97 Işık Yılı Uzaklıkta ‘Küçük Bir Dünya’ Keşfedildi

Bilim insanları, güneş sisteminin dışında nispeten küçük bir gezegenin atmosferinin su buharı açısından zengin olduğunu keşfetti. Durun, hemen bu gezegene tatil planı yapmayın.

Çünkü, keşfedilen gezegenin yüzeyi kurşunu eritecek kadar sıcak, bu da bildiğimiz şekliyle yaşama elverişli olmayan bir dünya olduğu anlamına geliyor.

ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) Hubble Uzay Teleskobu’nu kullanan gökbilimciler, Dünya’dan 97 ışık yılı uzaklıktaki ötegezegende su molekülleri buldu. Şimdiye kadar gözlemlenen en küçük ötegezegen olan ve ‘GJ 9827d’ olarak adlandırılan ötegezegenin atmosferinde bu buharı tespit edildi.

NASA’nın açıklamasında, çapı Dünya’nın yaklaşık iki katı olan ötegezegendeki keşfin, ‘potansiyel bir gösterge görevi gördüğü’ belirtildi.

Ancak araştırma ekibi, Hubble’ın hidrojen bakımından zengin bir atmosfer içindeki su buharı izlerini mi yakaladığını yoksa ev sahibi yıldızın GJ 9827d’nin orijinal hidrojen ve helyum atmosferini buharlaştırması nedeniyle gezegenin su bakımından zengin bir atmosfere mi sahip olduğunu söyleyemiyor.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Montreal Üniversitesi Trottier Dış Gezegenler Araştırma Enstitüsü’nden Prof. Björn Benneke, “Bu, su açısından zengin atmosfere sahip bu gezegenlerin diğer yıldızların etrafında var olabileceğini atmosferik bir tespit yoluyla doğrudan gösterebileceğimiz ilk sefer olacak” dedi.

Çalışmanın yazarlarından Laura Kreidberg ise, “Bu kadar küçük bir gezegende su bulunması bir dönüm noktasıdır” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Partilerin Oy Pusulasındaki Yerleri Belli Oldu: AK Parti 1, CHP 18, DEM Parti 9

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere katılacak siyasi partilerin oy pusulasındaki yerleri belli oldu. Pusulada, Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) 1. sırada yer alırken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 18. sırada, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ise 9. sırada yer aldı.

Haber Merkezi / Pusulada, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 31. sırada, İYİ Parti 2. sırada, Saadet Partisi 34. sırada, Türkiye İşçi Partisi (TİP) 32. sırada yer alacak.

31 Mart’ta yapılası planlanan yerel seçimlere katılacak siyasi partilerin oy pusulasındaki yerlerini belirlemek için Yüksek Seçim Kurulu’nda (YSK) kura çekimi yapıldı.

Kura çekiminden öne Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, seçime katılma yeterliliğine sahip 36 parti tespit edildiğini söyledi; ancak Yenilik Partisi’nin seçime katılmayacağını bildirmesiyle kura çekimine 35 partinin katıldığını aktardı.

Büyük Türkiye Partisi’nin ise ismi Ocak Partisi olarak değiştirildiğinden kura çekimine bu isimle katıldı.

31 Mart 2024 pazar günü yapılacak olan Mahalli İdareler Genel Seçimleri’ne katılma hakkı kazanan partiler ve pusuladaki yerleri şu şekilde:

1- Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)
2- İYİ Parti
3- Sol Parti
4- Büyük Birlik Partisi (BBP)
5- Memleket Partisi

6- Anavatan Partisi
7- Demokratik Sol Parti (DSP)
8- Yeniden Refah Partisi
9- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti)
10- Türkiye Komünist Partisi

11- Anadolu Birliği Partisi
12- Zafer Partisi
13- Halkın Kurtuluş Partisi (HKP)
14- Türkiye Komünist Hareketi (TKP)
15- Bağımsız Türkiye Partisi (BTP)

16- Gelecek Partisi
17- Yeni Türkiye Partisi
18- Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
19- Emek Partisi
20- Hür ve Dava Partisi (HÜDA-PAR)

21- Hak ve Özgürlükler Partisi
22- Ocak Partisi
23- Adalet Birlik Partisi
24- Demokrat Parti
25- Güç Birliği Partisi

26- Millet Partisi
27- Milli Yol Partisi
28- Adalet Partisi
29- Genç Parti
30- Aydınlık Demokrasi Partisi

31- Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)
32- Türkiye İşçi Partisi (TİP)
33- Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi)
34- Saadet Partisi
35- Vatan Partisi

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Seçimlere Kendi Adaylarımızla Giriyoruz

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, şu ana kadar hiçbir parti ile işbirliği konusunda anlaşmadıklarını, işbirliği ihtimaline kapıyı kapatmadıklarını ancak bu talebin yerelden gelmesi gerektiğini belirtti.

Ali Babacan, büyük şehirlerde ise kendi adaylarıyla seçimlere gireceklerini, “Dolayısıyla biz kendi adaylarımızla büyükşehirlerden seçime doğru hızla koşuyoruz. Bütün büyükşehirlerde kendi adaylarımızla seçime gidiyoruz” diyerek açıkladı.

Yerel seçim çalışmaları kapsamında Kocaeli’de yurttaşlarla bir araya gelen Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ardından partisinin Kocaeli İl Başkanlığı’nı ziyaret etti.

Burada 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin konuşan Babacan, şu ifadeleri kullandı: Seçimlere doğru gidiyoruz. Bu seçime kendi ismimizle kendi adaylarımızla giriyoruz. Hukuken yerel seçimlerde ittifak diye bir şey yok. İttifak kavramı hukuki anlamda sadece genel seçimlerde geçerlidir. Ancak farklı işbirliği modelinden söz edilebilir. Biz yerel seçimlere giderken şu ana kadar hiçbir parti ile herhangi işbirliği yapmadık.

Şu oldu; yerel illerimizden genel merkeze iş birliği önerileri geldi, fakat bu iş birliği önerileri getiren arkadaşlara dedik ki ‘İlimizde 2 veya 3 parti aranızda belli noktaya gelmişsiniz ama diğer partilerin genel merkezleri bundan haberi var mı?’ diye sorduğumuzda bu sorunun cevabını alamadık.

Dolayısıyla bu iş birliği olacaksa yerelden gelecek taleple olmalı ve genel merkezlerin ancak onayıyla olmalıdır. Dolayısıyla bu güne kadar bizim Türkiye’nin hiçbir yerinde hiçbir parti ile işbirliği anlaşmamız olmadı.

Aday listelerinin 20 Şubata teslim edilmesine kadar süre var, olurda herhangi bir ilçemizden işbirliği modeli oluşturulursa, teşkilatlarımızdan bize böyle bir teklif gelirse, ilgili diğer siyasi partilerin genel merkezlerinin de olumlu dönüşüyle değerlendirme sonucunda olabilir, biz tamamıyla kapıyı kapatmış değiliz ama bu güne kadar böyle bir şey olmadı. Dolayısıyla biz kendi adaylarımızla büyükşehirlerden seçime doğru hızla koşuyoruz. Bütün büyükşehirlerde kendi adaylarımızla seçime gidiyoruz.

Paylaşın

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya Verilen Hapis Cezası Onandı

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya verilen 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası kararına yönelik temyiz incelemesini tamamlayan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (istinaf), cezayı onayladı.

Yerel mahkemenin hükmünde usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık, delilerde ve işlemlerde ise herhangi bir eksiklik olmadığına karar veren daire, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğuna dikkati çekti.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (istinaf), Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı’ya, İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesince “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçundan verilen 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası kararına yönelik temyiz incelemesini tamamladı.

Artı Gerçek’in haberine göre, yerel mahkemenin hükmünde usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık, delilerde ve işlemlerde ise herhangi bir eksiklik olmadığına karar veren daire, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğuna dikkati çekti.

Eylemin doğru olarak nitelendirildiğini ve sanığa verilen 2 yıl 8 ay 15 günlük hapis cezasının kanuni bağlamda uygulandığını belirten daire, sanık avukatları ve cumhuriyet savcısının ileri sürdüğü nedenleri yerinde görmeyerek temyiz başvurusunu esastan reddetti.

Ne olmuştu?

TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında, terör örgütü PKK ile bağlantılı bir televizyonda, Türk Silahlı Kuvvetlerine (TSK) yönelik ifadeleri nedeniyle soruşturma başlatılmıştı. İstanbul’da evinde gözaltına alınan Fincancı, 27 Ekim 2022’de Ankara’da sulh ceza hakimliğince tutuklanmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucu hazırlanan iddianamede, TSK’nın meşru müdafaa kapsamındaki legal faaliyetleriyle terör örgütünün illegal faaliyetlerini bağdaştıran Fincancı’nın, “terör örgütü propagandası” suçundan 1 yıl 6 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.

Paylaşın

CHP İle DEM Parti Görüşmelerinde ‘Taban Hassasiyetleri’ Çıkmazı

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde seçimlere yönelik çalışmaları hız kazandı. CHP ve DEM Parti heyetleri arasında seçimlerde güç birliği gündemli görüşmeler ise devam ediyor.

CHP ve DEM Parti kurmayları da güç birliği söz konusu olunca tarafların karşılıklı bazı fedakarlıklar yapması gerektiğini söylüyor. Ancak CHP’li kurmaylar da DEM’li kurmaylar da bu fedakarlıklar gündeme geldiğinde tabanlarının hassasiyetlerine dikkat çekiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nde (DEM Parti) liderlerin yaptığı karşılıklı ziyaretlerin ardından başlayan ‘yerelde güç birliği’ arayışlı heyetler arası görüşmeler devam ediyor. Bu görüşmeler devam ederken Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’tan gelen “İstanbul’da aday olabilirim” açıklaması pek çok soru işaretini beraberinde getirdi.

Partinin başta İstanbul olmak üzere pek çok kentte aday çıkarmaya dair alacağı tutumunun perşembe ve cuma günü gerçekleşen MYK toplantısında netleşebileceği ifade edilmişti. Ancak Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, başta İstanbul olmak üzere güç birliği yapabilecekleri pek çok yerde çalışmaların devam ettiğini şu sözlerle ifade etti: “Parti olarak alacağımız pozisyonun dengeleri ne oranda nasıl değiştirebileceğinin farkındayız. Dolayısıyla böyle bir ciddiyet ve böyle bir sorumlulukla çalışıyoruz. Her şey çok büyük bir titizlik ve hassasiyetle çalışılıyor.”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre; İki parti heyetleri arasında güç birliği gündemli görüşmeler, Başak Demirtaş’ın açıklamasından sonra da devam etti. İki partinin kurmayları da güç birliği söz konusu olunca tarafların karşılıklı bazı fedakarlıklar yapması gerektiğini söylüyor. Ancak CHP’li kurmaylar da DEM’li kurmaylar da bu fedakarlıklar gündeme geldiğinde tabanlarının hassasiyetlerine dikkat çekiyor.

DEM Parti kurmayları, Başak Demirtaş’ın açıklamasından önce de tabanlarından çok yoğun bir aday çıkarma baskısı aldıklarını ifade ederken iki seçimdir CHP’ye destek vermelerinin tabanları tarafından sert bir biçimde eleştirildiğini belirtiyor ve “Bu seçimde DEM Parti’nin kazanmadığı bir senaryoyu ne biz kabul ederiz ne de seçmenimizi ikna edebiliriz” değerlendirmesini yapıyor.

DEM Parti’nin seçmeninin verdiği oyun karşılığı olarak kent yönetimlerinde temsilcilerini görme hakkı olduğunu anlatan DEM kurmayları, seçmenlerinin sürekli fedakarlık yapması, sürekli CHP’nin adaylarına oy vermesinin artık kabul edilemez olduğunu, seçmeni ikna etmek için ellerinde güçlü doneler olması gerektiğini anlatıyor. Öte yandan güç birliği sağlanması halinde destekleyecekleri adayların ve aynı zamanda parti yöneticilerinin özellikle Kürt sorunu, kayyımlar gibi konularda demokratik ilkeler çerçevesinde söylemler kurması gerektiğini kaydediyor.

CHP’li kurmaylar da güç birliği ve fedakarlıklar gündeme geldiğinde tıpkı DEM Partililer gibi kendi tabanlarının hassasiyetlerine dikkat çekiyor. CHP’nin Atatürkçü, devletçi bir seçmen kitlesi olduğunu ve bu seçmenin batıda bir kentte DEM Parti’de aktif siyaset yapan isimlere oy vermesinin çok zor olduğunu anlatan CHP yetkilileri, DEM’in İstanbul’da bir ilçede CHP tarafından desteklenmesinin kendilerini zorlayacağını ifade ediyor.

DEM Parti çalışmalarına devam ediyor

Karşılıklı bu kaygılara rağmen iki partinin heyetleri arasında görüşmeler sürüyor. Görüşmelerin bir güç birliğine evrilip evrilmeyeceğinin ilerleyen günlerde netleşeceği ifade edilirken DEM Parti’de aday çıkarma eğiliminin ağır bastığı, İstanbul’da bir aday çıkarılması halinde bu ismin Başak Demirtaş olmasına sıcak bakıldığı kaydediliyor. DEM Parti’nin ayrıca tüm batı illerinde aday olabilecek isimlere dair çalışmasını yürüttüğü de kaydedildi.

Paylaşın

Filistin Ve İsrail, Adalet Divanı Kararına İlişkin Ne Dedi?

Güney Afrika tarafından açılan davayı karara bağlayan Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların “makul seviyede” ispatladığına hükmetti.

Mahkeme, İsrail’in Gazze’de soykırımı önlemek için tüm önlemleri almak zorunda olduğuna hükmetti ancak doğrudan ateşkes emri vermekten kaçındı. Mahkeme, Gazze’deki felaket boyutundaki insani durumun, tedbir kararı vermesini gerektirecek düzeyde “acil tehlike” teşkil ettiğine hükmetti.

Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı, davayı açan Güney Afrika’da ve Filistinliler arasında memnuniyetle karşılandı. İsrail’den ise temkinli bir açıklama geldi.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İsrail’in uluslararası hukuka saygısının “sarsılmaz” olduğunu belirtti. Netanyahu, aynı zamanda “soykırımcı terörist bir örgüt” diye nitelediği Hamas’a karşı kendilerini savunmaya devam edeceklerini vurguladı.

Divan’ın Güney Afrika’nın talep ettiği acil ateşkese hükmetmemesini “adilce” olarak nitelendiren Netanyahu, meşru müdafaanın İsrail’in temel hakkı olduğunu söyledi. Netanyahu, “Ancak tek başına İsrail’in Filistinlilere soykırım uyguladığı iddiası bile sadece yanlış olmakla kalmayıp dehşet vericidir. Mahkemenin bunu görüşmeye dahi istekli olması, nesiller boyunca silinmeyecek bir yüz karasıdır” ifadelerini kullandı.

Netanyahu’nun kabinesindeki aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ise Divan’ı “Lahey’deki antisemit mahkeme” diye nitelendirerek “kararın hedefinin adalet değil, Yahudi halkına zulüm olduğunu, kararın İsrail devletinin varlığını tehlikeye attığını” iddia etti.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant da “Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı, olağanüstü bir çabayla, Güney Afrika’nın Gazze’deki soykırım iddiasını görüşmek üzere yaptığı Yahudi karşıtı talebi kabul etti ve şimdi de dilekçeyi tamamen reddetmeye karşı çıkıyor” şeklinde konuştu.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de kararı alaycı bir dille X üzerinden paylaştığı ve uluslararası mahkemenin bulunduğu Hollanda’nın The Hague yani Lahey kentine atıfta bulunarak İbranice’de “ahmak” anlamına gelen “schmuck” kelimesine benzetti ve “Hague shmague” ifadesiyle eleştirdi.

“Önemli bir dönüm noktası”

Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, İsrail’in Güney Afrika tarafından açılan bir davada Uluslararası Adalet Divanı’nın Gazze’deki Filistinliler’e yönelik soykırımı önlemek için tedbirler alması yönündeki kararına uymasını beklediğini söyledi.

Güney Afrika Dışişleri Bakanlığı da açıklamasında, Uluslararası Ceza Mahkemesi kararının “uluslararası hukukun üstünlüğü açısından belirleyici bir zafer” olduğunu ve bunun “Filistin halkının adalet arayışında önemli bir dönüm noktası” anlamına geldiğini kaydetti.

“İsrail’in askeri eylemlerinin Soykırım Sözleşmesi de dahil olmak üzere uluslararası hukuka tamamen uygun olduğunu iddia etmeye devam etmesi için hiçbir inandırıcı dayanak yoktur” diyen Bakanlık, Güney Afrika’nın, “İsrail’in alenen tehdit ettiği gibi bu kararın uygulanmasını engellemek için harekete geçmeyeceğini, bunun yerine yapmak zorunda olduğu gibi karara tam olarak uyacağını içtenlikle umduğunu” belirtti.

“Mahkeme insanlık ve hukuk lehine karar verdi”

Öte yandan Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanı Riyad El Maliki, Uluslararası Ceza Mahkemesi yargıçlarının gerçekleri ve hukuku değerlendirdiğini, insanlık ve uluslararası hukuk lehine karar verdiğini kaydetti.

“Tüm devletleri, işgalci güç İsrail de dahil olmak üzere, Mahkeme tarafından hükmedilen tüm geçici tedbirlerin uygulanmasını sağlamaya çağırıyoruz. Bu bağlayıcı bir yasal yükümlülüktür” ifadesini kullanan Maliki, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kararının hiçbir devlerin hukukun üzerinde olmadığı yönünde önemli bir hatırlatma niteliği taşıdığını söyledi. Maliki, kararın, “İsrail ve onun yerleşik cezasızlığını mümkün kılan aktörler için bir alarm işlevi” görmesi gerektiğinin altını çizdi.

Hamas’tan yapılan açıklamada Uluslararası Adalet Divanı’nın Güney Afrika’nın Gazze Şeridi’ndeki savaşı nedeniyle İsrail’e karşı acil tedbirler uygulanması talebine ilişkin kararı memnunlukla karşılandı. Hamas ayrıca uluslararası topluma, İsrail’den mahkemenin kararlarını uygulamasını ve Filistinliler’e karşı devam eden “soykırımı” durdurmasını talep etme çağrısında bulundu.

Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Sami Ebu Zühri, kararı olumlu karşıladıklarının bir ifadesi olarak, “Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı, işgalin (İsrail) tecrit edilmesine ve Gazze’de işlediği suçların ifşa edilmesine katkıda bulunan önemli bir gelişmedir. İşgali mahkemenin kararlarını uygulamaya zorlama çağrısında bulunuyoruz” dedi.

Paylaşın

DEM Parti’den İstanbul Açıklaması: Titizlikle Çalışıyoruz

Yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulunan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “2019 yerel seçimlerinden farklı olarak 2024 yerel seçimlerindeki mottomuz kazandırmak ya da kaybettirmek değil kazanmak olacak. Peki, bu kazanmak çerçevesinde neler yapıyoruz? En çok merak ettiğiniz yerden başlayacağım” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul, Adana, Muğla, Aydın, Kars, Mersin, Hatay, Dersim. Bunlar özellikle seçtiğimiz iller değil ama bunlar kamuoyunda en çok merak edilen iller, dolayısıyla bizim de özellikle telaffuz ettiğimiz iller. İstanbul’da DEM Parti ne yapacak, Adana’da ne yapacak, Muğla’da ne yapacak, Kars’ta ne yapacak, Mersin’de ne yapacak, Hatay’da ne yapacak, Dersim’de ne yapacak? Haklı olarak kamuoyu buralarda nasıl bir pozisyon alacağımızı merak ediyor.”

Doğan, açıklamasının devamında, “Biz parti olarak alacağımız pozisyonun dengeleri ne oranda nasıl değiştirebileceğinin farkındayız. Dolayısıyla böyle bir ciddiyet ve böyle bir sorumlulukla çalışıyoruz. O yüzden bu iller bizim için de özel yerler. Bugüne kadar açıkladığımız ve açıklamadığımız her seçim bölgesine ilişkin şunun bilinmesini açıklıkla isteriz ki her şey üzerinde çok büyük bir titizlik ve hassasiyetle çalışılıyor. Bu seçim bölgelerine ilişkin çalışmalar ve tartışmalar tüm hızıyla sürüyor ve tüm seçenekler değerlendiriliyor.

Ayrıca kent uzlaşısı kapsamında güç birliği çalışmalarımız da devam ediyor ki bu konuya ilişkin açıklamaları da netleştikçe aşama aşama sizlerle paylaşıyoruz. Şu ana kadar buralara ilişkin epeyce yol alındı. Fakat belirleyici güç olduğumuzun farkında olarak, ince eleyip sık dokuyarak, halkların kazanacağı seçenekleri gözeterek yol alıyoruz. Diğer yandan Ankara, Antalya, Bolu, Kocaeli, Samsun, Kayseri, Konya gibi ve daha önce açıkladığımız 27 ilçe de vardı. Eğilim yoklamasıyla aday belirleyeceğimiz yerlerde de çalışmalarımız sürüyor.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin dünden bu yana devam eden Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Ayşegül Doğan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Merhabalar hepiniz hoş geldiniz, sevgili arkadaşlar tebessüm ederek başlamak istiyorum. Çünkü bugün “Kobanî düştü düşecek” diyenlere inat Kobanî’nin IŞİD karanlığından kurtuluşunun 9’uncu yıldönümü. Öncelikle DEM Parti olarak bunu hatırlatarak, bu aydınlığı bize müjdeleyenleri anarak ve onlara tekrar ne kadar minnettar olduğumuzu söyleyerek başlamak istiyorum. Kötülüğe karşı iyiliğin, karanlığa karşı aydınlığın, esarete karşı özgürlüğün mücadelesinin simgesine dönüşen Kobanî’deki bu cesur mücadeleyi ve direnişi şükran ve minnetle anmak istiyorum. Yıldönümü tüm halklara kutlu olsun.

Gelelim 2 gündür süren Merkez Yürütme Kurulumuzun gündemlerine. Bunlardan biri 13-14 Ocak tarihlerinde eş zamanlı olarak toplamda 90 seçim bölgesinde yaptığımız ön seçimler. Birinci parti olarak çıktığımız yerlerde, yani ağırlıklı olarak Kürt illerinde yaptık ön seçimleri. Eş zamanlı olarak yaptığımız ön seçimlere ilişkin sizleri bilgilendirmek istiyorum. Bu süreci tamamladık ve büyük bir başarıyla tamamladık. Çünkü bunca saldırıya rağmen, profesyonel hiçbir destek almadan ama tam bir profesyonel hazırlıkla yaptık. Profesyonel oy pusulaları, sayım döküm cetvelleri, sandık sonuç tutanakları, il-ilçe birleştirme tutanakları…

Bugüne kadar Türkiye’de eşi benzeri görülmemiş bir doğrudan demokrasi deneyimini hayata geçirdik DEM Parti olarak. Bunun için binlerce çalışanımız, gönüllümüz ve partilimiz, milletvekillerimiz, danışmanlarımız, Parti Meclisi üyelerimiz, Merkez Yürütme Kurulu üyelerimiz, il ve ilçe örgütlerimiz adeta gece gündüz çalışarak seferber oldu. Bu süreç tamamlandı ve bunca saldırıya rağmen bize şöyle bir gerçeği bir kez daha gösterdi. Hangi parti bunca saldırı, tutuklama, gözaltı, yargılama, sürgün ve hapisliğe rağmen bu kadar güçlü bir canlılık ve dirilikle bunu yapabilir? Bu sorunun yanıtını kamuoyunun takdirine bırakıyoruz.

Örgütsel diriliğimizi ve canlılığımızı ön seçimler/halk oylamaları aracılığıyla bir kez daha gördük ve bir kez daha kamuoyuna gösterdik. Kürt illerinde doğrudan bir demokrasi örneğiyle gerçekleşen bu ön seçimlerde yalnızca belediye eş başkan adaylarımızı seçmedik, il meclis üyelerimiz de oylandı ve karar tamamen yerele bırakıldı. Sandıktan çıkan sonuçlara saygılı olacağımızı, bu sonuçları kabul edeceğimizi, gelen itirazı değerlendireceğimizi, usulsüzlük tespit edildiğinde de gerekli yerlerde kurulu ilgili mekanizmaları devreye koyarak bu itirazları ve usulsüzlükleri dikkate alarak yine yerelin inisiyatifine kararı bırakacağımızı söylemiştik.

Kolaylaştırıcılık rolü üstlendiğimizi, koordinasyonu sağlayacağımızı söylemiştik. Biz üstümüze düşeni yaptık. Halklar da üstlerine düşeni yaptı ve ön seçim gerçekleştirdiğimiz bölgelerde ön seçimden çıkan sonuçları, yani adaylarımızı tanıtmak üzere hazırlıklara başladık. Bu tanıtım toplantısını 29 Ocak’ta Diyarbakır’da yapacağız. Hem ön seçimde çıkan adaylarımız hem de ön seçim koşullarının olmadığı ve eğilim yoklamasıyla belirlenen bazı yerlerdeki adaylar ayın 29’nda Diyarbakır’da tanıtılacak.

Kent uzlaşısı ile böyle bir halk oylamasını ilk defa yapıyoruz dedik. Ciddi bir yerel demokrasi deneyimi edindik bundan. Bu sonuca aylarca süren halk buluşmalarıyla ulaşmıştık, halktan gelen bir taleple böyle bir deneyim ve uygulama kararı çıkmıştı. Yani aslında yine halk istedi biz yaptık ve bu zemini oluşturmaya çalıştık. Elbette eksikler olabilir bu ilk deneyimden dolayı. Biz bu eksiklere dair de gerekenleri yapmaya çalışıyoruz, birlikte yol almaya çalışıyoruz. DEM Parti 31 Mart yerel seçimlerine giderken de bu böyle olacak ama bu ön seçim deneyimiyle şimdi bir kez daha ortaya koydu.

Bu ülkede tekçi ve merkeziyetçi sisteme karşı alternatif tek parti olduğu gerçeğini bu ön seçimlerle, halk oylamasıyla, doğrudan demokrasi deneyimiyle bir kez daha ortaya koydu. Hem tekçi merkeziyetçi hem de kayyım rejimine karşı bu kararın çok önemli olduğunun bir kez daha altını çizelim. Ön seçim kararını halkımızın nasıl desteklediğini ve nasıl sahiplendiğini de gördük. Halkımız çok büyük bir coşku ve heyecanla sandıklara yöneldi. Aynı zamanda sandıkları korudular. Kayyımlara şimdiden kendi iradelerinin öyle sanıldığı kadar kolay kolay teslim alınamayacağını ve onlardan zorla alınanı geri almak konusunda nasıl kararlı olduklarını gösterdiler.

Kent uzlaşısıyla böyle bir halk oylamasını ilk defa yapıyoruz ve o yüzden eksikliklerimiz olabilir dedik. Ciddi bir yerel demokrasi deneyiminden bahsettik. Eleştirileri, önerileri ve eksiklikleri, aksaklıkları duyan, buna değer veren bir siyasi parti geleneğinden gelen DEM Parti için tespitleriniz yol gösterici olacaktır. Bundan sonra da edindiğimiz tecrübelerin ışığında yeni yol ve yöntemleri birlikte bulacağız. Yerinden yönetimin ve doğrudan demokrasinin en iyi şekilde işlemesi için bütün bu eleştirileri dikkate alarak yol ve yöntemleri belirleme çalışmalarımız devam ediyor.

Yine birlikte karar vereceğimizden de hiç şüpheniz olmasın. Gece gündüz demeden bu ön seçimleri gerçekleştirmek için çalışan; bunu yalnızca bir görev olarak görmeyen, Türkiye demokrasisine kazandırmak, halkın iradesinin doğrudan öne çıkmasını sağlamak için çalışan; sahada, merkezde, il ve ilçe örgütlerinde, sokakta, sandık başında veya sandıkları korumak için dışarıda, salon kapılarında çalışan tüm emektarlarımıza ve halkımıza yürekten bir teşekkür etmek isterim.

Ön seçimlerle ilgili süreci tamamladık ama yerel seçimler gündemimiz MYK’mızın en sıcak gündemlerinden biri olarak devam ediyor. Kararlıyız, iddiamız büyük. En büyük iddiamız, kayyım rejimine karşı halkımızın vereceği yanıt ve kayyım rejimini sandığa gömmektir. Ne yaparlarsa yapsınlar fark etmez. Biliyoruz ki hile hurda yapıyorlar. Bunları tespit ediyoruz, takipçisiyiz. O kadar kolay hile yapamayacaksınız, bunu söyleyelim. Hayali, şaibeli seçmen, oy taşıma, seçmen kaydırma ve daha neler neleri şimdiden denemeye çalışıyorlar. Çünkü iddiamızın ve kararlılığımızın büyük olduğu ve kazanacağımız biliniyor. O yüzden böyle bir korku ve panik hali yaşanıyor. Biz de buradan bir kez daha söyleyelim; ön seçim deneyimimiz de göstermiştir ki halkımız kararlı, iddiamız büyüktür ve kayyımların bileti kesilmiştir. Ne yaparlarsa yapsınlar 31 Mart’ta kayyımları göndereceğiz.  

İstanbul’u da titizlikle çalışıyoruz

Daha önce de açıkladığımız üzere 2019 yerel seçimlerinden farklı olarak 2024 yerel seçimlerindeki mottomuz kazandırmak ya da kaybettirmek değil kazanmak olacak. Peki, bu kazanmak çerçevesinde neler yapıyoruz? En çok merak ettiğiniz yerden başlayacağım. İstanbul, Adana, Muğla, Aydın, Kars, Mersin, Hatay, Dersim. Bunlar özellikle seçtiğimiz iller değil ama bunlar kamuoyunda en çok merak edilen iller, dolayısıyla bizim de özellikle telaffuz ettiğimiz iller. İstanbul’da DEM Parti ne yapacak, Adana’da ne yapacak, Muğla’da ne yapacak, Kars’ta ne yapacak, Mersin’de ne yapacak, Hatay’da ne yapacak, Dersim’de ne yapacak? Haklı olarak kamuoyu buralarda nasıl bir pozisyon alacağımızı merak ediyor.

Biz parti olarak alacağımız pozisyonun dengeleri ne oranda nasıl değiştirebileceğinin farkındayız. Dolayısıyla böyle bir ciddiyet ve böyle bir sorumlulukla çalışıyoruz. O yüzden bu iller bizim için de özel yerler. Bugüne kadar açıkladığımız ve açıklamadığımız her seçim bölgesine ilişkin şunun bilinmesini açıklıkla isteriz ki her şey üzerinde çok büyük bir titizlik ve hassasiyetle çalışılıyor. Bu seçim bölgelerine ilişkin çalışmalar ve tartışmalar tüm hızıyla sürüyor ve tüm seçenekler değerlendiriliyor.

Ayrıca kent uzlaşısı kapsamında güç birliği çalışmalarımız da devam ediyor ki bu konuya ilişkin açıklamaları da netleştikçe aşama aşama sizlerle paylaşıyoruz. Şu ana kadar buralara ilişkin epeyce yol alındı. Fakat belirleyici güç olduğumuzun farkında olarak, ince eleyip sık dokuyarak, halkların kazanacağı seçenekleri gözeterek yol alıyoruz. Diğer yandan Ankara, Antalya, Bolu, Kocaeli, Samsun, Kayseri, Konya gibi ve daha önce açıkladığımız 27 ilçe de vardı. Eğilim yoklamasıyla aday belirleyeceğimiz yerlerde de çalışmalarımız sürüyor.

Dersim DEM’den, DEM Dersim’den koparılamaz

Yine merak edilen bir başka konu bu güç birliği meselelerine dair. DEM Parti olarak en başından beri hemen her yere yaklaşımımızın böyle olduğunu söyledik. En geniş güç birliğinden yanayız dedik, kent uzlaşısını tam da böyle tarif ettik. Bir ayağı ön seçim idi. Ön seçimlerde de delegasyon yani oylama yaparak, liste üzerinden kent mutabakatı yaparak kent uzlaşısını sağlamaktı. Kent hakkını kullanmak isteyen, “bu kent benimdir” diyen herkese kapı aralamak ve oy kullanmalarını sağlamaktı. Ön seçimlerde kent uzlaşısı stratejimiz bu şekilde ilerledi.

Ama ön seçim yapmayacağımız, eğilim yoklaması ya da başka yöntemlerle aday belirleyeceğimiz veya kent uzlaşısı çerçevesinde güç birlikleriyle ortaya çıkaracağımız adaylar için de yine bu mutabakatı arayacağımızı ifade etmiştik. Dolayısıyla en geniş güç birliğinden yana bir parti olarak çok yönlü görüşmelerimiz sürerken Dersim’e ilişkin bir açıklama geldi. En sonda söyleyeceğimi isterseniz en başta söyleyeyim: Şunu biliyoruz ki Dersim DEM’siz, DEM Dersim’siz olmaz. Dersim DEM’den, DEM Dersim’den koparılamaz.

O yüzden bunu en başta söyleyelim. Dersim’de EMEP, Sosyalist Meclisler Federasyonu SMF, Emek ve Özgürlük Cephesi ve Türkiye İşçi Partisi yerel seçimlerde ittifak kurmak için birlikte çalışma kararı aldıklarını açıkladılar. Bizim bu esnada görüşmelerimiz sürüyordu. Bunun tekrar altını çiziyorum.

Biz DEM Parti olarak her ile ilişkin kent uzlaşısı stratejisi temelinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Yine tekrar ediyorum, en geniş güç birliğini oluşturmayı hedefleyerek bu çalışmaları sürdürüyoruz. Dersim de bu iller içerisinde bizim için özel bir öneme sahip. Çünkü Dersim hatırlayalım bir önceki dönem kayyımla elimizden alınmış illerimizden biridir. Hal böyleyken ortaya çıkan son fotoğraf yani “Dersim İttifakı” olarak açıklanan bu yan yana geliş kamuoyunda haklı bazı sorulara neden oldu.

Açıklamayı yapan siyasal yapılar bunun en demokratik ittifak olduğunu söyleyerek herkesi oraya davet ettiklerini de ifade ettiler. “Biz kurduk siz de gelin” şeklindeki bir yaklaşımın, DEM Parti’nin yürüttüğü müzakereler ve görüşmeler sürerken bu çalışmaları güçleştirdiğini, ortaklaşma halini de bir nevi bypass ettiğini ifade etmek gerekir. Sorun adayların kim ve hangi partiden olacağından ötedir. Bizim yaklaşımımız bu şekilde. Ön seçimler için de bunu söylemiştik, mesele kentin nasıl yönetileceğiyle ilgilidir. Yani halkın yönetime nasıl, hangi yol ve yöntemlerle, nasıl bir güç birliğiyle dahil edileceğiyle ilgilidir.

Toplumsal muhalefetin en geniş kesimlerinin o yan yana gelişe nasıl yansıyacağıyla ve kent uzlaşısının nasıl sağlanacağıyla ilgilidir. Bu sorulara biz birlikte ve ortaklaşarak bir cevap üretmeliyiz. İlkeli bir işbirliği ya da ittifak -ki biz daha çok güç birliği demeyi tercih ediyoruz- ne dersek diyelim anlayışımızın böyle olduğunu ve en basit tanımının bu olduğunun altını çiziyoruz.

Bu dost güçlerle kamuoyu ya da basın üzerinden görüş açıklayan, birbirine uzak ya da birbiriyle ilk defa görüşen siyasal yapılar değiliz, birbirine ulaşamayacak siyasetler değiliz. O yüzden Dersim DEM’siz olmaz, DEM Dersim’siz olmaz. Kimse Dersim’i DEM’den, DEM’i de Dersim’den koparamaz. Bizim güç birliği temelinde yatan anlayışımız budur. Güç birliğinin temelinde yerinden yönetim, doğrudan demokrasi ve yerel demokrasi anlayışı yatıyor. İşte yapacağımız tüm güç birliklerinde bu anlayış ve strateji kapsamında bir yaklaşımımız olacak. MYK’da bu tartışmalarımız devam ediyor.

Soru: İstanbul ile ilgili bir sonuca ulaştınız mı? Başak Demirtaş’ın aday olabilirim açıklaması vardı, bu konudaki tutumunuz netleşti mi?

İstanbul çok önemli bir şehir. Hem MYK’mız hem Merkezi Seçim Koordinasyonumuz bu şekilde tartışıyor. Eş Genel Başkanlarımızın da çeşitli vesilelerle daha önce ifade ettiği üzere; CHP’nin ve bizim seçim komisyonlarımız ayrı ayrı karşılıklı bir biçimde çalışıyor. Yalnızca buralara ilişkin değil genel olarak ince eleyip sık dokuyarak bir çalışmayı sürdürüyorlar. Ama bu çalışmaya ilişkin henüz netleşmiş bir şey yok. Bu nedenle böyle bir güç birliği burada şurada şöyle var diyemiyorum. Çünkü bu çalışmalar neticesinde netleşip veriye dönüşmüş bir bilgi henüz yok.

Var olan bir bilgiyi paylaşmıyor değiliz, bunu tekrar tekrar ifade ettim. Henüz bu aşamaya gelmiş bir bilgi olmadığı için bu muhtemel güç birliğine ilişkin bir şey paylaşamıyorum. Biz bu kent uzlaşısı stratejisinden bahsettiğimizde yalnızca bir siyasi partiyi işaret etmiyoruz. Siyasal, sosyal, toplumsal tüm dinamikleri işaret ettiğimizi ve bu çerçevede aday çıkarma eğilimimizin çıkacağını ifade etmiştik. Bir ay önce yaptığımız açıklamada Türkiye’nin her yerinde aday çıkarma eğiliminde olduğumuzu söyledik.

Başak Demirtaş kısmına gelelim. Sevgili Başak Demirtaş bizim arkadaşımız, yoldaşımız. 14-28 Mayıs seçimlerinde de çalıştı, sahadaydı, mitinglere katıldı. Dolayısıyla Başak Demirtaş bir gün bir yerden siyaset yapmak ve dahil olmak isterse orası burasıdır, Dem Parti’dir. Bu hiç şaşırtıcı bir şey değil, aksi şaşırtıcı olurdu. Bunun böyle tartışılmasını da garip karşıladığımızı belirtmek isterim. Orada Başak Demirtaş’ın kendisi de çok net ifade ediyor, “Partimizden bana böyle bir öneri gelmedi” diyor, “Bana bir görev düşerse bu konuda hazırım” diyor. “Barış ve demokrasinin önünü açacağına inanırsak ve bunun için bir sorumluluk düşerse hazırım” diyor. Sevgili Başak Demirtaş’ın aday olma ihtimaline ilişkin yaptığı açıklama şaşırtıcı bulunuyor ama biz buna şaşırmıyoruz. Bir gün aday olmak isterse olacağı yer ve adres DEM Parti’dir.

Soru: Bu seçimlerde kazanma kaybetme stratejisi yerine kazanma stratejisini benimsediğinizi belirtiyorsunuz ve bu konuda görüşmeleriniz sürüyor. Kazanmaya yakın mısınız?

Bu eğilimimizde herhangi bir değişiklik yok. Türkiye’nin her yerinde aday çıkarmaya ilişkin baskın eğilim, bundan birkaç MYK öncesi yaptığımız toplantıda ortaya çıktı. O gün o MYK’da ortaya çıkan eğilim bir öneri olarak Parti Meclisine gitti ve PM toplandı ve ardından bir yazılı açıklamayla kaybettirmek ya da kazandırmak yerine kazanmak ne demek kısmına ilişkin oldukça açık maddeler ve çerçeve konuldu ortaya. Sonra Eş Genel Başkanlarımız bu konuya ilişkin açıklama yaptı. Dolayısıyla burada değişen bir şey yok. Şu anda üzerinde çalışılan konular şunlar; nerelerde, kimlerle ve nasıl güç birlikleri yapılabilir, nasıl bir yan yana geliş olabilir.

Şimdi bunlar tahmin ve takdir edersiniz ki birkaç günde bitecek çalışmalar değil. Bu, diğer siyasi partilerde de öyle ilerliyor. Sözünü ettiğimiz iller kritik iller. Dolayısıyla bu yalnızca bir yerel seçim değil DEM Parti için. Burada Kürt sorununa yaklaşım, Türkiye’nin demokratikleşmesine yönelik yaklaşım ve kayyım gibi bir rejimle mücadele eden bir partiden bahsediyoruz. Bu fotoğraf ortadayken elbette yapacağımız güç birlikleri ve yan yana gelişlerin bu çerçeve üzerinden değerlendiriliyor olması son derece normal. Çünkü Türkiye olağanüstü koşullarda seçime hazırlanıyor.

Bir yandan partimiz için de çok yakıcı bir gündem olarak önümüzde duruyor, yüzlerce tutsak açlık grevinde. Dönüşümlü bir grev ama bir yandan süren adalet nöbeti var. Çünkü bu siyasi tutsakların aileleri son derece kaygılı, bunun sürekli açlık grevine dönüşmesinden kaygılı ve adalet nöbeti ile seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Ne talep ediyor bu tutsaklar; Kürt sorununda demokratik çözüm, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve diyalog yolunun açılması. Dolayısıyla bunları biraz böyle değerlendirmek gerekiyor.

DEM Parti’nin yerel seçimler gündemi ne bu başlıklardan azade bir şekilde ilerleyebilir, ne güç birliğine bakışı bu konulardan bağımsız ele alınabilir. Biz aşama aşama komisyonlarımızın tespit ettiği yerleri, aday çıkaracağımız ya da güç birliği yapacağımız il-ilçe, büyükşehir ya da başka bir seçim bölgelerini paylaştık, paylaşmaya devam edeceğiz. Son olarak 6 büyükşehir ve 27 ili açıkladık. Başka il ve ilçelere ilişkin çalışmalar sürüyor.

Soru: Başak Demirtaş ile ilgili tutumunuz tam olarak nedir biraz daha netleştirebilir misiniz?

Son derece net ifade ettim. Henüz bu illere ilişkin tutuma dair çalışmalar devam ediyor. Bir partinin çalışmaları devam ederken, o parti henüz bu tutumu açıklamamışken sizin sorunuza cevap vermek mümkün mü? Yalnızca İstanbul değil Dersim de önemli, Hatay da önemli, Adana da önemli, Aydın da önemli. Bütün bu seçim bölgelerinde nasıl bir tutum alacağımıza ilişkin zaten genel eğilimimizi açıklamıştık. Çalışmalar tamamlanmadan bu soruya yanıt vermek mümkün değil. Henüz tutumu belli olmayan bir ilin adayı kim olacak diye soruyorsunuz. Tutum belli olursa o aday, bu aday mı olacak diyorsunuz. Bu ilgili kurullarda tartışılması gereken bir konu. Yalnızca Başak Demirtaş nezdinde değil genel olarak söylüyorum.

Paylaşın

CHP’den Muharrem İnce’ye Sert Yanıt

Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce’nin açıklamalarına yanıt veren CHP  Sözcüsü Deniz Yücel, “Partimiz ile Memleket Partisi arasında 4 Ocak’tan itibaren yerel seçimde işbirliği konusunda farklı kanallardan müzakereler yürütülmüştür” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu görüşmeler esnasında, “İlkesel duruş” konusunda tek bir cümle dahi kurmayan, bugün gerçekleştirdiği basın toplantısında dile getirdiği siyasi eleştirileri gündeme dahi getirmeyen Sn. Muharrem İnce’nin açıklamalarını üzülerek dinledik.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Deniz Yücel, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin sözlerine yanıt verdi. Deniz Yücel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Partimiz ile Memleket Partisi arasında 4 Ocak’tan itibaren yerel seçimde işbirliği konusunda farklı kanallardan müzakereler yürütülmüştür” dedi.

Yücel, şöyle devam etti: Bu görüşmeler esnasında, ‘İlkesel duruş’ konusunda tek bir cümle dahi kurmayan, bugün gerçekleştirdiği basın toplantısında dile getirdiği siyasi eleştirileri gündeme dahi getirmeyen Sn. Muharrem İnce’nin açıklamalarını üzülerek dinledik.

“Yapılan görüşmelerde Sayın İnce, belli sayıda belediye meclis üyeliği ve İzmir’de bir metropol ilçe belediye başkanlığı talebinde bulunmuştu” diyen Yücel, şunları söyledi: Süreç, parti tabanımızın ve örgütümüzün kabul edemeyeceği bir noktaya taşınınca müzakerelerin tıkanması üzerine bugünkü açıklamayı yaptı. Bugün yaptığı açıklamaların ve eleştirilerin müzakereler olumlu sonuçlansa idi asla yapılmayacağını biliyoruz. Değerlendirmeyi kamuoyuna bırakıyoruz.

Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce ne demişti?

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, partisinin yerel seçim stratejisiyle ilgili, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde partisinin her ilde seçime gireceğini açıklamış, CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan İnce, CHP ile ittifak görüşmelerine dair soruya karşılık şunları kaydetmişti: İsveç’in NATO üyeliğine ‘Evet’ verince nasıl ittifak kuracağım? Her gün ‘DEM’lenirsen nasıl kuracağım? Bizim bir duruşumuz olmalı. Kuvayımilliye’nin partisi bu. Değişmiş demiyorum, başkalaşmış. Değişmek başka bir şeydir, başkalaşmak başka bir şeydir. Bizim ruhen, gönül olarak, düşünsel olarak benim bulunduğum bir parti değil orası, gençliğimin geçtiği parti gitmiş, yerine başka bir şey gelmiş. Onun için öyle bir ittifak kurabilmek… Yarın bu şartlar değişir, başka bir yönetim gelir, o zaman tekrar konuşuruz.

1991 seçimlerini bu arkadaşlarım bilmiyor. Çünkü partinin hafızasını bilmiyorlar. 1991 seçimind enasıl rezil olduğumuzu bilmiyorlar. Özgür Bey de bilmiyor Ekrem Bey de bilmiyor. Çünkü siyasi hafızaları buna yetmez. Neden ayrı dünyaların insanlarıyız? Suriye’de Irak’ta çocuklarımız şehit oluyor. Asıl sorumlusu kim ya? Biz kiminle uğraşıyoruz? Asıl sorumlusu ABD’dir. Bunu söyleyecek başka bir siyasetçi var mı Türkiye’de?

İlkeli omurgalı siyasetten yanayız biz. Laikliği bizden başka hatırlayan kalmadı. Bizim Dersim diye bir vilayetimiz yoktur. Dertsim bir bölgenin adıdır. Oradaki vilayetin adu Tunceli’dir. Kamer Genç bile Dersim demiyordu. Tunceli diyordu. Şeyh Sait bir haindir. Nokta. Atatürk böyle demiştir. Herkes eşittir. Bu ülkede herkes ayaz yemiştir. 12 Eylül günlerinde Diyarbakır Cezaevi’nde Kürtler ayaz yemiştir, Mamak’ta ülkücüler ayaz yemiştir. Metris’te solcular ayaz yemiştir.”

Paylaşın

Adalet Divanı’ndan Gazze Kararı: İsrail, Soykırım Suçlamasıyla Yargılanacak

Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı ‘soykırım’ davasını görüşen Uluslararası Adalet Divanı, İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların “makul seviyede” ispatladığına hükmetti ve (İsrail’in) davanın düşürülmesi yönündeki talebini reddetti.

Haber Merkezi / Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’in Gazze’de soykırımı önlemek için tüm önlemleri almak zorunda olduğuna hükmetti ancak doğrudan ateşkes emri vermekten kaçındı. Mahkeme, Gazze’deki felaket boyutundaki insani durumun, tedbir kararı vermesini gerektirecek düzeyde “acil tehlike” teşkil ettiğine hükmetti.

Uluslararası Adalet Divanı Başkanı Yargıç Joan E. Donoghue, Gazze’de yaşanan insani trajedinin farkında olduklarını ve can kayıplarından derin endişe duyduklarını dile getirdi.

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı ‘soykırım’ davasında ilk kararı okudu. Mahkeme, İsrail’in, askerlerinin soykırım yapmasını önlemek için yetkisi dahilindeki tüm önlemleri alması ve insani durumu iyileştirmek için adımlar atması gerektiğine hükmetti.

İsrail’in Soykırım Sözleşmesi çerçevesindeki yükümlülüklerinin bazılarını ihlal ettiğine ilişkin ihtiyati tedbir kararı almaya yetkisi olduğuna hükmeden mahkeme, İsrail’in davanın düşürülmesi talebini reddetti. Adalet Divanı, soykırım davasında İsrail aleyhine ileri sürülen iddiaların ‘makul seviyede’ ispatladığına karar verdi.

Sözlerine, Hamas’ın 7 Ekim’de düzenlediği saldırılara işaret ederek başlayan Başyargıç Joan Donoghue, Gazze’deki kayıplardan ‘endişe duyduklarını’ dile getirdi. Donoghue, “İnsanlık dramının farkındayız” dedi. Donoghue, İsrail’in soykırım davasının reddedilmesi talebini reddettiklerini duyurdu, dosyanın esastan görüşüleceğini açıkladı.

İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü ‘askeri operasyonları’ derhal durdurması gerektiğine hükmeden mahkeme, Tel Aviv’in 1 ay içerisinde soykırımı önlemek için aldığı tedbirlere ilişkin Divan’a rapor sunmasını talep etti.

Tedbir kararı ne anlama geliyor, bağlayıcı mı?

Divan’ın kararı, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ne aykırı hareket edip etmediğine ilişkin olmayıp sadece muhtemel soykırım tehlikesine karşısında oluşacak zararların önüne geçmek için davada nihai karar verilinceye kadar tarafların uyması gereken geçici önlemler anlamına geliyor.

Divan Şartı’nın 59. maddesi uyarınca UAD’nin aldığı kararlar, taraflar için bağlayıcı durumda iken üçüncü ülkeler için kararın bağlayıcılığı bulunmuyor.

Divan, hükmettiği kararları BM’nin ilgili kurumlarına da tebliğ ediyor ve İsrail, Divan’ın muhtemel tedbir kararına uymazsa bu durumda Güney Afrika konuyu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıyarak Divan kararının uygulanması için harekete geçilmesini talep edebiliyor.

Divan’ın kararlarını icra ettirmek için kendi askeri gücü veya organı bulunmazken bu kararların uygulanması büyük oranda BM Güvenlik Konseyi’nin tasarrufunda bulunuyor.

Dava konusu nedir?

Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonuyla 1948’te imzalanan Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na başvurdu.

Soykırım kanıtlaması en zor suçlardan biri. Zira “soykırım niyeti” için insanları öldürmenin de ötesinde fiiller gerekiyor. Bir devletin bir ulusal, etnik veya dini grubu kısmen veya bir bütün olarak yok etmek istediğinin kanıtlanması şart.

Güney Afrika’nın, İsrail’in planının veya davranış biçiminin başka hiçbir şeyle açıklanamayacağını kabul ettirmesi gerekiyor. BM’nin en üst mahkemesi olan ICJ, devletler arasındaki anlaşmazlıklara bakıyor.

Bugüne kadar hiçbir devlet soykırımdan suçlu bulunmadı. ICJ, 2007’de Sırbistan’ın 1995’te Bosna Hersek’te 8 bin Müslüman erkeği öldürdüğü Srebrenica Soykırımı’nı önlemekte yetersiz kaldığına hükmetmişti.

Güney Afrika’nın talepleri

Güney Afrika İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle açtığı davada acil ihtiyati tedbirler alınmasını talep etmişti. Güney Afrika, Divan’dan;

1- Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına,
2- Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına,
3- Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına,
4- Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına,

5- Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına,
6- Soykırıma karışanların cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,
7- Soykırımın delillerini muhafaza etmesine ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesine,
8- Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,
9- Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.

İsrail neden Gazze’yi işgal etti?

7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’in güneyinde düzenlediği saldırılarda en az 1200 İsrailli hayatını kaybetti, 240 kişi rehin alındı. İsrail buna karşılık olarak önce Gazze’ye hava saldırılarına, ardından da karadan bölgeyi işgale başladı.

2006’dan bu yana Hamas’ın kontrolündeki Gazze’de Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre İsrail’in 7 Ekim’den bu yana düzenlediği saldırılarda çoğu kadın ve çocuk 26 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Gazze nüfusunun yaklaşık dörtte üçünü oluşturan 1,7 milyon kişinin de evlerini terk etmek zorunda kaldığı hesaplandı.

İsrail suçlamaya ne yanıt veriyor?

İsrail soykırım suçlamasını “çok ağır bir çarpıtma” olarak niteliyor, kendisini savunma hakkı olduğunu ve Filistinli sivilleri değil Hamas militanlarını hedef aldığını belirtiyor.

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Murat Kurum’a Vaatler Yanıtı: Bu Millet Bunlara Aldanmaz

Gazetecilere, AK Parti’nin İstanbul Adayı Murat Kurum’un vaatlerini yorumlayan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Bu millet buna aldanmaz. Seçim öncesi bu tür manevralarla girilen bu seçimde milletimiz gerçekten hizmet edeni, proje üreteni ayırt edecek ve ona göre tercih yapacak” dedi.

Haber Merkezi / Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce’nin partisine yönelik eleştirilerine de yanıt veren Ekrem İmamoğlu, “Kendisi ile birkaç kez görüştüm. Söylemleri tam tersi bir durumdu. Niçin bu duruma geldi bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gündeme ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, AK Parti’nin İstanbul Adayı Murat Kurum’un vaatlerine ilişkin şunları söyledi:

Kanal İstanbul’u ağzına bile almamış olması bugün baktığımızda yine halkı aldatmaya dönük bir yolculuğu tarifliyor ama bizim milletimiz aldanmaz. Bizim milletimiz ‘İktidardınız niye yapmadınız?’ der. Madem çağ atlatacaktı bizim İstanbul için ‘büyük bir tehdit’ dediğimiz Kanal İstanbul ismini niçin ağzınıza almıyorsunuz der? Bizim vatandaşımızı aldatamayacaklar. Sefaköy-Beylikdüzü-İncirli metro hattını projesini de açıklayan bir sunum gördük. Bir imza atılsa zaten ihaleye çıkacak. Bir imza, bir kalem, bir mürekkep. Ne para istiyoruz, ne kefalet istiyoruz.

Bu millet buna aldanmaz. Seçim öncesi bu tür manevralarla girilen bu seçimde milletimiz gerçekten hizmet edeni, proje üreteni ayırt edecek ve ona göre tercih yapacak. Bu siyasette tarihin görmediği çok büyük bir milletin oluşturduğu bir ittifakı İstanbul’umuza ve bütün ülkemize yayacak. Bu büyük bir uzlaşma olacak. Göreceksiniz 31 Mart’ta bu vaatleri açıklayanlar aslında hiçbir hazırlık yapmadıklarının karşılıklarını cevap olarak oyla alacaklar.

İmamoğlu Kurum’un taksicilerle ilgili vaatlerine ilişkin ise şunları söyledi: Benzer bir durum. Mesele gerçekten trajikomik. İnsan bugün ülkeyi 22 yıldır yöneten, İstanbul’da 25 yıl yerel yönetimin çözemediği sorunları uzun yıllardır gündeme dahi getirememiş ya da getirmemiş. Arkasında hangi hesap kitap varsa. 4 buçuk yıldır bizim mücadele ettiğimiz, çözdüğümüz ya da çözmek üzere projesini hazırladığımız.

Ya da başlamak üzere olduğumuz vaatlerden bir tanesi de taksi meselesi. Çünkü biz direkt hiç korkusuzca ‘böyle bir sorun var, çözümü de hazır, yapmak istiyoruz’ diyerek taşıdığımız konular. Bir kısmını ara bularak çözdük ama daha büyük sorunları var taksi meselesinin bunu da önümüzdeki dönem çözeriz. Bunlar verdikleri sözü unutanlar, verdikleri sözle uygulamaları farklı olanlar. Daha bir iki yıl önce ‘İstanbul’a çağ atlatacak’ dedikleri Kanal İstanbul’u söyleyemediler. Niye? Onu söylerlerse oy kaybedecekler.

“Muhatabı değilim”

Muharrem İnce’nin partisine yönelik eleştirilerine de yanıt veren İBB Başkanı İmamoğlu, “Kendisi ile birkaç kez görüştüm. Söylemleri tam tersi bir durumdu. Niçin bu duruma geldi bilmiyorum” dedi. Muharrem İnce’nin 1991 seçimlerine ilişkin sözlerine tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “1991’i bilmemek suç değil, 2019’u bilmek marifet. İnce’nin söylemleri tam tersiydi. Muhatabı değilim” ifadelerini kullandı.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, partisinin yerel seçim stratejisiyle ilgili, bir otelde düzenlediği basın toplantısında, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde partisinin her ilde seçime gireceğini açıklamış, CHP’ye yönelik eleştirilerde bulunmuştu.

Basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan İnce, CHP ile ittifak görüşmelerine dair soruya karşılık şunları kaydetmişti: “İsveç’in NATO üyeliğine ‘Evet’ verince nasıl ittifak kuracağım? Her gün ‘DEM’lenirsen nasıl kuracağım? Bizim bir duruşumuz olmalı. Kuvayı Milliye’nin partisi bu. Değişmiş demiyorum, başkalaşmış. Değişmek başka bir şeydir, başkalaşmak başka bir şeydir. Bizim ruhen, gönül olarak, düşünsel olarak benim bulunduğum bir parti değil orası, gençliğimin geçtiği parti gitmiş, yerine başka bir şey gelmiş. Onun için öyle bir ittifak kurabilmek… Yarın bu şartlar değişir, başka bir yönetim gelir, o zaman tekrar konuşuruz.

1991 seçimlerini bu arkadaşlarım bilmiyor. Çünkü partinin hafızasını bilmiyorlar. 1991 seçiminde nasıl rezil olduğumuzu bilmiyorlar. Özgür Bey de bilmiyor Ekrem Bey de bilmiyor. Çünkü siyasi hafızaları buna yetmez. Neden ayrı dünyaların insanlarıyız? Suriye’de Irak’ta çocuklarımız şehit oluyor. Asıl sorumlusu kim ya? Biz kiminle uğraşıyoruz? Asıl sorumlusu ABD’dir. Bunu söyleyecek başka bir siyasetçi var mı Türkiye’de?

İlkeli omurgalı siyasetten yanayız biz. Laikliği bizden başka hatırlayan kalmadı. Bizim Dersim diye bir vilayetimiz yoktur. Dertsim bir bölgenin adıdır. Oradaki vilayetin adı Tunceli’dir. Kamer Genç bile Dersim demiyordu. Tunceli diyordu. Şeyh Sait bir haindir. Nokta. Atatürk böyle demiştir. Herkes eşittir. Bu ülkede herkes ayaz yemiştir. 12 Eylül günlerinde Diyarbakır Cezaevi’nde Kürtler ayaz yemiştir, Mamak’ta ülkücüler ayaz yemiştir. Metris’te solcular ayaz yemiştir.

Paylaşın