İsrail Komünist Partisi: Yaşananların Sorumluluğu Faşist Sağcı Hükümete Ait

İsrail Komünist Partisi (MAKİ) ve Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe (Hadash), birçok masum vatandaşın hayatına mal olan tehlikeli tırmanışın tüm sorumluluğunu faşist sağcı hükümette olduğunu açıkladı.

Tırmanan gerilimin nedeni olarak Netanyahu hükümetinin canice işgal politikaları olduğunu belirten MAKİ ve Hadash ayrıca, Netanyahu hükümetinin son gelişmeleri, Gazze Şeridi’ne yönelik intikam amaçlı bir saldırı gerçekleştirmek için kullanılmasından derin endişe duyduklarını da ifade etti.

İsrail Komünist Partisi (MAKİ) ve sol partilerin oluşturduğu Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe (Hadash), Hamas’ın silahlı kanadının İsrail’e başlattığı Aksa Tufanı operasyonuyla birlikte bölgede yaşananlara dair ortak açıklama yayımladı.

Açıklamada “aşırı sağcı Netanyahu hükümetinin canice işgal politikasının” bölgede yaşananlardan sorumlu olduğu ifade edilirken, bu politikanın bölge barışı açısından büyük tehlikeler yarattığı vurgulandı.

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’nın dün giriştiği operasyonda Türkiye saatiyle 7.30-8.00 sularında Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplar, birçok noktadan roket saldırısına başlamıştı.

Buna karşılık İsrail de dün ilerleyen saatlerde, “Demir Kılıçlar” operasyonunu başlattığını duyurmuştu. İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze Şeridi’nde Hamas’a ait olduğunu iddia ettiği 4 büyük binaya saldırı düzenlediğini açıklamıştı.

Pek çok ülkenin lideri itidal çağrısı yaparak tarafları ateşkese çağırsa da ölü ve yaralı sayısı artmaya devam ediyor.

MAKİ ve Hadash, bahsi geçen ortak açıklamada, “masum sivillere verilen her türlü zararı açıkça kınadıklarının” altını çizdi.

Hem Arap hem de Yahudi işgal mağdurlarının ailelerine başsağlığı dileklerinin iletildiği açıklamada, “İsrail’deki faşist sağ hükümetin işgali sürdürme amacıyla işlediği suçlar, durdurulması gereken bölgesel bir savaşa yol açıyor” ifadelerine de yer verildi:

Yerleşimcilerin hükümetin himayesinde işgal altındaki topraklarda çılgına döndüğü, Mescid-i Aksa’ya saygısızlık ettiği ve Huwara’da yeni bir pogrom gerçekleştirdiği şoke edici bir hafta geçirdik. Sonunda çok ciddi bir gerilimle uyandık. Bu, sağcı hükümetin ilk günden bu yana körüklediği savaşta tüm bölgeyi tehlikeye atıyor.

İsrail işgali altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde yer alan Huwara kasabası, Aksa Tufanı operasyonundan önceki gün ciddi şiddet olaylarına sahne olmuştu.

Kasabada trafiğe takılan bir araçta Filistinli silahlı bir kişinin İsrailli bir aileye ateş açtığı ve kimsenin yara almadan atlattığı olayın ardından İsrailli yerleşimciler bölgede isyan çıkarmıştı.

Aralarında radikal sağcı bir milletvekilinin de bulunduğu onlarca yerleşimci Huwara’ya girmiş ve yaşanan olaylarda 19 yaşındaki Filistinli bir genç öldürülmüştü.

Yerleşimcilerin Huwara baskınını “pogrom” diye niyeleyen MAKİ ve Hadash, “Yaşananlar, Netanyahu hükümeti ve yerleşimcilerin tüm bölgeyi ne kadar tehlikeli bir yöne sürüklediğini gösteriyor” açıklamasında bulundu:

Çatışmayı yönetmenin ya da askeri yöntemlerle çözmenin mümkün olmadığı görülüyor. Tek çözüm var: İşgali sona erdirmek için çabalamak ve Filistin halkının meşru taleplerini ve haklarını tanımak.

Açıklamada ayrıca, “İşgalin sona ermesi ve adil bir barışın tesisi, bu ülkedeki iki halkın ortak çıkarıdır” ifadeleri yer aldı:

Netanyahu hükümetinin son gelişmeleri Gazze Şeridi’ne intikam amaçlı bir saldırı gerçekleştirmek için kullanmasından derin endişe duyuyor, uluslararası toplumu ve bölge ülkelerini savaş davullarını susturmaları için derhal müdahale etmeye çağırıyoruz. Siyasi çözümün desteklenmesini sağlayacak hamleleri başlatın.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Afganistan’da 6,3 Büyüklüğünde Deprem: En Az 2 Bin Ölü

Afganistan Afet Bakanlığı sözcüsü Canan Sayik, ülkede meydana gelen 6,3 büyüklüğündeki depremde 2 bin 53 kişinin öldüğünü, 9 bin 240 kişinin yaralandığını ve bin 320 evin hasar gördüğünü veya yıkıldığını söyledi. 

Afganistan Enformasyon ve Kültür Bakanlığı Sözcüsü Abdulvahit Rayan ise, can kayıplarının ilk gelen bilgilerdekinin üzerinde olduğunu belirterek, yüzlerce kişinin enkaz altında olduğunu ve bazı köylerin tamamen yıkıldığını kaydetti. Rayan, “2 bin 60 ölünün dışında, bin 240 kişi yaralandı, bin 320 ev tamamen yıkıldı” dedi.

ABD Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS), cumartesi günü ülkenin batısındaki Herat şehrinin 35 km kuzeybatısında meydana gelen depremlerin en şiddetlisinin 6,3 büyüklüğünde olduğunu duyurdu. Depremde 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini 9 binden fazla kişinin de yaralandığını açıklandı.

Yetkililer bu depremin, Afganistan’ın son 20 yılda yaşadığı en yıkıcı deprem olduğunu kaydetti. Ülkede geçen yıl Paktika vilayetinde meydana gelen 5,9 büyüklüğündeki depremde de yaklaşık bin 200 kişi yaşamını yitirmişti.

Afganistan Kızılayı sözcüsü, yedi ekibin kurtarma çalışmalarında yer aldığını, diğer ekiplerin de ülkenin farklı noktalarından deprem bölgesine sevk edildiğini belirterek, “Evleri yıkılan insanlar için geçici bir çadır kampı kuruldu. Bu zor zamanda afetzedeler için elimizden geleni yapacağız” dedi. Kurtarma çalışmalarına katılanlar da yıkımın korkulanın ötesinde olduğunu ve bazı köylerin dümdüz hale geldiğini belirtti.

Komşu ülke Pakistan’dan yapılan açıklamada, acil ihtiyaçların sağlanması konusunda Afgan hükümeti ile temasta oldukları kaydedildi. Katar’daki Taliban siyasi ofisi başkanı Suheyl Şahin, kurtarma ve yardım için acilen yiyecek, içme suyu, ilaç, giysi ve çadırlara ihtiyaç duyulduğunu söyledi.

Dağlarla çevrili Afganistan, geçmişte de çoğu Pakistan sınırındaki engebeli Hindu Kush bölgesinde olmak üzere güçlü depremlerle sarsılmıştı. Onlarca yıldır süren savaşın altyapıyı yok ettiği, yardım ve kurtarma operasyonlarının organize edilmesinin zor olduğu ülkenin uzak bölgelerinden bilgi geldiğinde ölü sayısı genellikle artıyor.

Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinden bu yana ekonominin omurgasını oluşturan uluslararası yardımların çoğu durduruldu ve neredeyse tamamen dış yardıma bağımlı olan Afganistan’ın sağlık sistemi geçen iki yılda ciddi kesintilerle karşı karşıya kaldı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Pazar günü yayınladığı raporda, Herat ilinde toplam 202 kamu sağlık tesisinin bulunduğu ve bunlardan birinin hayatını kaybeden 500 kişinin getirildiği büyük bölgesel hastane olduğu belirtildi.

DSÖ, tesislerin büyük çoğunluğunun daha küçük temel sağlık merkezlerinden oluştuğunu ve lojistik zorlukların özellikle uzak bölgelerdeki operasyonları engellediğini söyledi. Açıklamada, “Arama kurtarma çalışmaları devam ederken, bu bölgelerdeki kayıplar henüz tam olarak tespit edilemedi” denildi.

Paylaşın

Kassam Tugayları Ve İzzeddin El-Kassam Kimdir?

İsrail’in 2005 yılında Gazze Şeridi’nden çekilmesinden bu yana bölgeyi kontrol eden Hamas, İsrail’e karşı “El Aksa Tufanı Operasyonu” başlattı. Peki, operasyona katılan Filistinli direniş örgütlerine öncülük eden Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları kimdir?

Kassam Tugayları ya da tam adıyla İzzeddin el-Kassam Tugayları, adını İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadele verirken hayatını kaybeden Suriye asıllı Filistin lideri Şeyh İzzeddin El-Kassam’dan alıyor.

İzzeddin el-Kassam: Suriye’nin Lazkiye kasabasına bağlı Cebale köyünde doğdu. Köy öğretmeni olan babası hayat görüşünün oluşmasında büyük rol oynamıştır. 14 yaşında köyünden ayrılarak Kahire’de El-Ezher Üniversitesi’ne kaydoldu ve burada Müslüman Kardeşler’e katıldı. Çok geçmeden kendi çevresini oluşturdu. Daha sonra köyüne dönen el-Kassam köyün camisinde imamlık yapmaya başladı. Vaazlarında İslâmî dirilişin ancak öze dönerek sağlanacağını, emperyalizmin en büyük düşman olduğunu dile getirdi. Kassam’ın ünü giderek tüm Suriye’ye yayılmaya başladı.

1911’de İtalya’nın Trablus’u işgal etmesi üzerine bölgeye giderek Osmanlı birlikleriyle İtalyanlara karşı savaştı. I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ordusuna yazıldı. Savaşın ardından Şam’ın Fransız işgalinden kurtarılması için mücadele etmeye ve halkı örgütlemeye başlayan el-Kassam, gıyabında ölüm cezasına çarptırıldı. 1922’de Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı ve o zaman Filistin topraklarında olan Hayfa kenti yakınlarında bir köye yerleşti.

Filistin topraklarının Yahudi göçmenlerce satın alınmasına ya da işgal edilmesine şiddetle karşı çıktı. Hayfa’daki İslâmî bir okulda öğretmenlik yapmaya başladı ve Genç Müslümanlar Birliği’ne katıldı. Burada tesadüf eseri Filistin ulusal savaşına önderlik eden el-Fetih’in fikir babası Hacı Emin el-Hüseyni ile tanıştı. Ancak onun milliyetçi fikirlerinden uzaktı. Yıllar sonra Hacı Emin ve el-Kassam’ın fikir önderliğini yaptığı hareketler, Filistin Kurtuluş Örgütü ve HAMAS haline dönüştü ve birbirlerine rakip olmaya devam etti.

Şeyh İzzeddin el-Kassam, Fransız işgaline karşı direnmek amacıyla küçük askeri hücreler kurdu. Lübnan-Filistin sınırında gerilla savaşı başlattı. El-Kassam’ın silahlı mücadelesi Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyen İngiltere’yi rahatsız ediyordu. 1935 yılında el-Kassam bölgede dolaşırken 500 İngiliz askeri tarafından kuşatıldı ve öldürüldü.

Kassam Tugayları’nın kuruluşu

Hamas’ın askeri gücündeki artıştan sonra 1992 yılında örgüt, İzzeddin el-Kassam Tugayları adıyla silahlı bir direniş kanadı kurmaya karar verdi. Kassam Tugayları’nın kuruluşuna, Hamas öncesinde Gazze’deki Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın “Mecd” ve “Filistinli Mücahitler” gibi bazı farklı isimler altında çalışmaları zemin hazırladı.

Kassam Tugayları, 1 Ocak 1992’de kendilerine bağlı bir hücre tarafından yayınladığı ilk açıklamayla, Hamas’ın silahlı kanadı olduğunu duyurdu. Kassam Tugayları, 80 öncesi Filistinli Marksist grupların aksine strateji olarak sadece Filistin toprakları içerisinde eylem yapmayı benimsiyor.

Yahya Ayyaş, Nizar Reyyan, Salah Şehade ve Ahmed Caberi gibi bir çok komutanını İsrail saldırılarında kaybeden silahlı grubun liderliğini Muhammed Deyf ve yardımcılığını Mervan İsa yürütüyor.

6 tugaydan oluşuyor

Kassam Tugayları, 30 bin civarında silahlı üyesi olan 6 tugaydan oluşuyor. Bu tugaylar da kendi içinde farklı birimlere bölünüyor. Filistin dışından hiçbir milis desteğini kabul etmeyen grup, mensuplarını dini, kültürel ve ahlaki yoğun bir eğitim sürecinden geçiriyor.

El-Kassam Tugayları, askeri çalışmalarına başlangıçta tabanca sonra tüfekle başladı. Bağlılarının yerel imkanlarla ürettiği otomatik silahın ardından, bazı patlayıcıların yanında bombalar ve uzaktan kumandalı patlayıcı üretimlerini geliştirdi.

Örgüt bünyesinde Mühendislik birimi, Hava Savunma birimi, Topçu birimi, Fedailer birimi, Lojistik birimi uzmanlaşmış birimlere sahip.

İsrail’in güneyindeki Sderot Yahudi Yerleşim bölgesi 26 Ekim 2001’de el-Kassam Tugayları’nın fırlattığı ilk füzeye hedef oldu. “Kassam 1” adıyla bilinen roketi Time dergisi Filistinlilerin roketi silah olarak kullanabildiği noktaya ulaştığını ifade ederek “Ortadoğuyu değiştirme imkanına sahip ilkel roket” şeklinde nitelemişti.

Hamas daha sonradan hızlıca yürüttüğü teknik çalışmalarıyla roketi geliştirerek “Kassam 2” adlı yeni modeli üretti. Kassam bu roketi ilk kez 2002 yılının Şubat ayında kullandı. Kassam 3 ve 4 modellerinden sonra örgüt üretilen roketlere liderlerini takma adlarının baş harfi ve roketin menzilinden oluşan isimler vermeye başladı.

M75, 2003 yılında öldürülen İbrahim el-Mukaddime’nin ardından M harfi ve 75 kilometre menzili olması nedeniyle rakam kodu aldı. R160 roketi 2004 yılında öldürülen Abdulaziz el Rantisi, J180 de 2012 yılında öldürülen Ahmed Caberi’nin adını taşıyor.

Yerli üretim füzelerin yanı sıra Kassam Tugayları İran yapımı Fecr-5 ve Grad füzelerini de kullandı. Kassam Tugayları’nın artan füze kapasitesine cevap olarak İsrail Demir Kubbe adı verilen hava savunma sistemini kurdu.

İnsansız hava aracı üretti

Kassam Tugayları, 14 Temmuz 2014’te “nitelikli bir atılım gerçekleştirdiğini” duyurarak mühendisleri tarafından Ebabil ismi verilen insansız hava aracı ürettiğini duyurdu. Bununla dikkati çeken Kassam, “İsrail hava sahasında özel görevler yürütmek üzere 3 çeşit hava aracı ürettiğini” açıkladı.

Ayrıca Tugaylar, askerleri esir almak gibi bir çok operasyon da yapmıştı. Bunların en önemlisi 2005’de İsrailli er Gilad Şalit’i esir alması ve böylelikle İsrail’le antlaşma yaparak bin 27 Filistinli’yi serbest bıraktırması olmuştu.

Kassam, Gazze’ye karşı (2008 ve 2012) yıllarında açılan savaşta İsrail’e karşı koyma imkanı sağlamakla kalmamış aynı zamanda büyük teknolojik imkanlara sahip İsrail Ordusu’na büyük zararlar vermişti.

Hamas ve İsrail arasındaki çatışmaların yakın tarihçesi

İsrail’in 2005 yılında 2,3 milyon insana ev sahipliği yapan Gazze Şeridi’nden çekilmesinden bu yana bölgeyi kontrol eden Hamas ve İsrail arasında çok sayıda çatışma yaşandı. İşte bu çatışmaların öne çıkanlarının kronolojisi:

Ağustos 2005 İsrail güçleri, 1967’deki Orta Doğu savaşında kıyı şeridini Mısır’dan ele geçirdikten 38 yıl sonra tek taraflı olarak Gazze’den çekildi, yerleşim yerlerini terk etti ve bölgeyi Filistin Yönetimi’nin kontrolüne bıraktı.

25 Ocak 2006: Hamas, Filistin parlamento seçimlerinde sandalyelerin çoğunluğunu kazandı. İsrail ve ABD, Hamas’ın şiddetten vazgeçmeyi ve İsrail’i tanımayı reddetmesi nedeniyle Filistinlilere yardımı kesti.

25 Haziran 2006: Hamas militanları, sınır ötesi bir baskında İsrail askeri Gilad Şalit’i esir aldı. Bu da İsrail’in hava saldırılarına yol açtı. Şalit, beş yıldan uzun bir süre sonra bir mahkum değişimiyle serbest bırakıldı.

14 Haziran 2007: Hamas, kısa bir iç savaşla Gazze’yi ele geçirdi ve Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sadık El Fetih güçlerini devirdi.

27 Aralık 2008: İsrail, Filistinlilerin İsrail’in güneyindeki Sderot kasabasına roket atmasının ardından Gazze’ye 22 günlük bir askeri saldırı başlattı. Ateşkes sağlanmadan önce yaklaşık bin 400 Filistinli ve 13 İsraillinin öldürüldüğü bildirildi.

14 Kasım 2012: İsrail, Hamas’ın Genelkurmay Başkanı Ahmed Cebari’yi öldürdü. Hemen ardından sekiz gün boyunca Filistinli militanlar roket fırlatırken, İsrail de hava saldırılarını sürdürdü.
Temmuz-Ağustos 2014 – Üç İsrailli gencin Hamas tarafından kaçırılması ve öldürülmesi, Gazze’de 2 bin 100’den fazla Filistinli’nin ve 67’si askeri olmak üzere 73 İsraillinin öldüğü bildirilen yedi haftalık bir savaşa yol açtı.

Mart 2018: Gazze’nin İsrail ile çitlerle çevrili sınırında Filistinli protestolar başladı. İsrail askerleri protestocuları uzaklaştırmak için ateş açtı. Birkaç ay devam eden protestolarda 170’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü bildirildi. Protestolar ve İsrailli askerlerin müdahalesi aynı zamanda Hamas ile İsrail güçleri arasında çatışmalara yol açtı.

Mayıs 2021: Ramazan ayında haftalarca süren gerilimin ardından, Kudüs’teki El Aksa yerleşkesinde İsrail güvenlik güçleriyle çıkan çatışmalarda yüzlerce Filistinli yaralandı. İsrail’in güvenlik güçlerini yerleşkeden çekmesini talep ettikten sonra Hamas, Gazze’den İsrail’e bir roket yağmuru başlattı. İsrail de Gazze’ye hava saldırılarıyla karşılık verdi. 11 gün süren çatışmalarda Gazze’de en az 250, İsrail’de ise 13 kişi hayatını kaybetti.

Ağustos 2022: İsrail’in hava saldırısıyla üst düzey bir İslami Cihad komutanını vurmasıyla başlayan ve üç gün süren şiddet olaylarında 15’i çocuk en az 44 kişi öldürüldü. İsrail, hava saldırılarının İran destekli militan hareketin İsrailli komutanları ve silah depolarını hedef alacak bir saldırı planına karşı önleyici bir operasyon olduğunu söyledi. Buna karşılık İslami Cihad, İsrail’e binden fazla roket fırlattı. İsrail’in Demir Kubbe hava savunma sistemi, herhangi bir ciddi hasar veya can kaybının önüne geçti.

Ocak 2023: Gazze’deki İslami Cihad, İsrail birliklerinin bir mülteci kampına baskın yapıp yedi Filistinli silahlı militanı ve iki sivili öldürmesinin ardından İsrail’e iki roket fırlattı. Roketler sınıra yakın yerleşim yerlerinde alarmların çalmasına neden oldu ancak herhangi bir can kaybına yol açmadı. İsrail Gazze’ye hava saldırılarıyla karşılık verdi.

Mayıs 2023: İsrail’in Filistin İslami Cihad örgütünün üç üyesini hedef alarak öldürmesiyle başladı. İki taraf arasında beş gün süren çatışmalarda Filistinli siviller de hayatını kaybetti. Daha sonra iki taraf arasında ateş anlaşması yapıldı.

Ekim 2023: Hamas, roket yağmurunun yanı sıra sınırı geçen silahlı kişilerle sürpriz bir saldırı düzenleyerek Gazze Şeridi’nden İsrail’e son yılların en büyük saldırısını başlattı. İslami Cihad, savaşçılarının saldırıya katıldığını duyurdu. İsrail ordusu, savaş durumunda olduğunu belirterek, Gazze’de Hamas’ı hedef alan saldırılar düzenlediğini ve yedek birlikleri göreve çağırdığını açıkladı.

Paylaşın

Filistin – İsrail Savaşı İkinci Gününde: En Az 800 Ölü

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları öncülüğündeki Filistinli direniş grupları Gazze Şeridi’nden İsrail’e karşı ‘Aksa Tufanı’ operasyonunu başlatırken, İsrail’de buna karşılık “Demir Kılıçlar” operasyonunu başlattı. Operasyonlar ikinci gününe girerken en az 800 kişinin öldüğü bildirildi.

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü hava saldırılarında ölü sayısının 313’e çıktığını duyurdu. Hayatını kaybedenlerden 20’sinin çocuk olduğunu bildiren Bakanlık, 2 bine yakın da yaralı olduğunu açıkladı. Diğer yandan Batı Şeria’da İsrail askerleri ile Filistinli göstericiler arasında çıkan çatışmalarda 6 kişi öldü. Bir başka olayda da İsrail askerlere bıçaklı saldırı girişiminde bulunan bir Filistinli öldürüldü.

Hamas militanlarının önce binlerce roket fırlatarak, ardından da sınırı geçerek İsrail yerleşimlerine düzenlediği saldırılarda ise İsrail medyasına göre en az 500 kişinin öldüğü belirtiliyor. Çok sayıda İsrailli asker ve sivil de Hamas tarafından rehin alındı.

Hizbullah İsrail’e saldırdı

Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarını başlatmasından bir gün sonra İran destekli Hizbullah milisleri Lübnan’dan İsrail’e saldırı düzenledi. Şii milisler Pazar günü yaptığı açıklamada, “çok sayıda topçu mermisi ve güdümlü füzelerle” sınır bölgesindeki İsrail hedeflerinin vurulduğunu belirtti. Açıklamada, saldırının Hamas ile “dayanışma” amacıyla düzenlendiği kaydedildi.

Hizbullah, Lübnan’a ait olan ancak İsrail işgali altındaki Kefr Şuba bölgesinde “Siyonist düşmana” ait üç noktanın vurulduğunu bildirdi. AFP haber ajansına konuşan bölge sakinleri de sabah saatlerinde İsrail yönüne roket saldırıları düzenlendiğini aktardı.

Hizbullah, Hamas’ın saldırılarını “kahramanca operasyon” olarak nitelendirerek bu örgütü tebrik etmiş, Hamas da Hizbullah’a, İsrail’e karşı mücadeleye katılma çağrısı yapmıştı.

İsrail, Hizbullah hedeflerini vurdu

İsrail ordusu ise Lübnan’ın güneyinden düzenlenen saldırılara karşılık verdi. Ordudan yapılan açıklamada, İsrail birliklerinin Lübnan’da saldırıların düzenlendiği mevzileri vurduğu belirtildi.

İsrail ordusu, ayrıca Hizbullah’ı Hamas’ın başlattığı askeri gerginliğe karışmaması konusunda uyardı. Ordu Sözcüsü Richard Hecht, “Hizbullah’a müdahil olmamasını tavsiye ediyoruz. Gelirlerse de, buna hazırız” ifadelerini kullandı.

İsrail ile Lübnan arasındaki tampon bölgede konuşlu Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Görev Gücü (UNIFIL) ise itidal çağrısında bulundu. “Her iki tarafın yetkilileriyle de temas halindeyiz” açıklamasında bulunan UNIFIL, tansiyonun daha da yükselmesini önlemeyi hedeflediğini belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 2000 yılında belirlenen, İsrail ile Lübnan arasındaki sınırı oluşturan Mavi Hat’ta yaklaşık 13 bölge tartışma yaratıyor. İsrail ve Hizbullah arasında 2006 yılında 34 gün süren bir savaş yaşanmış, Lübnan tarafından bin 200’den fazla, İsrail tarafında ise 160 civarında kişi hayatını kaybetmişti.

Mısır’da bir polis memuru iki İsrailli turisti öldürdü

İsrail dışişleri bakanlığı, Mısır’ın İskenderiye kentinde iki İsrailli turist ve Mısırlı tur rehberlerinin vurularak öldürüldüğünü açıkladı. Bir polis memurunun kentte bir grup İsrailli turiste ateş açtığı iddia edildi. Polis memurunun gözaltına alındığı belirtildi.

Extra News adlı televizyon kanalı da kimliği belirsiz bir güvenlik yetkilisinin, saldırıda bir kişinin daha yaralandığını söylediğini aktardı. Mısır’da İsraillilere yönelik bu tür bir saldırı onlarca yıldır görülmemişti.

Hamas, Filistinlilere ve bölgedeki diğer Araplara “İsrail işgalini ortadan kaldırma” eylemine katılma çağrısında bulundu. Şimdi büyük bir soru, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki veya bölgenin başka yerlerindeki Filistinlilerin bu çağrıya kulak verip vermeyecekleri.

İsrail şüphesiz birden fazla cephede başlayabilecek bir savaş olasılığının farkında. İsrail için en kötü senaryo, Lübnanlı militan grup Hizbullah’ın da bu girişime dahil olması olur.

Bu arada İsrail ordusu büyük miktarda asker takviyesi emri verdi. Gazze’ye yönelik yoğun hava saldırılarının yanı sıra İsrail kara operasyonu planladığını da belirtti.

İsrail’de “özel güvenlik durumu” genişletildi

İsrail Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın operasyonel değerlendirmelerin ardından “özel güvenlik durumunu” tüm İsrail topraklarını kapsayacak şekilde genişlettiği belirtildi.

Açıklamada, böylece İsrail ordusunun sivillere güvenlik talimatları verebileceği ve gerekli durumlarda kamuya açık alanları kapatabileceği aktarıldı.

Gazze Şeridi sınırındaki İsrailliler tahliye ediliyor

İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, Gazze Şeridi sınırındaki Yahudi yerleşim birimlerindeki İsraillileri tahliye etmeye başladığını ve çoğu bölgede kontrolün yeniden sağlandığını duyurdu. Açıklamada, “Saldırıya uğrayan bölgelerin çoğunun kontrolünü yeniden ele geçirmeyi başardık. Beiri yerleşim biriminde çatışmalar devam ediyor” ifadelerine yer verildi.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te genel grev

Filistin Kurtuluş Örgütü Yürütme Kurulu Üyesi Vasıl Ebu Yusuf, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Batı Şeria’da İsrail’in ihlallerine tepki için genel grev ilan edildiğini belirtti. Tepki olarak esnafın kepenk kapattığını ifade eden Ebu Yusuf, Gazze’ye saldırılardan ötürü Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması gerektiğini kaydetti.

Batı Şeria’nın yanı sıra Doğu Kudüs’te de Filistinli esnaf kepenk kapattı. Öte yandan Filistin Eğitim Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, ilköğretim ve üniversitelerde eğitime ara verildiği bildirildi.

Güvenlik kabinesi Netanyahu’ya ‘savaş yetkisi’ verdi

İsrail Güvenlik kabinesi cumartesi akşamı Başbakan Netanyahu’ya büyük çaplı bir askeri harekatı başlatma yetkisi verdi. Bu karar, Gazze Şeridi’nde geniş çaplı askeri operasyonlara olanak tanıyacak. Güvenlik Kabinesi’nin aldığı bu karar, pazartesi günü Knesset’in Dışişleri ve Savunma Komitesi’nin onayına sunulacak.

Pazartesi günü komite ayrıca hükümetin yedek askerleri çağırma ve olağanüstü hal ilan etme kararını da geriye dönük olarak onaylayacak. Başbakan Netanyahu, Gazzelilere yaptığı çağrıda “Gazze’yi terk edin” demişti. Güvenlik uzmanlarına göre, İsrail’in Hamas ile mücadelesi uzun soluklu çatışmalara yol açabilir.

“İsrail topraklarında ‘güç takviyesi’ yaptık”

Hamas’ın askeri sözcüsü, örgütün İsrail topraklarındaki “güçlerini yenilemeyi” ve sahada savaşan askerlerine yardım sağlamayı başardığını söyledi. Askeri sözcü, Hamas militanlarının İsrail içinde savaşmaya devam ettiğini sözlerine ekledi.

Daha önce de örgütün gece ve sabah erken saatlerde İsrail topraklarına sızmaya devam ettiği ve aralarında Sufa, Holit ve Yated köyleri ile birkaç bölgede “sahada faaliyet gösteren güçlerini takviye ettiği” iddia edilmişti. İsrail medyası da, Gazze sınırına yakın İsrail topraklarında çatışmaların yer yer devam ettiğini aktarıyor.

BMGK toplanıyor

Reuters’a konuşan diplomatlar, Hamas’ın cumartesi günü İsrail’e yönelik son yılların en büyük saldırısını gerçekleştirmesinin ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin pazar günü toplanacağını söyledi.

BM sözcüsü Stephane Dujarric yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Hamas’ın saldırısını kınadığını ve “daha büyük bir savaştan kaçınmak için tüm diplomatik çabaları gösterme” çağrısında bulunduğunu söyledi.

Hamas ve İsrail arasındaki çatışmaların yakın tarihçesi

İsrail’in 2005 yılında 2,3 milyon insana ev sahipliği yapan Gazze Şeridi’nden çekilmesinden bu yana bölgeyi kontrol eden Hamas ve İsrail arasında çok sayıda çatışma yaşandı. İşte bu çatışmaların öne çıkanlarının kronolojisi:

Ağustos 2005 İsrail güçleri, 1967’deki Orta Doğu savaşında kıyı şeridini Mısır’dan ele geçirdikten 38 yıl sonra tek taraflı olarak Gazze’den çekildi, yerleşim yerlerini terk etti ve bölgeyi Filistin Yönetimi’nin kontrolüne bıraktı.

25 Ocak 2006: Hamas, Filistin parlamento seçimlerinde sandalyelerin çoğunluğunu kazandı. İsrail ve ABD, Hamas’ın şiddetten vazgeçmeyi ve İsrail’i tanımayı reddetmesi nedeniyle Filistinlilere yardımı kesti.

25 Haziran 2006: Hamas militanları, sınır ötesi bir baskında İsrail askeri Gilad Şalit’i esir aldı. Bu da İsrail’in hava saldırılarına yol açtı. Şalit, beş yıldan uzun bir süre sonra bir mahkum değişimiyle serbest bırakıldı.

14 Haziran 2007: Hamas, kısa bir iç savaşla Gazze’yi ele geçirdi ve Batı Şeria’da bulunan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’a sadık El Fetih güçlerini devirdi.

27 Aralık 2008: İsrail, Filistinlilerin İsrail’in güneyindeki Sderot kasabasına roket atmasının ardından Gazze’ye 22 günlük bir askeri saldırı başlattı. Ateşkes sağlanmadan önce yaklaşık bin 400 Filistinli ve 13 İsraillinin öldürüldüğü bildirildi.

14 Kasım 2012: İsrail, Hamas’ın Genelkurmay Başkanı Ahmed Cebari’yi öldürdü. Hemen ardından sekiz gün boyunca Filistinli militanlar roket fırlatırken, İsrail de hava saldırılarını sürdürdü.
Temmuz-Ağustos 2014 – Üç İsrailli gencin Hamas tarafından kaçırılması ve öldürülmesi, Gazze’de 2 bin 100’den fazla Filistinli’nin ve 67’si askeri olmak üzere 73 İsraillinin öldüğü bildirilen yedi haftalık bir savaşa yol açtı.

Mart 2018: Gazze’nin İsrail ile çitlerle çevrili sınırında Filistinli protestolar başladı. İsrail askerleri protestocuları uzaklaştırmak için ateş açtı. Birkaç ay devam eden protestolarda 170’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü bildirildi. Protestolar ve İsrailli askerlerin müdahalesi aynı zamanda Hamas ile İsrail güçleri arasında çatışmalara yol açtı.

Mayıs 2021: Ramazan ayında haftalarca süren gerilimin ardından, Kudüs’teki El Aksa yerleşkesinde İsrail güvenlik güçleriyle çıkan çatışmalarda yüzlerce Filistinli yaralandı. İsrail’in güvenlik güçlerini yerleşkeden çekmesini talep ettikten sonra Hamas, Gazze’den İsrail’e bir roket yağmuru başlattı. İsrail de Gazze’ye hava saldırılarıyla karşılık verdi. 11 gün süren çatışmalarda Gazze’de en az 250, İsrail’de ise 13 kişi hayatını kaybetti.

Ağustos 2022: İsrail’in hava saldırısıyla üst düzey bir İslami Cihad komutanını vurmasıyla başlayan ve üç gün süren şiddet olaylarında 15’i çocuk en az 44 kişi öldürüldü. İsrail, hava saldırılarının İran destekli militan hareketin İsrailli komutanları ve silah depolarını hedef alacak bir saldırı planına karşı önleyici bir operasyon olduğunu söyledi. Buna karşılık İslami Cihad, İsrail’e binden fazla roket fırlattı. İsrail’in Demir Kubbe hava savunma sistemi, herhangi bir ciddi hasar veya can kaybının önüne geçti.

Ocak 2023: Gazze’deki İslami Cihad, İsrail birliklerinin bir mülteci kampına baskın yapıp yedi Filistinli silahlı militanı ve iki sivili öldürmesinin ardından İsrail’e iki roket fırlattı. Roketler sınıra yakın yerleşim yerlerinde alarmların çalmasına neden oldu ancak herhangi bir can kaybına yol açmadı. İsrail Gazze’ye hava saldırılarıyla karşılık verdi.

Mayıs 2023: İsrail’in Filistin İslami Cihad örgütünün üç üyesini hedef alarak öldürmesiyle başladı. İki taraf arasında beş gün süren çatışmalarda Filistinli siviller de hayatını kaybetti. Daha sonra iki taraf arasında ateş anlaşması yapıldı.

Ekim 2023: Hamas, roket yağmurunun yanı sıra sınırı geçen silahlı kişilerle sürpriz bir saldırı düzenleyerek Gazze Şeridi’nden İsrail’e son yılların en büyük saldırısını başlattı. İslami Cihad, savaşçılarının saldırıya katıldığını duyurdu. İsrail ordusu, savaş durumunda olduğunu belirterek, Gazze’de Hamas’ı hedef alan saldırılar düzenlediğini ve yedek birlikleri göreve çağırdığını açıkladı.

Paylaşın

İsrail’den Gazze’ye ‘Demir Kılıçlar’ Operasyonu; Netanyahu: Bedel Ödeyecekler

Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nın İsrail’e karşı “Aksa Tufanı” isimli bir operasyon başlattığını duyurmasının ardından, İsrail’de, Gazze’ye ‘demir kılıçlar’ operasyonu başlattığını duyurdu.

Haber Merkezi / İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İsrail halkı. Biz bir savaşın içindeyiz. Bu bir operasyon değil, gerilim değil. Bir savaş” dedi.

Açıklamasının devamında, “Hamas, bu sabah sürpriz bir saldırıyla İsrail devletine ve halkına karşı ölümcül bir saldırı başlattı. Sabahın erken saatlerinden beri bunu yaşıyoruz” diyen Netanyahu, “Güvenlik yetkililerini topladım, öncelikle sızan teröristleri temizlemeleri talimatını verdim. Bu operasyon şu saatlerde yapılıyor” ifadelerini kullandı.

Netanyahu, açıklamasının sonunda, “Aynı zamanda büyük bir yedek asker çağrısı ile birlikte düşmanın hiç bilmediği bir güç ve kapsamda karşı saldırı savaşı emri verdim. Düşman, hiç bilmediği bir bedel ödeyecek. Bu arada, İsrail vatandaşlarını ordu talimatlarına kesin bir şekilde uymaya çağırıyorum. Bir savaştayız ve biz kazanacağız” dedi.

İsrail ordusu da savaş uçaklarıyla abluka altındaki Gazze Şeridi’ne saldırı başlattığını duyurdu. Ordudan yapılan yazılı açıklamada, savaş uçaklarının Gazze Şeridi’ndeki farklı Hamas hedeflerini vurmaya başladığı belirtildi.

Gazze Şeridi sınır bölgesinde, İsrail ordusu ile Filistinli gruplar arasında çıkan çatışmalarda 4 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 5’inin yaralandığı bildirildi. Filistin resmi ajansı WAFA’da yer alan haberde, Gazze Şeridi’nin sınır bölgesinde İsrail ordusu ile Filistinliler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı belirtildi.

İzzeddin El Kassam Tugayları komutanı Muhammed ed Dayf, Cumartesi günü erken saatlerde yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nden yapılan roket saldırılarının ardından “askeri bir operasyonun” başladığını ve “Aksa Tufanı” olarak adlandırılan bu operasyonun amacının, “İsrail’in ihlallerine” son vermek olduğunu dile getirdi. Ed Dayf, İsrail’e karşı başlattıkları “Aksa Tufanı’nın” ilk aşamasında 5 bin roket ve havan fırlattıklarını duyurdu. Saldırılarda bir kişinin öldüğü 15 kişinin de yaralandığını bildirildi.

Dayf, İsrail’e yönelik başlattığı saldırıya ilişkin yüzünün görülmediği videoda mesajında, “Filistin halkının yeniden devrim yaptığını ve bir devlet kurma projesine geri döndüğünü” ifade ederek, “İsrail’in ihlallerine karşı bir çizgi çekme kararı aldık, İsrail’e karşı Aksa Tufanı operasyonunu başlattık” dedi.

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise, konuya ilişkin bu sabah yaptığı açıklamada,  “Hamas’ın Gazze Şeridi’nden İsrail topraklarına yoğun bir şekilde roket atmaya başladığını, bir dizi farklı noktadan İsrail topraklarına girildiğini” duyurdu. Açıklamada, “Güney ve orta bölgelerdeki sivillerin sığınakların yanında, Gazze Şeridi’ni çevreleyen bölgede ise sığınakların içinde kalmaları gerekmektedir. Genelkurmay Başkanı şu anda bir durum değerlendirmesi yapmakta ve IDF faaliyetlerinin devamına ilişkin planları onaylamaktadır” denildi.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant da, “özel güvenlik durumu” ilan edildiğini aktararak, “Hamas, İsrail Devleti’ne savaş açarak büyük bir hata yaptı. İsrail ordusu her yerde düşmana karşı savaşıyor. İsrail kazanacak” dedi.

Mayıs ayında İsrail, Gazze Şeridi’nde İslami Cihad’a karşı bir saldırı başlatmış ve İsrail ordusu, İslami Cihad ve bölgedeki diğer silahlı gruplar arasında 34 Filistinli ve bir İsrailli kadının hayatını kaybettiği beş günlük bir savaşı tetiklemişti.

İsrail, Hamas’ın kontrolü ele geçirmesinden bu yana Gazze Şeridi’ne sıkı bir abluka uyguluyor. Yılbaşından bu yana İsrail-Filistin çatışmasıyla bağlantılı şiddet tırmanarak en az 247 Filistinli, 33 İsrailli, bir Ukraynalı ve bir İtalyan’ın hayatına mal oldu.

Paylaşın

Hamas’tan İsrail’e ‘Aksa Tufanı’ Operasyonu: 5 Binden Fazla Roket Atıldı

Gazze Şeridi’ni 2007’den beri kontrol eden Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail’e karşı “El Aksa Tufanı Operasyonu” başlattığını ve 5 binden fazla roket attığını duyurdu.

Haber Merkezi / İzzeddin el-Kassam Tugayları, “(İsrail) işgalinin tüm suçlarına son vermeye karar verdik” açıklamasında bulundu.

Yüzünün görülmediği bir videoda konuşan İzzeddin el-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf, “Filistin halkı yeniden devrim yaptı ve bir devlet kurma projesine geri döndü…İsrail’in ihlalllerine karşı bir çizgi çekme kararı aldık” dedi.

İsrail, Hamas’ın roket saldırılarında en az bir kişinin yaralandığını açıklarken, İsrail ordusu ise “savaş durumu alarmı” ilan etiğini duyurdu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, roketlerin fırlatıldığı Gazze’deki hedeflere saldırı başlatıldığı duyuruldu. Açıklamada, İsrailli sivillerin korunacağı ve Hamas’ın eylemlerinden dolayı ağır bir bedel ödeyeceği belirtildi.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, yedek askerleri göreve çağıran kararnameyi imzaladı. Gallant ayrıca, Gazze Şeridi etrafında 80 kilometre yarıçapındaki bölgeyi askeri alan ilan etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisinden yapılan açıklamada başbakanın önümüzdeki saatlerde üst düzey güvenlik yetkilileriyle bir araya geleceği belirtildi.

Kızıl Haç’ın İsrail’deki muadili olan Magen David Adom, İsrail’in güneyinde altmışlı yaşlarında bir kadının öldüğünü ve 15 kişinin de yaralandığını duyurdu. Magen David Adom’a göre bir roket Tel Aviv’in güneyindeki Yavne kasabasına düştü ve burada bir adam şarapnel parçaları nedeniyle hafif yaralandı.

Mayıs ayında İsrail, Gazze Şeridi’nde İslami Cihad’a karşı bir saldırı başlatmış ve İsrail ordusu, İslami Cihad ve bölgedeki diğer silahlı gruplar arasında 34 Filistinli ve bir İsrailli kadının hayatını kaybettiği beş günlük bir savaşı tetiklemişti.

İsrail, Hamas’ın kontrolü ele geçirmesinden bu yana Gazze Şeridi’ne sıkı bir abluka uyguluyor. Yılbaşından bu yana İsrail-Filistin çatışmasıyla bağlantılı şiddet tırmanarak en az 247 Filistinli, 33 İsrailli, bir Ukraynalı ve bir İtalyan’ın hayatına mal oldu.

Paylaşın

İran’dan Nobel Barış Ödülü Tepkisi: Siyasi Bir Hamle

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, 2023 Nobel Barış Ödülü’ne İran’da tutuklu bulunan insan hakları aktivisti Nergis Muhammedi’ye verilmesini kınayarak, bunun “siyasi bir hamle” olduğunu söyledi.

Nasır Kenani, açıklamasının devamında, “Nobel Barış Komitesi’nin eylemi, bazı Avrupalı hükümetlerin müdahaleci ve İran karşıtı politikaları doğrultusunda siyasi bir hamle” dedi.

Öte yandan Muhammedi’nin ailesi ödülün açıklanması sonrasında Instagram’da yaptığı paylaşımda “İran’ın özgürlüğü için verilen mücadelede tarihi ve önemli bir an” olarak değerlendirdi.

İran hükümeti, 2023 Nobel Barış Ödülü’ne İran’da tutuklu bulunan insan hakları aktivisti Nergis Muhammedi’nin layık görülmesini kınayan bir açıklama yaptı.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Muhammedi’nin Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesini “siyasi bir hamle” olarak nitelendirdi. Kenani, “Nobel Barış Komitesi’nin eylemi, bazı Avrupalı hükümetlerin müdahaleci ve İran karşıtı politikaları doğrultusunda siyasi bir hamle” dedi.

“Nobel Barış Komitesi, defalarca yasaları ihlal eden ve suç teşkil eden eylemlerde bulunarak hüküm giyen bir kişiye ödül verdi” ifadelerini kullanan Kenani, “Taraflı ve siyasi amaçlı olan bu eylemi kınıyoruz” şeklinde konuştu.

Norveç Nobel Komitesi, Nobel Barış Ödülü’ne Nergis Muhammedi’nin layık görüldüğünü duyururken, Muhammedi’nin “İran’da kadınlara yönelik baskıya ve sistematik ayrımcılığa karşı verdiği mücadele”ye vurgu yaptı.

Muhammedi’nin ailesi ödülün açıklanması sonrasında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “İran’ın özgürlüğü için verilen mücadelede tarihi ve önemli bir an” olarak değerlendirdi.

Muhammedi’nin Fransa’da sürgünde yaşayan oğlu da annesinin bu ödüle layık görülmesinden dolayı “çok gururlu” ve “çok mutlu” olduğunu belirterek, bunun “İran halkı için bir ödül” olduğunu söyledi. Muhammedi’nin 17 yaşındaki oğlu sekiz yıldır annesini görmediğini de sözlerine ekledi.

İran’da “ulusal güvenliğe karşı eylem”, “rejime karşı propaganda” gibi değişik nedenlerle değişik dönemlerde hapis cezalarına çarptırılan insan hakları savunucusu Muhammedi, 2011’de 6 yıl hapse mahkum edilmiş, Temmuz 2012’de serbest bırakılmış, 2015’te yeniden tutuklanmıştı.

Muhammedi, son olarak 2022 yılında görülen davada beş dakika süren duruşma sonrasında 8 yıl hapis ve 70 kırbaç cezasına mahkum edilmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

43 Milyon Çocuk “İklim Değişikliği” Nedeniyle Göç Etti

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) görevlilerinden Laura Healy, dünya genelinde her gün yaklaşık 20 bin çocuğun iklim değişikliğine bağlı nedenlerden dolayı evini terk etmek zorunda kaldığını belirtti.

Healy, bu sayının sadece “Buzdağının görünen kısmı” olduğunu ifade ederek, gerçek rakamın büyük olasılıkla çok daha yüksek olacağını dile getirdi. Laura Healy, kuraklık nedeniyle göç etmek mecburiyetinde kalan çocukların “radikal bir biçimde yetersiz raporlandığını” ve bunun sebebinin kuraklığın çok daha uzun süreli bir süreç olmasından kaynaklandığını vurguladı.

UNICEF İdari Direktörü Catherine Russell, çocukların yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalmasının “her zaman sarsıcı” olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliği etkilerinin giderek daha büyük boyutlara ulaşması gibi, buna bağlı kaçış dalgaları da artacak” dedi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), 2016-2021 yılları arasında 44 ülkeden yaklaşık 43,1 milyon çocuğun, iklim değişikliğinin sebep olduğu hava olayları nedeniyle yaşadığı yeri terk ettiğini bildirdi.

UNICEF’in Perşembe günü yayınladığı rapora göre, söz konusu beş yıl içinde on milyonlarca çocuğun yaşadığı evi ve bölgeyi terk etmesine neden olan başlıca felaketler, seller, kasırgalar, kuraklıklar ve orman yangınları oldu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; “Değişen İklimde Yerinden Edilen Çocuklar” adlı raporu kaleme alan UNICEF görevlilerinden Laura Healy, açıklanan rakama göre, dünya genelinde her gün yaklaşık 20 bin çocuğun evini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. Healy, bu sayının sadece “Buzdağının görünen kısmı” olduğunu ifade ederek, gerçek rakamın büyük olasılıkla çok daha yüksek olacağını dile getirdi.

Laura Healy, kuraklık nedeniyle göç etmek mecburiyetinde kalan çocukların “radikal bir biçimde yetersiz raporlandığını” ve bunun sebebinin kuraklığın çok daha uzun süreli bir süreç olmasından kaynaklandığını vurguladı.

Yayınladığı raporda geleceğe dair öngörülerde de bulunan UNICEF, önümüzdeki 30 yıl içinde seller ve su taşkınlarından dolayı 96 milyon, kasırgalar sebebiyle 10,3 milyon, fırtına dalgaları nedeniyle de 7,2 milyon çocuğun daha göç etmek zorunda kalabileceğini tahmin ediyor.

Raporda, iklim değişikliğine bağlı sebepleri neticesinde en fazla çocuğun göç ettiği ülkeler sıralamasında, Çin, Hindistan ve Filipinler ilk üç sırada yer aldı. Nüfusa oranla en fazla çocuğun yaşadığı yeri terk ettiği ülkeler ise Karayipler bölgesinde yer alan ada ülkesi Dominika, Pasifik Okyanusu’ndaki ada ülkelerinden Vanuatu ve Afrika ülkeleri Somali ile Güney Sudan olarak sıralandı.

“Kaçış dalgaları artacak”

UNICEF İdari Direktörü Catherine Russell, çocukların yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalmasının “her zaman sarsıcı” olduğunu ifade ederek, “İklim değişikliği etkilerinin giderek daha büyük boyutlara ulaşması gibi, buna bağlı kaçış dalgaları da artacak” diyen Russell, çocuklara hem kendi yaşadıkları topraklarda hem de gittikleri yerlerde daha fazla koruma sağlanması gerektiğini dile getirdi.

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’ya Füze Saldırısı: En Az 49 Kişi Hayatını Kaybetti

Ukrayna’nın doğusunda yer alan Kupiansk’ın Hroza köyüne düzenlenen füze saldırısında en az 49 kişi hayatını kaybetti, Saldırı, savaşın başlangıcından bu yana sivillere yönelik en ölümcül saldırılardan biri olarak kayıtlara geçti.

Haber Merkezi / Saldırı sonrası açıklama yapan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski “Rusya, buna ve bunun gibi terör saldırılarına sadece bir şeyden ihtiyaç duyuyor: soykırım amaçlı saldırganlığını tüm dünya için yeni bir norm haline getirmek” dedi.

Saldırı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova merkezli bir düşünce kuruluşunda konuşma yapmasından birkaç saat önce gerçekleşti. Putin, Ukrayna savaşını bizzat Kiev’in başlattığı ve Batı’nın desteklediği iddiasını yineledi.

Harkov bölgesi, savaşın başladığı Şubat 2022’den bu yana Rusya ve Ukrayna orduları arasındaki çatışmaların ön saflarında yer alıyor. Kupiansk bölgenin doğusunda yer alıyor ve işgalin ardından Rusya kuvvetleri için önemli bir tedarik merkeziydi.

Geçen yılın eylül ayında Kiev, aylar süren çatışmalardan sonra Harkov bölgesinin bazı kısımlarını geri aldığını açıklamıştı.

ABD, İran’ın mermilere el koyarak Ukrayna’ya teslim etti

Öte yandan Ukrayna’ya mühimmat sağlamakta Batılı ülkelerin sıkıntı çektiğini açıkladığı bir dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) İran’dan Yemen’e giden bir gemide el konulan yaklaşık 1,1 milyon adet mermiyi Ukrayna’ya teslim ettiğini açıkladı.

Orta Doğu’daki operasyonları denetleyen ABD Merkez Komutanlığı (Centcom), mermilerin Sovyet döneminden kalma tüfek ve hafif makineli tüfeklerde kullanılan 7.62mm kalibreli olduğunu belirtti.

Gönderilen mermi sayısı önemli olmakla birlikte müttefikler tarafından Ukrayna’ya halihazırda sağlanan yüz milyonlarca merminin küçük bir yüzdesini temsil ediyor.

Örneğin ABD tek başına savaşın başından beri Ukrayna’ya 200 milyondan fazla mermi ve el bombası sağlamış durumda. Pazartesi günü Varşova Güvenlik Forumu’nda NATO’nun askeri komitesi başkanı Amiral Rob Bauer ise mühimmat konusunda “artık varilin dibinin göründüğünü” söylemişti.

Paylaşın

Pakistan’dan “Göçmen” Çıkışı: 1 Kasım’a Kadar Ülkeyi Terk Edin

Pakistan İçişleri Bakanı Sarfraz Bugti, ülkede yasa dışı olarak bulunan göçmenlerin toplu gözaltı veya zorla sınır dışı edilmeye maruz kalmamak için 1 Kasım öncesi gönüllü olarak ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini kaydetti.

Bakan Bugti ayrıca, hükümetin belgesiz göçmenlerin mal ve mülklerine el koymayı planladığını ve bu durumda olan göçmenlerle ilgili bilgi verecek vatandaşları ödüllendirmek için de özel bir telefon hattı kuracağını aktardı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), Pakistan’ın 2 milyona yakın “yasa dışı göçmeni” sınır dışı etmek için belirlediği süreye karşı çıkarak “geri dönüşün gönüllü olması ve herhangi bir baskı olmadan gerçekleşmesi gerektiğini” bildirdi.

Euronews Türkçe’den Mustafa Bag’in haberine göre; Pakistan, aralarında 1,7 milyon Afganistan vatandaşının da bulunduğu tüm belgesiz göçmenlere ülkeyi terk etmeleri talimatını verdi. İslamabad, aksi takdirde 1 Kasım’dan itibaren belgesiz yabancıların zorla sınır dışı edileceği tehdidinde bulundu.

Ordu destekli geçici hükümet, bu kararı, ülkede sene başından bu yana düzenlenen 24 intihar saldırısından 14’ünün Afganlar tarafından yapılması nedeniyle aldığını belirtti.

İçişleri Bakanı Sarfraz Bugti, talimatın Afganları hedef almadığını, ülkedeki göçmenlerin büyük çoğunluğunun Afgan olmasına rağmen tüm yabancıları kapsayacağını söyledi. Bugti, Pakistan’da yasa dışı olarak bulunan göçmenlerin toplu gözaltı veya zorla sınır dışı edilmeye maruz kalmamak için 1 Kasım öncesi gönüllü olarak ülkelerine geri dönmeleri gerektiğini kaydetti.

Bakan, hükümetin belgesiz göçmenlerin mal ve mülklerine el koymayı planladığını ve bu durumda olan göçmenlerle ilgili bilgi verecek vatandaşları ödüllendirmek için de özel bir telefon hattı kuracağını aktardı.

Ayrıca Pakistanlı bakan, ülkedeki yaklaşık 1,73 milyon Afgan vatandaşın kalmak için yasal belgeleri olmadığını ve Pakistan’da toplam 4,4 milyon Afgan mültecinin yaşadığını söyledi. Sarfraz Bugti, “Afganistan içinden saldırıya uğradığımıza ve Afganistan vatandaşlarının bize yönelik saldırılara karıştığına dair iki farklı görüş yok. Elimizde kanıtlar var.” diye konuştu.

Açıklama, İslamabad’ın geçen ay Taliban’la yaşanan sınır gerginliği sonrası Kabil’le bozulan ilişkilerinde yeni bir dip noktasına işaret ediyor. Ancak yetkililerin belgesiz göçmenlerin ülkeyi terk etmelerini nasıl sağlayabileceği ya da bu kişileri sınır dışı etmek için nasıl bulabileceği henüz bilinmiyor.

Birleşmiş Milletler’den karara tepki

Bu arada Birleşmiş Milletler, Pakistan’ın 2 milyona yakın “yasa dışı göçmeni” sınır dışı etmek için belirlediği süreye karşı çıkarak “geri dönüşün gönüllü olması ve herhangi bir baskı olmadan gerçekleşmesi gerektiğini” bildirdi.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü Kayser Han Afridi, AA’ya yaptığı açıklamada, “Herhangi bir mülteci geri dönüşü gönüllü olmalı ve güvenlik arayışındakilerin korunmasını sağlamak için herhangi bir baskı olmadan yapılmalı.” değerlendirmesinde bulundu.

Pakistan, Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban örgütünün en güçlü destekçisi konumunda. Batı destekli eski Afgan hükümeti döneminde, yetkililer, Afganistan’da düzenlenen intihar saldırılarının ardında Pakistan istihbaratının olduğu yönünde suçlamalar yöneltiyordu.

Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesinin ardından savaştan kaçan Afganlar, ağırlıklı olarak Pakistan’a göç etti. Batılı bazı analistler Pakistan’ı, Taliban ve diğer silahlı militan grupları kendi topraklarında himaye ederek Afganistan’ı istikrarsızlaştırma girişimleri suçlamasıyla eleştiriyordu.

Paylaşın