Tunus’ta Ennahda Lideri Raşid Gannuşi Tutuklandı

Tunus’ta Ennahda Partisi Lideri Raşid Gannuşi, savcılık sorgusunun ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Gannuşi, 17 Nisan’da güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştı.

Haber Merkezi / Ennahda Hareketi’ne mensup avukat Habib Bin Sidhum, Gannuşi’nin beraberindeki 11 kişinin daha soruşturma dosyasında yer aldığını ve soruşturmanın “devlet güvenliğine karşı komplo” dosyası kapsamında olduğunu kaydetti.

Tunus’ta Ennahda Hareketinin üyesi olan ve şu an cezaevinde bulunan eski Başbakan Ali Laarayed ve eski Adalet Bakanı Nureddin Biri hakkındaki davalar da sürüyor. Bu isimler, terörizm ve devlet kurumlarına karşı kışkırtma suçlarıyla bağlantılı davalarda yargılanıyor.

Muhalefet, siyasi olarak gördüğü bu davalara dayanak oluşturan suçlamaların uydurma olduğunu savunuyor. Tunus muhalefeti, Cumhurbaşkanı Said’i ülkedeki demokrasinin altını oymak ve tek adam sistemi kurmaya çalışmakla suçluyor.

Tunus’ta polis geçtiğimiz aylarda da 2021 yılında parlamentoyu lağveden ve geçen yıl düzenlenen referandumla yetkilerini artıran Said’i “darbe” ile suçlayan siyasi figürleri gözaltına almıştı.

Tunus’ta muhalefet partilerinin büyük bölümü, Said’in geçen Aralık ayında aldığı erken seçim kararıyla sandığa gidilmesinin ardından oluşturulan ve yetkileri sınırlı olan parlamentonun meşruiyetini kabul etmiyor. Said ise atılan adımların, Tunus’u yıllardır süren krizden çıkarmak için şart olduğunu savunuyor.

Gannuşi son bir yıl içinde Ennahda Hareketi’nin cihatçıların Suriye’ye gitmesine yardımcı olduğuna dair iddialar ve kara para aklama suçlamalarıyla bağlantılı olarak birçok defa ifade vermişti. Bu iddialar hem Gannuşi hem de partisince yalanlanmıştı.

Doksanlı yıllarda sürgünde olan 81 yaşındaki Gannuşi, 2011’deki devrim sırasında Tunus’a dönmüştü. Tunus, Arap Baharı’nın demokratik açıdan tek başarı hikâyesi olarak görülüyordu.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, Afganistan’dan Çekilmeye Hazırlanıyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Afganistan’daki faaliyetlerini durdurmayı planladığı bildirildi. BM’nin kararı Taliban rejiminin kadınların ülkedeki BM ofislerinde çalışmasını yasaklamasının ardından geldi.

Haber Merkezi / BM’nin kadınların çalışmasına izin verilmesi için Taliban’la görüştüğü de duyuruldu. BM Kalkınma Programı Yöneticisi Achin Steiner, insan haklarının temel ilkelerinden sapmaların kabul edilemeyeceğini belirtti.

Ağustos 2021’de ABD’nin çekilmesinin ardından iktidara gelen Taliban, kadınlara yönelik birçok yasağı uygulamaya koymuştu.

Taliban son olarak, ülkenin güneyinde sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim merkezleri ve enstitüleri ani bir kararla kapattığı bildirmişti.

Sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen eğitim kurumlarında ağırlıklı olarak altıncı sınıftan sonra okula devam etmeleri yasak olan kız çocukları eğitim görüyordu.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

SDG’den Beşar Esad’a Yeniden Diyalog Çağrısı

SDG, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile diyalog kurma girişimini yineledi. SDG’nin, 2018 yılında bu yana Şam yönetimiyle temasa geçmek istediği ancak bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığı biliniyor.

Çatı yapısını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), tarafından Fransız Haber Ajansı’na (AFP) yapılan açıklamada, “Suriye krizine bir çözüm bulmak için Suriye hükümetiyle görüşmeye ve onunla ve tüm Suriyeli taraflarla diyalog kurmaya hazır olduğumuzu teyit ediyoruz.” denildi.

SDG’nin Suriye’de “merkezi olmayan” bir yönetim arzu ettiği görüşü yinelenen açıklamada, Suriye toprak bütünlüğüne bağlılık teyit edildi.

Açıklamada SDG’nin kontrol ettiği topraklarda bulunan petrol ve gaz yatakları da dahil olmak üzere, tüm doğal ve ekonomik kaynakların Suriye bölgeleri arasında “adil” bir şekilde dağıtılmasını arzu edildiği kaydedildi.

Suriye lideri Beşar Esad, mart ayında verdiği bir röportajda, Suriye topraklarında yabancılarla çalışan bütün bireyleri ve grupları “hain” olarak gördüklerini söylemişti.

Suriye Demokratik Güçleri’nin , 2018 yılında bu yana Şam yönetimiyle temasa geçmek istediği ancak bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlandığı biliniyor.

Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, geçen hafta yaptığı açıklamada, ‘Suriye Demokratik Güçleri (SDG) isimli silahlı oluşumun PKK olmadığını ve bu grupla 2014’ten bu yana birlikte çalıştıklarını’ söylemişti.

Tuğgeneral Patrick Ryder, şu ifadeleri kullanmıştı: “IŞİD’i yenme misyonunun bir parçası olarak SDG ile 2014’ten, 2015’ten bu yana ortaklık yapıyoruz. Onlarla uzun süredir devam eden bir ilişkimiz var. Onlar PKK değil. IŞİD’i yenmek için SDG ile ortaklık yapıyoruz. Yani hayır, çok uzun bir süredir ortak operasyonlar yürütüyoruz.”

Türkiye, SDG’yi oluşturan unsurlardan YPG’yi, PKK’nın Suriye kolu olarak kabul ediyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD’nin Maine Eyaletinde Silahlı Saldırı: 4 Ölü, 3 Yaralı

ABD’nin Maine eyaletinde meydana gelen silahlı saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer saldırgan Joseph Eaton’ın gözaltına alındığını ve bu hafta mahkemeye çıkarılacağını açıkladı.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) ABD’nin Maine eyaletinde meydana gelen silahlı saldırıda 4 kişi hayatını kaybetti.

Saldırı sonrası otoyolda da çok sayıda araca ateş açıldı. Açılan ateş nedeniyle üç kişi daha ciddi şekilde yaralandı.

Yetkililer, iki yerde meydana gelen silahlı saldırıların birbiriyle bağlantılı olduğunu açıkladı.

Yetkililer, dört kişinin ölümüne neden olduğundan şüphelenilen Joseph Eaton’ı (34) gözaltına alındığı bu hafta mahkemeye çıkarılacağını bildirdi.

Maine eyaleti valisi Janet Mills, sosyal medya hesabından, “Bugün yaşanan şiddet olayları devletimizi sarstı. Bu olayı öğrendiğimde şok oldum” açıklamasında bulundu.

Ülkede son günlerde silahlı saldırı olayları yine artmış durumda.

ABD’nin Alabama eyaletine bağlı Dadeville kentinde, 16 yaşında bir gencin doğum günü partisi sırasında gerçekleşen silahlı saldırıda dört kişinin yaşamını yitirdiği ve yaralananlar olduğu belirtilmişti.

Bu olaydan önce Kentucky Louisville’de bir parkta açılan ateş sonucu da iki kişi hayatını kaybetti, dört kişi de yaralanmıştı.

Paylaşın

40 Milyon Nüfuslu Afganistan’da 34 Milyon Açlık Sınırında Yaşıyor

40 milyon nüfusa sahip Taliban yönetimindeki Afganistan’da 34 milyon kişinin açlık sınırında yaşadığı, açlık sınırında yaşayanların oranının ülke nüfusunun yüzde 85’ine denk geldiği açıklandı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve koalisyon ülkelerinin Afganistan’dan çekilmeden önce açlık içinde yaşayanların sayısının 15 milyon olduğu hatırlatıldı.

Birleşmiş Milletler (BM), Taliban yönetiminden 34 milyon Afganın yoksulluk içinde yaşadığını duyurdu.

BM bünyesinde faaliyet gösteren Kalkınma Programı (UNDP), son yaptığı açıklamada, ABD ve müttefiklerinin Taliban’ın kontrolü ele almasının ardından güvenlik gerekçesiyle bu ülkeden geri çekilmesinin ardından insani yardımların hızla düştüğü uyarısında bulundu.

UNDP, Afganistan’ın nüfusu 40 milyon olduğu hesaplandığında, açlık sınırında yaşayanların sayısının ülke nüfusunun yüzde 85’ine denk geldiğine dikkati çekti.

Yoksul sayısı iki yılda iki kattan fazla arttı

ABD ve koalisyon ülkelerinin bu ülkeden çekilmeden önce açlık içinde yaşayanların sayısının 15 milyon olduğunu hatırlatan UNDP açıklamasında, bu rakamın kısa bir sürede 34 milyona çıkmasının ciddi bir endişe kaynağı yarattığını bildirdi.

UNDP açıklamasında, son gelişmeleri ışığında “Afgan vatandaşlarının bazıları evlerini, arazilerini veya gelir getiren varlıklarını satmak zorunda kaldı. Diğerleri, çocuklarını küçük yaşta çalıştırmak veya çok üzücü bir uygulama olan yaşı küçük kızlarını evlendirme yoluna gitti.” denildi.

BM’nin açlık sıkıntısı çekilmemesi için 2023’te en az 4,6 milyar dolar yardım toplanması çağrısına atıfta bulunulan açıklamada bu miktarın şu ana kadar sadece yüzde 5’inin toplanabildiği şikayetinde bulunuldu.

Ülkelerin Taliban yönetimiyle temas kurmama eğiliminin de bu ülkeye yapılan gıda ve insani yardımların kesilmesinde önemli rol oynadığı aktarıldı.

Bu ülkede faaliyetlerini sürdüren sivil toplum örgütlerinin ise Taliban’ın kendileri için çalışan kadınlara getirdiği yasaktan büyük ölçüde mağdur oldukları belirtiliyor.

Taliban son olarak BM için çalışan Afgan kadınlarına getirdiği yasak özellikle gıda yardımlarının dağıtılmasını engellediği gerekçesiyle tepkiye yol açmıştı

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2023 Yılı Ortasında Hindistan’ın Nüfusu Çin’i Geçecek

Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birini barındıran Hindistan’ın Haziran ayı sonunda Çin’i geride bırakarak dünyanın en kalabalık ülkesi olması bekleniyor. Hindistan’ın nüfusu Avrupa, Afrika ya da Amerika kıtası ülkelerinin toplam nüfusundan daha fazla.

Nüfusunun yarısı 30 yaşın altında olan Hindistan, önümüzdeki yıllarda dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmaya aday. Hindistan’da tarımla uğraşanların sayısı giderek azalıyor.

İşgücüne katılan milyonlarca insana istihdam yaratma ihtiyacı, hükümetin en önemli sorunlardan biri.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) “8 Milyar Yaşam, Sonsuz Olasılıklar: Haklar ve Tercihler Meselesi” başlıklı “2023 Dünya Nüfusu Durum Raporu” bugün yayımlandı.

UNFPA, Hindistan’ın bu yıl ortasında nüfusunun 1 milyar 428 milyon 600 bin, Çin’in nüfusunun ise 1 milyar 425 milyon 700 bin civarında olacağı tahmininde bulundu.

Dünyanın üçüncü kalabalık ülkesi ABD’nin nüfusunun ise şubat ayı verilerine göre 340 milyona ulaştığı bildirildi.

Çin’in nüfusu 2050’de 1 milyar 317 milyona gerilemesi bekleniyor. Çin Ulusal İstatistik Bürosu, ülke nüfusunun 62 yıl sonra ilk kez 2022’de 850 bin azaldığını açıklamıştı.

Çin’de 2022’de 1000 kişi başına düşen doğum sayısı 6,77’de kalarak, 1961’den bu yana en düşük düzeye geriledi. Bu sayı önceki yıl 7,52’ydi.

UNFPA tarafından 2023 raporu için yaptırılan bir kamuoyu araştırması, Hindistan’ın yanı sıra Brezilya, Mısır ve Nijerya gibi ülkelerde nüfusun “çok büyük ve doğurganlık oranlarının çok yüksek” olduğu yönünde yaygın bir görüşün olduğunu ortaya koydu.

Bu arada bugün yayımlanan UNFPA raporunda, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Mısır, Etiyopya, Hindistan, Nijerya, Pakistan, Filipinler ve Tanzanya olmak üzere toplam 8 ülkenin 2050’ye kadar öngörülen küresel nüfus artışının yarısını oluşturacağı aktarıldı.

Paylaşın

Interpol’den Dev Operasyon: 200 Ton Kokain, 8 Bin Silah, 14 Bin Gözaltı

Interpol’ün Meksika, Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Uruguay, Şili, Paraguay, Ekvador, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Panama ve Peru’da düzenlenen dev operasyonda 200 ton kokain, 8 bin 263 yasa dışı silah ele geçirildi. Operasyonunda 14 bin 260 kişi gözaltına alındı.

Interpol bu operasyonla başta Brezilyalı “Primeiro Comando da Capital”, El Salvadorlu “Mara Salvatrucha” ve Güney Amerika’da da faal olan “Balkanlar Karteli” olmak üzere 20 suç örgütüne darbe vurulduğunu duyurdu.

Latin Amerika’da Uluslararası Polis Teşkilatı (Interpol) öncülüğünde düzenlenen kaçak silah operasyonunda yaklaşık 200 ton kokain ele geçirildi.

Interpol tarafından “en büyük silah operasyonu” olarak tanımlanan “Trigger IX” operasyonunda 14 bin 260 kişi gözaltına alındı.

Interpol koordinasyonunda 12 Mart-2 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen ve başta kokain olmak üzere 203 ton uyuşturucu ele geçirilen operasyon, Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edildi. Interpol, 15 ülkede koordineli olarak düzenlenen operasyonda ele geçirilen uyuşturucunun piyasa değerinin 5,7 milyar dolar olduğunu duyurdu. Operasyonda, uyuşturucu yapımında kullanılan 372 ton kimyasal da ele geçirildi.

Meksika, Brezilya, Kolombiya, Arjantin, Uruguay, Şili, Paraguay, Ekvador, El Salvador, Bolivya, Kosta Rika, Guatemala, Honduras, Panama ve Peru’da düzenlenen dev operasyonda 8 bin 263 yasa dışı silah ve yaklaşık 305 bin mühimmat yakalandı.

Interpol, söz konusu ülkelerden silah uzmanlarının, Paraguay ve Arjantin sınırındaki Brezilya kenti Foz do Iguacu’da kurulan merkezde buluşarak operasyonun yönetilmesine katkıda bulunduğunu belirtti.

20 örgüte ağır darbe

Interpol bu operasyonla başta Brezilyalı “Primeiro Comando da Capital”, El Salvadorlu “Mara Salvatrucha” ve Güney Amerika’da da faal olan “Balkanlar Karteli” olmak üzere 20 suç örgütüne darbe vurulduğunu duyurdu.

Interpol Genel Sekreteri Jürgen Stock, bir yasa dışı silah operasyonunda bu kadar yüksek miktarda uyuşturucu ele geçirilmiş olmasının, bu suçların birbiriyle iç içe olduğunu bir kez daha kanıtladığını söyledi.

“Rekor” vurgusu

Stock, “Tüm bu yasa dışı faaliyetlerin arkasındaki organize suç ağlarının tek bir önceliği var: Kâr. Biz yasa uygulayıcıları olarak dünyanın tüm bölgelerinde ve küresel olarak bunları ortadan kaldırmak için aynı derecede kararlı olmalıyız” dedi.

Stock, ayrıca Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, operasyon kapsamında yakalanan miktar ve gözaltı sayısı için “rekor” ifadesini kullandı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İsviçre, Batı’nın Israrına Rağmen Ukrayna’ya Silah Sevkiyatını Yine Reddetti

İsviçre Cumhurbaşkanı Alain Berset, Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olmayan İsviçre’nin askeri tarafsızlık ilkesini gerekçe göstererek Ukrayna’ya silah sevkiyatına izin vermeyeceklerini dile getirdi.

İsviçre’nin tarafsızlık yasalarının, hükümetin çatışmalarda herhangi bir tarafı askeri olarak destekleyemeyeceği anlamına geldiğini ifade eden Berset, “Bizden kendi yasalarımızı çiğnememiz istenemez” diye konuştu.

İsviçre, Almanya ve diğer Batılı ülkelerden gelen yoğun talep ve eleştirilere rağmen Ukrayna’ya İsviçre bağlantılı silah ve mühimmat sevkiyatı yapılmasını bir kez daha reddetti.

Salı günü Berlin’de Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile bir araya gelen İsviçre Cumhurbaşkanı Alain Berset, AB ve NATO üyesi olmayan İsviçre’nin askeri tarafsızlık ilkesini gerekçe göstererek Ukrayna’ya silah sevkiyatına izin vermeyeceklerini dile getirdi.

İsviçre’nin tarafsızlık yasalarının, hükümetin çatışmalarda herhangi bir tarafı askeri olarak destekleyemeyeceği anlamına geldiğini ifade eden Berset, “Bizden kendi yasalarımızı çiğnememiz istenemez” diye konuştu.

Ancak Berset, “Bu konuda nasıl bir gelişme gösterilebileceğine, bunun gerekli olup olmadığına ya da olabilirliğine” de bakılması gerektiğini söyledi. Benzer tartışmaların İsviçre’de de yapıldığına işaret eden Berset, “Kurallara bağlı kalmamız ve gerekirse bunları uyarlamamız önemli” dedi.

Tartışmaların merkezinde, İsviçre’nin silah sipariş eden devletlerden söz konusu malzemelerin savaş halindeki ülkelere aktarılmayacağına dair güvence istemesi yatıyor.

Bu bağlamda Bern hükümeti Almanya’nın Ukrayna’ya gönderdiği Gepard uçaksavar tanklarında kullanılan İsviçre üretimi mühimmatı Ukrayna’ya nakletmesine karşı çıkıyor ve istisna uygulamıyor. İsviçre, Danimarka ve İspanya’dan gelen benzer talepler karşısında da ret yanıtı vermişti.

İsviçre Parlamentosunda ilgili yasayı değiştirme girişimleri ise şimdiye kadar başarısız oldu.

Almanya Başbakanı Scholz, Alman hükümetinin İsviçre’de bu konuda yaşanan tartışmaları çok yakından takip ettiğini ve “bunlardan bir sonuç çıkacağını” umduğunu belirterek, “Ukrayna’nın silah ve mühimmat desteğine ihtiyacı olduğunu biliyoruz… İşte bu nedenle Almanya’dan, bu durumu iyileştirmek için neler yapılabileceğine dair çok sayıda başvuruda bulunuldu” dedi.

Alman hükümeti Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna’ya şimdiye kadar 34 Gepard tankı ve 60 bin atışlık mermi tedarik etmiş, ancak mermi sayısının yetersiz kalması nedeniyle İsviçre üretimi mermilerin gönderilmesi için Bern hükümetine iki kez başvurmuştu.

Tedarik açığını kapatmak için Alman Rheinmetall şirketi halihazırda Aşağı Saksonya’daki Unterlüß tesisinde yeni bir üretim hattı kuruyor. Ama burada üretilecek mühimmatın yaz aylarına kadar teslim edilmesi beklenmiyor. Bu nedenle Alman hükümeti geçici çözümler arıyor.

Almanya geçtiğimiz yıl da iki kez İsviçre hükümetine, Gepard tanklarında kullanılan mermilerin Ukrayna’ya sevk edilip edilemeyeceğini sormuş, İsviçre bu sorulara askeri tarafsızlık ilkesine atıfla olumsuz yanıt vermişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

G7’de Moskova’ya Yardım Edenlere “Yüksek Bir Bedel” Ödetme Sözü

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada’dan oluşan G7, Rusya’ya yönelik sert yaptırımların arttırılması ve uygulanması konusunda kararlı olduklarını duyurdu.

G7’i oluşturan ülkelerin liderlerinin gelecek ay Japonya’nın Hiroşima kentinde düzenlenecek zirvede bir araya gelmesi bekleniyor.

Japonya’da yapılan dışişleri bakanları toplantısında, Moskova’ya yardım edenlere “yüksek bir bedel” ödetme sözü verildi.

G7’nin uyarısı, Çin Savunma Bakanı’nın Rusya ile ilişkilerde “yeni bir dönemi” işaret ederek siyasi ve güvenlik işbirliğini derinleştirme sözü vermesinden bir gün sonra geldi.

Birçok ülkenin Rusya ile ticari bağlarını korumak istemesi ve Batı’nın eylemlerine şüpheyle yaklaşması nedeniyle Moskova’ya karşı uygulanan yaptırımların etkisiz kaldığı eleştirisi yapılıyor.

Dışişleri Bakanları yayınladıkları bildiride, üçüncü ülkelerin yaptırımları delmesini engellemek için çabalarını iki katına çıkarma sözünü verdiğini duyurdu.

Açıklamada,”Rusya’ya yönelik yaptırımların yoğunlaştırılması, koordine edilmesi ve tam olarak uygulanması konusundaki kararlılığımızı sürdürüyoruz” denildi. Ayrıca Ukrayna’nın kendini savunması için “ne kadar sürerse sürsün” destek verileceği belirtildi.

Bildiride, “Rusya’nın sivillere ve kritik sivil altyapıya yönelik saldırıları gibi savaş suçları ve diğer zulümlerin cezasız kalması söz konusu değil” ifadesine yer verildi.

Uzmanlar, yaptırımların Rusya ekonomisini felce uğrattığını ifade ederken, IMF Şubat ayında, Rusya’nın 2023 yılında resesyona girmeyeceğini öngörmüştü.

Toplantıda Rusya’nın Belarus’a nükleer silah yerleştirme tehdidi “kabul edilemez” ve “sorumsuz nükleer retorik” olarak değerlendirildi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın taktik nükleer silahlarının Belarus’ta konuşlandırılacağını söylemişti. AB’nin dış politika şefi Joserp Borrel, Moskova’nın bu hamlesini “Avrupa güvenliğine yönelik bir tehdit” olduğunu kaydetti.

G7’nin toplantısında, Tayvan’a yönelik tehditlere devam eden Çin ve nükleer denemelere devam eden Kuzey Kore eleştirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Tunus’ta Ennahda Lideri Raşid Gannuşi Dahil Birçok Kişi Gözaltına Alındı

Tunus’ta Ennahda Partisi Lideri Raşid Gannuşi ve partinin üç üst düzey ismi gözaltına alındı. Gannuşi son bir yıl içinde Nahda Hareketi’nin cihatçıların Suriye’ye gitmesine yardımcı olduğuna dair iddialar ve kara para aklama suçlamalarıyla bağlantılı olarak birçok defa ifade vermişti.

Reuters’a bilgi veren avukat Monya Buali, gözaltına alınan yetkililerin Muhammed Gumani, Belkacem Hassan ve Muhammed Çınayba olduğunu söyledi.

İçişleri Bakanlığından bir yetkili, Gannuşi’nin “kışkırtıcı açıklamalarını” soruşturan başsavcılığın talimatıyla gözaltına alındığını ve evinin arandığını söyledi. Nahda Hareketi’nden yapılan açıklamada, Gannuşi’nin “bilinmeyen bir yere” götürüldüğü belirtildi.

Ennahda Partisi’nden yapılan açıklamada Gannuşi’nin derhal serbest bırakılması istendi. Açıklamada gözaltı için “çok tehlikeli bir gelişme” yorumu yapılırken, “Baskında en temel hukuki prosedürlere bile saygı gösterilmedi. Bunu kınıyor ve muhalif siyasi aktivistlerin üzerindeki baskılara bir son verilmesini istiyoruz” denilerek destek çağrısında bulunuldu.

Gannuşi, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, “Nahda’sız, siyasal İslam’sız, sol olmayan veya başka bir bileşeni eksin olan Tunus, bir iç savaş projesidir” demişti. Gannuşi ayrıca “darbeyi kutlayanların aşırılıkçı ve terörist olduğunu” söylemişti.

Tunus medyası, İçişleri Bakanlığı kaynaklarına dayanan haberlerde, Gannuşi’nin bu açıklamasından ötürü gözaltına alındığını bildirdi.

Tunus’ta Nahda Hareketinin üyesi olan ve şu an cezaevinde bulunan eski Başbakan Ali Laarayed ve eski Adalet Bakanı Nureddin Biri hakkındaki davalar da sürüyor. Bu isimler, terörizm ve devlet kurumlarına karşı kışkırtma suçlarıyla bağlantılı davalarda yargılanıyor.

Muhalefet, siyasi olarak gördüğü bu davalara dayanak oluşturan suçlamaların uydurma olduğunu savunuyor. Tunus muhalefeti, Cumhurbaşkanı Said’i ülkedeki demokrasinin altını oymak ve tek adam sistemi kurmaya çalışmakla suçluyor.

Tunus’ta polis geçtiğimiz aylarda da 2021 yılında parlamentoyu lağveden ve geçen yıl düzenlenen referandumla yetkilerini artıran Said’i “darbe” ile suçlayan siyasi figürleri gözaltına almıştı.

Tunus’ta muhalefet partilerinin büyük bölümü, Said’in geçen Aralık ayında aldığı erken seçim kararıyla sandığa gidilmesinin ardından oluşturulan ve yetkileri sınırlı olan parlamentonun meşruiyetini kabul etmiyor. Said ise atılan adımların, Tunus’u yıllardır süren krizden çıkarmak için şart olduğunu savunuyor.

Gannuşi son bir yıl içinde Nahda Hareketi’nin cihatçıların Suriye’ye gitmesine yardımcı olduğuna dair iddialar ve kara para aklama suçlamalarıyla bağlantılı olarak birçok defa ifade vermişti. Bu iddialar hem Gannuşi hem de partisince yalanlanmıştı.

Doksanlı yıllarda sürgünde olan 81 yaşındaki Gannuşi, 2011’deki devrim sırasında Tunus’a dönmüştü. Tunus, Arap Baharı’nın demokratik açıdan tek başarı hikâyesi olarak görülüyordu.

Paylaşın