Erdoğan: Daha Neler Yapacağız Neler…

Afyonkarahisar’da halka seslenen Erdoğan, “Ülkemizin de şehirlerimizin de kaybedecek tek bir günü bile yok. Partimizi kurduğumuzda hangi heyecanla yola çıktıysak bugün de aynı heyecanlayız” dedi ve ekledi:

“Bugün Türk savunma sanayiinin gurur günlerinden birini daha yaşadık. Milli Muharip uçağımız KAAN bugün ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Daha neler gelecek neler. Kızılelma F-16’nın taşıdığı bombayı taşıyor.

Daha yapacağız. KAAN aynı F-16 gibi. Böylece Türkiye 5’inci nesil uçağımızda kritik bir aşamayı daha geride bıraktık. Rabbim emeği geçen herkesten razı olsun diyorum. Savunma sanayiinde milletimize yeni müjdeler vermeyi sürdüreceğiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afyonkarahisar Mitingi’nde konuştu ve belediye başkan adaylarını tanıttı. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Biliyorsunuz biz partimizi kurarken Afyonkarahisar’dan yola çıktık. Hamdolsun bugüne kadar girdiğimiz tüm seçimlerde sizlerin güçlü ve sarsılmaz desteğini hep yanımızda hissettik. Siz bizi yalnız bırakmadınız. Önümüze çıkan engelleri sizlerle beraber aştık.

Emperyalistlerin oyununu sizlerle beraber bozduk. Türkiye yüzyılının temellerini yine sizlerle beraber attık. Şimdi önümüzde 31 Mart seçimleri var. 38 gün sonra bir kez daha sandık başına gideceğiz. Tıpkı 14 – 28 Mayıs seçimlerinde olduğu gibi yine çok kritik tercihlerde bulunacağız.

Evlatlarımızı çağın her türlü sapkın akımlarından koruyacak, milli ve manevi değerlerimize uygun nesiller yetiştirecek bir anlayışla programlarımızı hayata geçireceğiz. Şehirlerimizi, çevreye ve tabiata duyarlı estetikle biçimlenmiş tarihi, kültürel ve doğal zenginlikleri korunmuş, huzurlu, güvenli yerleşim yerli olarak geliştireceğiz.

Muhalefetin ne bizim gibi güçlü tecrübesi ne de ortaya koyabilecekleri geniş vizyonları var. Parti içi iktidar kavgaları dışında hiçbir şeyle ilgilenmiyorlar. Dün baştacı ettiklerini bugün yerin dibine sokmaktan çekinmiyorlar. Türkiye’nin sorunlarına çare olacak, şehirlerimizin sıkıntılarını giderecek doğru düzgün tek bir önerileri dahi yok.

Milletten ve siyasetin temel değerlerinden öyle kopuklar ki belediye başkan adaylarını dahi vatandaşa değil yapay zekaya soruyorlar. Yapay zeka kimi uygun görürse, kimi seçerse bunlara neyi emrederse bu acemiler de milletin karşısına ‘işte adayımız’ diyerek onu çıkarıyorlar.

Sonra bir de utanmadan millete ‘adaylarımıza tıpış tıpış oy vereceksiniz’ dayatmasında bulunuyorlar. Allah bunlar akıl fikir, CHP’li kardeşlerimize de sabır versin.

Bize oy veren kardeşlerimizle birlikte siyasi tercihi farklı vatandaşlarımıza da el uzatmaya, onların da hislerine tercüman olmaya, onların da beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz. Sadece seçim beyannamemizi değil, milletimizin huzuruna çıkaracağımız başkan adaylarımızı tespit ederken de bu hassasiyetle hareket ettik.

Kucaklayıcı, nitelikli, vizyoner ve toplumun tüm kesimlerini temsil eden adaylar olmasına özellikle dikkat ettik. Milletimizin de belediye başkan adaylarımızı bağrına basacağına yürekten inanıyoruz.

Yolunu kaybedenlerin, yolunu değiştirenlerin, yolunu şaşıranların tercihleri kendilerini ilgilendirir. Biz bunları dikkate almıyor sadece işimize odaklanıyoruz. Türkiye yüzyılının hazırlıklarını yaparken en büyük güç kaynağımız 21 yılda ülkemize ve şehirlerimize kazandırdıklarımızdır. İşte bugün Türk savunma sanayisinin gurur günlerinden birini daha yaşadık.

Vatandaşlarımız adayları değerlendirirken şehrine, kendi hayatına ne gibi bir katkısı olacağının hesabını yapar.

Milletimizin karşısına çıkan adaylardan bazıları öyle ölçüsüz vaatlerde kendisini göstermeye çalışıyor ki insan şaşıp kalıyor. Belediyelerde de şehrine yıllar kaybettiren başkanlar oldu. İhtiyaçlar, imkanlar bellidir, hepsini bir araya getirir hizmet planlamasını yaparsınız. Her konuda atıp tutanları kendi haline bırakın. Belediyecilik hesap kitap işidir. Siz sandıktan şehrinize aşkla hizmete edecek adayları çıkarmaya bakın.

“Daha neler yapacağız neler…”

Ülkemizin de şehirlerimizin de kaybedecek tek bir günü bile yok. Partimizi kurduğumuzda hangi heyecanla yola çıktıysak bugün de aynı heyecanlayız.

Bugün Türk savunma sanayiinin gurur günlerinden birini daha yaşadık. Milli Muharip uçağımız KAAN bugün ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Yaptık ve yapmaya devam edeceğiz. Daha neler gelecek neler. Kızılelma F-16’nın taşdığı bombayı taşıyor. Daha yapacağız. KAAN aynı F-16 gibi. Böylece Türkiye 5’inci nesil uçağımızda kritik bir aşamayı daha geride bıraktık. Rabbim emeği geçen herkesten razı olsun diyorum. Savunma sanayiinde milletimize yeni müjdeler vermeyi sürdüreceğiz.

Mevlana hazretleri ne güzel söylemiş. Kamil odur ki koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser. Biz de milletimizin gönlünde eserlerimizle, hizmetlerimizle, projelerimizle hoş bir seda bırakmak için çalıştık, çalışıyoruz. Ziya Paşa ne diyor? Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Eser ve hizmet yarışında kimse bizimle boy ölçüşemez. İnşallah, önümüzdeki yıllarda ülkemizin tamamıyla birlikte Afyonkarahisar’ımızı da yeni yatırımlarla kalkındırmayı sürdüreceğiz.

Kardeşlerim unutmayın şu anda Cumhur İttifakı iktidar mı? Bir belediye düşünün ki kiminle hareket edecek? Cumhur İttifakıyla… DEM’lenenler varsın DEM’lensin. Biz işimize bakacağız. Sizlerin adaylarımıza merkezde ve ilçelerde çok güçlü destek vereceğinize inanıyorum…”

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 29 Bin 313’e Yükseldi

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 138. günü geride kalırken, Gazze Şeridi’ndeki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in saldırılarına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Haber Merkezi / Son saldırılarda 118 kişinin yaşamını yitirdiği ve bölgedeki can kaybının 29 bin 313’e çıktığını bildiren Bakanlık, İsrail güçlerinin 163 Filistinliyi daha yaraladığı ve toplam yaralı sayısının 69 bin 333’e ulaştığı kaydedildi.

Sağlık Bakanlığının açıklamasında halen enkaz altında ve yol kenarlarında ölülerin bulunduğu ancak İsrail güçlerinin engellemesi nedeniyle sağlık ekipleri ile sivil savunma görevlilerinin cenazelere ulaşamadığı vurgulandı.

Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), Cezayir tarafından sunulan ve Gazze’de acil insani ateşkes talep eden karar tasarısını veto etti.

15 üyeli Güvenlik Konseyi’nde(BMGK), daimi üyelerden ABD, ‘hayır’ yönünde veto hakkını kullanırken İngiltere ‘çekimser’ kaldı. Güvenlik Konseyi’nin diğer 13 üyesi ise lehte oy kullandı. Bu, ABD’nin 7 Ekim’de başlayan savaşta, Gazze’de ateşkes talep eden bir BM Güvenlik Konseyi kararını üçüncü kez veto edişi olarak kayıtlara geçti.

Oylamadan önce konseye seslenen Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama, “Bu karar taslağı lehinde oy kullanmak Filistinliler’in yaşam hakkına destek vermek anlamına gelir. Buna karşılık, aleyhte oy kullanmak, onlara uygulanan acımasız şiddeti ve toplu cezalandırmayı onaylamak anlamına gelir” diye konuştu.

Keza her Filistinlinin “ölüm ve soykırım”ın hedefinde olduğunu belirten Bendjama, “Konsey ateşkes çağrısı yapmadan önce daha kaç masum canın kurban edilmesi gerek?” sorusunu yöneltti.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield oylama öncesinde konseye hitaben yaptığı açıklamada, “Konseyin şu anda atacağı her adım bu hassas ve devam etmekte olan müzakerelere engel değil, yardımcı olmalıdır. Biz şu anda masada olan karar tasarısının aslında bu müzakereleri olumsuz etkileyeceğine inanıyoruz” dedi.

Thomas-Greenfield, “Hamas’ın rehineleri serbest bırakmasını gerektiren bir anlaşma olmaksızın derhal ve koşulsuz bir ateşkes talep etmek, kalıcı bir barış getirmeyecektir. Aksine Hamas ve İsrail arasındaki çatışmaları uzatabilir” şeklinde konuştu.

ABD’nin vetosu sonrası ne olacağını zaman gösterecek. Ancak Cezayir öncülüğündeki ‘Arap Grubu’, karar tasarısını BM üyesi 193 ülkenin tamamını kapsayan BM Genel Kurulu’na götürebilir. Zira tasarının burada ezici çoğunlukla onaylanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak BM Genel Kurul kararlarının yasal bağlayıcılığı bulunmuyor.

Aralık ayında 193 üyeli BM Genel Kurulu’nun dörtte üçünden fazlası acil insani ateşkes talebine onay verdi. Bu arada BM Genel Kurul kararları Her ne kadar bağlayıcı olmasa da, savaşa dair küresel görüşü yansıtan siyasi bir ağırlık taşıyor.

Gazze’de şartlar daha da ağırlaşıyor

Ayrıca Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Gıda Programı tarafından yapılan açıklamada, Gazze’nin kuzeyine gıda sevkiyatının durdurulduğu belirtildi ve bölgedeki açlık tehlikesinin arttığına dikkat çekildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu(UNICEF) tarafından yapılan değerlendirmede de bölgedeki her 6 çocuktan birinin akut olarak yetersiz beslendiği belirtildi.

BM verilerine göre, Gazze’ye giriş yapan yardım kamyonlarının sayısı son iki haftada yarı yarıya azaldı. Yetkililer, İsrail’in devam eden saldırıları ve yardım konvoylarının güvenliğinin sağlanamaması nedeniyle sevkiyatların sekteye uğradığını belirtiyor.

Aksayan yardımlar, İsrail’in operasyonlarını sürdürdüğü ve 7 Ekim’den bu yana 2 milyon 300 bin kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığı bölgedeki şartların daha da zorlaşmasına neden oluyor. Gazze’nin kuzeyinde özellikle son iki günde çatışmaların yoğunlaştığı ifade ediliyor.

İsrail birliklerinin Ekim ayı sonunda Gazze’ye girmesinden bu yana Gazze Şeridi’nin kuzey bölgesi tecrit edilmiş durumda. Bölgenin büyük bir bölümü enkaza dönmüş vaziyette ve yüzbinlerce Filistinli büyük ölçüde yardımlara erişemiyor. Bölgede yaşayan ailelerin günde bir öğünle yetindiği ve ekmek pişirmek için genellikle hayvan ve kuş yemlerini tahıllarla karıştırmaya başladığı ifade ediliyor.

Dünya Gıda Programı yetkilileri, yardım konvoylarının güvenliğinin sağlanamamasının en büyük sorun olduğunu, kamyonların hedef olduğunu ya da bölgede saldırıya uğradıklarını belirtiyorlar. Yardımların bu hafta yeniden ulaştırılmaya başlanmasına çalışıldığı ancak başarılı olunamadığı ifade ediliyor.

Dünya Gıda Programı yaptığı açıklamada da “İnsanlar şimdiden açlığa bağlı nedenlerden ölüyor” diyerek “açlık ve hastalığa doğru hızlı bir kayma” uyarısında bulundu.

Öte yandan UNICEF yetkilisi Ted Chaiban yaptığı açıklamada, Gazze’nin “önlenebilir çocuk ölümlerinde bir patlamaya tanık olmaya hazırlandığını ve bunun Gazze’de zaten dayanılmaz düzeyde olan çocuk ölümlerini daha da arttıracağını” söyledi.

UNICEF liderliğindeki bir yardım ortaklığı olan Küresel Beslenme Kümesi tarafından Pazartesi günü yayınlanan rapor, Gazze’deki hanelerin %95’inde yetişkinlerin küçük çocukların yiyebilmesini sağlamak için kendi yiyeceklerini kısıtladığını, ailelerin %65’inin ise günde sadece bir öğün yemek yediğini ortaya koydu.

Rapora göre Gazze’deki 5 yaş altı çocukların yüzde 90’ından fazlası günde iki ya da daha az çeşit gıdayla besleniyor ve bu durum ciddi gıda yoksulluğu olarak biliniyor. Benzer bir oran da bulaşıcı hastalıklardan etkileniyor ve çocukların yüzde 70’i son iki hafta içinde ishal oldu. Gazze’deki konutların yüzde 80’inden fazlasının temiz ve güvenli sudan yoksun olduğu belirtiliyor.

Yetkililer İsrail’in saldırıları öncesinde Gazze Şeridi’nde akut yetersiz beslenme sorununun yüzde 1 düzeyinde olduğunu ifade ediyorlar. Aralık ayında yayınlanan bir BM raporu Gazze nüfusunun tamamının gıda krizi içinde olduğunu ve her dört kişiden birinin açlıkla karşı karşıya olduğunu ortaya koymuştu.

Paylaşın

Davutoğlu’ndan Erdoğan’a Sert Sözler!

Gelecek – Saadet grubunda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, Erdoğan’ın “Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını hazmedemiyorum” sözleri üzerinden eleştirerek, “Bakın biz neleri hazmedemiyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “ABD Başkanı’nın Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı aptal olma diye mektup göndermesini hazmedemiyoruz Sayın Erdoğan. Gazze şimdi Refah’a sığınmış yüz binlerin bomba altında inlediği bir dönemde Türk limanlarından İsrail’e giden ticaret gemilerini hazmedemiyoruz.”

GP Lideri Davutoğlu, “Her Cuma namazında bir siyasi mesaj verilerek gençlerimizin camilerden soğutulmasını hazmedemiyoruz. Nas hükmüdür diyip faizi yasaklamayı dini bir kahramanlık olarak gösterdikten sonra dünyanın en büyük faizini fakirin fukaranın sırtına yüklenmesini hazmedemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Saadet-Gelecek Meclis grup toplantısında Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyaretini gündeme Bülent Kaya, Erdoğan’ın ziyareti sırasında Filistin’de yaşanan zulme değinilmesini beklediklerini dile getirdi. Kaya Mısır’daki darbeci hükumetten kaçarak Türkiye’ye sığınan kişilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının da iptal edildiğini söyledi.

“Biz, Siz Sisi’yi ziyaret edip normalleşirken, oradaki Müslümanlar daha rahat nefes alacak. Ve siz Mısır’ı ziyaret ederken İsrail’e karşı Filistinlilerin sesini yükselteceğinizi beklerken, bir de baktık ki maalesef tamamen Filistinlileri yalnız bırakmaya, Türkiye’ye sığınmış olan Mısırlı kardeşlerimizi yalnızlığa mahkum etmeye dair her halde bazı örtülü anlaşmalar yapmış olmanız gerekir ki bu şekilde davranıyorsunuz. Bu millet her zaman mazlumların yanında zalimlerin karşısında olmuştur. Bize yakışan bu gün de hem mısırlı Müslüman kardeşlerimizi, hem Filistinli mazlumların yanında durmak İsrail’e karşı durmaktır” ifadelerini kullandı.

Kaya yerel seçimlere ilişkin de şöyle konuştu: “İktidar partisi ateşten bir gömlekken çıkardıkları ‘Milli Görüş’ gömleğini, yerel seçimlerde 94 ruhu diyerek tekrar giymeye çalışıyor. ‘Milli Görüş’ gömleği konjektöre göre giyip, çıkarılabilecek bir gömlek değildi. Hele ki yapıp ettikleri ile hukuk tanımaz rakiplerine ve düşmanlarına benzeyen kişilerin bedenine uyacak bir gömlek asla değildir.

‘Milli Görüş’ gömleği kendisine düşmanlık edenlere dahi adaletten başka borcu olmayanların giyebileceği bir gömlektir. ‘Dün dündür, bugün bugündür’ diyenlerin giyebileceği bir gömlek asla değildir. ‘Rüşvet alan da, veren de melundur’ diyenlerin giyebileceği bir gömlektir. ‘Çalışırlar, çalmazlar, çaldırmazlar’ diyenlerin giyebileceği bir gömlektir. ‘Çalışırlar ama çalarlar’ diyebileceklerin giyecekleri bir gömlek değildir.”

Maraş merkezli deprem nedeniyle evleri yıkılan ailelerin hala çadırlarda ve konteynerlerde kaldığına dikkat çeken Kaya, depremzedelere verilen 600 bin konuttan sadece 30-40 bininin bir sene sonra yapıldığına dikkat çekti, binlerce insanın hala söz verilen TOKİ konutlarının yapımını beklediğini söyledi.

Erzincan İliç’te yaşanan maden faciasına da değinen Kaya, ÇED raporuna rağmen madenin çalışmasına göz yuman siyasiler hakkında neden yasal bir işlem başlatılmadığını sordu. Kaya olayın üstününü kapatmaya çalışan olursa buna müsaade etmeyeceklerinin ve konunun takipçisi olacaklarının altını çizdi.

“Erdoğan adına üzülüyorum”

Bülent Kaya’nın ardından parti grubuna seslenen GP Lideri Ahmet Davutoğlu, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

Bugün Türk siyasetinin en büyük eksikliği emin olma vasfını kaybetmeleridir. Emin olmak ne demektir; emin olmak sözün gücüne inanmaktır. Devlet adamının temel vasfı güç sahibi olmak değil emin olma vasfıdır. Maalesef Sayın Erdoğan ve bugün ki iktidar Türkiye’de kurumları dağıttı ama verdiği en büyük zarar insanların emin olma duygusunu yok etti.

Düşünün bir devlet adamı seçime hazırlanırken halka şöyle hitap ediyor. Bizim olmadığımız bir büyükşehir belediyesi, kusura bakmayın açık konuşuyorum. Doğal gazı nasıl getirecekler. Biz varsak doğal gaz var biz yoksak doğal gaz yok. Diyelim ki Ordu’da seçimi yüzde 49 oyla kaybettiler, yüzde 51 oyla da başka bir parti kazandı. Diyor ki bana oy vermeyenleri cezalandırdığım gibi bana oy verenleri de cezalandırırım.

Demokrasilerde siz seçimi kazanırsanız o ana kadar bir bir partinin genel başkanı ya da adayısınız. Seçimi kazandığınız gece o andan itibaren bütün ülkenin hükümetisiniz. Şimdi bu ülke insanları nasıl güven duyacakları Cumhurbaşkanlarına. Bana oy verirseniz doğal gaz gelir hizmet gelir. Bana oy vermezsiniz ne doğal gaz gelir ne hizmet gelir demek siz benden emin olmayın ben emin bir insan değilim demektir.

Ben duyunca bir anlamda en azından Refah’a giderler diye sevinmiştim, Gazze’nin bir sesini duyururlar dünyaya diye sevinmiştim. Madem bu kadar büyük taviz veriyorsunuz. Sisi ile yan yana durdular ve kardeşim Sisi dedi. Bundan 5 sene önce İstanbul sokaklarında seçim iki aday arasında değil, Sisi ile Binali arasında oyunuz Binali mi Sisi mi diye insanlara oy kullandırtan bir liderin Allah indinde aslında düştüğü zillet halinin temsilidir. Geçen seçim Binali mi Sisi mi dedin, şimdi Binali kardeşimle seçime gidiyorsunuz.

Sayın Cumhurbaşkanı Anayasa kararını hazmedemiyorum dedi. Biz de hazmedemiyoruz. Siz Anayasa Mahkemesinin insan haklarını esas alan bir kararını hazmedemiyorsunuz. Bakın biz neleri hazmedemiyoruz. ABD Başkanı’nın Türkiye Cumhuriyeti Devlet Başkanı aptal olma diye mektup göndermesini hazmedemiyoruz Sayın Erdoğan. Gazze şimdi Refah’a sığınmış yüz binlerin bomba altında inlediği bir dönemde Türk limanlarından İsrail’e giden ticaret gemilerini hazmedemiyoruz.

Her Cuma namazında bir siyasi mesaj verilerek gençlerimizin camilerden soğutulmasını hazmedemiyoruz. Nas hükmüdür diyip faizi yasaklamayı dini bir kahramanlık olarak gösterdikten sonra dünyanın en büyük faizini fakirin fukaranın sırtına yüklenmesini hazmedemiyoruz.

Bir AK Parti önemli yetkilisiyle karşılaşmıştık, şunu sordum kendisine; yolsuzluk kaldı mı ülkede dedim, kalmadı. Niye kalmadı biliyor musunuz, yolsuzluğun tanımı kalmadı. Yolsuzluk olan her şey o kadar meşrulaştı ki artık yoksulluk diye bir fiil kalmadı.

İliç’te hala 9 işçimiz çıkartılamadı, yüreğimiz yanıyor. Kim bunu sorumlusu, devlet can emniyetini sağlar, devlet bu emniyetin gereğini yapar ve bu emniyeti tehdit eden kim olursa olsun cezalandırır. Ne oldu 1 hafta geçti, 6 asli kusurlu bulundu.

Borulama şefi asli kusurlu ama oraya o maden için ÇED ruhsatı veren bakan suçlu değil öyle mi, o şirketin genel müdür suçlu değil öyle mi. Bu kadar felaket yaşandı 10 binlerce vatandaşımız depremde hayatını kaybetti. Küçük müteahhit tutuklandı büyük müteahhitlere kimse dokunmadı. Bir tek kamu görevlisi suçlu bulunmadı, Nurdağı’nın belediye başkanı ve imar müdürü dışında. Kim verdi o izinleri, emin olun Allah muhafaza yarın İstanbul’da deprem olsa yine böyle küçük işçileri suçlu görürler de İstanbul’a ihanet ettik diyen Cumhurbaşkanı kenara çekilir.

Bugün böyle bir facia karşısında kimse altın madeninin geliri nedir, ne kadarı Türkiye’de kalıyor bunun hesabı içinde değil. 23 milyar dolarlık kapasiteden bahsediyor Türkiye’ye kalan altın ruhsatlarından kalan bir kaç yüz milyar dolar.

Medyanın başlıkları yüzlerce ton toprak kaydı, toprak böyle yuttu, dağ yürüdü, yığma tepe işçileri yuttu. Suçlu dağ, suçlu toprak, suçlu işçiler ama ülkeyi yönetenler suçlu değil. Eğer böyle bir facia başka bir dönemde yaşansaydı dağı toprağı mı suçlardık yoksa onları mı suçlardık.

Mısır konusunda gerçekten ümit ettim Refah Kapısı’na giderler ve mesaj verirler diye. Gazze’de katliam bütün hızıyla devam ediyor ve Refah emin bölge diye insanların gitmesini sağlık verdikleri Refah da bombalanıyor. 30 bini aşkın kardeşimiz hayatını kaybetmiş ve Sayın Erdoğan Kahire’de. Niye gidersiniz Kahire’ye sadece ikili ticaret mi. İspanya Başbakanı’da gitti Kahire’ye ama niye gitti biliyor musunuz, Refah’a gitmek için gitti ve aldı Refah Kapısı’nın önünde İsrail’e hitap etti.

Sayın Cumhurbaşkanı Kahire’ye gitti kardeşim Sisi dedi ama Kahire’deki Gazze’ye insani yardım yapan kuruluşları bile ziyaret etmedi. İstiyor ki 4 ayı aşkın süren soykırım karşısında herkes hazmetsin bu soykırımı ve iktidarı hiç eleştirmesin. Sayın Erdoğan hazmetmiyoruz böyle hamaset yüklü ama eylem noksanlı tavrınız hazmetmiyoruz.

Geçtiğimiz hafta sonu bir toplantı da bir yiğit ses şunu söyledi; ortaya konuşmuyorum sayın Erdoğana söylüyorum dedi ve kesin şu İsrail ile ticareti diye seslendi. Muhammed Emin Yıldırım Hoca.

Erdoğan adına üzülüyorum, eğer siyasi hırsıyla ben hayatımın sonuna kadar bu makamlarda duracağım dememiş olsaydı, onurla ve izzetle one minute demiş bir lider olarak hatırlanacaktı. Ama şimdi ne yapmış olursa olsun, Gazze’de Müslümanlar katledilirken İsrail’e çelik, gıda ve jet yakıtı gönderen bir lider olarak anılacak.”

Paylaşın

DEM Parti’den UNESCO’ya “Anadilinde Eğitim Talep Ediyoruz!” Mektubu

DEM Partisi tarafından UNESCO’ya 7 dilde gönderilen mektupta, “Anadilde eğitim hakkı en temel insan haklarından biri olup Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş ve resmi olarak uygulanması tüm BM üyesi devletlere gerekli kılınmıştır. Ancak Türkiye’de Kürt, Arap, Ermeni, Süryani, Çerkes ve Laz halkları için bu hak gasp edilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Mektubun devamında, “Bu topraklarda Türkçe dışındaki bütün diller sistematik bir şekilde asimile edilmekte ve yasaklanmaktadır. Asimilasyon politikalarından dolayı Türkiye’de birçok dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. UNESCO’nun Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası’na göre Türkiye’de şimdiye kadar 18 dil yok olmuştur veya yok olma tehlikesi altındadır. Bu dillerden birisi de Kürtçe’nin Kırmancki lehçesidir” denildi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 21 Şubat Dünya Anadili Günü nedeniyle UNESCO’ya (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) Kurmanci, Zazaca, Arapça, Ermenice, Süryanice, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 7 dilde mektup gönderdi.

Mektupta şu ifadeler yer aldı: Anadilde eğitim hakkı en temel insan haklarından biri olup Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmiş ve resmi olarak uygulanması tüm BM üyesi devletlere gerekli kılınmıştır. Ancak Türkiye’de Kürt, Arap, Ermeni, Süryani, Çerkes ve Laz halkları için bu hak gasp edilmiştir.

“Türkiye’de diller yok olma tehlikesi altındadır”

Bu topraklarda Türkçe dışındaki bütün diller sistematik bir şekilde asimile edilmekte ve yasaklanmaktadır. Asimilasyon politikalarından dolayı Türkiye’de birçok dil yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır. UNESCO’nun Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası’na göre Türkiye’de şimdiye kadar 18 dil yok olmuştur veya yok olma tehlikesi altındadır. Bu dillerden birisi de Kürtçe’nin Kırmancki lehçesidir.

Dillerin asimilasyonu ve kültürel kırım politikaları insanlık değerlerine karşı işlenmiş suçlar kapsamındadır. Ancak Türkiye dilleri koruyan uluslararası kararlara uymamakta ve bugüne kadar bu hakları ihlal etmeye devam etmektedir.

Bizler Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) olarak 21 Şubat Dünya Anadili Günü vesilesiyle bir kez daha kurumunuza ve tüm uluslararası kurumlara sorumluluklarını yerine getirme çağrısı yapıyoruz. Türkiye’ye bir heyet göndermeniz ve Türkiye hakkında anadili hak gasplarına dair soruşturma başlatmanızı talep ediyoruz. Türkiye’de başta Kürtçe (Kurmancî-Kirmanckî) olmak üzere Arapça, Ermenice, Süryanice, Çerkesce, Lazca, Romanca, Boşnakça ve tüm diğer dillerin statülerinin tanınması gerekmektedir.

Türkiye’nin temel haklara dair uluslararası kararlara uyması ve uluslararası sözleşmelerin gereklerini yerine getirmesini talep ediyoruz. Bu anlamda Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi’nin 17. , 29. ve 30. Maddelerine koyduğu çekinceleri kaldırması ve sözleşmenin gereklerini yerine getirmesi için Kurumunuzun gerekli adımları atmasını talep ediyoruz.”

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’ın “Biz Varsak Doğalgaz Var” Sözlerine Tepki

Partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Erdoğan’ın “Biz varsak doğalgaz var, yoksak yok” sözlerine tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “Asıl, millet varsa, sen varsın; millet yoksa, sen de yoksun, Sayın Erdoğan! Dolayısıyla, senin yokluğunda; ne Ordu, ne de Ordulu kardeşlerim, emin ol, hiçbir şey kaybetmez!. ” dedi.

Konuşmasının devamında, “Aynı ana muhalefet gibi; Görüyoruz ki; İktidarın da, sinirler gergin; asaplar bozuk…” diyen Akşener, “Malum; Ordu Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız, Enver Yılmaz Bey’in gördüğü, büyük ilgiden ötürü; arkadaşların psikolojileri, epey bir bozulmuş. Valla hiç kusura bakmasınlar; bozmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamalarından satırbaşları şöyle:

“21 yıl boyunca milletimizin altın terini ganimet görüp hak yediler, ama doymadılar. 21 yıl boyunca toprağımızın suyunu sıkıp rant yediler, doymadılar. 21 yıl boyunca cumhuriyetimizin değerlerini birer birer satıp yediler, ama doymadılar.

Hatırlarsınız; Emeklilere, bayram ikramiyesi uygulaması, ilk kez; 2018 yılında başlamıştı. İktidar onu da, bizim baskımızla; aslında, vermek zorunda kalmıştı… 2018 yılında, bin lira olan, bayram ikramiyesi; enflasyonun, hızlı artışına rağmen; 6 yıl içinde, sadece, 2 defa artırıldı; ve çıka çıka, 2000 liraya çıkartıldı. Son olarak da; önümüzdeki bayramlar için; yüzde 50 artışla, 3000 lira yapıldı.

Gelin şimdi, bir hesap yapalım: 3 bin lira, gerçekten bir artış mı, yoksa kayıp mı; gelin, birlikte bakalım… Mesela; 2018 yılında, bir emeklinin, bayram ikramiyesi; 217 dolara denk geliyordu… Bugün ise; artırılmış haliyle bile, 97 dolar ediyor… Yani, yarısından bile az. O da, bayrama kadar, dolar yerinde durursa…

Sayın Erdoğan, bir seçim dönemi klasiği olarak; yine çıkıp, milletimizi, tehdit etmeye başladı… Geçtiğimiz gün Ordu’da, utanmadan çıkıp, dedi ki; “Bizim olmadığımız, bir büyükşehir belediyesi; Doğalgazı, nasıl getirecek? Biz varsak, doğal gaz var. Biz yoksak, doğal gaz yok.” Ne diyelim, Allah akıl fikir versin…

Aynı ana muhalefet gibi; Görüyoruz ki; İktidarın da, sinirler gergin; asaplar bozuk… Malum; Ordu Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız, Enver Yılmaz Bey’in gördüğü, büyük ilgiden ötürü; arkadaşların psikolojileri, epey bir bozulmuş. Valla hiç kusura bakmasınlar; bozmaya devam edeceğiz.

Yalnız bu vesileyle; buradan, kendisini düzeltip; bir şeyi de, hatırlatmak istiyorum: Asıl, millet varsa, sen varsın; millet yoksa, sen de yoksun, Sayın Erdoğan! Dolayısıyla, senin yokluğunda; ne Ordu, ne de Ordulu kardeşlerim, emin ol, hiçbir şey kaybetmez!

2020 yılında, bir rezalet ortaya çıkmıştı. Düzenlenen bilirkişi raporuyla; ÖSYM’nin, 2010 ile 2015 yılları arasında gerçekleştirdiği, tüm sınavların; sorularının sızdırıldığı tespit edilmişti. Bunun sonucunda ise; dönemin ÖSYM Başkanı, Ali Demir; “fetö üyeliği” ve “görevi kötüye kullanma” suçlamasıyla; 18 yıl 6 ay hapis istemiyle, tutuklanmıştı.

Bu hafta ise; birden bire, bir şey oldu. Ve biz, bu kişinin, bir anda, beraat ettiğini; sadece, görevini kötüye kullanma suçundan; 1 yıl 15 gün ceza aldığını; hükmün açıklanmasının da, 5 yıl ertelendiğini öğrendik… Rezalete bakar mısınız?…

Şimdi buradan, sormak istiyorum: Hayırdır muhteremler, ne değişti? Bir neslin, yalnız sorularını değil; yıllarını, hayallerini, gençliğini çalanlar; ne değişti de, aklanıverdi?

Bilirkişi raporu ortadayken; bu kişi, soruların çalınmasından, ne oldu da, aklandı? Başında bulunduğu kurumun; fetöye çalışmasından, ne oldu da aklandı? 5 yıl boyunca, gençlerin geleceğiyle oynanmasından; ne oldu da aklandı?

Değerli arkadaşlarım; Burada asıl yapılmak istenen ne, biliyor musunuz? Her zaman yaptıkları gibi; ucu kendilerine dokunan, bir meseleyi daha sulandırmak. Yapılan aslında, Ali Demir’i aklamak değil; Suçun, cinsini değiştirip; olayın üzerini örtmek.

Yani; İşlenen suçu; bir terör örgütünün; devletimizin, tüm kurumlarına sızmasına, yol vermek olarak değil; Ak Parti’nin, alışık olduğu; “akraba kayırmak”; veya, “eşine ihale vermek” gibi; “görevini kötüye kullanma” suçu olarak gösterip; 1 yıl 15 gün ceza vererek; meseleyi, oldu bittiye getirip, kapatmak…

Biz de, bu kepazelik vesileyle, öğrenmiş olduk ki; Ülkemizde, gençlerin, 5 yılını çalmanın cezası; 1 yıl 15 gün ediyormuş. Fetö’nün, devlet kurumlarına sızmasına; yardım ve yataklık etmenin cezası; 1 yıl 15 gün ediyormuş. Milletin hakkına girmenin; Emeğini çalmanın;

Ahını almanın cezası; 1 yıl 15 gün ediyormuş! Yuh olsun, yazıklar olsun! Ama ben, şimdiden söyleyeyim. O yüzden, herkes iyi bilsin ki; Onlar unutsa da; biz unutmayacağız! Onlar unutturmaya çalışsa da; biz unutturmayacağız! Onlar affetse de; biz asla affetmeyeceğiz! Milletimiz, asla affetmeyecek! Bu vatanın şerefli evlatları, asla affetmeyecek!

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Sayın Erdoğan; tam 12 yıl sonra, Mısır’a gitti. Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yle buluştu. 2022 Dünya Kupası’nda, Katar’da yakaladıkları, derin muhabbeti; bu sefer de, sıcak bir görüşmeyle taçlandırdılar. Ne diyelim? Allah muhabbetlerini artırsın. Biz, İYİ Parti olarak; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, çıkarları doğrultusunda; Mısır’la ilişkilerimizin, iyileştirilmesinden; ancak ve ancak, memnun oluruz.

Ama bazı soruları da, sormamız gerekiyor: Madem bu ilişkiler, hiçbir şey olmadan, kendi kendine iyileşecekti; O zaman ülkemiz, neden 11 yıl kaybetti? Madem; “katil Sisi”, “kardeşim Sisi” oluverecekti; O zaman; Doğu Akdeniz’de elimiz, neden zayıflatıldı? Mısır’la Yunanistan’ın anlaşmasına, neden alan açıldı? Madem; İhvancılar, bir kenara itilecekti; Rabia da, böylesine kolay unutulacaktı; O zaman, Mavi Vatan’daki çıkarlarımız;

neden tehlikeye atıldı? Aslında, bu soruların cevapları, herkesin malumu… Ülkemiz, tüm bu zararı; Sayın Erdoğan’ın, şahsi tercihleri, dostluk ilişkileri; yani aslında, paşa gönlü öyle istediği için yaşadı. Bu kadar basit. Biz, İYİ Parti olarak; İktidar şakşakçılarının aksine; atılan bu adımın; usta bir satranç hamlesi, veya stratejik bir planın parçası değil; reel şartların, iktidara dayattığı, bir zorunluluk olduğunu; açıkça görüyoruz.

O nedenle de; süreci, yakından takip etmeye, devam edeceğiz. Dış politikada, daha önce, nicesine şahit olduğumuz; vahim hatalara, bu sefer mahal verilmeden; Mısır’la olan ilişkilerimizin; ortak tarihe sahip iki ülkenin, müşterek çıkarları doğrultusunda; sağlıklı, sürdürülebilir ve karşılıklı faydaya dayalı bir biçimde; normalleşmesi konusunda da; katkılarımızı, önerilerimizi, dile getirmeye, devam edeceğiz.

İYİ Parti olarak, öyle bir dönemden geçiyoruz ki; Hakkımızda, ahkam kesen kesene… Çamur atan atana… Parmak sallayan sallayana… Biliyorsunuz, tüm bu kuru gürültünün, sebebi de; Biz bu kararımızı açıklayalı, aylar oldu. Ama, ne hikmetse; ne zaman, yeni bir adayımızı açıklasak; ya iktidar, ya da ana muhalefet; her defasında, atak geçiriyor. Aylardır, bir türlü, durumu hazmedemediler. Bildiğiniz, travma sonrası stres bozukluğu yaşıyorlar…

“Bunlar hem ahlaksız hem cahil hem geri zekalı hem de salak”

Bir de bunlar adam pardon adam olmayabilirler. Erkek diyelim, adam başka bir kavram çünkü. Her bir erkek benimle ilgili cümleye şöyle başlıyor. Çok yakından tanırım. Akraba mıyız hayır tanışıklığımız var mı hayır. İçlerinde rahmetli ağabeyimi kocam zannedenler var içlerinde. Ama beni çok iyi tanıyorlar. Bakın bu çirkin bir şey ben bunları tanımıyorum. Benim kocam bu arkadaşların eşleri hakkında ben onları çok iyi tanırım diye cümleye başlayamaz. Siyaset başka bir şey ahlak başka bir şey. Bunlar hem ahlaksız hem cahil hem geri zekalı hem de salak.

Sırf oy almak için; Birinin; Atatürk’ümüze, beddua eden soysuzlara; diğerinin de; Cumhuriyetimizi, 100 yıllık zulüm gören, terör şakşakçılarına; şirinlik yapma yarışına tutuştuğu; kirli bir orta oyunun, tam ortasındayız!

Bu muhteremler; şimdiye kadar; birbirlerine düşman gözüküp; milletimizi, birbirinin karşısına dikerek; kolay oy almaya, çok alıştılar. Şimdiye kadar; Korkutup, değerlerini istismar edip, kendilerine mecbur bırakarak; Seçmeni, sandıktaki keklik görmeye, çok alıştılar.

Şimdiye kadar; Aynı zihniyeti, aynı yöntemleri, aynı söylemleri; birbirinden farklıymış gibi pazarlayarak; koltuklarını korumaya, çok alıştılar. Ama artık; bu konforlu, “edi büdü siyasetine” dur diyen; siyasete yeniden, rekabeti getiren; İYİ Parti var!

Şunun şurasında, sadece 39 gün kaldı… 31 Mart’ta, sonuçları hep birlikte göreceğiz!… Edileri de; Büdüleri de; gizliden, açıktan, ortaklık yaptıkları, “kırpıkları” da; sandığa gömeceğiz… İstedikleri kadar, para harcasınlar; İstediklerini, satın alsınlar; Evelallah, sandıkları satın alamadıklarını; millet iradesine, paralarının geçmediğini; 31 Mart’ta, hepsine göstereceğiz!

Paylaşın

Uzmanlardan “500, 1.000 Ve 5.000 Liralık Banknot Basılmalı” Önerisi

Ziraat Bankası Eski Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Şenol Babuşcu sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “500 ve 1.000 TL.lik banknotlar basılması yetmez, 5.000 TL.lik banknot da basılmalı…” dedi.

200 TL banknotun basıldığı tarihte değerinin 131 dolar olduğunu belirten Babuşcu “2024 yılı içinde 131 doları karşılığı yaklaşık 5.000 TL olacağına göre 500 ve 1.000 TL.lık banknotların yanı sıra 5.000 TL.lık banknot da basılmalı…” görüşünü savundu.

Enflasyonun giderek artması ve Türk lirasının dolar karşısında hızla değer kaybetmesiyle birlikte yeni banknotların basılması sık sık gündeme geliyor. Uzmanlar da yeni banknot basılmasını öneriyor.

Türkiye’de halen kullanımdaki en yüksek banknot olan 200 TL 1 Ocak 2009’da kullanılmaya başlandı. 200 TL kullanıma girdiğinde Merkez Bankası kuruna göre 2 Ocak 2009’da 132 dolar (tam olarak 131,6) yapıyordu. 21 Şubat 2024 kuruna göre ise 200 TL 6,49 dolar ediyor. 132 doların 21 Şubat’taki Türk lirası karşılığı ise 4 bin 71 liraya kadar yükseldi.

Peki, en büyük banknot olan 200 TL’nin dolar karşılığı zaman içinde nasıl değişti? 2009 başında 132 doların Türk lirası karşılığı nasıl değişti?

Merkez Bankası aylık kur ortalamasına göre 200 TL Ocak 2009’da 126 dolar ediyordu. Bu miktar Ekim 2010’da 141 dolara kadar yükselerek tüm zamanların rekorunu kırdı. 200 liranın karşılığı ilk kez Eylül 2013’te 100 doların altına düşerek 99 dolar gerçekleşti.

Türk lirasının dolar karşısında değer kaybetmesiyle 200 TL’nin karşılığı da kademeli olarak düştü. Ancak Nisan 2016’da bu miktar hala 70 doların hemen üzerindeydi. Çok geçmeden Ağustos 2018’da bu miktar 35 dolara kadar geriledi.

Rafa kaldırılan “yeni ekonomi dönemi”nde 200 liranın satın alabildiği dolar miktarı iyice geriledi. Bu dönemde 200 liranın karşılığı 10 dolara kadar indi.

Mayıs 2023 seçimlerinden sonra ilk kez 10 liranın altına düşen bu miktar Şubat ayında 6,5 dolar civarında seyrediyor. 132 doların TL karşılığı 2014 sonuna kadar hiç 300 lirayı aşmadı. İlk kez Aralık 2014’te 302 lira olan 132 dolar 2017 sonunda 500 liraya ulaştı.

Ekim 2020’de bin lira sınırını aşan 132 dolar “yeni ekonomi modeli”nin başladığı Eylül 2021’de bin 124 lira idi. Bu tarihten sonra şaha kalkan dolar kurunun etkisiyle 132 dolar cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından Haziran 2023’te ilk kez 3 bin lira bandını aştı. Şubat 2024’te ise 4 bin lira sınırı aşıldı.

“5 bin liralık banknot basılmalı”

Yeni banknotlar basılacağına dair sık sık haberler çıkarken uzman ve eski yetkililer de bu yönde öneride bulunuyor.

Ziraat Bankası Eski Genel Müdür Yardımcısı Prof.Dr. Şenol Babuşcu sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “500 ve 1.000 TL.lik banknotlar basılması yetmez, 5.000 TL.lik banknot da basılmalı…” dedi.

200 TL banknotun basıldığı tarihte değerinin 131 dolar olduğunu belirten Babuşcu “2024 yılı içinde 131 doları karşılığı yaklaşık 5.000 TL olacağına göre 500 ve 1.000 TL.lık banknotların yanı sıra 5.000 TL.lık banknot da basılmalı…” görüşünü savundu.

Merkez Bankası Eski Başekonomisti Prof. Dr. Hakan Kara da Ekim 2023’te sosyal medyadaki yorumunda “500 TL’lik banknot dediğimiz 18 dolar. Seçimler geçtikten sonra çatır çatır basılır.” ifadesini kullandı.

Öte yandan, piyasadaki 200 TL banknot oranı da artıyor. Hakan Kara’nın paylaşımına göre 2023 sonuna doğru en büyük banknot olan 200 TL’nin kullanımdaki payı yüzde 68,9’a ulaştı. Kara “Para reformu yapılmadan önce 2004 yılında en büyük kupürün (20 milyonluk banknot) payı yüzde 84,8’e ulaşmıştı” diyerek henüz rekorun görülmediğini kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Seçmen, Tehdit, Şantaj Kabul Etmez

Erdoğan ve AK Parti’nin seçimlerde “Biz varsak yatırım var, yoksak yok” söylemine ilişkin CHP’nin nasıl bir strateji izleyeceğine dair CHP Lideri Özgür Özel, “Seçmen, tehdit, şantaj kabul etmez. 2019’da seçim yenileme hatasını nasıl yaptılar hayret etmiştim. Şimdi de bizim seçmene her şey de ama böyle şeyler yapma. Kenan Evren yapamamış Recep Tayyip Erdoğan 2019’da yapamamış. Şimdi 2024’te nasıl böyle bir şeyin işleyeceğini düşünüyorlar. Ben anlamıyorum” dedi.

2019 yerel seçimlerinde HDP’nin hiçbir talebi olmaksızın AK Parti’ye kaybettirmek için her şeyi yaptığını ifade eden Özgür Özel, 31 Mart seçimlerinde ise tablonun farklı olduğunu söyledi. Özel, “Bu seçimde gücünü AK Parti’ye değil biraz da muhalefete göstermek talebinde ve görünürde baktığımızda DEM Parti’nin izlediği stratejide kendi sözcüleri, milletvekillerinden okuduğumuz ve yalanlanmayan bir şekilde AK Parti ile 1 Nisan sonrasına yönelik, yani kayyum atama meselesi başta olmak üzere, çeşitli görüşmeler yapılıyor. Bize kazandırmak değil, gerekirse kaybettirmek üzerine bir strateji var. Bu çok ortada” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti ve diğer muhalefet ile de ortaklık sağlanamadığını belirten Özgür Özel tüm bu tabloya karşın seçmende 2019 yılındaki “Erdoğan ve saray karşıtlığının” sürdüğünü savundu. 2019 seçimlerinde iktidarın “CHP’li belediyelerin sosyal yardımları keseceği”, “teröristlerin su faturası getireceği” gibi iddiaların ortaya atıldığını hatırlatan Özel, bunların seçmen nezdinde artık geçerliliği olmadığını bu açıdan seçilen başkanlara dair memnuniyetin yüksek olduğunu da sözlerine ekledi ve “seçildikleri noktanın gerisinde olan belediyemiz neredeyse yok” dedi.

1989 yerel seçimlerinde sol partilerin başarı yaşamasının ardından 1994 seçimlerinde İstanbul, Ankara başta olmak üzere birçok kenti sol partilerin kaybetmesinin hatırlatılarak, “Bu hezimet yeniden yaşanabilir” iddiasına dair Özel, “89-94 benzetmesi benim endişe etmem gereken değil, Türkiye’deki bütün seçmenlerin endişe etmesi gereken bir benzetme. Çünkü Melih Gökçek belediyeciliği o zaman başladı. Bunlar belediyeleri aldıktan sonra Türkiye’ye nasıl bir süreç yaşatıyorlar, görmek lazım. Tayyip Erdoğan İstanbul’a geldiğinde 4 gökdelen vardı, bıraktığında 256 gökdelen vardı, sonra ‘biz İstanbul’a ihanet ettik’ dedi. 89-94 eğer yaşanırsa bu benim için değil kentler için kötü olur” değerlendirmesi yaptı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM’deki grup toplantısı sonrasında bir grup gazeteci ile sohbet toplantısı gerçekleştirdi. VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu‘nun aktardığına göre; Özel, sorular kapsamında şu değerlendirmelerde bulundu:

CHP yine 1994 hezimeti mi yaşayacak?

“Birincisi, şimdi 1994 benzetmesi benim endişe etmem gereken bir şey değil, Türkiye’deki bütün seçmenlerin endişe etmesi gereken bir benzetme. Çünkü Melih Gökçek belediyeciliği o zaman başladı. Bunlar belediyeleri aldıktan sonra Türkiye’ye nasıl bir süreç yaşatıyorlar? Kentlere hangi süreçleri yaşatıyorlar? Görmek lazım. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) 1994’te aldığında İstanbul’un yeşil alanına, yabancılara konut arsa satışına, kent suçlarına bakılmalı. Mesela (Erdoğan) ‘Biz İstanbul’a dikey mimariyle ihanet ettik’ dedi. Tayyip Erdoğan geldiğinde dört gökdelen vardı. Tayyip Erdoğan bıraktığında 256. Ve dedi ki, ‘Biz İstanbul’un böğrüne hançer çapladık’ dedi. O yüzden 1989 iyi, 1994 kötü. 1994 yaşanırsa bu benim için kötü olmaz. Bu kentler için kötü olur çünkü kurtuluş kolay olmadı.

İkincisi, bizim bir önceki seçim ile bu seçim arasında şöyle bir fark var: HDP bir talebi olmaksızın AK Parti’ye kaybettirmek için her şeyi yapıyordu. Bu seçimde ise gücünü AK Parti’ye değil biraz da muhalefete göstermek istiyor. DEM Parti’nin izlediği stratejiye baktığımızda kendi sözcüleri, milletvekilleri AK Parti ile 1 Nisan sonrasına yönelik, kayyum atama meselesi başta olmak üzere çeşitli görüşmeler yapılıyor. Bu iddialar yalanlanmadı.

Ayrıca bize kazandırmak değil, gerekirse kaybettirmek üzerine bir başka strateji var. İYİ Parti ve diğer ittifak ortaklarımızla biz ittifak yapmak, ittifak değilse de ikili işbirlikleri yapmak için gayret gösterdik. Ama bunlar çok sınırlı kalabildi. O yüzden şartlar çok lehimize değil gibi gözüküyor. Ancak diğer yandan seçmende ve refleksinde bir değişiklik yok. 2019 başarısını bize yaşatan seçmenin Saray’a, Bahçeli’ye, kent suçlarına, israfa itirazı devam ediyor.

Ve 2019’dan farklı olarak bir takım olumsuz iddialar ise ortadan kalktı. Birincisi, 2019’da CHP’ye geçerse İstanbul’da İSPARK PKK’nın olacak, Ankara’da su faturalarını teröristler toplayacak diyorlardı. Vatandaş gördü artık böyle bir korkunun karşılığı yok. Bunun bir kara propaganda olduğu ortaya çıktı. İkincisi ve en büyüğü “CHP gelirse sosyal yardımlar kesilir” kaygısı vardı. Oysa pandemide beş kata çıkan sosyal yardımlar oldu ve devam ediyor.

Şimdi bizim oy aldığımız İYİ Parti’li, milliyetçi demokrat seçmenler ya da eski merkez sağ seçmen ya da Devlet Bahçeli’ye itiraz eden seçmen ya da diğer partilerin seçmenleri için ne İstanbul’da ne Ankara’da ne büyükşehirlerde bir hayal kırıklığı yaratmadığımız ortada. Anketlerdeki memnuniyete göre, seçildiği noktanın gerisinde olan belediyemiz neredeyse yok.

Mesela 1999’da, 1994’te ittifak yoktu. Ama CHP, 1989’da bu kadar çok belediye kazanmaya hazır değildi. Bazı yönetimsel hatalar oldu, bazı problemler yaşandı. Ama [2019 sonrası ] bence çok önemli bir başarı elde ettik ve seçmen değişmedi. İlave seçmen var. O seçmende de bütün partiler, üçte iki seçmenin muhalif olduğunu, bu iktidarla birlikte hareket etmediğini gösteriyor.

Açık söyleyeyim [Kasım 2023’te] parti yönetimine geldiğimizde ortadan kalkmış bir ittifak kapasitesi vardı. Çok sert şekilde bizi eleştiriyorlardı. Ben beyaz çiçeği aldım gittim ama eski ortakları ittifaka razı edemedim. Elimden geleni yaptım. Ama özenli bir dil kullanmaya ve muhalefete muhalefet etmeye, çatışmamaya devam edeceğiz. Yerel seçim olduğu için seçmenin burada kendini ve kentini düşüneceğini düşünüyorum.”

CHP içinde 1 Nisan’da neler olacak?

“İlk aday olduğumda da söyledim, defalarca söyledim: Cumhuriyet Halk Partisi’nde Genel Başkanı, delegeler ya da parti içi dengeler değil kamuoyu belirlemektedir. Eğer siyaseti okuyorsam, kurultay havasına girildiği günlerde delegelerimizde kamuoyu baskısı, sokaktaki duygu hâkim olur. Eğer biz kamuoyu desteğini kaybedersek her şey olur. Ama biz kamuoyu desteğini kaybetmeyiz. Parti içinde geçtiğimiz kurultayı hazmedememiş birkaç arkadaş ve etkilerindeki bir grup medyanın yaratmaya çalıştığı algıyı görüyoruz. İktidarın bunu sahiplendiğini ve köpürttüğünü görüyoruz.

Buradaki korku şu; Biz parti içinde değişimi gerçekleştirdik. Mesela geçmiş döneme göre 25 kat fazla anket yaptırdık. Erdoğan’ın ölçme-değerlendirme en güçlü yanı. Birilerinin “hata” yaptığımızı düşündüğü şeyin doğru olduğunu görüyor Erdoğan. Recep Tayyip Erdoğan günün birinde metal yorgunluğu diye belediye başkanlarını pat pat pat istifa ettirdiği süreçte sahada ne ölçtüğünü görüyor? Benim İzmir’de ne yaptığımı da görüyor. Benim İzmir’de 14 genç, dokuz kadın belediye başkan adayı görevlendiriyor olmamda ve bunun sahada yarattığı etkiyi görüyor.

1 Nisan’dan sonraki korku, bu değişimci, dinamik ölçme-değerlendirmeye dayanan, yurt dışıyla ilişkisi olan, Türkiye’nin çıkarlarını yurt dışında farklı dilde anlatacak genç sosyal demokrat liderin başına dert açabileceklerini görüyor. Şimdi Sosyalist Enternasyonel’e gidiyorum. Sonra 1 Nisan’a kadar yurt dışı yok. Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nı tebrik etmeye gitmek için randevu alan, 15 Nisan’da Ramallah’a gidecek olan, dünyadaki bütün sol sosyal demokrat akrabalarıyla sıkı ilişkiler kuracak olan genç bir sosyal demokrat lideri görüyor.

O yüzden iktidar medyası, parti içindeki birkaç hazımsızın, saçma sapan tavır içinde olan azınlığın sesini duyurabilmek için mücadele gösteriyor Üç saat boyunca CHP konuşuyorlar. İliç varken CHP konuşacak kadar şuurunu kaybetmiş ve bizden korkulan bir süreç var. O yüzden 1 Nisan’ı bekleyenler, ama Recep Tayyip Erdoğan ama parti içindeki üç beş hazımsız avuçlarını yalar. Çok güçlü, çok dinamik bir kadromuz var. Ekibimizin örgütte inanılmaz bir karşılığı var ve sahada da yaptığımız işlerin çok olumlu yansımalarını görüyoruz. Tertemiz pırıl pırıl, gencecik ve kadınlara hakkını veren siyasete milletimiz de hakkını verir.”

Filistin ziyaretinizin detayları nedir?

Filistin’de Mahmut Abbas ile görüşeceğiz. İsrail’deki, Filistin’deki yakınlarını kaybetmiş olan birkaç aileyle görüşeceğiz. Ramallah’ta tedavi gören yaralılarla, aileleriyle görüşeceğiz. Oradan bütün dünyaya ve Türkiye’ye önemli bir çağrı yapacağız. Aslında bu ay içinde planlanıyordu. Bir erteleme olmuştu. Sonra da yerel seçim gündemi geldiği için 15 Nisan’a ertelendi. Son yazışmamız 15 Nisan tarihi üzerinden.

Mesela rehin aileleriyle görüşmeniz talep edildi mi?

“Talep ettiler. O konuda [Emekli Büyükelçi] Namık Tan çok başarılı bir diplomasi yürüttü. Bizim Filistin’e desteğimiz açısından dünya ve Türkiye kamuoyunda çarpıtılmaya müsait bir angajmana girmedik.”

Erdoğan’ın “oy yoksa hizmet yok” stratejisi:

“Birincisi bence seçmen, tehdit, şantaj kabul etmez. Bu daha önce defalarca sınanmış bir şey. Mesela 2019’da YKS kararıyla [İBB] seçimi iptal ettikleri gün [6 Mayıs] şaşkınlık içindeydim. Sonuçta rakibimizdir ama “Recep Tayyip Erdoğan gibi önemli bir siyasi deneyim ve akıl bu hatayı nasıl yaptı” dedim. O gün dedim ki “1 milyon fark yerler, bu büyük hataydı”. Şimdi de tehdit bizim seçmende etki yapmaz. [1983’teki seçimler öncesindeki açıklamaları kastediyor] Kenan Evren tehdit ile sonuç alamamış, yapamamış. Recep Tayyip Erdoğan 2019’da yapamamış. 2024’te böyle bir şeyin işleyeceğini nasıl düşünüyorlar, anlamıyorum.

Yalan tarafı da var, onu da deşifre ediyoruz şimdi. Acaba Çankaya’ya, Karşıyaka’ya, Beşiktaş’a Recep Tayyip Erdoğan doğalgazıne zaman getirmiş ya? Doğalgaz şirketiyle yerel yönetim anlaşır getirir. Ben yoksam, doğalgaz yok ne demek? Gerçek dışı bir şey söylüyor. Hem işin tehdit boyutu sökmez. Hem bu koca bir yalana kimse inanmaz.”

Kent uzlaşısı ile DEM Parti ile işbirliği mi?

Bu ‘kent uzlaşısı’ denilince ‘DEM ile CHP anlaştı’ ifadesi kullanılıyor. Kent uzlaşısını biz şöyle okuyoruz: Bizim de oy verebileceğimiz aday varsa destekleriz. Bazen sanki protokol yapılmış gibi DEM Partili seçmenler de oy verecek gibi yorumlar yapılıyor. Eğer DEM Parti bir yerde adayı kent uzlaşısı, kriterlerine müsait görüyorsa aday çıkarmıyor. Bunu da bizimle bir protokol kapsamında yapmıyor. Mesela Mersin’de, Adana’da anlaştık iddiası vardı. Nerede anlaştık? DEM Parti, Adana’da, Mersin’de aday çıkarıyor diye biliyorum. Onlar bakıyorlar. Bu mevzuda şimdi DEM’li çayları içme zamanı Erdoğan ile Bahçeli’nin. Şimdi Erdoğan ile Bahçeli’nin Türkiye’yi meşgul eden ifadelerinden bu süreci nasıl savunacaklarını merak ediyoruz.

Anketler şunu gösteriyor: Hatay’da bir Hatay ittifakına ihtiyaç var. Aramızda Adalet ve Kalkınma Partisi ile üç dört puan bir fark var. Bazen önde, bazen geride ölçülüyor. Bunun sebebi de Hatay’da duygular çok yüksek seviyede. Hatta ölçme-değerlendirme ekibi bize ‘bu şartlarda aslında bu şehirde anket yapılamaz’ görüşünü de aktardı. Saygın anket kuruluşları çalışmalarının kiminde üç puan öndeyiz, kiminde dört puan gerideyiz. Hatay’da şu gerçek var: AK Parti ile CHP arasındaki yarışta, muhalif partiler, TİP, DEM Parti, diğer sol partiler taraf seçerlerse biz seçimi kazanıyoruz.

Lütfü Savaş’a şunu dedim, ‘Sizi dışarıda bırakmayacak bir formüle ihtiyacımız var.’ Çünkü Lütfü Savaş’ın anket kırılımlarında AKP ve MHP seçmeninden çok ciddi oy alıyor. Bu bütün anketlerde böyle. Zaten yüzde 25’e, yüzde 75’lik bir sosyoloji var orada. Sadece kendi oyumuzu almaya çalıştığımızda yüzde 25 alırız. Dolayısıyla ‘Lütfü Savaş’sız da olmayacak. Bu şartlarda risk var, Savaş ile de olmayabilir mi?’ Lütfi Bey ile görüştük ve devam ediyoruz. AK Parti’nin karşısındaki en güçlü seçenek olarak bir başka alternatif yok orada.

Lütfü Savaş seçimi kazanır ancak CHP’den ayrılırsa: Görüşmemizden ayrılırken en son Lütfü Bey, ‘Çok zor bir süreci birlikte geçirdik ama siz bana hiç haksızlık yapmadınız’ dedi. Çünkü işin esas sorumlusunun hükümet olduğunu görerek, Lütfü Bey’in günah keçisi ilan edilmemesine, Lütfü Bey’e ‘vurun abalıya’ dememeye, bütün sorumluluğu ona yıkmamaya dikkat ettim. Kendisiyle de kurduğumuz yapıcı bir diyalog var. Benim iktidarla kurduğum, kamuoyu önündeki ilişkilerde böyle işte sert polemikler falan oluyor. Ama ben parti içinde birlikte çalıştığım arkadaşlara karşı nezaket dilini hiç terk etmeyen ve yöneticiliği pozitif motivasyonla düşünen birisiyim.

Lütfü Bey, hiç ihtiyaç yokken döndü, ‘Bu süreçte beni herkes çok üzdü ama benim kadar üzülen ikinci bir kişi sizi gördüm. Teşekkür ederim. Ben 1 Nisan’da size buraya bizzat gelip teşekkür edeceğim. Borcumu ödeyeceğim’ dedi. Ben kazandığımız takdirde herhangi bir risk görmüyorum. Lütfü bey, bu seçimi kazanırsa çok ciddi bir siyasi başarı elde etmiş olacak. Kaybederse anlaşılır bir sonuçtu. Ama şu anda kazanmaya yakın bir noktadayız. 1 Nisan’dan sonrasına bir sürpriz olmaz. Bir de ben 1 Nisan günü Hatay’ı AK Parti’ye emanet edeceğime Lütfü Savaş’a emanet etmeyi tercih ederim.

Seçim kampanyasında miting programı: 2019’da 41 ilde 249 aday tanıtmıştım. Sadece il mitingleri değil, ilçe mitingleri de yapmayı istiyorum. Özellikle kritik ilçelerde. Şimdi rastgele bütün şehirleri gezmek yerine risk ve fırsat analizi yaparak, o fırsatın yüksek olduğu ya da riskin olduğu yerlere, yani kazanma çizgisinin hemen altında ve hemen üstünde olduğumuz yerlere ağırlık vereceğiz. Büyük il mitingleri de tabii ki yapılacak ama daha çok bir günde birden çok kritik ilçede miting yapacağız.

Mesela Kırıkkale’de, Kastamonu’da, Malatya’da mutlaka yapacağım. Çünkü bu üçünde çok ciddi fırsat var. Bu üçünde parti oyu çok üzerinde fırsatlar var. Milletvekili adaylarımız, Kırıkkale’de Ahmet Önal, Kastamonu’da Hasan Baltacı ve Malatya’da Veli Ağbaba’yla parti oyunun çok üzerinde fırsatlar var. Ölçme-değerlendirme birimi başındaki arkadaş, Malatya anketi için ‘Hani asrın felaketi deniyor ya, asrın sürprizi bekliyor bu seçimde’ dedi.

Eğer gerçekleşirse, tek başıma girdiğimizde parti oyumuz yüzde 18,5, altı parti [Millet İttifakı] birlikte girdiğimizde oyumuz yüzde 21 ama ankette yüzde 34 Veli Ağbaba yani o kadar net. Niye Veli Ağbaba diye sorulduğunda, en yaygın cevap ‘depremde bir tek o vardı’ şeklinde. Bunun yanında yarın Antalya’dayız. Sonra Muğla, Aydın, Trakya, Balıkesir, Bursa, Mersin, Adana, Samsun, Giresun, Trabzon, Artvin’de takvimlendirildi. Kazanmakta iddialı olduğumuz ve mutlaka Genel Başkan’ın bulunması gereken yerler diye. Mesela İstanbul’da birden çok kez ilçe mitinglerini yapacağız.

İstanbul’da Sarıyer ilçesindeki kriz: “Şükrü Genç ile dün [19 Şubat] konuştuk, kararını bugüne bıraktı. Bugünde grup toplantısından 10 dakika önce konuştum. Ama ikna edemedik.”

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Tarımsal Girdi Enflasyonu 51 Aydır Artıyor

Tarımsal girdi enflasyonu aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 2,62, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 41,43, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 41,43 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 43,69 arttı.

Haber Merkezi / Böylece tarımsal girdi enflasyonu aylık bazda Eylül 2019’dan bu yana 51 aydır aralıksız yükselişini sürdürüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) Aralık 2023 verilerini açıkladı. Buna göre, Tarım-GFE aralık ayında bir önceki aya göre yüzde 2,62, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 41,43, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 41,43 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 43,69 artış gerçekleşti.

Ana gruplarda bir önceki aya göre, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 2,82, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 1,47 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 37,64, tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 68,87 artış gerçekleşti.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu alt gruplar yüzde 9,69 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 24,75 ile tarımsal ilaçlar oldu. Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 151,60 ile veteriner harcamaları ve yüzde 89,31 ile diğer mal ve hizmetler oldu.

Bir önceki aya göre azalış gösteren alt gruplar sırasıyla, yüzde 2,26 ile enerji ve yağlar ve yüzde 0,74 ile gübre ve toprak geliştiriciler oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 6,37 ile diğer mal ve hizmetler ve yüzde 5,21 ile hayvan yemi oldu.

Paylaşın

Beştaş’tan İmamoğlu’na “Kürtçe” Eleştirisi

DEM Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Meral Danış Beştaş, “Mesela, İmamoğlu İstanbul’da ne yaptı Kürtlere? Ne verdi? Birkaç istisna dışında, burada milyonlarca Kürt nüfusuna yönelik ne adım attı? İhtiyaçlarına ne yanıt verdi?” dedi ve ekledi:

“Kreş açmakla övünüyor İmamoğlu. Peki İstanbul’da yaşayan Kürtlerin çocukları o kreşlerde anadilleri ile eğitim alabiliyorlar mı? Yok. Kürtçe tiyatro yasaklandığında ya da havalimanında bir anne Türkçe bilmediği için mahsur kaldı. Tek cümle duyabildik mi İBB’den? Hayır, duymadık. Burada Kürtler yaşıyor, belediye hizmetleri kesinlikle Kürtçe de olacak. Burada Araplar mı yaşıyor; belediye hizmetlerinde Arapça olacak. Bu bütün farklı dil ve inanç için geçerli.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Meral Danış Beştaş, Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever’e konuştu. Beştaş, İstanbul’da tek hedeflerinin kazanmak olduğunu söyledi ve “İstanbul’da kadın zamanı. Kimseden yana değiliz, kendimizden yanayız” dedi.

Batıdaki birçok ilde seçime kendi adaylarıyla giren DEM Parti’nin hedefine dair konuşan Beştaş, “Batı stratejimizde, parti olarak her şeyden önce kendi kimliğimizle, kendi programımızla, kendi siyasetimizle bu seçimlere girmek ve tabii ki kazanmayı hedeflemek üzerinden bir yaklaşımımız var. Tıpkı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde olduğu gibi” dedi.

Batıda kaç kentte kent uzlaşısına varıldığı yanıtlayan Beştaş, “Kesin bir rakam vermeyeceğim ama Mersin ve Esenyurt’u örnek verebilirim” diye konuştu. Beştaş  Esenyurt’un uzun süre tartışılan bir ilçe olduğunu vurguladı ve partisinin ilçede güçlü olduğunu söyledi. Esenyurt için çok uzun süredir görüşme ve değerlendirme yapıldığını ifade eden Beştaş şöyle devam etti: “Esenyurt’taki odalardan tutalım derneklere ve vakıflara kadar, oradaki yaşayan yurttaşlara kadar genel eğilim kent uzlaşısının olması gerektiği yönündeydi. Uzun görüşmeler sonucunda Esenyurt’ta bir uzlaşı sağlandı. Belediye meclislerinde kaç üye olacak emin olun onu sormadım bile. Çünkü bizim için önemli olan orada heyetlerimizin ve kent dinamiklerinin bu konuda ortaklaşması ve uzlaşıya onay vermesiydi. Bu onay çıktığı için Esenyurt özgünlüğünde bir uzlaşı temelinde bu seçim yürüyecek.”

Beştaş, “Seçmenleriniz üzerinde uzlaşılan adayı tanıyor mu? Yaklaşımı nasıl oldu ya da olur?” sorusunu ise şöyle yanıtladı: “Bu konuda şüphesiz lokal da olsa eleştiriler var, bunun farkındayız. Partinin genel merkezi olarak ya da adaylar olarak bize de ulaşıyor bu eleştiriler. Ama yoğun bir şekilde destek de var. Burada biz kazan-kazan politikası üzerinden gidiyoruz. Kent uzlaşısı konusunda da bizim değil, halkın kazanması üzerinden gidiyoruz. Bu tepki ve eleştiride bulunan partililerimiz ve yoldaşlarımız da önümüzdeki günlerde aslında bunun daha olumlu neticeler verdiğini göreceklerdir. Çok büyük devasa tepkiler olduğunu ifade etmiyorum ama biz demokratik bir partiyiz.

Biz de Mayıs seçimlerinden sonra binlerce toplantı aldık. Halkın taleplerini, görüşlerini alabilmek ve yolumuzu çizebilmek açısından toplantılar aldık. Tek derdimiz vardı; yerinden, yani tabandan tavana doğru yönetim aygıtını işletebilmek. Bu yönüyle Esenyurt’taki yaklaşımımız, birincisi kent uzlaşısı, ikincisi kazanmak temelinde oldu. Bu yönlü görüşmelerimiz devam ediyor.”

İstanbul seçimlerinin DEM Parti için önemine dair açıklamada bulunan Beştaş, “Biz kimseden yana değiliz, kendimizden yanayız. Seçimlerde bir partiye kaybettirmek ya da kazandırmak gibi bir hedefimiz yok. Tek bir yolumuz var, İstanbul’a ulaşmak” dedi. DEM Parti’nin İstanbul’da çok güçlü olduğunu kaydeden Beştaş, “Bizim seçmen kitlemizin önemli bir bölümü burada. Diyarbakır kadar bir seçmen kitlemiz var. En büyük Kürt nüfusunun olduğu kent İstanbul. DEM Parti’nin Türkiye’deki demokratikleşmede başat sorun olarak ifade ettiği Kürt sorunu var. Kürtlerin eşit ve özgür yurttaş olarak mücadelesi on yıllardır sürüyor. En büyük Kürt emekçi nüfusu burada, neredeyse yoksulluk Kürtleşmiş, emekçilik Kürtleşmiş” diye konuştu.

Beştaş, kendilerine hep “Siz kazanmayacaksınız, kime kaybettirmek istiyorsunuz? Kimden yanasınız” diye sorulduğunu aktardı ve “A şahsına ya da partisine kaybettirmek ya da ‘B’ partisine kazandırmak gibi bir hedefimiz yok. Bizim tek bir yolumuz var o da kazanmak ve tabi ki tüm İstanbul’a ulaşmak. Kendimizi ifade etmek temel bir yaklaşım” ifadelerini kullandı.

Seçmenin, partinin kendi adayını çıkarması için yoğun bir baskı yaptığını belirten Beştaş, Murat Çepni ile birlikte eşbaşkan adaylığının hedefine dair şu cevabı verdi:

“Bütün adaylar erkek, sade kadın ben tek varım. İstanbul’un yarısı da kadın, tıpkı Türkiye’de ve dünyada olduğu gibi. Bir kere kadın bakış açıları yok. Yönetim anlayışlarında kadın yok. İddialarına bakmayın. CHP, ‘Çok ilericiyiz, özgürlükçüyüz, Atatürk 1934 yılında kadınlara seçme seçilme hakkı verdi, çok şey borçluyuz’ diyerek çokça propaganda yapıyor. Ama daha son seçimde yeni yeni CHP’de kadınlar grup başkanvekili oldular. Hala sayıları yüzde 20’leri aşamıyor. AKP de MHP de öyle. Biz İstanbul’da kadın gücünü ortaya çıkarmaya çalışacağız. Kadının sesini, rengini, iradesini ortaya koymaya çalışacağız.”

“Bu yarışta varız ve kazanmak istiyoruz”

Beştaş, CHP’nin DEM Parti ziyaretinin ‘lütuf’ gibi lanse edilmesine tepki gösterdi ve “CHP bizi ziyaret edecek tabi. Diğer partiler de. Biz meclisin üçüncü büyük partisiyiz. Parlamentoda bütün partilerle birlikte çalışıyoruz. Ekrem İmamoğlu, Murat Kurum, Buğra Kavuncu… diğer adaylarla da sonuna kadar yarışacağız. Bizim derdimiz İmamoğlu veya Kurum değil. Bu yarışta varız ve kazanmak istiyoruz. Kimseyle ittifakımız yok. İttifakımız olsaydı bunu açık yapardık zaten” dedi.

“İmamoğlu’nu eleştirmeyeceğiz diye bir şey yok” diyen Beştaş, belediyecilik anlayışını ve Kürtlere yaklaşımını eleştireceklerini söyledi. “Bizim derdimiz İmamoğlu veya Kurum değil” vurgusu yapan Beştaş, ittifaka ihtiyaçları olmadığının altını çizdi.

‘Çok dilli belediyecilik’ vurgusu yapan Beştaş, İmamoğlu’nu şöyle eleştirdi: “Mesela, İmamoğlu İstanbul’da ne yaptı Kürtlere? Ne verdi? Birkaç istisna dışında, burada milyonlarca Kürt nüfusuna yönelik ne adım attı? İhtiyaçlarına ne yanıt verdi? Kreş açmakla övünüyor İmamoğlu. Peki İstanbul’da yaşayan Kürtlerin çocukları o kreşlerde anadilleri ile eğitim alabiliyorlar mı? Yok. Kürtçe tiyatro yasaklandığında ya da havalimanında bir anne Türkçe bilmediği için mahsur kaldı. Tek cümle duyabildik mi İBB’den? Hayır, duymadık. Burada Kürtler yaşıyor, belediye hizmetleri kesinlikle Kürtçe de olacak. Burada Araplar mı yaşıyor; belediye hizmetlerinde Arapça olacak. Bu bütün farklı dil ve inanç için geçerli.”

Gazeteci İsmail Saymaz’a da cevap veren Beştaş “Bizim için ‘Adaylar İstanbullu değilmiş’ diye. Soralım hangisi İstanbullu diye? İmamoğlu mu, Kurum mu? Ya da diğerleri mi? DEM olunca mı İstanbullu sorusu soruluyor? İsmail Saymaz, benim kadar İstanbul’u bilmiyordur” diye konuştu. Beştaş, İstanbul seçimi için sloganlarının ne olduğu sorusuna “DEM gelir, İstanbul değişir. İstanbul’u değiştireceğiz. Daha güzel daha ve yaşanabilir bir İstanbul için mücadele edeceğiz. İstanbul’da kadın zamanı diyebilirim” yanıtını verdi.

Paylaşın

Çin’den ABD’ye “Gazze” Tepkisi

Gazze’de acilen insani ateşkes edilmesi çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tasarısını veto eden ABD’ye tepki gösteren Çin’in BM Daimi Temsilcisi Zhang Jun, Pekin’in bu veto nedeniyle “büyük bir hayal kırıklığı ve memnuniyetsizlik duyduğunu” söyledi.

Haber Merkezi / Açıklamaları Çin resmi haber ajansı Şinhua tarafından aktarılan Zhang Jun, “Gazze’deki durumu daha da tehlikeli bir hâle iten ABD vetosu, yanlış bir mesaj veriyor” dedi.

Ateşkese karşı çıkılmasının “kıyımın devam etmesine yeşil ışık yakılmasından hiçbir farkı olmadığını” belirten Çinli temsilci, ateşkes çağrısını, “BM Güvenlik Konseyi’nin kaçınamayacağı bir ahlaki yükümlülük” olarak tanımladı.

Çatışmaların yayılmasının Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırdığını ve daha büyük bir savaş çıkma riskini artırdığını ifade eden Zhang, “Dünya ancak Gazze’deki savaşın alevlerini söndürerek tüm bölgeyi cehennem ateşinin sarmasına engel olabilir” dedi.

Gazze’de ölenlerin sayısı 29 bini aştı

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail Saldırılarında can kaybı 29 bin 92’ye yükseldi. Yaralıların sayısı ise 69 bin 28’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

ABD, Gazze tasarısını veto etti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), Cezayir tarafından sunulan ve Gazze’de acil insani ateşkes talep eden karar tasarısını veto etti. 15 üyeli Güvenlik Konseyi’nde(BMGK), daimi üyelerden ABD, ‘hayır’ yönünde veto hakkını kullanırken İngiltere ‘çekimser’ kaldı. Güvenlik Konseyi’nin diğer 13 üyesi ise lehte oy kullandı.

Bu, ABD’nin 7 Ekim’de başlayan savaşta, Gazze’de ateşkes talep eden bir BM Güvenlik Konseyi kararını üçüncü kez veto edişi olarak kayıtlara geçti.

Oylamadan önce konseye seslenen Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama, “Bu karar taslağı lehinde oy kullanmak Filistinliler’in yaşam hakkına destek vermek anlamına gelir. Buna karşılık, aleyhte oy kullanmak, onlara uygulanan acımasız şiddeti ve toplu cezalandırmayı onaylamak anlamına gelir” diye konuştu.

Keza her Filistinlinin “ölüm ve soykırım”ın hedefinde olduğunu belirten Bendjama, “Konsey ateşkes çağrısı yapmadan önce daha kaç masum canın kurban edilmesi gerek?” sorusunu yöneltti.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield oylama öncesinde konseye hitaben yaptığı açıklamada, “Konseyin şu anda atacağı her adım bu hassas ve devam etmekte olan müzakerelere engel değil, yardımcı olmalıdır. Biz şu anda masada olan karar tasarısının aslında bu müzakereleri olumsuz etkileyeceğine inanıyoruz” dedi.

Thomas-Greenfield, “Hamas’ın rehineleri serbest bırakmasını gerektiren bir anlaşma olmaksızın derhal ve koşulsuz bir ateşkes talep etmek, kalıcı bir barış getirmeyecektir. Aksine Hamas ve İsrail arasındaki çatışmaları uzatabilir” şeklinde konuştu.

ABD’nin vetosu sonrası ne olacağını zaman gösterecek. Ancak Cezayir öncülüğündeki ‘Arap Grubu’, karar tasarısını BM üyesi 193 ülkenin tamamını kapsayan BM Genel Kurulu’na götürebilir. Zira tasarının burada ezici çoğunlukla onaylanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak BM Genel Kurul kararlarının yasal bağlayıcılığı bulunmuyor.

Aralık ayında 193 üyeli BM Genel Kurulu’nun dörtte üçünden fazlası acil insani ateşkes talebine onay verdi. Bu arada BM Genel Kurul kararları Her ne kadar bağlayıcı olmasa da, savaşa dair küresel görüşü yansıtan siyasi bir ağırlık taşıyor.

Paylaşın