Yunanistan Açıklarında Göçmenleri Taşıyan Tekne Alabora Oldu: En Az 59 Ölü

İtalya’ya gitmek için Libya’dan yola çıkan göçmen teknesi, Yunanistan’ın Mora yarımadası açıklarında bilinmeyen bir nedenle alabora oldu. Kaza sonucu en az 59 kişi hayatını kaybetti.

Yunanistan Sahil Güvenliği, Mora Yarımadası’nın 75 kilometre güneybatısında alabora olan teknede kaç kişinin olduğunun bilinmediğini ancak 100’den fazla kişinin kurtarıldığını açıkladı.

Kurtarma operasyonuna altı sahil güvenlik gemisi, bir donanma fırkateyni, bir askeri nakliye ve bir hava kuvvetleri helikopterinin yanı sıra çok sayıda özel gemi katıldı. Kayıp olduğu düşünülen kişileri hala aranıyor.  Yunanistan yetkilileri, hayatta kalan göçmenlerin Kamata kasabasına götürüldüğünü söyledi.

Yunanistan devlet televizyonu ERT, botun Yunanistan’ın Girit adasının güneyinde yer alan Libya’nın Tobruk kentinden yola çıktığını ve bottakilerin çoğunun 20’li yaşlarda genç erkekler olduğunu aktardı.

Kişilerin uyrukları ve teknenin nereden yola çıktığı Yunan resmi makamları tarafından henüz açıklanmazken, kurtulanlar Kalamata limanına götürülerek, tedavi altına alındı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) Yunanistan’daki ofisine ait sosyal medya hesabından konuyla ilgili yapılan paylaşımda ise “Bu yürek parçalayıcı. Denizdeki bu tür trajik ölümler önlenebilir. Kaçmak zorunda kalan insanlar için daha güvenli yollara ihtiyacımız var. Hayatlarını tehdit eden imkansız seçeneklerle baş başa bırakılmamalılar” denildi.

Yunanistan Ortadoğu, Asya ve Afrika’dan gelen mülteci ve göçmenler için Avrupa Birliği’ne giden ana yollardan biri. Çoğu düzensiz göçmen Türkiye yakınlarından Yunan adalarına geçerken, giderek artan sayıda tekne de Türkiye’den İtalya’ya Yunanistan üzerinden daha uzun ve tehlikeli yolculuklar yapıyor.

Birleşmiş Milletler verilerine göre bu yıl içinde İtalya, İspanya, Yunanistan, Malta ve Güney Kıbrıs’a yaklaşık 72 bin mülteci ve göçmen geldi ve bunların çoğu İtalya’da karaya çıktı.

Bu olaydan ayrı olarak, aynı gün alınan bir başka yardım çağrısı ile 70’ten fazla göçmeni taşıyan özel bir yat batmaktan kurtarıldı ve Girit adasının güney kıyısında bir limana çekildi.

Paylaşın

Putin’den Dikkat Çeken Sözler: Üçüncü Dünya Savaşı’nı İstemeyen Çok İnsan Var

Rusya Devlet Başkanı Putin, “ABD’de Üçüncü Dünya Savaşı’nı istemeyen çok insan var” dedi. “Eğer istiyorlarsa biz konuşmaya hazırız ama şimdilik istedikleri Rusya’nın yenilgisidir” ifadelerini kullanan Putin ayrıca Moskova’nın Ukrayna için “kendi barış planı” olduğunu açıkladı.

Ukrayna’nın karşı taaruzundaki kayıpları için “Felaket olarak nitelendirilebilecek bir düzeye yaklaşıyor” diyen Putin, “Benim hesaplamalarıma göre Ukrayna, yurt dışında tedarik edilen teknolojik desteğin yüzde 25 ila yüzde 30’unu kaybetti” dedi.

Rusya devlet başkanı, ülke sınırlarını savunmak ve güvenliğini güçlendirmek zorunda olduklarını, Kiev’in Rus topraklarına saldırılarının sürmesi halinde de Ukrayna topraklarında bir güvenli bölge inşa etmek durumunda kalabileceklerini kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, muhabirler ve blog yazarlarıyla yaptığı görüşmede Ukrayna savaşı hakkında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu, Batı’ya kritik mesajlar verdi.

Barışçıl çözümü sağlayacak görüşmeleri reddetmediklerini, ancak sorunun çözüm anahtarının Batı’da olduğunu söyleyen Putin, “Bu ihtilafa son vermenin tek yolu Batı’nın Ukrayna’ya silah tedariğine son vermesidir” dedi.

“ABD’de Üçüncü Dünya Savaşı’nı istemeyen çok insan var” ifadeleri dikkat çeken Putin, “Eğer istiyorlarsa biz konuşmaya hazırız ama şimdilik istedikleri Rusya’nın yenilgisidir” sözlerini kaydetti. Vladimir Putin ayrıca Moskova’nın Ukrayna için “kendi barış planı” olduğunu açıkladı.

Batı’nın kendilerini tahıl anlaşması konusunda aldattığını, bu nedenle anlaşmadan çekilmeyi değerlendirmekte olduklarını anlatan Putin, Rusya’yı ziyaret edecek Afrika ülkeleriyle tahıl anlaşması hakkında görüşmeye hazırlandıklarını, dünyanın en yoksul ülkelerine tahılı bedavaya vermeye hazır olduklarını duyurdu.

Ukrayna’nın karşı taaruzundaki kayıpları için “Felaket olarak nitelendirilebilecek bir düzeye yaklaşıyor” diyen Putin, “Benim hesaplamalarıma göre Ukrayna, yurt dışında tedarik edilen teknolojik desteğin yüzde 25 ila yüzde 30’unu kaybetti” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Putin, Ukrayna ordusunun taaruzunda “hiç bir başarı kaydettmediğini” iddia ederken, kayıplarının Rusya’dan “10 kat daha fazla” olduğunu söyledi. Ukrayna’nın taaruzu sırasında 160’tan fazla tank ve 360’tan fazla zırhlı araç kaybettiğini, Rus ordusunun ise 54 tankının hedef alındığını anlatan Vladimir Putin, bu tankların bir bölümünün yeniden tamir edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

Moskova’nın “kırmızı çizgilerinin” ihlal edilmesi nedeniyle Rusya’nın Ukrayna’nın enerji altyapısını hedef aldığını kaydeden Putin, Ukrayna’ya silah desteği veren Batı’yı uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekle suçladı, Polonyalı paralı askerlerin Ukrayna için savaştıklarını ve büyük kayıplar verdiklerini iddia etti.

Herson’daki Kahovka Barajı’nın Kiev’in saldırısı sonucunda yıkıldığını öne süren Rus lider, barajın ABD yapımı HIMARS roketatar füzeleriyle hedef alındığını söyledi.

Görüşmede Rusya topraklarına yönelik saldırılar da gündeme geldi. Vladimir Putin, “Prensipte düşmanın bunu yapacağı öngörülebilir ve daha iyi hazırlık yapılabilirdi” diye konuştu.

Rusya devlet başkanı, ülke sınırlarını savunmak ve güvenliğini güçlendirmek zorunda olduklarını, Kiev’in Rus topraklarına saldırılarının sürmesi halinde de Ukrayna topraklarında bir güvenli bölge inşa etmek durumunda kalabileceklerini kaydetti.

Bu arada Putin, özel askeri şirketlerin faaliyetlerinin yasalarla düzenlenmesine ilişkin hazırlıklar hakkında da bilgi verdi, Rus Savunma Bakanlığı’nın bu şirketlerin faaliyetlerini sözleşmelerle yasallaştırma girişimini desteklediğini açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg beklentiyi açıkladı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise Washington’da yaptığı açıklamada, tarafların müzakere masasına oturması beklentisine vurgu yaptı.

Ukrayna’nın geniş çaplı karşı taaruzunun, Moskova’yı müzakere masasına oturmaya zorlamasını umut ettiğini söyleyen Stoltenberg, “Onlar (Ukraynalılar) ne kadar çok toprak kazanırsa, Devlet Başkan Putin’in müzakere masasına oturması gerektiğini anlama ihtimali de o kadar artacaktır” dedi.

Paylaşın

Dünya Sağlık Örgütü’nden Kovid 19 Pandemisi Sona Ermedi Uyarısı

2020 yılı ocak ayından bu yana 2,2 milyon kişi yeni tip koronavirüs (Kovid 19) nedeniyle yaşamını yitirirken, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), koronavirüs pandemisinin sona ermediği uyarısını yaptı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), gelecek tehditlere karşı üye ülkeler arasında iş birliğinin güçlendirilmesini hedefleyen plan açıkladı.

DSÖ Avrupa Ofisi, koronavirüs pandemisinin Mayıs ayından bu yana küresel acil durumstatüsünde olmadığını, ancak buna rağmen sağlığa önemli etkilerinin sürdüğünü bildirdi.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, koronavirüsün “sonsuza dek” olmasa da yıllar boyunca insanlığa eşlik edeceğini, ayrıca yeni mutasyonların gerçek bir risk olduğunu belirterek “Küresel acil sağlık durumu sona ermiş olabilir ama pandemi kesinlikle sona ermiş değil” dedi.

Pandemiden çıkarılan derslerin hayata geçirilmesi ve sağlık sistemlerinin gelecek şoklara hazırlanması zamanının geldiğini söyleyen Kluge, DSÖ Avrupa bölgesinde yeni sağlık tehditlerinin hızlı bir şekilde fark edilmesi, analizi ve bildirilmesi için bir geçiş planı hayata geçirdiklerini kaydetti.

Plan çerçevesinde bölge ülkelerinin sağlık ve iletişim alanında kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve bir ağ oluşturulması hedefleniyor. Plan, üye ülkelerin pandemi hizmetlerine stratejik ve kalıcı yatırımlar yapmasını ve yeni tehditlere karşı ihtiyatlı olunmasını öngörüyor.

DSÖ Avrupa Bölgesinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Avrupa ve Orta Asya’dan 53 ülke yer alıyor. DSÖ verilerine göre pandemi sırasında bölgede 270 milyonu aşkın kişi Covid-19 hastalığına yakalandı, 2020 yılı Ocak ayından bu yana 2,2 milyon kişi koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD Duyurdu: Suriye’de Helikopter Kazasında 22 Askerimiz Yaralandı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’nin kuzeydoğusunda meydana gelen helikopter kazasında 22 askerinin çeşitli derecelerde yaralandığını bildirdi.

Yaralı askerlerin tedavi altına alındığı ve yoğun bakım gerektiren 10 yaralının başka yerlere sevk edildiği kaydedilen açıklamada, “Herhangi bir düşman ateşi rapor edilmemiş olmasına rağmen olayın nedeni araştırılmaktadır” denildi.

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) az sayıdaki savaşçısıyla mücadele misyonunun bir parçası olarak yaklaşık 900 ABD personeli çoğu Suriye’nin doğusunda olmak üzere görev yapıyor. Buradaki Amerikan birlikleri son yıllarda İran destekli milisler tarafından saldırıya uğruyor.

Mart ayında Suriye’deki çatışmalarda 25 ABD askeri ve bir ABD’li müteahhit yaralanmış, yine bir Amerikalı müteahhit hayatını kaybetmişti.

ABD güçleri Suriye’ye ilk olarak eski Başkan Barack Obama yönetiminin IŞİD’e karşı yürüttüğü operasyonlar sırasında, Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri adlı grupla işbirliği yaparak konuşlandı.

IŞİD, 2014’te ilan ettiği halifelikle Suriye ve Irak’ın üçte birine hükmetmişti. Fakat daha sonra neredeyse yok edilen grubun az sayıdaki savaşçısı, ABD liderliğindeki koalisyon, Rusya ve İran destekli Suriye ordusunun hala tam kontrol sağlayamadığı bölgelerde varlıklarını sürdürüyor.

Kısa süre önce Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt yönetimi, yıllardır gözaltında tuttuğu 10 bine yakın IŞİD şüphelisini yargılamaya başlayacağını duyurdu. ABD’li yetkililer İslam Devleti’nin yeniden büyük bir tehdide dönüşebileceğini söylüyor.

Paylaşın

Ukrayna – Rusya Savaşı: Ukrayna, Dört Köyü Geri Aldığını Açıkladı

Ukrayna ordusu, ülkenin güneydoğusundaki üç köyü Rusya’dan geri aldıklarını açıklarken, Ukrayna ordusunun geri aldığını iddia ettiği dört köye dair ise Moskova’dan henüz bir açıklama gelmedi.

Haber Merkezi / Ukrayna birliklerinin geçen haftadan bu yana Rus birliklerine yönelik saldırılarını özellikle ülkenin güneyinde ve doğusunda arttırdığı basına yansıyordu. Kiev’in, Rusya’nın Ukrayna’da ele geçirdiği toprakları geri almak için uzun zamandır karşı saldırı hazırlığında olduğu tahmin ediliyordu.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski önceki gece yaptığı açıklamada, Rusya’ya yönelik karşı saldırı başlattıklarını doğrulamıştı. Zelenski, “Karşı saldırı ve savunma eylemleri gerçekleşiyor” demiş, ancak karşı taarruzun hangi aşamada olduğu hakkında detay vermeyeceğini söylemişti.

Ukrayna birliklerinin doğuda Bahmut yakınlarında ve güneyde Zaporijya yakınlarında ilerlediği ve Rus hedeflerine uzun menzilli saldırılar düzenlediği bildiriliyordu. Fakat savaşan iki taraf birbirinin zıttı iddialarda bulunuyor ve cephedeki gerçeği değerlendirmek de zor; Ukrayna ilerlediği iddiasında, Rusya ise saldırıları püskürttüğünü öne sürüyor.

İnternette yayınlanan bir görüntüde, Ukrayna askerleri ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde bulunan Storozheve köyünde Ukrayna bayrağı dalgalandırıyor ve Ukrayna Savunma Bakanı askerlere köyü geri aldıkları için teşekkür ediyor.

Ukrayna ordusu dün yaptığı açıklamada ise, ülkenin güçlerinin yine Donetsk bölgesi yakınlarındaki, Blahodatne, Neskuchne ve Makarivka köylerini Rus güçlerinden kurtardığını açıkladı. Storozheve köyü ise, Blahodatne’nin bitişiğinde yer alıyor.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı düzenli çatışma güncellemelerinde son 24 saat içinde Donetsk bölgesindeki Bakhmut, Avdivka ve Maryinka ile Luhansk bölgesindeki Bilohorivka yakınlarında 25 çatışma yaşandığını açıkladı.

Doğu cephesi komutanlığı sözcüsü Serhiy Cherevatyi, Bakhmut çevresinde karşı saldırının devam ettiğini ve Rus güçlerinin 700 metre geri püskürtüldüğünü kaydetti.

Ukrayna Savunma Bakan Yardımcısı Anna Malyar, son olarak birliklerin Storojove köyünü geri aldığını duyurdu.

Malyar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Ukrayna birliklerinin karşı taarruz operasyonunda başarı elde ettiğini ve Ukrayna bayrağının Donetsk bölgesindeki Rusya’nın kontrolü altında bulunan Storojove köyünde dalgalandığını kaydetti.

Reuters’in haberine göre Anna Malyar, mesajında, “Devlet bayrağımız Storojove üzerinde dalgalanıyor ve bu durum tüm Ukrayna toprakları kurtarılana kadar her yerleşim yeri için geçerli olacaktır. Mihail Ostrogradski 35. Deniz Piyade Tugayı’na teşekkür ederiz.” ifadesine yer verdi.

Anna Malyar, sosyal medya hesabından daha önce yaptığı paylaşımda, Bahmut yönünde Ukrayna birliklerinin saldırılarının devam ettiğini belirterek, “Blagodatne ve Makarivka yerleşim yerleri işgalden kurtarıldığı.” bilgisini paylaşmıştı. Malyar, Ukrayna askerlerinin savunmaya devam ettiği bölgelerde hiçbir mevzinin kaybedilmediğini ileri sürmuştu.

Paylaşın

Tunus’tan Avrupa’ya Göçmen Resti; AB’den 1 Milyar Euro Yardım Açıklaması

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in ülkesinin Avrupa için bir sınır muhafızı olmayı kabul etmeyeceğini açıklamasının ardından, Avrupa Birliği’nden (AB) Tunus’a 1 milyar euroluk mali yardım açıklaması geldi.

Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Tunus’un göç kriziyle başa çıkmasına yardımcı olmak amacıyla 1 milyar euronun üzerinde yardım yapmayı düşündüklerini söyledi.

Tunus’ta konuşan Von der Leyen, detay vermeden 900 milyon euroluk makro-finansal yardımın yanı sıra 150 milyon euroluk acil bütçe desteğinin “gerekli anlaşma sağlanır sağlanmaz” hazır olabileceğini söyledi.

Leyen ayırca AB’nin bu yıl Tunus’a sınır yönetimi, arama ve kurtarma, kaçakçılıkla mücadele operasyonları ve “insan haklarına saygı temelinde” geri dönüşler için 100 milyon euro sağlayacağını sözlerine ekledi.

Tunus ziyaretinde Von der Leyen’e Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve ülkesi Tunus’tan Akdeniz’i geçen göçmenlerin ana varış noktası olan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni eşlik etti.

Tunus Cumhurbaşkanı Said, özellikle İtalya’ya geçmeye çalışan göçmenlerin ana çıkış noktası olan liman kenti Sfax’ta yaptığı konuşmada, “Çözüm Tunus’un zararına olmayacak. Onların ülkelerine bekçilik yapamayız” ifadelerini kullanmıştı.

Kays Said’in açıklaması, Akdeniz’i geçen göçmen sayısından endişe duyan Avrupalı liderlerin ziyaretinden sadece bir gün önce gelmişti.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Tunus’un kamu maliyesinde bir krizle karşı karşıya olduğunu belirterek, bugün Hollanda Başbakanı Mark Rutte ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile yapacakları ziyarette yardım teklifinde bulunacaklarını belirtmişti.

İtalya Başbakanı Meloni de IMF’ye Tunus’a kredi koşullarını gevşetmesi için baskı yapmıştı.

Tunus’taki ekonomik krizin Avrupa’ya göçü artırması endişesi

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, geçtiğimiz cuma günü Tunus’un borçlarını “önemsiz” seviyeye indirerek, kredilerde temerrüde düşme olasılığının altını çizdi.

Avrupa ülkeleri bu durumun, bu yıl özellikle Tunus’tan olmak üzere Akdeniz ötesi göçte büyük bir artışa neden olmasından endişe ediyor.

Ancak IMF kurtarma paketi, Said’in kredilerin kilidini açmak için gereken ekonomik reformları reddetmesi nedeniyle aylardır durmuş durumda.

Said’in Şubat ayında Afrika Birliği’nin “ırkçı” olarak nitelendirdiği bir dil kullanarak Sahra altı göçmenlere yönelik bir baskı ilan etmesinin ardından Akdeniz’den geçişler artmıştı.

Paylaşın

Kovid 19 İçin Dikkat Çeken İddia: Biyolojik Silah Olarak Geliştirildi

Kovid-19’a neden olan Sars-Cov-2 virüsünün Vuhan Viroloji Enstitüsü’nden yanlışlıkla sızdırıldığı ve bunun gizlendiği iddiasını son dönemde daha yoğun dile getiriyor. İddianın arkasında siyasetçiler ve hatta FBI ajanları da var.

Kovid-19’un hayvandan insana geçen zoolojik bir hastalık olmadığı, insanlar tarafından üretildiği ve Vuhan’daki laboratuvardan sızdığı iddiaları, ilk olarak Donald Trump ve diğer Cumhuriyetçi siyasetçiler tarafından dile getirilmişti.

Ancak sonraki genetik çalışmalar, bu iddiaların “komplo teorisi” diye nitelenmesine ve uzun bir süreliğine rafa kalkmasına neden olmuştu.

Kovid-19’un kökenlerine dair tartışma sürerken, Britanyalı The Sunday Times gazetesinde virüsün Çin’deki biyoloji laboratuvarından sızdığı öne sürülen, geniş kapsamlı bir haber yayımlandı.

ABD’li yetkililer, Kovid-19’a neden olan Sars-Cov-2 virüsünün Vuhan Viroloji Enstitüsü’nden yanlışlıkla sızdırıldığı ve bunun gizlendiği iddiasını son dönemde daha yoğun dile getiriyor.

İddianın arkasında siyasetçiler ve hatta FBI ajanları da var.

Sunday Times’ın ABD’li müfettişlerin iddialarına da yer verdiği haberi ise “gizli raporlar, iç yazışmalar, bilimsel makaleler ve e-posta yazışmaları dahil olmak üzere yüzlerce belgeye” dayandırılıyor.

Haberde, “Kovid-19 salgınının kökenlerine ilişkin ABD’deki ilk önemli soruşturmayı yürüten ABD Dışişleri Bakanlığı müfettişleriyle görüştük” ifadeleri yer alıyor.

Dikkat çekici iddialar arasında ise Çin’in aslında biyolojik silah geliştirmek istediği, 2016’da ortaya çıkan ölümcül bir virüsü halktan gizlediği ve koronavirüslerin etkisini artırmaya yönelik deneyler yaptığına dair ifadeler var.

Haberi yazan muhabirler Jonathan Calvert ve George Arbuthnott, Vuhan’da koronavirüslerin incelendiği laboratuvarda neler olup bittiğine dair “şimdiye kadarki en net resmi” çizdiklerini iddia ediyor.

Buna göre 2003’te SARS virüsünün kökenlerini araştırmaya başlayan tesis, New York merkezli bir hayır kurumu aracılığıyla ABD hükümetinden finansman aldı.

Haberde bu hayır kurumunun adı açıklanmadı. Ancak 2021’de bu laboratuvarın Dr. Anthony Fauci’yle ilişkisi ABD gündeminde epey tartışma yaratmıştı.

ABD’nin pandemiyle mücadeledeki bir numaralı halk sağlığı uzmanı Dr. Fauci’nin yönetimindeki ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nün söz konusu viroloji enstitüsündeki bazı araştırmaları finanse ettiği biliniyor.

O dönemde özellikle Donald Trump destekçileri, enstitüye verilen hibeler nedeniyle Fauci’ye yoğun eleştiriler yöneltmişti.

Fauci ise 2000’lerin başındaki SARS salgının ardından enstitüde, yarasa virüslerinin insana bulaşma ihtimalini araştırmaya başladıklarını ifade etmişti.

“Burada Çin Komünist Partisi’nden veya Çin ordusundan bahsetmiyoruz. Yıllardır ilişkimiz olan bilim insanlarından bahsediyoruz” diyen Fauci, laboratuvara sağlanan fonun nispeten az olduğunu savunmuştu:

Vuhan laboratuvarı çok büyük bir laboratuvar. Yüz milyonlarca dolarlık bir yer. Bahsettiğimiz hibe ise 5 yılda 600 bin dolardı.

Öte yandan Sunday Times’ın aktardığına göre bu viroloji enstitüsü, Çin’in güneyindeki yarasa mağaralarından topladığı koronavirüsler üzerinde giderek daha riskli deneyler yapmaya başladı.

Başlangıçta bulgularını kamuoyuna açıklamayı tercih eden enstitü, çalışmaların koronavirüslere karşı aşı geliştirmesine yardımcı olabileceğini savunuyordu.

Ancak haberde, bu durumun 2016’da değiştiği ileri sürülüyor. Buna göre 2016’da Çinli araştırmacılar, insanların SARS benzeri semptomlar göstererek hayatını kaybetmesine neden olan yeni bir koronavirüs türü keşfetti.

Öte yandan yetkililer, Mojiang’daki bir maden kuyusunda keşfedilen bu virüse dair dünyayı uyarmak yerine ölümleri bildirmemeyi tercih etti.

Oradan bulunan virüslerin, Kovid-19’un yakın ailesinin pandemi öncesi var olduğu bilinen tek üyeleri olduğu söyleniyor.

Ordu ve biyolojik silah iddiaları

Vuhan Viroloji Enstitüsü’ndeki deneylerin de bu olaydan sonra gizli yürütülmeye başlandığı öne sürülüyor.

Gazeteye konuşan ABD’li bir müfettiş, “Belgelerin izleri bu dönemde kaybolmaya başlıyor” dedi:

Gizli program tam olarak o zaman başladı. Benim görüşüme göre, Mojiang’ın örtbas edilmesinin nedeni, [ordunun] virüs temelli biyolojik silah arayışıyla ilgili askeri sırlarından kaynaklanıyordu.

ABD’li müfettişler, bu gizli programın maden kuyusunda bulunan virüsleri insanlar için daha bulaşıcı hale getirmeyi amaçladığını ileri sürüyor.

Bunun da Kovid-19 virüsünün ortaya çıkmasına sebep olduğuna ve laboratuvarda yaşanan bir kazadan sonra Vuhan’a yayıldığına inanıyorlar.

İddiaya göre ABD’li müfettişler, bu deneyler üzerinde çalışan araştırmacıların, Kasım 2019’da (Batı’nın pandeminin farkına varmasından bir ay önce) Kovid benzeri semptomlarla hastaneye kaldırıldığına ve bir akrabalarının öldüğüne dair kanıtlar da buldu.

Yine Sunday Times’a konuşan bir müfettiş, “Laboratuvarda ileri düzey koronavirüs araştırmaları üzerinde çalıştıkları için bunun muhtemelen Kovid-19 olduğundan son derece eminiz” ifadelerini kullandı.

Bunlar 30’lu ve 40’lı yaşlarında eğitimli biyologlar. 35 yaşındaki bilim insanları grip yüzünden bu kadar hastalanmaz.

Kovid-19’un hayvandan insana geçen zoolojik bir hastalık olmadığı, insanlar tarafından üretildiği ve Vuhan’daki laboratuvardan sızdığı iddiaları, ilk olarak Donald Trump ve diğer Cumhuriyetçi siyasetçiler tarafından dile getirilmişti.

Ancak sonraki genetik çalışmalar, bu iddiaların “komplo teorisi” diye nitelenmesine ve uzun bir süreliğine rafa kalkmasına neden olmuştu.

O çalışmalardan biri 26 Şubat 2020’de New England Tıp Dergisi’nde yayımlanmıştı. Araştırmacılar, konuyla ilgili şu ifadelere yer vermişti:

Elbette bilim insanları bu koronavirüsün bir kavanozdan kaçmadığını söylüyor. RNA dizileri yarasalarda sessizce yayılan virüslere çok benziyor. Epidemiyolojik bilgi de Çin’in canlı hayvan pazarlarında satılan ve tanımlamayan hayvan türlerini enfekte eden yarasa kaynaklı bir virüse işaret ediyor.

Mayıs 2020’de Current Biology’de yayımlanan bir başka araştırmada ise koronavirüsün genetik açıdan bilinen en yakın akrabası yarasalarda bulunmuştu. SARS-CoV-2’nin sivri uçlu proteinlerinin S1 ve S2 alt birimlerini birleştiren eklentilerin, RmYN02 ismi verilen bu yeni virüsle büyük oranda aynı olduğu aktarılmıştı.

DSÖ heyeti bizzat Vuhan’a gitmişti

Laboratuvar teorisini reddeden son görüşler de Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2021’de virüsün kökenini araştırmak üzere Vuhan’a gönderdiği heyetten gelmişti.

Heyetin Mart 2021’de hazırladığı raporda, salgının bir laboratuvarda başlamış olma ihtimalinin “aşırı derecede az” olduğunu belirtilmişti.

Ancak laboratuvar teorisinin gözardı edilmemesi gerektiğini savunan uzmanlar, DSÖ’nün söz konusu araştırmasını yetersiz bulmuştu. Hatta bu soruşturmanın yanıttan çok soru işareti doğurduğu söylenmişti.

Buna göre laboratuvar teorisi kesin olarak kanıtlanamıyor ama aynı zamanda kesin olarak reddedilemiyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

SDG’den Cezaevlerindeki 10 Binden Fazla IŞİD Militanı İçin Yargılama Kararı

Şam’daki merkezi hükümetten ayrı olarak faaliyet gösteren Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD destekli otonom bir yönetim kuran YPG’nin çatısını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), yıllardır tutuklu bulunan yaklaşık 10 bin Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanını yargılama kararı aldı.

Uzun yıllardır IŞİD’lilerin uluslararası mahkemelerce yargılanması gerektiğine dair çağrı yapan SDG, geçtiğimiz günlerde internet üzerinden yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun duyarsızlığına tepki göstererek, tutukluları kendi “açık, özgür ve şeffaf yargılamalarına” tabi tutmaya karar verdiklerini duyurdu.

Reuters’a konuşan yetkili Badran Jia Kurd, savaşçıları yargılamak için geçen yıl genişletilen yerel bir terörle mücadele yasasının kullanılacağını belirtti. Ayrıca  sanıkların bir avukat atayabileceğini de ekledi.

Ayrıca yönetim yıllardır aralarında Kanada, Fransa, Birleşik Krallık gibi yabancı ülke vatandaşı militanların yanı sıra yine örgütten kaçan binlerce yabancı kadın ve çocuğun da ülkelerine geri kabul edilmeleri çağrısını yineledi.

Suriye’nin kuzeyinde SDG kontrolündeki bölgelerde idam cezasının uygulanmadığı öne sürülüyor.

SDG’nin 10 binden fazla IŞİD savaşçısını yaklaşık 20 merkezde alıkoyduğu ve bunlardan 2 bininin kendi ülkeleri tarafından iadeleri reddedilen yabancı savaşçılar oldukları tahmin ediliyor. Bölgedeki El-Hol kampında, IŞİD savaşçılarının akrabaları olan 51 bin kadın ve çocuğun tutulduğu da biliniyor.

Suriye’de 12. yılı geriden bırakan iç savaş sürecinin en karmaşık konularından biri de ülkedeki savaşa katılan yabancı militanların durumu. Kendi terörle mücadele yasalarının IŞİD militanlarını yeterince uzun süre cezaevinde tutamayacağından endişe eden birçok ülke IŞİD’e katılan vatandaşlarını geri almayı reddetmişti.

Konuyla ilgili Reuters’a konuşan Suriye üzerine çalışan Batılı bir diplomat kararın sürpriz olduğunu söyledi.

Yargılama kararı daha önce de gündeme gelmiş ancak Suriye hükümetinden bağımsız bir bölgesel mahkemenin alacağı kararların yasallığı tartışma konusu olmuştu.

Batılı diplomat, “Kimse bunu yapacaklarını düşünmedi. Çok fazla insanı tutuyorlar ve bunu çok ciddiye alıyoruz. Ancak bu onları yargılamaktan farklı bir konu. Onları yargılamak tamamen farklı bir sorun” diye konuştu.

Diplomat, bu tip yargılamaların yüksek güvenlik seviyesi gerektirdiğini ve yargılama sürecinde IŞİD savaşçılarının firar riskinin artacağını söyledi.

İnsan Hakları Gözlemevi’nde terörle mücadele uzmanı olarak görev yapan Letta Tayler ise uluslararası toplumun ya mahkemeleri desteklemesi ya da kendi ülkelerinde veya üçüncü ülkelerde yargılamalara öncülük etmesi gerektiğini söyledi.

Tayler, “Bundan azı sadece tutukluların haklarının ihlali anlamına gelmez. Ayrıca IŞİD suçları için adaletin sağlandığını görmeyi hak eden kurbanlar ve ailelerinin yüzüne atılmış bir tokat olur” diye konuştu.

Yabancı IŞİD militanları

Yabancı IŞİD militanları konusu Suriye’de 12 yıldır devam eden savaşın en karmaşık güvenlik meselelerinden biri. Pek çok ülke, terörle mücadele yasalarının bu kişiler için uzun hapis cezalarını garanti etmeyeceği endişesiyle terör örgütüne katılan vatandaşlarını ülkelerine geri almadı.

Paylaşın

Ukrayna – Rusya Savaşı: Zelenskiy’den Karşı Saldırı Başladı Sinyali

Başkent Kiev’de Kanada Başbakanı Justin Trudeau ile yapılan görüşme sonrası kameralar karşısına geçen Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodomir Zelenskiy, ülkesinin uzun süredir hazırlandığı ve beklenen karşı saldırısına başladığına dair sinyaller verdi.

Operasyonlara ilişkin detay bilgi paylaşmayan Zelenskiy, “Ukrayna’da uygun şekilde karşı saldırı ve savunma eylemleri devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Kanada Başbakanı Trudeau, ülkesinin Ukrayna’ya Rusya’ya karşı savaşında 500 milyon dolarlık daha askeri yardım yapma kararı aldığını söyledi. Kanada Başbakanı’nın Kiev ziyareti güvenlik gerekçesiyle önceden duyurulmadı.

Trudeau, Kiev’de hayatını kaybeden Ukraynalı askerler için yapılmış anıtı ziyaret etti ve ardından Ukrayna Parlamentosu’na seslendi.

Kanada Başbakanı, Ukrayna Cumhurbaşkanı’yla yaptığı görüşmede de “Ne kadar uzun sürerse sürsün biz sonuna kadar yanınızda olacağız” dedi. Kanada, dünya üzerinde en çok Ukraynalı göçmenin yaşadığı ülkelerden biri olarak biliniyor.

Zelenskiy de Kanada Başbakanı Trudeau’ya destekleri için teşekkür etti. Zelenski ayrıca ülkesinin Rusya’ya karşı saldırılara başladığını da ima eden ifadeler kullandı ancak detay vermedi.

Zelenskiy, Rusya lideri Vladimir Putin’e iletilmesini istediği gazetecilere verdiği mesaında da ülkesnin generallerinin durum hakkında son derece olumlu olduklarını söyledi.

Zelenskiy açıklamasında ayrıca “Mevzilerini koruyan ve ilerleme sağlayan herkese de teşekkür ediyorum” dedi.

Ukrayna Savunma Bakan Yardımcısı Hanna Maliar da Telegram hesabından yaptığı açıklamada, durum netleşene dek kendilerinin pozisyonlarına dair bir açıklama yapmayacaklarını dile getirdi.

Ukrayna’nın aylardır hava koşullarının düzelmesiyle birlikte Rusya’nın ele geçirdiği bölgeleri yeniden geri almak amacıyla bir saldırı hazırlığında olduğu biliniyor.

Bu açıklamalar, Ukrayna’nın güneyinde ve doğusunda çatışmaların tırmanmasının ve beklenen saldırının ilerleyişi hakkındaki spekülasyonların ardından geldi.

Ukrayna birliklerinin doğuda Bahmut yakınlarında ve güneyde Zaporijya yakınlarında ilerlediği ve Rus hedeflerine uzun menzilli saldırılar düzenlediği bildirildi.

Fakat savaşan iki taraf birbirinin zıttı iddialarda bulunurken, cephedeki gerçeği değerlendirmek zor: Ukrayna ilerlediği iddiasında, Rusya ise saldırıları püskürttüğünü öne sürüyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Cuma günü yayınlanan bir röportajında, Ukrayna kuvvetlerinin taarruza başladığını, ancak ilerleme girişimlerinin ağır kayıpları beraberine getirerek başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi.

Paylaşın

Üyelik İçin Yeşil Işık Bekleyen İsveç, Topraklarını NATO’ya Açıyor

Geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından NATO’ya tam üye olmak için girişimlere başlayan İsveç, Kuzey Atlantik İttifakı’na üye olmadan topraklarını geçici üslere açacağını bildirdi.

İsveç, Türkiye ve Macaristan’ın vetosuyla karşılaşmıştı. Finlandiya, nisan ayında üye olmasına rağmen, İsveç’in katılımı henüz gerçekleşmedi. Stokholm yönetimi, önümüzdeki ay Litvanya’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesinde üyeliğe kabul için yeşil ışık beklentisinde.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve Savunma Bakanı Pal Jonson, Dagens Nyheter gazetesinde yayınlanan ortak makalede “Hükümet, İsveç Silahlı Kuvvetleri’nin NATO ve NATO’ya üye ülkelerin gelecekteki ortak operasyon düzenleyebilmesi için hazırlıklara başlama kararı aldı” diye yazdı.

Makalede “Hazırlıklar, yabancı ekipman ve personelin İsveç topraklarında geçici olarak üslenmesini içerebilir. Bu karar Rusya’ya açık bir sinyal göndermekte ve İsveç’in savunmasını güçlendirmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

Rusya’nın öngörülebilir bir gelecekte komşu ülkeler için bir tehdit olmayı sürdüreceği vurgulanan yazıda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in topraksal hırslarının nereye kadar genişlediğinin belirsiz olduğunu kaydedildi.

Kristersson ve Jonson, bu hazırlıkların yabancı askeri malzeme ve personelin İsveç topraklarında geçici olarak konuşlanmasını da içerebileceğini belirterek “Bu karar, Rusya’ya net bir sinyal göndermekte ve İsveç’in savunmasını güçlendirmektedir” dedi.

Makalede, NATO birliklerinin varlığının, Baltık Denizi üzerinden gelebilecek Rusya kaynaklı tehditlere karşı caydırıcı işlev göreceği kaydedildi.

İsveç ve Finlandiya, geçen yıl Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO üyeliği için başvurmuş, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO liderler zirvesinde, Türkiye’nin vetosunu kaldırması üzerine İttifak tarafından resmen üyeliğe davet edilmişti.

Finlandiya Nisan ayında İttifak’ın 31’inci üyesi olurken İsveç’in üyeliği için Türkiye ve Macaristan’dan henüz meclis onayı çıkmadı. Bir ülkenin İttifak’a tam üye olabilmesi için tüm üye devletlerin meclis onayı gerekiyor.

Paylaşın