Taliban’dan Bir Yasak Daha: Güzellik Salonları Kapatılıyor

Taliban’ın 2021 yılında yönetimi ele geçirdiği Afganistan’da güzellik salonları kapatılıyor. Taliban’ın Ahlak Bakanlığı Sözcüsü Muhammed Sadık Akif, “Kadınlara özel güzellik salonlarının kapatılması için bir aylık süre var” açıklamasında bulundu.

Haber Merkezi / Afganistan’da başkent Kabil ve diğer büyük kentlerde Taliban’ın 2001’de iktidardan düşmesinden sonra birçok güzellik salonu açılmıştı. Taliban’ın 2 yıl önce yeniden iktidara gelmesinden sonra güzellik salonları açık kalmış, ancak tabelaları ve pencerelerinin üstü örtülmüştü.

Taliban’ın dini ve siyasi lideri Hibetullah Ahundzade, yakın bir zamanda yaptığı açıklamada, şu ana kadar atılan adımların kadınlara “şeriat kurallarına göre konforlu ve müreffeh bir yaşam” sunduğunu iddia etmişti.

Taliban Lideri Ahundzade, “Toplumun yarısı olan kadınların yaşamının iyileştirilmesi için gerekli adımlar atıldı. Tüm kurumlar kadınların evlenebilmesi, miras ve diğer haklarını kullanabilmesi için yardımcı olmakla yükümlüdür” diye konuşmuştu.

“20 yıllık işgalin kadınların örtünmesi ve yanlış yönlendirilmesiyle ilgili olumsuz yönleri yakında son bulacak” diyen Hibetullah Ahundzade, Aralık 2021’de çıkarılan kararnameyle kadınlara tanınan “haklara” dikkat çekmişti.

Ağustos 2021’de Afganistan’da iktidarı yeniden ele geçiren Taliban, kadınların ve kız çocuklarının lise ve üniversitelerde eğitim görmesini yasaklamış ve kadınların parklara, spor salonlarına ve hamamlara girişini engelleyen yeni yasalar çıkarmıştı.

Kadınların evden çıkarken örtünmesini zorunlu hale getiren Taliban, birçok kadın devlet görevlisinin işlerine de son vermişti. Taliban’ın 2021’deki kararnamesi zorla evlendirmeleri yasadışı ilan etmiş ve kadınlara miras ve boşanma hakkı vermişti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

ABD’de Bir Silahlı Saldırı Daha: 5 Ölü, 2 Yaralı

ABD’nin Pensilvanya Eyaleti’nin Philadelphia kentinde düzenlenen silahlı saldırıda 5 kişi hayatını kaybederken, 2 kişi de yaralandı. Saldırganın gözaltına alındığı açıklanırken, olayda, saldırgana ateşle karşılık veren başka bir kişinin daha gözaltına alındığı bildirildi.

Resmi rakamlara göre, 2023 yılı içerisinde kentte 212 cinayet gerçekleşti. Bu sayı, geçen yılın aynı zamanına göre, yüzde 19 daha az. 2 Temmuz 2023 tarihine kadar tüm kentte 744’ü can kaybı yaşanmayan, 185’i ölümle biten silahlı saldırı oldu.

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Philadelphia’nın güneybatısındaki Kingsessing bölgesinde, dün kitleye silahlı saldırı gerçekleşti.

Philadelphia polisi ilk açıklamasında, yaşları 59, 22 ve 20 olan üç kişi ile yaşı belirlenemeyen bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

CBS’in haberine göre, saldırının ardından basına açıklama yapan Polis Komiseri Danielle Outlaw, ölü sayısının 5’e yükseldiğini, ölenlerinin tümünün erkek olduğunu söyledi. Yaralılardan biri 2, diğeri 13 yaşında, durumları iyi.

Saldırgan kurşungeçirmez yelek giyiyordu

Danielle Outlaw, 40 yaşlarında olduğu düşünülen şüphelinin kurşungeçirmez yelek giydiğini, saldırı tipi tüfek ve bir tabanca taşıdığını ve gözaltında olduğunu açıkladı.

Olayda, saldırgana ateşle karşılık veren başka bir kişi daha gözaltına alındı.

Polis Komiseri Outlaw, “Olayın neden gerçekleştiği konusunda en ufak bir fikrimiz yok” dedi, vurulanların saldırganla bir bağlantısının tespit edilmediğini ekledi.

Philadelphia Inquirer’in haberine göre, Belediye Başkanı Jim Kenney açıklama yaptı, “Bu yıkıcı şiddet sona ermeli” dedi ve saldırıya dair bilgisi olanları polisi aramaya davet etti.

Resmi rakamlara göre, 2023 yılı içerisinde kentte 212 cinayet gerçekleşti. Bu sayı, geçen yılın aynı zamanına göre, yüzde 19 daha az. 2 Temmuz 2023 tarihine kadar tüm kentte 744’ü can kaybı yaşanmayan, 185’i ölümle biten silahlı saldırı oldu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İsrail’den Batı Şeria’ya Havadan Ve Karadan Saldırı: 9 Ölü

İsrail, Batı Şeria’da yer alan Cenin’deki mülteci kampına hem havadan hem karadan saldırıyor. Hava saldırılarında ve çıkan çatışmalarda en az dokuz Filistinlinin yaşamını yitirdiği, 100 civarında kişinin yaralandığını ve bunlardan 20’sinin hayati tehlikesi bulunduğu bildirildi.

Birleşmiş Milletler’e (BM) göre 14 bin kişinin kaldığı bu kamp 0,42 kilometrekarelik bir alana yayılıyor. İsrail bu operasyonun, İsraillilere saldırı düzenleyen Filistinli militanları hedef almak için yapıldığını söylüyor. İsrail, geçen yıl da Cenin’e operasyon düzenlemişti.

İsrail ordusu operasyonda, çeşitli Filistinli silahlı grupların bir araya gelerek oluşturduğu Cenin Tugayları’na ait bir “müşterek harekat merkezine” saldırdıklarını açıkladı. İsrail’e göre bu merkez Filistinli savaşçılar tarafından hem bir iletişim merkezi hem silah ve patlayıcı deposu hem de gözlem merkezi olarak kullanılıyordu.

Filistin medyasına yansıyan haberlerde İsrail ordusunun, Filistinlilere mülteci kampını terk etme çağrısı yaptığı belirtildi. İsrail medyasının İsrailli güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberlerde ise ordunun kampın tahliye edilmesi yönünde çağrı yapmadığı kaydedildi.

Buna rağmen Filistin tarafından verilen bilgilere göre, İsrail askerlerinin kente girdiği Pazartesi sabahından bu yana yaklaşık 3 bin kişi mülteci kampını terk etti.

Cenin Vali Yardımcısı Kemal Ebu El Rub, Fransız haber ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, mülteci kampını terk eden Filistinlilerin kentteki okul gibi yerlere yerleştirildiğini söyledi. Cenin mülteci kampında yaklaşık 18 bin Filistinli yaşıyor. Cenin mülteci kampı silahlı Filistinli grupların da kalesi olarak biliniyor.

Netanyahu’dan açıklama

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, operasyonun amacını “Cenin geçen aylarda İsrailli erkek, kadın ve çocuklara yönelik sinsi saldırıların düzenlendiği terörizmin yuvası haline geldi. Buna son vereceğiz” sözleriyle açıkladı. Netanyahu, Pazartesi akşamı yaptığı açıklamada İsrail birliklerinin militanların komuta merkezlerini yıktığını ve silah depoları ile fabrikalarına el koyduğunu belirtti.

Netanyahu, “İsrail kendini savunma hakkını sağlamak için tüm çabayı gösterirken, İsrailli askerler de sivillerin ölümünü engellemek için çaba gösteriyor” şeklinde konuştu. Netanyahu, askeri operasyonun “görevi tamamlamak” için gerektiği kadar süreceğini söyledi.

Abbas, İsrail ile güvenlik koordinasyonu askıya aldı

İsrail ordusunun Cenin’e yönelik saldırısına tepki olarak, Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas İsrail tarafı ile iletişimi ve güvenlik alanındaki koordinasyonu askıya aldığını açıkladı. Pazartesi akşamı yapılan yazılı açıklamada, Filistin Özerk Yönetimi’nin önde gelen isimleri ile Abbas’ın yaptığı toplantıda söz konusu alındığı belirtildi. Abbas, daha önce sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada da, İsrail’in saldırısına “yeni bir savaş suçu” sözleriyle tepki göstermişti.

Filistin Özerk Yönetimi, daha önceki saldırılar sırasında da İsrail tarafı ile güvenlik alanındaki koordinasyonun askıya alındığını açıklamış, ancak bu tam olarak hayata geçirilmemişti. Terör saldırılarının önlenmesi ve Filistin Özerk Yönetimi kontrolü altındaki bölgelerde büyük çaplı operasyonların koordinasyonu için iki taraf da karşılıklı olarak istihbarat bilgilerini paylaşıyor.

ABD’den İsrail’e destek

İsrail ile Filistinliler arasında yaşanan gerilim uluslararası toplumda da kaygılara neden oluyor. ABD,İsrail’in kendini savunma hakkına vurgu yaparken, güvenlik koordinasyonun sürdürülmesi çağrısında bulundu. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü “İsrail’in güvenliğini ve Hamas, İslami Cihat ve diğer terörist gruplara karşı halkını savunma hakkını destekliyoruz” dedi. Sözcü, “can kaybını önlemek için gereken bütün önlemleri” alma çağrısı da yaptı.

Batı Şeria’da son aylarda İsrail ve Filistinliler arasında yaşanan şiddet arttı. Bu yılında başından beri bölgede en az 185 Filistinli, 25 İsrailli, bir Ukraynalı ve bir İtalyan yaşamını yitirdi. İsrail, Filistin toprağı olan Batı Şeria’yı 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda işgal etmişti. Filistinliler Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü kapsayan topraklarda bir devlet kurmayı hedefliyor.

(Kaynak: DW Türkçe, BBC Türkçe)

Paylaşın

Kur’an Yakılmasına Papa’dan Tepki: Öfke Ve Tiksinti Duyuyorum

Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yayımlanan Al Ittihad gazetesine konuşan Katoliklerin ruhani lideri Papa Françesko, geçen hafta İsveç’in başkenti Stockholm’de gerçekleştirilen Kur’an yakma eylemini  kınadı. Papa, “Kutsal kabul edilen her kitap, inananlarına saygı göstermek için saygı görmelidir” dedi.

Haber Merkezi / İsveç’teki eylemler türündeki eylemlerin kendisini “öfkelendirdiğini ve tiksindirdiğini” belirten Papa, “İfade özgürlüğü hiçbir zaman başkalarını hor görmek için bir araç olarak kullanılmamalıdır” dedi. Papa, bu türden eylemlerin “reddedilmesi” ve izin verilmemesi gerektiğini söyledi.

Iraklı bir sığınmacı olduğu açıklanan bir kişi geçen hafta İsveç’in başkenti Stockholm’de Kur’an-ı Kerim’i yakarak eylem düzenlemişti. İsveç makamlarının eyleme izin vermesi, birçok Müslüman ülkenin tepkisini çekmişti.

Papa daha önce de 2015’te Fransa’da Charlie Hebdo dergisine düzenlenen saldırının ardından “ifade özgürlüğünün sınırları olduğunu” söylemiş ve “Anneme küfreden yumruk yemeyi de beklemeli” demişti.

İslam dünyasında tepki çeken karikatürlerin ardından düzenlenen saldırıda 12 kişi öldürülmüştü. Papa bu saldırıdan birkaç gün sonraki açıklamasında şunları söylemişti: “Ben hem din özgürlüğünün, hem de ifade özgürlüğünün temel insan hakları olduğuna inanıyorum. Hiç kimse din adına, Tanrı adına başkalarına zarar veremez, savaşamaz, öldüremez.

İsveç’in başkenti Stockholm’de Kur’an-ı Kerim’i yakan Salvan Momika, Kurban Bayramı’nın ilk gününde Stockholm’deki bir cami önünde, resmi makamların yapılmasına müsaade ettiği bir eylem çerçevesinde, yüz kadar izleyicinin gözleri önünde Müslümanların kutsal kitabı olan Kur’an’ı çiğnemiş, İsveç bayrağı sallamış, daha sonra elindeki Kur’an’ın sayfaları arasına domuz pastırması dilimleri koymuş, akabinde de elindeki Kur’an’dan birkaç sayfayı tutuşturarak yakmıştı.

Salvan Momika, eylemi öncesinde İsveç makamlarından, yaptığı protestonun düşünce özgürlüğü kapsamına girdiği talebiyle müsaade almayı başarmıştı.

Hem İsveç hem de uluslararası toplumda büyük tepkiye neden olan eylem sonrasında İsveç polisi de “etnik bir gruba yönelik kışkırtma” suçuyla soruşturma başlatıldığını açıkladı. 37 yaşındaki eylemci ise yaptığının nefret suçu veya bir gruba yönelik kışkırtma olmadığını savunuyor.

İsveç polisi, mevcut yasalara göre, Kur’an yakmanın doğuracağı güvenlik risklerinin, “bu talebi reddetme kararını meşru gösterebilecek” bir durum teşkil etmediğini belirtmişti. Polis, bölgede alınan güvenlik önlemleri kapsamında ülkenin diğer kentlerinden de takviye güç istediğini duyurmuştu.

İsveç polisi, Müslümanların kutsal kitabı Kuranı Kerim-i yakmayı planladığını söyleyen kişilere güvenlik gerekçesiyle daha önce izin vermemişti.

İsveç’te temyiz mahkemesi geçtiğimiz haftalarda, polisin Stockholm’de benzer iki eyleme izin vermeyi reddetme kararını haksız bulmuştu. Polis, geçen Ocak ayında Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an yakılmasının ardından yükselen gerilim sonrası verdiği yasak kararında güvenlik endişelerini gerekçe göstermişti.

Aşırı sağcı Stram Kurs partisi lideri Rasmus Paludan’ın 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yakarak gerçekleştirdiği eylem Türkiye ve İsveç arasında da gerilime neden olmuştu.

Aralarında Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt’in de bulunduğu çok sayıda Arap ülkesi de Ocak ayındaki Kur’an yakma eylemini kınamış, protesto gösterileri düzenlenmişti. Büyükelçilik önündeki eylem, haftalarca süren protestolara ve İsveç ürünlerine yönelik boykot çağrılarına neden olurken Stockholum’ün NATO üyelik sürecini de sekteye uğratmıştı.

Paylaşın

Karadeniz Tahıl Anlaşması: Rusya Uzatmamakta Kararlı

Rusya’nın Cenevre’deki Birleşmiş Milletler (BM) elçisi Gennady Gatilov, Izvestia gazetesine verdiği mülakatta Karadeniz tahıl anlaşmasını sürdürmek için hiçbir gerekçelerinin olmadığını söyledi.

Gennady Gatilov, mülakatta Rusya’nın anlaşmanın uzatılması için öne sürdüğü koşulların karşılanmadığını kaydetti. Bu koşullar arasında Rus Tarım Bankası’nın (Rosselkhozbank) SWIFT bankacılık ödeme sistemine yeniden dahil edilmesi de yer alıyor.

Gatilov, “Rusya olumlu değişiklikler umuduyla anlaşmayı defalarca uzattı. Ancak şu anda gördüklerimiz, anlaşmanın devamını kabul etmemize gerekçe oluşturmuyor” dedi.

Temmuz 2022’de Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan Karadeniz Tahıl Anlaşması, Rusya’nın işgali nedeniyle sıkışan Ukrayna tahılının Karadeniz limanlarından güvenli şekilde ihraç edilmesini sağlayarak küresel gıda krizini önlemeyi amaçlıyor.

Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından küresel gıda krizini önlemek için geçen yıl BM ile Türkiye arabuluculuğunda Ukrayna’dan tahıl ihracatının devamını sağlamak için varılan anlaşmanın süresi 17 Temmuz’da doluyor. Rus yetkililerden anlaşmadan çekilmeyi düşündüklerine dair açıklamalar gelmeye devam ediyor.

Rus Izvestia gazetesi bugün yayınladığı bir haberde, Rusya’nın Cenevre’deki BM elçisi Gennady Gatilov’un Karadeniz tahıl anlaşmasını sürdürmek için hiçbir gerekçelerinin olmadığını söylediğini bildirdi.

Gatilov gazeteye verdiği geniş kapsamlı bir mülakatta Rusya’nın anlaşmanın uzatılması için öne sürdüğü koşulların karşılanmadığını kaydetti. Bu koşullar arasında Rus Tarım Bankası’nın (Rosselkhozbank) SWIFT bankacılık ödeme sistemine yeniden dahil edilmesi de yer alıyor.

Gatilov, “Rusya olumlu değişiklikler umuduyla anlaşmayı defalarca uzattı. Ancak şu anda gördüklerimiz, anlaşmanın devamını kabul etmemize gerekçe oluşturmuyor” dedi.

Temmuz 2022’de Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin arabuluculuğunda Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan Karadeniz Tahıl Anlaşması, Rusya’nın işgali nedeniyle sıkışan Ukrayna tahılının Karadeniz limanlarından güvenli şekilde ihraç edilmesini sağlayarak küresel gıda krizini önlemeyi amaçlıyor.

Birleşmiş Milletler geçen hafta, tahıl yüklü 29 geminin başvuruda bulunmasına rağmen 26 Haziran’dan bu yana hareketlerine izin verilmemiş olmasından endişe duyduğunu açıkladı.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin geçen ay, ülkesinin Ukrayna’nın tahıl ihracatına devam edebilmesini sağlayan Karadeniz tahıl anlaşmasından çekilmeyi düşündüğünü söylemişti.

Rusya, anlaşmanın süresini uzatmak için kendisine uygulanan yaptırımların kaldırılmasını istiyor. Rusya’nın gıda ve gübre ihracatı yaptırımlara tabi olmasa da, Moskova ve önde gelen Rus tahıl ve gübre ihracatçılarına göre Batı’nın ödemeler, lojistik ve sigorta konularındaki kısıtlamaları sevkiyatların önünde engel teşkil ediyor.

Rusya ve Ukrayna dünyanın en büyük tarım üreticilerinden ikisi ve buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu ve ayçiçeği yağı ihracatında önemli rol oynuyor.

“ABD ile yeni bir anlaşma olabilir”

Rusya’nın BM elçisi Gatilov açıklamalarında ABD ile Rusya arasındaki son silah anlaşması olan “New Start” nükleer silah anlaşmasına da değindi.

İki ülkenin stratejik nükleer cephaneliklerini sınırlandıran ve Rusya’nın askıya aldığı anlaşmanın feshedilmesi seçeneğinin değerlendirilmesine gerek kalmamasını umduğunu söyleyen Gatilov, Moskova’nın, Rusya’nın nükleer silahların azaltılması anlaşmasına ancak Washington’un Rusya’yı “stratejik bir yenilgiye uğratma yönündeki yıkıcı tutumundan” vazgeçmesi halinde döneceğini ifade etti. Rus yetkili, ülkesinin yeni bir anlaşma için görüşmelere açık olabileceğini de sözlerine ekledi.

Gatilov, “Keşke bunun yerine Şubat 2026’dan sonra yeni bir anlaşmayı görüşmeye başlayabilsek” dedi. 2010’da imzalanan anlaşmanın süresi 2026’da doluyor.

Gatilov ayrıca Izvestia’ya verdiği demeçte, Rusya’nın Ukrayna krizine diplomatik bir çözüm bulmaya açık olduğunu ancak “Kiev ve Batı’nın askeri güç kullanımı konusunda iddialı olmaya devam etmesi nedeniyle şu anki görünümün karanlık olduğunu” dile getirdi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İsrail’den Batı Şeria’da Operasyon: En Az 3 Filistinli Öldü

İsrail tarafından Batı Şeria’daki Cenin kentine düzenlenen askeri operasyonda en az üç Filistinli hayatını kaybetti. İki Filistinli ve dört İsraillinin hayatını kaybettiği saldırılar sonrası bölgede İsrailli yerleşimciler ve Filistinliler arasında şiddet olayları yaşanıyor.

İsrail, Filistin toprağı olan Batı Şeria’yı 1967’deki Altı Gün Savaşı’nda işgal etmişti. Filistinliler Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü kapsayan topraklarda bir devlet kurmayı hedefliyor.

İsrail’in operasyonu sonrasında Hamas, Batı Şeria’daki Filistinlilere harekete geçmeleri çağrısı yaparken, Cenin’deki savaşçılarına da destek sözü verdi. Militan Filistinlilerin örgütü İslami Cihat da, “Bu saldırganlık sona ermediği sürece, olası misillemeler geniş ve kapsamlı olacak” açıklamasını yaptı.

Gazze Şeridi’nde kontrolü elinde bulunduran radikal İslamcı Hamas’ın yanı sıra İslami Cihat gibi örgütler de son yıllarda Cenin’de nüfuzunu artırdı.

Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, operasyon sonucu 20’den fazla kişinin de yaralandığı, bunlardan yedisinin durumunun ciddi olduğu belirtildi.

İsrail ordusu tarafından yapılan açıklamada, “Ev ve bahçe” adı verilen operasyonun “terörist altyapıyı” hedef aldığı ve Pazartesi sabahı da sürdüğü ifade edildi. Cenin ve yaklaşık 17 bin nüfuslu mülteci kampı, militan Filistinlilerin kalesi olarak biliniyor.

İsrail ordusunun açıklamasında, düzenlenen hava operasyonunda “silah deposu, teröristlerin buluşma yeri ve gözlem noktası olarak kullanılan bir komuta ve iletişim merkezinin” hedef alındığı ifade edildi. Hava saldırılarının ardından, İsrail ordusu yaklaşık 100 askeri araç ve kara birlikleri ile kente girdi.

İsrail ordu sözcüsü Richard Hecht, operasyonun “gerektiği kadar uzun” süreceğini söyledi. Ordunun Cenin mülteci kampına odaklandığını belirten Hecht, burada dün gece “en az yedi teröristin etkisiz” hale getirildiğini belirtti. Hecht, mülteci kampında yaşayanların İsraillilere yönelik onlarca saldırı düzenlediğini aktardı.

İsrail Savunma Bakanı Joav Galant da, Cenin’de ordunun “aktif ve kararlı bir şekilde ilerleyeceğini” söyledi. Galant, İsrail’in savunma unsurlarının her senaryoya hazırlıklı olduğunu da sözlerine ekledi.

Filistinliler, Cenin’de elektriklerin kesildiğini bildirirken, bölgeden gelen görüntülerde çok sayıda caddenin hasara uğradığı görüldü.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Dünyanın En Eski Günlük Gazetesinin Yayınına Son Verildi

“116 bin 840 gün, 3 bin 839 ay, 320 yıldır yayınlanan, 12 cumhurbaşkanı, 10 imparator, iki cumhuriyet” gören Avusturya’nın başkenti Viyana merkezli “Wiener Zeitung” gazetesinin yayınına son verildi.

1703 yılında “Wiennerisches Diarum” (Viyana Günlüğü) adıyla çıkan ve 1780’den itibaren “Wiener Zeitung” adını alan ve dünden itibaren artık yayınlanmayan gazetenin tarihindeki en önemli yayın 1789’da Büyük Fransız Devrimi’nin insanlığa hediye ettiği “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nin tamamının Almanca tercümesiydi…

Wiener Zeitung’un devreden çıkmasıyla “dünyanın en eski günlük gazetesi” unvanı Almanya’nın Hildesheim kentinde 1705 yılından beri çıkan “Hildesheimer Allgemeine Zeitung”a geçti.

Avusturya’nın başkenti Viyana merkezli, dünyanın en eski günlük gazetesi “Wiener Zeitung”un yayınına dünden itibaren son verildi.

İlk olarak 1703 yılında İmparator I. Leopold’in desteğiyle yayınına başlanan Wiener Zeitung’un yayınına son verilmesi kararı, Hıristiyan Demokratlar ve Yeşillerin oluşturduğu koalisyon hükümeti tarafından alındı, çünkü gazetenin sahibi Avusturya Hükümeti’ydi.

Son olarak 30 Haziran 2023 tarihi itibarıyla çıkan gazetenin yaklaşık 80 çalışanından dörtte üçünün de işten çıkarıldığı operasyon ana muhalefet partisi SPÖ (Avusturya Sosyal Demokrat Partisi) ve başta “Wiener Zeitung” çalışanları olmak üzere gazeteciler, sivil toplum örgütleri ve hatta Avusturya Cumhurbaşkanı tarafından eleştiriliyor.

SPÖ Genel Başkanı Andreas Babler, kapatılma kararını “Avusturya’da kültür ve medya dünyası açısından acı bir gün” olarak değerlendiriyor ve sosyal demokrasinin hükümete gelmesi halinde gazeteyi yeniden çıkaracak yol ve yöntemleri araştıracaklarını söylüyor.

Yayına son verilmesini “kızgınlık, hüzün ve yas” duygularıyla karşıladığını belirten Genel Yayın Yönetmeni Thomas Seifert de hükümeti gazeteyi ayakta tutabilecek bir yayıncıya devretme konusunda “becerisizlik”le suçluyor.

II. Dünya Savaşı dönemi (1940-45) hariç 320 yıldır çıkan günlük gazetenin bundan sonra sadece internet üzerinden yayın yapacağı ve ayda bir gibi bir peryodla da kağıda basılmasının planlandığı öğrenildi. Okur sayısı fazla olmamasına rağmen Avusturya’nın önde gelen kaliteli gazetelerinin başında gelen Wiener Zeitung’un devreden çıkmasıyla “dünyanın en eski günlük gazetesi” unvanı Almanya’nın Hildesheim kentinde 1705 yılından beri çıkan “Hildesheimer Allgemeine Zeitung”a geçti.

Hükümete ait olmasına rağmen başından beri araştırmacı ve eleştirel gazetecilik açısından “ideal” bir yayın organı olarak kabul edilen “Wiener Zeitung”un kapatılmadan önceki günlük tirajı 20 bin civarındaydı.

Son sayısının arka kapak manşetinde belirtildiği gibi şimdiye kadar “116 bin 840 gün, 3 bin 839 ay, 320 yıldır yayınlanan, 12 cumhurbaşkanı, 10 imparator, iki cumhuriyet” gören gazetenin içinde bulunduğu ekonomik krizin bir nedeni de Avrupa Birliği standarlarıydı. Çünkü şimdiye kadar gazetenin en önemli gelir kaynağı, hükümetin kontrolündeki resmi gazete ve resmi ilanlarla, haftalık çıkan ekonomi ekinden (şirket bilançoları, şirket haberleri, iş ilanları içerikli) elde ediliyordu.

“İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” tercümesi

Ancak AB’nin kararları gereği bütün bunlar bir süredir internet üzerinden yayınlanmaya başlandı. Hükümet de bunun üzerine zaten bilançosu uzun süredir zarar gösteren gazeteye alternatif mali kaynaklar arayışına girmeyip, işin kolayına kaçtı ve yayını durdurdu.

1703 yılında “Wiennerisches Diarum” (Viyana Günlüğü) adıyla çıkan ve 1780’den itibaren “Wiener Zeitung” adını alan ve dünden itibaren artık yayınlanmayan gazetenin tarihindeki en önemli yayın 1789’da Büyük Fransız Devrimi’nin insanlığa hediye ettiği “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nin tamamının Almanca tercümesiydi…

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İsveç’te Kur’an Yakan Salvan Momika: Yeniden Yakacağım

İsveç’in başkenti Stockholm’de polisin Kur’an yakma eylemine izin vermesinin ardından bir caminin önünde Kur’an’ı yakan Iraklı sığınmacı Salvan Momika, önümüzdeki günlerde yeniden benzer bir eylem düzenlemeyi planladığını açıkladı.

Expressen gazetesine konuşan Salvan Momika, düzenlediği eylemin tepkilere yol açacağını bildiğini, buna rağmen önümüzdeki on gün zarfında yeniden Kur’an ve Irak bayrağı yakmayı planladığını, bu sefer de eylemi Stockholm’deki Irak Büyükelçiliği binası önünde yapacağını belirtti.

Momika, Kurban Bayramı’nın ilk gününde Stockholm’deki bir cami önünde, resmi makamların yapılmasına müsaade ettiği bir eylem çerçevesinde, yüz kadar izleyicinin gözleri önünde Müslümanların kutsal kitabı olan Kur’an’ı çiğnemiş, İsveç bayrağı sallamış, daha sonra elindeki Kur’an’ın sayfaları arasına domuz pastırması dilimleri koymuş, akabinde de elindeki Kur’an’dan birkaç sayfayı tutuşturarak yakmıştı. Momika, eylemi öncesinde İsveç makamlarından, yaptığı protestonun düşünce özgürlüğü kapsamına girdiği talebiyle müsaade almayı başarmıştı.

Hem İsveç hem de uluslararası toplumda büyük tepkiye neden olan eylem sonrasında İsveç polisi de “etnik bir gruba yönelik kışkırtma” suçuyla soruşturma başlatıldığını açıkladı. 37 yaşındaki eylemci ise yaptığının nefret suçu veya bir gruba yönelik kışkırtma olmadığını savunuyor.

İsveç polisi, mevcut yasalara göre, Kur’an yakmanın doğuracağı güvenlik risklerinin, “bu talebi reddetme kararını meşru gösterebilecek” bir durum teşkil etmediğini belirtmişti. Polis, bölgede alınan güvenlik önlemleri kapsamında ülkenin diğer kentlerinden de takviye güç istediğini duyurmuştu.

İsveç polisi, Müslümanların kutsal kitabı Kuranı Kerim-i yakmayı planladığını söyleyen kişilere güvenlik gerekçesiyle daha önce izin vermemişti.

İsveç’te temyiz mahkemesi geçtiğimiz haftalarda, polisin Stockholm’de benzer iki eyleme izin vermeyi reddetme kararını haksız bulmuştu. Polis, geçen Ocak ayında Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kur’an yakılmasının ardından yükselen gerilim sonrası verdiği yasak kararında güvenlik endişelerini gerekçe göstermişti.

Aşırı sağcı Stram Kurs partisi lideri Rasmus Paludan’ın 21 Ocak’ta Türkiye’nin Stockholm Büyükelçiliği önünde Kuran yakarak gerçekleştirdiği eylem Türkiye ve İsveç arasında da gerilime neden olmuştu.

Aralarında Suudi Arabistan, Ürdün ve Kuveyt’in de bulunduğu çok sayıda Arap ülkesi de Ocak ayındaki Kur’an yakma eylemini kınamış, protesto gösterileri düzenlenmişti.

Büyükelçilik önündeki eylem, haftalarca süren protestolara ve İsveç ürünlerine yönelik boykot çağrılarına neden olurken Stockholum’ün NATO üyelik sürecini de sekteye uğratmıştı.

Türkiye, imzalanan üçlü muhtıra uyarınca kurulan Türkiye-İsveç-Finlandiya Daimi Ortak Mekanizma kapsamındaki müzakereleri bir süreliğine durdurduktan sonra başta ABD olmak üzere diğer NATO üyelerinin baskısı üzerine yeniden başlatmıştı. İlerleyen aylarda Finlandiya’nın NATO’ya katılmasına yeşil ışık yakan Türkiye, İsveç’in üyeliğine isehâlen meclis onayı vermedi.

Kristersson: İsveç NATO’ya üye olacak

Diğer yandan İsveç Başbakanı Ulf Kristersson Çarşamba günü kamu yayıncısı STV’ye verdiği demeçte, İsveç’in NATO’ya Temmuz ortasında Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta düzenlenecek olan NATO zirvesinde ya da öncesinde üye olmak istediğini belirtti.

Reuters haber ajansına göre Kristersson, “İsveç NATO’ya üye olacak. Başından beri amacımız bu olsa bile kimse bunun Vilnius’ta mı yoksa bunun hemen öncesinde mi olacağını bilemez. Bu diğer NATO ülkeleriyle de paylaştığımız bir istek” dedi ve ekledi:

“Aynı zamanda Türkiye’ye kararlarına saygı duyduğumuzu da söyledik ve bir başka toplantımızın olması da olumlu bir gelişme… ve belki böyle bir diyalogla kalan tek tük soru işaretlerini de Vilnius zirvesinden önce ele alabiliriz”.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg bu hafta başında, NATO’nun 11-12 Temmuz’da düzenlenecek zirvesi öncesinde, İsveç ve Türkiye’nin Brüksel’de üst düzey toplantı yapacağını açıklamıştı.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billström de dün Stockholm’de İngiliz mevkidaşı James Cleverly ile düzenlediği ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, ülkesinin NATO’ya katılabilmek için Türkiye’nin tüm taleplerini karşıladığını yineledi.

İsveç’te yürürlüğe giren yeni terörle mücadele yasasına atıfta bulunarak bu kanunun “herhangi bir yolla bir terör örgütüne katılımı” yasa dışı kıldığını söyleyen Billström, “Böylece anlaşmamızın son kısmını da yerine getiriyoruz” dedi.

Türkiye, Finlandiya, İsveç ve NATO heyetlerinin yer aldığı üçlü mutabakat uyarınca oluşturulan Daimi Ortak Mekanizma’nın dördüncü toplantısı, 14 Haziran’da Ankara’da yapılmıştı. Bu toplantıdan somut bir sonuç çıkmaması ve Ankara’nın yükümlülüklerin tam olarak yerine gelmediğini kaydetmesi Vilnius Zirvesi öncesi onay beklentisinin azalmasına neden olmuştu.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştu.

Nisan ayı başında üyeliği tüm ülkelerce onaylanan Finlandiya askeri ittifakın 31. üyesi oldu. İsveç ise Türkiye ve Macaristan dışındaki tüm üye ülkelerden onay aldı. Türkiye İsveç’in “terörle mücadele” konusunda yeterince adım atmadığı gerekçesiyle başvuruya şimdiye kadar onay vermedi.

Paylaşın

Almanya’da Her İki Kişiden Biri Müslümanlara Yönelik Düşmanca Söylemleri Onaylıyor

Almanya’da 9 kişilik “Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Uzman Grubu”nun hazırladığı rapora göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlara yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor.

Rapora göre, Müslüman düşmanlığı ile Müslüman ülkelerden gelmiş kişilerin hanesine yazılan genellemeler, değişmesi imkansız olarak görülen yakıştırmalar, geri kalmış bir toplum imaji ve çoğunluk toplumu için tehdit oluşturduklarına ilişkin yargılar ve iddialar kastediliyor.

Bilinçsiz şekilde oluşmuş izlenim, yanlış bilgiler, genelleştirilmiş korkular ve Müslümanlara yönelik yapısal dezavantajlar da raporu sunan uzmanlara göre toplumu bölünmeye götürüyor. Araştırmayı yürütürken uzmanların aşırı sağcı ideolojilerle Müslüman ve Yahudi düşmanlığı arasında da bağ saptadığının altı çiziliyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, raporun sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Müslümanların yaşamı elbette Almanya’nın bir parçası. Bizler, çok kültürlü toplumumuzdaki bütün insanların eşit fırsatlara ve haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu iddia ile yola çıkmış bizler için hazırlanan bu ilk kapsamlı raporun sonuçları oldukça acı” değerlendirmesinde bulundu.

Almanya’da sonuçları bugün açıklanan, federal hükümetin inisiyatifi ile kurulan Müslüman Düşmanlığı Bağımsız Bilirkişi Heyeti’nin (UEM) raporuna göre, ülkede her iki kişiden biri Müslümanlara yönelik düşmanca söylemlere onay veriyor.

Rapora göre, bir dini cemaate açıktan üye olanlar ile giysisi itibarı ile Müslüman olduğu anlaşılan kişiler, Müslüman düşmanı tutumdan en fazla muzdarip olan kesimi oluşturuyor. Özellikle başörtülü kadınların, yoğun bir şekilde düşmanca tutumla karşılaştıkları bildirilirken erkeklerin ise kendilerine yönelik saldırganlık ve şiddet eğilimine artan şekilde maruz kaldıkları raporda ifade ediliyor.

Rapora göre, Almanca medyada İslam konusundaki haberlerde genelde tek taraflılık dikkat çekerken yapılan haberlerin de genellikle olumsuzluk içeren çatışma ve sorunları işleyenler olduğu belirtiliyor.

İnternet ve sosyal medyada ise İslam dini bağlantılı tartışmaların daha da çarpıcı boyuta ulaştığı kaydedildi.

Uzmanların raporda sorunlu gördükleri bir diğer nokta da Almanca film yapımlarında. Orada incelenen filmlerin neredeyse yüzde 90’ında İslam ve Müslümanların olumsuz bağlamda ele alındığına işaret ediliyor. Raporda, “Filmler, terör saldırıları, radikalleşme, savaş ve kadınlara yönelik hikayeler etrafında dönüyor” tespiti yapılıyor.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, raporun sonuçlarının sunulması sonrasında yaptığı açıklamada, “Müslümanların yaşamı elbette Almanya’nın bir parçası. Bizler, çok kültürlü toplumumuzdaki bütün insanların eşit fırsatlara ve haklara sahip olmasını istiyoruz. Bu iddia ile yola çıkmış bizler için hazırlanan bu ilk kapsamlı raporun sonuçları oldukça acı” değerlendirmesinde bulundu.

Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyesi Faeser, Müslüman ülkelerden gelmiş ve Almanya’da yaşayan 5 milyon 500 bin civarındaki göçmen kökenlinin günlük hayatında dışlanma ve ayrımcılık, hatta nefret ve şiddet yaşadığını da hatırlatarak bunların görünür kılınması ve yaygın önyargılara karşı bilincin artırılması gerektiğine de işaret etti.

Çalışmayı yürüten uzmanlar ise başka alanlarda da olduğu gibi, Alman hükümetinin, Müslüman düşmanlığı ile mücadele konusunda da bağımsız bir uzmanlar konseyi kurmasını ve Alman hükümetinin Müslüman düşmanlığıyla mücadele amacıyla resmi bir sorumlu atamasını da talep ediyor. Rapor, Müslüman ülkelerden gelmiş 5 miyon 500 bin kişinin yaşadığı Almanya’da yapılan bu tarzda yürütülmüş en kapsamlı ilk resmi çalışma olma özelliğine sahip.

Peki Müslüman düşmanlığı ile ne kastediliyor?

Rapora göre, Müslüman düşmanlığı ile Müslüman ülkelerden gelmiş kişilerin hanesine yazılan genellemeler, değişmesi imkansız olarak görülen yakıştırmalar, geri kalmış bir toplum imaji ve çoğunluk toplumu için tehdit oluşturduklarına ilişkin yargılar ve iddialar kastediliyor. Bilinçsiz şekilde oluşmuş izlenim, yanlış bilgiler, genelleştirilmiş korkular ve Müslümanlara yönelik yapısal dezavantajlar da raporu sunan uzmanlara göre toplumu bölünmeye götürüyor. Araştırmayı yürütürken uzmanların aşırı sağcı ideolojilerle Müslüman ve Yahudi düşmanlığı arasında da bağ saptadığının altı çiziliyor.

Çalışmayı yürüten ve raporu hazırlayan uzmanların tavsiyeleri arasında Müslüman düşmanı vakaların bildirildiği ve dökümünün yapıldığı merkezler açılması ve bu konuda verilen danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması da yer alıyor.

İlaveten uzmanlar, federal sisteme sahip olan Almanya’da eğitimden sorumlu olan eyaletlerin bakanlarının müfredatları ve okul kitaplarını elden geçirerek siyasi eğitim alanında da Müslüman düşmanlığının da başlı başına bir konu olarak işlenmesini tavsiye ediyor.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların da Müslüman düşmanlığı konusuna hassaslaştırılmaları, kurumsal ırkçılıkla mücadele kapsamında bu yönde adımlar atılması da öneriliyor.

UEM Hanau saldırı sonrası kuruldu

Almanya İçişleri Bakanlığı, raporun bilimsel araştırmalar temelinde ülkedeki Müslüman düşmanlığı konusundaki durumu özetlediğini belirtirken, bunun için emniyet kayıtlarına geçen Müslüman karşıtı olayların, ayrımcılıkla mücadele dairelerine yansıyan İslam düşmanı vakaların ve sivil toplum kuruluşlarının danışma merkezlerine gelenlerin aktardığı tecrübelere dair verilere dayandığı vurgulandı.

Eldeki veri ve araştırmalarla Müslümanlara ve İslam dinine dair algıyı ve düşmanlığı inceleyen bilirkişi heyeti (UEM) 19 Şubat 2020’de Hessen eyaleti sınırları içinde yer alan Hanau kentinde düzenlenen ve aralarında Türkiye kökenli göçmenlerin de bulunduğu dokuz kişinin katledildiği ırkçı saldırı sonrasında gündeme geldi.

Aynı yılın sonbaharında da bir önceki hükümetin İçişleri Bakanı olan, Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) üyesi Horst Seehofer tarafından Eylül 2020’de kuruldu. Bilim insanları ile farklı kuruluş temsilcilerinden oluşan 12 kişilik bağımsız heyet, hazırladıkları raporun Almanya’daki bütün kurum, kuruluş, organizasyon ve kişilere yönelik olduğunu vurguluyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Aleksis Çipras, SYRIZA Genel Başkanlığından İstifa Etti

Yunanistan’da ana muhalefet partisi SYRIZA’nın Genel Başkanı Aleksis Çipras, pazar günü yapılan seçimlerde aldığı yenilginin ardından, partisinin genel başkanlığından istifa ettiğini açıkladı. Çipras, ‘yenilenecek olan SYRİZA’nın liderliği için yapılacak seçimlerde aday olmayacağını’ söyledi.

Partide “bir reformun gerekli olduğunu” belirten Aleksis Çipras, “Yeni bir döngü başlatmanın zamanı geldi. Olumsuz sonuç bu döngünün başlangıcı olabilir ve olmalıdır. Bu zorlu yolculukta tavizler, zor kararlar ve yaralanmalar oldu ama tarihe iz bırakan bir yolculuktu” ifadelerini kullandı.

Çipras, halkın sorunlarını daha iyi anlayacak yeni bir SYRIZA’nın kurulması için elinden gelen bütün gayreti göstereceğini söylerken Nazım Hikmet’in “En güzel deniz henüz gidilmemiş olandır” şiirindeki mısrasına atıfta bulundu.

Aleksis Çipras liderliğindeki radikal sol parti SYRIZA, seçimlerde yüzde 17,83 oy oranı ile toplam 47 milletvekili çıkarmıştı. 1974’ten bu yana hiçbir ana muhalefet partisi SYRIZA kadar düşük bir oy oranına ulaşmamıştı. SYRIZA’nın önde olduğu tek seçim bölgesi Müslüman azınlığın desteğini aldığı Rodop olmuştu.

Çipras seçim sonuçlarının toplum ve Demokrasi için büyük ölçüde “olumsuz” olduğunu söyledi ve “Parti üyelerinden hepimizi yargılamaları istenecek. Bu süreçte kendimi parti üyelerinin takdirine bırakacağımı söylemeye gerek yok.” ifadelerini kullanmıştı.

Çipras’ın istifa haberi sonrasında SYRİZA Genel Merkezi’nde üzüntü ve kaygı hakim. İstifa haberi birçok SYRİZA yetkilisini hazırlıksız yakalamış durumda. Son seçim yenilgisinin ardından parti yetkilileri olağanüstü kongre hazırlıklarını moralsiz bir şekilde başlatıyor.

Avrupa Birliği (AB) zirvesine katılmak için Brüksel’de bulunan Başbakan Kiriakos Miçotakis, gelişme hakkında basına ‘SYRIZA’nın ve kendisinin uğradığı üç ezici yenilgiden sonra bunun beklenen bir karar olduğu’ yorumunda bulundu.

Çipras’ın yakın mesai arkadaşı Dimitris Tzanakopoulos da SYRİZA Merkez Komitesi’ne istifasını sundu. İlk bilgilere göre dün gece sunulan istifa, Çipras tarafından kabul edilmedi.

Tzanakopoulos’un istifası, seçim gecesi parti merkezinde Panos Rigas ile çok hararetli bir kavgaya giriştiği yönündeki haberlerin ardından geldi. “Demokrasi” gazetesine göre, iki eski parti sekreteri sadece ağır sözler sarf etmekle kalmadı, aynı zamanda yumruklaşmaya noktasına vardı.

Çipras’ın eski yol arkadaşı Yanis Varoufakis ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı: “SYRİZA’nın yenilgisinin sorumluluğunu istifa ederek üstlenmesi, aramızdaki anlaşmazlıklar ne olursa olsun, olumlu karşılanmaktadır. Aslında bu durum, teslim olmayan ilerici güçlerin yeniden bir araya getirilmesini daha da acil hale getiriyor” mesajını verdi.

Paylaşın