Rusya’dan Batı’ya Çok Sert F-16 Tepkisi

ABD’nin Ukrayna’ya F-16 savaş uçakları verilmesine onay vermesinin ardından açıklama yapan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Alexander Grushko, batılı ülkelerin bunu yapması halinde çok büyük bir risk alacaklarını söyledi.

Grushko, konuya ilişkin bir soruya verdiği yanıtta “Batılı ülkelerin halen daha tansiyonu arttırma yönünde adımlar attığını görüyoruz. Bu kendileri açısında son derece büyük riskler içeriyor” dedi.

Grushko, Rusya’nın olası tüm durumları dikkate aldığını ve hedeflerine ulaşabilmek için her türlü imkan ve araca sahip olduğunu söyledi.

Açıklamaları TASS haber ajansı tarafından aktarılan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko, Batılı ülkelerin Ukrayna’ya F-16 vermeleri hâlinde kendileri açısından “çok büyük riskler” alacakları uyarısında bulundu.

Kiev’in NATO ülkelerinden talep ettiği ABD yapımı F-16 savaş uçaklarının Ukrayna’ya verilmesinin olası sonuçları konusundaki bir soruyu yanıtlayan Gruşko, “Batılı ülkelerin hâlen tansiyonu yükselten senaryoya bağlı kaldığını görüyoruz. Bu kendileri açısından çok büyük riskler içeriyor” dedi.

Rus Bakan Yardımcısı, “Her hâlükârda bunu planlarımızda hesaba katacağız ve belirlediğimiz hedefleri başarmak için gerekli tüm araçlara sahibiz” diye ekledi.

ABD Başkanı Biden’dan yeşil ışık
Daha önce Ukrayna’ya F-16 tedarikine karşı çıkan ABD Başkanı Joe Biden, dün Japonya’daki G7 zirvesinekatılan liderlere Washington’ın artık bu talebi karşılama yoluna gideceğini söyledi.

G7 liderleriyle görüşen Biden’ın Ukraynalı pilotlara yönelik ortak eğitim programlarına ABD’nin de destek verdiğini söylediği açıklandı.

Associated Press’in haberine göre Biden, F-16’ların ne zaman, kaç tane ve hangi ülke tarafından tedarik edileceğine ilişkin kararını Ukraynalı pilotların eğitimi sürerken vereceğini söyledi.

Birçok NATO ülkesinin elinde F-16 bulunuyor. Ancak ABD yapımı savaş uçaklarının üçüncü ülkelere verilebilmesi için Washington’ın onayı gerekiyor.

ABD’li yetkililer, Beyaz Saray’ın Ukrayna’ya F-16 tedariki konusundaki isteksizliğine, pilotların eğitim süresinin uzunluğu ve Rusya ile yaşanan çatışmanın şiddetlenme riski gibi unsurları gerekçe gösteriyordu.

Ukrayna uzun süredir gelişmiş savaş uçakları istiyordu ve Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy, kararı “tarihi” diye tanımladı.

Ancak şu ana kadar hiçbir ülke Kiev’e gelişmiş savaş uçağı taahhüdünde bulunmadı.

Ukrayna uzun süredir Batılı müttefiklerinden savaş uçağı talep ediyordu. Ukrayna lideri Zelenskiy “Jetler havadaki ordumuzu önemli bir şekilde büyütecek” dedi.

Zelenskiy ayrıca, G7 zirvesinde “planın uygulanmasını görüşmeyi dört gözle beklediğini” belirtti.

ABD Ukrayna’ya en azından yakın vadede modern savaş uçakları verilmesi konusunda şüpheci davranıyordu. Bunun yerine, karada askeri destek veriyordu.

Bazı NATO üyeleri de, Ukrayna’ya savaş uçağı vermenin savaşı büyüteceğinden ve Rusya’yla doğrudan çatışma riskini artıracağından kaygılıydı.

ABD Başkanı Biden da daha iki ay önce gazetecilere Ukrayna’ya savaş uçağı gönderme ihtimalinin şu an için söz konusu olmadığını söylemişti.

ABD politikasındaki değişiklik önemli olmakla birlikte, F-16 pilotlarının eğitimi zaman alacak.

Ukrayna’nın şu anda savaş uçağından çok eğitimli pilotu var, ancak deneyimli savaş pilotlarını bile yeni uçaklarda uçmaları için eğitmek dört aya kadar sürüyor. Ayrıca çeşitli ülkelerin uçakları tedarik etmesi gerekiyor.

‘200 jete ihtiyaç var’

F-16 savaş uçakları, bir dizi Avrupa ve Ortadoğu ülkesinin ordusunda yaygın bir şekilde kullanılıyor.

İngiltere, Hollanda, Belçika ve Danimarka, kararı memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu.

Danimarka, pilotların eğitimine destek verebileceğini belirtirken, uçak gönderip göndermeyeceğini teyit etmedi. Danimarka Hava Kuvvetleri’nde 30’u operasyonel, 40 F-16 bulunuyor.

Rusya’nın işgali başladığında, Ukrayna’nın çoğu Sovyet döneminden kalma MiG-29 ve Su-27 tipi 120 adet çatışmaya uygun savaş uçağı vardı.

Ancak yetkililer, beş ya da altı kat daha fazla olduğu düşünülen Moskova’nın hava gücüne karşı koyabilmeleri için, 200 jete ihtiyaçları olduğunu belirtmişti.

Paylaşın

İran’da 5 Ayda 200’den Fazla Kişi İdam Edildi

Jîna Mahsa Amini gösterileri nedeniyle dün 3 kişinin idam edildiği İran’da kadınları fuhuş yaptırmak için başka ülkelere kaçırdığı iddia edilen bir şebekenin başındaki ismi idam edildi.

Uluslararası kuruluşlar tarafından sık sık eleştirilen İran’da 2023 yılı başından beri 200’den fazla kişi idam edildi.

Reuters’ın İran Yargı Erkine bağlı Mizan Haber Ajansı’na dayandırdığı habere göre; Yargı Erki, insan kaçakçılığı yapan bir şebekenin başında olduğu iddia edilen Şehruz Sohenveri’nin dün idam edildiğini duyurdu.

“Alex” lakabıyla bilinen Sohenveri’nin “fuhuş amacıyla insan ticareti şebekesi kurmak ve yönetmekle” suçlandığı ve 2020’de Interpol tarafından Malezya’da tutuklanarak İran’a iade edildiği belirtildi.

Sohenveri’nin , 2021’de yargılandığı mahkeme tarafından İran Ceza Kanunu’nda en ağır suçlardan biri olan “yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak” suçundan ölüm cezasına çarptırıldığı ve kararın kısa süre önce Yargıtay tarafından onandığı ifade edildi.

HRANA haber ajansı ise; aynı davada çok sayıda kadının da tutuklandığını ve ciddi suçlamalarla karşı karşıya kaldığını belirtti.

3 kişi daha idam edilmişti

İran benzer bir suçlamalarla iki yıl önce de iki kadını idama mahkum etmiş ancak sivil toplum kuruluşları ve LGBTİ+ örgütleri kadınların LGBTİ+ aktivisti olduklarını ve suçsuz olduğunu savunmuşlardı.

İran dün Jîna Mahsa Amini gösterileri sırasında İsfahan eyaletinde üç güvenlik görevlisinin öldürüldüğü olayla ilgili “devlete karşı savaş açmak (muharebe)” suçunu işledikleri iddiasıyla 3 kişi daha idam edildi.

Paylaşın

Kovid 19 Salgınının İlk İki Yılında 337 Milyon Yaşam Yılı Kaybedildi

Yeni tip koronavirüs (Kaovid 19) pandemisinin özellikle ilk iki yılında meydana gelen erken ölümlerin dünya genelinde 337 milyon yıllık insan ömrünün kaybedilmesine yol açtığı duyuruldu.

Yalnızca 2020 ve 2021 yıllarında fazladan ölüm oranına ilişkin verilere dayanarak Kovid 19’a bağlı ölüm sayısının 14 milyon 900 bin olduğunu tahmin ediyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ), veri işlemeden sorumlu yardımcı direktörü Samira Asma, koronavirüse yakalananların ömrünün istatistiki olarak ortalama 22 yıl kısaldığını söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), küresel sağlık hizmetlerindeki bazı olumlu gelişmelerin koronavirüs pandemisi nedeniyle gerilediği uyarısında da bulundu.

DSÖ’den yapılan açıklamada, pandeminin modern tıbbi hizmetlere ve düzenli aşılara erişim konusundaki eşitsizliği daha da derinleştirdiğine dikkat çekti. DSÖ, bu eşitsizliğin özellikle verem ve sıtma ile mücadelede görüldüğünü açıkladı.

Pandemi iyileşme görülen hastalıklarda eğilimi tersine çevirdi

DSÖ, pandeminin yıllardır iyileşmekte olan birçok göstergenin rayından çıkmasına neden olduğu uyarısında bulundu. Bu duruma yüzyılın ilk yirmi yılında, dünya anne ve çocuk sağlığındaki önemli iyileşmeler gösterildi. Söz konusu iyileşme sayesinde anne ve çocuk ölümler sırasıyla üçte bir ve yarı yarıya azalmıştı.

HIV, tüberküloz ve sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların görülme sıklığı ve bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölüm riski de önemli ölçüde azaldı.

Öyle ki küresel yaşam beklentisi 2000 yılında 67 iken 2019 yılında 73’e yükseldi.

Ancak pandemi sonrasında, sağlık hizmetlerine, rutin aşılamalara ve mali korumaya erişimdeki mevcut eşitsizlikler derinleşti ve özellikle sıtma ve tüberkülozda uzun süredir iyileşen eğilimleri ters yöne çevirdi.

Bulaşıcı olmayan hastalıklar artık büyük tehdit

Yapılan açıklamada, “Bu eğilim devam ederse, bulaşıcı olmayan hastalıkların yüzyılın ortalarına kadar yıllık 90 milyon ölümün yaklaşık yüzde 86’sını oluşturacağı tahmin edilmektedir” denildi.

DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Rapor, muazzam ve giderek artan bir maliyete yol açan bulaşıcı olmayan hastalıkların tehdidi konusunda çarpıcı bir mesaj veriyor” dedi.

DSÖ, tütün kullanımı, alkol tüketimi ve güvenli olmayan su ve sanitasyon dahil olmak üzere birçok sağlık riskine maruz kalmanın azalmasına rağmen bulaşıcı olmayan hastalık ölümlerinin arttığını da söyledi.

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: 3 Kişi Daha İdam Edildi

Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan protestolarla bağlantılı olduğu öne sürülen üç kişi daha idam edildi. İdam edilen 3 kişinin ülkede ‘terör örgütü’ kabul edilen Halkın Mücahitleri Örgütü ile bağlantılı oldukları iddia edildi.

Haber Merkezi / Salih Mirhaşimi, Mecid Kazımi ve Said Yakubi; “devlete karşı savaş açtıkları” iddiasıyla yargılandıkları davada Ocak ayında suçlu bulunmuşlardı. Yargıtay, karara yapılan itirazı reddetmiş ve 10 Mayıs’ta mahkumiyet kararlarını onamıştı.

Salih Mirhaşimi, Mecid Kazımi ve Said Yakubi’nin, İran’da “terör örgütü” kabul edilen Halkın Mücahitleri ile bağlantılı oldukları öne sürülmüştü.

Londra merkezli insan hakları kuruluşu Amnesty International’a (Uluslararası Af Örgütü) göre ise 3 ismin yargı süreci hızlandırıldı ve bu kişiler işkenceyle itirafa zorlandı. İran ise bu yöndeki suçlamaları reddediyor.

İran Ceza Kanunu’na göre, “bozgunculuk” ve “devlete karşı savaş açmak” gibi suçlarla itham edilenler ölüm cezası istemiyle yargılanıyor ve genellikle bu kişilerin haklarında idam kararları veriliyor.

Aralarında Uluslararası Af Örgütü’nün de bulunduğu insan hakları örgütlerinin verilerine göre İran, infaz edilen idam cezalarında Çin’in ardından dünyada ikinci sırada yer alıyor.

İnsan hakları örgütleri 2022’deki infaz sayısının bir önceki yıla göre yüzde 75 oranında arttığına işaret ederek bu yıl da şimdiye kadar 220 kişinin idam edildiğini bildirmişti.

Norveç ve Fransa merkezli iki insan hakları örgütü; “Iran Human Rights” ve “Together Against the Death Penalty”, Nisan ayında kamuoyuyla paylaştıkları ortak raporda, geçen yıl İran’da en az 582 kişinin idam edildiğini, bunun 2015 yılından bu yana kaydedilen en yüksek rakam olduğunu açıklamıştı. 2021’de idam sayısı 333 olarak kaydedilmişti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de bu ayın başında yaptığı açıklamada, İran’da infazların ulaştığı boyutu “korkunç” diye nitelendirmiş, ülkede haftada ortalama 10 kişinin idam edildiğine işaret etmişti.

Mahsa Amini Protestoları

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete giden 22 yaşındaki Mahsa Amini, erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlâk polisince gözaltına alınmıştı.

Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

İran devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Amini’nin akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olmadığını açıkladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak, görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti ise konuyla ilgili açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Amini’nin ahlâk polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Paylaşın

G7 Zirvesi Öncesi ABD’den Rusya’ya Yeni Yaptırım Sinyali

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan G7 deklarasyonuna bağlı olarak bir yaptırım paketi açıklayacaklarını söyledi. Sullivan zirve deklarasyonunun mevcut cezai tedbirlerin uygulanmasına odaklanacağını belirtti.

Sullivan, Rusyaya yönelik “yaptırımların uygulanması” ve “bunların baypas edilmesi için kurulan ağların işlevsiz hale getirilmesi ve boşlukların kapatılması” konularının ele alınacağını, böylece yaptırımların etkisinin gelecek aylarda artırılacağını söyledi.

Japonya’nın Hiroşima kentinde Cuma ile Pazar günleri arasında yapılacak G7 zirvesi öncesinde ABD hükümeti Rusya’ya yeni bir yaptırım paketi açıklayacağının sinyalini verdi.

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan G7 deklarasyonuna bağlı olarak bir yaptırım paketi açıklayacaklarını söyledi. Sullivan zirve deklarasyonunun mevcut cezai tedbirlerin uygulanmasına odaklanacağını belirtti.

Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Direktörü John Kirby geçen günlerde yaptığı açıklamada Rusya ile İran arasındaki silah ticaretlerine dahil olanlara yeni yaptırımlar getireceklerini söylemişti. ABD İran’ın Moskova’nın askeri destekçileri arasında olduğuna ve Rusya’ya geniş bir kapsamda SİHA sağladığına inanıyor.

G7 zirvesinde başlıca gündem maddeleri arasında Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş geliyor. Sullivan Hiroşima’daki görüşmelerde Rusyaya yönelik “yaptırımların uygulanması” ve “bunların baypas edilmesi için kurulan ağların işlevsiz hale getirilmesi ve boşlukların kapatılması” konularının ele alınacağını, böylece yaptırımların etkisinin gelecek aylarda artırılacağını söyledi. Sullivan Rusya’ya genel bir ithalat yasağının getirilmesinin ise düşünülmediğini belirtti.

Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD’den oluşan G7’nin zirvesine Avrupa Birliği temsilcileri de katılım gösteriyor. Japonya’nın ev sahipliğinde düzenlenen zirveye katılmak için liderler bugün Hiroşima’ya gidiyor.

Üç gün süren zirvede Rusya’ya yönelik yaptırımların yanı sıra Çin’in “ekonomik baskısına” karşı önlemler de ele alınacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin de G7 ülkelerinin liderlerine videokonferans yöntemiyle hitap etmesi bekleniyor.

Paylaşın

Afganistan, Akut Yetersiz Beslenme Sorunuyla Karşı Karşıya

Afganistan’da nüfusunun üçte ikisi, ciddi şekilde yetersiz beslenen 875.000 çocuk da dahil olmak üzere, gıda güvenliğinden yoksun durumda. Afganistan’ın gıda kriziyle karşı karşıya olan yedi ülkeden biri.

Haber Merkezi / İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yakın tarihli bir raporuna göre, Taliban yönetimindeki Afganistan’da nüfusun üçte ikisi gıda güvencesinden yoksun durumda.

Afganistan’ın en kötü insani krizlerden biriyle karşı karşıya olduğu belirtilen raporda, “Ülke nüfusunun üçte ikisi, ciddi şekilde yetersiz beslenen 875.000 çocuk da dahil olmak üzere, gıda güvenliğinden yoksun durumda” ifadelerine yer verildi.

Kadınların STK’larda çalışmasının yasaklanmasının ardından krizin daha da kötüleştiği belirtilen raporda ayrıca, kadınların ve kız çocuklarının savunmasız ve hassas koşullarda olduğunu vurgulandı.

Dünya Bankası, Afganistan’ın gıda kriziyle karşı karşıya olan yedi ülkeden biri olduğunu bildirmişti. Gıda kriziyle karşı karşıya olan yedi ülke Afganistan, Burkina Faso, Haiti, Nijerya, Somali, Güney Sudan ve Yemen.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

İran’da Her Altı Saatte Bir Kişi İdam Ediliyor

Ülkede her altı saatte bir kişinin idam edildiğini açıklayan İran İnsan Haklarını Koruma Komisyonu, yalnızca son 10 gün içinde 42 kişinin idam edildiğini bildirdi.

Haber Merkezi / İran’da uyuşturucu kaçakçılığı da dahil bir çok suç idamla cezalandırılırken, İran İnsan Hakları Komisyonu endişelerini dile getiriyor.

Öte yandan Uluslararası Af Örgütü 2022 yılında dünya çapında 20 ülkede 883 kişi hakkında verilen idam kararlarının infaz edildiğini açıkladı. Örgüt tarafından yayınlanan raporda söz konusu sayının, idamlarda son beş yılda rekor düzeyde artışa işaret ettiği belirtildi.

Salı günü Berlin’de küresel ölçekte idam cezası uygulamalarıyla ilgili açıklanan rapora göre, 2017 yılından bu yana infaz edilen idam cezaları 2022 yılında yeni bir zirveye ulaştı.

En çok infazın gerçekleştirildiği ülkeler Birleşik Arap Emirlikleri ve İran olarak kayıtlara geçti. İdamların yüzde 90’ı bu iki ülkede gerçekleştirildi. Çin, Kuzey Kore ve Vietnam’da idam cezalarına ilişkin verilerin devlet sırrı olarak değerlendirilmesinden dolayı bu ülkelerde uygulanan infazlar raporda yer almadı.

Rapora göre İran’da 2021 yılında gerçekleştirilen infaz sayısı 314 iken 2022 yılında bu sayı 574’e ulaştı. Birleşmiş Milletler’in rakamlarına göre ise İran’da bu yıl en az 209 kişi idam edildi. Rapora göre Birleşik Arap Emirlikleri’nde bu sayı 2021 yılında 65 iken 2022 yılında196’ya ulaşarak üç katına yükseldi.

Bu rakam rekor bir artışla Uluslararası Af Örgütü tarafından son 30 yıl içinde kaydedilen en yüksek idam rakamı olarak kayda geçti. Yine Birleşik Arap Emirlikleri’nde geçtiğimiz yıl sadece bir gün içinde 84 insan infaz edilirken aynı günde 24 kişinin idam edildiği bir diğer ülke ise Mısır oldu.

ABD’de ise 2021’de 11 olan infaz sayısı 2022’de 18’e yükseldi.

Avrupa Birliği ülkelerine çağrı

Uluslararası Af Örgütü Almanya Genel Sekreter Yardımcısı Julia Duchrow Alman kamu televizyonu ZDF’e verdiği demeçte AB ülkelerinin idam cezalarına karşı daha net bir tutum sergilemesi için çağrıda bulundu.

İran’da “benzeri görülmemiş bir infaz dalgası” yaşandığını ifade eden Duchrow, geçen yıl genç Kürt kadını Mahsa Amini’nin öldürülmesinden sonra başlayan kitlesel protestolar şiddetle bastırılırken, en az dört göstericinin idam edildiğini söyledi. Duchrow, “Protestolarla bağlantılı olarak düzinelerce insan daha ölüm cezasına çarptırılma riski altında” dedi.

İran’da hakkında idam kararı verilen İran ve Alman vatandaşı Cemşit Şarmehd’ın cezasının her an infaz edilebileceğini belirten Duschrow, “Çok az zamanımız var. Bu yüzden Alman hükümetinin çok net bir tavır sergilemesine ihtiyacımız var” dedi. İş insanı Şarmehd Dubai’de 2020 yılında İran gizli servisi tarafından kaçırıldı ve hakkında terör suçu işlediği gerekçesiyle yargılandığı İran’da idam cezasına çarptırıldı.

Uluslararası Af Örgütü, idam cezasına çarptırılanların ağırlık olarak uyuşturucu suçlarından mahkum olduklarını bildirdi.

Paylaşın

Kuzey Koreli Hackerlar Japonya’dan 721 Milyon Dolar Değerinde Kripto Para Çaldı

Kuzey Kore’ye bağlı hacker grupları 2017’den bu yana Japonya’dan 721 milyon dolar kripto para varlığı çaldı. Japonya Dış Ticaret Örgütü’ne göre, Japonya’dan çalınan 721 milyon dolar, Kuzey Kore’nin 2021’deki ihracat değerinden 8,8 kat daha fazla.

Kuzey Kore 2022 yılında 600 milyon ila 1 milyar dolar arasında kripto para çaldı. Bu rakam bir önceki yılın toplamının iki katı.

Japon Nikkei gazetesi, Kuzey Kore ile bağlantılı hacker gruplarının 2017’den beri Japonya’dan 721 milyon dolar değerinde kripto para varlığı çaldığını bildirdi.

Gazete haberini, İngiltere merkezli blok zinciri analiz sağlayıcısı Elliptic tarafından yapılan araştırmaya dayandırdı.

Zira Nikkei adına analizi gerçekleştiren Elliptic, kripto para biriminin işlem gördüğü blok zincirindeki para transferlerini izleyen ve tanımlayan teknolojiye sahip.

Habere göre söz konusu meblağ, küresel çapta yaşanan bu tür kayıpların (çevrimiçi hırsızlık olaylarının) toplamının yüzde 30’una eşit.

G-7 üyesi ülkelerin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları, cumartesi günü gerçekleştirdikleri bir toplantının ardından yaptıkları ortak açıklamada, kripto varlıkların çalınması gibi devlet aktörlerinin yasa dışı faaliyetlerinden kaynaklanan (artan orandaki) tehditlere karşı alınacak önlemleri desteklediklerini dile getirmişti.

Gazete adına analizi gerçekleştiren Elliptic’e göre Kuzey Kore, 2017 ve 2022 yılları arasında işletmelerden toplam 2,3 milyar dolarlık kripto para çaldı.

Elliptic, Japonya’nın dışında Vietnam’ın 540 milyon dolar, ABD’nin 497 milyon dolar ve Hong Kong’un 281 milyon dolar kayıp yaşadığını kaydetti.

Araştırmada, Kuzey Kore ile bağlantılı hacker grupların, kripto varlıklarını hedef almak için siber saldırı yöntemlerini kullandığı kaydedildi.

“Pyongyang, füze programını kripto para ile finanse ediyor”

Pyongyang’ın füze programı için kullandığı yabancı para birimini elde etmek için diğer ülkelerin kripto varlıklarını hedef aldığına inanıldığına yer verilen araştırmada, bu durumun Asya’nın güvenliğini tehdit ettiği değerlendirmesinde bulunuldu.

Yine BM Güvenlik Konseyi uzmanlarından oluşan bir panel tarafından 5 Nisan’da yayınlanan bir rapora göre, Kuzey Kore 2022 yılında 600 milyon ila 1 milyar dolar arasında kripto para çaldı.

Bu rakam bir önceki yılın toplamının iki katı.

Elliptic, bu rakamın kendi hesaplamalarına göre 2022 yılı için 640 milyon dolar olduğu bilgisini paylaştı.

Analize göre, Kuzey Kore iki ana siber saldırı türü kullanıyor. Bunlar; bilgisayar korsanlığı ve fidye yazılımı.

Elliptic’in analizi çoğunlukla bilgisayar korsanlığına yoğunlaşıyor. Yani doğrudan kripto para borsalarından varlık çalınması.

Analize göre, fidye yazılımı saldırısının başarılı olup olmayacağı belirsiz. Bu nedenle Kuzey Kore’nin faaliyetlerinin doğrudan borsa saldırılarına odaklandığı öngörülüyor.

Zira başarılı bir saldırı büyük miktarda kripto varlığı getirebilir.

Japonya Dış Ticaret Örgütü’ne göre, Japonya’dan çalınan 721 milyon dolar, Kuzey Kore’nin 2021’deki ihracat değerinden 8,8 kat daha fazla.

Bilgisayar korsanlarının, kripto para piyasalarının hızla genişlediği ve birçok operatörün esnek güvenliğe sahip olduğu için vakalar artarak yaygınlaşıyor.

Konuya aşina bir kaynağa göre, Japonya’daki en az üç kripto para borsasına 2018 ve 2021 yılları arasında Kuzey Koreli bilgisayar korsanları tarafından saldırı düzenlendi.

(Kaaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Almanya’dan Ukrayna’ya 2,7 Milyar Euro Değerinde Silah Ve Mühimmat Yardımı

Almanya’dan Ukrayna’ya 30 Leopard tankı, 20 zırhlı personel taşıyıcı, 100’den fazla savaş aracı, 18 kundağı motorlu obüs, 200 arama dronu ve hava savunma aracından oluşan askeri yardımda bulunma kararı aldı.

Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, söz konusu askeri yardım paketinin, “Almanya’nın Ukrayna desteğinde ciddi olduğunu gösterdiğini” açıkladı. Pistorius, “Almanya sağlayabileceği bütün desteği, (savaş) ne kadar uzun sürerse sürsün sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

Almanya, Ukrayna’ya 2,7 milyar euro hacminde askeri yardım paketi açıkladı. Alman hükümeti tarafından yapılan açıklamada söz konusu yardım paketinin tank, zırhlı araç ve uçaksavar sistemleri gibi askeri teçhizatı kapsayacağı belirtildi.

Detayları ilk olarak Alman Der Spiegel gazetesinde açıklanan paketin, 30 Leopard tankı, 20 zırhlı personel taşıyıcı, 100’den fazla savaş aracı, 18 kundağı motorlu obüs, 200 arama dronu ve hava savunma aracı içerdiği belirtildi.

Söz konusu askeri yardım paketinin, “Almanya’nın Ukrayna desteğinde ciddi olduğunu gösterdiğini” açıklayan Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Almanya sağlayabileceği bütün desteği, (savaş) ne kadar uzun sürerse sürsün sağlayacaktır” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy Almanya’ya geliyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden bu yana ilk kez Pazar günü Almanya’ya ziyaret gerçekleştirecek. Zelenskiy’nin, 14 Mayıs’ta Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmier ile görüştükten sonra helikopterle Aachen kentine geçerek burada Uluslararası Şarlman Ödülü’nü alması planlanıyor.

Ukrayna, Almanya’nın Rus gazına olan bağımlılığı ve Rus gazını Baltık Denizi üzerinden Avrupa’ya taşımak amacıyla döşenen Kuzey Akım boru hatları planları nedeniyle Almanya’ya karşı tepkiliydi.

Bunun yanı sıra Almanya, Rusya’nın işgali ardından Ukrayna’ya askeri yardım sağlamada geç kalmakla suçlanmıştı, ancak Almanya savaşın başından bu yana Ukrayna’ya en çok askeri destek sağlayan ülkelerden biri konumunda.

Almanya, Ukrayna’ya bugüne kadar 18 Leopard-2 tankı, 40 Marder tipi zırhlı muharebe aracı, 34 Gepard uçaksavar tankı, 2 zırhlı kurtarma aracı, 2 Wisent mayın temizleme tankı, 2 İris hava savunma sistemi ve Patriot hava savunma sistemi göndermişti.

Bunların dışında ayrıca 18 tekerlekli obüs, topçu mühimmatı, hava savunma sistemleri için güdümlü füzeler, hava savunma için 4 İris ateş ünitesi ve 12 İris fırlatıcı teslim edilmişti.

Paylaşın

İslami Cihad’ın Askeri Lideri Ali Gali Öldürüldü

İslami Cihad, Roket Fırlatma Birimi komutanı Ali Gali’nin İsrail tarafından düzenlenen operasyonda hayatını kaybettiğini açıkladı. Filistin basını da üç İslami Cihad liderinin öldürüldüğünü duyurdu.

Gali’yi hedef alan operasyon öncesinde İsrail ordusu Filistinli militanların İsrail’e yüzlerde roket attığını açıkladı. Operasyonun ardından açıklama yapan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail ordusunun “militan Filistinli örgütlerin liderliğini yok ettiğini” belirtti.

İsrail ordusu tarafından Perşembe günü yapılan açıklamada Gazze Şeridi’ne düzenlenen operasyonda Filistin İslami Cihad’ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları’nın Roket Fırlatma Birimi komutanı Ebu Hasan Ali Gali’nin de aralarında olduğu üç askeri liderin hedef alındığı belirtildi.

İsrail ordusunun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “Gali İslami Cihad’da merkezi bir konumda olmasının yanı sıra İsrail’e yönelik son roket saldırılarından sorumluydu” denildi.

İsrail tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan İslami Cihad tarafından yapılan açıklamada Roket Fırlatma Birimi komutanı Ali Gali’nin yaşamını yitirdiği teyit edilirken, “Filistin direnişinin” bombardımana devam edeceği belirtildi.

Filistin basını da üç İslami Cihad liderinin öldürüldüğünü duyurdu. İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesi de, Gali’nin Perşembe sabahı erken saatlerde Gazze’de bir konuta düzenlenen hava saldırısında öldürüldüğünü haber verdi.

Gali’yi hedef alan operasyon öncesinde İsrail ordusu Filistinli militanların İsrail’e yüzlerde roket attığını açıkladı. Tel Aviv’de de Ağustos ayından bu yana ilk kez sirenlerin çaldığı bildirildi.

İsrail tarafından sert açıklamalar

Operasyonun ardından açıklama yapan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail ordusunun “militan Filistinli örgütlerin liderliğini yok ettiğini” belirtti.

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu yaptığı açıklamada İsrail “İslami Cihad’a tarihindeki en ağır darbeyi indirdi” dedi.

9 Mayıs’ta da İsrail hava kuvvetlerinin Gazze Şeridi’ne düzenlediği hava saldırılarında İslami Cihad örgütünün lider kadrosundan üç kişi öldürülmüştü. Gazze’deki Sağlık Bakanlığı, son saldırılarda yedi kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Salı günü ise 15 kişinin hayatını kaybettiği açıklanmıştı.

AFP haber ajansının İsrailli yetkililere dayandırdığı haberine göre Mısır iki taraf arasında “ateşkes” sağlamaya çalışıyor. İslami Cihad ve Filistinli radikal İslamcı örgüt Hamas’a yakın kaynaklar Mısır’ın çabalarını doğruladı ancak ayrıntı vermedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan İsrailli mevkidaşı Tsachi Hanegbi ile görüştüğünü açıkladı. Sullivan ABD’nin “İsrail’in güvenliğine olan sarsılmaz desteğini” bir kez daha teyit ettiğini belirtti.

Paylaşın