Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Soğuk Savaş’tan Daha Tehlikeli Bir Eşiğe Ulaştık

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Aynen Soğuk Savaş’ta olduğu gibi tehlikeli, hatta muhtemelen daha da tehlikeli bir eşiğe ulaşmış bulunuyoruz” dedi. Batı ülkelerini hegemonyacı planlara sahip olmakla suçlayan Lavrov, ülkesinin Ukrayna’yı işgalini savundu.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Ukrayna sorunu” olarak nitelendirdiği meselenin, NATO’nun Rusya’nın güvenliğini yıllar boyunca tehdit etmiş olmasından bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın daimi üye olduğu ve geçici olarak başkanlık ettiği Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK), “etkili çok yönlülük (multilateralizm) ve BM Şartı” konulu bir oturumu yönetti. Söz konusu oturumda Lavrov, “Aynen Soğuk Savaş’ta olduğu gibi tehlikeli, hatta muhtemelen daha da tehlikeli bir eşiğe ulaşmış bulunuyoruz” diye konuştu.

Batı ülkelerini hegemonyacı planlara sahip olmakla suçlayan Lavrov, ülkesinin Ukrayna’yı işgalini de savundu. Lavrov, “Ukrayna sorunu” olarak nitelendirdiği meselenin, NATO’nun Rusya’nın güvenliğini yıllar boyunca tehdit etmiş olmasından bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Lavrov, “Uluslararası ilişkiler, ya çıkarlar dengesi temelinde sağlam bir uzlaşının kurulması ya da Washington’ın hegemonyasının saldırgan ve değişken ilerleyişi vasıtasıyla şekillendirilmeye devam edecek” ifadesini kullandı.

Söz konusu oturumla ilgili üye devletlere gönderdiği notta “tek kutuplu dünya düzenini” kınayan Moskova, söz konusu düzenin, “BM sisteminin etkililiği ve istikrarı için ciddi bir sorun teşkil ettiğini” savundu. Notta, “Bugün dünya, yeni bir derin sistemik dönüşümle karşı karşıyadır. Tek kutuplu dünya düzeninin doğal ve hızlı bir biçimde reddi ve yeni bir çok kutuplu sistemin ortaya çıkışı söz konusudur” ifadelerine yer verildi.

Her ay dönüşümlü olarak bir üyenin başkanlık ettiği konseyin başkanlığı, Nisan ayında Rusya’da bulunuyor.

BM Genel Sekreteri Guterres’ten eleştiri

Lavrov’un yönettiği Güvenlik Konseyi oturumunda, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de açıklamalarda bulundu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yol açtığı “felaketi” kınayan Guterres, Rus işgalinin uluslararası hukukun bir ihlali olduğunu ve Ukrayna halkına “devasa bir acı getirdiğini” söyledi. Genel Sekreter, Rus işgalinin “koronavirüs pandemisinin tetiklediği küresel ekonomik istikrarsızlığı pekiştirdiğini” de savundu.

Oturumun konusuyla ilintili olarak, Guterres, “Çok yönlü sistem, Birleşmiş Milletler’in yaratılmasından bu yana tüm zamanların en büyük baskısı altındadır” diye konuştu. Guterres, “Büyük güçler arasındaki gerilim tarihin en yüksek seviyesine ulaştı. Aynı şekilde yanlış maceralar veya yanlış hesaplamalar nedeniyle ortaya çıkan çatışma riskleri de” açıklamasında bulundu.

Oturumla ilgili olarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan, AB’nin BM’deki temsilcisi Olof Skoog, Rusya’yı “alaycılıkla” suçladı. Skoog, “Rusya, bu oturumu organize ederek, kendisini BM Şartı’nın ve çok yönlülüğün bir savunucusu olarak sunuyor. Bundan daha gerçek dışı olan başka bir şey yok” diye konuştu.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Burkina Faso’da Asker Üniformalı Saldırganlar 60 Kişiyi Öldürdü

Batı Afrika ülkesi Burkina Faso’da silahlı kuvvetler üniforması giyen saldırganların 60 kişiyi öldürdüğü bildirildi. Saldırıda çok sayıda kişinin de yaralandığı, yaralıların kaldırıldıkları sağlık kurumlarında tedavilerinin sürdüğü açıklandı.

Haber Merkezi / Olayı inceleyen Savcı Lamine Kabouré, Ouahigouya kasabasında görevli polislerden aldığı bilgilere dayanarak, saldırının Mali sınırına yakın Karma köyünde meydana geldiğini söyledi.

Savcı Kabouré, saldırganların El Kaide ve İslam Devleti (Irak Şam İslam Devleti) ile bağlantılı olduğunu öne sürdü.

Yardım gruplarına göre, Burkina Faso’da şimdiye kadar şiddetli çatışmalar nedeniyle 10.000’den fazla insan öldü ve yaklaşık iki milyon insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.

15 Nisan’da 40 kişi öldürülmüştü

15 Nisan’da Burkina Faso’da yaşanan silahlı saldırıda 40 kişi  öldürülmüştü. Ölenlerin 34 sivil ve 6 ise askerdi.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, bir grup asker ve sivil gönüllü kimliği belirsiz silahlı kişilerce saldırıya uğradığı belirtilmişti.

Burkina Faso

Burkina Faso, Afrika kıtasının batı bölümünde yer alan, denize kıyısı bulunmayan bir kara ülkesi. Ülkenin sınır komşularını (kuzeyden saat yönünde ilerlendiğinde) Mali, Nijer, Benin, Togo, Gana ve Fildişi Sahili oluşturmakta.

Geçmişte Fransa sömürgesi olan ülke 1960 yılında Yukarı Volta adı ile bağımsızlığa kavuştu. Bağımsızlık sonrası dönemde siyasi belirsizlikler neticesinde darbeler yaşandı.

4 Ağustos 1983 tarihinde Thomas Sankara önderliğinde devrim gerçekleştirildi, ülkenin ismi de devrim neticesinde Burkina Faso olarak değiştirildi. Ülkenin başkenti Vagadugu’dur.

Paylaşın

Taliban, Kadınların Ramazan Kutlamalarına Katılmasını Yasakladı

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, ülkenin iki (Baghlan ve Thakkar) ilinde kadınların gruplar halinde dışarı çıkması ve Ramazan kutlamalarına katılmasını yasakladı.

Haber Merkezi / Yetkililer, yasağın, kadın ve erkek etkileşiminden kaçınmanın ve başörtüsüyle ilgili kuralları sıkılaştırmanın bir parçası olduğunu söylüyor.

Taliban, bu ayın başlarında, kadınların, aileleri ile otellerde ve açık alanlarda yemek yemeleri yasaklamıştı.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Berlin İle Moskova Arasındaki Gerginlik Tırmanıyor!

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırıları başlatmasının ardından Berlin ve Moskova arasındaki ilişkilerde gerginlik tırmanıyor. Moskova, yirmiden fazla Alman diplomatın sınır dışı edildiğini açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova, Swesda televizyonuna yaptığı açıklamada bu adımın “Almanya’daki Rus diplomatik temsilcilik görevlilerinin yine toplu şekilde sınır dışı edilmesine” karşılık bir misilleme olduğunu bildirdi.

Almanya’nın tutumunu “en sert şekilde” kınadıklarını belirten Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Berlin’i “Tüm alanlardaki Rus-Alman ilişkilerine açıkça zarar vermekle” suçlayarak, Rusya’nın “Berlin’in düşmanca tutumuna gereken tepkiyi” verme kararı aldığını kaydetti. Zaharova, tam olarak kaç diplomatın sınır dışı edildiğine dair bilgi vermedi.

Almanya’nın kaç Rus’u sınır dışı ettiği veya kaç Rus’un ülkeyi terk ettiği henüz belirsizliğini koruyor.

Almanya Dışişleri Bakanlığı ise Alman hükümetinin geçen haftalarda Rusya ile her iki ülkenin de diplomatik temsilciliklerindeki personele ilişkin görüşmeler yürüttüğünü belirterek, bu görüşmelerin hedefinin “Almanya’daki Rus istihbarat varlığının azaltılması” olduğunu kaydetti. Dışişleri Bakanlığı, “Rus büyükelçilik çalışanlarının bugünkü ayrılışı da bununla ilgili” dedi.

Rusya’nın geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırıları başlatmasının ardından Berlin ve Moskova arasındaki ilişkilerde gerginlik yaşanıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Tunus’ta Ennahda Lideri Raşid Gannuşi Tutuklandı

Tunus’ta Ennahda Partisi Lideri Raşid Gannuşi, savcılık sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Gannuşi, 17 Nisan’da güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştı.

Haber Merkezi / Ennahda Hareketi’ne mensup avukat Habib Bin Sidhum, Gannuşi’nin beraberindeki 11 kişinin daha soruşturma dosyasında yer aldığını ve soruşturmanın “devlet güvenliğine karşı komplo” dosyası kapsamında olduğunu kaydetti.

Tunus’ta Ennahda Hareketinin üyesi olan ve şu an cezaevinde bulunan eski Başbakan Ali Laarayed ve eski Adalet Bakanı Nureddin Biri hakkındaki davalar da sürüyor. Bu isimler, terörizm ve devlet kurumlarına karşı kışkırtma suçlarıyla bağlantılı davalarda yargılanıyor.

Muhalefet, siyasi olarak gördüğü bu davalara dayanak oluşturan suçlamaların uydurma olduğunu savunuyor. Tunus muhalefeti, Cumhurbaşkanı Said’i ülkedeki demokrasinin altını oymak ve tek adam sistemi kurmaya çalışmakla suçluyor.

Tunus’ta polis geçtiğimiz aylarda da 2021 yılında parlamentoyu lağveden ve geçen yıl düzenlenen referandumla yetkilerini artıran Said’i “darbe” ile suçlayan siyasi figürleri gözaltına almıştı.

Tunus’ta muhalefet partilerinin büyük bölümü, Said’in geçen Aralık ayında aldığı erken seçim kararıyla sandığa gidilmesinin ardından oluşturulan ve yetkileri sınırlı olan parlamentonun meşruiyetini kabul etmiyor. Said ise atılan adımların, Tunus’u yıllardır süren krizden çıkarmak için şart olduğunu savunuyor.

Gannuşi son bir yıl içinde Ennahda Hareketi’nin cihatçıların Suriye’ye gitmesine yardımcı olduğuna dair iddialar ve kara para aklama suçlamalarıyla bağlantılı olarak birçok defa ifade vermişti. Bu iddialar hem Gannuşi hem de partisince yalanlanmıştı.

Doksanlı yıllarda sürgünde olan 81 yaşındaki Gannuşi, 2011’deki devrim sırasında Tunus’a dönmüştü. Tunus, Arap Baharı’nın demokratik açıdan tek başarı hikâyesi olarak görülüyordu.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Afganistan’dan Çekilmeye Hazırlanıyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Afganistan’daki faaliyetlerini durdurmayı planladığı bildirildi. BM’nin kararı Taliban rejiminin kadınların ülkedeki BM ofislerinde çalışmasını yasaklamasının ardından geldi.

Haber Merkezi / BM’nin kadınların çalışmasına izin verilmesi için Taliban’la görüştüğü de duyuruldu. BM Kalkınma Programı Yöneticisi Achin Steiner, insan haklarının temel ilkelerinden sapmaların kabul edilemeyeceğini belirtti.

Ağustos 2021’de ABD’nin çekilmesinin ardından iktidara gelen Taliban, kadınlara yönelik birçok yasağı uygulamaya koymuştu.

Taliban son olarak, ülkenin güneyinde sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim merkezleri ve enstitüleri ani bir kararla kapattığı bildirmişti.

Sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim kurumlarında ağırlıklı olarak altıncı sınıftan sonra okula devam etmeleri yasak olan kız çocukları eğitim görüyordu.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

SDG’den Beşar Esad’a Yeniden Diyalog Çağrısı

SDG, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile diyalog kurma girişimini yineledi. SDG’nin, 2018 yılında bu yana Şam yönetimiyle temasa geçmek istediği ancak bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığı biliniyor.

Çatı yapısını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), tarafından Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yapılan açıklamada, “Suriye krizine bir çözüm bulmak için Suriye hükümetiyle görüşmeye ve onunla ve tüm Suriyeli taraflarla diyalog kurmaya hazır olduğumuzu teyit ediyoruz.” denildi.

SDG’nin Suriye’de “merkezi olmayan” bir yönetim arzu ettiği görüşü yinelenen açıklamada, Suriye toprak bütünlüğüne bağlılık teyit edildi.

Açıklamada SDG’nin kontrol ettiği topraklarda bulunan petrol ve gaz yatakları da dahil olmak üzere, tüm doğal ve ekonomik kaynakların Suriye bölgeleri arasında “adil” bir şekilde dağıtılmasını arzu edildiği kaydedildi.

Suriye lideri Beşar Esad, mart ayında verdiği bir röportajda, Suriye topraklarında yabancılarla çalışan bütün bireyleri ve grupları “hain” olarak gördüklerini söylemişti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin , 2018 yılında bu yana Şam yönetimiyle temasa geçmek istediği ancak bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığı biliniyor.

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, geçen hafta yaptığı açıklamada, ‘Suriye Demokratik Güçleri (SDG) isimli silahlı oluşumun PKK olmadığını ve bu grupla 2014’ten bu yana birlikte çalıştıklarını’ söylemişti.

Tuğgeneral Patrick Ryder, şu ifadeleri kullanmıştı: “IŞİD’i yenme misyonunun bir parçası olarak SDG ile 2014’ten, 2015’ten bu yana ortaklık yapıyoruz. Onlarla uzun süredir devam eden bir ilişkimiz var. Onlar PKK değil. IŞİD’i yenmek için SDG ile ortaklık yapıyoruz. Yani hayır, çok uzun bir süredir ortak operasyonlar yürütüyoruz.”

Türkiye, SDG’yi oluşturan unsurlardan YPG’yi, PKK’nın Suriye kolu olarak kabul ediyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’nin Maine Eyaletinde Silahlı Saldırı: 4 Ölü, 3 Yaralı

ABD’nin Maine eyaletinde meydana gelen silahlı saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer saldırgan Joseph Eaton’ın gözaltına alındığını ve bu hafta mahkemeye çıkarılacağını açıkladı.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ABD’nin Maine eyaletinde meydana gelen silahlı saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti.

Saldırı sonrası otoyolda da çok sayıda araca ateş açıldı. Açılan ateş nedeniyle üç kişi daha ciddi şekilde yaralandı.

Yetkililer, iki yerde meydana gelen silahlı saldırıların birbiriyle bağlantılı olduğunu açıkladı.

Yetkililer, dört kişinin ölümüne neden olduğundan şüphelenilen Joseph Eaton’ı (34) gözaltına alındığı bu hafta mahkemeye çıkarılacağını bildirdi.

Maine eyaleti valisi Janet Mills, sosyal medya hesabından, “Bugün yaşanan şiddet olayları devletimizi sarstı. Bu olayı öğrendiğimde şok oldum” açıklamasında bulundu.

Ülkede son günlerde silahlı saldırı olayları yine artmış durumda.

ABD’nin Alabama eyaletine bağlı Dadeville kentinde, 16 yaşında bir gencin doğum günü partisi sırasında gerçekleşen silahlı saldırıda dört kişinin yaşamını yitirdiği ve yaralananlar olduğu belirtilmişti.

Bu olaydan önce Kentucky Louisville’de bir parkta açılan ateş sonucu da iki kişi hayatını kaybetti, dört kişi de yaralanmıştı.

Paylaşın

40 Milyon Nüfuslu Afganistan’da 34 Milyon Açlık Sınırında Yaşıyor

40 milyon nüfusa sahip Taliban yönetimindeki Afganistan’da 34 milyon kişinin açlık sınırında yaşadığı, açlık sınırında yaşayanların oranının ülke nüfusunun yüzde 85’ine denk geldiği açıklandı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve koalisyon ülkelerinin Afganistan’dan çekilmeden önce açlık içinde yaşayanların sayısının 15 milyon olduğu hatırlatıldı.

Birleşmiş Milletler (BM), Taliban yönetiminden 34 milyon Afganın yoksulluk içinde yaşadığını duyurdu.

BM bünyesinde faaliyet gösteren Kalkınma Programı (UNDP), son yaptığı açıklamada, ABD ve müttefiklerinin Taliban’ın kontrolü ele almasının ardından güvenlik gerekçesiyle bu ülkeden geri çekilmesinin ardından insani yardımların hızla düştüğü uyarısında bulundu.

UNDP, Afganistan’ın nüfusu 40 milyon olduğu hesaplandığında, açlık sınırında yaşayanların sayısının ülke nüfusunun yüzde 85’ine denk geldiğine dikkati çekti.

Yoksul sayısı iki yılda iki kattan fazla arttı

ABD ve koalisyon ülkelerinin bu ülkeden çekilmeden önce açlık içinde yaşayanların sayısının 15 milyon olduğunu hatırlatan UNDP açıklamasında, bu rakamın kısa bir sürede 34 milyona çıkmasının ciddi bir endişe kaynağı yarattığını bildirdi.

UNDP açıklamasında, son gelişmeleri ışığında “Afgan vatandaşlarının bazıları evlerini, arazilerini veya gelir getiren varlıklarını satmak zorunda kaldı. Diğerleri, çocuklarını küçük yaşta çalıştırmak veya çok üzücü bir uygulama olan yaşı küçük kızlarını evlendirme yoluna gitti.” denildi.

BM’nin açlık sıkıntısı çekilmemesi için 2023’te en az 4,6 milyar dolar yardım toplanması çağrısına atıfta bulunulan açıklamada bu miktarın şu ana kadar sadece yüzde 5’inin toplanabildiği şikayetinde bulunuldu.

Ülkelerin Taliban yönetimiyle temas kurmama eğiliminin de bu ülkeye yapılan gıda ve insani yardımların kesilmesinde önemli rol oynadığı aktarıldı.

Bu ülkede faaliyetlerini sürdüren sivil toplum örgütlerinin ise Taliban’ın kendileri için çalışan kadınlara getirdiği yasaktan büyük ölçüde mağdur oldukları belirtiliyor.

Taliban son olarak BM için çalışan Afgan kadınlarına getirdiği yasak özellikle gıda yardımlarının dağıtılmasını engellediği gerekçesiyle tepkiye yol açmıştı

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2023 Yılı Ortasında Hindistan’ın Nüfusu Çin’i Geçecek

Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini barındıran Hindistan’ın Haziran ayı sonunda Çin’i geride bırakarak dünyanın en kalabalık ülkesi olması bekleniyor. Hindistan’ın nüfusu Avrupa, Afrika ya da Amerika kıtası ülkelerinin toplam nüfusundan daha fazla.

Nüfusunun yarısı 30 yaşın altında olan Hindistan, önümüzdeki yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmaya aday. Hindistan’da tarımla uğraşanların sayısı giderek azalıyor.

İşgücüne katılan milyonlarca insana istihdam yaratma ihtiyacı, hükümetin en önemli sorunlardan biri.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) “8 Milyar Yaşam, Sonsuz Olasılıklar: Haklar ve Tercihler Meselesi” başlıklı “2023 Dünya Nüfusu Durum Raporu” bugün yayımlandı.

UNFPA, Hindistan’ın bu yıl ortasında nüfusunun 1 milyar 428 milyon 600 bin, Çin’in nüfusunun ise 1 milyar 425 milyon 700 bin civarında olacağı tahmininde bulundu.

Dünyanın üçüncü kalabalık ülkesi ABD’nin nüfusunun ise şubat ayı verilerine göre 340 milyona ulaştığı bildirildi.

Çin’in nüfusu 2050’de 1 milyar 317 milyona gerilemesi bekleniyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu, ülke nüfusunun 62 yıl sonra ilk kez 2022’de 850 bin azaldığını açıklamıştı.

Çin’de 2022’de 1000 kişi başına düşen doğum sayısı 6,77’de kalarak, 1961’den bu yana en düşük düzeye geriledi. Bu sayı önceki yıl 7,52’ydi.

UNFPA tarafından 2023 raporu için yaptırılan bir kamuoyu araştırması, Hindistan’ın yanı sıra Brezilya, Mısır ve Nijerya gibi ülkelerde nüfusun “çok büyük ve doğurganlık oranlarının çok yüksek” olduğu yönünde yaygın bir görüşün olduğunu ortaya koydu.

Bu arada bugün yayımlanan UNFPA raporunda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Hindistan, Nijerya, Pakistan, Filipinler ve Tanzanya olmak üzere toplam 8 ülkenin 2050’ye kadar öngörülen küresel nüfus artışının yarısını oluşturacağı aktarıldı.

Paylaşın