Ukrayna, Rusya’ya Kuzey Kore Yapımı Füzelerle Saldırdı

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, Ukrayna güçlerinin cephe hattındaki Rusya mevzilerine Kuzey Kore yapımı füzelerle saldırdığını iddia etti.

Ukraynalılar füzelerin “çok güvenilmez” olduğunu ve bazen “çılgınca şeyler” yapabildiğini ancak mühimmat eksikliği nedeniyle ellerindeki her füzeyi kullandıklarını söyledi.

Ukrayna askerleri füzelerin “dost bir ülke” tarafından bir gemiden ele geçirildiğini ve Ukrayna’ya teslim edildiğini öne sürdü.

Ukrayna güçlerinin cephe hattındaki Rus mevzilerine Kuzey Kore yapımı füzelerle saldırdığı iddia edildi.

Financial Times’ta yer alan habere göre, Kiev’e bağlı güçler Rusya’nın kontrolündeki Bahmut’a düzenlediği saldırılarda Kuzey Kore üretimi füzeler kullandı.

Haberde füzelerin Sovyet döneminden kalma Grad füze rampalarıyla fırlatıldığı ve Financial Times muhabirinin füzelerin üzerindeki işaretleri inceleme fırsatı bulduğu belirtildi.

Üzerindeki işaretlerin, füzelerin 1980’ler ve 90’larda Kuzey Kore’de üretildiğini gösterdiği bildirildi.

Gazeteye konuşan Ukraynalılar füzelerin “çok güvenilmez” olduğunu ve bazen “çılgınca şeyler” yapabildiğini ancak mühimmat eksikliği nedeniyle ellerindeki her füzeyi kullandıklarını söyledi.

Ukrayna askerleri füzelerin “dost bir ülke” tarafından bir gemiden ele geçirildiğini ve Ukrayna’ya teslim edildiğini öne sürdü.

Ukrayna Savunma Bakanlığı’nda danışman olarak görev yapan Yuri Sak ise füzelerin Rus mevzilerinden ele geçirilmiş olabileceğini söyledi.

“Yakında Kırım’a gireceğiz”

Ukrayna askeri istihbarat servisinin başındaki Kirilo Budanov, kendi ülkesinin medyasına verdiği röportajda ordularının yakında Kırım’a gireceğini öne sürdü.

Budanov konuyla ilgili belirli bir tarih aralığı ve ek detay vermedi.

Geçen haftalarda Kırım’ı Rusya’ya bağlayan Kerç Köprüsü Ukrayna ordusu tarafından vurulmuş ve Kiev’in Kırım yarımadasının lojistik bağlantısını kesmek istediği yönünde haberler Batı medyasında kendine yer bulmuştu.

2014’te Rusya tarafından ilhak edilen Kırım’ın Kiev için önemli savaş hedeflerinden biri olduğu biliniyor. Ancak Ukrayna’nın karşı taarruz harekatında sınırlı kazanımlar elde ettiği bir dönemde Budanov’dan gelen açıklamalar “iyimser” olarak değerlendirilebilir.

Budanov son olarak Eylül 2022’de yaptığı açıklamada da, Ukrayna’nın 2023 baharında Kırım’a döneceğini iddia etmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Taliban Yönetimindeki Afganistan’da Müzik Aletleri Yakıldı

Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Taliban’ın Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Komitesi Başkan Yardımcısı Şeyh Aziz el-Rahman el-Muhacir, müzik dinlemenin yasak olduğunu ve yetkililerin bu nedenle müzik aletlerini toplayıp yaktığını belirtti.

Gitarlarında aralarında olduğu bir yığın enstrüman ve hoparlörün yakıldığını gösteren bir fotoğraf yayınlandı. Taliban, 2021 yılında Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından müzik yayınlarını yasaklamıştı.

Afganistan’ın resmi haber ajansı Bahtar’a göre, Afganistan’ın batısında bulunan Herat kentinde Pazar günü Taliban’ın ahlak polisi tarafından müzik aletleri yakıldı. Erdemi Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Komitesi Başkan Yardımcısı Şeyh Aziz el-Rahman el-Muhacir, müzik dinlemenin yasak olduğunu ve yetkililerin bu nedenle müzik aletlerini toplayıp yaktığını belirtti.

Komite yetkilisi müziğin teşvik edilmesinin bir tür “yozlaşma” olduğunu ve müziğin “gençlerin yanlış yönlendirilmesine ve toplumun yok edilmesine” neden olduğunu belirtti. TOLOnews haber kanalı, kentte arasında gitarlarında olduğu bir yığın enstrüman ve hoparlörün yakıldığını gösteren bir fotoğraf yayınladı.

Taliban, 2021 yılında Afganistan’da iktidarı ele geçirmesinin ardından müzik yayınlarını yasaklamıştı. Son zamanlarda düğün salonu sahiplerine müzikten uzak durulması uyarıları yapıldı. Ayrıca, düğünlerde ve benzeri kutlamalarda İslami kurallara aykırı olabilecek etkinlikler yasaklandı. Pek çok Afgan sanatçı ve müzisyen ülkeyi terk ederek Batı ülkelerine sığınıyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

“Eşcinsel Seks Kaseti” İslami Değerleri Yayma Başkanını Görevinden Etti

Eşcinsel ilişkiye girmenin yasaklandığı, LGBT+’ların sıklıkla taciz, istismar ve şiddetle karşı karşıya kaldığı İran’da İslami değerleri yaymakla görevli üst düzey bir yetkili, eşcinsel seks videosu yayıldığı iddiasıyla görevden alındı.

İran’daki şeriat hukukuna göre eşcinsel ilişkiye idama varan cezalar verilebiliyor. Fakat idam cezası nadiren verilirken genellikle daha düşük cezalara hükmediliyor.

Gilan İli Kültür ve İslami İrşat Dairesi Başkanı Reza Tsaghati’nin başka bir erkekle seks yaptığı öne sürülen video son günlerde sosyal medyada yayılmıştı. Videonun içeriği ve videodaki kişilerin kimliklerini doğrulayamadık.

Fakat yetkililer, olay hakkında başlattıkları soruşturma sürerken Tsaghati’yi görevden aldıklarını duyurdu.

İran’da eşcinsel ilişkiye girmek yasak. LGBT+’lar sıklıkla taciz, istismar ve şiddetle karşı karşıya kalıyor.

Tsaghati aynı zamanda dindarlık ve başörtüsüne odaklanan bir kültürel merkezin de kurucuları arasındaydı. Bu nedenle bu video İran’da sosyal medyada gündemin ilk sıralarına yükseldi.

Bunun ardından Cumartesi günü bir açıklama yapan İran Kültür Bakanı Mohammad Mehdi Esmaili, bu videodan önce Tsaghati hakkında olumsuz hiçbir bilgi almadıklarını açıkladı.

İlk olarak hükümet karşıtı Radio Gilan Telegram kanalında paylaşılan videonun ardından yetkililer uzunca bir süre sessiz kalmıştı.

22 Temmuz’da ise Gilan Kültür ve İslami İrşat Dairesi, başkanlarının “yanlış bir adım attığından şüphelenildiğini” belirten bir açıklama yayımladı.

Daire, konunun yargıya iletildiğini duyurdu ve “Bu video İslam Devrimi’nin kültür cephesini zayıflatmak için kullanılmamalı” ifadelerine yer verdi.

Sosyal medya kullanıcıları, yetkililerin Tsaghati’ye yönelik tutumunun ülkedeki LGBT+ toplumuna kıyasla ne kadar farklı olduğuna dikkat çekti.

İran’daki şeriat hukukuna göre eşcinsel ilişkiye idama varan cezalar verilebiliyor. Fakat idam cezası nadiren verilirken genellikle daha düşük cezalara hükmediliyor.

Ülkede başörtüsü takmayan kadınlar da cezalandırılıyor. Geçen yıl Eylül’de, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin gözaltına ölümünün ardından ülke genelinde büyük protestolar düzenlenmişti.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Nijer’de Darbe: Bu Rejime Son Verme Kararı Aldık

Batı Afrika ülkesi Nijer’de bir grup asker, yönetime el koydu. Darbeci askerlerden Albay Amadou Abdramane, “Güvenlik ve savunma güçleri olarak ülke güvenliği ve ekonominin bozulması üzerine bu rejime son verme kararı aldık” dedi.

Haber Merkezi / Denize kıyısı olmayan Sahel ülkesi 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana dört darbe ve çok sayıda darbe girişimi yaşadı. Yaklaşık 22 buçuk milyon nüfusa sahip ülkede en son 2010’da Mamadou Tandja’ya karşı darbe yapılmıştı.

Batı Afrika ülkesi Nijer’de bir grup asker, devlet televizyonuna çıkarak darbe yaptıklarını duyurdu. Nijer Cumhurbaşkanı Mohamed Bazoum dün cumhurbaşkanlığı korumaları tarafından alıkonulmuştu.

Çarşamba gecesi kamu yayıncısı RTN’de darbeyi ilan eden Albay Amadou Abdramane, 26 milyon nüfuslu ülkenin genelindeki tüm kurumların askıya alındığını ve sınırların ‘durum istikrara kavuşana kadar’ kapatıldığını açıkladı.

Televizyondan yapılan açıklamada, “Bugün 26 Temmuz 2023, Ulusal Vatan Kurtarma Konseyi’nde bir araya gelen güvenlik ve savunma güçleri, bildiğiniz rejime son vermeye karar verdi. Bu, ülkede güvenliğin sürekli bozulmasının ve hükümetin kötü ekonomik ve sosyal uygulamalarının sonucudur” denildi.

Ülkede gece sokağa çıkma yasağı uygulamasına da geçildiği belirtildi. Ancak televizyonda yapılan darbe açıklamasına sadece 10 subayın katılması darbeye Nijer ordusunun tüm unsurlarının destek verip vermediği ile ilgili soru işaretleri oluşmasına yol açtı.

Öte yandan darbeye dair açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı, askerlerin cumhuriyet karşıtı bir ayaklanma başlattığını belirtti. Ordunun ayaklanmayı desteklemediği kaydedilen Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, “Akılları başlarına gelmezse ordu saldırmaya hazır” ifadelerine yer verildi.

Denize kıyısı olmayan Sahel ülkesi 1960 yılında Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasından bu yana dört darbe ve çok sayıda darbe girişimi yaşadı. Yaklaşık 22 buçuk milyon nüfusa sahip ülkede en son 2010’da Mamadou Tandja’ya karşı darbe yapılmıştı.

France24’e göre, sayıları giderek azalan Batı yanlısı liderlerden biri olan Bazoum, 2021 yılında seçilerek yoksulluk ve istikrarsızlık geçmişiyle boğuşan bir ülkenin başına geçmişti.

Nijer, biri 2015’te Mali’den gelen güneybatıdaki, diğeri ise kuzeydoğu Nijerya’dan gelen cihatçıların yer aldığı güneydoğudaki olmak üzere iki cihatçı harekatla mücadele ediyor. Ülkede El Kaide, IŞİD ve Boko Haram gibi örgütlerin etkinliği bulunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Washington’ın Cumhurbaşkanı Bazoum’a “tereddütsüz destek verdiğini” söyledi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres de Bazoum ile görüştüklerini ve ona BM’nin tam desteğini sunduklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Bazoum, ülkede cihatçı militan grupların faaliyetlerine karşı Batı ile işbirliği yapan kilit bir isim. Dün Cumhurbaşkanı Bazoum’un gözaltına alınmasını Afrika Birliği, ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler kınamıştı.

Demokratik seçimle göreve gelmişti

Cumhurbaşkanı Bazoum Nisan 2021’de görevine başladı. Bazoum’un göreve gelmesi, ülkenin Fransa’dan 1960 yılında bağımsızlığını kazandığından beri ilk barışçıl demokratik iktidar değişimi oldu.

Bazoum, eski Cumhurbaşkanı Mahamadou Issoufou döneminde 2011’den itibaren dışişleri ve içişleri bakanı olarak görev yapmıştı.

Issoufou’nun iki dönem sonra görevden ayrılmasının ardından yapılan demokratik seçimlerde yaklaşık yüzde 56 oy alarak seçimi kazanmıştı. Siyasi gözlemciler, hala büyük siyasi etkiye sahip olan Issoufou darbe girişimiyle ilgisi olabileceğini belirtiyorlar.

Topraklarının üçte biri çöl olan Nijer, dünyanın en yoksul ülkeleri arasında yer alıyor. Buna karşın ülkede doğum oranı oldukça yüksek ve nüfusu da genç. Nijer’de 10 yaşın altındaki çocuklar nüfusun üçte birinden fazlasını oluşturuyor.

Halkın yüzde 40’tan fazlası aşırı yoksulluk içinde yaşıyor. Ayrıca Nijer, Akdeniz’e ulaşmak isteyen göçmenler için en önemli transit ülkelerden biri.

Paylaşın

“Akıllı Telefonlar Okullarda Yasaklansın” Çağrısı

Akıllı cep telefonlarının aşırı kullanımının öğrenmeyi etkilediğini belirten UNESCO, akıllı telefonların aşırı kullanılmasıyla ilgili endişelerini dile getirdi. UNESCO, akıllı telefonların dünya genelindeki okullarda yasaklanması çağrısında bulundu.

Ülkeleri okullarda teknolojinin nasıl kullanıldığını dikkatle değerlendirmeye çağıran UNESCO, dijital teknolojileri öncelik almak yerine bir araç olarak hizmet ettiği vurguladı.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), akıllı telefonların aşırı kullanımına ilişkin endişeleri dile getirerek, dünya genelinde okullarda yasaklanması çağrısında bulundu.

Ülkeleri okullarda teknolojinin nasıl kullanıldığını dikkatle değerlendirmeye çağıran UNESCO’ya göre, cep telefonlarının aşırı kullanımı öğrenmeyi etkiliyor.

Rapor, dijital teknolojinin öncelikli olmaktan ziyade bir araç olarak kullanıldığı “insan merkezli bir vizyona” duyulan ihtiyacı vurguluyor.

Verilerin kötüye kullanımı

UN News’e konuşan UNESCO’dan Manos Antoninis, eğitim teknolojisinde veri sızıntısı tehlikesi konusunda uyarıda bulunarak, “Büyük miktarda verinin uygun düzenlemeler yapılmadan kullanıldığını biliyoruz, dolayısıyla bu veriler eğitim dışı amaçlarla, ticari amaçlarla kullanılıyor” dedi.

Raporda dijital öğrenmenin yarattığı eşitsizliklerin de altını çizildi. COVID-19 salgını sırasında, sadece çevrimiçi eğitime geçiş nedeniyle dünya çapında yarım milyar öğrenci dışarıda kaldı.

UNESCO, ülkeleri, teknolojinin eğitimde tasarlanma ve kullanılma biçimine ilişkin kendi standartlarını belirlemeye çağırdı.

UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, “Dijital devrim ölçülemez bir potansiyele sahiptir, ancak toplumda nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda uyarılar yapıldığı gibi, eğitimde kullanılma şekline de benzer bir dikkat gösterilmelidir” uyarısında bulundu.

Azoulay, “Teknolojinin kullanımı, öğrencilerin ve öğretmenlerin aleyhine değil, daha iyi öğrenme deneyimleri ve refahı için olmalıdır” diye konuştu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Taliban’ın Kuaför Ve Güzellik Salonu Yasağı Yürürlüğe Girdi

Afganistan’ın Suç ve Fazilet Bakanlığı Sözcüsü Sadiq Akif Mahjer, yaptığı açıklamada “kuaför ve güzellik salonlarına yasak kararına uymaları için verilen bir aylık sürenin dolduğunu” belirtti. Sadiq Akif Mahjer, söz konusu işletmelerin kapatılması gerektiğini söyledi.

Bakanlığı Sözcüs Sadiq Akif Mahjer, karara uymayan işletmelere karşı güç kullanılıp kullanılmayacağı hakkında ise bilgi vermedi.

Afganistan Kadın Ticaret ve Sanayi Odası’na göre, Taliban’ın getirdiği kuaför ve güzellik salonu yasağı ülkedeki 12 bin salonda çalışan 60 bin kadını işini kaybetmesine neden olacak.

Afganistan’da 15 Ağustos 2021’de yönetimi ele geçiren Taliban’ın güzellik merkezlerinin kapatılması için verdiği süre dün (25 Temmuz) itibarıyla doldu. 4 Temmuz’da güzellik salonlarının kapatılacağını duyuran Taliban, yeni bir açıklama yaptı.

Afganistan’ın Suç ve Fazilet Bakanlığı Sözcüsü Sadiq Akif Mahjer, yaptığı açıklamada “kuaför ve güzellik salonlarına yasak kararına uymaları için verilen bir aylık sürenin dolduğunu” belirtti. Söz konusu işletmelerin kapatılması gerektiğini söyledi.

Bakanlık Sözcüsü, karara uymayan işletmelere karşı güç kullanılıp kullanılmayacağı hakkında ise bilgi vermedi.

Afganistan Kadın Ticaret ve Sanayi Odası’na göre, Taliban’ın getirdiği kuaför ve güzellik salonu yasağı ülkedeki 12 bin salonda çalışan 60 bin kadını işini kaybetmesine neden olacak.

2021’de iktidarı ele geçiren Taliban, daha önce de kadınların toplumdaki rolünü kısıtlayan adımlar atmıştı.

Kadınların lise ve üniversite eğitimi almalarını yasaklayan Taliban, kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirmiş, parklara, lunaparklara ve spor salonlarına girmelerini de engellemişti. Ayrıca, kadınlara başlarını kapatma ve kapalı kıyafetler giyme zorunluluğu getirilmişti.

Afganistanlı kadınların birleşmiş milletler ve sivil toplum kuruluşlarında çalışmaları da yasaklanmıştı. Devlet dairelerinde çalışan kadınlar da işten çıkarılmıştı.

Öte yandan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin geçen hafta hazırladığı rapora göre; Afganistan kadın hakları konusunda en kötü karneye sahip ülkeler arasında yer alıyor. BM, Taliban’ın iktidarda olduğu 22 ayda ülkede kadın-erkek eşitliğinin giderek kötüleştiğine dikkat çekti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

ABD’den Ukrayna’ya Yeni Yardım Paketi: 400 Milyon Dolar

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya 400 milyon dolarlık ek güvenlik desteği açıkladı. Bu, ABD’nin Ukrayna’ya göndereceği 43’üncü güvenlik destek paketi.

Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ABD, Kiev’e 43 milyar dolardan fazla askeri yardım sağladı. Yeni destek paketi hava savunma füzeleri, zırhlı araçlar ve küçük drone’lar da içeriyor

Pakette ilk kez ABD tarafından tedarik edilen Teledyne FLIR savunma şirketinin ürettiği Black Hornet keşif drone’ları da yer alacak. FLIR İnsansız Hava Sistemleri, ABD ordusuna küçük keşif drone’ları sağlaması için Nisan ayında 93 milyon dolarlık ihalenin sahibi olmuştu.

Silah yardım paketi ayrıca, Patriot hava savunma sistemleri ve Ulusal Gelişmiş Karadan Havaya Füze Sistemleri (NASMS) için mühimmat, Stinger uçaksavar sistemleri, Yüksek Hareketli Topçu Roket Sistemleri (HIMARS) için daha fazla mühimmat; Stryker Zırhlı Personel Taşıyıcıları ve çeşitli diğer füze ve roketleri içeriyor.

Yardım, Başkan’a acil durumlarda Kongre onayı olmaksızın ABD stoklarından diğer ülkelere hızla mal, ekipman ve hizmet transferi yapmasına olanak tanıyan kararname kapsamında sağlandı. Ukrayna’ya gönderilecek bu malzemeler, ABD’nin envanter fazlasından alınacak.

Bu, ABD’nin Ukrayna’ya göndereceği 43’üncü güvenlik destek paketi. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ABD, Kiev’e 43 milyar dolardan fazla askeri yardım sağladı.

Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, yardımı açıkladığı sırada Rusya’nın geçen hafta Karadeniz Tahıl Anlaşması’ndan çekilmesinin ardından Ukrayna limanlarına ve altyapısına saldırımasına da değindi.

Blinken, “Rusya her an güçlerini Ukrayna’dan çekerek bu savaşı ve Ukrayna kentleriyle halkına karşı bu zalim saldırılarını sonlandırabilir. Ne kadar zaman alırsa alsın ABD, ortakları ve müttefikleri Ukrayna için birlik olacak” dedi.

Karadeniz Tahıl Anlaşması bir yıl önce Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye arabuluculuğunda Rusya’nın işgali nedeniyle kötüye giden küresel gıda kriziyle mücadele amacıyla imzalanmıştı.

İngiltere bugün yaptığı açıklamada Rus ordusunun Karadeniz’deki sivil gemileri hedef almaya başlayabileceğine işaret eden istihbarat aldığını söyledi. Öte yandan Avrupa Birliği, Ukrayna’nın neredeyse tüm tarım ürünlerini demiryolu ve karayoluyla ihraç etmesine yardım etme sözü verdi.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü: İran’da Başörtüsü Baskısı Arttı

İran’da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin son zamanlarda sıkılaştırılan denetimleri eleştiren Uluslararası Af Örgütü, “Günümüzde sıkı denetimler, örtünmeyen kadınların otomobillerinde ve yaya bölgelerinde kimlik tespiti yapılan kitlesel gözetimlerle güçlendiriliyor” dedi.

Saçlarını tamamen kapatmadığı gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin gözaltı sonrasında 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirmesi İran’da başörtüsü zorunluluğuna yönelik geniş çaplı protestolara yol açmıştı.

Eylemlerin kanlı şekilde bastırılmasının ardından İran’da birçok kadın başörtüsü zorunluluğunu pasif protestolarla ihlal ediyor.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), İran’da başörtüsü zorunluluğuna ilişkin son zamanlarda sıkılaştırılan denetimleri eleştirdi.

Af Örgütü Genel Sekreteri Agnès Callamard, Çarşamba günü yayınlanan raporda “Günümüzde sıkı denetimler, örtünmeyen kadınların otomobillerinde ve yaya bölgelerinde kimlik tespiti yapılan kitlesel gözetimlerle güçlendiriliyor” dedi.

Amnesty’den yapılan açıklamaya göre, Nisan ayının ortasından itibaren İran’da trafiğe çıkan bir milyondan fazla kadın, polis tarafından başörtüsüz olarak kameralarla tespit edildi ve SMS ile uyarıldı. Kimlikleri araç plakaları üzerinden belirlenen kadınların başörtüsü kurallarını birden fazla ihlal etmeleri durumunda araçlarına el konulabilecek.

Ülkedeki rejim yanlıları, siyasi ve dini liderliğin muhaliflere yönelik daha sert bir tutum izlemesi için aylardır çağrı yapıyor. Bu bağlamda faaliyetleri bir süre önce askıya alınan, kadınların kılık ve kıyafetlerini denetleyen “ahlak polisi” devriyelerine 16 Temmuz’da yeniden başladı.

Amnesty, bu adımı “İran makamlarının egemenlik ve güçlerini yeniden tesis etme çabası” olarak nitelendirdi.

Amnesty raporunda ayrıca yakında İran Parlamentosu’nda oylanması planlanan tartışmalı başörtüsü cezası reformu da sert bir şekilde eleştirildi. Örgüt, planlanan cezaların kadınların sosyal ve ekonomik hakları dahil olmak üzere, insan haklarını ciddi şekilde etkileyeceğini belirtti.

Saçlarını tamamen kapatmadığı gerekçesiyle “ahlak polisi” tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin gözaltı sonrasında 16 Eylül 2022’de yaşamını yitirmesi İran’da başörtüsü zorunluluğuna yönelik geniş çaplı protestolara yol açmıştı.

Ülke genelindeki eylemlere katılan 500’den fazla gösterici polisin müdahalesi sonucu hayatını kaybetti, 20 bine yakın insan tutuklandı. Tutuklulardan yedisi ise idam edildi. 100’den fazla kişi de idam istemiyle yargılanıyor. Eylemlerin kanlı şekilde bastırılmasının ardından İran’da birçok kadın başörtüsü zorunluluğunu pasif protestolarla ihlal ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Dikkat Çeken İddia: Ukrayna Tankları Rusya Petrolüyle Çalışıyor

Macaristan ve Türkiye’de rafine edilen Rusya petrolünün Ukrayna’ya gönderildiği öne sürüldü. ABD ve Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, Japonya, Almanya, ABD ve Kanada’dan oluşan G7, Rusya petrolü için kısıtlama getirmişti.

Moskova, kısıtlamalara petrol satışlarında ABD dolarının kullanılmasını durdurarak yanıt verdi. OPEC+ ülkeleri ise, Washington’un üretimi artırarak telafi etme isteklerini görmezden geldi.

Almanya merkezli ekonomi gazetesi Handelsblatt, Ukrayna’nın kullandığı Batı menşeli tanklar ve dizel jeneratörlerin Rus petrolüyle çalıştırıldığını yazdı. Haberde Macaristan ve Türkiye’de rafine edilen Rus petrolünün Ukrayna gönderildiği öne sürüldü.

Ukrayna gümrük yetkililerine dayandırılan haberde, Macar petrol ve gaz devi MOL’un son 6 ayda Ukrayna’ya satışlarını ikiye katladığı ifade edildi ve MOL’un elindeki rezervlerin çok büyük bir bölümünün Rusya’dan alındığına dikkat çekildi.

Macaristan, Avrupa Birliği üyesi olsa da, boru hatları yoluyla Rusya’dan petrol ithal etmek için Brüksel’den özel bir muafiyet almıştı. Gazete Macaristan’ın yaptırımlar nedeniyle pazardaki payı azalan AB ülkelerine oranla Kiev’e daha düşük fiyatlar teklif edebileceğini yazdı.

Savaş öncesinde Ukrayna, iç ihtiyacının yüzde 30’unu Azerbaycan’dan alınan petrolün işlendiği Poltava bölgesindeki Kremenchug rafinerisinden sağlıyordu. Nisan 2022’de Rus füzelerinin hedefi olan rafineri daha sonra sınırlı kapasitede çalışmaya başlamıştı.

Kiev yönetimi ithal ürünlere bağımlı olsa da NATO ülkelerinin gönderdiği tank ve zırhlı araçlara rağmen şu anda Ukrayna’da bir petrol sıkıntısı bulunmuyor.

Orta Avrupa Enstitüsü’nde analist Michal Paszkowski konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Yakıt sevkiyatı Polonya üzerinden demiryoluyla yapılıyor. Petrol Slovakya ve Macaristan’dan boru hattıyla gelirken, dizel Romanya’dan deniz yoluyla taşınıyor” diye konuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

İsrail, İşgal Altındaki Batı Şeria’da 3 Filistinliyi Öldürdü

İsrail Savunma Bakanlığı, askerlere ateş açan üç Filistinlinin öldürüldüğünü açıklarken, Filistin Sağlık Bakanlığı, üç Filistinlinin öldüğünü doğruladı. Filistin medyası ise, İsrail ordusunun ‘silahlı saldırı’ iddiasının gerçeği yansıtmadığını duyurdu.

Haber Merkezi / Batı Şeria’nın Nablus ve Cenin kenti özellikle yoğun çatışmalara sahne olurken, 2023 yılında, Batı Şeria’da 150’den fazla Filistinli öldürüldü. Bu, son on yılın en yüksek rakamı.

Hayatını kaybedenlerin yaklaşık yarısı militan gruplarla ilişkilendirilirken geri kalanlar askeri baskınları ve saldırıları protesto eden ve çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu sivillerden oluşuyor.

Filistinlilerin İsraillileri hedef aldığı saldırılarında da bu yıl en az 25 kişi öldü.

İsrail ordusu işgal altındaki Batı Şeria’da 3 Filistinli militanın öldürüldüğünü açıkladı. Ordudan yapılan açıklamada, 3 kişinin Nablus şehrindeki bir aracın yanındayken askerlere ateş açtıkları bunun üzerine çatışma yaşandığı belirtildi.

Filistin Sağlık Bakanlığı da yaşanan olayda 3 Filistinlinin öldüğünü doğruladı ve bu yönde bir açıklama yaptı.

Filistin televizyonu da olayın yaşandığı yerin görüntülerini yayınladı. Görüntülerde İsrail ordusuna ait bir aracın yolu kapattığı askerlerin olay yerinde inceleme yaptıkları ve bir de ambulans bulunduğu görülüyor.

Filistin medyası, İsrail ordusunun ‘silahlı saldırı’ iddiasının gerçeği yansıtmadığını, öldürülen Filistinlilerin kimliklerinin tespit edilemediği ve naaşlarının da alınamadığını belirten haberler yayınladı.

Tartışmalı yargı reformu paketi onaylandı

Öte yandan İsrail parlamentosu, bazı Yüksek Mahkeme yetkilerini ortadan kaldıran tartışmalı reform paketini onayladı.

Ülkeyi aylardır sarsan anayasal reform krizi ve büyük protestolar sonrası Başbakan Binyamin Netanyahu’nun savunduğu ilk yargı revizyonu tasarısı bu şekilde onaylanmış oldu.

Yargıtay’ın bazı hükümet kararlarını “mantıksız” bulması halinde geçersiz kılmasına olanak tanıyan madde kaldırıldı. Muhalif vekiller oylamayı protesto edip parlamento salonunda çıkınca yasa 64 ‘evet’e karşı 0 ‘hayır’ ile kabul edildi.

Oylamadan hemen sonra ise siyasi gözlemci grupları ve muhalefet liderleri Yüksek Mahkeme’de yasaya itiraz edeceklerini söylediler.

Dindar-milliyetçi koalisyon hükümeti ile muhalefet partileri arasında geçici bir anlaşma ve arayol bulmak için uğraşan Histadrut işçi sendikası da “tek taraflı” dediği reform uygulanırsa ülke genelinde grev ilan edileceğini duyurdu.

Yine de, Netanyahu’nun hükümet organları arasında daha fazla denge oluşturmak için ihtiyaç duyduğunu söylediği reform paketinin mimarı olan Adalet Bakanı Yariv Levin kararlı olduklarını söyledi.

Levin konuşmasında, “Hükümet ve parlamentodan alınan yetkileri geri getirme ve adalet sistemini düzeltmeye yönelik tarihi ve çok önemli bir sürecin ilk adımını attık” dedi.

Reformların yargı bağımsızlığını önemli ölçüde azaltacağı endişe bulunuyor.

Paylaşın