Mahsa Amini Protestolarında Destek Veren Rapçinin İdam Cezası Bozuldu

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden “Mahsa Amini” protestolara şarkılarıyla destek veren Toomaj Salehi hakkındaki idam cezası bozuldu.

Haber Merkezi / Toomaj Salehi ilk olarak Ekim 2022’de protestolara kamu önünde destek veren açıklamalarından sonra gözaltına alınmış ve birçok suçla itham edilmişti. 2022’deki protestolardan önce de konser vermesi yasak olan Toomaj Salehi, şarkılarını sosyal medyadan paylaşıyordu.

Toomaj Salehi’nin avukatı Amir Raesian, İran Yüksek Mahkemesi’nin Salihi’nin idam kararını bozduğunu ve yeniden yargılanmasına karar verdiğini duyurdu.

Salehi, CBC News adlı haber kanalıyla yaptığı bir röportajda düzeni eleştiren videolar yayımlamanın “zor olduğunu ve kendisini rejim güçleri için bir hedef haline getirdiğini” söylemişti. Salehi, İranlıların “korkunç bir yerde yaşadığını” ve “gücüne, parasına ve silahlarına tutunmak için tüm ülkeyi öldürmeye hazır olan bir mafya ile baş etmeye çalıştığını” belirtmişti.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete giden 22 yaşındaki Jîna Mahsa Amini, erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlâk polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

İran devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Amini’nin akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olmadığını açıkladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak, görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti ise konuyla ilgili açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Amini’nin ahlâk polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurmuştu.

Amini’nin gözaltında hayatını kaybetmesinin ardından başlayan ve kent kent yayılan  protestolar kısa süre içerisinde ülkenin her yerine yayılmıştı. Aylar süren protestolarda 71’i çocuk en az 600 kişi İran polisi tarafından öldürülmüş, onlarca kişi idam edilmiş, en az 20 bin kişi gözaltına alınmıştı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın

Milyarder Aileye İşçi Sömürüsünden Hapis Cezası

İngiltere’nin en zenginlerinden Prakash Hinduja ile eşi, oğlu ve gelini, Cenevre’deki göl kenarındaki lüks villalarında çalıştırdıkları ve çoğunluğu okuma yazma bilmeyen işçileri sömürdükleri gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı.

2007’de benzer suçlamalarla hakim karşısına çıkan Hinduja ailesinin endişe duyduğu diğer konulardan birinin de ayrı bir vergi davası olduğu biliniyor.

Kararını resmi sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşımla yorumlayan Hintli milletvekili Sagarika Ghose, “Hindistan’da sahip olmadığımız ama çaresizce ihtiyaç duyduğumuz şey: Kanun önünde eşitlik” ifadelerini kullandı.

İsviçre Ceza Mahkemesi, göç ederek geldikleri İsviçre’de yaşayan ve İngiltere’nin en zenginlerinden olan Hinduja ailesinin dört mensubunu işçi istismarından mahkum etti. Kamal Hinduja, eşi, oğlu ve gelini; işçilerin pasaportlarına el koymayı, dışarı çıkmalarını yasaklamayı ve günde 18 saate kadar çalıştırmayı da içeren bir dizi istismardan ötürü hüküm giydi.

Savcılar, evde çalıştırılan Hint asıllı işçilerin çok az, ya da hiç tatil yapmadığını, Hinduja ailesinin verdiği davetler sırasında geç saatlere kadar çalıştığını, işçilerin bodrum katında, bazen yerdeki bir şilte üzerinde uyuduğunu ve Kamal Hinduja’nın evde bir tür “korku iklimi” tesis ettiğini ifade ettiler.

Mahkeme, 79 yaşındaki Prakash Hinduja’ya, eşi Kamal’a, oğlu Ajay’a, gelini Namrata’ya dört ila dört buçuk yıl arasında hapis cezası verdi. Diğer taraftan aileye yöneltilen insan kaçakçılığı suçlamaları mahkeme tarafından reddedildi.

İşçilerin çoğunlukla okuma yazma bilmeyen Hintlilerden oluştuğu ve ücretlerini İsviçre frangı olarak değil, Hint Rupisi olarak aldıkları ve bu paraların İsviçre’den erişimlerinin olmadığı Hint bankalarına yatırıldığı da dava dosyasına girdi. Çalışanların aylık kazancı 220 ila 400 İsviçre Frangı (8.080 ila 14.694 Türk Lirası) aralığındaydı.

Hinduja ailesini temsil eden avukatlar ise davayı temyize taşıyacaklarını açıkladılar. Kamal Hinduja’nın avukatı Robert Assael, insan kaçakçılığı suçlamalarına yönelik mahkemenin sanıkların lehine aldığı karardan ötürü memnuniyet duyduğunu, ancak aynı memnuniyetin hapis cezasında geçerli olmadığını söyledi.

“Müvekkillerimizin sağlığı çok kötü, onlar yaşlı insanlar,” diyerek ailenin neden mahkemeye gelmediğini açıklayan avukat, anne Kamal Hinduja’nın yoğun bakımda olduğunu, ailesinin de ona refakat ettiğini belirtti.

Davada beşinci sanık olarak tanınan işletmenin sorumlusu Najib Ziazi ise 18 ay ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı.

Bununla beraber, İsviçre Ceza Mahkemesi’nin kararını resmi sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşımla yorumlayan Hintli milletvekili Sagarika Ghose, “Hindistan’da sahip olmadığımız ama çaresizce ihtiyaç duyduğumuz şey: Kanun önünde eşitlik” ifadelerini kullandı.

Prakash Hinduja, üç kardeşiyle birlikte bilgi teknolojileri, medya, enerji, gayrimenkul ve sağlık hizmetleri gibi sektörlerde faaliyet gösteren bir holdinge liderlik ediyor. Forbes dergisine göre Hinduja ailesinin net serveti 18.6 milyar euro civarında.

2007’de benzer suçlamalarla hakim karşısına çıkan Hinduja ailesinin endişe duyduğu diğer konulardan birinin de ayrı bir vergi davası olduğu biliniyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’den Hizbullah’a Karşı İsrail’e Tam Destek

ABD, Hizbullah’la savaş durumunda İsrail’e tam destek güvencesi verdi. İsrail, Hizbullah’ın, Hayfa limanı da dahil olmak üzere çeşitli yerlerdeki askeri ve sivil bölgeleri göstere görüntüleri yayınlamasının ardından, Hizbullah’la savaşa girmeye hazır olduğunu duyurmuştu.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 101 artarak 37 bin 551’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 169 artarak 85 bin 911’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Tzachi Hanegbi, bu hafta Washington’da ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Beyaz Saray Ortadoğu Koordinatörü Brett McGurk’le bir araya geldi.

Amerikan medya kuruluşu CNN, görüşmede İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalar, İran ve Gazze’de ateşkes müzakereleri dahil çeşitli konuların ele alındığını aktardı. Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen Amerikalı üst düzey yetkililer, toplantıda Hizbullah’la topyekun savaş çıkması halinde Joe Biden yönetiminin Tel Aviv’e tam destek vereceğinin iletildiğini belirtti.

İsrail-Lübnan sınırındaki gerginliğin düşürülmesi için farklı senaryolar üzerinde fikir alışverişi yapıldığı da aktarıldı. Bu kapsamda çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilen Lübnanlıların ve İsraillilerin evlerine dönmelerine dair görüşmeler gerçekleştirildiği ifade edildi.

CNN’in 20 Haziran’daki haberinde de geniş kapsamlı bir savaş başlaması halinde Biden yönetiminin İsrail’e savunma desteği vereceği belirtilmişti. Ancak ABD’nin bölgeye asker konuşlandırmayı düşünmediği aktarılmıştı.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın 7 Ekim’de düzenlediği Aksa Tufanı’yla başlayan Gazze savaşında, Hizbullah ve İsrail arasındaki çatışmalar da son dönemde yoğunlaştı. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, çarşamba günkü açıklamasında topyekun savaş halinde “hiçbir kural ve sınır tanımayacaklarını” söylemişti.

İsrail ordusu da Lübnan’da askeri harekat düzenlenmesine yönelik operasyonel planların onaylandığını açıklamıştı. Nasrallah ayrıca savaş durumunda İsrail’e destek vermeleri halinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY) vuracaklarını da söylemişti.

Bu tehdidin ardından GKRY Dışişleri Bakanı Konstantinos Kombos, olası savaş halinde İsrail’e destek sağlamayacaklarını duyurmuştu. İsrail-Lübnan sınırındaki çatışmalarda toplamda en az 347 Hizbullah mensubu, 63 Lübnanlı sivil, 19 Emel Hareketi, 13 Hamas, 15 İslami Cihad mensubuyla 14 İsrail askeri ve 10 İsrailli sivil öldürüldü.

İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF) paylaştığı rakamlara göre 7 Ekim’den bu yana Hizbullah’la çatışmalar nedeniyle Lübnan sınırındaki en az 53 bin İsrailli evlerini terk etti. Lübnan Sağlık Bakanlığı da İsrail sınırındaki en az 94 bin sivilin saldırılar sebebiyle yerinden edildiğini bildirdi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 37 Bin 551’e Çıktı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 101 artarak 37 bin 551’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 169 artarak 85 bin 911’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Gazze’de yaşayanların aşırı sıcak nedeniyle karşı karşıya olduğu ciddi sağlık risklerine dikkat çekti. Dünya Gıda Programı (WFP) da Gazze’de ciddi bir halk sağlığı krizi yaşanacağı endişelerini yineledi.

İsrail – Hizbullah gerilimi

Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) gerilimin tırmanmasını önleme çalışmalarına rağmen, Hizbullah ile topyekûn bir savaş kararının yakında alınabileceği uyarısında bulundu.

Dışişleri Bakanı Katz, örgütün lideri Seyyid Hasan Nasrallah’ın Çinli ve Hintli şirketler tarafından işletilen Hayfa limanlarına zarar verme tehditlerinin ardından, “Hizbullah ve Lübnan’a karşı oyunun kurallarını değiştirmeye karar verme anına çok yaklaşıyoruz” dedi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) New York’taki genel merkezinde düzenlenen Güvenlik Konseyi’ne katılan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Cuma günü toplantıdan sonra kameraların karşısına geçti ve “Lübnan’ın yeni bir Gazze olmasını bölge ve dünya halklarının kaldıramayacağını” belirtti.

Guterres, İsrail ile Lübnan’ı birbirinden ayıran Mavi Hat’ta yaşanan gerilime dikkat çekerek, sorunların barışçıl yollarla çözülmesi gerektiği tavsiyesinde bulundu. Guterres ayrıca, İsrail ve Lübnan Hizbullahı’nın topyekun savaş yaklaşıyormuş gibi söylem üretmesine dikkat çekti.

BM Genel Sekreteri, yanlış bir hesaplama veya aceleci bir hareketin neden olacağı tahmini bir felakete karşı tarafların, Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararını uygulama noktasında karşılıklı taahhütte bulunmalarını ve düşmanca tutumun derhal sona erdirilmesini istedi.

“Artık akıl ve mantıklı davranma zamanıdır” diyen Guterres, askeri gerilimin arttığı bir senaryoda Lübnan ve İsrail halklarının daha fazla acı çekeceğini, bölgenin daha fazla yıkıma uğrayacağını söyledi.

İsrail’in Gazze’yi işgali sonrası Lübnan Hizbullahı ile ülkenin kuzeyindeki Mavi Hat’ta yaşanan gerilimde bugüne dek Lübnan’da 313’ü Hizbullah üyesi olmak üzere 479 kişi, İsrail tarafında da 15 askeri personel ve 11 sivil hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Dairesi (OHCHR), İsrail güçlerinin Gazze’deki savaş sırasında savaş hukukunun temel ilkelerini defalarca ihlal etmiş ve Gazze Şeridi’ndeki askeri operasyonlarında siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapmamış olabileceğini kaydetti.

OHCHR, İsrail’in yüksek sayıda can kaybına ve sivil altyapının tahrip edilmesine neden olan altı saldırısını değerlendirdiği raporunda, İsrail güçlerinin “ayrım, orantılılık ve saldırıda tedbir ilkelerini sistematik olarak ihlal etmiş olabileceğini” belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, “Sivillerin zarar görmesini önleyecek ya da en azından, en aza indirecek savaş araç ve yöntemlerinin seçilmesi gerekliliği, İsrail’in bombalama kampanyasında sürekli olarak ihlal edilmiş gibi görünüyor” dedi.

İsrail’in Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, olası savaş hukuku ihlallerine ilişkin raporu, “olgusal, yasal ve metodolojik açıdan kusurlu” olarak nitelendirdi. İsrail diplomatik misyonu, “OHCHR en iyi ihtimalle kısmi bir olgusal tabloya sahip olduğundan, yasal sonuçlara ulaşmaya yönelik her türlü girişim, doğası gereği kusurludur” dedi.

Raporda, 7 Ekim ve 2 Aralık tarihleri arasında düzenlenen ve BM İnsan Hakları Dairesi’nin bu saldırılarda kullanılan silah türlerini, araçları ve yöntemleri değerlendirebildiği altı operasyonun ayrıntıları yer alıyor.

BM İnsan Hakları Dairesi Sözcüsü Ravina Shamdasani, “Özellikle bu saldırılardan bazılarının üzerinden yaklaşık sekiz ay geçmesine rağmen henüz güvenilir ve şeffaf soruşturmalar göremediğimiz için bu raporu şimdi yayınlamanın önemli olduğunu düşündük” dedi.

“Öncelikle İsrailli yetkilileri doğru, düzgün ve şeffaf soruşturmaların yapılmasını sağlamak için adım atmaya çağırıyoruz” diyen Shamdasani, şeffaf soruşturmaların yapılmaması halinde “bu konuda uluslararası eyleme de ihtiyaç duyulacağını” sözlerine ekledi.

Paylaşın

Ermenistan Filistin’i Tanıdı; İsrail’den Tepki

Filistin’in uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu güçlendirecek kritik adımlar atılmaya devam ediyor. Ermenistan, Filistin devletini resmen tanıdığını açıkladı.

Haber Merkezi / Ermenistan’ın kararına tepki gösteren İsrail ise, Ermenistan’ın İsrail’deki büyükelçisi kınama amacıyla Dışişleri Bakanlığına çağrıldı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Genel Sekreteri Hüseyin el-Şeyh, Ermenistan’ın kararını memnuniyetle karşıladı. El Şeyh, “Bu, hukuk, adalet, meşruiyet ve Filistin halkımızın kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi için bir zaferdir” dedi.

Ermenistan, Filistin devletini resmen tanıdığını açıkladı. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, acil ateşkes çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler kararlarına katıldığını ve “Gazze’deki feci insani durumun ve devam eden çatışmanın” uluslararası gündemin en önemli konularından biri olduğunu bildirdi.

Açıklamada, “İsrail-Filistin çatışmasına yönelik ‘iki devletli’ çözümü destekliyoruz” denildi ve hem Filistinliler’in hem de İsrailliler’in meşru isteklerini yerine getirebilmelerini sağlamanın tek yolunun Filistin devletinin tanıması olduğu belirtildi.

Şimdiye kadar onlarca ülke Filistin devletini tanımış olsa da hiçbir büyük Batılı ülke henüz aynı adımı atmadı. Filistinliler, özellikle Gazze’deki insani krize yönelik uluslararası öfke ortamında atılan bu adımların, mücadelelerine uluslararası meşruiyet kazandırdığına inanıyor.

Geçtiğimiz ay İspanya, İrlanda ve Norveç, Filistin devletini tanımaya karar verdiklerini açıklamıştı ve o tarihten bu yana Slovenya ile Karayip ülkesi Antigua ve Barbuda da aynı adımı attı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Genel Sekreteri Hüseyin el-Şeyh, Ermenistan’ın kararını memnuniyetle karşıladı. El Şeyh, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada “Bu, hukuk, adalet, meşruiyet ve Filistin halkımızın kurtuluş ve bağımsızlık mücadelesi için bir zaferdir” dedi.

İsrail ise Ermenistan’ın kararına tepki gösterdi. İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün yaptığı açıklamaya göre, Ermenistan’ın İsrail’deki büyükelçisi kınama amacıyla Dışişleri Bakanlığına çağrıldı.

Ermenistan’ın Filistin devletini tanıması Türkiye tarafından ise memnuniyetle karşılandı. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“İspanya, İrlanda, Norveç ve Slovenya gibi ülkelerin ardından Ermenistan’ın da Filistin Devleti’ni tanıma kararı almasından memnuniyet duyuyoruz. Daha önce de hep vurguladığımız gibi, Filistin’in tanınması, uluslararası hukukun, adaletin ve vicdanın gereğidir. Türkiye olarak, daha fazla ülkenin Filistin’i tanıması yönünde çaba harcamayı sürdüreceğiz.”

Filistin’i tanıyan ülkeler

15 Kasım 1988’de, birinci İntifada’nın ilk yıllarında, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Lideri Yaser Arafat, Filistin’i başkenti Kudüs olan bağımsız bir devlet olarak ilân etti. Bunu sürgünde olduğu Cezayir’de yaptı ve Cezayir, Filistin’i resmen tanıyan ilk ülke oldu. Türkiye de Filistin’i tanıyan ilk ülkelerden.

Mayıs 2024 itibarıyla Birleşmiş Milletler’in 194 üyesinden 145’i Filistin’i devlet olarak tanıyor. İspanya, Norveç ve İrlanda, mayıs ayında yaptıkları ortak açıklamayla Filistin devletini tanıyacaklarını duyurdu.

Orta Doğu, Afrika ve Asya’nın çoğu Filistin devletini tanıyor; ancak ABD, Kanada, Avustralya, Japonya, Güney Kore ve birçok Batı Avrupa ülkesi, Filistin’i tanımıyor.

Paylaşın

Tacikistan’da “İslami Semboller” Yasaklandı

Resmi verilere göre, halkın yüzde 99’unun Müslüman olduğu Tacikistan’da türban, başörtüsü ve diğer tüm İslami sembollerin kullanımını yasaklayan yasa tasarısı onaylandı.

Yasaları ihlal eden siviller 7.920 Tacikistan somonisi (25.000 lira), hükümet yetkilileri 54.000 somoni (167.000 lira) ve dini otoriteler 57.600 somoni (178.000 lira) para cezalarına çarptırılacak.

Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, başörtüsüne yasak getiren “Gelenek ve Merasimlerin Düzenlenmesi” ile “Çocuk Eğitimi ve Yetiştirilmesi Sorumluluğu” kanunlarını da içeren 35 yasa tasarısını Perşembe günü imzaladı.

Bu kapsamda ülkede ulusal kültüre aykırı kıyafetlerin kullanımı, Kurban bayramı gibi dini bayramlarda çocukların ev ev gezerek bayramlık isteme adeti olan “iydgardak” yasaklandı.

Cumhurbaşkanı Rahman’ın onayıyla başörtüsü, türban ve İslami sembolleri barındıran tüm kıyafetlerin kullanımı “Tacik kültürüne yabancı olduğu” gerekçesiyle yasaklanmış oldu.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada yapılan kanun değişiklikleriyle milli kültürel değerlerin korunması, batıl inanç ve aşırıcılığın önlenmesi, merasim ve bayramlarda israfa yer verilmemesi amaçlandığı belirtildi.

Yasaları ihlal eden siviller 7.920 Tacikistan somonisi (25.000 lira), hükümet yetkilileri 54.000 somoni (167.000 lira) ve dini otoriteler 57.600 somoni (178.000 lira) para cezalarına çarptırılacak.

Resmi verilere göre Tacik halkının yüzde 99’u Müslüman. Tacikistan’da başörtüsünün kullanımı uzun yıllardır devlet kurumlarında ve okullarda fiili olarak yasak.

Yapılan resmi açıklamada, başörtüsünün kamusal alanda kullanılmasını yasaklayan yeni yasa tasarısının sadece belirli bir yaş grubundaki çocukları kapsayıp kapsamadığı konusunda bir açıklık getirilmiyor.

Ülkede erkeklerin sakal uzatmasına da izin verilmiyor. Geçtiğimiz yıllarda binlerce erkeğin polis tarafından durdurulduğu ve sakallarının zorla tıraş edildiği bildirildi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Gazze’de Altyapının Yüzde 67’si Yıkıldı

Hamas’ın başlattığı İsrail – Filistin savaşının 158. günü geride kalırken, Gazze Şeridi’ndeki su ve temizlik tesisleri ile altyapının yaklaşık yüzde 67’si İsrail saldırılarında yıkıldı.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), sosyal medya hesabından, Gazze’deki duruma ilişkin açıklama yaptı.

Açıklamada, İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı ve yaklaşık 9 aydır süren saldırıları altında Gazze Şeridi’ndeki su ve temizlik tesisleri ile altyapının yaklaşık yüzde 67’sinin yıkıldığı veya hasar gördüğü belirtildi.

Bulaşıcı hastalıkların yayılmaya devam ettiği ve sıcaklıkların yükseldiği vurgulanan açıklamada, hijyen eksikliği ve susuzluğun Gazze’deki insanların sağlığını tehdit ettiğine dikkat çekildi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 24 artarak 37 bin 396’ya yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 71 artarak 85 bin 523’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Dairesi (OHCHR), İsrail güçlerinin Gazze’deki savaş sırasında savaş hukukunun temel ilkelerini defalarca ihlal etmiş ve Gazze Şeridi’ndeki askeri operasyonlarında siviller ile savaşçılar arasında ayrım yapmamış olabileceğini kaydetti.

OHCHR, İsrail’in yüksek sayıda can kaybına ve sivil altyapının tahrip edilmesine neden olan altı saldırısını değerlendirdiği raporunda, İsrail güçlerinin “ayrım, orantılılık ve saldırıda tedbir ilkelerini sistematik olarak ihlal etmiş olabileceğini” belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, “Sivillerin zarar görmesini önleyecek ya da en azından, en aza indirecek savaş araç ve yöntemlerinin seçilmesi gerekliliği, İsrail’in bombalama kampanyasında sürekli olarak ihlal edilmiş gibi görünüyor” dedi.

İsrail’in Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, olası savaş hukuku ihlallerine ilişkin raporu, “olgusal, yasal ve metodolojik açıdan kusurlu” olarak nitelendirdi. İsrail diplomatik misyonu, “OHCHR en iyi ihtimalle kısmi bir olgusal tabloya sahip olduğundan, yasal sonuçlara ulaşmaya yönelik her türlü girişim, doğası gereği kusurludur” dedi.

Raporda, 7 Ekim ve 2 Aralık tarihleri arasında düzenlenen ve BM İnsan Hakları Dairesi’nin bu saldırılarda kullanılan silah türlerini, araçları ve yöntemleri değerlendirebildiği altı operasyonun ayrıntıları yer alıyor.

Paylaşın

Rusya İle Kuzey Kore Arasında ‘Stratejik Ortaklık’ Adımı

Kuzey Kore olarak bilinen Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti ile Rusya stratejik ortaklık anlaşması imzaladı. Anlaşma, Moskova ve Pyongyang arasında Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana kurulan en güçlü bağlantıya işaret ediyor.

Haber Merkezi / Moskova ile ilişkilerin Sovyet döneminden bile daha yakın olduğunu ifade eden Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un “Özel askeri operasyonunda Rus devleti, halkı ve ordusunu desteklediklerini” dedi. Moskova 2022 Şubat’ında başlattığı Ukrayna’yı işgal girişimini “özel askeri operasyon” olarak adlandırıyor.

İki ülke ilişkilerinin 2023’te zaten oldukça geliştiğini söyleyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pyongyang’da imza attıkları metnin “ilişkilerin temelini oluşturacağını” söyledi. Hem Moskova hem Pyongyang silah ve diğer kritik teknolojilerin ticaretini engelleyen ağır yaptırımlar altında.

Kuzey Kore’yi ziyaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, başkent Pyongyang’da Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un ve tezahürat yapan kalabalıklar tarafından gösterişli bir törenle karşılandı.

Vladimir Putin ve Kim Jong Un, iki ülkeden birinin saldırıyla karşı karşıya gelmesi halinde karşılıklı yardım öngören stratejik bir anlaşma imzaladı. Her iki lider anlaşmayı, güvenlik, ticaret, yatırım ve kültürel anlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli düzeyde gelişmesi olarak tanımladı.

Kuzey Kore ve eski Sovyetler Birliği 1961’de uzmanların Kuzey Kore’nin saldırıya uğraması halinde Moskova’nın askeri müdahalesini zorunlu kıldığını söylediği bir anlaşma imzalamıştı.

Bu anlaşma Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra iptal edildi ve bunun yerini 2000 yılında daha zayıf güvenlik güvencelerini kapsayan bir anlaşma aldı. Yeni imzalanan anlaşmanın 1961’deki anlaşmayla benzer düzeyde bir koruma sağlayıp sağlamadığı ise henüz belirsiz.

Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına “tam destek” verdiğini açıklayan Kim Jong Un, Moskova ile daha güçlü stratejik bağlar kurmak istediğini belirtiyor.

Karşılamaya ilişkin Rus medyası tarafından yayınlanan videoda, başkentten geçen Taedong Nehri kıyısındaki Kim Il Sung Meydanı’nda, aralarında atlı askerlerin de bulunduğu bir şeref kıtası ve sivillerden oluşan büyük bir kalabalığın toplandığı görüldü. Ellerinde balonlar tutan çocuklar, meydandaki ana binayı süsleyen Rus ve Kuzey Kore bayrakları ve iki liderin dev portreleri dikkat çekti.

Ziyaret sırasında liderler birbirlerine pahalı hediyeler de sundu. Putin’in danışmanı Yuri Ushakov, Rus liderin ev sahibine, Aurus marka bir limuzin ve çay takımı hediye ettiğini söyledi. Rus yapımı Aurus limuzinler Putin tarafından başkanlık aracı olarak kullanılıyor.

Putin, otomobil tutkusuyla bilinen Kim’e Şubat ayındaki Rusya ziyareti sırasında yine Aurus limuzin hediye etmişti. Kim’in bir Maybach limuzinin yanı sıra; Mercedes, Rolls-Royce ve Lexus marka lüks otomobillerden oluşan pahalı bir koleksiyonu var.

Kuzey Kore liderinin ise konuğuna, Putin’in kendisinin resmedildiği bir tablo dahil çeşitli sanat eserleri hediye ettiği belirtildi.

İki liderin zirvesi Batı için ne anlama geliyor?

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken Salı günü Washington’da NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ile yaptığı görüşmenin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu. Blinken, Putin’in Kuzey Kore ziyaretinin Rusya’nın “çaresizlik içinde, Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırganlık savaşını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu şeyleri kendisine sağlayabilecek ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye ve güçlendirmeye” çalıştığını söyledi.

Blinken, “Kuzey Kore Rusya’ya önemli miktarda mühimmat ve Ukrayna’da kullanılmak üzere başka silahlar sağlıyor” dedi. ABD ve müttefikleri Güney Kore ve Japonya, Kuzey Kore’nin son uydu ve balistik füze fırlatmaları ve kuzeydoğu Asya’da gerilimi tırmandıran nükleer silah kullanma tehditleri nedeniyle tepkili.

Kuzey Kore’nin 27 Mayıs’ta başarısız bir askeri keşif uydusu fırlatması ve BM yaptırımlarını ihlal ederek balistik füze teknolojisini kullandığı diğer fırlatmaların ardından BM Güvenlik Konseyi acil olarak toplanmıştı.

Kuzey Kore, 2022 yılının başından bu yana nükleer silah programını geliştirirken bu yasaklı teknolojiyi kullanarak 100’den fazla füze fırlattı. Buna karşılık ABD ve müttefikleri giderek artan sayıda askeri tatbikat gerçekleştirdi.

BM Genel Sekreter Yardımcısı Khaled Khiari konsey toplantısında yaptığı açıklamada, egemen devletlerin barışçı uzay faaliyetlerinden yararlanma hakkına sahip olduğunu, ancak Kuzey Kore’nin balistik füze teknolojisini kullanarak fırlatma yapmasının açıkça yasak olduğunu kaydetti. Khiari, devam eden ihlallerinin küresel nükleer silahsızlanma ve nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşmalarına zarar verdiğini söyledi.

Paylaşın

Çatışmalarda Sivil Kayıplar Yüzde 70’den Fazla Arttı

Birleşmiş Milletler yetkilisi Volker Türk, “Veriler sivil ölümlerin yüzde 72 artığını gösteriyor” dedi. Türk, çatışmalarda ölen kadın sayısının iki katına, çocuk sayısının ise üç katına çıktığını söyledi.

Dünyanın dört bir yanındaki insani yardım faaliyetleri için ihtiyaç duyulan kaynak ile toplanan fon arasında 40,8 milyar dolarlık büyük bir açık olduğunu söyleyen Volker Türk, diğer taraftan 2023’te askeri harcamaların 2,5 trilyon dolara ulaştığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, silahlı çatışmalar sırasında yaşanan sivil ölümlerde büyük bir artış olduğunu açıkladı. BM’nin 2023 yılına dair bulgularını paylaşan Türk, “Veriler sivil ölümlerin yüzde 72 artığını gösteriyor” dedi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi toplantısının açılışında konuşan Türk, geçen sene çatışmalarda ölen kadın sayısının iki katına, çocuk sayısının ise üç katına çıktığını söyledi.

Ukrayna işgaline ek olarak 2023’ün ilk aylarında Sudan’da iç savaş patlak verdi. 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısının ardından İsrail Gazze’ye askeri operasyon başlattı. Türk’ün aktardığına göre yoğun İsrail saldırıları sonucu sadece Gazze’de 7 Ekim’den beri 120 bin kişi ya öldü ya da yaralandı. Ayrıca, İsrail ordusunun Mayıs ayında Refah’a girmesiyle insani yardımları bölgeye ulaştırmak giderek zorlaşırken, yaklaşık 1 milyon Filistinli bir kez daha yerlerinden oldu.

Konuşmasında Türk, Batı Şeria’da kötüleşen duruma dair de uyarılarda bulundu. BM İnsan Hakları Komiseri özellikle Doğu Kudüs’te sivillerin hayatının zorlaştığına dikkat çekerek, 15 Haziran itibarıyla 133’ü çocuk 528 Filistinlinin İsrailli yerleşimciler veya güvenlik güçlerince “yasadışı biçimde” öldürüldüğünü aktardı.

Gazze savaşı yüzünden Lübnan’da yaşanan sivil kayıplarda da artış yaşandı. Türk’ün açıklamasına göre Ekim’den bu yana aralarında sağlık görevlileri ve gazetecilerin olduğu 401 Lübnanlı yaşamını yitirdi. Lübnan’da 90 bin, İsrail’in kuzeyinde ise 60 bin kişi çatışmalar yüzünden yerinden oldu.

Diğer bölgelerdeki çatışmalara da dikkat çeken Türk, “Suriye’de çatışmaların yoğunluğu önceki yıllara göre azalmış olsa da şiddetin sona ereceğine dair net bir işaret yok” dedi. Beşar Esad rejimi kontrolündeki hapishanelerde yaşanan ölümler ile mültecilerin geri dönmeleri halinde karşı karşıya oldukları işkence ve tutuklama gibi uygulamalara dikkat çekti.

Dünyanın dört bir yanındaki insani yardım faaliyetleri için ihtiyaç duyulan kaynak ile toplanan fon arasında 40,8 milyar dolarlık büyük bir açık olduğunu söyleyen Volker Türk, diğer taraftan 2023’te askeri harcamaların 2,5 trilyon dolara ulaştığına dikkat çekti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

20’den Fazla NATO Üyesi Ülke Savunma Harcamalarını Artırdı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Washington’da yaptığı açıklamada, ittifaktaki 20’den fazla ülkenin NATO’nun yönergelerini karşılamak için savunma harcamalarını artırdığını söyledi.

NATO’nun verilerine göre, Türkiye’nin bu yıl GSYİH’nin yüzde 2,09’una karşılık gelen kaynağı savunmaya ayırması bekleniyor. Türkiye’nin askeri harcamalarının yüzde 34,2’sini donanım/ekipman yatırımlarının oluşturacağı tahmin edildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından giderek daha fazla NATO üyesi, silah harcamalarına bütçeden ayırdığı payı daha önce olmadığı kadar artırıyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, bu yıl İttifak’ın 32 üyesinden 23’ünün yüzde 2 harcama hedefini tutturacağını açıkladı. Şubat ayında yapılan ilk değerlendirmede bu hedefe erişmesi beklenen ülke sayısı 18’di.

Sovyetler Birliği’nin 1991’de çöküşünün ardından Avrupa genelinde savunma harcamaların düşüş görülmüştü.

Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak etmesinin ardından NATO üyeleri, gayri safi yurt içi hasılalarının (GSYİH) en az yüzde 2’sini savunmaya ayırmakta uzlaşmıştı. Ancak bu hedefe şu ana kadar çok az ülke tarafından erişilebildi.

Örneğin Almanya bu yıl ilk kez yüzde 2 sınırına ulaşacak. Ukrayna savaşının ardından ordusunu modernleştirmek için harekete geçen Almanya’da GSYİH’nın yüzde 2,12’sinin savunmaya harcanacağı hesaplandı.

Bütçesinden savunmaya en çok pay ayıran ülke Rusya’nın müttefiki Belarus’a komşu Polonya oldu. Polonya’da GSYİH’nin yüzde 4,12’si savunmaya ayrıldı. Onu yüzde 3,43’le Rusya’ya sınır Estonya izledi.

NATO’nun en büyük ordusuna sahip ABD, ekonomik büyüklüğünün yüzde 3,38’sini askeriyenin kullanımına verdi. ABD’nin sadece bu yıl savunmaya ayırdığı bütçe, 968 milyar dolarla diğer 31 NATO üyesinin tamamının toplamından iki kat fazla oldu.

NATO’nun verilerine göre, Türkiye’nin ise bu yıl GSYİH’nin yüzde 2,09’una karşılık gelen kaynağı savunmaya ayırması bekleniyor. Türkiye’nin askeri harcamalarının yüzde 34,2’sini donanım/ekipman yatırımlarının oluşturacağı tahmin edildi.

İttifak hedefine en uzak kalan ülkeler GSYİH yüzde 1,3’üne ulaşamayan İspanya, Slovenya ve Lüksemburg oldu. G7 ülkeleri Kanada ve İtalya da harcama hedeflerini tutturamadı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump görevdeyken harcama hedeflerine ulaşılabilmesi için ülkelere baskı yapmış, geride kalanları açıkça eleştirmişti.

Kasım ayında yapılacak seçimlerle Beyaz Saray’a dönmeyi uman Trump, halihazırda yürüttüğü kampanya sırasında da yüzde 2 ısrarını sürdürüyor. Trump, savunmaya yeterince para harcamayan İttifak üyelerine, olası Rusya saldırısı durumunda destek vermeyeceğini söyledi.

Ülkelerin artan savunma harcamalarının en büyük yararlanıcısı Amerikan şirketleri oluyor. Özellikle ABD’li Lockheed Martin şirketi Ukrayna işgalinin ardından birçok ülkeden yeni F-35 ve F-16 savaş uçağı siparişleri aldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın