IŞİD’in Afganistan Kolu Lideri Sanaullah Ghafari Öldürüldü İddiası

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Afganistan kolu olan IŞİD-Horasan’ın Lideri Sanaullah Ghafari‘nin Afganistan’ın Kunar vilayetinde öldürüldüğü ileri sürüldü. Ghafari, Şahab El-Muhacir olarak da biliniyor.

Sanaullah Ghafari ‘terör eylemleri’ gerekçe gösterilerek Aralık 2021’de Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ‘küresel terörist’ ilan edilmişti. Bunun ardından ABD tarafından Sanaullah Ghafari hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif edilmişti.

Pakistan’ın Geo TV haber sitesinin aktardığına göre, IŞİD’in Pakistan-Afganistan bölgesinde faaliyet gösteren IŞİD-H isimli koluna liderlik eden ve ABD’nin hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif ettiği Sanaullah Ghafari’nin Afganistan’ın Kunar vilayetinde öldürüldüğü öne sürüldü. Ghafari’nin yalnızca Pakistan’da değil, uluslararası olarak da arandığını aktaran Geo TV, Ghafari’nin Pakistan, İran, Özbekistan, Tacikistan ve Afganistan’da gerçekleştirilen saldırılarda rol oynadığını ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı “Adalet İçin Ödül” (Rewards for Justice) sitesinde, Sanaullah Ghafari hakkında şu bilgiler paylaşılmıştı: “Adalet İçin Ödül, IŞİD-K lideri Şahab El-Muhacir hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif etmektedir. IŞİD yönetimi, Haziran 2020’de Sanaullah Ghafari olarak da bilinen El-Muhacir’i ABD tarafından Yabancı Terör Örgütü olarak tanımlanan IŞİD-K’ye lider olarak atamıştır.

Atanma haberini içeren bir IŞİD bildirisinde El Muhacir, deneyimli bir askeri lider ve IŞİD-K’nın Kabil’deki gerilla operasyonlarında, intihar ve diğer saldırıların planlanmasında yer alan ‘kent aslanlarından’ biri olarak tanımlanmıştır. 1994’te Afganistan’da doğan El-Muhacir, Afganistan’daki tüm IŞİD-K operasyonlarının onaylanmasından ve bunların gerçekleştirilesinde gereken finansmanın sağlanmasından sorumludur.”

BNN Network haber sitesinin aktardığına göre, Sanaullah Ghafari ‘terör eylemleri’ gerekçe gösterilerek Aralık 2021’de Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ‘küresel terörist’ ilan edilmişti. Bunun ardından ABD tarafından Sanaullah Ghafari hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif edilmişti.

Ailesi Hindistan’dan Afganistan’a göç eden Ghafari, 2020 yılından bu yanan IŞİD-H örgütünün liderliğini yapıyordu. IŞİD-H ilk olarak Ocak 2015’te ortaya çıkmıştı. BBC Türkçe’nin aktardığına göre, IŞİD-H, çoğunlukla Afganistan’ın doğusunda, İran sınırındaki Şii nüfusu hedef alan saldırılar yürüttü. Ülkenin özellikle kuzeyinde ve doğusunda Taliban ile IŞİD-H arasında çatışmalar yaşandı. İki örgüt, Ocak 2015’te birbirlerine karşı savaş ilan etti.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

“Gündoğumu Yakutu” 34,8 Milyon Dolar İle Yeni Bir Rekor Kırdı

“Gündoğumu Yakutu” olarak adlandırılan dünyanın en büyük yakutu, New York’ta düzenlenen müzayedede 34,8 milyon dolara satılarak yeni bir rekor kırdı. Yakutu, Cenevre’deki bir müzayedede 30,3 milyon dolara satılmıştı.

Haber Merkezi / Mozambik’te bulunan ve başlangıçta 101 karat ağırlığında olan taş, 55 karat ağırlığında yastık şeklinde bir mücevher olarak kesilmişti.

Pembeden koyu kırmızıya hatta bordoya kadar uzanan renkleriyle yakutlar, tutkunun ve enerjinin sembolü olarak kabul edilmekte.

Yakutların en önemli özelikleri muhteşem renkleri ve dayanıklılığıdır. Yakut, elmastan sonra en sert yapıya sahip olan değerli taş olduğu için üstün ve detaylı işçilik gerektiren mücevher tasarımlarında özellikle tercih edilmekte.

Yakutlar, en değerlileri Myanmar’da olmak üzere dünyanın pek çok yerinde çıkarılmakta. Dünyanın en değerli yakutu ise 26 karatlık bir Myanmar yakutu olan “Gündoğumu Yakutu”

Yakut, adını Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin yazmış olduğu bir şiirden alıyor. Şiir şöyle:

“Sabahın erken saatinde,
şafak sökmeden önce,
uyanır aşık ve sevgilisi
bir bardak su içmeye.

Sorar sevgilisi, “Beni mi seversin daha yoksa kendini mi?
Ne olur, doğruyu söyle mutlaka.”

Aşık der ki, “Hiçbirşey yok benden kalan.
Bir yakut gibiyim ben doğan güneşe kaldırılıp tutulan.
Bir taş mı bu, yoksa dünya mı
kırmızıdan yapılan? Dayanma gücü yok onun
gün ışığına.”

İşte böyle Hallaj, “Ben ALLAHım,” dedi
ve doğruyu söyledi!

Birdir yakut ve gündoğumu.
Korkusuz ol ve disipline koy kendini.

Duymak ve kulak ol baştan sona,
ve bu güneş-yakutunu küpe gibi tak kulağına.

Çalış. İyi kaz kuyunu, durma.
İşten kaçmayı aklına koyma.
Su bir yerlerdedir orada.

Teslim ol gündelik bir uygulamaya.
Sadakatin ona
bir zil sesidir kapıda.

Devam ettir vurmayı kapıya, ve sevinç içerdeki
bir pencere açacaktır eninde sonunda
ve bakacaktır dışarıya
kim var diye orada.​”

Paylaşın

İtalya’da Kadın Milletvekilinden Ülke Tarihine Geçen Hareket

Geleneksel olarak erkek egem bir toplum olan İtalya’da Beş Yıldız Hareketi Partisi Milletvekili Gilda Sportiello’nun oğlu Federico’yu Temsilciler Meclisi’nde emzirdiği anlar ülke tarihine geçti.

Haber Merkezi / Meclis’te çocuğunu emziren Gilda Sportiello, tüm milletvekilleri tarafından alkışlanırken Meclis Başkan Yardımcısı Giorgio Mule ise, Sportiello’yu tebrik etti.

İtalya’da kasım ayında, kadın milletvekillerinin çocuklarıyla birlikte parlamentoya gelmelerine ve çocuğunu bir yaşına kadar emzirmelerine izin veren bir karar kabul edilmişti.

Bebeğini emzirdikten sonra basına açıklamalarda da bulunan Gilda Sportiello, birçok kadının emzirmeyi erken bıraktığını söyledi.

Bu durumun kadınların tercihi olmadığını belirten Sportiello, işe gitmek zorunda kalan kadınların, bu kararı aldıklarını söyledi.

İtalya’da milletvekillerinin üçte ikisi erkek

İtalya’nın şu anki başbakanı Giorgia Meloni, geçen yıl Ekim ayında ilk kadın başbakan olarak göreve başlamıştı. İtalya’da şu anda milletvekillerinin üçte ikisi erkek.

On üç yıl önce, Forza Italia partisinin senatörü olan Licia Ronzulli. Strasbourg’daki Avrupa Parlamentosu’nda kızını emzirmişti.

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan: Kadınlar Arasında İntihar Düşüncesi Salgını

Birleşik Krallık’ın kamu yayımcısı BBC, Taliban’ın 2021 yılında yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da kadınların her geçen gün daha fazla baskıya karşılaştığını ve intihar düşüncelerinin yaygınlaştığını yazdı. 

BBC’nin görüştüğü ve kimliğini paylaşmayan bir üniversite öğrencisi, “Sınıfımdaki kadınların çoğunun intihar düşünceleri var. Hepimiz depresyon ve anksiyeteden mustaribiz. Hiç umudumuz yok” dedi.

Soyadını paylaşmayan psikolog Emel ise “Afganistan’da bir intihar düşüncesi salgını var” ifadelerini kullandı.

Uluslararası medyada ülkedeki açlığın ve ekonomik krizin gündemde tutulduğuna fakat akıl sağlığı sorunlarının tartışılmadığına dikkat çeken Emel, “Sanki insanlar yavaş yavaş zehirleniyor. Gün geçtikçe umutlarını kaybediyorlar” dedi.

Psikolog, Taliban aralıkta üniversite eğitimini yasaklama kararını açıkladığında, iki gün içinde 170 kişiden acil destek talebi aldığını söyledi. Günde en az 10 kişinin destek için kendisini aradığını belirten Emel, taleplerin çoğunun kadınlardan ve kız çocuklarından geldiğini belirtti.

Afganistan ve Taliban

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Zelenski Açıklamıştı; Rusya: Büyük Bir Ukrayna Saldırısı Püskürtüldü

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin Rusya’ya karşı saldırı düzenlemekte kararlı olduklarını belirten açıklamasından kısa bir süre sonra, Rusya, Ukrayna’nın Donetsk’te Rus kontrolü altındaki bölgeye altı mekanize ve iki tank taburuyla saldırdığını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı’nın Telegram hesabından yayınlanan açıklamada, Ukrayna birliklerinin 4 Haziran sabahı güneydeki Donetsk bölgesinde cephenin beş kesiminde geniş çaplı saldırı başlattığı belirtildi.

“Düşmanın amacı, kendisine göre cephenin en savunmasız kesiminde savunmamızı yarıp geçmekti” denilen açıklamada, “Düşman görevini yerine getirmedi, başarılı olamadı” ifadeleri kullanıldı.

Ukrayna Savunma Bakanlığı’ndan Moskova’nın açıklaması sonrası herhangi bir yorum yapılmadı. Ancak Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı’nın günlük raporunda, Donetsk ve Luhanks bölgesinde 29 çatışma çıktığı bilgisi yer aldı.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov ise pazar günü Twitter’da Depeche Mode’un “Enjoy the Silence” parçasından alıntı yaparak imalı bir mesaj yayımladı.

Ukraynalı Bakan iletisinde “Kelimeler gereksiz, sadece zarar verebilirler” ifadelerini kullandı.

Ukrayna’nın, Rusya’nın geçen yıl şubat ayında başlattığı savaş sonrası ele geçirdiği toprakları geri almak için karşı saldırı yapması bekleniyor. Kiev yönetimi karşı saldırı için hazırlıkların tamamlandığını ancak bunun bir kaç farklı yönden yapılabileceği yönünde açıklamalar yaptı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ) konuşmuştu.

Zelenski, Rusya’ya karşı saldırı düzenlemekte kararlı olduklarını belirterek, “Başarılı olacağımıza yürekten inanıyoruz. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Açıkçası bu süreç çok farklı şekillerde ilerleyebilir. Fakat biz bunu yapacağız ve hazırız” ifadelerini kullanmıştı.

45 yaşındaki lider, Rusya’nın cephede hava üstünlüğünü elinde tuttuğuna dikkat çekerek, buna karşı savunmalarını güçlendirmezlerse birçok kişinin hayatını kaybedeceğini söylemişti.

Zelenski, savaş sürerken ülkesinin NATO’ya girmesini beklemediğini belirtirken, savaştan sonra Ukrayna’nın ittifaka katılacağına dair kendilerine taahhüt verilmesini talep etmişti.

Belçika, Ukrayna’dan izahat bekliyor

Öte yandan Belçika Başbakanı Alexander De Croo, Ukrayna’ya gönderdikleri silahların Rusya’nın Belgorod bölgesine saldırılarda kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi için özel servislere talimat verdiğini açıkladı.

Yerel bir yayın kuruluşuna konuşan De Croo, “İstihbarat servisi ve ordumuzdan bu durumu incelemelerini istedik. Henüz teyit edilmedi, durumu inceliyoruz” dedi.

AB’den Ukrayna’ya yolladıkları silahların kullanım alanıyla ilgili kuralların net olduğunun altını çizen De Croo, bu silahların yalnızca savunma amacıyla kullanılabileceğini hatırlatıp “Ukraynalılardan durumu izah etmelerini bekliyoruz” ifadesini kullandı.

De Croo, silahların Ukraynalı sabotajcılar tarafından Belgorod’a saldırı amaçlı kullanıldığının kanıtlanması halinde ne yapılacağını ise söylemedi.

Paylaşın

120 Binden Fazla Çocuk Çatışmalarda Ya Öldüğü Ya Da Sakatlandı

2005 yılından bu yana dünya genelinde 120 binden fazla çocuğun silahlı çatışmalarda sakatlandığı ya da öldürüldüğü bildirildi. Kayıtlara geçmeyen saldırılar nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olabileceği kaydedildi.

2005 yılından bu yana en az 105 bin çocuk silahlı güçler ya da silahlı gruplar tarafından silah altına alındı ya da doğrudan çatışmalarda görevlendirildi. Ayrıca en az 32 bin çocuk da kaçırıldı.

Ayrıca milyonlarca çocuğun yerinden edildiği, arkadaş veya akrabalarını kaybettiği ya da ebeveynlerinden veya yakınlarından ayrı düştüğü belirtildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’ndan (UNICEF) bugün Oslo’da düzenlenen savaşlarda çocukların korunmasına ilişkin uluslararası konferans öncesi yapılan açıklamada, 2005 yılından bu yana dünya genelinde 120 binden fazla çocuğun silahlı çatışmalarda sakatlandığı ya da öldürüldüğü bildirildi.

Savaşlarda çocukların daha iyi korunmaları için küresel ölçekte daha yoğun çalışmalar yapılması gerektiğini belirten UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, “Her savaş nihayetinde çocuklara karşı bir savaştır” dedi.

UNICEF’ten yapılan açıklamada savaştan etkilenen çocuklarla ilgili başka çarpıcı verilere de yer verildi.

Buna göre 2005 yılından bu yana en az 105 bin çocuk silahlı güçler ya da silahlı gruplar tarafından silah altına alındı ya da doğrudan çatışmalarda görevlendirildi. Ayrıca en az 32 bin çocuk da kaçırıldı. UNICEFverilerine göre 16 binden fazla çocuk ise cinsel şiddete maruz kaldı.

Yapılan açıklamada çocukların doğrudan etkilendiği okul ve hastanelere yönelik 16 binden fazla saldırı gerçekleştirildiği de ifade edildi.

UNICEF çocuklara yönelik istismar ve şiddet vakalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika’da 30’dan fazla çatışmadan elde edilen veriler doğrultusunda tespit edilebildiğini açıklarken, kayıtlara geçmeyen saldırılar nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olabileceğini kaydetti.

Açıklamada ayrıca milyonlarca çocuğun yerinden edildiği, arkadaş veya akrabalarını kaybettiği ya da ebeveynlerinden veya yakınlarından ayrı düştüğü bilgisine de yer verildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

El Şebab’dan Somali’de Bombalı Saldırı: 54 Asker Öldü

Somali’nin Başkenti Mogadişu’nun 120 km güneybatısında bulunan Bulo Marer’de bomba yüklü bir araç ve intihar bombacıları kullanılarak gerçekleştirilen saldırıda 54 Ugandalı asker hayatını kaybetti.

Bombalı saldırının ardından şiddetli çatışmaların yaşandığı saldırıyı El Kaide’ye bağlı radikal İslamcı El Şebab örgütü üstlendi. Saldırı Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği tarafından kınandı.

Afrika Birliği (AfB) tarafından desteklenen Somali hükümetinin ağustos ayında başlattığı askeri operasyondan bu yana en ölümcül saldırılardan biri olarak kayda geçen saldırıda ölü sayısı ilk kez açıklandı.

Uganda Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni resmi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Aralarında bir komutanın da bulunduğu 54 askerin cansız bedenini bulduk” dedi.

Saldırıdan iki gün sonra Museveni, öldürülen askerlerin ailelerine başsağlığı dileyerek kayıplar olduğunu dolaylı olarak kabul etmiş, “tüm gerçeklerin kamuoyuna açıklanacağını” sözlerine eklemişti.

Museveni, “800 teröristin” saldırısıyla karşı karşıya kalan “bazı askerlerin beklendiği gibi tepki vermediğini ve paniklediğini, bunun da onları dağıttığını ve El Şebab’ın bu durumdan faydalanarak üssü işgal edip bazı teçhizatı imha ettiğini” sözlerine ekledi.

El Şebab

Hareket eş-Şebab el-Mücahidin (Mücahit Gençlik Hareketi), veya kısaca eş-Şebab, Somali’de Federal Geçiş Hükûmeti’ni ortadan kaldırmak için savaşan bir silahlı örgüt. 2011 yılı itibarıyla ülkenin güneyinin çoğunu kontrol etmektedir. Bu bölgelerde sıkı bir şeriat uyguladığı bildirilmektedir. Örgütün şu anki lideri Ahmed Ömer’dir.

Örgüt, 2006 yılında Etiyopya kuvvetleri tarafından dağıtılıp parçalara ayrılan İslami Mahkemeler Birliği kaynaklıdır. “İslam’ın düşmanları”na karşı cihat ettiğini öne sürmekte ve Federal Geçiş Hükûmeti ile Afrika Birliği Somali Görevi’ne karşı savaşmaktadır.

Eş-Şebab üyeleri yardım için çalışanları korkutmuş, kaçırmış ve öldürmüştür, bu da yardım örgütlerinin bölgeden çekilmesiyle sonuçlanmıştır. Örgüt pek çok batılı devlet ve kuruluş tarafından terörist olarak tanımlanmaktadır. Örgüt, Şubat 2012’de yayınlanan bir video mesajla el-Kaide’ye bağlandığını ilan etti.

Paylaşın

ABD’den Çin’e Uyarı: Müsade Etmeyeceğiz

Çin’in ülkesinin müttefiklerini korkutmasına müsade etmeyeceğini söyleyen ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, her ülkenin uluslararası hukukun izin verdiği yerlerde uçmasını, deniz yolculuğu yapabilmesini istediklerini belirtti.

“Her ülke, küçük ya da büyük hukuki deniz aktivitelerini yerine getirmeli” diyen Austin,  Amerika’nın bölgedeki ülkelerle savunma planlarını, koordinasyonunu ve eğitimi arttırdığını kaydetti.

Lloyd Austin, “Çatışma ya da karşı karşıya gelmek istemiyoruz ama zorbalık ya da zorlamalardan da korkmayacağız” ifadesini kullandı.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Amerika’nın Çin’in ülkesinin müttefikleri ve ortaklarını korkutmasına müsade etmeyeceği mesajını verdi.

Austin bununla birlikte ABD’nin çatışma yerine diyaloğu tercih ettiğini ve Tayvan’la ilgili statünün korunmasından yana olduğunu belirtti.

Singapur’da savunma bakanlarını bir araya getiren etkinlikte konuşan Austin, her ülkenin uluslararası hukukun izin verdiği yerlerde uçmasını, deniz yolculuğu yapabilmesini istediklerini belirtti ve “Her ülke, küçük ya da büyük hukuki deniz aktivitelerini yerine getirmeli” dedi.

Amerika’nın bölgedeki ülkelerle savunma planlarını, koordinasyonunu ve eğitimi arttırdığını kaydeden Austin, “Çatışma ya da karşı karşıya gelmek istemiyoruz ama zorbalık ya da zorlamalardan da korkmayacağız” ifadesini kullandı.

Austin bu sözleri dile getirirken, bir Amerikan savaş gemisiyle Kanada savaş gemisi Tayvan Körfezi’nden geçti.

Bir Çin savaş gemisi ise Amerikan ve Kanada gemilerinin yakınındaydı.

Austin’in Singapur’da katıldığı etkinlikte konuşan bir diğer isim de Çin Savunma Bakanı Li Shangfu’ydu. Çin Savunma Bakanı bu tür faaliyetlerin Çin’i provoke ettiğini söyledi.

Mart ayında göreve başlamasından bu yana ilk defa uluslararası bir etkinlikte konuşan Çin Savunma Bakanı Li Shangfu, Çin’in Tayvan Körfezi’nden masum geçişlerle bir problemi olmadığını ama hakimiyet kurma amaçlı bu tür geçişlerin önlenmesi gerektiğini söyledi.

Li, Amerika ve müttefiklerinin tehlike yarattığını iddia etti ve “Kendi toprak, hava ve denizleriyle ilgilensinler” ifadesini kullandı.

Çin, Tayvan’ın ana karanın parçası olduğunu belirtiyor ve Tayvan Körfezi’yle Güney Çin Denizi’nde hak iddia ediyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Volodimir Zelenski WSJ’ye Konuştu: Karşı Saldırıya Hazırız

Rusya’ya karşı saldırı düzenlemekte kararlı olduklarını belirten Volodimir Zelenski, “Başarılı olacağımıza yürekten inanıyoruz. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Açıkçası bu süreç çok farklı şekillerde ilerleyebilir. Fakat biz bunu yapacağız ve hazırız” dedi.

Rusya’nın cephede hava üstünlüğünü elinde tuttuğuna dikkat çekerek, buna karşı savunmalarını güçlendirmezlerse birçok kişinin hayatını kaybedeceğini söyleyen Zelenski, savaş sürerken ülkesinin NATO’ya girmesini beklemediğini belirtirken, savaştan sonra Ukrayna’nın ittifaka katılacağına dair kendilerine taahhüt verilmesini talep etti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD’nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal’a (WSJ) konuştu.

Zelenski, Rusya’ya karşı saldırı düzenlemekte kararlı olduklarını belirterek, “Başarılı olacağımıza yürekten inanıyoruz. Ne kadar sürecek bilmiyorum. Açıkçası bu süreç çok farklı şekillerde ilerleyebilir. Fakat biz bunu yapacağız ve hazırız” ifadelerini kullandı.

45 yaşındaki lider, Rusya’nın cephede hava üstünlüğünü elinde tuttuğuna dikkat çekerek, buna karşı savunmalarını güçlendirmezlerse birçok kişinin hayatını kaybedeceğini söyledi.

Zelenski, savaş sürerken ülkesinin NATO’ya girmesini beklemediğini belirtirken, savaştan sonra Ukrayna’nın ittifaka katılacağına dair kendilerine taahhüt verilmesini talep etti.

Ukraynalı lider, Çin’in üstlendiği arabuluculuk rolünün çok önemli olduğuna da işaret ederek, “Böyle bir ülkenin insanların ölümüne seyirci kalmasını istemem” dedi.

Kremlin’i kınamayan ve tarafsız bir politika izlediğini öne süren Pekin yönetimi, şubatta 12 maddelik bir barış planı sunarak tarafları masaya davet etmişti.

Planda, tüm ülkelerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duyulması gerektiği belirtilirken, savaşın ancak müzakerelerle çözülebileceği savunulmuştu. Ayrıca nükleer silah kullanımına izin verilemeyeceğinin vurgulandığı planda, Rus birliklerinin Ukrayna’dan tamamen çekilmesine yönelik herhangi bir talep yer almamıştı.

Zelenski ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, nisanda telefonla da görüşmüş, böylelikle iki lider savaşın başından beri ilk kez iletişime geçmişti.

Ancak Şi’nin arabuluculuk girişimleri henüz Rusya ve Ukrayna arasında müzakere başlatılmasını sağlayamadı.

Çin’in Avrasya İşlerinden Sorumlu Özel Temsilcisi Li Hui, cuma günü başkent Pekin’de düzenlediği basın toplantısında, “Mevcut durumda tarafların oturup verimli bir şekilde müzakere etmesi oldukça zor” dedi.

Arabuluculuk faaliyetleri kapsamında iki hafta boyunca Ukrayna, Polonya, Fransa, Almanya ve Rusya’yı ziyaret eden Li, savaşta gerginliğin artabileceğini ve bunun müzakere olasılığını daha da azaltabileceğini belirtti.

Li, Ukrayna’ya silah ve mühimmat gönderen Batı’nın çatışmaların uzamasına neden olduğunu savunarak, “Savaşı sona erdirmek istiyorsak, silah göndermeyi durdurmalıyız” dedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Almanya’da Aşırı Sağın Yükselişi: Merkez Partiler Alarma Geçti

Almanya’da kamu yayıncısı ARD için yapılan DeutschlandTrend anketine göre, aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisine olan destek rekor düzeye ulaştı. AfD’nin önümüzdeki yıl Almanya’nın doğusundaki üç eyalet seçiminde birinci parti çıkma şansı yüksek görülüyor.

Haber Merkezi / AfD, DeutschlandTrend anketinde en son Eylül 2018’de, dönemin Başbakanı Angela Merkel’in koalisyon hükümeti için zorlu bir dönemde yüzde 18’e ulaşmıştı. AfD’yi destekleyenlerin yaklaşık üçte ikisi, bunu aşırı sağın politikalarından ikna oldukları için değil, ana akım partilerden duydukları hayal kırıklığı nedeniyle yaptıklarını ifade etti.

“DeutschlandTrend”in araştırma sonuçlarını Funke Medya Grubu gazetelerine değerlendiren AfD Eş Genel Başkanı Tino Chrupalla, partinin izlediği yolun doğruluğunun ve özellikle Yeşiller’in siyaseti ile aralarına koydukları mesafenin, halkın verdiği destek ile onaylanmış olduğunu belirterek, “Vatandaşlar, Yeşillerin değer odaklı politikasının bizi ekonomi savaşlarına, pahalılığa ve sanayisizleşmeye götürdüğünü görüyor” ifadelerini kullandı

AfD ve diğer kurumlar, aşırılık yanlılarıyla olan bağları nedeniyle ülkenin iç istihbarat teşkilatı BfV tarafından mercek altına alındı. Kurumun başkanı, Nazi diktatörlüğüyle doruğa ulaşan siyasi aşırılık ve otoriterliğin yükseldiği 1920’ler ve 1930’lar ile günümüz arasında “şaşırtıcı paralellikler” olduğu uyarısında bulundu.

Infratest dimap şirketi tarafından yapılan anket, aynı dönemde bir puan kaybeden Hristiyan Demokrat Birlik’in (CDU) yüzde 29 ile birinci sırada olduğunu ortaya koyuyor. Sosyal Demokrat Parti (SPD) de bir puanlık kayıpla, AfD gibi yüzde 18 oy oranına sahip.

Koalisyon hükümeti ortaklarından Yeşillerin oyu da bir puanlık kayıpla yüzde 15’e gerilemiş durumda. Bu oran, 2021 yılının Eylül ayından bu yana partinin en düşük seviyeye gerilediğini gösteriyor. Koalisyonun küçük ortağı, liberal Hür Demokrat Parti (FDP) de bir puanlık kayıpla yüzde 7’ye geriledi.

Bir puan yitiren bir başka parti olan Sol Parti ise, şu anda seçim olması halinde, yüzde 4’lük oy oranı ile, yüzde 5’lik seçim barajının altında kalarak Federal Meclise giremeyecek.

“Bu durum tüm demokratları alarma geçirmeli”

Araştırmada açık ara birinci parti çıkan CDU’nun önde gelen isimlerinden, dış politika uzmanı Norbert Röttgen, ortaya çıkan sonuçların kendi partisi tarafından da eleştirel bir bakış açısı ile değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Elde edilen verileri bir “alarm sinyali” olarak nitelendiren Röttgen, Twitter mesajında, koalisyon hükümetine duyulan memnuniyetsizlikten, neden Birlik partilerinin (CDU/CSU) daha fazla faydalanamadığının sorgulanması gerektiğini vurguladı.

CDU Federal Yönetim Kurulu Üyesi Serap Güler de, kendi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, araştırma sonuçlarını, “Bu durum tüm demokratları alarma geçirmeli. Herkesi. Bunun (sonuçların) acilen değişmesi sorumluluğunu hepimiz taşıyoruz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın