HEDEP’li Danış Beştaş’tan Anayasa Açıklaması: İktidarın Kayığına Binmeyiz

Erdoğan’ın Anayasa çağrısını değerlendiren HEDEP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Biz anayasa yapılması gerektiğini hep savunuyoruz ama demokratik ve özgürlükçü bir anayasa. Bunu yapmak için de önce anayasayı tartışmamız gerekiyor. Şu anda tartışma özgürlüğü yok. Önce bunun sağlanması lazım” dedi ve ekledi:

“Bir kere cezaevlerindeki siyasi mahpusların derhal serbest bırakılması lazım. Ancak tabii ki anayasa talebimiz baki ve görüşmeye de açığız. Niye açığız? Bu dediklerimizi ifade etmek için. Yoksa ‘hadi gelinsin dediklerinizi kabul edeceğiz’ anlamında değil. Yani biz bir parti olarak anayasa tartışmalarından kaçmayız, bu konuda kendimize güvenimiz tam. Ama onların hazırladığı bir kayığa da binmeyiz.”

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde partisinin ittifak yapıp yapmayacağı konusunu da değerlendiren Danış Beştaş, “Bizim şu anda hiç kimseyle ittifakımız yok. Ama HEDEP çok bileşenli bir parti. Ayrıca genel seçimde Emek ve Özgürlük İttifakımız vardı. Onlarla da görüşüyoruz.

Ama diğer konuda bir karar olmadığı gibi şu anda bir aktivite de yok. Kapalı değiliz tabii ki ama ittifak olacaksa ilkeli, açık ve şartların konuşulduğu bir ittifak olmalı. Adına iş birliği diyeceksek ya da belirli bölgelerde aynı isimleri destekleyeceksek, adı farklı şekillerde konulabilir ama şu anda öyle bir durum söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Meral Danış Beştaş, Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, “Bahçeli bugünkü açıklamalarıyla belki ilk kez çok sert çıkışıyor büyük ortağına. Belli ki bir sorun var, içerde tartışmaları mutlaka vardır ama artık bu kez kamusallaşmış durumda. Tam içeriğini bilmiyorum ama şunu söyleyeyim, yani birbirlerine ihtiyaçları olduğu için sıkı sıkıya sarılmışlar zaten. Böyle bir tablo da var. Çok uzun yıllar önce demiştim; MHP AKP’lileşmedi, AKP MHP’lileşti diye. Şu anda MHP’nin tezlerini AKP de çok yüksek sesle ifade ediyor. Bu ülkede anayasa artık onlar için kullanışlı bir aparata dönüştü.

AKP ile MHP için anayasa onlar istediğinde değiştirilebilecek bir şey. Oyumuz yüksek mi? 50+1 yaparız. Oyumuz düştü mü? 40 ya da 45 yaparız. Yani kendine göre anayasayı değiştirmek istiyor. Bu anayasaların hem ruhuna hem yapılış şekillerine hem de amaçlarına aykırı bir durum.

Bir de şöyle bir gerçek var, şimdiki anayasa yürürlükte değil ki. Şu anda Türkiye anayasasız, anayasaya uyulmuyor. Bunu en son Can Atalay meselesinde gördük. Biz şu anda maalesef darbe anayasasını savunur konuma geldik. Karşı olduğumuz bir anayasayı savunuyoruz. Neden? Çünkü mevcut kırıntılar bile uygulanmıyor. Şimdi bu anayasayı uygulamayan bir iktidar yeni anayasayı nasıl yapacak? Ya da zaten uymadığı bir anayasayı niye yapacak?

Biz anayasa yapılması gerektiğini hep savunuyoruz ama demokratik ve özgürlükçü bir anayasa. Bunu yapmak için de önce anayasayı tartışmamız gerekiyor. Şu anda tartışma özgürlüğü yok. Önce bunun sağlanması lazım. Bir kere cezaevlerindeki siyasi mahpusların derhal serbest bırakılması lazım.

Ancak tabii ki anayasa talebimiz baki ve görüşmeye de açığız. Niye açığız? Bu dediklerimizi ifade etmek için. Yoksa ‘hadi gelinsin dediklerinizi kabul edeceğiz’ anlamında değil. Yani biz bir parti olarak anayasa tartışmalarından kaçmayız, bu konuda kendimize güvenimiz tam. Ama onların hazırladığı bir kayığa da binmeyiz” değerlendirmesinde bulundu.

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlerde partisinin ittifak yapıp yapmayacağı konusunu da değerlendiren HEDEP Grup Başkanvekili Danış Beştaş, şu ifadeleri kullandı:

Bu konuda alınan bir kararımız yok. Eş genel başkanlarımız ittifaklara kapalı değiliz diye açıkladılar. Şöyle ifade edeyim; sonuçta bizim kesin olarak kazanacağımız yerler var. Birinci ve ikinci olduğumuz yerler yüzlerce merkezi kapsıyor. Buralarda zaten kendi adaylarımızla gireceğiz ve bir parti olmanın doğal sonucu olarak da Türkiye’nin her yerinde adaylarımızı göstermek aslolandır. İttifaklar daha çok istisnadır aslında.

İttifaklar bize çok sorulan soru. Bu da tabii ki seçim sisteminin getirdiği bir sonuç. Bizim şu anda hiç kimseyle ittifakımız yok. Ama HEDEP çok bileşenli bir parti. Ayrıca genel seçimde Emek ve Özgürlük İttifakımız vardı. Onlarla da görüşüyoruz. Ama diğer konuda bir karar olmadığı gibi şu anda bir aktivite de yok. Kapalı değiliz tabii ki ama ittifak olacaksa ilkeli, açık ve şartların konuşulduğu bir ittifak olmalı. Adına iş birliği diyeceksek ya da belirli bölgelerde aynı isimleri destekleyeceksek, adı farklı şekillerde konulabilir ama şu anda öyle bir durum söz konusu değil.

AK Parti ile yapılan görüşmelerin ittifak olup olmadığına ilişkin de konuşan Danış Beştaş, “Bu tartışmanın kendisi aslında bir ayrımcılık ve ötekileştirme. Oluşturulan yargılara ve algıya dair söylemek isterim ki bu da HEDEP’e yönelik yaklaşımın bir neticesi. İktidarın ya da farklı kesimlerin çıkardığı ‘HEDEP orayla da görüşebilir, burayla da görüşebilir, işte ittifak yaptı yapıyor’ tartışmaları rahatsız edici.

Basında çıkan görüşme tamamen hasta mahpuslarla ilgiliydi. Biz de görüştük. Ben mesela Saruhan (Oluç) Bey’le birlikte Adalet Bakanıyla görüştüm, (bu görüşmenin) bir hafta sonrasında. Pervin (Buldan) Hanım’la Sırrı (Süreyya Önder) Bey de bu konuda görüşmüştü. Çünkü ciddi şikayetler var cezaevinden. Bir ittifak görüşmesi değildi. Ayrıca bir ittifak görüşmesi niye Adalet Bakanıyla yapılsın? Yani bunun bir anlamı yok. AKP ile de CHP ile de Gelecek ile de hiçbir partiyle bizim bir ittifak görüşmemiz yok” dedi ve ekledi:

“Bu konuda şunu söyleyeyim, biz hep görüşüyoruz, yani bu yeni bir şey değil. Önemli bir soru sordunuz; yani mesela Adalet Bakanlığıyla grup adına grup başkan vekilleri olarak biz gerçekten sürekli görüşüyoruz. Yani bize talep geliyor, dilekçe geliyor ya da bir sorun geliyor. Telefonla ya da yüz yüze ara ara görüşüyoruz. Yani böyle ‘kabul etmediler’ diye bir şey diyemeyiz, çünkü kabul ediyorlar.

Meclis için şunu söylemek isterim, burası bir yasama meclisi, yasama organı ve siyasi düşüncelerimiz, duruşumuz net. Bu ne kapı arkasında ne kapı önünde değişir. Yani HEDEP olarak bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Hiçbir şekilde değişmiyor. Yani biz gidip arkada konuşunca kimseye sözler vermiyoruz ya da farklı bir şey yapmıyoruz. Çalışma programı konuşuluyor, hangi kanun ne kadar sürer bu tür şeyleri konuşuyoruz. Bu tür temaslar aslında bütün partiler arasında var. Bütün partilerin de iktidarla var. Siyaseten yarışırsın, rekabet edersin. Ama o an akut bir sorun varsa da konuşursun.”

HEDEP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Git Derdini Başka Tarafta Anlat

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, “Sayın Erdoğan, sen ne değiştireceksin bilmiyorum, sistem mi değiştireceksin, ortak mı, ittifak mı değiştireceksin, rahmetli Erbakan’a attığın kazıkta olduğu gibi gömlek mi değiştireceksin. Ne değiştirirsen değiştir emin ol bizimle birlikte anayasa değiştiremeyeceksin” dedi ve ekledi:

“Biz, kendisi için her doğan için değil Erdoğan için yapılmış anayasaya ‘bu kıyafetin kolu uzun, paçası dar geliyor’ diyorsa biz ona şunu söylüyoruz: Anayasa toplumsal mutabakatla yapılır, öyle MHP ile baş başa verdik, noktasını virgülünü değiştirmez dersen seni böyle esir alırlar kardeşim, derdine kendin yan. Git derdini başka tarafta anlat.”

Özel konuşmasına, “Öbür taraftan enteresan bir ilişki, bir yandan bakıyorsunuz, biri diyor ki yanlış yollara saptım, diğer sistem çok güzel, cumhurbaşkanımız aramızı kimse bozamaz diyor. Yürümeyen bir evliliği biri devam ettirmek istiyor, biri bitirmek istiyor gibi. Hadi oradan keratalar meşgul etmeyin memleketi” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Bu hafta sonu Bosna Hersek’te olacağız. Bosna Hersek 1990’larda çok büyük acılar yaşadı. Dünyanın gözü önünde büyük soykırım yaşadı. Türkiye olması gereken yerdeydi.

Şimdi İsrail-Filistin meselesinde olduğu gibi. Filistin’de halka en büyük zararı veren Hamas’ın sınır aşmasıyla başladı. Bunu araç sallaştıran İsrail adeta bir soykırıma girişti. 13 bin 300 kişi hayatını kaybetti. Öldürülen çocukların sayısı 4 bin 600’e ulaştı. Bu kadar büyük bir zulmün karşısında dünyanın güçlüleri Bosna’da 1995’te girdikleri suskunluğa girdiler. Sonra gözyaşı döktüler. Yapmaları gereken bu zulme dur demektir.

Arkadaşlarımız çalışıyor, gerekli diplomatik girişimleri başlattılar, Filistin’e gideceğiz.

Yargıtay Can Atalay kararıyla birkaç yere birden had bildiriyor. Hatay seçmenine karşı bir meydan okuma var. Mesele devamında Can Atalay krizini çok aşıyor. AYM’ye diyor ki, ben Anayasa’yı tanımam. Meclis’e diyor ki, ben 600’ünüzü de takmam. Meclis Başkanı’na ayar veriyor. Numan Kurtulmuş da rahatsızlık duyuyor ama bu noktada yapması gerekenleri Meclis adına yapmıyor. Tarafsız bir Meclis Başkanlığı görevi için yola çıkmıştı.

Ortada bir anayasa krizi yok. Yaşanan mesele, bir mahkemenin ve ona cesaret veren parti genel başkanının anayasayı tanımama krizidir, mesele bir devlet krizidir. Mesele, ‘anayasanın bir sayfasını tanımayayım, yarın ses çıkmazsa meclisi de tanımam’ın, anayasasız bir düzeni dayatmanın, meclisi tanımamamın, belki seçimleri bile yapmamanın hesabı içinde olan bir darbe girişine direnip direnmeme meselesidir.

CHP, Erdoğan’ın başına geçtiği bu darbe girişimine direnmeye karar verdi. Grubumuz toplandı, ikinci bir karara kadar bu mücadelemiz Meclis’te sürecek. İktidarın korkusuyla bazı merkez medya ve yandaş kanallar gözlerini kapamış durumdalar. Erdoğan’ın karşısında bu darbeye direniyoruz, direnmeye devam edeceğiz.

“MHP’nin sırtında kambur olduğunu açıkça ifade ediyor”

10 Kasım 2021’den önce, 5 Ekim 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki, ’50+1 rastgele bir tercih değildir. Bilinçli ve vazgeçilmez bir kriterdir’. Solcuları, sosyal demokratları, Kürtleri bu devleti yönetmene değer görmüyor ya, kendince bir koalisyon yapacak, oradan ayrılmayacak. Biz yaptık, biz önerdik demiyor. Kürt’ü Alevi’yi solcuyu, emekçiyi, onların temsilcilerini dışarıda tutan bir anlayış.

10 Kasım 2021’e gelince Karamollaoğlu ziyaretinde 50+1’in mahsurlu olduğunu anladık diyor. İttifak ortağından yanıt geliyor, ’50+1 hesabını eleştirenleri anlayışla karşılamamız abesle iştigal olur, bu masum bir talep değildir’ diyor. Tartışma rafa kalkıyor. Geçen günlerde Erdoğan ’50+1 şartının değişmesi isabetli olur, yanlış işler yapılıyor’ diyor. MHP’nin yanlış bir yol olduğu, onunla birlikte olmanın bir hata olduğu, MHP’nin sırtında kambur olduğunu açıkça ifade ediyor. Hep birlikte susuldu, beklendi ki Devlet Bey buna ne diyecek. Devlet Bey, ‘eksiklikleri olabilir ama taviz verilemez, ama cumhurbaşkanımız ile aramızı da kimse açamaz’ dedi.

Bizim CHP olarak bunlarla meşgul olmamız mümkün değil. Sayın Erdoğan, sen ne değiştireceksin bilmiyorum, sistem mi değiştireceksin, ortak mı, ittifak mı değiştireceksin, rahmetli Erbakan’a attığın kazıkta olduğu gibi gömlek mi değiştireceksin. Ne değiştirirsen değiştir emin ol bizimle birlikte anayasa değiştiremeyeceksin.

Biz, kendisi için her doğan için değil Erdoğan için yapılmış anayasaya ‘bu kıyafetin kolu uzun, paçası dar geliyor’ diyorsa biz ona şunu söylüyoruz: Anayasa toplumsal mutabakatla yapılır, öyle MHP ile baş başa verdik, noktasını virgülünü değiştirmez dersen seni böyle esir alırlar kardeşim, derdine kendin yan. Git derdini başka tarafta anlat.

Öbür taraftan enteresan bir ilişki, bir yandan bakıyorsunuz, biri diyor ki yanlış yollara saptım, diğer sistem çok güzel, cumhurbaşkanımız aramızı kimse bozamaz diyor. Yürümeyen bir evliliği biri devam ettirmek istiyor, biri bitirmek istiyor gibi. Hadi oradan keratalar meşgul etmeyin memleketi.”

Paylaşın

PİAR Araştırma: AK Parti Yüzde 4,3 Oy Kaybetti

“Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz” sorusunun yöneltildiği araştırmaya göre AK Parti yüzde 4,3 oy kaybetti. AK Parti’nin kaybettiği oylar MHP ve Yeniden Refah gibi Cumhur İttifakı içerisinde yer alan partilere geçti.

HEDEP ve TİP’in oluşturduğu ittifak kilit rolünü korurken, muhalif sağdan oyunu yükselten tek parti ise Zafer Partisi oldu.

CHP’de yaşanan yönetim değişikliğinin ardından PİAR Araştırma Şirketi seçmenlerin tavrına yönelik araştırma yaptı. 14-17 Kasım tarihleri arasında yapılan araştırmaya göre CHP için kötümser tablo tersine dönmeye başladı.

26 ilde 2584 kişi ile yapılan araştırmayı PİAR yöneticilerinden Kadir Atalay değerlendirdi. Anket sonuçlarına göre;

“Kurultay öncesi oluşan kötümser hava dağılmış. CHP son seçimlere göre 1,4 puan artmış olsa da Ekim ayı çalışmamıza göre 7 puan yükselmiştir. İyi parti seçimden buyana seçmenlerinin yarısını, CHP kongresinden sonra ise yaklaşık 3 puan oy kaybetmiştir.

Cumhur ittifakı partilerinden Ak Parti hızla oy kaybetmesine rağmen bu oylar ekseriyetle MHP ve Yeniden Refah gibi partilere akmaktadır.

Deva, Gelecek, Saadet, HüdaPar, Demokrat Parti Ve DSP gibi kendi listeleri ile seçime katılmamış olan partilerin meclisteki varlıklarının, oy oranlarını artırmaya ve yeni bir seçmen tabanı oluşturmaya yetmemiş olduğunu görüyoruz.

HEDEP ve TİP’in toplam oylarına bakıldığında bu ittifakın gücünü ve kilit rolünü sürdürdüğünü görüyoruz. Muhalif sağdan oyunu yükselten tek parti ise İyi partideki dağılmışlık görüntüsünün etkisiyle Zafer Partisi olmuştur.”

KASIM 2023 için yapılan “Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz” sorusunun yöneltildiği araştırmaya göre AK PARTİ yüzde 4,3 oy kaybetti.

Yöneylem Araştırma Şirketi tarafından 6-8 Kasım tarihleri arasında 27 ilde 2400 kişiyle yapılan araştırmada ise seçmenlere “Son Kurultay’da CHP’de bir genel başkan değişimi yaşandı. Kurultay’ın ardından CHP’ye yönelik tutumunuz hangi yönde değişti?” şeklinde bir sorusu yöneltilmişti.

Seçmenlerin %35,9’u tutumlarının olumlu yönde, %10,3’ü olumsuz yönde değiştiğini ifade etmişti.

Paylaşın

CHP’de Yerel Seçim Çalışmaları Hız Kazandı

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerde çalışmalarını hızlandırdı. CHP, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim takvimi ve aday tespit kriterleri belirlendi.

CHP, tüm büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde aday çıkaracak. İlerleyen süreçte diğer muhalefet partileri ile seçim iş birliğinin gündeme gelmesi ve partiler arasında mutabakat sağlanması halinde bazı seçim çevreleri için bu karar gözden geçirilebilecek.

CHP yönetimi, yerel seçim iş birliği görüşmeleri için başta İYİ Parti olmak üzere herhangi bir partiden adım beklemeyecek. Temaslar en kısa zamanda başlayacak.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre; Kurultay sürecini geride bırakan CHP’nin yerel seçimlere giderken atacağı adımlar netleşmeye başladı. Dün gerçekleşen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim takvimi ve aday tespit kriterleri belirlendi.

CHP yönetimi, belediye başkan adaylarını belirlemede farklı yöntemler işletecek. Başta büyükşehirler olmak üzere, başkanları CHP’li olan il ve ilçelerdeki mevcut başkanların yeniden aday gösterilip gösterilmemesi konusunda 4 farklı kriter dikkate alınacak.

İlk kriter, “mevcut başkandan memnuniyet” olacak. Seçmenin belediye başkanından ve hizmetlerinden memnun olup olmadığını ölçmek üzere “memnuniyet anketleri” yaptırılacak.

Son yerel seçimde CHP’nin aldığı oy ile yapılacak güncel anketlerdeki CHP’nin oy oranı da karşılaştırılacak. Böylece belediye başkanının partinin mevcut oy oranına katkısı olup olmadığı da ölçülmüş olacak.

Halihazırda CHP’de olan belediyelerin başkanlarının başarıları, parti il veya ilçe örgütünün, ilin milletvekillerinin görüşleri dikkate alınarak da değerlendirilecek.

Sadece o ilin veya ilçenin örgüt yöneticileri ve milletvekillerinden değil partinin görevlendirdiği başka illerin milletvekillerinden ve parti yöneticilerinden oluşan heyetlerden de görüş alınacak. Başka illerin milletvekilleri ve parti yöneticileri, görevlendirildikleri illere ilişkin rapor hazırlayacak. Bu rapor hazırlanırken sadece o kentteki partililerin değil sivil toplum örgütlerinin, iş insanlarının, yerel medyanın, esnafın da görüşü alınacak.

Tüm bu aşamalar tamamlandığında ortaya çıkan sonuca göre aday belirleme yöntemi netleşecek. Ağırlıklı olarak parti denetiminde ön seçim yöntemini benimsemeyi düşünen yeni MYK, bazı illerde tek bir isim üzerinde uzlaşı sağlanabileceğini, üye sayısı az illerde ise bu yöntemin hayata geçirilemeyeceğini ifade ediyor.

CHP’nin yönetimde olduğu tüm illerde ve ilçelerde geçerli olacak bu yöntemler, Genel Başkan Özgür Özel’in de isimlerini açıkladığı ve memnuniyet oranının çok yüksek olduğu İstanbul, Ankara ve Aydın’da geçerli olmayacak.

CHP, belediye meclis üyeliklerinde cinsiyet ve genç kotasını da uygulayacak. Buna göre belediye Meclis üye adaylarının üçte 1’i kadınlardan, dörtte 1’i de gençlerden oluşacak.

CHP Ankara ve İstanbul için ise özel bir strateji yürütecek. Ankara’da cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüksek oy aldığı ancak halen AK Parti veya MHP’de olan bazı belediyelerin alınabileceği ifade ediliyor. Mamak, Etimesgut, Gölbaşı gibi ilçe belediyeleri üzerinde özel olarak duruluyor.

CHP yönetimi, İstanbul’daki 39 ilçenin en az 25’ini kazanma potansiyelleri olduğunu ifade ederken 30 ilçeyi kazanmak üzere çalışma yürüttüklerini ifade ediyor. Belediye başkan adaylarının ilçenin talepleri, sosyal dokusu, farklı toplum kesimleri ile ilişkileri dikkate alınarak belirleneceğini ifade eden yöneticiler, bu konuda detaylı veriler içeren kapsamlı ve bilimsel çalışmalar yaptıklarını anlattı.

CHP yönetimi, yerel seçim stratejisini belirlemek üzere milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve parti yöneticilerinin katılımıyla 1-3 Aralık tarihleri arasında Antalya Manavgat’ta kampa girecek. Kampta seçim kampanyasına ilişkin önerilerin yanı sıra, seçim bölgelerinde görevlendirilecek heyetler de belirlenecek.

MYK toplantısının ardından il ve ilçe başkanlıklarına gönderilen genelgeye göre büyükşehir, il, ilçe belediye başkanlıkları ile belediye meclis üyeliği adaylığı için başvurular 21-28 Kasım arasında alınacak.

İl ve ilçe başkanlarının belediye başkanlığına aday olmamaları yönündeki geçen dönem alınan tavsiye kararı uygulanacak. Ancak kamuoyu yoklamaları ve örgütlerin görüşü doğrultusunda, il veya ilçe yöneticilerinin belediye başkan adayı olması yönünde bir eğilim çıkarsa istisnai uygulamalar söz konusu olabilecek. Ayrıca partinin güçsüz olması nedeniyle, aday çıkarılamayan yerlerde de ilçe, il veya belde başkanları doğal aday olacak.

Tüm seçim çevrelerinde aday çıkarılacak

CHP, tüm büyükşehir, il, ilçe ve beldelerde aday çıkaracak. İlerleyen süreçte diğer muhalefet partileri ile seçim iş birliğinin gündeme gelmesi ve partiler arasında mutabakat sağlanması halinde bazı seçim çevreleri için bu karar gözden geçirilebilecek.

CHP yönetimi, yerel seçim iş birliği görüşmeleri için başta İYİ Parti olmak üzere herhangi bir partiden adım beklemeyecek. Temaslar en kısa zamanda başlayacak.

CHP’de belediye başkanlığı ve belediye meclis üye adaylığı başvuru ücretleri de netleşti. Başvuru ücretleri başvuru yapılan yerin nüfus büyüklüğüne göre kademeli olarak artacak. Buna göre en yüksek ücreti 50 bin lira ile büyükşehir belediye başkan adayları, en düşük ücreti ise 3 bin lirayla, nüfusu 5 binin altındaki belde adayları ödeyecek.

Belediye Meclis üye adaylarından da başvurdukları yerin nüfusuna göre bin lira ile 10 bin lira arasında başvuru ücreti alınacak. Kadın ve genç kontenjanından başvuranlar belirlenen ücretin yarısını, engellilerden, çatışmalarda hayatını kaybedenlerin yakınlarından ve gazilerden ise ücret alınmayacak.

Paylaşın

Borcunu Zamanında Ödeyen İller Belli Oldu!

Borcuna en sadık il takipteki alacakların toplam nakdi krediye oranı yüzde 0,59’la Çankırı oldu. Çankırı’dan sonra takibe düşme oranının en düşük olduğu iller Denizli, Nevşehir, Siirt, Kastamonu ve Aksaray oldu.

Takipteki alacak oranının en yüksek olduğu ilk 5 şehir ise yüzde 3,9 Konya, yüzde 3 Diyarbakır, yüzde 2,4 Mardin, Hakkari yüzde 2,2 ve yüzde 2,2 Adana şeklinde sıralandı.

Türkiye genelinde kredilerin takibe dönüşüm oranının en yüksek ve en düşük olduğu iller belli oldu.

Ekonomim’den İbrahim Ekinci’nin haberine göre, takipteki alacak oranının en yüksek olduğu ilk ise yüzde 3,9 ile Konya oldu.

Borcuna en sadık il ise takipteki alacakların toplam nakdi krediye oranı yüzde yüzde 0,59’la Çankırı oldu.

Takipteki alacak oranının en yüksek olduğu ilk 5 şehir ise yüzde 3,9 Konya, yüzde 3 Diyarbakır, yüzde 2,4 Mardin, Hakkari yüzde 2,2 ve yüzde 2,2 Adana şeklinde sıralandı.

Çankırı’dan sonra takibe düşme oranının en düşük olduğu iller de Denizli, Nevşehir, Siirt, Kastamonu ve Aksaray oldu.

Paylaşın

Bahçeli’den Erdoğan’a 50+1 Yanıtı: Muhtar Seçmiyoruz

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP lideri Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ’50+1 değişmeli’ sözlerine yönelik olarak, daha önce yaptığı bir açıklamadan alıntı yaparak yanıt verdi ve aynı noktada olduklarını belirtti: 

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin bir başarısı, geleceğinin müjdesi, milli bekanın güvencesi, milli birlik ve dayanışmanın zırhı, devlet yönetiminin milli hedeflerle birleşmesidir. Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50 +1’dir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için ‘yönetimde istikrar’ ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Bu itibarla yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal teşkil edecek, model olacak bir şeklidir. Dikkat buyurunuz, milletvekili seçmiyoruz, belediye başkanı seçmiyoruz, muhtar seçmiyoruz, cumhurun bütününü temsil edecek Cumhurbaşkanı seçiyoruz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

Milliyetçi Hareket Partisi de bu vatanın, bu milletin daima hizmetkarı ve sevdalı yüreği olmaya karlık beklemeksizin yeminlidir. Türkiye’nin muhafazası, milli güvenliğimizin savunması vatan topraklarından değil; gönül, kültür ve kardeşlik bağlarımızın ilmik ilmik vicdanlara dokunduğu coğrafyalardan yapılmalıdır, bugüne kadar yapılan da bundan farklı bir şey değildir.

Filistin’in huzuru Türkiye’nin huzurudur. Suriye’nin istikrarı Türkiye’nin istikrarıdır. Irak’ın esenliği Türkiye’nin esenliğidir. Asırlar içinde pek çok çatışmaya sahne olan Filistin 16’ıncı yüzyıldan itibaren egemenlik şemsiyemiz altına girmiştir. Filistinli masumların gözyaşları ve dökülen kanları kesilmeden, hak kayıpları telafi edilmeden Ortadoğu’da kalıcı barış ve huzur ortamının inşası hayal ötesi bir beklentidir.

Gazze meselesi; güvenlik, inanç, insan, kültür ve tarih boyutlarıyla Türkiye’nin meselesidir. Bizim için bu konuda tarafsızlık diye bir şey söz konusu olamaz. Haksızlık karşısında suskun kalmak dilsiz şeytanlıktır. İsrail ile Filistin arasında acil ve insani ateşkesin olması için daha kaç çocuğun, kaç masumun ölmesi lazımdır?

Okullar, hastaneler, sivil yerleşim alanları, camiler, kiliseler, fırınlar, ambulanslar, su şebekeleri, elektrik santralleri, yollar, köprüler, mezarlıklar, son tahlilde insana dair ne varsa bombalanıyorken, Almanya Başbakanı’nın çıkıp da “İsrail’in yaptığı nefsi müdafaa” demesinin ahlaki, hukuki ve vicdani bir karşılığından bahsetmek mümkün müdür? İsrail vandallığının sözde nefsini savunanların, mazlumların nefsini konuşacak şerefli duruşu göstermeleri için daha başka neyin ve nelerin olması gerekmektedir? Bu nasıl bir nefistir ki, katilde olup da maktulde yoktur.

İsrail; orantısız, onursuz ve ahlaksız saldırılarına derhal son vermelidir. Uluslararası toplum İsrail üzerindeki baskıyı artırmalıdır. Son günlerde yoğunlaşan protesto gösterileri, uyanışa geçen küresel vicdan, İsrail halkı arasındaki keskin bölünmeler, bu ülke siyasetindeki sert çalkantılar Netenyahu’nun elini günbegün zayıflatmakta, yalnızlığa itmektedir.

Çıkmaza sürüklenen, kafası ve kalbi rehin altında olan İsrail Başbakanı’nın siyasetten silinip gideceği günler uzak değildir. İsrail ile Filistin arasında çok acil ve kalıcı ateşkes sağlanmalıdır. Sürdürülebilir bir barış ortamı muhakkak surette tesis edilmelidir. İsrail’in kontrolündeki nükleer başlıklı silahların araştırılması uluslararası gözlemciler vasıtasıyla derhal yapılmalıdır. Rehinelerin kurtarılması maksadıyla diyalog ve diplomatik kanallar oluşturulmalı, atılan adımlar karşılık bulmalı, insani yardımların önü açılmalıdır.

Filistin’in yutulmasına, Siyonizm masasında menü olmasına göz yummayacağız. Mücadeleyse mücadele edeceğiz; milli güvenliğimizi, tarihi çıkarlarımızı, egemenlik hukukumuzu, mazlum kardeşlerimizin tartışılmaz haklarını korumak için elimizden ne geliyorsa, gücümüz neye yetiyorsa bihakkın yapacağız.

Erdoğan’a 50+1 yanıtı

(Erdoğan’ın Almanya ziyareti sonrası yaptığı ’50+1 şartının değişmesi isabetli olur’ açıklamasına yönelik) Cumhuriyet’in yeni yüzyılında, Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin temin sürecinin başında en büyük kozumuz, en müstesna kuvvetimiz 16 Nisan Halkoylamasıyla yönetim sistemimizde yapılan zamanlar üstü reformdur. Bu reformun mimarbaşı Türk milletidir ve onun ruh kökünden doğan Cumhur İttifakı’dır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti’nin hem üçüncü evreye geçişini sağlamış hem de yeni yüzyılı kavrayan ve kuşatan demokratik ve dinamik nitelikli sistemsel başarısını somutlaştırmıştır. Milli iradenin takdir ve tercihiyle kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin üzerine gölge düşürmek, bilhassa “ucube sistem, tek adam rejimi” iddialarıyla çamur atmak yalnızca haksızlık değil bizatihi milletimize saldırıdır. Şayet cumhur ile Cumhuriyet kucaklaşmışsa, devlet ve millet arasında uyum tam manasıyla sağlanmışsa, bunun ana kaynağı, yegane sebebi, altın hissesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne aittir.

Devlet hayatında çatlak sesler dinmiş, karar alma süreçleri seriye bağlanmış, kuvvetler ayrımı billurlaşmış, çok başlılık devri kapanmış, bürokratik oligarşinin suyu kesilmiştir. Yeni sistemin gerekli, yeterli siyasi, stratejik ve fikri demlenme süreci devam etmekte olup kurum ve kurallarıyla olgunlaşması, ilke ve esaslarıyla oturması Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın güvencesi olacaktır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gelip geçici bir heves değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi işi bitince buruşturulup bir köşeye atılacak tek kullanımlık konjoktürel reçete hiç değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin istikbal haysiyeti, milli bekasının habitatı; Türk milletinin huzur, barış ve kardeşlik iradesinin temel harcıdır.

Elbette Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin aksayan, tekleyen ve arıza sinyali veren yönleri varsa mutabakatla ele alınıp düzeltilmelidir. Bu da son derece doğal ve doğru bir seçenektir. Ancak her yönetim sisteminin bir özü, hukuki ve ahlaki meşruiyetini sağlayan demokratik bir özelliği vardır ve bunun tartışılması da öngörülemez sorun ve sıkıntılara yol açma riski taşımaktadır.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedefiyle milletimizin huzuruna çıkan zillet ittifakı amaçladığı icazet ve ruhsatı alamamış, milli irade Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni mevcut ve mahut haliyle tasdik ve teyit etmiştir. Lağvolunan bir kurum veya sistemin tekrar ihyası diye bir şey zaten makul ve mantıklı bir şey değildir.

İster iyileştirilsin, isterse de güçlendirilsin, eğer Parlamenter Sistem her şeye rağmen ihya edilseydi; dejenere olması, kaosa hizmet etmesi, kutuplaşma ve kamplaşmayı körüklemesi, devlet yönetimini krize sokması mukadder bir siyaset ve hayat gerçeği haline gelirdi. Bu ise 15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü kadar vahim gelişmelere neden olabilirdi. Hamd olsun aziz milletimiz kötürüm ve köhne siyasetin ayak oyunlarına, yönetilemeyen Türkiye önerisine müsaade etmemiş, buna fırsat vermemiştir.

Bildiğiniz gibi, Sayın Cumhurbaşkanımız Almanya ziyaretinden dönerken Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ana omurgası, can evi, demokratik güvenliği olan yüzde 50+1 oy nisabıyla ilgili açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir: ‘Çoğunluğu alan adayın seçilmesi usulüne geçilmesi halinde Cumhurbaşkanlığı seçimi de seri olur, uğraştırmaz ve yanlış yollara da sevk etmez. Mevcutta 50+1 mecburiyeti partileri yanlış yollara sevk ediyor. Kimin eli, kimin cebinde belli değil.’ Sayın Cumhurbaşkanımızın tespit ve değerlendirmeleri siyasetin ve kurulan ittifakların parçalı yapısına bakıldığında tutarlı ve anlamlıdır.

Fakat bu konuda bizim geçmişten bugüne söylediğimiz sözler, yaptığımız açıklamalar, paylaştığımız görüşler de bellidir ve esasen hiç değişme göstermemiştir. 7 Haziran 2018 tarihinde, Kayseri Merkezli Bölge İstişare Toplantısında yapmış olduğum konuşmada şöyle demiştim: ‘Çok partili siyaset hayatımızda bu haliyle 16 Nisan Halkoylaması bir milat, hatta demokratik bir misak olmuştur. Yeni sistemde kutuplaşma ihtimali en aza çekilmiştir. Barajın fiilen yüzde 50+1’e çıktığı göz önüne alındığında siyasi partilerin uzlaşmaktan, ahlaki bir ittifak kurmaktan başka seçeneği de kalmamıştır.

Türkiye’nin beka düzeyinde tehditlerle boğuştuğu bir dönemde, siyasetin kavgaya sapmasını mantıki göremez, makul karşılayamazdık. İstiklalimize saldırılırken, istikbalimizle ilgili oyunlar tezgâhlanırken cumhurun emanetini daha fazla sahiplenmeli, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini yüksek bir şuurla müdafaa etmeliydik.’

2 Temmuz 2019 tarihli Meclis grup toplantımızdaki sözlerim de aynen şu şekildeydi: “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşama azminin, payidarlık iradesinin, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün aynen tecellisi ve tescilidir. İlaveten siyasi istikrarın teminatıdır. Yeni sistemle beraber barajın yüzde 50+1’e çıkması muhkem bir sayısal çoğunluktan daha çok müstesna bir uzlaşmayı, muazzam bir kucaklaşmayı sağlamıştır. Türkiye aradığı parlak yönetim sistemini pek çok badireye uğraya uğraya, birçok sorunla boğuşa boğuşa sonunda bulmuş ve benimsemiştir.”

Yine 16 Kasım 2021 tarihinde yaptığımız Meclis Grup Toplantımızda ise şunları söylemiştim: ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi milletimizin bir başarısı, geleceğinin müjdesi, milli bekanın güvencesi, milli birlik ve dayanışmanın zırhı, devlet yönetiminin milli hedeflerle birleşmesidir. Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli yüzde 50 +1’dir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçildiği ve hükümet TBMM’den güvenoyu almadığı için ‘yönetimde istikrar’ ilkesi kendiliğinden gerçekleşmiştir.

Bu itibarla yüzde 50+1 oyla Cumhurbaşkanı seçilmesi çoğulcu demokrasinin dünyaya emsal teşkil edecek, model olacak bir şeklidir. Dikkat buyurunuz, milletvekili seçmiyoruz, belediye başkanı seçmiyoruz, muhtar seçmiyoruz, cumhurun bütününü temsil edecek Cumhurbaşkanı seçiyoruz.’ Milliyetçi Hareket Partisi olarak, dün ne demişsek bugün aynı çizgide, aynı düşüncede, aynı görüşteyiz.”

Paylaşın

MHP’li Celal Adan Özür Dilemedi, HEDEP’li Vekiller Meclis Kürsüsünü İşgal Etti

MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın küfür etmesi HEDEP milletvekilleri tarafından protesto edilmeye devam ediliyor. HEDEP’li Saruhan Oluç, “Bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz, hâlâ özür dilemiyorsun” dedi.

HEDEP’li Sırrı Sakık ise, “Bu parlamentodan özür dilemeniz gerekir. Bizden özür dilemeniz gerekir. Bize milyonlarca oy vermiş vatandaşlardan özür dilemeniz gerekir” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık’ın konuşmasının ardından, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda MHP’li Meclis Başkanvekili Celal Adan’ın küfür etmesi HEDEP milletvekilleri tarafından protesto edilmeye devam ediliyor.

HEDEP’li milletvekilleri, bugün Celal Adan’ı protesto etmek için Meclis kürsüsünü işgal edip protesto eylemi düzenledi.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Celal Adan bugünkü TBMM Genel Kurulu’nda özür dilemeyeceğini belirterek, “Geçtiğimiz günlerde Meclis’i yönettiğim oturumla ilgili olarak bazı tartışmalar Genel Kurul’da gündeme gelmiştir. Bu konuda oturum sırasında ifade ettiğim hususlar bizatihi tutanaklarda yer almaktadır. Bunun dışında beni ve parlamentoyu bağlayacak hiçbir husus bulunmamaktadır. Hepinize saygılarımı sunuyorum” dedi.

Bunun üzerine söz alan Sırrı Sakık, “Bu parlamentodan özür dilemeniz gerekir. Bizden özür dilemeniz gerekir. Bize milyonlarca oy vermiş vatandaşlardan özür dilemeniz gerekir. Öyle geçiştirmekle olmaz. Grupta oturup birbirinizi alkışlamakla olmaz. Sizi sanki Kurtuluş Savaşı’nda bir kahraman gibi karşılıyorlardı. Çok ayıp” dedi.

Adan’ın söz verdiği diğer milletvekillerinin konuşmaları Meclis’te ıslık ve alkışla protesto edildi. HEDEP Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, “Bu şekilde çalışmayı kabul etmiyoruz, hâlâ özür dilemiyorsun” dedi.

26 Ekim’deki Meclis Genel Kurulu’nda Sırrı Sakık’la tartıştıktan sonra mikrofonunu kapatmayı unutan Celal Adan’ın,  “Pez…ler ya” dediği duyulmuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin 31 Ekim’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada Celal Adan’a “TBMM’de haince konuşma yapan tescilli bir bölücüye yüreklice yanıt veren TBMM Başkanvekili Sayın Adan sahipsiz değildir, yalnız değildir” diyerek destek vermişti.

Paylaşın

BM Raporu: Dünya Yaklaşık 3 Derece Isınacak

Yeni yayınlanan bir rapora göre, ülkelerin iklim değişikliğini sınırlama yönündeki mevcut emisyon taahhütleri, dünyayı bu yüzyılda yaklaşık 3 derece ısınma yoluna sokacak.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler (BM), ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik vaatlerini değerlendiren yıllık Emisyon Açığı Raporu’nu yayınladı.

Rapor, ülkelerin iklim eylemlerini artırmaması halinde, dünyanın sanayi öncesi seviyesinin 2,5 ila 2,9 derecelik bir ısınmayla karşı karşıya kalacağını ortaya koyuyor.

Raporun baş editörü Anne Olhoff, raporda yer alan bilgiler, geçen yılın raporuyla karşılaştırıldığında temelde bir şeyin değişmediğini ifade etti.

Bilim insanları, 3 derecelik bir ısınmanın, buz tabakalarının hızla erimesinden Amazon yağmur ormanlarının kurumasına kadar geri dönüşü olmayan pek çok felakete neden olabileceğini öngörüyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Mevcut eğilimler, gezegenimizi 3 derecelik ölümcül bir sıcaklık artışına doğru itiyor” dedi.

Liderler, Paris Anlaşması’nda kabul edilen 1,5 derecelik ısınma hedefi için BM iklim zirvesi COP28 için yakında Dubai’de bir araya gelecek.

Sera gazı emisyonları 2021’den 2022’ye yüzde 1,2 artarak 57,4 gigaton karbondioksit eşdeğeri ile rekor seviyeye ulaşmıştı.

Paylaşın

“İsrail, Gazze’de Günde 15 Tank Kaybediyor” İddiası

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında 45. gün geride kalırken İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu komutanı Hüseyin Selâmi, İsrail’in Gazze’de her gün en az 15 tank ve çok sayıda zırhlı araç kaybettiğini iddia etti.

Haber Merkezi / Hüseyin Selâmi, İsrail’in Filistin direniş güçlerinin yıpratma ve saldırılarına maruz kaldğını ve İsrail2in her gün çok sayıda askerini kaybettiğini sözlerine ekledi. İsrail’in ahlak testinde de başarısız olduğunu kaydeden Hüseyin Selâmi, bu savaşta Filistinlilerin galip geleceğini öne sürdü.

Gazze’de can kaybı 13 bini aştı

Öte yandan Gazze’de İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 13 bini aştı. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, hayatını kaybedenlerden 5 bin 500’ünün çocuk, 3 bin 500’ünün kadın olduğunu belirtti.

Bakanlık, 30 binden fazla yaralının olduğu, yaralıların yüzde 75’inin kadınlar ve çocuklar oluşturduğunu vurguladı. Bakanlık ayrıca, 6.000’den fazla kişinin de kayıp olduğu bildirildi.

Birleşmiş Milletler İnsani  Yardım Ofisi (OCHA), Gazze’deki mevcut insani durumu belirten kısa bir rapor yayınladı. OCHA, Gazze’deki tüm konutların en az yüzde 45’inin yıkıldığını veya hasar gördüğünü açıkladı.

Ateşkes çalışmaları

Katar Dışişleri Bakanı Al Sani, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile başkent Doha’da basın toplantısı düzenledi. AB yetkilisi Borrell ile Gazze’de ateşkesin sağlanmasını ele aldıklarını belirten Al Sani, görüşmede ayrıca “Gazze’de gerçekleşen soykırım, aç bırakma ve zorla yerinden etme” gibi uygulamaları da görüştüklerini söyledi.

Savaşın durmasının yardımların girişi için insani koridorların açılmasının önemine işaret eden Al Sani, “Önceliklerimizin başında, derhal ateşkes, Gazze Şeridi’ne yönelik tüm intikam ve ayrım gözetmeyen saldırılar, soykırım, açlık ve zorla yerinden etme uygulamalarının sona ermesi ve Gazze’ye uzun yıllardır uygulanan haksız kuşatmanın son bulmasıdır.” dedi.

Hamas ile İsrail arasındaki esir takasının yakında olacağına işaret eden Al Sani, “Hamas ile İsrail arasında bir esir takası için önümüzde sadece küçük zorluklar kaldı.” diye konuştu.

Al Sani, Gazze’ye uygulanan ablukanın kırılması ve burada tutulan İsrailli rehineler konusunu da ele aldıklarını aktararak, uluslararası topluma İsrail’in Gazze’de işlediği katliamlara karşı bir duruş sergileme çağrısı yaptı.

İsrail ordusunun abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını yaklaşık bir buçuk aydır sürdürdüğünü vurgulayan Al Sani, uluslararası toplumun durdurmaktan aciz kaldığı söz konusu saldırıların Gazze’de yol açtığı insani, ahlaki ve hukuki felaketin büyümeye devam ettiğine dikkati çekti.

Filistin Yönetimi, Suudi Arabistan, Mısır, Endonezya ve Ürdün dışişleri bakanlarından oluşan bir heyeti Pekin’de ağırlayan Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, “Orta Doğu’da barışı mümkün olan en kısa sürede yeniden tesis etmek için birlikte çalışalım. Uluslararası toplum acilen harekete geçmeli ve bu trajedinin yayılmasını önlemek için etkili tedbirler almalı” dedi.

Pekin’in “Arap ve Müslüman ülkelerin iyi bir dostu ve kardeşi” olduğunu belirten Yi, aralarında İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri’nin de bulunduğu delegelere “Gazze’de insani bir felaket yaşanıyor. Gazze’deki durum dünyadaki tüm ülkeleri etkilemekte, insanlığın doğru ve yanlış anlayışını sorgulamaktadır” diye konuştu.

Yi, “Arap ve Müslüman ülkelerin meşru haklarını ve çıkarlarını her zaman kararlılıkla savunduk ve Filistin halkının meşru ulusal haklarını ve çıkarlarını geri kazanma çabalarını her zaman kararlılıkla destekledik. Çin bu ihtilafta adalet ve hakkaniyetin yanında yer almaktadır.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Eski CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Çirkin İftiraları Üzülerek Takip Ediyorum

Eski CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Gerek sosyal medya gerekse televizyon programlarında partimizi ve delegelerimizi yıpratmak için parti kültürümüzle asla bağdaşmayan çirkin iftiraları üzülerek takip ediyorum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Muhakkak ki bu kumpaslara yeltenen art niyetli gruplar olmuştur ya da olacaktır. Ama partimizi ve delegelerimizi kimsenin yıpratmasına asla izin vermem.”

Eski Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından “Partimize yönelik iftiralar üzerine…” notuyla bir video paylaştı. Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Sevgili Cumhuriyet Halk Partisi ailem, kurultayımızdan sonraki süreç üzerine birkaç şey söylemek istiyorum.

Gerek sosyal medya gerekse televizyon programlarında partimizi ve delegelerimizi yıpratmak için parti kültürümüzle asla bağdaşmayan çirkin iftiraları üzülerek takip ediyorum.

Muhakkak ki bu kumpaslara yeltenen art niyetli gruplar olmuştur ya da olacaktır. Ama partimizi ve delegelerimizi kimsenin yıpratmasına asla izin vermem. Güzel günlerde görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.”

Paylaşın