Türkiye’den 2 Bin 628 Doktor Almanya’da Görev Yapıyor

Almanya’da yabancı pasaportla çalışan doktorların geldiği ülkelere bakıldığında ilk sırada 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı.

Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi. Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Almanya’da pek çok sektöre kalifiye iş gücü sıkıntısı devam ederken sağlık sisteminde yabancı pasaportla çalışanların sayısı da giderek artıyor.

Funke Medya Grubu gazetelerinin Federal Doktorlar Odası istatistiklerine dayandırdığı, Pazar günü yayımlanan haberlerde, 31 Aralık 2023 itibariyle Almanya’da 63 bin 763 Alman pasaportu olmayan doktor çalıştığı bildirildi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Veriler 2013 yılından bu yana sayının ikiye katlandığını gösteriyor. 2013 yılında ülkede 30 bin civarında Alman pasaportu olmayan doktor görev yapıyordu. 1993 yılında ise yabancı kökenli doktor sayısı 10 bin civarındaydı.

Almanya pasaportu olmayan doktorların geldiği ülkelerin başında 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı. Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi.

Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Rheinland-Pfalz Eyalet Doktorlar Odası Başkanı Jürgen Hoffart yabancı meslektaşlarının Almanca bilgisinin yeterli olmadığına değinerek bunun tehlike yaratabilecek yanlış anlaşmalara neden olabildiğini belirtti.

Hoffart, göğüs ve karın ağrısı terimlerinin karıştırılabildiğini ve doktor karın ağrısı için muayene yaparken kalp krizinin gözden kaçabildiğine işaret etti.

Hoffart’a göre gelecek yıllarda bu sorun daha da kötüleşecek zira Almanya’nın sağlık personeli ihtiyacını kendi mezunları ile kapatması mümkün görünmüyor. Almanya’da her yıl mezun olan yaklaşık 11 bin öğrenciden önemli bir kısmı mesleğini icra etmiyor.

Paylaşın

Akşener’den Özel’e Yanıt: Midem Bulanıyor Artık

CHP Lideri Özgür Özel’in ‘İYİ Parti bize Balıkesir’de jest yapsın’ sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Meral Akşener, “CHP’nin jest isteme işleminden bıktım usandım midem bulanıyor artık. Bu netlikte söyleyeyim çünkü bir 15 milletvekili ve biz onlarla herhangi bir nasıl diyeyim arkadaşlarımızı zora düşürecek hiçbir şey yapmadık. Teşekkür ede ede gezdik bir vefa sistemi içerisinde gezdik ve en ufak incitici bir cümlemiz olmadı” dedi ve ekledi:

“15 arkadaşımıza ve Sayın Kılıçdaroğlu’na o dönemin CHP yöneticilerine ama o kadar ki dön baba dönelim 15 milletvekiline. Ama genel başkanlar dikkatli dil kullanmasına fayda var diye düşünüyorum. Bir yanlışlık daha yapılıyor. Çok manidar bulduğum ifade ediyorum. İsmail Ok beyefendi doğrudur belediye başkan adayı oldu, seçilemedi. 9000 oyla seçilemedi. O Günlerde o dönemde yapılan karşılıklı didismeyle seçilemedi.”

Akşener açıklamasının devamında, “Seçim kaybettikten sonra hepimize sinir oldu O günden sonra da AK Parti’ye Milletvekili olarak geçti.. Belediye başkanı oldu. AK Parti’ye gitti deniliyor, bu kocaman bir yalan. Ben Sayın Ahmet Akın’a karşı evet bir zarif cümle kurdum yani Fi tarihinde. Çünkü o şöyle bir beyanat verdi; ‘Sayın ok gidince ben artık iyi Parti’nin de milletvekiliyim’ dedi. Ben de çok teşekkür ediyorum beni borçlandırdın dedim ama Balıkesir bize bırakıldığında Antalya’yı da CHP’ye bıraktık. Demek ki bilgileri yok arkadaşların bu konuda, şimdi ben hatırlatmış olayım” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimler kapsamında Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde esnafı ziyaretinde bulundu. Akşener, ziyaretler sırasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Meral Akşener’in konuşmasından öne çıkan başlıklar bu şekilde: “Şimdi ben bu seçimlerin büyük bir dikkatle götürmeye çalışıyorum. Hem ben hem arkadaşlarım her zaman seçimleri seçmenin düğünü, bayramı olarak değerlendirdik. Seçmenin lehine seçmen için doğru olan işlerin yarıştığı bir dönem olmasına gayret ettik.

Ben esnafı ilk defa gezmiyorum bütün ağalar yan gelip yatarken ben tek kadın genel başkan olarak; grubu olan bir siyasi parti kadın Genel Başkanı tam 3 yıl boyunca esnaf esnaf; Ankara’da olanlar biliyor, beraberce gezdik burayı öğrendik kamuoyuyla paylaştık ve iktidar partisine de buyurun bu dertleri çözün dedik.

Biz bir Cumhuriyet Halk Partisi ile 2018-2019 ve 2023’te İttifak yaptık. Çünkü bu şu anda Türkiye’nin mahkum olduğu ucube sistem dediğim bu ittifaklara mecbur bırakan sistem bunu yarattı ve böyle bir yol yürüdü. Hem kişisel olarak hem partimin mensupları olarak biz sistemi değiştirebilecek sonuç için gayret gösterdik. Her bir suçu benim üzerime bırakıyor herkes. Keşke bu suç bırakmak problemi çözse. Tamam suçlar benim olsun aldım, gittim. Hani bir film vardır günah yiyen bir papaz vardır onun gibi ben günahları yiyeyim.

Hay hay yeter ki siz günahsız kalın ama konu o değil ki biz başaramadık, bu seçime 3 yıl kala sürekli olarak bir şey söyledim ben. Allah rızası için bir araya toplanıp düzgünce tek bir adayın etrafında toplanıp gidelim ve Sayın Kılıçdaroğlu’na 5 kişi onlar 5 kişi biz onların huzurunda dönüp dedim ki ‘sayın genel başkanım biz birbirimize öyle hitap ediyorduk. Bu iki Belediye Başkanı adayımızın herhangi birine cumhurbaşkanı adayı gösterecekseniz biz varız ama diğerini geri çekin. Eğer bu arkadaşlarımızdan hiçbirini göstermeyecekseniz ikisine birden geri çekin.

Bir başka aday üzerine gideceksek, hiçbirini göstermiyorsanız geri çekin. Çünkü seçmeni taraftar halinde getirir. Bu arkadaşlarımızın tutumu bu yerine geldi mi gelmedi. Ben buna dikkat çekebilmek için durup dururken ben başbakan olacağım dedim. Bunun anlamı ne? Herkes güldü bana bu kadın deli mi ne diye. Bunun anlamı ne? Biz bu ucube sistemi kazanacak değiştirecek bir psikolojik atmosfer yaratmak amaçlıydı.

Sonuçta biz başaramadık yani ittifak siyaseti ile öyle ya da böyle başaramadık. Biz iyi Parti olarak tek mi başımıza hür müstakil bu yerel seçimlerde seçime gitmeye karar verdik kararı bu esnaf esnaf dükkanlarında rastladığımız insanlar verecek.

O günden beri biz inanılmaz bir hakarete iftiraya çirkinlikle karşı karşıya kalıyoruz bugün çok ilginç bir fotoğraf yap gördüm bizim Gölbaşı Belediye Meclis üyelerimizden 2 sırada bulunan arkadaşımız hem Mansur Bey’i hem Cumhuriyet Halk Partisi’ne il başkanlığımızı yapıp sonra genel müdür olan Mesut Özarslan arkadaşımızın şimdi biliyorsunuz Keçiören Belediye Başkan Adayı CHP’nin onun seçim bürosunda bir fotoğrafını gösterdi.

“30 yıl aktif politika yapıyorum”

Arkadaşlar halen bizim listemizden aday bu güzel bir şey değil bu insanlar olan inancı insanlara olan saygının siyasetçi olan saygının siyasetçi olan inancın ortadan kalktığı bir çirkin tavırdır dürüst bir şekilde ben sizden aday falan olmayacağım burayı destekliyorum sizinle beraber olmak istemiyorum demek çok saygıdeğer bir davranıştır ama o listede yer alıp o listeden istifa etmeyip orada gidip yani fotoğraf vermek ve buna da müsaade etmek hem büyükşehir belediye başkan adayının ve o ilçenin adayının müsaade etmesi bunu fotoğraf olarak paylaşması 30 yıl aktif politika yapıyorum.

80 öncesinde sağ sol kavgasını yaşamış insanım abim MHP il başkanıydı ben böylesine bir çirkinliği ilk defa rastlıyorum seçilirsin bu bile yanlış ama seçilirsin gidersin ya da öncesinde dürüst bir şekilde dersin ki ben yokum kardeşim biz de buna saygı gösteririz.

Bu her şeyin mübah olduğu seçim şeklini alıyor ve herkesin her şeyi İYİ Parti üzerine boca ettiği bir durum. CHP’nin jest isteme işleminden bıktım usandım midem bulanıyor artık. Bu netlikte söyleyeyim çünkü bir 15 milletvekili ve biz onlarla herhangi bir nasıl diyeyim arkadaşlarımızı zora düşürecek hiçbir şey yapmadık. Teşekkür ede ede gezdik bir vefa sistemi içerisinde gezdik ve en ufak incitici bir cümlemiz olmadı. 15 arkadaşımıza ve Sayın Kılıçdaroğlu’na o dönemin CHP yöneticilerine ama o kadar ki dön baba dönelim 15 milletvekiline.

Ama genel başkanlarım dikkatli dil kullanmasına fayda var diye düşünüyorum. Bir yanlışlık daha yapılıyor. Çok manidar bulduğum ifade ediyorum. İsmail Ok beyefendi doğrudur belediye başkan adayı oldu, seçilemedi. 9000 oyla seçilemedi. O Günlerde o dönemde yapılan karşılıklı didişmeyle seçilemedi.  Seçim kaybettikten sonra hepimize sinir oldu O günden sonra da AK Parti’ye Milletvekili olarak geçti…

Belediye başkanı oldu. AK Parti’ye gitti deniliyor, bu kocaman bir yalan. Ben Sayın Ahmet Akın’a karşı evet bir zarif cümle kurdum yani Fi tarihinde. Çünkü o şöyle bir beyanat verdi; ‘Sayın ok gidince ben artık iyi Parti’nin de milletvekiliyim’ dedi. Ben de çok teşekkür ediyorum beni borçlandırdın dedim ama Balıkesir bize bırakıldığında Antalya’yı da CHP’ye bıraktık. Demek ki bilgileri yok arkadaşların bu konuda, şimdi ben hatırlatmış olayım.”

Paylaşın

İmamoğlu Ve Kurum Arasında “Canlı Yayın” Polemiği

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu ile AK Parti’nin İBB Başkan adayı Murat Kurum arasında “canlı yayın” polemiği devam ediyor.

Ekrem İmamoğlu, rakibi Murat Kurum’un açıklamalarına cevap vererek, “Söylemleri ve ifadeleri cevap verilecek seviyede değil üzülerek söylüyorum. Çok acemice cümleler. Bir polemik yaratmak istiyor belki onda bile başarı elde edemiyor” dedi.

Murat Kurum, dün katıldığı TRT Haber yayınında Ekrem İmamoğlu’nu hedef alırken “Benimle proje konuşamaz. Sadece İstanbul’u konuşamaz çünkü bilmiyor” demişti. İmamoğlu bugün, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’u ziyareti sırasında, bununla ilgili gelen bir soru üzerine Kurum’la canlı yayında karşı karşıya gelmeye ‘tereddütsüz” olarak olumlu baktığını söylemiş ve şunları eklemişti:

“Elbette bir arada olmaktan ve konuşmaktan, İstanbul’u paylaşmaktan, İstanbul’la ilgili karşılıklı yorum yapmaktan her zaman mutlu olmuşuzdur. Bunu değerli bulmuşuzdur. Elbette ki medeni bir ülkede, medeni bir şehirde, medeniyetin beşiği İstanbul’da, İstanbul için bir süreç ve yarış oluyorsa böylesi bir ortama elbette ki ‘Evet’ derim. Tereddütsüz olumlu karşılarım.”

İmamoğlu’nun açıklamasından sonra Murat Kurum, aynı konunun tekrar hatırlatılması üzerine İBB Başkanı’nın “samimi” bulmadığını söylemişti. Kurum  “Ekrem beyin İstanbul’u ilk önce bir özne olarak görmesi lazım. İstanbul’u görmeyenlerin bugün İstanbul’u bizle konuşmak isteme çağrıları samimi değil. İstanbul konuşulacaksa her projeyi her ortamda konuşmaya hazırız. Bakış açısı samimi değil. Biz her davete açığız ama önce samimiyetini gösterecek” demişti.

Murat Kurum, kendisine yöneltilen ‘Anket sonuçları ne durumda’ sorusuna ise, “İçerideki salonu gördüyseniz, anket sonucu işte budur. Saha da aynısını söylüyor. Anket her zaman sahadır. Sahanın gücüdür. Sahanın sesidir. Sahanın duygusudur, sahanın size sarılma isteğidir, arzusudur. Hamdolsun çok iyi gidiyoruz. O yüzden zaten burada Ekrem başkan ne yapacağını şaşırdı.

CHP anlayışı ne yapacağını şaşırdı. İttifak yapıyor musunuz sorusuna cevap veremiyorlar, yaptık demiyorlar, yapmadık demiyorlar. Yani böyle savruluyorlar. O yüzden çok güzel gidiyor, anketlerde de öndeyiz. Zaten anket firmaları da bunları paylaşıyorlar. İnşallah biz 31 Mart’ta şunu söylüyoruz; Nisan gelecek dertler bitecek. Nisan gelecek, İstanbul’un, İstanbulların yüzü gülecek” diyerek cevap vermişti.

“Bir daveti bile elini yüzüne bulaştırdı”

Son olarak Ekrem İmamoğlu, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile kameraların karşısına geçti. İmamoğlu, gazetecilerin sorularını yanıtlarken rakibi Murat Kurum’un açıklamalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Söylemleri ve ifadeleri cevap verilecek seviyede değil üzülerek söylüyorum. Çok acemice cümleler. Bir polemik yaratmak istiyor belki onda bile başarı elde edemiyor. Birçok konuda başarı elde edemediği gibi geçmiş dönemde yaptığı icraatlerde yani bir daveti bile elini yüzüne bulaştırdı. Herkesi zor duruma düşürdü. Bizim nezaketle söylediğimiz bir cümleye atlayıp hayır davet edilmedin deyip ortada bir fırtına kopardı sonra da niye gelmedi dedi. Dolayısıyla cevap versem bir türlü vermesem bir türlü. Kendi haline bırakıyorum.

Ortak yayın sorusuna yanıt veren İmamoğlu ise şunları söyledi: İlan veremediğimiz 13 kanal var. Genel Başkanım ne TRT ne de 13 kanal paramızla bile İBB’nin hizmetlerini anlattığı kampanyasından bahsediyorum bu arada; İmamoğlu’nun adaylık kampanyası ayrı. Onu bile yayınlamayan televizyonlar var. O kanallardan birinde olur sorun yok.

Paylaşın

Erdoğan: Gazze’de Yaşananlar Savaş Değil Soykırımdır

3. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuşan Erdoğan, “7 Ekim’de bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı çimiz kanayarak takip ediyoruz. İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırılarının sonuçlarında çoğu çocuk ve kadın şehit edildi. 70 bin’den fazla Filistinli yaralandı. 1,9 milyon kişi göçe zorlandı” dedi ve ekledi:

“Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin, sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıklarından dem vuran uluslararası basın yayın organlarının hasılı yıllardır bize örnek gösterilen, yapıların ne kadar acil ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük.

Gazze’de yaşananlar kesinlikle savaş değil bir soykırımdır.  Ambulansları, yerleşim yerlerini bombalayan, dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri onursuzca, kalleşçe hedef alan bir barbarlıktan bahsediyorum. Uluslararası Adalet Divanı’nın tutumu ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca gösterebiliyor.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 3. Antalya Diplomasi Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle: “Turizm başkentimizin Akdeniz’in incisi tarih, tabiat ve kültür şehri güzel Antalyamıza hepiniz hoş geldiniz.

Asrın felaketi nedeniyle forumumuz geçen yıl iptal etmek durumunda kalmıştık. 53 binden fazla canımızı yitirdiğimiz deprem felaketinin yaralarını hızla sarıyoruz. Bu zorlu süreçte sizlerden gördüğümüz desteği ifade etmek isterim. Bizlere desteğini esirgemeyen dostlarımıza bir kez daha ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.

3 gün boyunca günümüz liderlerinden geleceğin liderine, iş insanlarından akademisyenlere yaklaşık 4 bin katılımcı bu çatı altında bir araya gelecek. Forumumuzun bu yılki temasını “Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak” olarak belirledik. Küresel siyasetin kaotik düzenine baktığımızda forumun temasının ne kadar isabetli olduğu anlaşılacaktır.

Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor, savaşlar eskisinden çok daha kanlı geçiyor. Sömürgecilik yeni yöntemlerle devam ettiriliyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçek şudur; Refah, huzur, barış ve özgürlük yüzyılı olmasını umduğumuz 21. yy buhranlar çağında dönüşüyor.

Türkiye bu krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biridir. Pek çok ülkenin son 5-10 yıldır karşılaştığı terörle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor. Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an’a karşı menfur saldırılarının çoğu Türk konsolosluklarının yakınından yaşandı. Yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.

Sorumluluk sahibi bir ülke olarak doğru bildiklerimizi cesaretle söylemeye devam edeceğiz. Diplomasi krizlerinin barışçıl çözümünde elimizdeki en büyük araçtır. Yeter ki diplomasiye şans tanıyalım, alan açalım. Elbette tüm bunları dillendirirken gerçeklerden kopuk bir romantizmden bahsetmiyorum. Tarih boyunca jeopolitik rekabetin kıran kırana yaşandığı bir coğrafyada yaşadığımızı unutmuyoruz.

“Tüm dünyada dostlarımızın sayısını artıracağız”

Dışişleri’nde 163 olan temsilcilik sayısı bugün itibariyle 261’e çıktı. Dünyanın en geniş diplomatik temsilciğine sahip 3. ülkesiyiz. Bugün büyük bir gururla ifade etmek isterim Türkiye, hem Batı’ya hem Doğu ile kazan-kazan ilişkisi kurabilen, AB ile gümrük birliği içinde olup dünyanın dört bir yanıyla ekonomik işbirliğinde olan, bekası tehlikede olduğunda sahada her türlü tedbiri alabilen müessil bir güç olarak öne çıkmaktadır. Tüm dünyada dostlarımızın sayısını artıracağız.

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları hepimiz içimiz yanarak takip ediyoruz. İsrail’in kasıtlı saldırıları sonucunda çoğu çocuk ve kadın 30 binden fazla kişi şehit oldu. Yaklaşık 2 milyon insan göçe zorlandı. Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmedi, milyarca insanın hukuka, adalete olan inancı katledildi.

Yaşananlar bir soykırım girişimidir. İnsanlık olarak Türkiye olarak saldırıların ilk gününde itibaren ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan yardıma, 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen bunun mahcubiyetini halen yaşıyoruz.

Uluslararası Adalet Divanı’nın tutumu ortadayken, Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca gösterebiliyor. Uluslararası toplum Filistin halkına olan borcunu ancak Filistin Devleti’nin kurulmasıyla ödeyebilir.

Bu maksatla garantörlüğü de kapsayacak şekilde sorumluluk alabileceğimizi belirttik. Gazze’nin yeniden toparlanması için elimizden geleni yapacağız. Dünyanın dört bir yanında hemen her hafta meydanları dolduran tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Dünya genelinde etkili olan olumsuzluklara rağmen Türkiye Yüzyılı hedeflerimizde ilerliyoruz. Katılımızın forumun devamı için büyük katkı sunmaktadır.”

Paylaşın

İTO Açıkladı: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 76,58

İstanbul’da yıllık bazda perakende fiyatlar yüzde 76,58, toptan fiyatlar ise yüzde 65,06 artış gösterdi. Perakende fiyatlar kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 4,07, toptan fiyatlar ise yüzde 4,64 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2023 Şubat Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Buna göre; 2024 Şubat ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 4,07, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 4,64 oranında arttı.

2023 Şubat ayına göre 2024 Şubat ayında yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksinde yüzde 76,58, Toptan Eşya Fiyatları İndeksinde ise yüzde 65,06 olarak gerçekleşti.

Şubat 2024’te Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 6,73, Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 5,58, Gıda Harcamalarında yüzde 4,98, Konut Harcamalarında yüzde 4,65, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 2,54 ve Diğer Harcamalar grubunda yüzde 0,14 artış, Giyim Harcamaları grubunda yüzde -1,51 ve Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde -0,23 azalış izlendi.

Şubat 2024’te Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; Yakacak ve Enerji Maddeleri Grubunda yüzde 13,53, Kimyevi Maddeler Grubunda yüzde 11,26, İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 7,55, Mensucat Grubunda yüzde 4,61, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 2,80, İşlenmemiş Maddeler Grubunda yüzde 1,69 ve Madenler Grubunda yüzde 1,27 artış izlendi.

İTO’nun ocak verileri

2024 Ocak ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 6,72, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 4,69 oranında arttı.

Ocak 2024’te Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 25,00, Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde 20,67, Diğer Harcamalar grubunda yüzde 8,94, Konut Harcamalarında yüzde 7,58, Gıda Harcamalarında yüzde 5,51, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 4,49, Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 2,81 artış, Giyim Harcamaları grubunda yüzde -3,87 azalış izlendi.

Ocak 2024’te Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 13,22, Kimyevi Maddeler Grubunda yüzde 11,16, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 6,97, Yakacak ve Enerji Maddeleri Grubunda yüzde 4,12, İşlenmemiş Maddeler Grubunda yüzde 1,90 artış izlenirken; Madenler Grubunda yüzde -4,52 azalış izlenmiştir. Mensucat Grubunda ise fiyat değişimi gözlemlendi.

Paylaşın

Özel’den Bahçeli’ye “Atatürk” Tepkisi: Adını Anma

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, yerel seçimler kapsamında partisinin Bursa aday tanıtım toplantısında konuştu.

Konuşmasında MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözlerine yanıt veren Özgür Özel, “Devlet Bahçeli, bugün çıkmış ‘Özgür Bey’in akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü. Kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk’le görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli, kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin, neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu senin zihninle baş başa bırakıyorum” dedi.

Özel sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama bilmen gereken bir şey var. Atatürk öldü diyorsan, sen bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere, koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseriyle gurur duyanlar için, onun emanetini, canı pahasına savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, üç beş mevki için, partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir.

Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli. Atatürk, 6. filoyu denize dökenlerin, her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdeli kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’nin dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de ‘Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor’ şiirini okuyan, gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden on milyonlar, seksen milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü. Senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen.”

Bahçeli ne demişti?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “CHP’de Atatürk’ten geriye hiçbir şey kalmamıştır. Cumhuriyet Halk Partisi ile DEM yanyana, diğerleri yedektedir. Zillet masasının altıyla üstü yer değiştirmiştir. Oyunu görüyoruz.” dedi. Bahçeli “Bugünkü CHP, Atatürk’ün partisi değil, DEM’in oyun uşağı, Türkiye düşmanlarının altı oklu uydusudur. Neymiş Atatürk dile gelmiş… Böyle konuşan Özgür Bey’in ne yiyip içtiğine dikkat etmesi samimi tavsiyemdir” demişti.

“31 Mart’ta halledeceğiz bu işi”

Seçimlerde herkese sandığa gitmesi için çağrıda bulunan Özel, Bursa’da yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Görüyorum ki Bursa bütün Bursa, İnegöl’ünden Kestel’ine, Mustafakemalpaşa’sından, Orhangazi’sine, bütün Bursa CHP’yi hak ediyor, bunu görüyorum. İnanın Bursa’da bir büyük zaferin arifesindeyiz. Gün sayıyoruz, geçen sefer o biraz önce şarkıda da duyduğumuz o yarım kalan hikayenin tamamlanması için, bu şarkının yarım kalmaması için Bursa sokaklarındaki heyecanı görüyorum. Önüme ölçümler geliyor.

Anketlere bakıyorum, keyifleniyorum, geliyoruz, kazanıyoruz, Bursa bizi bekliyor. Bursa’da 2 tane kadın adayımız var, gönül isterdi ki çok daha fazla olsun, Bursalı kadınlara söz olsun, Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni aldıktan sonra, Bursa’da elimizdeki 3 belediye sayısını çok daha yukarılara çıkardıktan sonra Karacabey’de Gönül Avcı, Orhaneli’nde Vildan Koç başkanlarım şimdi 2 ama gelecek seçimde çok daha fazla kadın adayla ve kadın belediye başkanları ile karşınızda olacağız. Bursa’ya söz veriyoruz. Yıldırım’da 39 yaşında Mehmet Önder Mutlu var.

Gencecik bir belediye başkan adayımız. Onun mücadelesini görüyorum. Onun mücadelesi ile gurur duyuyorum. Tüm Türkiye’de geçmişe göre seçilecek yerden tam 6 kat genç aday gösterdik. Bundan sonra Bursa’daki bütün gençleri, Bursa’daki bütün kadınları CHP’de siyaset yapmaya, aday adayı olmaya, aday olmaya, yönetimlerde yer almaya ve bu güzel Cumhuriyet kenti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hedeflerine uygun bir şekilde gençlere ve kadınlara emanet etmeye de söz veriyor ve ant içiyoruz.

Sayın Bozbey biraz önce dedi ki ‘Biz Bursa’nın sorunlarını anlatıyoruz, o dönüyor dönüyor mega projelerimiz var diyor.’ CHP’nin Bursa’daki mega projesini açıklamayı Bozbey bana bıraktı. CHP Genel Başkanı olarak Bursa Büyükşehir ile ilgili mega projemizi bir cümle ile özetliyorum. Alinur Aktaş’ı gönderip, Mustafa Bozbey’i getirmekten daha mega bir proje yoktur. Çünkü mega projeler bütünseldir, kapsamlıdır, projenin içindeki parçalar birbiri ile konuşur, sonuç odaklıdır.

Bursa’da Alinur Aktaş gibi Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı ile çelişkisi olan ve Cumhuriyet’in değerleri ile çatışan, hele hele ki o Uğur Mumcu’yu paramparça ettiler, hepimizin yüreğini o Ankara’daki karlı günde bin parça yapıp saçtılar, ölümünden sonra Uğur Mumcu’ya laf edecek kadar, Türkan Saylan gibi bir büyük, hem tıp hem eğitim emekçisine, bir kanaat önderine, hepimizin gözbebeği ve gözümüzün önünde erir giderken Türkan Saylan’a laf edecek kadar, Bahriye Üçok’u, inancını savunan, bu ülkeyi laik Türkiye Cumhuriyet’inde bir ilahiyat profesörü kadını öldürenlere laf etmeyip de o kadına arkasından laf edecek kadar gözü dönmüş, yüreği taş, içi kinli, aklında, fikrinde örümcek fikirler olan bir kişinin Bursa’da yönetimde olduğu her gün ve dakika Bursa’ya yazıktır, bu da bizim ayıbımızdır. 31 Mart’ta halledeceğiz bu işi.

Alinur Aktaş’a bir tek şey söyleyelim. Siyaset, tarafını belirtme işidir kardeşim. Partiler var. Parti, ‘part’tan geliyor, toplumun parçaları. Biz sizin gibi kimseyi itmeye, kakmaya, ötekileştirmeye, şeytanlaştırmaya meraklı değiliz. Bu topluma sorduğunda yüzde 95 Atatürk sevgisi ile dolu olan, bu memleketi kim kurtardı deyince dedelerimiz birlikte kurtardı diyen, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Alevi’yi, Sünni’yi kimseyi inancından, mezhebinden, dininden ayırmayan, Çanakkale’de koyun koyuna yatanların torunuyuz diyen bir irfanın evlatlarıyız hepimiz.

Ama sen 30 Ağustos Zaferi’ne, 29 Ekim’e, 23 Nisan’a dil uzatıyorsan, sen tarafını seçmişsin kardeşim. Sen işgal donanması yaklaştığında onun önüne kırmızı halıyı serenlerin peşindesin, ben o donanmayı görünce yanındakilere ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyenin partisinin Genel Başkanıyım.

Bursa’dayız, buraya Çorlu’dan geldim. Hayatını tren kazasında kaybetmiş 25 kişinin acıyı anne, babaları, eşleri, çocuklarının ellerinin sıcaklığı, gözlerinin yaşındaki nem hala ellerimde. Bugün gittik oraya adaleti aramak için. Son duruşmaydı. Kalabalığı gördüler, bizleri gördüler, annelerin yüreğindeki ateşi gördüler. Tayyip Beyin ne istediğini 4 gün önce oraya o katliamdan sorumlu kişi yeniden TCDD Genel Müdürü atayan Tayyip Erdoğan’ın talimatını gördüler, bu sabah rapor alan bir hakim sayesinde duruşmayı seçimlerden sonraya ertelediler.

Bakın hem Çorlu’nun, hem Soma’nın, hem Afyon’un, hem Hendek’in, Türkiye’de kimin haksız yere yüreği yandıysa, hangi ananın gözünden yaş aktıysa, o bir damla yaşın hesabını sorana kadar katillerin de müsebbiplerinin de peşindeyiz. Herkes bunu böyle bilsin, bırakmayız peşlerini. Sonuna kadar takip edeceğiz.

Bursa’da olunca gözü yaşlı eş, ana, çocuk deyince Sinan Ateş’i anmadan olmaz. Biz Sinan Ateş ile çok farklı dünya görüşlerinin insanlarıydık. Ateş, Ülkü Ocakları’nın Genel Başkanıydı, biz CHP’de yetişmiş gençlerdik. Belki hiçbir zaman aynı sandıkta buluşmadık, belki hiçbir zaman düşüncelerimiz örtüşmedi ama Sinan Ateş gibi birini, 2 kız babası, sonradan hikayesini dinleyince dünya iyisi bir babayı, eşini de gözü yaşlı, anasını ve babasını gözü yaşlı bırakarak, Ankara’nın orta yerinde katlettiler.

Sinan Ateş Bursalı. Sinan Ateş’in emaneti, o günden sonra hiçbir siyasi partinin değil bütün Türkiye’deki siyasilerin ve Türkiye’deki herkesin emanetiydi. O günden bugüne takip ettik. Geçmiş dönemdeki Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’ndan görevi devraldıktan sonra ben de hem aile ile hem dava ile ilgilenmek için elimizden geleni yaptık. Ama Türkiye’deki o Bursa’nın da üstüne çöken o tuhaf ittifak, kirli ittifak, Sinan Ateş’in olayını araştıran savcıya ‘dur’ dedi, savcıyı tehdit etti, tayin etti. Bir başkasına yaptıklarından sonra rapor aldırdı, kaçırdı.

Siyasilere uzanan bu davanın üstünü örtbas etmeye çalıştı. Bursa’dan, Sinan Ateş’in memleketinden. Bir parti burasına kadar o işin içinde diye, Tayyip Erdoğan o parti ile ittifakı zedelenmesin diye 2 kız çocuğunun babasını katledenlerin peşini bırakıyor, arkasını aratmıyorlar ya, onun da hesabını sormak boynumuzun borcu olsun. Bugün o Sinan Ateş cinayetine taziye bile vermeyen partinin genel başkanı kendi evlatlarının cenazesine gitmeyenler, taziyesine gitmeyenler bugün dönmüşler CHP’ye laf ediyorlar.

Ne için laf ediyorlar biliyor musunuz? Ben geçen grup konuşmasında 81 il başkanımızın gözüne baktım ve dedim ki ‘Başkanlarım kalkın ayağa, gidin memleketinize ve Atatürk’ün partisini iktidar yapın, Atatürk sizden bunu bekliyor. Cumhuriyet’in 100 yıl önce kurucu kadroları memleketi işgalden kurtaranlar, düşmandan temizleyenler, bu memleketin kuruluşunu örgütleyenler, sizden bugün 100 yıl sonra memleketi bir daha kurtarmanızı, Cumhuriyet’i bir daha kurmanızı bekliyor.

Devlet Bahçeli, çıkmış bugün ‘Özgür Beyin akıl sağlığı yerinde mi? Atatürk öldü, kendisi ruh mu çağırmış da Atatürk ile görüşmüş’ diyor. Sayın Bahçeli kim ruhla, kim cinle, kim nereden besleniyor, fikri bir günde 180 derece değişiyor bilmem. Dün övdüklerine bugün küfretmenin, dün tükürdüğü suratı bugün öpmenin, dün ak dediğine bugün kara demenin neyin nesi olduğunu, nereden estiğini ben bilmem. Onu seninle, senin zihninle baş başa bırakıyorum. Ama bilmen gereken bir şey var.

“Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli”

Atatürk öldü diyorsan, Atatürk sen hani bu Cumhuriyet düşmanlarına, Atatürk’e husumet duyanlara, Kurtuluş Savaşı yoktur diyenlere, keşke Yunan kazansaydı diyenlere koltuk değneği olduğun gün Atatürk senin için öldü. Ama Atatürk onun ilkeleri için yaşayanlar için, onun eseri ile gurur duyanlar için, onun emanetini canı pahasını savunmayı göze alanlar için, iktidarda olmasa yıllarca muhalefette kalsa da birkaç tayin, birkaç çıkar, birkaç iş, 3-5 mevki için partisinin kurultayını kaybetmemek için onu satmayanların partisidir. Atatürk bizim yüreğimizde yaşıyor Sayın Bahçeli.

Atatürk, 6’ncı Filo’yu denize dökenlerin, Atatürk her seferinde bu memleketi düşman işgaline kaptırmamak için ölmeyi göze alanların, öyle senin yanında durduğun gibi çağırdığında havaalanına gidip kot üstüne perdelik kumaştan kefen çekenlerin değil Çanakkale’de dedesi kefensiz yatanların partisidir. Bu memlekette ilkokul 1’de Atatürk ölmedi, içimizde yaşıyor şiirini okuyan ve gözü yaşla bu şiiri burasında hisseden, o milyonlar, 80 milyon yaşıyor. Atatürk senin için öldü, senin için ölsün zaten Atatürk. Atatürk’ün adını anma sen. O yüzden bundan sonra efendim Atatürk’ün partisine geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımız çıkmış, konuşurken oraya alt tarafa yazıyorlar. Efendim CHP, DEM işbirliği ne? Kardeşim yıllar, yıllar.

İşinize geldi ahbap oldunuz, işinize geldi masa kurdunuz, işinize geldi çadır mahkemeleri kurdunuz, gün oldu birlikte halaya durdunuz, gün oldu göstermelik düşman oldunuz. CHP, Cumhuriyet’in partisidir, Atatürk’ün partisidir ve Meclis’te bulunan her partiye aynı mesafededir. Ama CHP esas olarak 6 okun partisidir. Siz dediniz diye kimseyle konuşmazdık, siz istiyorsunuz diye onunla düşmanlık yapıp arkanıza dizilecek bir parti değildir ama şunu bilin ki CHP’nin herhangi bir üyesinin milliyetçiliğine, devletçiliğine, halkçılığına, devrimciliğine, cumhuriyetçiliğine, vatanseverliğine laf söyleyecek adamın alnını karışlarız. Böyle bilin.

Bir yandan Sayın Bozbey’in sunumunu izlerken, o Bursa sokaklarındaki korkan anne ve kızı gördüm. Neden korkuyorlar? Devlet niye korumuyor? Elbette kahraman polisimiz ve güvenlik güçlerimiz üstüne düşeni yapmak istiyor. Ama birileri bir yerlerden cesaret alıyor. Bakın burada, bu kadar kadının huzurunda söylüyorum. Kadın cinayetleri bu ülkenin en büyük utancıdır. Bu kadın cinayetleri son 15 yılda sadece 1 yıl düşüş kaydetmiştir, o da İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanıp, onaylanıp, yürürlüğe girdiği 2011 yılıdır.

Sebebi şudur, kadın cinayetini işleyenler, yahu namus der kurtulurum, ağır tahrik der kurtulurum, kravat ve takım elbiseyi giyer iyi halden yararlanır kurtulurum, şunu der kurtulurum derken 2011 yılında İstanbul Sözleşmesi ile beraber bu işler artık eskisi kadar kolay değil, cezalar ağırlaştı, devlet kararlı, Meclis hep birlikte oyladı, bundan sonra pabuç pahalı dedikleri için o sene aşağıya düşmüştür. Bu sene, daha dün bir günde 8 kadın katledildi. Boşandığı kocaları, mevcut kocaları, bir tanesi de babası tarafından. Kadın cinayetlerinin önüne geçmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadın kollarımız çalışıyor. Ama bu mesele, toplumsal bir meseledir.

Gecenin 01.00’inde, Hizbullahçılar öyle istiyor diye, yakında yaklaşan seçimlerde Hizbullah bağlantılı Hüda-Par ile ittifakın ön şartı olduğu için, domuz bağcıların, kadın katillerinin, her fırsatta kadınları sahiplendirmek lazım diyerek aşağılayanların ittifakına ve onların bir avuç oyuna tamah ettikleri için bir gün tek başına İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. Ona karşı açtığımız davayı reddeden hakimi bile Danıştay’dan Anayasa Mahkemesi’ne seçip ödüllendirdi. Dün 8 kadın hayatını kaybetti, o 8 kadının kanı İstanbul Sözleşmesi’nden çıkanın ve buna alkış tutanların elindedir.

Dünden beri Tayyip Bey dönüp dönüp bana saldırıyor ve şunu söylüyor. Ben ağır bir suç işlemişim ve bugün de o suçu Bursa’da işlemeye geldim. Emeklilerin tahrik ediyormuşum. Biraz da Bursa’daki emeklileri tahrik edeyim. Açlık sınırının 16 bin 250 lira olduğunu ilan etti Türk-İş. Bu ülkede emeklilerin çok önemli bir kısmı 10 bin lira gibi en düşük emekli maaşı ile geçinmek zorunda kalıyorlar.

Ben de o günden bugüne kadar sürekli bunun haksızlık olduğunu, emeklilere 10 bin lira vermenin mümkün olamayacağını, en düşük emekli maaşının Tayyip Erdoğan’ın geldiği 2 Kasım 2002 günü 1,5 asgari ücret düzeyinde olduğunu, bugün o korunuyor olsa şu anda emeklilere verilmesi gereken maaşın 25 bin lira olduğunu ama 2,5 kat fark ile 10 bin liraya mahkum edildiklerini anlatıyorum. Emekliye bayram ikramiyesi ilk verildiğinde bin lira 24 kilo kıyma alıyordu, şu anda sadece 6 kilo kıyma alıyor. O ikramiye 2018’den bugüne emeklinin sofrasından 18 kilo kıyma çalmış. Ayda 1,5 kilo kıyma.

Şimdi sadece ve sadece bu hesapla madem ki bu işin patenti bizdedir, gel diyorum. Bir kanun çıkaralım. Emekli kart çıkaralım. Bu karta önce aradaki 10 bin lirayı yatıralım. Çünkü şimdiye kadar verdiğin para alması gerektiği paradan 10 bin lira eksik. Bundan sonra en düşük emekli maaşını asgari ücrete tamamlayalım. Bana hesap yapıyor, verilemez. Para yok diyor. Diyor ki bunun için diyor, 1,4 trilyon paraya ihtiyaç var. Bir kere yanlış hesap. En düşük emekli maaşlarını 17 bin 2 lira yapmak için 1,4 trilyona değil 700 milyara ihtiyaç var. Tam yarısı. 720 milyar. Ama o yanlış hesabı yapmış, hadi hızla verdiler önüne.

Böyle bir para bulunamaz diyor. 750 milyar bulamıyorsun da sen sadece 2024 yılında vaz geçilecek vergiler toplamı, ne biliyor musunuz vazgeçilecek vergi? İliç’te parayı üst üste istiflerken, kumu bir yere istifleyen, sonra da 9 tane evladımızı alıp götüren o liçi işleten Anagold firması var ya. Mesela o firmaya siyanürden dolayı 16 milyon lira ceza kesip 2 ay sonra 222 milyon lira vergisini affetmişti. Vazgeçilen vergi geliri bu. Bu sene toplam şirket ve holdinglerin tam olarak 650 milyar lira ödeyeceği vergilerden vazgeçiyorlar.

Emekliye lazım olan para da neredeyse bu kadar. Yani İliç’te evlatlarımızı katleden, çıkardığı altının yüzde 98’ini yurtdışına götüren, burada vergi borçları silinen firma ve onun gibi firmalara para var. Emekliye gelince para yok. Toplam 6,5 trilyon lira Tayyip Erdoğan’ın verdiği ve şimdiki Maliye Bakanının irrasyonel politikalar dediği kararlardan dolayı devletin ödediği dolar farkı parası, faiz farkı parası, altından dolayı yükümlülüklerinin artmasından kaynaklanan fark 6,5 trilyon lira. Kendi söylediği paranın tam 4 katı.

Aslında lazım olan paranın, gerçek rakamın tam 8 katı. Şimdi İliç’teki şirketin vergisini affetmeye para var. Emekliye 17 bin liraya çıkarmaya, emekli kart vermeye, o kartın manav, kasap, market, doğalgazda geçmesine para yok. Yandaş müteahhitlere ödeme yaparken para var, emekliye yatıracakken para yok. Sarayın harcamalarına, bakın saray 1 dakikada 23 bin lira para harcıyor. 1 yılda harcadığı parayı 365’e, sonra 24 saate, sonra da onu 60’a bölerseniz 23 bin lira çıkıyor. Böyle milyon, kat trilyon deyince anlaşılmıyor, 1 dakikada 23 bin lira. 10 bin liralık emekli maaşı sarayda 26 saniyede tüketiliyor. 14 tane uçağa para var.

Dünyanın en gelişmiş makam arabası. Mercedes, limuzin. 10 tane yapmış Almanlar, 2’si bunda. Birine kendi biniyor, biri boş, yoldan gidiyor. Eğer saldırı olursa aldatsın diye. Dünyada 10 tane var, 2’si bunda. O arabanın yapıldığı dönemde Merkel transporter minibüse biniyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçan sarayı var, Merkel tarifeli uçuyordu. Bunda dünyanın en pahalı uçaklarından 14 tane var ama emekliye vermeye gelince bütçede para yok. O yüzden hepimiz aklımızı başımıza alacağız. 31 Mart tarihi bundan sonra 4 yıl boyunca önümüze sandığın gelmeyeceği bir tarihtir.

“Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz”

Eğer 31 Mart’ta istediğini alırsa. 31 Mart’ta istediğini alırsa 1 Nisan günü zam tufanı kapıda. Kendileri söylüyor, sıkı para politikası diyor. Kemer sıkacağız diyor, acı reçete içireceğiz diyor. Kim içecek acı reçeteyi? Acı reçeteyi 5’li çete mi içecek? Damatlar mı içecek? Acı reçeteyi Albayraklar mı, Cengiz Holding mi, sarayı yapan müteahhit mi içecek? Acı reçeteyi emekli, emekçi, işsiz, esnaf, köylü, balıkçı, arıcılar içecek. Acı reçeteyi içmeyeceğiz, acı reçeteye itiraz edeceğiz. Acı reçeteyi içmeyeceksen buna 1 Nisan olduysa ertesi gün yapacak bir şey yok 2 Nisan’da.

2 Nisan’da 1 Nisan’ın ertesi günü. Bir gün önce yapacaksın. 31 Mart günü. Senin önünde sandık var. Sana 10 bin lirayı reva görene. Emekçisin, günde 8-10-12 saat çalışıyorsun, 17 bin lirayı reva görene. Ev kirası, elektrik, su, doğalgaz çıkınca 3-5 bin liraya çocuklarını sağlıklı bile besleyemeyen bir çalışansın, sana bunu reva görene. Borcu borçla kapatan esnafa, kredi kartını kredi kartı ile çevirenlere, umutsuz ve bavulları kafasında toplamış, yurtdışına gitmek için fırsat kollayan gençlere şunu söylüyorum. Bir gün sonra yapacak bir şey yok.

Bir gün önce 31 Mart’ta sandığa gidilecek, bu zulme, yoksulluğa, bu işsizliğe, kalpsizliğe dur denecek. Bir sarı kart, kırmızı kart gösterilecek. Bir kırmızı ışık yakılacak. Artık bunlara bir dur denecek. Eğer bunlara 31 Mart’ta bu güç Cumhur İttifakı’nın gemi azıya almış, gözü dönmüş, seni beni görmeyen ve sadece birilerini kollayan bu Cumhur İttifakı’nın karşısına daha büyük bir güçle, merkezi iktidarı yerelden dengeye getirmezsek, bu iktidarın karşısında daha güçlü bir ittifak oluşturmazsak hepimizin işi zor.

Onun için benim gördüğüm şudur. Hep birlikte daha güçlü bir ittifakı kurmalıyız. O ittifakın adı Cumhur İttifakı’nın karşısında bu sefer millet ittifakı değil. Çok istedik. Çok gayret ettik. Çünkü şunu söyledim. Geçen sefer kıl payı kaçırdığımız Bursa’yı bu sefer alıyoruz ama birlikte olursak seçim yapmaya gerek yok neredeyse, fark o kadar fazla. Balıkesir garanti, Manisa’sı, Denizli’si. Hiçbir büyükşehri de kaybetmeyiz birlikte olsak. Birlikte olalım dedik, hür ve müstakil olacağız dediler. Anlayış gösteriyoruz.

Ama geçen seçimde birlikte olduğumuz iyi insanlar buradan uzaya gitmediler. Bursa’nın sokaklarındalar. Balıkesir’deler. Tekirdağ’dalar, Manisa’dalar, Ordu’da, Erzurum’da, Kayseri’de, Trabzon’dalar. O iyi insanlar. Birlikte olduğumuz sadece sosyal demokratlar değil. Milliyetçi demokratlar yine sandık başındalar. Muhafazakar demokratlar yine sandık başındalar ve saraya da, Bahçeli’ye de itirazı bitmedi onların. Çünkü bu sömürü düzenine karşı hep beraber ayakta durmanın tek kurtuluş olduğunu, aksi taktirde nasıl ezdiklerini, nasıl bitirdiklerini bu ülkeyi nasıl tükettiklerini herkes biliyor.

Bunun için biz iyi insanlarla, biz milliyetçi, muhafazakar demokratlarla, bu ülkede Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Pomak’ı, Boşnak’ı, göçmeni, Arap’ı hep beraber yaşıyor. Hepsinin demokratlarını kucaklıyoruz. Hep birlikte bu ülkede bir başka ittifakın içindeyiz. Bu ittifakın adı bu sefer Türkiye İttifakı. Biz kurduk. Hep birlikte içindeyiz.

Türkiye İttifakının 2 tane rengi var. Partimizin renkleri de öyle ama rengini partimizden almıyor. Türkiye İttifakı rengini işte bu ay yıldızlı al bayraktan alıyor. Türkiye İttifakı. Türkiye İttifakının renkleri bu. Türkiye İttifakı kimden oy ister? Türkiye İttifakı milli takım gol atınca ayağa kim sıçrıyorsa hepsinden oy ister. Türkiye İttifakı Filenin Sultanları dünya şampiyonu oldu ya. Hani İstiklal Marşı çaldı ya. Ay yıldızlı al bayrak gönlere çekildi ya. O sırada hıçkırarak, gözyaşları içinde İstiklal Marşı’nı okudular ya. O sırada kimin gırtlağı düğümlendiyse, hepsinden oy istiyor Türkiye İttifakı.

Türkiye İttifakı öyle çocuklarını bedelli ya da çürük raporu ile askere kaçırıp, sonra kendisi bir üniforma üzerine Cumhurbaşkanlığı forsu dikip, şehit tabutunun başın el koyup siyaset yapanlardan değiliz biz. Biz bu memleket için gerektiğinde ölümü göze alanlardanız. Türkiye İttifakı, Türkiye’nin bütün evlatlarından oy istiyor. Türkiye İttifakı, umutsuz gençlerimizden, işsiz bırakılmış evlatlarımızdan, yoksullaştırılmış köylümüzden, Atatürk’ün ‘Milletin efendisi’ dediği birisinin ‘Al ananı da git’ dediği bütün köylülerden oy istiyor.

Türkiye İttifakı, gözü yaşlı analardan, alın teri ödenmeyen emekçilerden, sokakta terk edilmiş ve maalesef pazar dağılsın diye bekleyip de ezik meyveyi, sebzeyi toplayıp torununa yumurtasız menemen pişirenlerden oy istiyor. Türkiye İttifakı için Bursa’da o ittifakın bayrağının ve renklerinin önünden size söylüyorum. Bu rengi siz söyleyin. Bu renk nedir? Kırmızı, beyaz. En büyük Türkiye. Kimse korkmasın, biz buradayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin yanında ve arkasındayız. Bu ülkede milletin emeğini sömürenlere, birikimlerini çar çur edenlere, yandaşlarına peşkeş çekenlere, bizi üzenlere, ağlatanlara, kahredenlere inat biz santim eğilmedik, ayaktayız.

Bir adım geri atmadık, en öndeyiz. Bir kelime eksik konuşmadık, susmayız. Buradayız, buradayız. Hep beraber 31 Mart’ta Türkiye İttifakı ile beraber hep birlikte ayaktayız. Hep beraber bu seçimleri kazanmaya ant içiyoruz. Ayaktayız, biz kazanıyoruz. Bursa ve Türkiye’yi kazanıyoruz. Ben sadece ve sadece size güveniyor, size inanıyor, sizi alkışlıyorum. Sağ olun, var olun. Şimdi gidin bütün Bursa’da seçimi kazanın. Bu seçimi kazanmaya var mısınız?”

Paylaşın

Erdoğan: Asla Yalan Söylemedik

Yerel seçim çalışmaları kapsamında Aydın’da halka seslenen Erdoğan, “Geleceğe yönelik yol haritamızda hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik” dedi ve ekledi:

“Sözünü verdiğimiz her iş için de canla başla çalıştık. Asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız hele hele ihanetimiz asla vaki değildir. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimler kapsamında Aydın’da vatandaşlara seslendi. Erdoğan’ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

“31 Mart günü sandıkları patlatmaya hazırlanıyoruz. Bu şehir bize ‘Yeter, söz milletin’ diyerek Türk demokrasisine adını altın harflerle yazdıran şehit Adnan Menderes’in emanetidir. Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma yolculuğu her darbede her cunta girişiminde her siyasi ve ekonomik krizde ne yazık ki kesintiye uğradı. Bu defa durum farklı. Bizimle aynı seviyede olan ülkeler aldı başını gitti.

28 Şubat postmodern darbesi demokrasi tarihimizin utanç verici sayfalarından birisidir. Menderes’i darağacına gönderen zihniyet, 28 Şubat darbesinde kendince daha incelikli yöntemler kullandı. Bu darbe girişiminin elebaşlarından birinin, ülkemizin nüfusunun birkaç milyon azalmasından zarar gelmeyeceğini söylediği rivayet edilir.

Kılık kıyafetinden dolayı kadınların okuma ve çalışma haklarının gasp edildiği, milli irade hazımsızlığının sergilendiği, bazı medya organlarının darbe bülteni gibi yayınlar yaptığı; demokrasi, hukuk, adalet ve özgürlük namına değerlerin çiğnendiği o kara günleri unutmadık.

Kendi siyasi serencamımızda darbecilerle sık sık yüz yüze geldik. Partimizi kurup başbakanlık görevini üstlendikten sonra sürekli darbeci zihniyetin oyunlarıyla boğuştuk. Cumhuriyetimize, milli iradeye, demokrasiye kast eden tuzaklarla, karanlık cinayetlerle karşılaştık.

“15 Temmuz’da milletimize silah çektiler”

Ardından uyduruk gazete kupürleriyle, internet haberleriyle partimizi kapatmaya kalktılar. Bu badireleri aştıkça önümüze yeni yeni engeller çıkardılar. Gezi olayları, FETÖ’nün emniyet/yargı darbe girişimi, PKK ile vatan topraklarını parçalamaya, 15 Temmuz’da milletimize silah çektiler.

Teröristlerle vatan topraklarına kast ettiler. Hiçbirinde başarılı olamayınca işi ekonomimizi mahvetme tehditlerine kadar vardırdılar. Saldırıların gerisinde Türkiye’yi istedikleri gibi yönetmek isteyen emperyalist güçler olduğunu biliyoruz. Asıl büyük kavgayı bunlara karşı verdik.

Lafarge Türkiye’ye geldi, teröristlere mağara yaptılar. Fransa terörün baş destekçisi oldu. Kuzey Suriye’deki Laferge’ın bütün barınaklarını gömdük.

Ülkemizi siyasetiyle, diplomasisiyle, üretimiyle, ihracatıyla, savunma sanayiyle güçlendikçe bize karşı kurulan tuzakların çapı da büyüdü. Covid-19 ve Rusya-Ukrayna savaşıyla kendi canlarının peşine düşmeseler daha neler yaparlardı, Allah bilir…

En büyük başarımız ülkemizi demokrasi ve kalkınma rotasında tutmak olmuştur. Bugün de milletimizi yılgınlığa sürükleyerek, ülkemizi yeniden darbe iklimine sokmayla yanıp tutuşanlar olduğunu biliyoruz. Artık işleri daha zor, Türkiye eski Türkiye değil. Bambaşka bir Türkiye, devlet var.

Sağda solda kendi kendilerine gelin güvey olan varsa, Aydın’dan hepsini ikaz ediyorum. Hayalinizde 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi bir darbe veya cunta girişimi varsa, karşılaşacakları gerçek en hafif tabirle 15 Temmuz olacaktır.

Bugün de çözmemiz gereken sıkıntılar var. Bunları milli irade hırsızlarının, demokrasi hazımsızlarının eline teslim ederek değil, daha çok mücadele vererek, daha çok alınteri dökerek çözeceğiz. Çalışarak, üreterek, alınteri dökerek, tehditlere direnerek büyütmeyi sizlere taahhüt ediyoruz.

“Kimsenin inancına, meşrebini, kökenine, hayat tarzına bakmadık”

Biz bu ülkede 21 yıldır eser ve hizmet siyaseti yaptık. Türkiye’nin asırlık ihmallerin bin ürünü tüm altyapı eksiklerini gidermek milletimizi hayalleriyle buluşturmak bize nasip oldu. Sadece somut projelerle kalmadık. Hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi konusunda da devrim niteliğinde düzenlemeleri hayata geçirdik. Kimsenin inancına, meşrebini, kökenine, hayat tarzına bakmadık. Siz, birilerinin yaptıkları eski Türkiye güzellemelerine sakın kulak asmayın.

Milletçe, Cumhuriyet tarihinin en demokratik dönemini son 21 yılda yaşadık. 2023 hedeflerini biz hayata geçirdik… Türkiye ekonomisi geçen yıl depreme ve diğer olumsuzluklara rağmen yüzde 4,5 büyüyerek çok önemli bir başarıya imza attı. Hani ekonomi kötüydü, ekonomi kötüye gidiyordu? İşte buyurun.

Böylece ekonomimiz üst üste 14 çeyrektir büyüme başarısı gösterdi. Bu oranla Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduk. Gayrisafi yurt içi hasılamız 1 trilyon 119 milyar dolarla ilk kez 1 trilyon dolar sınırın üzerine çıktı. Muhalefet hani ‘Yandık, bittik, öldük’ diyordunuz, ne oldu.

Geleceğe yönelik yol haritamızda hep sizlerin huzurunda olduk. Milletimize asla yalan söylemedik. Yapamayacağımız işin sözünü vermedik.

Sözünü verdiğimiz her iş için de canla başla çalıştık. Asla milletimizin karşısında başımızı eğecek yalanımız hele hele ihanetimiz asla vaki değildir. 31 Mart seçimleri için sizlerin karşısına çıkarken arkamızda 21 yıllık eser ve hizmet karnemiz.”

Paylaşın

Bireysel Kredi Kartı Borçları 1 Trilyon 274 Milyar Liraya Yükseldi

Bireysel kredi kartı borçları, 23 şubat ile biten hafta 1 trilyon 244,7 milyar liradan 1 trilyon 273,6 milyar liraya çıktı. Takipteki alacaklar ise 196,8 milyar liradan 194,4 milyar liraya geriledi.

Haber Merkezi / Aynı dönemde kur korumalı mevduat (KKM) hesapları, 23 şubat ile biten hafta 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya düştü. Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri 131 milyar 750 milyon dolar oldu.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), 23 şubat ile biten haftaya ilişkin bankacılık sektörü verilerini açıkladı. Buna göre; 23 şubat ile biten hafta krediler 12 trilyon 52,2 milyar liradan 12 trilyon 203,1 milyar liraya, mevduat 15 trilyon 75,2 milyar liradan 15 trilyon 128,2 milyar liraya yükseldi.

Tüketici kredileri 1 trilyon 538,7 milyar liradan 1 trilyon 562 milyar liraya, bireysel kredi kartları 1 trilyon 244,7 milyar liradan 1 trilyon 273,6 milyar liraya çıktı. Takipteki alacaklar ise 196,8 milyar liradan 194,4 milyar liraya geriledi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kredi kartlarına taksit sınırlaması getirildiğine dair haberlerle ilgili sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunmuştu. Şimşek, şu ifadeleri kullanmıştı:

“Piyasalarda tedirginlik ve güvensizlik oluşturmaya yönelik kasıtlı haberler dolaşıma sokulmaktadır. Orta Vadeli Programımızda uygulayacağımız politikaları net bir şekilde ortaya koyduk. Kurala dayalı ve öngörülebilir politikalarımız seçim sonrası dönemde de aynen devam edecektir. Bu çerçevede vatandaşlarımızdan istirham ediyorum; lütfen bizden duymadığınız hiçbir habere itibar etmeyiniz.”

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, kredi kartı kullanımlarında taksit uygulamasının kaldırılmasına ilişkin hayata geçirilmiş herhangi bir düzenleme bulunmadığını bildirmişti. Açıklamada, şunlar kaydedilmişti:

“Hazine ve Maliye Bakanlığı veya ilgili kuruluşlar tarafından, kredi kartı kullanımlarında taksit uygulamasının kaldırılmasına ilişkin hayata geçirilmiş herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Kredi kartları konusunda doğru olmayan bilgiler üzerinden, piyasanın işleyişini bozabilecek mesnetsiz ve spekülatif açıklamalar yapıldığı tespit edilmiştir. Resmi kurum ve yetkililerin dışında yapılan açıklamalara itibar etmeyiniz.”

KKM ve TCMB rezervlerinde düşüş devam etti

Aynı dönemde kur korumalı mevduat (KKM) hesapları, 23 şubat ile biten hafta 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya düştü.

Aynı hafta Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervler, 131 milyar 750 milyon dolar oldu. Bir önceki hafta toplam rezervler 134,2 milyar dolar düzeyindeydi.

Net rezervler 22 milyar 445 milyon dolar düzeyine geriledi. Bir önceki hafta net rezervler 28 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Brüt rezervler ise 3 milyar 613 milyon dolar azalarak 86 milyar 92 milyon dolardan, 82 milyar 479 milyon dolara geriledi.

Paylaşın

“Erdoğan, AYM’nin Etkisini Azaltma Yollarını Arıyor” İddiası

İktidar, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstü hâl (OHAL) kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Resmi verilere göre Anayasa Mahkemesi (AYM), Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a konuşan üst düzey bir yetkili ve iki AK Parti milletvekiline göre, Erdoğan hükümeti, hapisteki Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay’ın serbest bırakılması yönündeki kararları nedeniyle Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) etkisini azaltmanın yollarını arıyor.

Türkiye’nin en yüksek mahkemesi 24 Ekim’de, 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nde tutuklu bulunduğu hücreden parlamentoya seçilen Can Atalay’ın serbest bırakılmamasının, görev yapma hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Atalay, 2013’de Gezi Parkı sürecinde ulusal protesto gösterileri düzenleyerek Erdoğan hükümetini devirmeye çalıştığı gerekçesiyle 2022 yılında 18 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. 46 yaşındaki avukat suçlamaları reddediyor.

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla başvurdu. 2010’da yapılan anayasa değişikliğiyle oluşturulan “bireysel başvuru” mekanizması, vatandaşların haklarıyla ilgili konularda en üst mahkemeye doğrudan başvurabilmesine olanak tanıyor.

Anayasa Mahkemesi’nin serbest bırakılması yönündeki kararı, 8 Kasım’da Türkiye’nin en üst temyiz mahkemesi Yargıtay’ın kararı tanımayacağını açıklaması ve kararı veren hakimler hakkında suç duyurusunda bulunmasıyla bir yargı krizini tetikledi. Temyiz mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’ni “süper temyiz organı” gibi hareket ederek yetkisini aşmakla suçladı.

Erdoğan’ın başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Ucum, Kasım ayında sosyal medya platformu X üzerinden Yargıtay’ın kararını savunmuş ve Anayasa Mahkemesi’ni “anayasaya aykırı kararlar” almakla eleştirmişti.

Üst düzey hükümet yetkilisi ve iktidar partisinden iki milletvekiline göre Erdoğan ve müttefikleri, özellikle bireysel başvuruları yaygın bir şekilde kullanan mahkemenin sahip olduğu etkiden rahatsız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makamı ve Adalet Bakanlığı, Reuters’ın yorum taleplerine yanıt vermedi.

Diğer iki kaynak gibi özgürce konuşabilmek için isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey yetkili, mahkemenin bu kararlarla “benzersiz bir güç alanı” oluşturduğunu söyledi. Resmi verilere göre mahkeme, Eylül 2012’den bu yana temel hakların resmî yetkililer tarafından ihlal edildiği iddiasıyla 500 binden fazla bireysel başvuruyu işleme aldı ve 484 binden fazla davada karar verdi.

Kasım ayında Erdoğan, yargı krizinde hakem rolünü oynayacağını ve Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki anlaşmazlığı çözmek için yasaların kullanılabileceğini söyledi. “Bireysel başvurularla ilgili yasal düzenleme yapmak zor değil” diyen Erdoğan, daha fazla ayrıntı vermedi.

“Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi”

Üst düzey yetkili, hükümetin seçenekleri değerlendirdiğini söyledi. Reuters’a göre bunlar arasında bireysel başvuruları ayrı ayrı ele alacak bir “Türkiye İnsan Hakları Mahkemesi” kurulması da var. Yetkili, Anayasa Mahkemesi ve bireysel başvuru sisteminin bir şekilde kalacağını söyledi. “Ancak düzenleme gerekli” diye ekledi.

Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay bu haber için yorum yapmayı reddetti. Adının açıklanmasını istemeyen iki AK Parti milletvekilinden biri, Anayasa Mahkemesi’nin Yargıtay ile çakışmaması ve yetki alanını aşmaması için açıkça tanımlanmış bir yargı yetkisine sahip olması gerektiğini söyledi.

Reuters’a konuşan Atalay’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin 21 Aralık’ta ikinci kez serbest bırakılması gerektiği yönünde karar vermesinin ardından Atalay’ın serbest bırakılmasını beklediklerini söylediler. Ancak 27 Aralık’ta İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Atalay’ın serbest bırakılmayı ikinci kez reddetti ve temyiz mahkemesi tarafından yeniden değerlendirme yapılmasının zorunlu olduğunu iddia ederek davayı tekrar Yargıtay’a gönderdi.

Atalay’ın milletvekilliğini düşürme kararı 30 Ocak’ta, Erdoğan’ın destekçilerinin çoğunlukta olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde okundu. Atalay’ın milletvekilliğini düşürdü. Halen hapiste olan Atalay yorum yapmayı reddetti.

Avrupa Komisyonu, Türkiye’nin duraklayan AB üyelik sürecine ilişkin Kasım ayında yayınladığı yıllık raporunda demokratik standartlar, insan hakları ve yargı bağımsızlığı konularında ciddi gerileme yaşandığı eleştirisinde bulundu. Raporda hâkim ve savcıların atanmasında şeffaflık ve liyakat eksikliği eleştirildi.

Başarısız 2016 darbesinin ardından yargıyı yeniden ele geçiren Erdoğan hükümeti, sistemin uluslararası standartlara uygun olduğunu söylüyor.

Koç Üniversitesi anayasa hukuku profesörü Bertil Oder, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları karara bağlamaya başlamasından bu yana halk arasında popülaritesinin arttığını söyledi. Oder, “Hakları ne kadar çok yorumlarsa, vatandaşlarla arasındaki bağ da o kadar güçleniyor” dedi.

İnternet sitelerindeki resmi verilere göre, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi 2022’de yaklaşık 5 bin başvuru alırken, Türkiye Anayasa Mahkemesi aynı yıl yaklaşık 110 ben başvuru aldı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bazı kararlar Ankara’nın tepkisini çekti.

Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi, 2016’daki başarısız darbe girişiminde hükümeti devirmeye çalışmakla suçlanan tutuklu gazeteci Şahin Alpay’ın serbest bırakılmasına karar verdi. Şahin Alpay suçlamaları reddetti.

Dönemin başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, kararın anayasada bireysel başvuruların incelenmesi için belirlenen sınırları aştığını söyledi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kez haklarının ihlal edildiğine karar vermesinin ardından Alpay’ı Mart 2018’e kadar serbest bırakmayı reddetti.

Bununla birlikte, mahkeme birçok önemli konuda hükümet lehine karar verdi. Darbe girişiminin ardından çıkarılan olağanüstühâl kanunlarının iptali için CHP’nin yaptığı başvuruyu reddetti.

Ankara Barosu’nun önde gelen insan hakları avukatlarından Kerem Altıparmak, bu kararın Erdoğan’ın geniş yetkilerini pekiştirdiğini söyledi. Altıparmak, “Mahkemenin önemi, uluslararası topluma Türkiye’de işleyen bir yargı olduğu imajını yansıtması” dedi, “kritik davaların hiçbirini çözmüyor; aksine, sorunun merkezinde yer alıyor” dedi.

AYM, Türk Ceza Kanunu’nun (CMK) “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunu düzenleyen 299’uncu maddesinin iptali talebini 2017’de oybirliğiyle reddetmişti. Geçen yıl da hükümetin 2022 tarihli medya yasasının iptali için açılan ve gazeteciler ile sosyal medya kullanıcılarının “dezenformasyon” yaydıkları gerekçesiyle üç yıla kadar hapis cezasına çarptırılmalarını öngören davayı reddetmişti. Ayrıntılı karar henüz mahkemenin internet sitesinde paylaşılmadı.

2021’de Yargıtay Savcısı Bekir Şahin, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne dava açtı. HDP’yi Türkiye, ABD ve AB tarafından terörist grup olarak sınıflandırılan Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile bağlantılı olmakla suçladı.

Türkiye, Kürt yanlısı olanlar da dahil olmak üzere birçok siyasi partiyi yasakladı. TBMM’deki dördüncü büyük parti olan, Cumhur ittifakı ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) lideri Devlet Bahçeli, Mart 2023’te Yargıtay’ın HDP’ye ödenen Hazine yardımının engellenmesi talebini reddetmesinin ardından mahkemeyi önyargılı davranmakla suçladı. AYM, finansmanın engellenmesi için gerekli koşulların yerine getirilmediğine hükmetti.

CHP’nin partiden üye çıkarma yetkisine sahip disiplin kurulu başkan yardımcısı ve avukat Ayça Akpek Şenay, MHP’nin bu davayı, Bahçeli’nin mahkemeyi kapatma çağrılarını haklı çıkarmak için kullandığını söylüyor.

Şenay, “Eksikliklerine rağmen mahkeme farklı bir bakış açısı sunuyor. Erdoğan hükümeti bunu kendi lehine kullanamıyor ve bu onlar için tedirgin edici bir durum” dedi.

Bahçeli ve MHP yorum taleplerine yanıt vermedi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervlerinde Erime 6. Haftada Da Sürdü

Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri, 23 Şubat haftası itibariyle bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 458 milyon dolar düşüşle, 134 milyar 208 milyon dolardan 131 milyar 750 milyon dolara geriledi.

Haber Merkezi / Öte yandan kur korumalı mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar liraya geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 23 şubat ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini açıkladı. Buna göre; toplam rezervler 131 milyar 750 milyon dolar oldu. Bir önceki hafta toplam rezervler 134,2 milyar dolar düzeyindeydi.

Net rezervler 22 milyar 445 milyon dolar düzeyine geriledi. Bir önceki hafta net rezervler 28 milyar 500 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Brüt rezervler ise 3 milyar 613 milyon dolar azalarak 86 milyar 92 milyon dolardan, 82 milyar 479 milyon dolara geriledi.

Swap hariç net rezervlerde eksi 46,2 milyar dolar oldu. Daha önce swap hariç net rezervler eksi 41,9 milyar dolar olarak kaydedilmişti.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, kur korumalı mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 343,2 milyar liradan 2 trilyon 323,9 milyar milyar liraya geriledi.

Merkez Bankası, faizi sabit tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının değiştirmeyerek yüzde 45’te sabit tuttu.

TCMB’den faiz oranlarına ilişkin yapılan duyuruda, “Kurul, politika kararlarını parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de dikkate alarak, enflasyonun ana eğilimini geriletecek ve orta vadede yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirleyecektir” denildi.

Açıklamada, “Enflasyon ve enflasyonun ana eğilimine ilişkin göstergeler yakından takip edilecek ve Kurul fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanacaktır ifadesi kullanıldı.

Bu, TCMB’nin yeni Başkanı Fatih Karahan döneminde alınan ilk faiz kararı oldu. Karahan, bu ay başında Hafize Gaye Erkan’ın yerine TCMB Başkanlığına atanmıştı.

Karahan, göreve atanmasının ardından yaptığı ilk değerlendirmede “Merkez Bankamızın temel amacı ve önceliği fiyat istikrarını sağlamaktır” demişti. Merkez Bankası Başkanı, yılın ilk enflasyon raporunu paylaşırken yaptığı açıklamada da “Enflasyon, hedefimizle uyumlu seviyeye gerileyene kadar parasal sıkılığı korumakta kararlıyız” mesajı vermişti.

Ekonomistlerin beklentisi de Para Politikası Kurulu’nun bugünkü toplantısı sonucunda faizleri sabit tutacağı yönündeydi. Merkez Bankası, politika faizini geçen ay yüzde 42,5’ten yüzde 45’e yükseltmişti.

Paylaşın