Siyasette “Parmak Sallama” Polemiği

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında “parmak sallama” açıklamaları devam ediyor. Bakan Tunç’un “Kimse yargıya parmak sallayamaz” sözlerine yanıt veren İmamoğlu, “Ben yargıya parmak sallamadım sana salladım” dedi ve ekledi:

“Senin gibi yargıyı etkileyen, hükümetin mensuplarına parmak salladım. O parmak, benim parmağım değil, milletin parmağı. Onun da yeri sandık, siz sandığa gitmek zorunda kalacaksınız. Yargıtay daha hükmetmeden gitmek zorunda kalacaksınız.”

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ile 5 yıl siyasi yasak cezası aldığı İstinaf Mahkemesi’ne taşınan dava için “Bin tane hukukçuya sorsanız bir tanesi ahmak diye bir kelimeden ceza kesmez. Ahmak kime denmiş? O belli. Bilirkişi raporu belli. Yapılan hamleler belli. Buradan dava üretiyorsun. Ayıptır. Bunu kendine reva gören iktidar bu işin mesulüdür. Hodri meydan. Ceza mı keseceksiniz? Buyurun kesin. Size söz: Bu millet ayağa kalkar.” sözlerine Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, yanıt vermişti.

Yargının bağımsız olduğunun altını çizen Tunç, “Yargımız başta Anayasa ve ilgili mevzuatlar çerçevesinde karar verir. Kime yargıya parmak sallayamaz. Hukuk sistemimiz açısından doğru olmadığını ifade etmek istiyoruz. Millet bu tavırlar içerisine girenlere gerektiğinde cevabını verir. Yargı kararları eleştirilemez değil. İtiraz ve temyiz mercileri bellidir. Çıkıp TV programları ve ya sosyal medyadan parmak sallayarak Yargı mensuplarını etkileyemezsiniz. Yargı mensuplarımız bağımsızlık içinde karar verirler.” demişti.

Bakan Tunç’un “Kimse yargıya parmak sallayamaz” sözlerine yanıt veren İBB Başkanı İmamoğlu, şunları kaydetti: “Lisede çok gürültü yapan arkadaşlar olarak, en arka sırada otururduk. Öğretmen de kızarak bize, ‘Siz arkadakiler’ derdi. Biz, döner duvara bakardık. Şimdi arkadaşımız da siniyor, lafı başkasına aktarmaya çalışıyor. Ben direkt kendine söyledim, yargıya falan değil. O ve onun gibi, bugünkü iktidarın mensuplarına söyledim. Bu işi nasıl etkiledikleri, nasıl baskı altında tuttuklarına dair. Direkt kendine. Onun için sinip ‘yargı’ demesin. Sonuçta, cümlenin sonrasında da dedim; ‘En erken yapılacak seçimde, o seçimde Yargıtay süresini bile dolduramayacaklar.

Bu millet, öyle bir sert cevap verecek ki onlara ve o ilk seçimde de biz milletçe, bu ahmakça davada eğer bu baskıya devam ederlerse -onun için ‘hodri meydan’ dedim- ceza vermeye kalkarlarsa, Yargıtay’daki süreci göremeden sandıkta -sandığın anlamı nedir?- gereken cevabı alacaklar ve gidecekler’ dedim. Bu kadar basit cevabı algılayamayan bir insan, Adalet Bakanlığı yapma konusunda, kendini bir gözden geçirsin.

Bir. İkincisi; bakın ben size bir hatırlatma daha yapayım. Bunlar hep unutuluyor. Bana hakaret eden bakan, ben ona cevap verdikten sonra, hakkımda suç duyurusunda bulunuyor. Ve o dava, hala mahkemede duruyor. Niye? Çünkü istinaftaki sonucu bekliyor. Yazı yazıyor, ‘Hadi karar verin de ben de ona göre karar vereyim.’ Ne için? Bakan diyor ki, ‘Bana dedi.’ Şimdi istinaftaki bekleyen kararı bekliyor öbür mahkeme. Diyor ki, ‘Siz de diyorsunuz ki, bunu illa YSK üyelerine dedi diye iddia ediyorsunuz. Bir karar verin de bakanın açtığı davayı yürürlüğe koyayım!’ Yani istinaf lehimize karar verirse, benim bir de bakana lafını iade ettiğim için, bana açtığı davadan bir de bakanla hesaplaşacağız. Zaten bıraksınlar hesaplaşalım.

Ben dava açmışım, ‘Bakan bana ahmak dedi’ diye. O davayı da ‘Ben bakan yargılayamam, dokunulmazlığı var’ diye mahkeme ta o zaman hükümsüz bırakmış. Şimdi bu mahkemeyi konuşmak bile, insanın içini burkuyor. Yani yargı adına içini burkuyor. Ben, yargıya parmak sallamadım, sana salladım. Senin gibi yargıyı etkileyen, yargıyı arka planda zorda bırakan, baskı altında tutan hükümetin mensuplarını parmak salladım. O parmak, benim parmağım değil; milletin parmağı. Dedim ki, ‘Onun da yeri sandık. Siz, sandığa gitmek zorunda kalacaksınız. Ve o gittiğimiz gün de Yargıtay daha kararını veremeden, ülkenin başından gideceksiniz. Bu millet de sizden kurtulacak.’ Daha özeti olabilir mi bu işin? Bu kadar net.”

‘Ahmak’ davası nedir?

Ekrem İmamoğlu, ilk kez İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına seçildiği 2019 yılının kasım ayında Fransa’nın Strazburg kentinde düzenlenen Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi’ne davetli olarak katılmış ve bir konuşma yapmıştı.

O dönem Türkiye İçişleri Bakanı olarak görev yapan AK Parti İstanbul Milletvekili Süleyman Soylu, İmamoğlu için “Avrupa Parlamentosu’na gidip, Türkiye’yi şikayet eden ahmağa söylüyorum. Bunun bedelini bu millet sana ödetecek,” demişti.

İmamoğlu ise Soylu’ya “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ve dünyada, Avrupa’da, onların gözünde nereye düştüğümüz noktasında, o olan şeylere, biten şeylere baktığımızda, tam da işte 31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır. Önce ona bir odaklansın.” cevabını vermişti.

Bunun üzerine Türkiye’deki seçimleri organize eden Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) üyeleri hakarete uğradıklarını ve mağdur olduklarını belirterek İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılı suç duyurusunda bulunmuştu.

Başsavcılığın hazırladığı iddianamede “kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen hakaret” suçundan İmamoğlu’nun 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti. İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk ayağında Ekrem İmamoğlu’na 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak cezası verilmişti.

Dava, son iki yıldır Türkiye’de “Temyiz Mahkemesi” olarak da kabul edilen Yargıtay’ın bir alt basamağı İstinaf Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

Paylaşın

2024’te Türkiye’de 280 Kadın Öldürüldü

2024 yılının ilk sekiz ayında en az 280 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Öldürülen kadınların 134’ü evli, 73’ü bekar, 41’inin medeni durumu ise bilinmiyor.

Haber Merkezi / Kadınları öldüren erkeklerin 105’i aile içinden, 43’ü ise kadınların boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Kadınların 153’ü ateşli silahla, 60’ı kesici aletle öldürüldü.

Kadınların 162’si kendi evinde, 9’u çalıştığı yerde, 82’si kamusal alanda öldürüldü.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), “Kadın Cinayetleri 8 Aylık Raporu”nu açıkladı.

Buna göre; 1 Ocak-31 Ağustos süresince 280 kadın erkekler tarafından katledildi. Kadınları öldüren erkeklerin 105’i aile içinden, 43’ü ise kadınların boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Katledilen kadınların 50’si şüpheli ölüm olarak kaydedildi.

Kadınların 153’ü ateşli silahla, 60’ı kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 134’ü evli, 73’ü bekar, 41’inin medeni durumu bilinmiyor. Kadınların 162’si kendi evinde, 9’u çalıştığı yerde, 82’si kamusal alanda öldürüldü.

Ağustos ayında 31 kadın öldürüldü

Ağustos ayında ise 31 kadın cinayeti işlendi. Kadınları öldüren erkeklerin 4’ünün boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu belirlendi.

Kadınların 13’ü ateşli silahla, 8’i kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 13’ü evli, 10’u bekar, 5’inin medeni durumu bilinmiyor. Kadınların 14’ü kendi evinde, 1’i çalıştığı yerde, 12’si kamusal alanda öldürüldü.

Paylaşın

Orta Vadeli Program Açıklandı: Enflasyon Hedefleri Yükseldi

2025 – 2027 dönemini içeren Orta Vadeli Program’a göre; 2024 enflasyon hedefi yüzde 33’ten yüzde 41,5’e revize edildi. Geçen yıl 15,2 olarak belirlenen 2025 enflasyonu da yüzde 17,5’e yükseltildi. 2026 için ise önceden yüzde 8,5 olan hedef, yüzde 9,7’ye çıkarıldı. 

2024 büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 3,5’e çekildi. Önceki programda 2025 için 4,5 olan tahmin de yüzde 4’e indirildi. 2026 büyümesi de 0,5 puan indirilerek yüzde 4,5 olurken, 2027 ise yüzde 5 olarak hedeflendi. Böylece, önceki program tahmin ufkundaki bütün büyüme oranları 0,5 puan aşağı çekilmiş oldu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde 2025-2027 dönemini içeren Orta Vadeli Programı açıkladı. Habertürk’ün aktardığına göre; Cevdet Yılmaz’ın açıklamasındaki satırbaşları şu şekilde:

“Bu programın amacı makroekonomik politikaları belirlemek ve temel ekonomik büyüklükleri ve borçlanma durumunu ele almaktır. Uygulamaya koyduğumuz ekonomi programıyla politika belirsizliklerini ortadan kaldırdık. OVP’nin ilk yılına yönelik uygulanacak politikalar ve somut tedbirler, 2025 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda ayrıntılı olarak yer alacak.

OVP, makroekonomik politika çerçevesi ve hedefleri ile öncelikli reform alanlarını ve takvimini ortaya koymaktadır. Bu kapsamda, ekonomik istikrarı sağlamak ve sürdürülebilir büyümeyi desteklemek için belirlenen politikalar ve reformlar, önümüzdeki üç yıllık dönemde ekonomimizin yol haritasını oluşturacaktır. Bu çok yönlü ve katılımcı süreçle birlikte, siyasi sahiplenmenin yanı sıra OVP’nin tüm kesimler tarafından sahiplenilmesi ve uygulanabilirliğinin artırılmasını hedefliyoruz.

Öngördüğümüz takvime uygun olarak dezenflasyon sürecinin etkileri 2024 yılı Haziran ayından itibaren başladı. Büyüme kompozisyonundaki dengelenme ile birlikte cari işlemler dengesi, beklentilerimizin de altında gerileyerek olumlu bir tablo çizdi. İşsizlik oranları hedeflerimizin de üzerinde bir iyileşme göstermiştir. Programımız başarıyla çalışıyor ve çözüm üretiyor.

Enflasyon tarafına baktığımızda biliyorsunuz başından itibaren 3 dönemden bahsettik. Geçiş döneminin bu program yılında tamamlandığını ve dezenflasyon döneminin başladığını görebiliyoruz. İstihdamdaki artış ve işsizlikteki düşüş, uygulanan ekonomi politikalarının etkinliğini ortaya koyuyor. Türk Lirasına olan güven önemli derecede artmıştır.

TL mevduatlarının toplam mevduatlar içindeki payı ciddi bir yükseliş kaydetti. TL’ye olan güven arttı ve vatandaşların tasarruflarının yerli para biriminde değerlendirme eğilimleri güçlendi. TL’nin güçlenmesi ve milli para birimine olan güvenin artması da enflasyonla mücadelede son derece olumlu bir gelişme. Kur Korumalı Mevduat bakiyesi 47,8 milyar dolara kadar indi.

Rezervlerdeki artış, risk primindeki düşü ve TL mevduatlarının artışı, ekonomi politikalarının doğru yönde ilerlediğinin somut göstergeleridir. Temel amaçlar, enflasyonun kademeli olarak tek haneli seviyelere düşürülmesi, büyüme potansiyelinin enflasyonist baskı oluşturmadan yükselmesi, yapısal reformlarda verimliliğe dayalı yatırım, istihdam, üretim ve ihracatın artırılmasıdır.

Ekonomik büyümenin herkes için eşit fırsatlar sağlaması temel amacımızdır. Kadın ve gençlerin ekonomiye katılımının artırılması da kritik hedeflerimiz arasındadır. Yeni OVP dönemi Türkiye’nin ekonomik yapısını güçlendirmek için önemli adımları kapsamaktadır.

Öncelikli reform alanlarını belirlemiş durumdayız. Bunlar makroekonomik ve finansal istikrarın kalıcı hale getirilmesi, kamu reformlarının hayata geçirilmesi, ar-ge yenilikçilik kapasitenin geliştirilmesi, yeşil ve dijital ekonomiye geçişe yönelik teknolojik dönüşümün sağlanması, beşeri sermayenin güçlendirilmesi, işgücü piyasasının etkinleştirilmesi, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmeye devam edilmesi ve ekonomide kayıt dışılığın azaltılmasıdır.

2025-27 yılları arasında küresel büyüme oranının yüzde 3,1 ila yüzde 3,3 arasında yatay seyretmesini bekliyoruz. Özellikle Euro Bölgesi ve ABD ekonomilerinde büyüme oranlarının daha düşük seviyelerde olması bekleniyor. Dış talep koşulları destekleyici olackai bu da Türkiye’nin dış ticaret dengesine ve genel ekonomik büyümesine olumlu yansıyacak.

Diğer yandan küresel finansal koşullara baktığımızda burada da özellikle gelişmekte olan ülkeleri ve Türkiye’yi olumlu etkileyecek bir görünüm var. Diğer yandan yine küresel emtia fiyatlarına baktığımızda da Türkiye için olumlu bir perspektif oluştuğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Son dönemlerde giderek normalleştiğini görüyoruz.

OVP Hedefleri

Öncelikle büyüme ile başlamak istiyorum. 2023 yılında GSYİH büyümesi 5,1 olarak gerçekleşmiştir. Bu Türkiye ekonomisinin direncinin yansıtmaktadır. Büyüme oranının 2024’te yüzde 3,5 olarak gerçekleşmesi beklemektedir.

OVP’de büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 3,5’a; 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 4,5’ten yüzde 4’e; 2026 yılı büyüme tahmini ise yüzde 5’ten yüzde 4,5’a indi. OVP’de 2024 yılı işsizlik oranı tahmini yüzde 10,3’ten yüzde 9,3 seviyesine indirildi. 2026 yılı işsizlik oranı tahmini yüzde 9,2; 2027 yılı tahmini ise yüzde 8,8 olarak belirlendi.

OVP hesaplamasında kullanılan ortalama Dolar/TL tahmini 2024 için 33,2; 2025 için 42; 2026 için 44,4; 2027 için ise 46,9 oldu. Uygulamaya konulan sıkı maliye politikaları için enflasyon oranının yüzde 41,5’e gerileyerek önemli bir mesafe kat edilmesi beklenebilir.

2024’te yüzde 33 olan enflasyon beklentisi 41,5’e, 2025’te 15,2’den 17’5’e, 2026’da 8,5’ten 9,7’ye yükseltildi. 2027 için enflasyon tahminimiz ise yüzde 7’dir. OVP’de 2025 yılı cari işlemler açığının milli gelire oranının yüzde 2 seviyesinde olması öngörüldü.

Yıl sonu itibarıyla ihracatımızın 264 milyar dolar, dönem sonunda ise 320 milyar dolara yakın seviyelerde olmasını bekliyoruz. OVP dönem sonunda 83 trilyon TL’lik ekonomik büyüklük, 1 trilyon 774 milyar dolarlık ekonomik hacim ve 20 bin dolar seviyelerine çıkmış kişi başına geliri hedefliyoruz.

İthalatımızın yıl sonu itibarıyla 345 milyar dolardan OVP dönemi sonunda 417 milyar dolar seviyesine çıkmasını bekliyoruz. Program dönemi sonunda bütçe açığının milli gelire oranının, uzun dönem ortalamasının altına, yüzde 2,5 oranına gerilemesini hedefliyoruz.

OVP’de bütçe açığının milli gelire oranı beklentisi yüzde 4,9 olarak belirlendi. 2025 yılı bütçe açığının milli gelire oranı beklentisi yüzde 3,1 olarak belirlendi. 2027 yılı beklentisi ise yüzde 2,5 oldu.

Büyüme noktasında sanayide yapısal dönüşüm, ar-ge ve yenilik ekosistemi, yeşil dönüşümün hızlandırılması, dijital dönüşüme geçişin desteklenmesi, beşeri sermayenin güçlendirilmesi, kamu altyapı ve yatırımlarının etkinleştirilmesi, tarımda verimliliğin ve üretimin artırılması öne çıkmaktadır.

İstihdam tarafında ise yeni nesil çalışma biçimleri ile sektörel dönüşümler, işgücüne katılımda güçlük yaşayan kesimlerin istihdamı, beşeri sermaye ile beceri uyumu ile iradi işsizliğin azaltılması öne çıkmaktadır.

Finansal düzenlemeleri sadeleştireceğiz. Seçici kredi uygulaması, sermaye piyasalarının, katılım finansal sistemin ve finansal teknolojilerin geliştirilmesi sağlanacak, tasarruflar artırılacak. Ödemeler dengesinin iyileştirilmesi için ürün ve pazar çeşitlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Paylaşın

Avukatı Konuştu: Demirtaş Hala Siyasi Ve Hala Rehine!

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, “Aihm, Aym, derece Mahkemeleri, siyaset kurumu, biz avukatlar. 8 yıl oldu, gözümüzün önünde rehin tutuluyor, o konuşmadıkça çıt çıkmıyor kimseden” dedi ve ekledi:

“Onu konuşmak için, önce onun konuşması gerekiyor adeta. Oysa o, ‘tutuklu’ sıfatıyla hala cezaevinde! AİHM, O ve F. Yüksekdağ’ın ‘siyasi rehine’ olduğuna karar verdi. Cari iktidarın kabulü de bu zaten.”

Kobani davasından 42 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, sosyal medya hesabı üzerinden, sitem dolu bir açıklama yaptı.

Mahsuni Karaman, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Demirtaş’ın suskunluğu, herkesi kendi konfor alanına sabitlemiş görünüyor. Herkes memnun, açık veya zımni bir uzlaşı var gibi..

Aihm, Aym, derece Mahkemeleri, siyaset kurumu, biz avukatlar. 8 yıl oldu, gözümüzün önünde rehin tutuluyor, o konuşmadıkça çıt çıkmıyor kimseden. Onu konuşmak için, önce onun konuşması gerekiyor adeta. Oysa o, “tutuklu”sıfatıyla hala cezaevinde!

AİHM, O ve F. Yüksekdağ’ın “siyasi rehine” olduğuna karar verdi. Cari iktidarın kabulü de bu zaten. Onu / onları konuşmak için yeter sebep bu!

Aihm kararına rağmen, Kobani dosyasında o ve arkadaşlarına hukuksuzca onlarca yıl ceza verildi, aylar geçti gerekçeli karar yok, hala aranıyor!

Aihm kararını infaz edemeyen Avrupa kaygılı! Aym, korkudan başvuruları gündeme almıyor! Siyaset, 2028’e kadar gün geçirme peşinde!

Her şeyin, herkes tarafından bilindiği böyle bir gerçek karşısında susmaması gerekenlerin suskunluğu bir tercihtir elbette. Onu bilmem ama, bana en çok da dokunan bu. Unutmayalım, unutturmayalım, çünkü Demirtaş hala siyasi ve hala rehine!”

Paylaşın

Erdoğan Ve Sisi’den Ortak Basın Toplantısı: Gazze Vurgusu

Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Türkiye ve Mısır’ın bölgesel barış ve istikrara katkıları hayati önemdedir. Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelerin çözümüne yönelik düzenli istişarelerde mutabık kaldık” dedi ve ekledi:

“Filistin’de son durum itibariyle görüşmelerimiz odağında bu yer aldı. Türkiye ve Mısır ortak bir duruşa sahiptir. 11 aydır devam eden soykırımın sona ermesi, kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların engelsiz akışı önceliğimiz olmaya devam ediyor. Gazze’ye toplam yardımın yüzde 32’si Türkiye’den gitmiştir. Bu yardımların ulaştırılmasında Türk Kızılayı, AFAD’la işbirliği içinde hareket eden Mısır Kızılay’ı ve Mısır makamlarına teşekkür ediyorum.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “İsrail, insani yardımları engelleyerek işlediği suçlara bir yenisini daha ekliyor. Binlerce ton bomba ile kıramadığı direniş azmini, Filistin halkını açlığa ve susuzluğa mahkum ederek kırmaya çalışmaktadır. Ölen her masumun sorumlusu İsrail ve destekçileridir. Mısır, Katar, Amerika ile birlikte müzakerelere arabuluculuk yapıyor. Biz de Dışişleri Bakanlığımız ve MİT Başkanlığımız vasıtasıyla destek veriyoruz. İsrail’in uzlaşmaz ve engelleyici tutumu halen devam ediyor. İsrail, müzakere yürüttüğü muhatabını şehit ederek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daveti üzerine bugün Türkiye’ye ilk kez resmi ziyarette bulundu. Bu, 12 yıl aradan sonra Mısır’dan Türkiye’ye cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret oldu. İki lider çeşitli konularda 17 anlaşma imzaladıktan sonra ortak basın toplantısı düzenledi.

Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler: Mısır Cumhurbaşkanı Sayın El Sisi’yi ülkemizde ağırlamaktan duyduğum memnuniyeti ifade etmek istiyorum. Kendisine şahsım, milletim adına hoş geldiniz diyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Kahire’deki ziyaretimde teveccüh göstermiş bizleri çok sıcak ağırlamıştı. O günden bugüne diyaloğumuzu ve işbirliğimizi en üst seviyede tuttuk. Daima yakın istişare halinde olduk. İşbirliğimizi değerli kardeşimin iadei ziyareti ile daha da ileriye taşıyoruz. Mısır’la ortak geçmişe, yakın dostluk bağlarına sahibiz. Önümüzdeki sene diplomatik ilişkilerimizin 100. yıl dönümünü kutlayacağız.

Medeniyetlere beşiklik yapmış iki kadim ülkeyiz. Köklü ve çok boyutlu ilişkileri müşterek çabalarımızla sürekli güçlendiriyoruz. Çalışmalarımızın semerelerini görmekten ayrıca memnuniyet duyuyoruz. Sayın Sisi ile Kahire’deki görüşmemizde Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyimizi yeniden yapılandırma kararı almıştık. Bu mekanizmanın ilk toplantısını bugün gerçekleştirdik.

Sanayi, ticaret, savunma, sağlık, çevre, enerji dahil her alanda ilerleme irademizi teyit ettik. Ticaret ve ekonomi işbirliğimizin en güçlü boyutunu oluşturuyor. Son 10 yılda Mısır’ın ilk 5 ticaret ortağı arasında yer aldık. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde 15 milyar hedefine doğru kararlı bir şekilde ilerliyoruz. İşadamlarımız 3 milyar dolara yaklaşan yatırımlarıyla Mısır ekonomisine katkı sağlıyor.

Girişimcilerimizi teşvik ediyor Mısırlı yatırımcıları Türkiye’ye bekliyoruz. Doğalgaz, nükleer enerji başta olmak üzere enerji alanında işbirliğimizi geliştirmek durumundayız. Kardeş Mısır halkı Türkiye’ye yoğun ilgi gösteriyor. İlişkilerimizde olumlu ivmenin turizm alanına da yansıyacağına inanıyorum. Türkiye ve Mısır’ın bölgesel barış ve istikrara katkıları hayati önemdedir. Gazze başta olmak üzere bölgesel meselelerin çözümüne yönelik düzenli istişarelerde mutabık kaldık.

Filistin’de son durum itibariyle görüşmelerimiz odağında bu yer aldı. Türkiye ve Mısır ortak bir duruşa sahiptir. 11 aydır devam eden soykırımın sona ermesi, kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların engelsiz akışı önceliğimiz olmaya devam ediyor. Gazze’ye toplam yardımın yüzde 32’si Türkiye’den gitmiştir. Bu yardımların ulaştırılmasında Türk Kızılayı, AFAD’la işbirliği içinde hareket eden Mısır Kızılay’ı ve Mısır makamlarına teşekkür ediyorum.

İsrail, insani yardımları engelleyerek işlediği suçlara bir yenisini daha ekliyor. Binlerce ton bomba ile kıramadığı direniş azmini, Filistin halkını açlığa ve susuzluğa mahkum ederek kırmaya çalışmaktadır. Ölen her masumun sorumlusu İsrail ve destekçileridir. Mısır, Katar, Amerika ile birlikte müzakerelere arabuluculuk yapıyor. Biz de Dışişleri Bakanlığımız ve MİT Başkanlığımız vasıtasıyla destek veriyoruz. İsrail’in uzlaşmaz ve engelleyici tutumu halen devam ediyor. İsrail, müzakere yürüttüğü muhatabını şehit ederek nasıl bir zihniyete sahip olduğunu göstermiştir.

Netanyahu’nun Mısır’a yönelik ithamlarını reddettiğimizi çok net söylemek isterim. İsrail’e baskıların artırılması noktasında elimizden geleni yaptık yapıyoruz. Güney Afrika’da UAD’de açtığı soykırım davasına müdahil başvurumuzu resmen ilettik. İsrail’li yetkililerin uluslararası mahkemelerde hesap vermesi için çalışmalarımızı yoğun şekilde söylüyoruz. 41 bin masum insanın katillerin yeri Meclis kürsüleri değil mahkeme salonlarıdır.

Uluslararası topluma düşen sorumluluğu hatırlatmaya devam ediyoruz. Bazı ülkeler halen kayıtsız şartsız destekle işlenen suçlara ortak oluyor. Netanyahu hükümetinin tüm dünyayı tehlikeye atan katliam politikasını durdurulması konusunda caydırıcı adımlar atılmıyor. İsrail’in bölgemizi daha fazla gerilime sürüklemesinin önüne geçmek, ikircikli politikaların terk edilmesiyle mümkün olacaktır. Yanlıştan dönülmesi çağrımızı bir kez daha tekrarlıyorum.

İstişarelerimizde Gazze’nin yanı sıra başta Doğu Akdeniz, Suriye, Libya, Sudan ve Afrika olmak üzere bölgesel konuları ele aldık. Benzer tutum ve hedeflere sahip olduğumuz Mısır’la istişarelerimizi güçlendirme noktasında kararlıyız. Bundan sonra daha yakın işbirliği içinde olacağız. Çok boyutlu münasebetlerimizi kazan kazan anlayışıyla ileriye taşıyacağız.”

“Dost ülkeye yapmış olduğumuz ilk ziyaret…”

Sisi’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler: Değerli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan. Sözümün başında bana karşı göstermiş olduğu yakın ilgi ve misafirperverlikten dolayı en içten teşekkürlerimi iletmek isterim. Dost ülkeye yapmış olduğumuz ilk ziyaret iki ülke arasındaki köklü ilişkilerin çok daha gelişeceğinin göstergesidir.

Şüphesiz bizleri bir araya getiren birçok ortak paydamız, ortak tarihimiz bulunmaktadır. Geçtiğimiz dönem içerisinde turizmle birlikte Türk halkı ile Mısır halkı arasında daha fazla iletişimi gördük. Ticaret ve ticaretin ötesinde ülkemizde Türk yatırımlarıyla birlikte ilişkinin daha da arttığını görmekteyiz.

Sayın Erdoğan’ın Şubat ayındaki ülkemize yaptığı ziyaret ilişkileri daha da artırmıştır. Ticaret, turizm, tarım gibi birçok alanda ortak adımlar atma kararı aldık. Şüphesiz iki ülke arasında ticaretin artırılması, serbest ticaret anlaşmasının geliştirilmesi, 15 yıllık ticaret hacminin gerçekleştirilmesi ortak hedeflerimiz alanında yer almaktadır. Türk yatırımcılara sunmuş olduğumuz olanaklar bizim için önemli husustur. Türklerin ülkemize yatırım yapması önemli husustur.

Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkiler bağlamında beraber koordinasyonun çok önemli olduğunun altını çizdim. Bölgesel konuları ele alarak insani krizin önüne geçme konusunda çalışmalıyız diye karar aldık. Gazze ve Filistin’deki kardeşlerimiz için daha yoğun çalışmalıyız. Türkiye ve Mısır olarak bir an önce ateşkesin sağlanması, Batı Şeria’daki insani ihlallerin son bulması, Filistin’in başkenti Doğu Kudüs olan bir devleti kurma haklarının bir an önce hayata geçmesi gerektiğini vurguladık.

İnsani yardımların ulaşması için elimizden gelen çabayı harcamaktayız. İlgili kurumlarımız arasında yakın koordinasyon, güvenlik ve istikrar meselelerini ele almaktayız. Libya konusunda hem başkanlık hem parlamento seçimlerinin yapılması, güvenlik ve esenliğin sağlanması, silahlı unsurların ayrılmaları Libya’nın geleceği için önemli husustur.

Suriye’yi etkileyen krizin son bulmasını ele aldık. Türkiye ile Suriye arasındaki yakınlaşmayı memnuniyetle karşılaşıyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve terörle mücadelede hemfikiriz. Sudan, Somali ve Afrika boynuzundaki sorunları ele aldık. Güvenliğin tesisinin öneminin altını çizdik. Ortadoğu’da güvenlik ve esenliğin sağlanması mevcut anlaşmazlıkların ortadan kaldırılmasıyla tesis edilecektir. Son olarak çok değerli kardeşim Recep Tayyip Erdoğan’ın bana ve heyetime karşı göstermiş olduğu misafirperverliğe teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Rusya Açıkladı: Türkiye BRICS İçin Başvurdu Değerlendirileceğiz

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in danışmanlarından Yuri Ushakov, “Türkiye tam üyelik başvurusunda bulundu, değerlendireceğiz” dedi. Türkiye’nin üyeliğinin 22 – 24 Ekim’de Kazan’da yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

BRICS, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ekonomilerini kastetmek için kullanılır. 2011 yılında Güney Afrika Cumhuriyeti’nin birliğe katılmasına kadar orijinal dört üye BRIC (ya da İngilizce “the BRICs”) olarak adlandırılmıştı.

Aynı yıl Çin’in Sanya kentinde düzenlenen zirveye Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma’nın da katılımı ile BRIC grubu adını BRICS olarak değiştirdi. BRICS ülkeleri, bulundukları bölgelerin bölgesel ilişkileri üzerindeki önemli nüfuz potansiyeliyle tanınırlar ve beş ülkenin hepsi G20 üyesidir.

BRICS, 2001’de dönemin Goldman Sachs’ın baş ekonomisti Jim O’Neill tarafından kaleme alınan ve Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyellerini değerlendiren bir araştırma makalesinden ilham alarak kuruldu.

İlk etapta Güney Afrika’nın üye olmadığı grup, 2009’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batılı müttefiklerin dünya düzeni hegemonyasına karşı bir platform oluşturmak amacıyla, Rusya’nın girişimiyle kuruldu.

Sputnik’te yer alan habere göre; Uşakov, Türkiye’nin tam üyelik için başvurduğunu ve Ankara’nın talebinin BRICS ülkeleri tarafından değerlendirileceğini söyledi. 9’uncu Doğu Ekonomik Forumu’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Uşakov; başvuru yapıldığını teyit etti.

ABD merkezli Bloomberg haber sitesi, 2 Eylül’de Türkiye’nin BRICS’e katılmak üzere aylar önce resmi olarak başvuruda bulunduğu iddiasını dile getirdiği haberinde, Türkiye’nin ‘Batı’nın ötesinde ittifaklar kurmak için’ böyle bir yol izlemek istediğini yazmıştı.

Türkiye’nin BRICS’e katılmak için başvuru yaptığı iddialarına ilişkin Avrupa Birliği’nden (AB) açıklama gelmişti. Avrupa Komisyonu Dışişleri ve Güvenlik Politikası Sözcüsü Peter Stano, “Aday ülkelerin AB’nin değerlerini paylaşmalarını ve dış politikalarını bizimkiyle uyumlu hale getirmelerini bekliyoruz” diye konuşmuştu.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de “Üye olmak istediğimizi Sayın Cumhurbaşkanımız çeşitli defalar ifade etti. Bu konudaki talebi açıktır. Süreç işlemektedir. Ancak somut bir gelişme yoktur. Somut bir gelişme olursa, BRICS’in aldığı bir karar gibi, sizinle paylaşırız” açıklamasını yapmıştı.

Çelik resmen bir başvuru yapılıp yapılmadığı veya böyle bir adım atıldıysa ne zaman gerçekleştiğine dair ayrıntı vermezken, “Somut bir gelişme yok” demekle yetinmişti.

Türkiye’nin üyeliğinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılması beklenen 22-24 Ekim’de Rusya’nın Kazan şehrinde yapılacak zirvede ele alınacağı belirtiliyor.

Paylaşın

Uluslararası Çalışma Örgütü: Çalışanların Geliri Son 20 Yılda Azaldı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var” dedi ve ekledi:

“Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız.”

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan bir rapora göre, dünya genelinde çalışanların son 20 yılda gelir pastasından elde ettiği pay önemli oranda azaldı. Bu durumun eşitsizliği arttırdığını vurgulayan rapor, 2004’ten bu yana maaşlı çalışanların küresel çapta toplam gelirinin yüzde 1,6 azaldığını ortaya koyuyor.

Raporda yüzde 1,6’lık düşüşle ilgili olarak, “Bu oran yüzde bazında önemsiz görünüyor olsa da, çalışanların 2004 yılındaki gelirlerinin sabit kalması hali ile kıyaslandığında, 2024 yılında 2,4 trilyon dolar kayba denk geliyor” ifadeleri kullanıldı.

ILO’dan “adil paylaşım” vurgusu

ILO raporu, çalışanların gelirlerindeki azalmanın başlıca sebeplerinden biri olarak Covid-19 pandemisine işaret ediyor. Son 20 yılda gelirlerde yaşanan düşüşün yarısı, 2020-2022 dönemini kapsayan pandemide gerçekleşmiş.

“Ülkeler çalışanların gelirlerinde daha da azalma yaşanması riskine karşı önlemler almak zorunda” diyen ILO Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var. Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız” ifadelerini kullandı.

Maaşlı çalışanların gelirlerindeki düşüşün bir sebebinin de, otomatizasyonu da kapsayan teknolojik gelişmeler olduğu belirtilen ILO raporunda, “Bu inovasyonlar bir yandan verimliliği ve üretimi arttırdı. Ancak çalışanların bu verimlilik ve üretimden kaynaklanan kâra eşit bir biçimde ortak edilmediğine dair işaretler var” deniliyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü hazırladığı raporda, giderek hayatın içinde daha fazla yer alan yapay zekanın da gelir paylaşımındaki eşitsizliği daha da artırabileceği endişesi dile getiriliyor.

ILO raporu, dünya genelinde çalışanların toplam gelirin yüzde 52,3’ünü elde ettiğini, geri kalan yüzde 47,7’lik payın ise arazi, makine, emlak ve patent sahibi sermayedarlar tarafından paylaşıldığını ortaya koyuyor.

Raporun dikkat çekici bir başka yanı istihdam, eğitim ya da öğretimde yer almayan 15-24 yaş arası gençlerin oranı ile ilgili. Bunun, 2015’ten bu yana küresel çapta yüzde 21,3’ten yüzde 20,4’e gerilemesine rağmen hâlâ yüksek olduğu belirtilirken, Arap ülkelerinde her üç gençten biri, Afrika ülkelerinde ise her dört gençten birinin çalışma ya da eğitim/öğretim hayatında yer almadığı vurgulanıyor.

Söz konusu gençler cinsiyetlerine göre ayrıldığında, dünya genelinde kadınların yüzde 28,2’sinin, erkeklerin de yüzde 13,1’nin istihdam, eğitim ya da öğretimden uzak olduğu görülüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2024 Yılında Bin 201 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2024 yılının ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2024 yılının ilk sekiz ayına ve ağustos ayına ilişkin “İş Cinayetleri Raporu”nu açıkladı.

Buna göre; Ağustos ayında en az 179, yılın ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ağustos ayında, mevsimlik tarım işçiliği, çobanlık ve besicilik yapan 4 çocuk, inşaat işçisi 2 çocuk ve otel işçisi 1 çocuk olmak üzere en az 7 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Ağustos ayında yaşanan iş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda, sanayi sektöründe 63 işçi, inşaat sektöründe 47 işçi, tarım sektöründe 39 işçi ve hizmet sektöründe 30 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk sekiz ayında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 47 işçi; Tarım, Orman işkolunda 39 emekçi (20 işçi ve 19 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 24 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 10 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi;

Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 6 işçi; Enerji işkolunda 6 işçi; Metal işkolunda 5 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi;

Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; İletişim işkolunda 1 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolu belirlenemeyen 5 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Yüksekten Düşme nedeniyle 41 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 36 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 32 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 15 işçi;

Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 11 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 10 işçi; İntihar nedeniyle 8 işçi; Şiddet nedeniyle 8 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 15 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 3 çocuk işçi, 15 – 17 yaş arası 4 çocuk / genç işçi, 18 – 29 yaş arası 38 işçi, 30 – 49 yaş arası 80 işçi, 50 – 64 yaş arası 38 işçi, 65 yaş ve üstü 9 işçi, yaşı bilinmeyen 7 işçi.

Paylaşın

Merkez Bankası: Enflasyonda Ana Eğilim Değişmedi

Ağustos ayı fiyat gelişmelerini değerlendiren Merkez Bankası (TCMB), enflasyonun ana eğiliminde kayda değer bir değişikliğin sergilenmediğine dikkat çekti. Enflasyon, ağustos ayında yüzde 51,97 seviyesine gerilemişti.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Ağustos ayı fiyat gelişmeleri değerlendirmesi raporunu yayımladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Ağustos ayında tüketici fiyatları yüzde 2,47 oranında yükselmiş ve yıllık enflasyon 9,81 puan azalarak yüzde 51,97 seviyesine geriledi. Mevsimsel etkilerden arındırılmış tüketici fiyat artışı bir önceki aya kıyasla yavaşladı. B endeksinin yıllık değişim oranı 9,44 puan azalarak yüzde 50,87 olurken C endeksinin yıllık değişim oranı 8,67 puan düşüşle yüzde 51,56 oldu.

Yıllık tüketici enflasyonuna katkılar incelendiğinde, gıda, temel mal, hizmet, enerji ve alkol-tütün-altın gruplarının katkıları bir önceki aya kıyasla sırasıyla 3,75, 2,76, 2,40, 0,83 ve 0,07 puan azaldı. Mevsimsellikten arındırılmış verilerde, B ve C göstergelerinin aylık artışları bir önceki aya kıyasla yükseldi.

Fiyat artışları, B endeksini oluşturan gruplardan işlenmiş gıdada düşerken, diğerlerinde yükseldi. Hizmetlerde aylık fiyat artışındaki yüksek seyir korunurken, temel mal enflasyonu düşük seyretmeye devam etti. Ana eğilime ilişkin medyan enflasyon ve SATRIM gibi dağılım bazlı alternatif göstergeler ise B ve C endekslerinden ayrışarak ağustos ayında geriledi.

Hizmet fiyatları ağustos ayında yüzde 4,60 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 7,80 puan gerileyerek yüzde 77,83 olarak gerçekleşti. Yıllık enflasyon ulaştırmada daha belirgin olmak üzere yüksek bazın da etkisiyle tüm alt gruplarda geriledi. Aylık enflasyon, lokanta-otel ve haberleşme gruplarında bir önceki aya kıyasla zayıflarken, ulaştırma hizmetleri (yüzde 9,20) başta olmak üzere diğer alt gruplarda güçlendi.

Ulaştırma hizmetleri fiyatlarındaki yüksek aylık artışta, havayolu ile yolcu taşımacılığının (yüzde 41,56) yanı sıra şehir içi yolcu taşımacılığı başta olmak üzere bazı yönetilen kalemler etkili oldu. Kira grubunda aylık artış, sözleşme yenileme oranının ağustos ayında da yüksek olmasının etkisiyle, yüzde 7,38’e yükselirken yıllık enflasyon 1,07 puan düşüşle yüzde 121,26 olarak gerçekleşti.

Diğer hizmetler alt grubunda, başta özel üniversite olmak üzere üniversite ücretlerinin yüksek bir oranda artması ve bu yıl endekse daha erken yansımasıyla eğitim hizmetleri (yüzde 11,34) öne çıkarken paket turlarda fiyat düşüşünün sürdüğü gözlendi.

Lokanta-otel alt grubu aylık enflasyonu (yüzde 2,03) gıda ve talep görünümünün yansımalarıyla bir önceki aya kıyasla yavaşlamıştır. Haberleşme aylık enflasyonunun (yüzde 0,61 ile) 2022 yılı öncesi seviyelere gerilemesi dikkat çekti.

Ağustos ayında, temel mal grubu yıllık enflasyonu 9,34 puanlık düşüşle yüzde 28,91’e geriledi. Yıllık enflasyon tüm alt gruplarda azaldı. Mevsimsellikten arındırılmış veriler, temel mal enflasyonunun bir miktar yükselmekle beraber ılımlı seyrettiğine işaret etti. Dayanıklı mal (altın hariç) fiyatları yüzde 1,50 ile görece düşük bir aylık artış kaydetmiş, yıllık enflasyon 7,70 puan düşüşle yüzde 23,69 olarak gerçekleşti.

Fiyatlar, otomobil (yüzde 2,24), mobilya (yüzde 1,68) ve beyaz eşyada (yüzde 0,55) artarken, diğer elektrikli ve elektriksiz ev aletlerinde (yüzde -0,18) geriledi. Giyim ve ayakkabı fiyatları mevsimsel eğiliminin aksine bu dönemde sınırlı bir artış kaydetmiş (yüzde 0,30), yıllık enflasyon 10,19 puan azalarak yüzde 28,52 oldu. Diğer temel mallar alt grubu fiyat artışı ise yüzde 1,44 ile geçtiğimiz aylara kıyasla daha ılımlı gerçekleşti.

Enerji fiyatları ağustos ayında yüzde 6,84 oranında artmış, grup yıllık enflasyonu 11,66 puan düşerek yüzde 68,45’e geriledi. Enerjideki yüksek aylık artışta meskenlere yönelik doğal gaz fiyat artışının (yüzde 27,64) etkisi belirleyici oldu. Diğer taraftan, bu dönemde uluslararası ham petrol fiyatlarındaki gelişmelerin etkisiyle akaryakıt fiyatları aylık bazda yüzde 1,32 oranında geriledi.

Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları ağustos ayında yüzde 1,10 oranında azalmış, yıllık enflasyon 14,03 puan düşerek yüzde 44,88 oldu. Yıllık enflasyon işlenmemiş gıdada 15,60 puan, işlenmiş gıdada ise 12,69 puan gerileyerek sırasıyla yüzde 41,75 ve 47,66 seviyelerinde gerçekleşti.

Gıda fiyatları 2020 yılı ağustos ayından bu yana ilk defa aylık bazda azalırken, bu gelişmede mevsim ortalamalarına kıyasla taze meyve ve sebze öncülüğünde belirgin bir gerileme sergileyen işlenmemiş gıda fiyatları (yüzde -4,89) öne çıktı. Bu dönemde gerek kırmızı gerekse beyaz et fiyatlarında da düşüş gerçekleşti. İşlenmiş gıdada aylık enflasyon yüzde 2,37 ile önceki aya kıyasla sınırlı bir yavaşlama kaydederken, bu grupta çay ve şekerleme-çikolata kalemlerindeki fiyat artışları öne çıktı.

Alkollü içecekler ve tütün ürünleri fiyatları yüzde 4,46 oranında yükseldi. Tütün ürünlerinde, maktu vergi güncellemesinin ima ettiği artışın firmalar tarafından temmuz ayında kısmi bir şekilde nihai fiyatlara yansıtılmasıyla vergi kaynaklı etkinin yaklaşık yarısı ağustos ayına sarktı.

Yurt içi üretici fiyatları ağustos ayında yüzde 1,68 oranında artmış, yıllık enflasyon yüksek bazın etkisiyle 5,62 puan düşerek yüzde 35,75’e geriledi. Bu dönemde ana sanayi grupları itibarıyla, enerji grubundaki fiyat artışı yüzde 3,04 olurken, ara malı (yüzde 1,25) ve dayanıksız tüketim malları (yüzde 1,17) manşet oranı sınırlayan gruplar olarak gerçekleşti.

Sektörler bazında incelendiğinde, tütün ürünleri, elektrik, gaz buhar ve iklimlendirme, içecekler, basım ve kayıt hizmetleri, makine ve ekipmanlar, kömür ve linyit ile ağaç-mantar ürünleri fiyat artışları ile öne çıkan alt gruplar oldu.”

Paylaşın

Özgür Özel’den “Avrupa Birliği” Vurgusu

Partisinin İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda açıklamalarda bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bugün CHP tüm mikro sorunların yanı sıra Türkiye’nin önüne makro bir hedef koymaktadır. O hedef, Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefidir” dedi ve ekledi:

“Hedefimiz Balkan coğrafyasıyla ve Türki cumhuriyetlerle en iyi ilişkileri kuran, KKTC ile Azerbaycan ile üstenci, buyurgan bir dille değil dost ve kardeş ülke bağı oluşturan, diğer yandan da Rusya ve Çin gibi devletlerle diplomatik ilişkilerini geliştiren bir dış politikayı oluşturabilmektir. Bugün 32’si Avrupa’da toplamda 77 partinin bulunduğu Sosyalist Enternasyonal, partimizin AB mücadelesine tam destek vereceğini açıklamıştır. Pusulası millet olan CHP’nin hedefi, güçlü, zengin, dünyayla yarışan Avrupa Birliği üyesi olmuş Türkiye’dir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda açıklamalarda bulundu. Birgün’ün aktardığına göre, Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Biz bugün 105 yıl önce bu topraklarda Cumhuriyetimize ve bağımsızlığımıza uzanan yolun en önemlilerinden birinin atıldığı Sivas’tayız. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıkışı, Havza ve Amasya Genelgeleri ile Erzurum Kongresi sonrası Sivas’a geldi. Temsil Heyeti Başkanı Gazi Mustafa Kemal başkanlığında 41 kongre delegesi 4 Eylül 1919 günü Sivas Sultani binasında toplandılar. Kongrede tam 8 gün boyunca Cihan harbinden çıkan işgale uğrayan ülkenin nasıl kurtarılabileceği tartışıldı.

Tüm delegeler fikirlerini açıkça beyan ettiler, özgürce tartıştılar. Ve 11 Eylül günü mutabakatla çıkan bildirgede ‘Milli istiklalimizin sağlanması için milli iradenin hakim kılınması esastır’ ifadesi yer alarak manda ve himaye kesin bir dille reddedildi. Bölgelerinde mücadele yürüten cemiyetler, dernekler, yapılar ‘Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ altında birleştirildiler. İstanbul hükümetine Milli Meclisi bir an önce toplama çağrısı yapıldı ve burada alınan tüm kararların meclisin denetimine ve onayına sunulması net bir dille talep edildi. Bu nedenle Sivas Kongresi önce son Osmanlı Mebusan Meclisinin toplanmasını ardından kurtuluş mücadelemizi de yönetecek olan TBMM’nin açılmasını kolaylaştırmış, teşvik etmiş ve zorlamıştır.

Bağımsızlık ve özgürlüğümüze giden yolun en güçlü kolonu Sivas Kongresi’nde inşa edilmiştir. Atatürk yıllar sonra Sivas Kongresi’ni ‘Bir milletin kurtuluşunu hazırlayan kararların verildiği yer’ olarak tanımlamıştır. Partimizin kurulduktan sonraki ilk kurultayının Ekim 1927’de gerçekleştirildiği bilinir. Ancak Atatürk, ilk kurultayımızı Sivas Kongresi olarak tanımlamış ve Sivas Kongresi’nin partimizi doğurduğunu ifade etmiştir. Sivas Kongresi bizim ilk kurultayımızdır.

Ülkemizi kurtaran, bağımsızlığı mümkün kılan partimiz ülkemizi önce demokrasiyle sonra sosyal demokrasiyle tanıştırmıştır. Ne yazık ki partimiz son yarım asırda tek başına iktidar olma imkanından mahrum kalmış, bunu başaramamıştır. Ülkeyi yönetecek sorumluluğu elinde bulunduramamıştır. Ancak bugün Sivas’tan kurucu kadrolarımıza armağan etmek isteriz ki bugün kuruluş felsefesinden sapmayan CHP, yapılan son seçimlerin ve Türkiye’nin birinci partisidir.

Partimize ömrünü adayanlara armağan ederiz ki 4 Eylül 1919’da Sivas Kongresi’nde kurulan partimiz o kongreden tam 105 yıl sonra yapılan seçimleri kazanarak 47 yıl aradan sonra Türkiye’nin birinci partisi olmuştur. CHP bugün özgüvenli siyasetiyle iktidarın tek ve en güçlü seçeneğidir. Atatürk’ün hatırasına armağan ederiz ki partimiz Cumhuriyet’i korumaya, yüceltmeye ant içmiş, gençlerin ve kadınların daha çok söz sahibi olduğu milletin partisi olarak yapılacak ilk seçimlerde Ata’mızın partisini iktidar yapacak kararlılıktadır.

“Artık hiçbir şey olmamış gibi davranamayız”

Geçen yıl bugünlerde 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden mağlup çıkan partimiz son derece üzgün, yaralı, umutsuz seçmenlerimiz vardı. Sokakta karşılaştığımız gençlerin gözündeki fer sönmüş, büyüklerimizin omzu yere düşmüştü. Toplumda büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk hakimdi ve bu tüm ölçümlere yansıyordu. O günlerde hepimizin önünde yeni bir sorumluluk vardı. Yeni bir sayfa açmak için şunu söyledik; artık hiçbir şey olmamış gibi davranamayız.

CHP değişecek, Türkiye değişecek. İşte 5 Kasım kurultayında delegelerimizin ortaya koyduğu irade 31 Mart seçimlerinde partimizi Türkiye’nin birinci partisi yapan iradenin ta kendisiydi. 5 Kasım kurultayımızın sloganı değişimdi. Ancak bu değişimi sadece kişilere indirgemek bir haksızlık, vefasızlık yapmak olur. İhtiyacımız olan, bu değişimi başta partinin yazılı belgelerine yansıtarak, sürdürmek, devam ettirmek ve bu değişimin sonunda başararak sonuç almaktır.

İkinci Yüzyıl Değişim Kurultayı’nda bu değişim talebinin altını doldurarak tüzüğümüzü daha da demokratikleştirecek, ardından partimizin iktidar programına evrilecek olan parti programımızı değiştirme aşamasına güçlü bir adım atacağız. Şimdiden kurultayımız için nisan ayından itibaren görüş ve önerileri toplamaya başladık. Önümüzdeki günlerde, 6’sında tüzüğümüzü değiştirdikten sonra 7 ve 8’inde 25 farklı masada, dört ana temada çok farklı fikirlerin, görüşlerin tartışıldığı ve değişim kurultayının en önemli bileşeni olan program değişikliğini nasıl yapacağımızı, 81 ilde nasıl yürüteceğimizi, ilçelere nasıl taşıyacağımızı, kamuoyunun taleplerini nasıl alacağımızı, toplumun beklentilerini nasıl duyacağımızı, var olan çözümleri nasıl anlatacağımızı, yeni çözümleri nasıl üreteceğimizi hep birlikte tartışacağımız çok kıymetli iki günü hep birlikte gerçekleştireceğiz.

Ardından 9 Eylül’de hep birlikte bugün olduğu gibi önemli bir tarihsel sahipleniş ve vurguyla Türkiye’yi kurulurken de birinci partisi, son seçimlerin de birinci partisi, bugünün de birinci partisi, yapılacak olan ilk seçimlerin de birinci partisi olan CHP’nin birlik, beraberlik içinde bu süreci tamamladığını, dostlara büyük bir kıvançla dost olmayanlara da duyacakları derin kaygıyla hissettireceğiz. Bunun için bugün buradayız. Hep birlikteyiz. Başarmak için ilk adımı atmak üzere yine Sivas’tayız, yeniden Sivas’tayız.

CHP’nin diğer partilerden çok önemli bir farkı vardır. Bizim kurultaylarımızın özelliği şudur; liderlerden talimat almaz. Liderlerin dediğini yapmaz. Liderlerin telgrafında ayağa kalkıp nefes almadan dinlemez. CHP’nin kurultayları görev almaz, görev verir. Gazi Mustafa Kemal’in liderliğindeki Sivas Kongresi bize mandayı, himayeyi reddetme, kurtuluşu örgütleme, bağımsızlığı ilan etme görevi vermiştir. 1972 Kurultayı Bülent Ecevit’i Genel Başkan seçmiş, ona partimizi; işçilerle, üretenlerle, ezilenlerle, hak arayanlarla buluşma, sosyal demokrasiyi iktidar yapma görevi vermiştir.

5 Kasım kurultayında bizlere verilen görev de partimizin önünü açacak bir değişimi sağlamak ve önce yerel seçimlerde ardından genel seçimlerde birinci parti olma göreviydi. Biz bu görevi kurultayımızdan aldık. Gençlerin ve kadınların daha fazla yer bulduğu, bilime inanan, sokağın sesini duyan bir anlayışla yerel seçimlere gittik. Ve kurultayımızdan aldığımız ilk görevi başarıyla tamamlayarak yerel seçimlerde partimizi birinci parti yaptık. Şimdi bize düşen görev, örgütümüzün ve milletimizin beklentilerine göre tüzük ve program değişikliklerini yapmak ve birlik ve beraberlik içinde genel seçimlere gitmektir.

Kısır kavgalara, şahsi tartışmalara değil nitelikli tartışmalarla ve kavga etmeden nitelikli bir süreci hep birlikte yürüterek, milletin gündeminden başka bir gündemi konuşmadan, bizi çekmek istedikleri kutuplaşma oyunlarına gelmeden, birlik ve beraberlik içinde genel seçimlere gitmek, özgüvenli siyasetimizden ödün vermeden geleceğe yürümek ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini ilk genel seçimlerde iktidar yapmaktır.

Türkiye’nin birinci partisinin rakibi, artık diğer partiler değildir. Hedefimiz, yerel seçimlerde aldığımız yüzde 38 oyu yüzde 50’nin üzerine çıkarmak için milletle daha güçlü bağlar kurmaktır. Diğer partilerin hedefi bize ulaşmak, bizim hedefimiz ise kendi başarı çıtamızı daha da yukarıya çıkarmaktır. Artık Türkiye eski Türkiye değildir. Olmayacaktır. Milleti bölerek, ayrıştırarak iktidarda kalma dönemi kapanmak üzeredir. Çünkü onların karşısında artık, milletin hakkının yegâne savunucusu olan bir CHP, tüm renkleriyle Türkiye İttifakı vardır. Bugün Türkiye, artık gitmekte olan bir hükümetin neden olduğu ağır sıkıntılar içindedir.

Emekliler, asgari ücretliler, üreticiler geçinemiyoruz diye feryat etmekte, sokakta, meydanda ses yükseltmektedir. Ancak biz, ‘İktidar başarısız olursa biz iktidar oluruz’ diye beklemiyoruz, beklemeyeceğiz. Biz iktidara milletin güvenini kazanarak, milletin rızasını alarak yürüyeceğiz. Bizim her soruna doğru bir tespitimiz ve doğru bir çözüm önerimiz mevcuttur. Bizlere düşen, partimizin her alandaki tutumunu, önerisini, 81 ilde 86 milyon vatandaşımıza ulaştırmaktır. Bugün CHP tüm mikro sorunların yanı sıra Türkiye’nin önüne makro bir hedef koymaktadır.

O hedef, Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefidir. Hedefimiz Balkan coğrafyasıyla ve Türki cumhuriyetlerle en iyi ilişkileri kuran, KKTC ile Azerbaycan ile üstenci, buyurgan bir dille değil dost ve kardeş ülke bağı oluşturan, diğer yandan da Rusya ve Çin gibi devletlerle diplomatik ilişkilerini geliştiren bir dış politikayı oluşturabilmektir. Bugün 32’si Avrupa’da toplamda 77 partinin bulunduğu Sosyalist Enternasyonal, partimizin AB mücadelesine tam destek vereceğini açıklamıştır. Pusulası millet olan CHP’nin hedefi, güçlü, zengin, dünyayla yarışan Avrupa Birliği üyesi olmuş Türkiye’dir.

“İktidar yürüyüşümüzü başlatıyoruz”

Yol haritamızı belirlemek, en demokratik tüzüğü yapmak, Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi tarif edeceğimiz program değişikliğini başlatmak üzere Sayın genel başkanlarımı, grup başkanvekillerimi, milletvekillerimi, PM üyelerimi, belediye başkanlarımı ve tüm kurultay delegelerimizi iktidar yürüyüşüne ilk adımı atmak üzere Ankara’ya davet ediyorum. Sizleri Ankara’ya davet ediyorum, kalkın Ankara’ya gidelim. Kalkın partimizi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapalım. İktidar yürüyüşümüz Sivas’tan başlıyor, Ankara’da devam ediyor, Çankaya’da bir CHP’li Cumhurbaşkanı olana, bu ülkeyi yeniden Gazi’nin partisi yönetene kadar devam edeceğiz. Ankara’ya gidiyoruz, iktidar yürüyüşümüzü başlatıyoruz.”

Paylaşın