazanamazsınız’ ya da ‘Bize ihtiyacınız var’ demeye başladı” derken; önemli bir kesim ise yüzde 50+1’i “demokrasinin temeli” olarak görüyor. Ayrıca partide “AKP’nin yeni ve sivil bir anayasa için MHP’nin de desteğine ihtiyaç bulunduğu” ifade ediliyor.

MHP Lideri Bahçeli ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “50+1 hususunda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. MHP olarak dün ne demişsek bugün de aynı çizgide, aynı görüşteyiz” ifadelerini kullanmıştı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ardından Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici ve Demokratik Sol Parti (DSP) Genel Başkanı Önder Aksakal da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önerisine karşı çıkmıştı.

Destici, “yüzde 50 artı 1” ile ilgili değerlendirmesinde, “Açıkça ifade edelim ki ‘yüzde 50+1’ Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yani başkanlık sisteminin temel taşıdır. Bu taş yerinden oynarsa başkanlık sistemi çöker” demişti.

“Binaenaleyh bu husus tartışmaya kapalı olmalıdır” diyen Destici, şöyle devam etmişti: “Yapılacak olan ya da tartışılacak olan nedir? Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu ivedilikle demokratikleştirilmelidir. Siyasetin finansmanı şeffaf hale getirilmelidir. Anayasa’ya aykırı bir şekilde yapılan Hazine ve seçim yardımı mutlaka kaldırılmalıdır.”

DSP Genel Başkanı Önder Aksakal da şu ifadeleri kullanmıştı: “Yeni anayasal sistem, halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının kuracağı kabine eliyle, devletin yönetimini esas almış ve devlet işleyişi buna göre planlanmışken, eğer bu görev en çok oy alan adayla deruhte edilirse, bu bizi yüzde 20 ile seçilen bir cumhurbaşkanının yüzde 80 çoğunluğun hilafında bir yönetim dayatmasına götürür. Bunun sonu kaos olur. Yeni Anayasa çalışmaları kapsamında değerlendirilmesi gereken hususları bugünün meselesi haline getirmenin kimseye bir yararı yoktur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya ziyareti dönüşü uçakta gazetecilere yaptığı açıklamada, “‘yüzde 50+1’ sisteminin değiştirilmesini istediğini söylemişti.

Erdoğan, şunları kaydetmişti: “50+1 şartının değişmesi konusunda aynı fikirdeyim, isabetli olur. Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez.

Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil. Yok altılı, yok on altılı masa… Bundan sonra kim bilir daha neler çıkar? Ama oy sayısı itibarıyla ‘en fazla oyu alan aday seçilir’ denildiği zaman seçim hızlıca tamamlanır.”

Paylaşın

Özdağ, Kılıçdaroğlu İle Yaptıkları 4 Maddelik “Gizli Protokolü” Yayımladı

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, 28 Mayıs Cumhurbaşkanlığı seçimleri 2. turu öncesi eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yapılan gizli protokolü sosyal medya hesabından yayınladı.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu ile Özdağ arasında yapılan protokolde, Zafer Partisi’ne İçişleri Bakanlığı dahil 3 bakanlığın verileceği, Güvenlik, Adalet ve Ekonomi bürokrasisi ile müsteşarlıkların verileceği dikkat çeken ayrıntılar oldu.

Hükümetin Oluşturulması ve Görev Bölümü başlıklı protokolde şu maddeler yer aldı: AKP hükümeti döneminde tamamen tahrip edilen devlet düzen ve kurumlarının, yeniden düzenlenmesinde aşağıdaki görev bölümü kapsamında işbirliği yapılacaktır. Bu kapsamda;

1) İçişleri Bakanlığı ve iki Bakanlık olmak üzere toplam üç Bakanlık,

2) Güvenlik, Adalet ve Ekonomi bürokrasisi öncelikli olmak üzere, görüş birliği sağlanan Bakan Yardımcılıkları (Müsteşarlıklar) Zafer Partisine tahsis edilecektir.

3) Zafer Partisine tahsis edilen makamlar ve bağlıları konusundaki atamalarda Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikte karar alınacaktır.

4) Zafer Partisince deruhte edilen Bakanlıkların teşkilat yapıları, görevlendirme esasları 14 Mayıs 2023 seçimlerinden önce olduğu gibi değiştirilmeden devam ettirilecektir.

Özdağ’dan Özer’e yanıt

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ CHP’nin yeni lideri Özgür Özel’in, “Zafer Partisi’yle yapılan gizli protokolün bazı Kürt seçmenleri ciddi şekilde rahatsız ettiğini ve bunun bize bir maliyet yüklediğini de kendi kulaklarımla duydum. Diyarbakır’da, ‘Değişim olmazsa oy vermeyeceğiz, gizli protokole çok kızıyoruz’ diye bir sürü Kürt seçmen yüzüme söyledi” ifadelerine yanıt verdi.

Ümit Özdağ, “Öyle gözüküyor ki CHP liderliği geçmiş hatalardan ders çıkarmak yerine yeni vahim hatalar ile yeni bir başarısızlığa doğru yelken açmaktadır. Bir CHP milletvekilinin ‘Atatürkçülüğü ve laikliği Zafer Partisine kaptırdık’ diyerek itiraf ermek zorunda kaldığı gibi artık Atatürk’ün partisi Zafer Partisi’dir ve Türk milliyetçiliği Zafer Partisi’nde temsil edilmektedir. Altını çizerek vurguluyoruz, Türk milletini cepheleştiren, bölücülere taviz veren CHP ve AKP politikaları artık Türk siyasetinde Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinden, büyük Atatürk’ten, sığınmacıların vatanlarına dönmesinden taviz vermeyen Zafer Partisi olduğu gerçeği ile her platformda karşı karşıya kalacaktır” dedi.

Ne olmuştu?

14 Mayıs’ta yapılan seçimler 28 Mayıs’taki ikinci tura kalmıştı. İkinci turda adaylar Kemal Kılıçdaroğlu ve Recep Tayyip Erdoğan, Sinan Oğan ve Ümit Özdağ ile görüşmüştü. Sinan Oğan Erdoğan’a desteğini açıklarken Özdağ, Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı almıştı. Özdağ ve Kılıçdaroğlu’nun anlaşması sonrası kamuoyunda ‘Özdağ’a İçişleri Bakanlığı verilecek’ iddiaları gündeme gelmişti.

Ümit Özdağ verdiği bir söyleşide anlaşma sürecine ilişkin, “Söz vermek değil, yazılı mutabakatımız var. Biz İçişleri Bakanlığı dahil üç bakanlık ve Millî İstihbarat Teşkilatı konusunda Kemal Bey’le mutabık kaldık” ifadelerini kullanmıştı.

Özdağ, “MİT Başkanlığı da Zafer Partisi’ne verilecekti. Ama o sözlü anlaşmaydı. Bakanlıklar yazılı mutabakatta vardı. Ben İçişleri Bakanı olacaktım. Kemal Bey, zerre kadar oy faydası olmayan altılı masadaki ortaklarının İçişleri Bakanlığı’nın Zafer Partisi’ne verilmesine tepki göstereceğini bildiği için benim bu konuda anlayışlı davranmamı rica etti. ‘Bunu çok vurgulamayın’ dedi. Ben de kabul ettim. Kılıçdaroğlu bu seçimi kazanabilirdi eğer ortakları engellemeseydi” demişti.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Eksi 52,9 Milyar Dolar

Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri eksi 56,7 milyar dolardan eksi 52,9 milyar dolara geriledi. Bankanın brüt rezervleri ise 5,9 milyar dolar artışla 134,5 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Haber Merkezi / Öte yandan Merkez Bankası (TCMB) politika faizini yüzde 40 seviyesine yükseltirken, kredi kartında azami faiz oranlarında Aralık’ta değişiklik olmayacağını duyurdu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) rezervlerinde toparlanma ivmesi geçen hafta hızlanarak devam etti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2,5 milyar dolarlık sukuk ihracının hesaplara girdiği 17 Kasım haftasında Merkez Bankası (TCMB) brüt rezervleri 5,9 milyar dolar artışla 134,5 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) net rezervleri ise 25,4 milyar dolardan 29 milyar dolar düzeyine çıktı.

Veriler swap hariç net rezervlerde de hızlı bir toparlanma gerçekleştiğini gösterdi. Buna göre Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri eksi 56,7 milyar dolardan eksi 52,9 milyar dolara geldi.

Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 35’ten yüzde 40 düzeyine yükseltilme kararı aldı.

Merkez Bankası (TCMB), kredi kartında azami faiz oranlarında aralık’ta değişiklik olmayacağını duyurdu.

Bankadan yapılan ayrı bir açıklamada Aralık ayı için kredi kartı işlemlerinde uygulanacak azami faiz oranları ile üye işyerlerine uygulanacak azami komisyon oranlarının hesaplanmasında kullanılan referans oranın ayın sondan beşinci iş günü olan 24 Kasım 2023 tarihinde ilan edileceği belirtildi.

Merkez Bankası (TCMB), 750 baz puan faiz artışı kararı alınan Ağustos toplantısıyla beraber sıkılaşmada agresif adımlar atmış, Eylül ve Ekim aylarında da politika faizini 500 baz puan artırma yoluna gitmişti.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 14 Bin 532’ye Yükseldi

Hamas’ın “Aksa Tufanı” operasyonu sonrası başlayan Filistin – İsrail savaşında bir buçuk ay geride kalırken, Gazze’de İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının 14 bin 532’ye yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ölenlerin 6 binden fazlasının çocuk olduğu, yaklaşık 4 bininin ise kadın olduğu belirtildi. Bakanlık, en az 35 bin kişinin de yaralandığını aktardı.

Gazze Şeridi’nde yıkılan konut sayısının 45 bine ulaştığına işaret edilen açıklamada, 233 bin konutun hasar aldığı, konutların yüzde 60’ından fazlasının zarar gördüğü belirtildi.

Gazze’deki Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada artık net bir rakam verilemeyeceği, çünkü çatışmalar nedeniyle cesetlere ulaşılamadığı belirtilmişti.

Öte yandan İsrail ile Hamas arasında haftalardır beklenen ateşkes anlaşması sağlandı. Varılan anlaşma, tarafların çatışmalara dört gün ara vermesini, Hamas’ın 50 rehineyi serbest bırakmasını, İsrail’in 150 Filistinli mahkûmu salıvermesini ve Gazze Şeridi’ne insani yardım ulaştırılmasını öngörüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun bürosundan yapılan açıklamada, dört günlük ateşkes sırasında serbest bırakılacak 50 rehinenin kadın ve çocuklardan oluştuğu belirtildi.

Açıklamada, üzerinde anlaşılan sayıya eklenebilecek her 10 rehine için ateşkesin bir gün daha uzatılacağını ifade edildi. İsrail, serbest bırakılacak Filistinli mahkûm sayısı konusunda bilgi vermedi.

Bu sayıya dair açıklama AB ve ABD’nin terör örgütleri listesinde yer alan Hamas’tan geldi. Hamas, İsrail’de tutulan 150 kadın ve çocuk mahkûmun serbest bırakılacağını ve Gazze’ye yüzlerce tır insani ve tıbbi yardımın yanı sıra yakıt girişine izin verileceğini duyurdu.

İsrail Adalet Bakanlığı serbest bırakılabilecek 300 Filistinli mahkûmun isimlerinin yer aldığı bir liste yayımladı. Ancak hangilerinin serbest bırakılacak 150 Filistinli arasında bulunduğunu belirtmedi.

Listedeki 300 Filistinliden 33’ünün kadın, 144 erkeğin 18 yaşında, 123 erkeğinse 18 yaşın altında olduğu görüldü. Listedeki en genç Filistinli geçen Mayıs ayında tutuklanan 14 yaşındaki bir Doğu Kudüslü, en yaşlı kişiyse ise Eylül’de tutuklanan 59 yaşındaki bir kadın.

İsrail Adalet Bakanlığı 300 kişiden 49’unun Hamas, 60’ının El Fetih üyesi olduğunu belirtti. Bakanlık, listedeki isimlerden 17’sinin ise Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’yle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Katar’ın ateşkes görüşmelerindeki baş müzakerecisi Dışişleri ve Devlet Bakanı Mohammed Al-Khulaifi Reuters’e yaptığı açıklamada Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin rehinelerin serbest bırakılmasını kolaylaştırmak için Gazze içinde çalışacağını söyledi.

“Ateşkes sırasında kesinlikle saldırı olmayak. Askeri hareket yok, genişleme yok, hiçbir şey yok.” diyen Al-Khulaifi, “Katar bu sürecin daha büyük bir anlaşma ve kalıcı bir ateşkes için bir tohum olmasını umuyoruz. Niyetimiz de bu.” iafedelerine yer verdi.

Liderlerden ateşkes yorumu

ABD Başkanı Joe Biden,, varılan anlaşmadan ötürü duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Biden, “Hamas’ın, 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği vahşi saldırı sırasında rehin aldığı kişilerin serbest bırakılması yönündeki anlaşmayı memnuniyetle karşılıyorum. Anlaşma hayata geçirilir geçirilmez, kelimelerle anlatılamaz bir zulme maruz kalan bu cesur ruhların aileleriyle yeniden bir araya gelecek olmalarından çok mutluyum” mesajını paylaştı.

Biden, söz konusu anlaşmaya varılma sürecinde oynadıkları rol nedeniyle Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi ve Katar Prensi Şeyh Tamim bin Hamad Al Thani’ye de teşekkür etti.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “Bazı rehinelerin serbest bırakılması yönündeki anlaşma iyi bir haberdir. İsrail hükümeti doğru olanı yaptı. Bu süreçte yer alan tüm hükümetlere teşekkür ediyor ve bu anlaşmanın başarıyla uygulanması için onları diplomatik olarak desteklemeyi sürdürüyoruz” açıklamasını yaptı.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de rehinelerin bırakılması kararını “en kalbi şekilde” desteklediğini açıkladı. Gazze’deki ateşkesi bölgeye insani yardımları ulaştırma amacıyla kullanmak için çabalayacaklarını kaydeden von der Leyen, “Terörist Hamas’ı, tüm rehineleri derhal serbest bırakmaya ve rehinelerin güvenli biçimde evlerine dönmeye izin vermeye çağırıyorum” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da anlaşmadan ve insani ateşkesten memnuniyet duyduğunu söyledi. Macron, “Tüm rehinelerin serbest bırakılması için yılmadan çalışıyoruz. Duyurulan insani ateşkesin yardımları bölgeye ulaştırmayı mümkün kılması ve Gazze Şeridi’ndeki halkın hayatını kolaylaştırması gerekiyor” diye konuştu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Telegram’dan yaptığı açıklamada, Moskova’nın dört günlük insani ateşkes kararını memnuniyetle karşıladığını kaydetti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning ise aynı şekilde memnuniyetle karşıladıkları anlaşma ve ateşkesin “insani krizin” dindirilmesi ve “gerilimin azaltılması” süreçlerine katkıda bulunmasını umduklarını kaydetti.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres bunun “doğru yönde atılmış önemli bir adım olduğunu ancak daha fazlasının yapılması gerektiğini” söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ateşkesi memnuniyetle karşıladı ancak “Bu, sivillerin acısını sona erdirmek için yeterli değil” dedi ve geri kalan rehinelerin serbest bırakılması ve Gazze’de tam ateşkesin sağlanması için çabalarının devam etmesi çağrısında bulundu.

Paylaşın

İBB Başkanı Tunç Soyer’e “Kilise Çanı” Soruşturması

Osmanlı Devleti ve son padişah Vahdettin’i eleştirdiği için hakkında soruşturma açılan İBB Başkanı Tunç Soyer, Seferihisar belediye başkanı olduğu dönemde bir kilise çanını Yunanistan Konsolosluğu’na verdiği iddiasıyla başka bir soruşturmanın açıldığını duyurdu.

Soruşturmaya konu olan iddiayı yalanlayan İBB Başkanı Tunç Soyer, Seferihisar belediye başkanı seçildikten sonra eski binayı hiç kullanmadığını, görevini yeni binada devam ettirdiğini söyledi.

İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Tunç Soyer, 14 yıl önce Seferihisar belediye başkanı olduğu dönemde eski belediye binasının önündeki Rum kilisesine ait çanı Yunanistan Konsolosluğu’na verdiği iddiasıyla hakkında soruşturma açıldığını duyurdu. İddiayı yalanlayan Soyer, Seferihisar belediye başkanı seçildikten sonra eski binayı hiç kullanmadığını, görevini yeni binada devam ettirdiğini söyledi.

Soyer, katıldığı Sözcü TV yayınında şunları söyledi: “Bugün bir başka soruşturma geldi; ondan bahsetmek isterim. 14 yıl önce ben Seferihisar belediye başkanıyken bir iddia ortaya atılmış; hiç benim görmediğim duymadığım bir şey. ‘Belediye binası önünde alarm çanı olarak kullanılan tarihi Rum kilisesine ait çanın başkanlık makamının önünde sergilendiği, tarihi eser niteliğinde olduğu iddia edilen bu çanın ilgili makamlara bildirmeden tarafımca Yunan Konsolosluğu’na verildiği’ iddiasıyla başka bir soruşturma açıldı.”

Osmanlı Devleti ve Vahdettin’i eleştirdiği için soruşturma açılmıştı

Tunç Soyer’e, şehrin düşman işgalinden kurtuluşunun 100. yıldönümünde, Atatürk’ten alıntı yaptığı sözlerle Osmanlı Devleti ve son padişah Vahdettin’i eleştirdiği için İçişleri Bakanlığı tarafından soruşturma açılmıştı. Soyer’in Osmanlı Devleti’ni ve yöneticilerini hedef gösterdiği, kişinin hatırasına hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçlarını işlediği iddia edilmişti.

İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği’nin 16 Kasım’da İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderdiği yazıda, Soyer’in 9 Eylül’deki konuşmasına ilişkin soruşturma açıldığı bildirildi. Müfettişler belediyeden Soyer’in konuşmasının görüntülerini istemişti.

Soyer’in Atatürk’ten alıntı yaptığı “100 yıl önceydi. Bu toprakları yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içindeydi. Gençler, kadınları, çocukları, geleceği hiç düşünmediler. Sadece saraylarındaki saltanatı korumak için bütün bir milleti ateşe attılar. İnsanlık onurumuzu, bağımsızlık tutkumuzu ve yaşam hakkımızı ayaklar altına aldılar ve teslim oldular” sözleri gerekçe gösterilmişti.

Paylaşın