Akdeniz’de Göçmen Faciası: 41 Kişi Hayatını Kaybetti

Akdeniz’de yaşanan göçmen facialarına bir yenisi eklendi. Tunus’un Safakes kentinden yola çıkan ve göçmenleri taşıyan tekne, İtalya’nın Lampedusa Adası açıklarında alabora oldu. Olayda 41 kişi hayatını yitirdi.

Haber Merkezi / Sahil Güvenlik Ekipleri 4 göçmeni kurtardı. Kurtarılan kişiler, 45 kişiyle yola çıktıklarını ve aralarında 3 çocuk olduğunu belirtti.

Göçmen facilarında endişe verici artış

2023’ün ilk yarısında, Akdeniz’deki ana göç güzergahı üzerinde hayatını kaybeden sığınmacı sayısının, 2018-2022 arasında, her bir yılın tamamında kaydedilenden daha fazla olduğu bildirildi.

Ocak ayından bu yana, söz konusu güzergahta, çoğu boğularak bin 700’den fazla insanın yaşamını yitirdiğini ifade edildi. Libya ve Tunus’tan denize açılarak, genelde İtalya ve kısmen de Malta’ya doğru olan güzergah, Akdeniz üzerindeki merkezi rota olarak adlandırılıyor.

Genelde açık deniz için uygun olmayan botlarla yapılan ve çoğunlukla insan kaçakçıları tarafından organize edilen bu geçişler, söz konusu insan tacirlerine büyük paralar kazandırıyor. Açık denizde mahsur kalan sığınmacı ve göçmenleri kurtarmaya yönelik halihazırda kamusal bir görev misyonu bulunmuyor.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından, Akdeniz’de yaşanan ölümcül sığınmacı botu facialarında, “endişe verici” oranda artış yaşandığı dile getirildi.

IOM Sözcüsü Safa Msehli, Protestan haber ajansı epd’ye yaptığı açıklamada, 2023’ün ilk yarısında, Akdeniz’deki ana göç güzergahı üzerinde hayatını kaybeden sığınmacı sayısının, 2018-2022 arasında, her bir yılın tamamında kaydedilenden daha fazla olduğunu bildirdi.

Ocak ayından bu yana, söz konusu güzergahta, çoğu boğularak bin 700’den fazla insanın yaşamını yitirdiğini ifade eden Msehli, bu rakamın 2018’in tamamında bin 314, 2020’de ise bin olduğunu aktardı.

Göç uzmanı Msehli, yaşanan bu ölümcül trajedilerin toplumsal algıda “normalleşmemesi” gerektiği uyarısında da bulunarak, yaşanan bu olaylara kamuoyunun alışması gibi bir tehlike ile karşı karşıya olunduğunu belirtti. Safa Msehli, “algılardaki bu normalleşmeden, koruma arayan insanları şeytanlaştıran popülist siyasetçilerin sorumlu olduğunu” da dile getirdi.

Tehlikeli yolculuğu göze almanın sebepleri

Geçerli uluslararası hukuka göre devletlerin, açık denizde mahsur kalan insanları kurtarmak zorunda olduğunu vurgulayan IOM Sözcüsü, bu kurtarma çalışmalarının sürüncemede bırakılmasının kesinlikle kabul edilemez olduğunu bildirdi.

Tehlikeli Akdeniz rotası üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışan insanların çoğunun, savaş, şiddet, baskı ve ağır yoksullukla yüzleşmiş insanlar olduklarını ifade eden Safa Msehli, iklim değişikliği ve onun yarattığı ağır sonuçların da, giderek artan sayıda insanı, yaşadığı toprakları terk etmeye zorladığını aktardı.

Libya ve Tunus’tan denize açılarak, genelde İtalya ve kısmen de Malta’ya doğru olan güzergah, Akdeniz üzerindeki merkezi rota olarak adlandırılıyor.

Genelde açık deniz için uygun olmayan botlarla yapılan ve çoğunlukla insan kaçakçıları tarafından organize edilen bu geçişler, söz konusu insan tacirlerine büyük paralar kazandırıyor. Açık denizde mahsur kalan sığınmacı ve göçmenleri kurtarmaya yönelik halihazırda kamusal bir görev misyonu bulunmuyor.

Paylaşın

İngiltere’den Türkiye Merkezli İki Şirkete “Rusya” Yaptırımı

İngiltere, Rusya’nın askeri teçhizata erişimini engellemek için 25 şirket ve bireye yeni yaptırım uygulayacağını duyurdu. Türkiye merkezli mikroelektronik ithalatçısı Azu International ve Turkik Union yaptırım listesinde yer aldı.

İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bugünkü dönüm noktası niteliğindeki yaptırımlar, Rusya’nın cephaneliğini daha da azaltacak ve Putin’in halihazırda zor durumda olan savunma sanayisine arka çıkacak tedarik zinciri ağını kapatacak” ifadelerini kullandı.

Bakan Cleverly, açıklamasının devamında, Türkiye merkezli iki şirketin Rusya’nın Ukrayna’daki askeri faaliyetleri için elzem olan mikroelektronikleri bu ülkeye ihraç etmede rol oynadığını söyledi.

Açıklanan son yaptırımların Ukrayna savaşının başlamasından bu yana bin 600’den fazla şahıs ve şirkete yaptırım uygulayan İngiliz hükümetinin askeri teçhizat tedarikçisi üçüncü ülkelere yönelik en büyük yaptırımları olduğu belirtiliyor.

Söz konusu yaptırımlara maruz kalanların İngiltere’deki varlıkları dondurulmasının yanı sıra, İngiliz kurumlarının yaptırım listesinde yer alanlara tröst hizmeti vermesi de yasaklanıyor.

İngiltere, Avrupa Birliği (AB) ve ABD, Ukrayna’yı işgalinden bu yana Rusya’ya çeşitli yaptırımlar uyguluyor. Yaptırımlar, Rusya’nın askeri teçhizata erişimini kısıtlamayı ve Rusya’nın savunmasını zayıflatmayı hedefliyor.

Ancak teçhizat, Batı ülkelerinden önemli askeri ürünler Çin, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri dahil çeşitli ülkeler aracılığıyla Rusya’ya ulaşmaya devam ediyor.

Türkiye merkezli şirketler

İngiltere’nin yaptırım uygulayacağını duyurduğu Azu International, Aralık ayında bir Reuters araştırmasına konu olmuştu. Araştırmaya göre Mart 2022’de kurulan şirket, bir hafta içinde ABD yapımı bilgisayar parçalarını Rusya’ya göndermeye başladı.

Rus gümrük kayıtlarının incelendiği araştırmada şirket faaliyetlerinin kısa sürede hız kazandığı belirtiliyor. Tam bu sıralarda ABD ve AB, Rusya’ya teknolojik ürün satışlarını kısıtlamıştı.

Birçok teknoloji şirketi Moskova ile tüm anlaşmalarını askıya almıştı. Azu International’ın 7 ay boyunca, ABD tarafından üretilen çipler dahil Rusya’ya en az 20 milyon dolar değerinde ürün ihraç ettiği düşünülüyor.

Reuters’a göre şirketin kurucu ortaklarından Göktürk Agvaz, Almanya’da Smart Impex GmbH adlı bilişim ürünleri satan bir başka şirketi de yönetiyor. Rus gümrük kayıtlarına göre Alman şirket, Ukrayna işgalinden önce Moskovalı bir müşteriye ABD yapımı ürünler ihraç ediyordu.

Bu müşteri yakın zamanda Azu International’dan da mal satın aldı. Aralık ayında Reuters’a konuşan Agvaz, Smart Impex’in yaptırımlara uymak için Rusya’ya ihracatı durdurduğunu, ancak yaptırımları uygulamayan Türkiye’ye satış yaptığını söyledi.

Agvaz, “Rusya’ya ihraç edemiyoruz, o yüzden sadece Türkiye’ye satış yapıyoruz” dedi. Azu International’ın Rusya’ya satışları sorulduğunda ise Agvaz, “Bu bizim ticari sırrımız” yanıtını verdi.

Putin 30’dan fazla ülke ile vergi anlaşmasını askıya aldı

Öte yandan Putin, Rusya’nın “dost olmayan” olarak sınıflandırdığı 30’dan fazla ülke ile vergi anlaşmalarını askıya aldı. İlgili karar, Salı günü Rus hukuk portalında yayınlandı. Karardan, Amerika Birleşik Devletleri ile Almanya ve İsviçre’nin de aralarında olduğu bazı Avrupa ülkeleri ile Rusya arasında imzalanan çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları etkileniyor.

Moskova’dan yapılan açıklamada, “Rusya Federasyonu’nun yasal ekonomik ve diğer çıkarlarına aykırı eylemler yapıldığı” gerekçesiyle ilgili ülkelerle yapılan vergi anlaşmalarının askıya alındığı ifade edildi. Putin, hükümete ilgili yasa tasarısını hazırlama ve parlamentoya sunma talimatı verdi.

Moskova ile Batı arasındaki ilişkiler, Rusya’nın komşusu Ukrayna’ya geçen yılın Şubat ayında saldırması ile bozuldu. ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği savaş nedeniyle Rusya’ya ağır ekonomik yaptırımlar uyguluyor. Rusya, kendisine yaptırım uygulayan ülkeleri “dost olmayan ülkeler” kategorisine aldığını duyurmuştu.

Paylaşın

Çin’in “Döviz Rezervleri” 3 Trilyon 200 Milyar Doların Üzerinde

Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından açıklanan verilere göre ülkenin temmuz ayında döviz rezervleri, 11,3 milyar dolar artışla 3 trilyon 204 milyar dolara yükseldi. Çin, dünyanın en yüksek rezervine sahip ülkesi konumunda bulunuyor.

Çin’in para birimi yuan ise temmuz ayında dolara karşı yüzde 1,5 oranında değer kazanırken, dolar önemli para birimlerine karşı geçen ay ortalama yüzde 1 oranında değer kaybetti.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Çin’in döviz rezervleri, temmuz ayında 3,2 trilyon doların üzerine çıktı. Pekin’in altın rezervinin parasal değeri ise 135,4 milyar dolara yükseldi.

ABD doları pazartesi günü önemli para birimlerine karşı değer kaybederken Çin Merkez Bankası (PBoC) tarafından açıklanan verilere göre ülkenin temmuz ayında döviz rezervleri, 11,3 milyar dolar artışla 3 trilyon 204 milyar dolara yükseldi.

Piyasa beklentisi, önceki ay 3 trilyon 193 milyar dolar olan rezervlerin, 3,2 trilyon dolara çıkacağı yönündeydi.

Çin’in para birimi yuan temmuz ayında dolara karşı yüzde 1,5 oranında değer kazanırken, dolar önemli para birimlerine karşı geçen ay ortalama yüzde 1 oranında değer kaybetti.

Çin, dünyanın en yüksek rezerve sahip ülkesi

Aynı ayda Çin’in altın rezervinde de artış yaşandı. Bir önceki ay 67,95 milyon ons seviyesinde olan rezerv miktarı, geçen ay 68,69 milyon onsa çıktı.

Altın rezervinin parasal değeri, 129,9 milyar dolardan 135,4 milyar dolara yükseldi. Çin, dünyanın en yüksek rezervine sahip ülkesi konumunda bulunuyor.

Çin’in para birimi yuan temmuz ayında dolara karşı yüzde 1,5 oranında değer kazanırken, dolar önemli para birimlerine karşı geçen ay ortalama yüzde 1 oranında değer kaybetti.

Paylaşın

Rusya’dan Ukrayna’ya Misilleme: En Az 6 Ölü

Moskova, Ukrayna’nın Rusya’ya ait bir tankere düzenlediği İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırısının ardından, Ukrayna’nın bazı bölgelerini füzeler ve İHA’larla hedef aldı. Saldırılarda en az altı kişi hayatını kaybetti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, uçak motoru üreticisi Motor Sich’in Zaporijya bölgesindeki tesislerinin de saldırıya uğradığını söyledi.

Rusya pazar günü Ukrayna’nın bazı bölgelerine saldırılar düzenleyerek en az altı kişinin ölümüne yol açtı. Ukrayna, Moskova’nın 70 füze ve insansız hava aracı fırlattığını açıkladı.

Ukrayna’nın Khmelnytsky bölgesi askeri idaresi başkan yardımcısı Serhiy Tyurin’e göre, Hazar Denizi üzerindeki uçaklardan ateşlenen üç füze dalgası Starokostiantyniv bölgesine yağdı, birkaç binaya zarar verdi ve bir depoda yangın çıkardı.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, yetkililer, saldırının şehrin havaalanını hedef almış olabileceğini belirtti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, uçak motoru üreticisi Motor Sich’in Zaporijya bölgesindeki tesislerinin de saldırıya uğradığını söyledi.

Moskova’nın bombardımanı, Ukrayna’nın cuma günü geç saatlerde Karadeniz’de Kırım yakınlarındaki bir Rus tankerine düzenlediği insansız hava aracı saldırısının ardından geldi. Ukrayna aynı günün erken saatlerinde Rusya’nın önemli bir limanını da insansız hava araçlarıyla vurdu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zaharova, Ukrayna’nın sivil bir gemiye yönelik “terörist saldırısı” olarak nitelendirdiği olayı kınadı.

Telegram mesajlaşma uygulamasında “Bu tür barbarca eylemlerin hiçbir gerekçesi olamaz, cevapsız kalmayacaklar, yazarları ve failleri kaçınılmaz olarak cezalandırılacaklar” dedi.

Paylaşın

İsrail, Batı Şeria’da Üç Filistinliyi Öldürdü

İsrail, işgal altında tuttuğu Batı Şeria’nın kuzeyinde üç Filistinli militanı öldürdüğünü duyurdu. İsrail’in ayrıca Suriye’nin başkenti Şam’ın çevresini hedef alan bir füze saldırısı düzenlediği de bildirildi.

Filistinli liderler üç Filistinlinin öldüğü saldırıyı kınarken, İsrail saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, Filistinli grubun saldırı gerçekleştirmek üzere hareket halinde olduğunu ve arabalarında otomatik tüfeklerin bulunduğunu söyledi.

Filistinli silahlı gruplar, İsrail saldırısını kınayarak intikam sözü verirken, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu güvenlik güçlerinin eyleminden övgüyle söz etti ve “Bizi saldırmaya çalışanlara karşı her yerde ve her an mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Hamas Sözcüsü, “Üç Filistinliyi öldüren düşman, suçlarının bedelini ödemekten kaçamayacak” dedi. Gazze ve Batı Şeria’da aktif olan İslami Cihad örgütü ise, “Düşman, akılsızlığının ve terörizminin karşılığını güçlü bir direnişle alacak” şeklinde açıklama yaptı.

Cenin kampı, geçen ay İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen büyük bir askeri operasyona sahne oldu. Bu hafta sonu da bölge yeni şiddet olayları yaşandı.

Cuma günü silahlı Yahudi yerleşimciler bir Batı Şeria’daki Filistin köyüne saldırdı. Saldırıda 19 yaşındaki bir Filistinli genç öldürüldü. İsrail polisi iki yerleşimcinin gözaltına alındığını belirtti. ABD de bu saldırıyı kınadı.

Üç Filistinli gencin Pazar günü Batı Şeria’da öldürülmesinden önce de, Tel Aviv’de bir Filistinli İsrailli bir güvenlik görevlisini öldürdü.

İsrail Şam yakınlarına füze saldırısı düzenledi

Öte taraftan Suriye’nin resmi haber ajansı SANA bugün erken saatlerde, İsrail’in Şam’ın çevresini hedef alan bir füze saldırısında dört askeri öldürdüğünü ve dört askeri yaraladığını duyurdu.

Askeri bir kaynağa dayandırılan haberde, füze saldırısının kısmen maddi hasara sebep olduğu ifade edildi.

Habere göre askeri kaynak, “Bugün sabaha karşı 2:20 sularında düşman İsrail, Suriye’nin işgal altındaki Golan Tepeleri yönünden Şam kenti yakınlarındaki bazı noktaları hedef alan bir hava saldırısı başlattı” dedi.

Kaynak, Suriye hava savunmasının İsrail füzelerini önlediğini ve bazılarını düşürdüğünü söyledi. Reuters haber ajansının ulaştığı İsrail ordusu yorum yapmadı.

İsrail, 2011’de başlayan iç savaşta Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı desteklemesiyle birlikte İran’ın etkisinin arttığı ülkede Tahran bağlantılı olarak gördüğü hedeflere yıllardır saldırılar düzenliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe, VOA Türkçe)

Paylaşın

İran Asılı Sanatçı Firuze Bazrafkan Kopenhag’da “Kur’an” Yırttı

Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da Müslümanların kutsal kitabı Kuran’ı yırtan Firuze Bazrafkan, “Rejim, kadın haklarına saygı göstermiyor ve Kuran’ın milyonlarca kadına yönelik baskılarını haklı çıkardığını iddia ediyor” dedi.

Firuze Bazrafkan, bu eylemi ‘İran rejiminin Kur’an-ı Kerim’e saygı gösterilmesini talep etmesinin üzerine yaptığını’ belirtti.

İran asılı Danimarkalı sanatçı Firuze Bazrafkan, başkenti Kopenhag’da yer alan İran Büyükelçiliği önünde Kuran’ı yırttı. Bazrafkan, o anları sosyal medya hesabından yayınladı.

Yazılı açıklamada bulunan Bazrafkan, bu eylemi ‘İran rejiminin Kur’an-ı Kerim’e saygı gösterilmesini talep etmesinin üzerine yaptığını’ belirtti. Bazrafkan, “Rejim, kadın haklarına saygı göstermiyor ve Kuran’ın milyonlarca kadına yönelik baskılarını haklı çıkardığını iddia ediyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşılan görüntülerde Bazrafkan’ın üzerindeki tişörtte İngilizce ‘kadın, yaşam ve özgürlük’ ifadelerinin yer aldığı görüldü.

Danimarka ve İsveç’te Kur’an-ı Kerim ve diğer kutsal kitaplara yönelik saldırıların önlenmesi için yasal adımlar tartışılıyor. İsveç hükümeti, Kur’an-ı Kerim yakma eylemleri konusunda son dönemde büyük baskı altında.

Hükümet ve yetkili organlar bu eylemlerin ülkenin Müslüman dünyasıyla olan ilişkilerini zedelemesinden ve ülke içinde bir güvenlik sorununu tetiklemesinden endişe ediyor.

İsveç’te Kur’anı Kerim dahil kutsal kitaplara “saygısızlığı önlemek” adına bir yasal düzenleme bulunmuyor. Kutsal kitapları yakmak için alınan izinler de ifade özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor.

İsveç hükümeti izinlerin onay anlamına gelmediğinde ısrar ediyor. İsveç ve komşusu Danimarka, bu tür tepki toplayan eylemlerin önüne geçmek için yasal bir araç hazırlamak için durum değerlendirmesi yapıyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan soruşturma

Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, bu yıl Avrupa’nın bazı ülkelerinde Kuran yakılmasının yanı sıra Hz. Muhammed ve dini değerlere hakaret edenlere soruşturma açmıştı.

Bu kapsamda İsveç, Danimarka ve Hollanda’da Kur’an-ı Kerim’e saldıran Rasmus Paludan ve Edwin Wagensveld ile benzer eylemleri yapan şüpheliler Salvan Momika, Hanne Kronborg, Lars Theilade, Karin Jorgensen, Bjarne Petersen, Dion Oland Hansen, Toke Utzen Lorenzen, Philip Bagge, John Lydeking Andersen hakkında aynı suçlardan yakalama kararı verilmişti.

Başsavcılık, ayrıca söz konusu isimlerin yanı sıra benzer eylemler gerçekleştiren faillerin ve delillerin tespiti için de kolluk makamlarına talimat verdi.

Paylaşın

Taliban’dan “10 Yaşından Büyük Kız Çocuklarına” Eğitim Yasağı

2021 yılında Afganistan’da yönetimi ele geçiren Taliban, ülkenin bazı vilayetlerinde 10 yaşından büyük kız çocuklarının ilkokul derslerine katılmasını yasakladığını bildirdi.

Independent Türkçe’nin BBC Farsça’dan aktardığı habere göre Taliban yönetimindeki Eğitim Bakanlığı yetkilileri, Gazne vilayetindeki okulların ve kısa dönem kursların müdürlerine “10 yaşından büyük hiçbir kız çocuğunun ilkokullarda okumasına izin verilmediğini” belirtti.

Taliban’ın geçen yıl izin verdiği eğitim kademesi olan 6. sınıftan bir öğrenci, 10 yaşından büyük kızların okula girmesinin yasaklandığını söyledi.

Haberde belirtildiği üzere eski adı Kadın İşleri Bakanlığı olan “Dua ve Rehberlik Bakanlığı”na bağlı yerel yetkililer, bazı vilayetlerde kız çocuklarını yaşlarına göre ayırarak kız okulu müdürlerinden üçüncü sınıfın üstündeki kız öğrencileri evlerine göndermelerini istedi. The Independent iddiaları doğrulayamadı.

Kabil’in düşmesinden ve Afganistan’daki ABD ve NATO liderliğindeki rejimin ülkeyi terk etmesinden kısa süre sonra Taliban, Eylül 2021’de kız çocuklarının ortaöğrenim görmesini yasaklamış ve liselerin sadece erkekler için yeniden açılmasını emretmişti.

Geçen aralıkta binlerce kadına üniversite eğitimini süresiz olarak yasaklayan Taliban, koleje ve üniversiteye giden kadınlara kısıtlama getirerek sert bir darbe vurmuştu.

Radikal İslamcı rejim, nüfusunun neredeyse yarısının ortaöğrenim görmesini yasaklayan dünya genelindeki tek yönetim.

Birleşmiş Milletler geçen ay Taliban yetkililerini, Afganistan’daki kadın ve kız çocuklarına yönelik eğitim ve istihdam da dahil kısıtlamaları son aylarda daha da artırmakla suçlamıştı.

Taliban, kadınları kamusal yaşamın ve çalışma hayatının pek çok alanından menetti ve basın özgürlüğünü kısıtladı. Taliban kız çocuklarının 6. sınıftan sonra okula gitmesini ve Afgan kadınların yerel kuruluşlarda ve sivil toplum örgütlerinde çalışmasını yasakladı. Bu yasak nisanda Birleşmiş Milletler çalışanlarını da kapsayacak şekilde genişletilmişti.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Pakistan’da Yolcu Treni Raydan Çıktı: En Az 30 Ölü

Pakistan’ın Karaçi kentine 275 kilometre uzaklıkta yer alan Navabşah’taki Sahara durağı yakınlarında yolcu treni raydan çıktı. Kazada en az 30 kişi hayatını kaybetti.

Haber Merkezi / Pakistan Demiryolları Bakanı Saad Rafiq, ilk incelemelere göre trenin normal bir hızla ilerlediğini tespit ettiklerini, kazaya neyin yol açtığını ortaya çıkarmak için bir soruşturma başlattıklarını söyledi.

Pakistan Demiryolları, en az sekiz vagonun raydan çıktığını açıkladı.

Kıdemli polis memuru Abid Baloch, şu ana kadar 30 cesedin çıkarıldığını bildirdi. Baloch, ölü ve yaralılar arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu kaydetti.

Kaza bölgesindeki demiryollarından sorumlu Lakho, kurtarma ekiplerinin yaralı yolcuları Nawabshah’taki Halk Hastanesi’ne götürdüğünü söyledi.

Lakho, Hazara Ekspresi’nin Karaçi’den Rawalpindi’ye doğru yola çıktığını ve on vagonun Nawabshah’taki Sarhari tren istasyonu yakınlarında raydan çıktığını belirtti.

Olay yerine onarım trenleri gönderilirken, ana demiryolu hattında tren trafiği askıya alındı.

Kaza esnasında trende kaç kişinin olduğuna ilişkin bilgi paylaşılmazken, yerel basın birçok kişinin hala vagonlarda mahsur olduğunu ve ölü sayısının artabileceğini aktardı.

2021’de de aynı bölgede iki tren kafa kafaya çarpışmış, en az 40 kişi hayatını kaybetmişti.

2013-19 yılları arasında Pakistan’daki tren kazalarında 150 kişi öldü. Pakistan’da eskimiş demiryolu altyapısı nedeniyle tren kazaları diğer ülkelere kıyasla daha yaygın.

Paylaşın

Eski Pakistan Başbakanı İmran Han Tutuklandı

Pakistan’da başbakanlığı sırasında aldığı hediyelerle ilgili olarak yolsuzluktan suçlu bulunan İmran Han, üç yıl hapis cezasına çarptırıldı. Lahor’daki evinde tutuklanan Han’ın özel bir uçakla İslamabad’a götürüldüğü bildirildi.

Kararın ardından İmran Han’ın ekibi temyiz başvurusunda bulunmaya hazırlanıyor. Ekibin bir üyesi, “Tanık sunma şansı verilmediğini ve tezleri toparlamak için yeterince zaman ayrılmadığını belirtmek önemli” dedi.

Yargıç Humayun Dilavar’ın, “Han’ın yolsuzluk uygulamalarına karıştığı kanıtlandı” dediği belirtildi. İslamabad Yüksek Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya İmran Han katılmadı.

İmran Han, geçen yıl Nisan ayında görevden alınmasından bu yana kendisine açılan “yolsuzluk”, “terörizm” ve “halkı isyana teşvik etmek” suçları nedeniyle 150’den fazla davayla karşı karşıya. Han ise söz konusu suçlamaların “siyasi nedenlerle” yapıldığını iddia ediyor.

Mahkeme, Han’a makamı gereği verilen hediyelerden elde ettiği satış gelirini bildirmediğine hükmetti. Aralarında pahalı saatlerin de olduğu hediyelerin toplam bedelinin 500 bin dolar civarında olduğu iddia ediliyor.

Pakistan hükümetinin açıklamasına göre, bu hediyelerden en pahalısı 300 bin dolar değerinde Rolex marka bir saatti. İmran Han hakkındaki suçlamayı reddediyor ve saatleri satın aldığını savunuyor.

Sosyal medya hesabından bir video mesaj yayınlayan Han, taraftarlarına sukünet çağrısında bulundu. Mesajın tutuklanması öncesi kaydedildiğini vurgulayan siyasetçi, “Bu tutuklama bekleniyordu. Partililerimin barışçıl olmasını, kararlı ve güçlü durmasını istiyorum” mesajı verdi.

Eski başbakan ve taraftarları bu davaların siyasi amaçla hazırlandığını savunuyor. Han, Rusya ve Çin ile dostane ilişkileri yüzünden ABD’nin muhaliflerle iş birliği yapıp, siyasi kariyerini bitirmeye çalıştığını iddia ediyor.

Pakistan Adalet Hareketi Partisi lideri olan 70 yaşındaki Han, siyasete atılmadan önce dünyaca ünlü bir kriket yıldızıydı.

Söz konusu hukuki süreçle ilgili soruları yanıtlayan Pakistan Enformasyon Bakanı, Han’a yapılan gözaltının seçimlerle ilgisi olmadığını savundu.

Pakistan’daki genel seçimlerin normal takvime göre en geç Ekim ayına kadar yapılması gerekiyor. Kararın açıklandığı mahkeme binası önünde ise aralarında bazı savcıların da olduğu belirtilen kişiler “İmran Han bir hırsız” diye bağırdı.

İmran Han, 2022’de Pakistan Parlamentosu’nda hakkında yapılan güvensizlik oylamasını kaybederek iktidarı bırakmak zorunda kalmıştı.

Görevi bırakması sonrasında hakkında çok sayıda dava açılmış ve bu yıl Mayıs ayında tutuklanmıştı. Tutuklanması nedeniyle ülke genelinde protesto gösterileri düzenlenmiş ve Han kefaletle serbest bırakılmıştı.

Her ne kadar siyasete men etme seçim komisyonuna ait bir karar olsa da, hapis cezasının eski başbakanın siyasete dönme çabalarına büyük darbe vuracağı ifade ediliyor. Öte yandan, önceki tutuklama sonrasında yaşanan protestoların tekrar yaşanmasından endişe ediliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe, DW Türkçe)

Paylaşın

IŞİD, Örgütün Lideri Hüseyin El Kureyşi’nin Öldürüldüğünü Doğruladı

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), örgütün lideri Ebu Hüseyin el Hüseyni el Kureyşi’nin öldürüldüğünü doğruladı. Ebu Hüseyin el Hüseyni el Kureyşi, Kasım 2022’de selefinin Suriye’de ölümünün ardından örgütün liderliğini devralmıştı.

Haber Merkezi / IŞİD, Kureyşi’nin İdlib’de Hayat Tahrir El-Şam örgütüyle doğrudan çatışmalarda öldüğü açıkladı. Açıklamada, El Kureyşi’nin tam olarak ne zaman öldürüldüğü hakkında ise ayrıntı verilmedi.

Açıklamada, İdlib vilayetinde silahlı muhaliflerin elindeki bölgeleri kontrol eden Hayat Tahrir El-Şam örgütünün IŞİD liderini öldürdükten sonra cesedini Türkiye’ye teslim ettiğini savunuldu.

Hayat Tahrir El-Şam (HTŞ), IŞİD liderini hedef alan herhangi bir operasyonu üstlenmedi. IŞİD, HTŞ’yi Ankara’nın çıkarları doğrultusunda çalışmakla suçluyor.

Ebu Hüseyin el Hüseyni el Kureyşi örgütün kuruluşundan bu yana beşinci liderleriydi. Geçen yıl kasım ayında IŞİD, önceki lideri Ebu Hasan el-Haşimi el-Kureyşi’nin öldürüldüğünü açıklamıştı. Selefi Ebu İbrahim el-Kureyşi, geçen yıl şubat ayında ABD’nin İdlib’de düzenlediği bir baskında öldürülmüştü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) IŞİD lideri Ebu Hüseyin el Kureyşi’yi Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyonla öldürdüğünü Nisan ayının sonunda açıklamıştı.

Erdoğan, “MİT DAEŞ’in sözde lideri Ebu Hüseyin el Kureyşi kod adlı şahsı uzun süredir takip ediyordu. Bu şahıs, Milli İstihbarat Teşkilatımız’ın dün Suriye’de gerçekleştirdiği bir operasyonla etkisiz hale getirildi.

Yani bu tür DAEŞ’in başındaki kişileri, şurada buradaki terör örgütlerinin başlarını Amerika, vesaire etkisiz hale getirdiği zaman dünyayı ayağa kaldırırlar. İşte buyurun, şu anda biz DEAŞ’la ilgili bir değil, iki değil, üç değil, kaç tanesini etkisiz hale getirdik. PKK ile ilgili kaç tanesini etkisiz hale getirdik” diye konuşmuştu.

IŞİD bir zamanlar Irak ve Suriye’nin üçte birini kontrol ediyordu. Grup, dönemin IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’nin örgütün kontrol ettiği topraklarda halifelik ilan ettiği 2014’te gücünün zirvesindeydi.

Bağdadi Suriye’de 2019’da düzenlenen bir askeri operasyonla öldürüldü. IŞİD militanları Suriye ve Irak’ta direniş hareketini sürdürmeye devam ediyor.

Örgütün kalan binlerce militanı son yıllarda Suriye ve Irak’ın uzak bölgelerinde, yeraltında varlığını sürdürüyor. Ancak bunlar hala “vur- kaç” saldırıları düzenleme kapasitesine sahip.

Paylaşın