Tüketici Güven Endeksi 79,3’e Geriledi

Tüketici güven endeksi, ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 1,3 oranında azalarak 79,3 oldu. Böylece ocak ayında 80,4 olan tüketici güven endeksi, şubat ayında 79,3’e olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Şubat 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, ocak ayında 80,4 iken şubat ayında yüzde 1,3 oranında azalarak 79,3 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde -0,1 azalışla 67,1, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -1,6 azalışla 78,2, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde -3,4 azalışla 74,6’a, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -0,3 azalışla 97,5 seviyesine geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

ABD, Gazze’ye Yönelik ‘Acil Müdahale’ Çağrısı Yapan BMGK Tasarısını Veto Etti

Filistin – İsrail savaşının 138. günü geride kalırken, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), Cezayir tarafından sunulan ve Gazze’de acil insani ateşkes talep eden karar tasarısını veto etti. 

Haber Merkezi / 15 üyeli Güvenlik Konseyi’nde(BMGK), daimi üyelerden ABD, ‘hayır’ yönünde veto hakkını kullanırken İngiltere ‘çekimser’ kaldı. Güvenlik Konseyi’nin diğer 13 üyesi ise lehte oy kullandı.

Bu, ABD’nin 7 Ekim’de başlayan savaşta, Gazze’de ateşkes talep eden bir BM Güvenlik Konseyi kararını üçüncü kez veto edişi olarak kayıtlara geçti.

Oylamadan önce konseye seslenen Cezayir’in BM Daimi Temsilcisi Amar Bendjama, “Bu karar taslağı lehinde oy kullanmak Filistinliler’in yaşam hakkına destek vermek anlamına gelir. Buna karşılık, aleyhte oy kullanmak, onlara uygulanan acımasız şiddeti ve toplu cezalandırmayı onaylamak anlamına gelir” diye konuştu.

Keza her Filistinlinin “ölüm ve soykırım”ın hedefinde olduğunu belirten Bendjama, “Konsey ateşkes çağrısı yapmadan önce daha kaç masum canın kurban edilmesi gerek?” sorusunu yöneltti.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield oylama öncesinde konseye hitaben yaptığı açıklamada, “Konseyin şu anda atacağı her adım bu hassas ve devam etmekte olan müzakerelere engel değil, yardımcı olmalıdır. Biz şu anda masada olan karar tasarısının aslında bu müzakereleri olumsuz etkileyeceğine inanıyoruz” dedi.

Thomas-Greenfield, “Hamas’ın rehineleri serbest bırakmasını gerektiren bir anlaşma olmaksızın derhal ve koşulsuz bir ateşkes talep etmek, kalıcı bir barış getirmeyecektir. Aksine Hamas ve İsrail arasındaki çatışmaları uzatabilir” şeklinde konuştu.

ABD’nin vetosu sonrası ne olacağını zaman gösterecek. Ancak Cezayir öncülüğündeki ‘Arap Grubu’, karar tasarısını BM üyesi 193 ülkenin tamamını kapsayan BM Genel Kurulu’na götürebilir. Zira tasarının burada ezici çoğunlukla onaylanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak BM Genel Kurul kararlarının yasal bağlayıcılığı bulunmuyor.

Aralık ayında 193 üyeli BM Genel Kurulu’nun dörtte üçünden fazlası acil insani ateşkes talebine onay verdi. Bu arada BM Genel Kurul kararları Her ne kadar bağlayıcı olmasa da, savaşa dair küresel görüşü yansıtan siyasi bir ağırlık taşıyor.

Gazze’de ölenlerin sayısı 29 bini aştı

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail Saldırılarında can kaybı 29 bin 92’ye yükseldi. Yaralıların sayısı ise 69 bin 28’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Gazze’de çocuk ölümü uyarısı

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), giderek artan devamsızlık sorunu ve sakatlık nedeniyle Gazze’deki çocuk ölümlerinde büyük bir artışın yaşanabileceği uyarısında yer aldı.

Gazze’de temiz su ve gıdanın “son derece azaldığını” bildiren BM ülkelerinin neredeyse tüm küçük çocukların hastalıklarının kaptığını belirtti.

Gazze Şeridi’nde yaşayan altı kişinin yüzde 90’ının en az bir hastalığın seyrinin bildirildiği ortak raporda, ishal vakalarının da 2022’ye kıyasla 23 kat arttığı ifade edildi.

BM ülkelerinde, Gazze’nin büyümekte olan iki yaşın altında bebeklerin yüzde 15’inden fazlasının şiddetli yetersiz beslenme sorunu yaşadığı, bu yaş grubundaki bebeklerin yüzde üçününse aşırı zayıflık nedeniyle hayatlarının tehlikede olduğu değerlendirmesinde bulundu. Gazze’nin günümüzde iki yaşında bebeklerdeki şiddetli yetersiz beslenme oranlarında 5 olduğu belirtildi. Bu oranın söz konusu bölgedeki savaştan önce sadece yüzde 0,8 olduğuna dikkat çekildi.

Raporda, söz konusu verilerin Ocak ayına ilişkin olduğu için muhtemelen şu an çok daha “vahim” bir tabloyla karşı karşıya geldiği da belirtildi.

UNICEF İcra Direktörü Yardımcısı Ted Chaiban, “Çocuk ölümlerinin hâlihazırda dayanılmaz bir şekilde olduğu Gazze Şeridi, önlenebilir çocuk ölümlerinde bir patlamaya tanıklık etme sürecinde” açıklamasında bulundu.

“Açlık ve hastalıklar, mali tabloların bir listesidir” diyen DSÖ Küresel Acil Durum Direktörü Mike Ryan ise “Aç, zayıf düşmüş ve ciddi şekilde travma geçirmiş çocuklar, hastalanmaya daha yatkındır. Ve hasta olan çocuklar, bilhassa da ishallerse, besinleri iyi bir şekilde absorbe edemezler” tasarruf kullanıldı. Ryan “Bu, tehlikeli ve trajik. fazlasıyla gözlerimizin önünde gerçekleşiyor” dedi.

Gazze Şeridi’nin kuzeyine yardımlar durduruldu

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı (WFP), Gazze Şeridi’nin kuzey bölgelerine gıda yardımlarının durdurulduğunu duyurdu.

WFP’den konuyla ilgili yapılan açıklamada, yaşanan savaş nedeniyle büyük oranda tahrip olan Filistin bölgelerine, şartlar yeniden güvenli bir dağıtım imkanı sağlayana dek gıda yardımı yapılamayacağı bildirildi.

Açıklamada, “Gazze Şeridi’nin kuzeyine sevkiyatları durdurma kararı kolay alınmadı, zira biliyoruz ki o bölgelerde durum daha da kötüye gidecek ve çok sayıda insan açlıktan ölme tehlikesi ile karşı karşıya” ifadeleri kullanıldı. WFP, söz konusu kararın alınmasında, son olarak Gazze Şeridi’nin iç kısımlarına giden bir yardım konvoyuna ateş açılması ve yağma edilmeye çalışılmasının da etkili olduğunu vurguladı.

Gazze Şeridi’nin kuzey kısımlarına yönelik, Dünya Gıda Programı yardımlarına üç haftalık aranın ardından geçen Pazar günü yeniden başlanmıştı. Ancak WFP, “tam bir kaos ve şiddetin hakim olduğu bölgede sivil düzenin tamamen çökmüş olduğunu” duyurdu.

Merkezi İtalya’nın başkenti Roma’da olan WFP, Pazar günü yeniden başlayan yardımları ilk etapta bir hafta boyunca sürdürmeyi ve her gün gıda dolu bir kamyonu Gazze Şeridi’ne göndermeyi planlamıştı. Pazar günü yola çıkan konvoyun, kamyonlara tırmanmaya çalışan insanlara karşı kendini korumak zorunda kaldığı ve hatta Gazze kentine ulaşıldığında kamyonlara ateş açıldığı aktarılıyor.

Pazartesi günü ise yola koyulan ikinci konvoyu oluşturan kamyonlardan bazılarının yağmalandığı ve bir kamyon şoförünün darp edildiği, yağmadan kurtulan un çuvallarının ise Gazze kentinde “çok yüksek gerilim ve patlamaya hazır öfke ortamının ortasında dağıtıldığı” duyuruldu.

BM örgütleri, savaşın başlangıcından bu yana geçen 20 haftanın ardından Gazze Şeridi’nde gıda ve içme suyunun çok azaldığını ve bölgede görev yapan BM çalışanlarının, “Eşi benzeri görülmemiş bir çaresizlikle” karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

Paylaşın

Yeniden Refah’ta İstifa Depremi: Milletvekili Sayısı 4’e Düştü

Yeniden Refah Partisi (YRP) İstanbul Milletvekili Suat Pamukçu, partisinden istifa etti. Suat Pamukçu’nun istifası sonrası YRP’nin TBMM’deki milletvekili sayısı 4’e düştü.

Haber Merkezi / Suat Pamukçu, istifasına ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Kurucusu olduğum partimizin son genel seçimlerden sonra kuruluş inancı ve felsefesinden uzaklaştığını müşahede etmekteyim. Bugüne kadar aklı selimin avdet edeceğini ümitle bekledim.

Mahalli seçimlerle ilgili aday tespitlerinde de partimizin temel görüşü yerine oy hesabı yapıldığını ve inancımızla uyumlu olmayan adayların gösterildiğini görmek beklentimizin boşuna olduğunu göstermiştir. Bilvesile partimizden istifa ettiğimi saygıyla bilgilerinize sunarım.”

Suat Pamukçu kimdir?

1950 yılında Bayburt’ta dünyaya gelen Suat Pamukçu, ilkokulu Bayburt Şair Zihni İlkokulunda, ortaokul ve lise eğitimini Erzurum Lisesi’nde üstün başarı ile tamamladı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği bölümünü bitirdi.

1975-1995 yılları arasında özel sektörde mühendislik ve yöneticilik görevlerinde bulundu.

24 Aralık 1995 Milletvekili Genel Seçimlerinde Refah Partisi’nden Bayburt Milletvekili olarak 20. Dönem Parlamento çalışmalarına katıldı. Bu dönemde TBMM Kit Komisyonu ve NATO Parlamenterler Asamblesi üyeliklerinde bulundu. “Yasadışı Telefon Dinlemeleri Araştırma Komisyonu Başkanlığı” yaptı.

18 Nisan 1999 Milletvekili Genel Seçimlerinde Fazilet Partisi’nden yeniden Bayburt Milletvekili olarak parlamentoya girdi. Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesince temelli kapatılması nedeniyle Saadet Partisi milletvekili olarak 21. Dönem Parlamento çalışmalarına devam etmiştir.

21. Dönemde Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu üyeliği yaptı. Fazilet Partisi ve Saadet Partisi’nin Genel Sekreterlik görevlerinde bulundu.

2023 Genel Seçimleri neticesinde Yeniden Refah Partisi 28. dönem İstanbul Milletvekili seçilmiştir.

Yeniden Refah Partisi (YRP) kurucuları arasında yer alan Pamukçu, Genel Sekreterlik görevinde bulundu. Suat Pamukçu, 20 Şubat 2024’te Yeniden Refah Partisi’nden istifa etti.

Paylaşın

Erdoğan: Yeni Anayasa’ya İhtiyaç Var

Katıldığı bir etkinlikte açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yüksek yargı kurumlarımızın arasında da son dönemde vatandaşlarımızın adalete olan güvenini sarsan tartışmalara şahit oluyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları konusunda bir belirsizlik söz konusu. Bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen hakim ve savcılarla ilgili verdiği tartışmalı kararlar bazı hususların yeniden ortaya konulmasının şart olduğunu da gösteriyor. Uzunca süredir ülkemizin ihtiyacını karşılayacak yeni anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Meclis’te mutabakat temin edilirse meseleyi kökten çözeceğiz” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Adli Yargı Hâkim ve Cumhuriyet Savcıları ile İdari Yargı Hâkimleri Kura Töreni’ne katılarak bir konuşma yaptı.

Kura töreninde görev yerleri belli olacak 148 hâkim ve Cumhuriyet Savcısını tebrik ederek, başarılar dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık sayıları 24 binin üzerine çıkan hâkim ve savcılarımız, ülkemizin dört bir yanında, milletimiz adına adaleti tesis etmenin mücadelesini veriyor” şeklinde konuştu

“Adalet, içinde yaşadığımız evrenin ruhudur” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Şayet bu ruhu kaybedersek, diğer hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Nitekim insanlık tarihine baktığımızda, adalet temelinde yükselen toplumların güvenlik ve refah içinde yaşadığını, adaletin kaybolduğu toplumların da kısa sürede yıkılıp gittiğini görürüz. Bunun için bizim medeniyetimizde, devlet yönetiminde adaletin önemine bilhassa vurgu yapılır. Zaten medeniyet dediğimiz olgu da, ancak adaletin bulunduğu yerde ortaya çıkabilir ve gelişebilir.”

Yasama ve yürütme gibi, yargının da hâlâ çözüm bekleyen sorunları olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunların bir kısmı anayasa ve yasalarımızda yapılması gereken değişikliklerle ilgilidir. Sıkıntıların bir kısmı da kurumsal işleyişlerden, kurumlar arası anlayış farklılıklarından ve eski alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır. Bu çerçevede, adalet sistemimizin mevzuat altyapısını geliştirmek için başlattığımız reformları kesintisiz devam ettiriyoruz” dedi.

Daha önce hayata geçirdikleri çalışmaların bir üst safhasını oluşturan yargı reformu strateji belgesini 2019 yılında kamuoyuyla paylaştıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu belgede yer alan yol haritamızı adım adım takip ediyoruz. Geçtiğimiz günlerde Gazi Meclisimizin takdirine sunulan 8. yargı paketi, bu strateji belgesinin adımlarından biridir” ifadelerini kullandı.

Yeni Anayasa mesajı

Erdoğan konuşmasının devamında, “Yüksek yargı kurumlarımızın arasında da son dönemde vatandaşlarımızın adalete olan güvenini sarsan tartışmalara şahit oluyoruz. Yüksek yargı kurumlarımızın Anayasa’da belirtilen görev tanımları konusunda bir belirsizlik söz konusu. Bize düşen, yüksek yargı kurumları arasındaki tartışmalarda taraf olmak değil, sorunu çözecek mekanizmaları işletmektir.

Danıştay’ın FETÖ’den ihraç edilen hakim ve savcılarla ilgili verdiği tartışmalı kararlar bazı hususların yeniden ortaya konulmasının şart olduğunu da gösteriyor. Uzunca süredir ülkemizin ihtiyacını karşılayacak yeni anayasa ihtiyacı olduğunu dile getiriyoruz. Meclis’te mutabakat temin edilirse meseleyi kökten çözeceğiz” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi’nin Kuzeyine Yardımları Durdurdu

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 137. günü geride kalırken, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı (WFP), Gazze Şeridi’nin kuzey bölgelerine gıda yardımlarının durdurulduğunu duyurdu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; WFP’den konuyla ilgili yapılan açıklamada, yaşanan savaş nedeniyle büyük oranda tahrip olan Filistin bölgelerine, şartlar yeniden güvenli bir dağıtım imkanı sağlayana dek gıda yardımı yapılamayacağı bildirildi.

Açıklamada, “Gazze Şeridi’nin kuzeyine sevkiyatları durdurma kararı kolay alınmadı, zira biliyoruz ki o bölgelerde durum daha da kötüye gidecek ve çok sayıda insan açlıktan ölme tehlikesi ile karşı karşıya” ifadeleri kullanıldı. WFP, söz konusu kararın alınmasında, son olarak Gazze Şeridi’nin iç kısımlarına giden bir yardım konvoyuna ateş açılması ve yağma edilmeye çalışılmasının da etkili olduğunu vurguladı.

Gazze Şeridi’nin kuzey kısımlarına yönelik, Dünya Gıda Programı yardımlarına üç haftalık aranın ardından geçen Pazar günü yeniden başlanmıştı. Ancak WFP, “tam bir kaos ve şiddetin hakim olduğu bölgede sivil düzenin tamamen çökmüş olduğunu” duyurdu.

Merkezi İtalya’nın başkenti Roma’da olan WFP, Pazar günü yeniden başlayan yardımları ilk etapta bir hafta boyunca sürdürmeyi ve her gün gıda dolu bir kamyonu Gazze Şeridi’ne göndermeyi planlamıştı. Pazar günü yola çıkan konvoyun, kamyonlara tırmanmaya çalışan insanlara karşı kendini korumak zorunda kaldığı ve hatta Gazze kentine ulaşıldığında kamyonlara ateş açıldığı aktarılıyor.

Pazartesi günü ise yola koyulan ikinci konvoyu oluşturan kamyonlardan bazılarının yağmalandığı ve bir kamyon şoförünün darp edildiği, yağmadan kurtulan un çuvallarının ise Gazze kentinde “çok yüksek gerilim ve patlamaya hazır öfke ortamının ortasında dağıtıldığı” duyuruldu.

BM örgütleri, savaşın başlangıcından bu yana geçen 20 haftanın ardından Gazze Şeridi’nde gıda ve içme suyunun çok azaldığını ve bölgede görev yapan BM çalışanlarının, “Eşi benzeri görülmemiş bir çaresizlikle” karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

Gazze’de ölenlerin sayısı 29 bini aştı

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail Saldırılarında can kaybı 29 bin 92’ye yükseldi. Yaralıların sayısı ise 69 bin 28’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

ABD’den Gazze hamlesi

Ayrıca ABD’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK), teşkilatın “Gazze’de mümkün olan en kısa sürede geçici bir ateşkese destek verdiğini” vurgulayan yeni bir karar taslağı sunduğu bildirildi.

Washington, İsrail-Hamas savaşıyla ilgili herhangi bir BM eyleminde ateşkes kelimesinin kullanılmasına karşı çıkıyordu ancak ABD’nin taslak metni, Başkan Joe Biden’ın geçen hafta İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmelerde kullandığını söylediği dili yansıtıyor.

Reuters tarafından Pazartesi günü görülen taslak metinde “mevcut koşullar altında Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği ve potansiyel olarak komşu ülkeler de dahil olmak üzere daha fazla yer değiştirmelerine neden olacağı” tespiti yer alıyor.

İsrail’in 1 milyondan fazla Filistinli’nin sığındığı Gazze’nin güneyindeki Refah’a saldırmayı planlaması, böyle bir hamlenin Gazze’deki insani krizi daha da kötüleştireceği yönünde uluslararası endişelerin artmasına yol açtı.

Metinde, böyle bir adımın “bölgesel barış ve güvenlik üzerinde ciddi etkileri olacağı ve bu nedenle mevcut koşullar altında böyle büyük bir kara harekatının devam etmemesi gerektiğinin altını çizdiği” belirtildi. Karar taslağının ne zaman oylamaya sunulacağı ya da sunulup sunulmayacağı henüz belli değil.

Cezayir’in Salı günü 15 üyeli konseyden İsrail-Hamas savaşında derhal insani ateşkes talep eden karar tasarısının oylanmasını talep etmesinin ardından ABD bu metni gündeme getirdi. ABD, Cezayir’in hazırladığı ve ateşkes çağrısı içeren karar tasarısını BM’de veto edeceğini açıklamıştı.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Cezayir’in BM Güvenlik Konseyi üyelerinin görüşüne sunduğu, ancak oylamaya sunulmayan karar taslağının asıl amaca hizmet etmeyeceğini düşündüklerini ifade etmişti.

Thomas-Greenfield, “Amaca hizmet etmenin tam tersine, Cezayir’in hazırladığı bu karar taslağı, yürütülen hassas müzakereleri de tehlikeye atabilir. Rehinelerin serbest bırakılmasını, Filistinli sivillerin ve yardım çalışanlarının ihtiyaç duyduğu uzun bir duraklamayı güvence altına almaya yönelik devam eden diplomatik çabaları da raydan çıkarabilir. Güvenlik Konseyi’nin yapması gereken, daha önceden benimsediğimiz iki insani kararın arkasında durmaktır” demişti.

Washington geleneksel olarak müttefiki İsrail’i BM eylemlerinden koruyor ve 7 Ekim’den bu yana konsey kararlarını iki kez veto etti. Ancak iki kez de çekimser kalarak konseyin Gazze’ye insani yardımı arttırmayı amaçlayan ve çatışmalara acil ve uzun süreli insani ara verilmesi çağrısında bulunan kararları kabul etmesine izin verdi.

ABD, Mısır, İsrail ve Katar savaşa ara verilmesi ve Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması için müzakerelerde bulunmaya çalışıyor.

Paylaşın

Özgür Özel’den Meral Akşener’e Yanıt: Canı Sağ Olsun

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in sözlerine verdiği yanıtta, “Ona karşı vereceğim cevap çok  sert ve iki kelime: Canı sağ olsun” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Özgür Özel, Lütfü Savaş’ın tekrar aday gösterilmesinde Hatay’ın AK Parti’ye kaybedilmemesi, örgütün talepleri ve anket sonuçları gibi unsurların etkili olduğunu söyledi.

Erzincan İliç’te geçen hafta yaşanan maden faciasına da değinen Özel, bölgeye giden parti heyetinin yazdığı rapordan bahsetti. İktidar medyasının gösterdiğinin aksine bölgede bir doğal afet/heyelan yaşanmadığını vurgulayan Özgür Özel, insan hayatını hiçe sayan şirketlerin maden atıklarını bir bölgeye dağ gibi yığması nedeniyle 9 işçinin para kazanma hırsının kurbanı olduklarını söyledi.

Arama-kurtarma çalışmalarını da yakından takip ettiklerini belirten Özel, Soma’da 2014’te 301 madencinin hayatını kaybettiği faciayı hatırladığını söyledi.

İliç’te facianın uzun süredir beklendiğni ve gerekli uyarıların bölge halkı tarafından defalarca yapıldığını belirten Özgür Özel, “Nasıl bir felaketin daha kenarından geçtiğimizin de hepimizin bilincinde olması lazım. Bu mesele aslında herhangi bir demokraside turnusol kağıdı gibidir ve bu yaşandığında iktidarın özrü, özeleştirisi onu kurtarmaz. Başka ülkede bakan, başbakan istifa eder” diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Siyaset, haklı çıkanın söylediği doğru olanın karşılığını gördüğü, haksız çıkanın da hesabını verdiği bir müessesidir esasen. Ama öyle bir medya düzeni, öyle bastırılmış sesler ve öyle haksız şekilde gündemin değiştirilmesiyle karşı karşıyayız ki grup kürsümüzün hemen tüm televizyonların yayında olduğu ilk dakikalarında bunları ifade etmeyi çok önemli görüyorum.

Kıymetli vatandaşlarımız, AKP’nin MHP’nin değerli seçmenleri; yıllarca hain dedikleri, provokatif dedikleri, marjinal gruplara CHP destek veriyor dedikleri o Çevre Mühendisleri Odaları, akademik odalar, CHP’liler o tehlikelere hep dikkat çekti.

Bundan yaklaşık 3 yıl önce orada siyanür sızıntısı oldu. Buna karşılık ortalık ayağa kalktı, göstermelik 3 aylığına durdurdular madeni. O günkü durdurmalar kapatmaya dönüşse bu felaket oluşmayacak. O madeni durdurdular, incelediler, suçlu buldular, o madene 16 milyon TL para cezası kestiler. İlk duyunca büyük para, caydırıcı diye düşünüyorsun. Sadece aylar sonra bu Meclis’te plan bütçe komisyonunda bazı şirketlere vergi affı getirdiklerinde bu şirket de yararlandı.

Bu şirkete kesilen ceza 16 milyon, affedilen vergisi 222 milyon lira. İliç’i zehirlemenin, siyanür sızdırmanın ve İliç’te insanların hayatına kastetmenin cezası 16 milyon, birkaç ay sonra burada kendilerine yapılan kıyak 222 milyon lira.

Recep Tayyip Erdoğan, onun haberi olmadan 222 milyon değil 2 milyon lira Türkiye’de el değiştiremez. 222 milyon lira bunların cebine para koyulan maden İliç’i zehirleyen madendir.

Bu madenler önce izin alıyorlar. Almış. ÇED raporu düzenlenmiş. Sonra küçük bir izni büyütüyorlar. 4 kat 5 kat büyümek için başvuruyorlar. Büyümek için başvurulduğunda bir çevresel etki değerlendirme raporu hazırlanmış, o raporun altında bir imza var Bakan Murat Kurum. Ve biz Murat Kurum’a bu sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Murat Kurum hiç üstüne alınmıyor.

Onu atayan Recep Tayyip Erdoğan hiç bu konulara girmiyor, en nihayetinde bugün Bahçeli gelmiş diyor ki, ‘Murat Kurum görevini layığı ile yapmıştır, oradaki, verilen raporu düzenleyenlerde izin için altına imza atanlardandır, Murat Kurum’un konuyla alakası yoktur.

İstanbul’u yönetmeye talip, Cumhur İttifakı’nın adayı Murat Kurum söz konusu olunca sayın Bahçeli Kurum’un konuyla alakası yok dedi.

Bunu basın aracılığı ile sayın Bahçeli’nin dikkatlerine ve Türkiye’nin vicdanına sunuyorum. BU oradaki madenin 5 kat büyümesine izin veren bugünkü felakete onay veren rapor. Altında, Devlet Bey’in dediği gibi, ÇED Denetim Müdürü’nün imzası var. Bakın bu kırmızıyla kare içine aldığımız yerde ne yazıyor: İmzayı ‘Bakan adına’ Genel Müdür atıyor.

Ey Devlet Bey, siz devleti bilen, devlet geleneğini bilen bir partinin genel başkanı olarak, bakanın benim adıma imzayı sen at dediği genel müdürün imzasından, bakan Murat Kurum’un sorumlu olmadığını söylüyorsun. Oysa belge imzanın Murat Kurum adına atıldığını ve buradaki meselenin tek sorumlusunun Murat Kurum olduğunu söylüyor.

31 Mart akşamının yoksullar için, emekliler için eğer bu iktidar gücüne güç katacak olursa, ya da beklemediği bir hezimetle cezalandırılıp ‘noluyoruz ya’ diye sert bir uyarı almazsa, bu gidişata bir kırmızı ışık yakılmaz, bu hükümete bir sarı kart gösterilmezse 1 Nisan’dan sonrası felakettir.

Osmangazi Köprüsü Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı köprüden, ceberrut devlet 290 lira geçiş ücreti alıyor. Cumhurbaşkanımızın açtığı Avrasya Tüneli’nden tek geçiş devleti yöneten lanet adamlar yüzünden 80 liraya çıkmış.

Sayın Akşener’in açıklamalarını dikkatle takip ettim. Ona karşı vereceğim cevap çok  sert ve iki kelime: Canı sağ olsun.

Biz geçtiğimiz seçimde cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz belediye başkanlarımızın da, geçtiğimiz seçimde cumhurbaşkanlığına layık gördüğümüz büyükşehir belediye başkanlarımızın sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun da liyakatlerine kefiliz, verdiğimiz her oy da helal olsun.

Çok incele eledik sık dokuduk. En çok üzerine titizlendiğimiz il oldu. 10 Ocak tarihi geldiğinde diğer kentlerimizin belediye başkanları açıklanırken, anketlerde en üst seviyede yer alan belediye başkanımızı yeniden Lütfü Savaş’ı adaylaştırdık. Daha sonra bu konuda bir kısmı Hatay’dan bir kısmı yurdun diğer illerinde yaşayan vatandaşlardan çeşitli eleştiriler ve tepkiler yükseldi.

Hatta 6 Şubat’ta oradaydık yandaş basın ortadaki 100 protestodan 99’u oradaki bakanlara ve hükümeteyken sayın Lütfü Savaş’a yapılan protestolara ki haklı eleştirilerin hepsi başımızla beraberdir. Ama son 22 yılda Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhuriyet tarihinde topladığı vergilerin tam 4 katını toplamış, topladığı deprem vergilerinin hiçbirini doğru yere harcamamış, hükümetin bütün sorumluluğu bir yere yüklenmesi doğru değildi ama biz oradaki mesajı aldık

Sayın Lütfü Savaş reklam filminde oynamayayım dedi. Geçtiğimiz günlerde lansman toplantısı geliyordu biz son güne kadar sahada olan anket istedik. Lütfü Savaş da anlayış gösterdi. Lansman toplantısında da müziğin olduğu yerde olmadı. Ertesi gün genel merkezimizde toplandık.

Bütün anketler değerlendirildi, bir yanda AKP’nin tehdit ettiği, şantaj yaptığı depremzedeler, bir yanda anket sonuçlarımız ve örgütümüzün talepleri doğrultusunda dün gece saat 3’e gelirken biz CHP olarak üzerimize düşen bütün özeleştiriyi yaparak Lütfü Savaş’ın deprem sonrası kendisinin de yakınlarını, akrabalarını kaybetmiş bir depremzede olarak ilk günlerde kullandığı bazı ifadelerden kendisinin de duyduğu üzüntüyü not ederek ama bir yandan da Hatay’ı ele geçirip demografisini değiştirmek isteyen ve o kadim medeniyeti Hatay’ı alıp da AKP’nin suntasına alıp Hatay’ı Hatay olmaktan çıkaracaklara karşı bütün veriler, bütün bilgiler örgütümüzün talebi, inancı ve anketlerdeki seyre baktığımızda Hatay’da yola Sayın Lütfü Savaşla yola devam etmeye karar verdik.

Hayat AK Parti’nin eline geçerse ne olacağı bellidir. Hatay’a bir belediye ne yapacaksa daha fazlasını yapacağımıza söz veriyoruz. Hatay’ı mahzun bırakmakla, verdikleri oyun cezasını çekmekle itham edenlere boyun eğmeyecek bir şehir varsa o da Hatay’dır. Bunu da Recep Tayyip Erdoğan 31 Mart’ta görecek.

“Erdoğan’ı yenme vakti”

Bugün saat 17.01’den itibaren artık tartışmanın konuşmanın değil, hep birlikte Recep Tayyip Erdoğan’ı yenmenin vaktidir. Yarından itibaren bu partinin üyelerinin görevi 31 Mart seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’a, Devlet Bahçeli’ye, çevreye, kente, yoksula, işçiye, sendikaya düşman bu anlayışa karşı büyük bir mücadeleye davet ediyorum.”

Paylaşın

Süper Kupa’nın Oynanacağı Şehir Belli Oldu: Resmi Açıklama Bekleniyor

Şanlıurfaspor Başkan Yardımcısı ve Basın Sözcüsü Mustafa Çadırcı, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanacak Süper Kupa maçının Şanlıurfa’da oynanacağını duyurdu.

Haber Merkezi / Konuyla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Mustafa Çadırcı, “Süper Kupa maçı Şanlıurfa’ya hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

29 Aralık’ta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Al-Awwal Park Stadyumu’nda oynanması planlanan Süper Kupa maçı, maç öncesi Atatürk pankartı ve tişörtleri ile İstiklal Marşı’nın okunmasına izin verilmemesi üzerine yaşanan kriz sonrası ileri bir tarihe ertelenmişti.

Nerede oynanacağı merak edilen Süper Kupa maçının nerede oynanacağı belli oldu. Şanlıurfaspor Başkan Yardımcısı ve Basın Sözcüsü Mustafa Çadırcı, Süper Kupa maçının Şanlıurfa’da oynanacağını duyurdu.

Konuyla ilgili sosyal medya hesabından paylaşım yapan Çadırcı, “Süper Kupa maçı Şanlıurfa’ya hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

Maçın 3 Nisan’da oynanması beklenirken, resmi duyuruyu Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) yapması bekleniyor.

Süper Kupa final tarihi belirlenmesi için hem lig maçları hem de Avrupa karşılaşmalarının programları dikkate alınıyor.

Fenerbahçe’nin UEFA Konferans Ligi’ndeki rakibi 23 Şubat’ta yapılacak kura çekimi ile belli olacak. Galatasaray ise Avrupa Ligi play off turunda 22 Şubat Perşembe günü Sparta Prag ile rövanş maçında karşı karşıya gelecek.

Paylaşın

Fatih Erbakan: Ekrem İmamoğlu Ve Mansur Yavaş Kazanır

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yeniden Refah Partisi (YRP) Lideri Fatih Erbakan, “Seçimden çekilmemiz söz konusu değil, çekilirsek AK Parti’nin yedek lastiğine döneriz” dedi.

İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun daha şanslı olduğunu söyleyen YRP Lideri Fatih Erbakan, Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın rahat alabileceğini belirtti.

Erbakan, AK Parti’yle görüşmelerin neden sonuçlanmadığına ilişkin de, “Bize il ve ilçe adaylıkları yerine 2-3 Belediye Meclisi üyeliği teklif ettiler. Anketlerde binde 6-7 civarında oyu görünen BBP’ye teklif ettikleriyle aynı” dedi ve ekledi:

“14 Mayıs’ta Türkiye genelindeki yüzde 3 oyu da, kendileriyle işbirliğinin “yüzü suyu hürmetine” aldığımızı söylediler bize. Bunu kabul edemezdik. Üstelik tabanımızda AK Parti’yle yerel seçimlerde işbirliği yapmamıza destek de yok, hatta 14 Mayıs nedeniyle tepki var.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, Gazeteci Murat Yetkin‘in sorularını yanıtladı. Fatih Erbakan, “Listeleri vereceğiz. Çekilmemiz söz konusu değil. Artık çekilirsek AK Parti’nin yedek lastiğine döneriz” ifadelerini kullandı.

Erbakan, AK Parti’yle görüşmelerin neden sonuçlanmadığına ilişkin de, “Bize il ve ilçe adaylıkları yerine 2-3 Belediye Meclisi üyeliği teklif ettiler. Anketlerde binde 6-7 civarında oyu görünen BBP’ye teklif ettikleriyle aynı” dedi ve ekledi:

“14 Mayıs’ta Türkiye genelindeki yüzde 3 oyu da, kendileriyle işbirliğinin “yüzü suyu hürmetine” aldığımızı söylediler bize. Bunu kabul edemezdik. Üstelik tabanımızda AK Parti’yle yerel seçimlerde işbirliği yapmamıza destek de yok, hatta 14 Mayıs nedeniyle tepki var.”

Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş kazanır

Erbakan, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun, Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın kazanacağını tahmin ettiklerini belirterek, CHP’nin Eyüp, Fatih, Üsküdar gibi ilçelerde sürpriz yapabileceğini dile getirdi.

Erbakan şunları söyledi: “Bize destek vermediğimiz takdirde Murat Kurum’un kazanamayacağını söylüyorlar. Bakın, DEM Parti, hiçbir partiye seçim kazandırmak zorunda olmadıklarını söyleyince mesele olmuyor ama biz kendi adayımızla çıkınca mesele yapılıyor.

Bizim değerlendirmemiz de İstanbul’da Ekrem Bey’in daha şanslı olduğu, kazanabileceği yönünde. Özellikle Fatih, Üsküdar, Eyüp gibi ilçelerde sürpriz yapabilirler. Eyüp deyince bazı arkadaşlar sadece Eyüp Sultan Camii etrafı zannediyor; oysa Göktürk’e kadar hep Eyüp. Ankara’da ise Mansur Yavaş’ın rahat alabileceğini tahmin ediyorum. Turgut (Altınok) Bey, fazla bir varlık gösteremedi.”

Paylaşın

Bahçeli, Bu Kez Danıştay’ı Hedef Aldı

Partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulunan MHP Lideri Devlet Bahçeli, Danıştay 5. Daire’nin 387 hakim ve savcıya iade eden kararına çok sert tepki gösterdi:

“Daire’nin 387 hakim ve savcıya iade eden kararı çok sakıncalıdır, hukuki temeli yoktur. Bu kararı alırken Danıştay üyeleri maklube mi yiyorlardı? Haşhaşilerin vaazlarını mı dinliyorlar? Danıştay adalet ve hukuka göre karar vermemiştir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde;

“Siyanür atıklarının, Sabırlı deresine akıtıldığını ve bu atıkların yağışla birlikte Fırat Nehri’ni kirlettiğini söyleyenler iddialarını ispatla mükelleftir. Ağzıyla değil karnıyla konuşanlarının şımarıkları tahammül sınırlarını taşmıştır

Dünyanın pek çok ülkesinde maden kazalarına şahit olunmuştur. 2000 yılında Romanya’daki maden kazasında vahim bir çevre felaketi doğmuştur. 2009’da Gana’da, 2014’te Güney Afrika’da, 2015’te Kanada’da yaşanan maden kazaları çevreyi tahrip etmiştir. İliç’te böylesine tehlikeli sızıntı tespit edilmemiştir. Altın madenciliğinde liç işlemi sırasında kullanılan siyanür ve diğer ağır metallerinin çevre insan sağlığı için olumsuz olduğu bilinmektedir.

Altın madeninde var olan ihmaller zincirinin 13 Şubat’taki payını yok saymak mümkün değildir. Adli soruşturmanın sağlıklı sonuçlar vermesi için hazırlanan bilirkişi raporunun aceleye getirmesi tartışmalıdır. Yeni rapor hazırlanması, yeni heyet oluşturulması en makul çözümdür.

Çöpler Altın madeni felaketiyle birlikte Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, ne hikmetse hedef tahtası haline getirilmiştir.  İliç’i konuşuyorken konunun sayın Kurum’un bakanlık dönemine ilişkin haksız eleştiriler sinsi bir propagandaya işaret etmiştir. Müflis zihniyetler Sayın Kurum’u yıpratmak için harekete geçmiştir. ÇED raporunu veren bakanlık değildir.

Bu zor günleri bertaraf edeceğiz. İşçilerimizin sağ salim çıkarılmalarını Allah’tan niyaz ediyorum. İliç ilçemizin tekrar belini doğrultacağı günler yakındır. Bu sıkıntılı günler sabırla aşılacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisi sadece kendi içinde kavgalı değildir. Türk milletiyle sorunludur. Bu CHP’nin yerel yönetimlerde  ıslah ve terbiye edilmesi milli bir görevdir.

DEM’lenmenin maskesi sandık uzlaşması Türkiye İttifakı olarak açıklanmaktadır. DEM Parti artık CHP’nin kumanda odasına kadar nüfuz etmiş kimin aday yapılıp yapılmayacağını tayine den vesayetçi bir konuma sahip olmuştur. Esenyurt’tan Kadıköy’e ve Mersin’in bazı ilçelerine kadar görünen çarpıcı gerçek budur.

Devlet demek hukuk demektir. Özelikle Anayasa Mahkemesi ile Danıştay’ın verdiği bazı kararların doğrudan devlet onuruna, milli varlık ve güvenliğimizin ruhuna zarar verdiği acıktır.

15 Temmuz FETÖ darbe teşebbüsü sonrası örgütle ilişkisi belirlenen 4 bine yakın hakim ve savcı ihraç edilmiştir. Danıştay 5. Daire’nin 387 hakim ve savcıya iade eden kararı çok sakıncalıdır, hukuki temeli yoktur. Bu kararı alırken Danıştay üyeleri maklube mi yiyorlardı? Haşhaşilerin vaazlarını mı dinliyorlar? Danıştay adalet ve hukuka göre karar vermemiştir. HSK devreye girmiş, yeni inceleme başlatmış ve Danıştay Genel Kurulu’nda itirazlar yapılmıştır.

MHP olarak TBMM’ye sunulan 8’inci Yargı Paketi’nin hak aramayı güçlendireceğinden, kişisel verilerin korunmasını ihtiva ettiğinden dolayı destekleyeceğimizi açıklıyorum.

FETÖ ile mücadelede 8 ana başlıkla TSK ve yargı başta olmak üzere her yere sızdığını ifade etmiştim. 9’uncuyu ilave ediyorum; Fiyat anarşistleri de FETÖ’cüdür. Dükkanları ve evleri kapatılmadır.

Abdurahhman Dilipak’a tepki

Sosyal medyadan bir yazar müsveddesi, 15 Temmuz ile ilgili demiş ki, “Hükümet 4 ay önceden darbe olacağını biliyordu” halk ne olduğunu bilmeden darbeye karşı meydanlara çıktı. Sonuçta olan bu8 ülkeye oldu. Bu şahıs, iddialarının ispatını yapmazsa şerefli bir Türk savcısının huzurunda yazdıklarını tevsik etmese, dünyanın en namert insandır.”

Paylaşın

Birleşmiş Milletler’den Gazze’de Çocuk Ölümü Uyarısı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 137. günü geride kalırken, Birleşmiş Milletler’in çocuk, gıda ve sağlık kuruluşlarının ortak değerlendirmesinde, bir kez daha Gazze’deki endişe verici duruma dikkat çekildi.

Gazze Şeridi’nde İsrail Saldırılarında can kaybı 29 bin 92’ye yükseldi. Yaralıların sayısı ise 69 bin 28’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), giderek artan devamsızlık sorunu ve sakatlık nedeniyle Gazze’deki çocuk ölümlerinde büyük bir artışın yaşanabileceği uyarısında yer aldı.

Gazze’de temiz su ve gıdanın “son derece azaldığını” bildiren BM ülkelerinin neredeyse tüm küçük çocukların hastalıklarının kaptığını belirtti.

Gazze Şeridi’nde yaşayan altı kişinin yüzde 90’ının en az bir hastalığın seyrinin bildirildiği ortak raporda, ishal vakalarının da 2022’ye kıyasla 23 kat arttığı ifade edildi.

BM ülkelerinde, Gazze’nin büyümekte olan iki yaşın altında bebeklerin yüzde 15’inden fazlasının şiddetli yetersiz beslenme sorunu yaşadığı, bu yaş grubundaki bebeklerin yüzde üçününse aşırı zayıflık nedeniyle hayatlarının tehlikede olduğu değerlendirmesinde bulundu. Gazze’nin günümüzde iki yaşında bebeklerdeki şiddetli yetersiz beslenme oranlarında 5 olduğu belirtildi. Bu oranın söz konusu bölgedeki savaştan önce sadece yüzde 0,8 olduğuna dikkat çekildi.

Raporda, söz konusu verilerin Ocak ayına ilişkin olduğu için muhtemelen şu an çok daha “vahim” bir tabloyla karşı karşıya geldiği da belirtildi.

UNICEF İcra Direktörü Yardımcısı Ted Chaiban, “Çocuk ölümlerinin hâlihazırda dayanılmaz bir şekilde olduğu Gazze Şeridi, önlenebilir çocuk ölümlerinde bir patlamaya tanıklık etme sürecinde” açıklamasında bulundu.

“Açlık ve hastalıklar, mali tabloların bir listesidir” diyen DSÖ Küresel Acil Durum Direktörü Mike Ryan ise “Aç, zayıf düşmüş ve ciddi şekilde travma geçirmiş çocuklar, hastalanmaya daha yatkındır. Ve hasta olan çocuklar, bilhassa da ishallerse, besinleri iyi bir şekilde absorbe edemezler” tasarruf kullanıldı. Ryan “Bu, tehlikeli ve trajik. fazlasıyla gözlerimizin önünde gerçekleşiyor” dedi.

ABD’den Gazze hamlesi

Öte yandan ABD’nin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK), teşkilatın “Gazze’de mümkün olan en kısa sürede geçici bir ateşkese destek verdiğini” vurgulayan yeni bir karar taslağı sunduğu bildirildi.

Washington, İsrail-Hamas savaşıyla ilgili herhangi bir BM eyleminde ateşkes kelimesinin kullanılmasına karşı çıkıyordu ancak ABD’nin taslak metni, Başkan Joe Biden’ın geçen hafta İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmelerde kullandığını söylediği dili yansıtıyor.

Reuters tarafından Pazartesi günü görülen taslak metinde “mevcut koşullar altında Refah’a yönelik büyük bir kara harekatının sivillere daha fazla zarar vereceği ve potansiyel olarak komşu ülkeler de dahil olmak üzere daha fazla yer değiştirmelerine neden olacağı” tespiti yer alıyor.

İsrail’in 1 milyondan fazla Filistinli’nin sığındığı Gazze’nin güneyindeki Refah’a saldırmayı planlaması, böyle bir hamlenin Gazze’deki insani krizi daha da kötüleştireceği yönünde uluslararası endişelerin artmasına yol açtı.

Metinde, böyle bir adımın “bölgesel barış ve güvenlik üzerinde ciddi etkileri olacağı ve bu nedenle mevcut koşullar altında böyle büyük bir kara harekatının devam etmemesi gerektiğinin altını çizdiği” belirtildi. Karar taslağının ne zaman oylamaya sunulacağı ya da sunulup sunulmayacağı henüz belli değil.

Cezayir’in Salı günü 15 üyeli konseyden İsrail-Hamas savaşında derhal insani ateşkes talep eden karar tasarısının oylanmasını talep etmesinin ardından ABD bu metni gündeme getirdi. ABD, Cezayir’in hazırladığı ve ateşkes çağrısı içeren karar tasarısını BM’de veto edeceğini açıklamıştı.

ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Cezayir’in BM Güvenlik Konseyi üyelerinin görüşüne sunduğu, ancak oylamaya sunulmayan karar taslağının asıl amaca hizmet etmeyeceğini düşündüklerini ifade etmişti.

Thomas-Greenfield, “Amaca hizmet etmenin tam tersine, Cezayir’in hazırladığı bu karar taslağı, yürütülen hassas müzakereleri de tehlikeye atabilir. Rehinelerin serbest bırakılmasını, Filistinli sivillerin ve yardım çalışanlarının ihtiyaç duyduğu uzun bir duraklamayı güvence altına almaya yönelik devam eden diplomatik çabaları da raydan çıkarabilir. Güvenlik Konseyi’nin yapması gereken, daha önceden benimsediğimiz iki insani kararın arkasında durmaktır” demişti.

Washington geleneksel olarak müttefiki İsrail’i BM eylemlerinden koruyor ve 7 Ekim’den bu yana konsey kararlarını iki kez veto etti. Ancak iki kez de çekimser kalarak konseyin Gazze’ye insani yardımı arttırmayı amaçlayan ve çatışmalara acil ve uzun süreli insani ara verilmesi çağrısında bulunan kararları kabul etmesine izin verdi.

ABD, Mısır, İsrail ve Katar savaşa ara verilmesi ve Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması için müzakerelerde bulunmaya çalışıyor.

Paylaşın