Brezilya’da Uyuşturucu Çetelerine Operasyon: Beş Günde En Az 33 Ölü

Brezilya’da uyuşturucu çetelerine karşı düzenlenen polis operasyonlarında beş gün içinde en az 33 kişi öldürüldü. Ülkede geçen yıl polis kurşunuyla ölen insanların sayısı 6 bin 429. Bu sayı günde ortalama 17 kişinin polis tarafından öldürüldüğü anlamına geliyor.

Operasyonlarda 11 adet silah ve 20 kilogram uyuşturucu ele geçirildi. “Kalkan Operasyonu” verilen operasyonların en az 30 gün süreceği belirtiliyor.

Brezilya’da geçen Cuma, 30 yaşındaki bir özel harekat polisinin sahil kenti Guaruja’da devriye görevindeyken vurulması sonrasında uyuşturucu çetelerine karşı düzenlenen polis operasyonlarında beş gün içinde en az 33 kişi öldürüldü.

Sao Paulo Eyaleti Valisi Tarcisio de Freitas, askeri polisin Baixada Santista bölgesinde düzenlediği operasyonda 14 kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Bahia eyaletinde Pazar ve Pazartesi günü üç farklı kentte düzenlenen operasyonlarda da 19 kişi hayatını kaybetti.

Operasyonlarda en az 32 kişinin gözaltına alındığı, bu kişiler arasında polis memurunun katil zanlısının da olduğu açıklandı. Baskınlarda 11 adet silah ve 20 kilogram uyuşturucu ele geçirildi. “Kalkan Operasyonu” verilen operasyonların en az 30 gün süreceği belirtiliyor.

İşkence iddiaları

Globo News televizyon kanalına konuşan bölge sakinleri harekat sırasında polisin işkence yaptığına dair iddialarda bulundu.

Vali De Freitas ise Pazartesi günü yaptığı açıklamada operasyonların seyrinden “aşırı derecede memnun” olduğunu belirtti. Polisin insan hakları ihlallerinde bulunduğu yönündeki iddiaları reddeden De Freitas, tüm ölümlerin polisle çatışma esnasında meydana geldiğini aktardı.

Vali, Salı günü yaptığı açıklamada ise güvenlik güçlerinin “aşırılıklarının” soruşturulduğunu ve yetkisini aşan polislerin cezalandırılacağını belirtti. Brezilya’da bu tür operasyonlardan sorumlu olan askeri polis eyalet yönetiminin kontrolü altında.

Sao Paulo Eyaleti Valisi Tarcisio de Freitas Brezilya’nın aşırı sağcı çizgideki eski devlet başkanı Jair Bolsanaro’nun döneminde altyapı bakanlığı görevi yapmıştı. De Freitas, Bolsonaro’nun da muhtemel halefleri arasında gösteriliyor.

Brezilya’da solcu devlet başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın adalet bakanı Flavio Dino ise polisin operasyonunu eleştirdi. Adalet Bakanı Dino, polisin verdiği tepkinin “işlenen suçla orantısız göründüğünü” belirtti.

Brezilya Kamu Güvenliği Forumu adlı sivil toplum örgütünün verilerine göre ülkede geçen yıl polis kurşunuyla ölen insanların sayısı 6 bin 429. Bu sayı günde ortalama 17 kişinin polis tarafından öldürüldüğü anlamına geliyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İngiltere’den Tarihi Karar: Ezidi Soykırımı’nı Resmen Tanıdı

İngiltere, Ezidi Soykırımı’nı tanıdığını açıkladı. İngiltere’nin Ezidi Soykırımı’ndan önce Yahudi Soykırımı’nı, Ruanda Soykırımı’nı, Kamboçya Soykırımı’nı ve Srebrenitsa Soykırımı’nı tanıdığı da açıklamanın devamında yer aldı.

Şu ana dek Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi (AK) ve Birleşmiş Milletler’in (BM) yanı sıra ABD, Fransa, Kanada, Avustralya, İskoçya, İrlanda, Ermenistan, Portekiz, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un da aralarında olduğu çok sayıda ülke Ezidi Soykırımı’nı tanıdı.

İngiltere, Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) 3 Ağustos 2014 tarihinde yaptığı Ezidi Soykırımı’nı resmen tanıdı.

Ezidi Soykırımı’nın 9’uncu yıldönümü öncesinde İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde yapılan açıklamada, “İngiltere bugün resmen, Êzidî halkına 2014’te IŞİD tarafından soykırım eylemi gerçekleştirildiğini tanımıştır” ifadeleri kullanıldı.

Ortadoğu’dan Sorumlu Devlet Bakanı Lord Ahmad, duyuruyu IŞİD’in Êzidî halkına karşı işlediği zulmün dokuzuncu yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikler öncesinde yaptı.

Ezidi halkının dokuz yıl önce IŞİD’in elinde çok büyük acılar çektiğini ve bunun yansımalarının bugüne kadar hissedildiğini söyleyen Ahmad, “Adalet ve hesap verebilirlik, hayatları mahvolanlar için kilit önemde” dedi.

Ezidi halkına karşı soykırım eylemi gerçekleştirildiğini tanıma yönünde tarihi bir karar aldıklarına vurgu yapan Ahmad sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kararlılık, yalnızca onların alacakları tazminatı almalarını ve anlamlı adalete erişebilmelerini sağlama taahhüdümüzü güçlendiriyor. Birleşik Krallık, terörizminden etkilenen toplulukları yeniden inşa etmek ve onun zehirli propagandasına karşı küresel çabalara öncülük etmek de dahil olmak üzere, IŞİD’in kökünün kazınmasında öncü bir rol oynamaya devam edecek.”

Açıklamada kararın Almanya Federal Adalet Divanı’nın bu yılın başlarında eski bir IŞİD’linin Irak’ta işlenen soykırım eylemleri ve insanlığa karşı suçlardan suçlu bulmasının ardından verildiği hatırlatıldı.

İngiltere’nin Ezidi Soykırımı’ndan önce Yahudi Soykırımı’nı, Ruanda Soykırımı’nı, Kamboçya Soykırımı’nı ve Srebrenitsa Soykırımı’nı tanıdığı da açıklamanın devamında yer aldı.

Irak’ın başkenti Bağdat’ta yapılacak anma töreninde, İngiltere’nin Irak Büyükelçisi Stephen​​​​​​​ Hitchen’ın ülkesinin soykırımı tanıdığını açıklayacağı duyuruldu.

Ezidi Soykırımı’nı tanıyan ülkeler

Şu ana dek Avrupa Birliği (AB), Avrupa Konseyi (AK) ve Birleşmiş Milletler’in (BM) yanı sıra ABD, Fransa, Kanada, Avustralya, İskoçya, İrlanda, Ermenistan, Portekiz, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg’un da aralarında olduğu çok sayıda ülke Ezidi Soykırımı’nı tanıdı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Rusya’dan Çarpıcı Açıklama: Zelenskiy, Saldırılarla Washington’ı Tehlikeye Atıyor

Rusya-Ukrayna Savaşı’nda 524. gün geride kalırken Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, dikkat çeken bir açıklama yaptı. Zaharova, Ukrayna’nın Rusya’daki sivil yapılara saldırarak ABD’ye şantaj yaptığını söyledi.

İki ülke güçlerinin karşılıklı saldırılarıyla gerginlik son 24 saatte tekrar tırmanırken Mariya Zaharova, Ukrayna’nın saldırılarla daha fazla destek almaya çalıştığını belirterek, “Zelenskiy, sivil altyapılara terör saldırıları düzenleyerek Washington’ı tehlikeye atıyor” dedi.

Bianet’in The Kyiv Independent sitesinde yer alan habere göre, Rusya güçleri son bir günde Ukrayna’nın 9 ayrı bölgesine bir dizi saldırı yaptı.

Ukraynalı yetkililere göre, Dnipropetrovsk, Donetsk, Kharkiv, Herson, Sumy, Chernihiv, Luhansk, Mykolaiv ve Zaporizhzhia oblastları saldırıya uğradı.

En az 12 ölü, 104 yaralı

Rusya güçlerinin saldırılarında en az 12 kişi hayatını kaybederken, 104 kişi de yaralandı. Vali Serhii Lysak, Dnipropetrovsk Oblastı’nda Rusya saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü ve 81 kişinin yaralandığını bildirdi.

Yetkililere göre, Rusya kuvvetlerinin Kryvyi Rih şehrine yaptığı balistik füze saldırısında 10 yaşında bir kız da dahil olmak üzere altı kişi öldü ve en az 81 kişi de yaralandı.

Belediye başkanına göre, şehirdeki 1000’den fazla apartman ve bina saldırıdan etkilendi.

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, sosyal medya hesabında Rusya’nın başkenti Moskova’ya yapılan İHA saldırıları hakkında paylaşımlarda bulundu.

Moskova’nın hızla “tam teşekküllü bir savaşa” alıştığını belirten Podolyak, “Bu savaş yakında tamamen ‘savaşın yazarlarının’ topraklarına taşınacak. Rusya’da bundan sonra yaşanacak her şey nesnel bir tarihi süreçtir. Daha fazla tanımlanamayan İHA’lar, daha fazla çöküşler, daha fazla iç çatışmalar, daha fazla savaşlar olacak” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, Moskova’ya bağlı Odintsovo ve Narofomonisk ilçeleri üzerinde 2 Ukrayna İHA’sının havada Rusya hava savunma sistemleri tarafından vurulduğunu belirtti.

Russia Today’e göre, Belediye Başkanı Sergey Sobyanin yaptığı açıklamada, Ukrayna insansız hava araçlarının başkentin finans ve ticaret bölgesini hedef aldığını doğruladı.

Sobyanin, bir İHA’nın hava savunmasını aşmayı başardığını ve Avrupa’nın en yüksek gökdelenlerinden bazılarının bulunduğu Moscow City’deki yüksek binalardan birini vurduğunu söyledi.

Bir İHA’nın da elektronik harp sistemiyle etkisiz hale getirildiği açıklandı.

Savunma Bakanlığı, Karadeniz filosundaki Sergey Kotov ve Vasily Bykov adlı iki gemisine insansız deniz aracıyla yapılan saldırıyı da püskürttüklerini duyurdu.

“Zelenskiy, saldırılarla Washington’ı tehlikeye atıyor”

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da Ukrayna’nın Rusya’daki sivil yapılara saldırarak ABD’ye şantaj yaptığını söyledi.

Ukrayna’nın saldırılarla daha fazla destek almaya çalıştığını söyleyen Zaharova, “Zelenskiy, sivil altyapılara terör saldırıları düzenleyerek Washington’ı tehlikeye atıyor” dedi.

Paylaşın

Ezidiler, Türkiye’yi Birleşmiş Milletlere Şikayet Etti

Sorumluluk Birimi (Accountability Unit) ve Kadınlar için Adalet (Women for Justice) örgütü 4 Ezidi adına, Türkiye’nin 17 Ağustos 2021’de Irak’ın Sincar kentinde bir sivil hastaneye hava saldırısı düzenlediği iddiasıyla Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na şikayette bulundu.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) 18 Ağustos 2021’de bir açıklama yaparak hava saldırılarında “10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü” duyurmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı hafta Sincar’da bir aracı hedef almış, saldırıda bir YBŞ komutanı ve militanının öldüğü açıklanmıştı.

İddiaya konu olan saldırıda 8 kişi hayatını kaybetmiş, 20’den fazla kişi de yaralanmıştı. Aralarında saldırıdan kurtulanların ve görgü tanıklarının bulunduğu 4 şikayetçi, BM’ye yaptıkları başvuruda yaşam haklarının ihlal edildiğini öne sürdü.

Şikayet dosyasında Türkiye’nin sivil ölümlerini soruşturma ve kurbanlara etkili yasal yollar sunma konusunda başarısız olduğu iddia edildi.

Birleşik Krallık merkezli Guardian gazetesi, dosyanın iki yılda hazırlandığını ve geçen hafta BM’ye sunulduğunu yazdı.

Türkiye bölgeye yönelik hava saldırılarının PKK’yı ve Ankara tarafından PKK’nın bir kolu olarak görülen Ezidi örgütü YBŞ’yi hedef aldığını savunuyor. YBŞ, PKK’yla bağı olduğu iddialarını reddediyor.

Şikayet dosyasında hastanenin yakınlarında YBŞ’ye ait bir kontrol noktası bulunduğu ancak bu noktada hiçbir silahlı birimin yer almadığı, saldırıda hayatını kaybeden 8 kişinin tamamının hastane çalışanı olduğu iddia edildi.

Dava dosyasında hava saldırısının hedefi olduğu iddia edilen hastanenin Sincar konseyi tarafından yönetilen, 10 yatakta, 20 ayakta tedavi kapasitesine sahip tamamen sivil bir hastane olduğu vurgulandı.

Dava dosyasında C1 olarak isimlendirilen bir hastane çalışanı saldırının ardından zihinsel ve fiziksel olarak iyileşemediğini öne sürerken, bir başka görgü tanığıysa o sırada bölgede hiçbir PKK’lının bulunmadığını iddia etti.

Milli Savunma Bakanlığı 18 Ağustos 2021’de bir açıklama yaparak hava saldırılarında “10 PKK’lı teröristin öldürüldüğünü” duyurmuştu. Türk Silahlı Kuvvetleri aynı hafta Sincar’da bir aracı hedef almış, saldırıda bir YBŞ komutanı ve militanının öldüğü açıklanmıştı.

BM İnsan Hakları Komisyonu’na getirilen şikayet dosyası 4 Ezidi adına, insan hakları alanında çalışan sivil toplum örgütü Sorumluluk Birimi (Accountability Unit) ve Almanya merkezli bir Ezidi örgütü olan Kadınlar için Adalet (Women for Justice) tarafından hazırlandı.

Sorumluluk Birimi direktörü Arif İbrahim, “Bu Ezidi vatandaşların temel haklarının Türk devleti tarafından açık şekilde ihlal edildiği çok önemli ve sembolik bir dava. 30 dakika içinde peş peşe yapılan üç hava saldırısıyla sivil bir hastaneyi hedef alarak 8 kişiyi öldürmenin hukuki bir bahanesi yok” diye konuştu.

Kadınlar için Adalet’in üst yöneticisi Dr. Leyla Ferman ise, davanın BM’nin Ezidilerin güvenliğini önemsediğini göstermesi için bir şans olduğunu öne sürdü.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna, Rusya’ya Kuzey Kore Yapımı Füzelerle Saldırdı

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, Ukrayna güçlerinin cephe hattındaki Rusya mevzilerine Kuzey Kore yapımı füzelerle saldırdığını iddia etti.

Ukraynalılar füzelerin “çok güvenilmez” olduğunu ve bazen “çılgınca şeyler” yapabildiğini ancak mühimmat eksikliği nedeniyle ellerindeki her füzeyi kullandıklarını söyledi.

Ukrayna askerleri füzelerin “dost bir ülke” tarafından bir gemiden ele geçirildiğini ve Ukrayna’ya teslim edildiğini öne sürdü.

Ukrayna güçlerinin cephe hattındaki Rus mevzilerine Kuzey Kore yapımı füzelerle saldırdığı iddia edildi.

Financial Times’ta yer alan habere göre, Kiev’e bağlı güçler Rusya’nın kontrolündeki Bahmut’a düzenlediği saldırılarda Kuzey Kore üretimi füzeler kullandı.

Haberde füzelerin Sovyet döneminden kalma Grad füze rampalarıyla fırlatıldığı ve Financial Times muhabirinin füzelerin üzerindeki işaretleri inceleme fırsatı bulduğu belirtildi.

Üzerindeki işaretlerin, füzelerin 1980’ler ve 90’larda Kuzey Kore’de üretildiğini gösterdiği bildirildi.

Gazeteye konuşan Ukraynalılar füzelerin “çok güvenilmez” olduğunu ve bazen “çılgınca şeyler” yapabildiğini ancak mühimmat eksikliği nedeniyle ellerindeki her füzeyi kullandıklarını söyledi.

Ukrayna askerleri füzelerin “dost bir ülke” tarafından bir gemiden ele geçirildiğini ve Ukrayna’ya teslim edildiğini öne sürdü.

Ukrayna Savunma Bakanlığı’nda danışman olarak görev yapan Yuri Sak ise füzelerin Rus mevzilerinden ele geçirilmiş olabileceğini söyledi.

“Yakında Kırım’a gireceğiz”

Ukrayna askeri istihbarat servisinin başındaki Kirilo Budanov, kendi ülkesinin medyasına verdiği röportajda ordularının yakında Kırım’a gireceğini öne sürdü.

Budanov konuyla ilgili belirli bir tarih aralığı ve ek detay vermedi.

Geçen haftalarda Kırım’ı Rusya’ya bağlayan Kerç Köprüsü Ukrayna ordusu tarafından vurulmuş ve Kiev’in Kırım yarımadasının lojistik bağlantısını kesmek istediği yönünde haberler Batı medyasında kendine yer bulmuştu.

2014’te Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’ın Kiev için önemli savaş hedeflerinden biri olduğu biliniyor. Ancak Ukrayna’nın karşı taarruz harekatında sınırlı kazanımlar elde ettiği bir dönemde Budanov’dan gelen açıklamalar “iyimser” olarak değerlendirilebilir.

Budanov son olarak Eylül 2022’de yaptığı açıklamada da, Ukrayna’nın 2023 baharında Kırım’a döneceğini iddia etmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Müzik Aletleri Yakıldı

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban’ın Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Komitesi Başkan Yardımcısı Şeyh Aziz el-Rahman el-Muhacir, müzik dinlemenin yasak olduğunu ve yetkililerin bu nedenle müzik aletlerini toplayıp yaktığını belirtti.

Gitarlarında aralarında olduğu bir yığın enstrüman ve hoparlörün yakıldığını gösteren bir fotoğraf yayınlandı. Taliban, 2021 yılında Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından müzik yayınlarını yasaklamıştı.

Afganistan’ın resmi haber ajansı Bahtar’a göre, Afganistan’ın batısında bulunan Herat kentinde Pazar günü Taliban’ın ahlak polisi tarafından müzik aletleri yakıldı. Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Komitesi Başkan Yardımcısı Şeyh Aziz el-Rahman el-Muhacir, müzik dinlemenin yasak olduğunu ve yetkililerin bu nedenle müzik aletlerini toplayıp yaktığını belirtti.

Komite yetkilisi müziğin teşvik edilmesinin bir tür “yozlaşma” olduğunu ve müziğin “gençlerin yanlış yönlendirilmesine ve toplumun yok edilmesine” neden olduğunu belirtti. TOLOnews haber kanalı, kentte arasında gitarlarında olduğu bir yığın enstrüman ve hoparlörün yakıldığını gösteren bir fotoğraf yayınladı.

Taliban, 2021 yılında Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından müzik yayınlarını yasaklamıştı. Son zamanlarda düğün salonu sahiplerine müzikten uzak durulması uyarıları yapıldı. Ayrıca, düğünlerde ve benzeri kutlamalarda İslami kurallara aykırı olabilecek etkinlikler yasaklandı. Pek çok Afgan sanatçı ve müzisyen ülkeyi terk ederek Batı ülkelerine sığınıyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

“Eşcinsel Seks Kaseti” İslami Değerleri Yayma Başkanını Görevinden Etti

Eşcinsel ilişkiye girmenin yasaklandığı, LGBT+’ların sıklıkla taciz, istismar ve şiddetle karşı karşıya kaldığı İran’da İslami değerleri yaymakla görevli üst düzey bir yetkili, eşcinsel seks videosu yayıldığı iddiasıyla görevden alındı.

İran’daki şeriat hukukuna göre eşcinsel ilişkiye idama varan cezalar verilebiliyor. Fakat idam cezası nadiren verilirken genellikle daha düşük cezalara hükmediliyor.

Gilan İli Kültür ve İslami İrşat Dairesi Başkanı Reza Tsaghati’nin başka bir erkekle seks yaptığı öne sürülen video son günlerde sosyal medyada yayılmıştı. Videonun içeriği ve videodaki kişilerin kimliklerini doğrulayamadık.

Fakat yetkililer, olay hakkında başlattıkları soruşturma sürerken Tsaghati’yi görevden aldıklarını duyurdu.

İran’da eşcinsel ilişkiye girmek yasak. LGBT+’lar sıklıkla taciz, istismar ve şiddetle karşı karşıya kalıyor.

Tsaghati aynı zamanda dindarlık ve başörtüsüne odaklanan bir kültürel merkezin de kurucuları arasındaydı. Bu nedenle bu video İran’da sosyal medyada gündemin ilk sıralarına yükseldi.

Bunun ardından Cumartesi günü bir açıklama yapan İran Kültür Bakanı Mohammad Mehdi Esmaili, bu videodan önce Tsaghati hakkında olumsuz hiçbir bilgi almadıklarını açıkladı.

İlk olarak hükümet karşıtı Radio Gilan Telegram kanalında paylaşılan videonun ardından yetkililer uzunca bir süre sessiz kalmıştı.

22 Temmuz’da ise Gilan Kültür ve İslami İrşat Dairesi, başkanlarının “yanlış bir adım attığından şüphelenildiğini” belirten bir açıklama yayımladı.

Daire, konunun yargıya iletildiğini duyurdu ve “Bu video İslam Devrimi’nin kültür cephesini zayıflatmak için kullanılmamalı” ifadelerine yer verdi.

Sosyal medya kullanıcıları, yetkililerin Tsaghati’ye yönelik tutumunun ülkedeki LGBT+ toplumuna kıyasla ne kadar farklı olduğuna dikkat çekti.

İran’daki şeriat hukukuna göre eşcinsel ilişkiye idama varan cezalar verilebiliyor. Fakat idam cezası nadiren verilirken genellikle daha düşük cezalara hükmediliyor.

Ülkede başörtüsü takmayan kadınlar da cezalandırılıyor. Geçen yıl Eylül’de, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin gözaltına ölümünün ardından ülke genelinde büyük protestolar düzenlenmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Nijer’de Darbe: Bu Rejime Son Verme Kararı Aldık

Batı Afrika ülkesi Nijer’de bir grup asker, yönetime el koydu. Darbeci askerlerden Albay Amadou Abdramane, “Güvenlik ve savunma güçleri olarak ülke güvenliği ve ekonominin bozulması üzerine bu rejime son verme kararı aldık” dedi.

Haber Merkezi / Denize kıyısı olmayan Sahel ülkesi 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana dört darbe ve çok sayıda darbe girişimi yaşadı. Yaklaşık 22 buçuk milyon nüfusa sahip ülkede en son 2010’da Mamadou Tandja’ya karşı darbe yapılmıştı.

Batı Afrika ülkesi Nijer’de bir grup asker, devlet televizyonuna çıkarak darbe yaptıklarını duyurdu. Nijer Cumhurbaşkanı Mohamed Bazoum dün cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından alıkonulmuştu.

Çarşamba gecesi kamu yayıncısı RTN’de darbeyi ilan eden Albay Amadou Abdramane, 26 milyon nüfuslu ülkenin genelindeki tüm kurumların askıya alındığını ve sınırların ‘durum istikrara kavuşana kadar’ kapatıldığını açıkladı.

Televizyondan yapılan açıklamada, “Bugün 26 Temmuz 2023, Ulusal Vatan Kurtarma Konseyi’nde bir araya gelen güvenlik ve savunma güçleri, bildiğiniz rejime son vermeye karar verdi. Bu, ülkede güvenliğin sürekli bozulmasının ve hükümetin kötü ekonomik ve sosyal uygulamalarının sonucudur” denildi.

Ülkede gece sokağa çıkma yasağı uygulamasına da geçildiği belirtildi. Ancak televizyonda yapılan darbe açıklamasına sadece 10 subayın katılması darbeye Nijer ordusunun tüm unsurlarının destek verip vermediği ile ilgili soru işaretleri oluşmasına yol açtı.

Öte yandan darbeye dair açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı, askerlerin cumhuriyet karşıtı bir ayaklanma başlattığını belirtti. Ordunun ayaklanmayı desteklemediği kaydedilen Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, “Akılları başlarına gelmezse ordu saldırmaya hazır” ifadelerine yer verildi.

Denize kıyısı olmayan Sahel ülkesi 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana dört darbe ve çok sayıda darbe girişimi yaşadı. Yaklaşık 22 buçuk milyon nüfusa sahip ülkede en son 2010’da Mamadou Tandja’ya karşı darbe yapılmıştı.

France24’e göre, sayıları giderek azalan Batı yanlısı liderlerden biri olan Bazoum, 2021 yılında seçilerek yoksulluk ve istikrarsızlık geçmişiyle boğuşan bir ülkenin başına geçmişti.

Nijer, biri 2015’te Mali’den gelen güneybatıdaki, diğeri ise kuzeydoğu Nijerya’dan gelen cihatçıların yer aldığı güneydoğudaki olmak üzere iki cihatçı harekatla mücadele ediyor. Ülkede El Kaide, IŞİD ve Boko Haram gibi örgütlerin etkinliği bulunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Washington’ın Cumhurbaşkanı Bazoum’a “tereddütsüz destek verdiğini” söyledi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres de Bazoum ile görüştüklerini ve ona BM’nin tam desteğini sunduklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Bazoum, ülkede cihatçı militan grupların faaliyetlerine karşı Batı ile işbirliği yapan kilit bir isim. Dün Cumhurbaşkanı Bazoum’un gözaltına alınmasını Afrika Birliği, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler kınamıştı.

Demokratik seçimle göreve gelmişti

Cumhurbaşkanı Bazoum Nisan 2021’de görevine başladı. Bazoum’un göreve gelmesi, ülkenin Fransa’dan 1960 yılında bağımsızlığını kazandığından beri ilk barışçıl demokratik iktidar değişimi oldu.

Bazoum, eski Cumhurbaşkanı Mahamadou Issoufou döneminde 2011’den itibaren dışişleri ve içişleri bakanı olarak görev yapmıştı.

Issoufou’nun iki dönem sonra görevden ayrılmasının ardından yapılan demokratik seçimlerde yaklaşık yüzde 56 oy alarak seçimi kazanmıştı. Siyasi gözlemciler, hala büyük siyasi etkiye sahip olan Issoufou darbe girişimiyle ilgisi olabileceğini belirtiyorlar.

Topraklarının üçte biri çöl olan Nijer, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alıyor. Buna karşın ülkede doğum oranı oldukça yüksek ve nüfusu da genç. Nijer’de 10 yaşın altındaki çocuklar nüfusun üçte birinden fazlasını oluşturuyor.

Halkın yüzde 40’tan fazlası aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Ayrıca Nijer, Akdeniz’e ulaşmak isteyen göçmenler için en önemli transit ülkelerden biri.

Paylaşın

“Akıllı Telefonlar Okullarda Yasaklansın” Çağrısı

Akıllı cep telefonlarının aşırı kullanımının öğrenmeyi etkilediğini belirten UNESCO, akıllı telefonların aşırı kullanılmasıyla ilgili endişelerini dile getirdi. UNESCO, akıllı telefonların dünya genelindeki okullarda yasaklanması çağrısında bulundu.

Ülkeleri okullarda teknolojinin nasıl kullanıldığını dikkatle değerlendirmeye çağıran UNESCO, dijital teknolojileri öncelik almak yerine bir araç olarak hizmet ettiği vurguladı.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), akıllı telefonların aşırı kullanımına ilişkin endişeleri dile getirerek, dünya genelinde okullarda yasaklanması çağrısında bulundu.

Ülkeleri okullarda teknolojinin nasıl kullanıldığını dikkatle değerlendirmeye çağıran UNESCO’ya göre, cep telefonlarının aşırı kullanımı öğrenmeyi etkiliyor.

Rapor, dijital teknolojinin öncelikli olmaktan ziyade bir araç olarak kullanıldığı “insan merkezli bir vizyona” duyulan ihtiyacı vurguluyor.

Verilerin kötüye kullanımı

UN News’e konuşan UNESCO’dan Manos Antoninis, eğitim teknolojisinde veri sızıntısı tehlikesi konusunda uyarıda bulunarak, “Büyük miktarda verinin uygun düzenlemeler yapılmadan kullanıldığını biliyoruz, dolayısıyla bu veriler eğitim dışı amaçlarla, ticari amaçlarla kullanılıyor” dedi.

Raporda dijital öğrenmenin yarattığı eşitsizliklerin de altını çizildi. COVID-19 salgını sırasında, sadece çevrimiçi eğitime geçiş nedeniyle dünya çapında yarım milyar öğrenci dışarıda kaldı.

UNESCO, ülkeleri, teknolojinin eğitimde tasarlanma ve kullanılma biçimine ilişkin kendi standartlarını belirlemeye çağırdı.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, “Dijital devrim ölçülemez bir potansiyele sahiptir, ancak toplumda nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda uyarılar yapıldığı gibi, eğitimde kullanılma şekline de benzer bir dikkat gösterilmelidir” uyarısında bulundu.

Azoulay, “Teknolojinin kullanımı, öğrencilerin ve öğretmenlerin aleyhine değil, daha iyi öğrenme deneyimleri ve refahı için olmalıdır” diye konuştu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Taliban’ın Kuaför Ve Güzellik Salonu Yasağı Yürürlüğe Girdi

Afganistan’ın Suç ve Fazilet Bakanlığı Sözcüsü Sadiq Akif Mahjer, yaptığı açıklamada “kuaför ve güzellik salonlarına yasak kararına uymaları için verilen bir aylık sürenin dolduğunu” belirtti. Sadiq Akif Mahjer, söz konusu işletmelerin kapatılması gerektiğini söyledi.

Bakanlığı Sözcüs Sadiq Akif Mahjer, karara uymayan işletmelere karşı güç kullanılıp kullanılmayacağı hakkında ise bilgi vermedi.

Afganistan Kadın Ticaret ve Sanayi Odası’na göre, Taliban’ın getirdiği kuaför ve güzellik salonu yasağı ülkedeki 12 bin salonda çalışan 60 bin kadını işini kaybetmesine neden olacak.

Afganistan’da 15 Ağustos 2021’de yönetimi ele geçiren Taliban’ın güzellik merkezlerinin kapatılması için verdiği süre dün (25 Temmuz) itibarıyla doldu. 4 Temmuz’da güzellik salonlarının kapatılacağını duyuran Taliban, yeni bir açıklama yaptı.

Afganistan’ın Suç ve Fazilet Bakanlığı Sözcüsü Sadiq Akif Mahjer, yaptığı açıklamada “kuaför ve güzellik salonlarına yasak kararına uymaları için verilen bir aylık sürenin dolduğunu” belirtti. Söz konusu işletmelerin kapatılması gerektiğini söyledi.

Bakanlık Sözcüsü, karara uymayan işletmelere karşı güç kullanılıp kullanılmayacağı hakkında ise bilgi vermedi.

Afganistan Kadın Ticaret ve Sanayi Odası’na göre, Taliban’ın getirdiği kuaför ve güzellik salonu yasağı ülkedeki 12 bin salonda çalışan 60 bin kadını işini kaybetmesine neden olacak.

2021’de iktidarı ele geçiren Taliban, daha önce de kadınların toplumdaki rolünü kısıtlayan adımlar atmıştı.

Kadınların lise ve üniversite eğitimi almalarını yasaklayan Taliban, kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirmiş, parklara, lunaparklara ve spor salonlarına girmelerini de engellemişti. Ayrıca, kadınlara başlarını kapatma ve kapalı kıyafetler giyme zorunluluğu getirilmişti.

Afganistanlı kadınların birleşmiş milletler ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmaları da yasaklanmıştı. Devlet dairelerinde çalışan kadınlar da işten çıkarılmıştı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor. BM, Taliban’ın iktidarda olduğu 22 ayda ülkede kadın-erkek eşitliğinin giderek kötüleştiğine dikkat çekti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın