Kuzey Kore’den Güney Kore’ye “Nükleer Saldırı” Provası

Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un’un, Güney Kore-ABD askeri eğitimine karşılık olarak ordusunun komuta tatbikatı yaptığı bir ordu karakolunu ziyaret ettiği açıklandı. Tatbikatların, savaş durumunda Kore Yarımadası’nın “güney yarısının tüm topraklarını işgal etme” prosedürlerini uygulamayı amaçladığı belirtildi.

Pyongyang, Mart ayında “taktik nükleer silahlarının kanıtı” olduğunu iddia ettiği fotoğraflar yayımlamıştı. Kuzey uzun süredir, kısa mesafeli füzelerine takılabilen küçük nükleer başlıklara sahip silahlarla Güney Kore’yi vurma kapasitesine eriştiğini öne sürüyordu.

Kuzey Kore ordusu çarşamba gecesi başkentten iki balistik füze ateşleyerek Güney Kore’deki önemli komuta merkezlerine ve operasyonel hava alanlarına saldırıları prova ettiğini açıkladı. Pyongyang, füze denemelerinin, ABD’nin Güney Kore ile ortak bir hava eğitimi için uzun menzilli B-1B bombardıman uçaklarının uçuşuna yanıt olduğunu bildirdi.

Güney Kore Birleşme Bakanlığı ise Kuzey Kore’nin provokasyon ve askeri tehditlerine devam etmesi halinde Seul, Washington ve Tokyo tarafından “ezici bir yanıtla” karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Kore Merkezi Haber Ajansının (KCNA), Devlet Başkanı Kim Jong Un’un salı günü Güney Kore-ABD askeri eğitimine karşılık olarak ordusunun komuta tatbikatı yaptığı bir ordu karakolunu ziyaret ettiğini söyledi. Tatbikatların, savaş durumunda Kore Yarımadası’nın “güney yarısının tüm topraklarını işgal etme” prosedürlerini uygulamayı amaçladığı belirtildi.

KNCA’ya göre Kim, kilit askeri hedeflere ve yıkımı sosyal ve ekonomik kaosa neden olabilecek diğer alanlara “eşzamanlı süper yoğun saldırılar” düzenleme becerisini detaylandırdı; Kuzey Kore’nin savaşın ilk aşamasında nükleer ve elektromanyetik darbe (EMP) saldırıları düzenlemeyi planladığını söyledi.

Kore Halk Ordusu Genelkurmay Başkanlığı, “(Hava tatbikatı) Kuzey Kore’ye yönelik önleyici bir nükleer saldırı senaryosuna uygun olduğu için (Kuzey Kore) için ciddi bir tehdittir” dedi. “Ordu, ABD güçlerinin ve (Güney Kore) askeri gangsterlerinin eylemlerini asla görmezden gelmeyecek” açıklaması yaptı.

Pyongyang, daha önce nükleer kapasiteli füzeler denediğini ve bunları Güney Kore ve ABD ile olası bir savaşta nasıl kullanacağını açıklamıştı. Gözlemciler, Kuzey Kore’nin ayrıntılı savaş planlarını açıklamasının rakiplerini korkutmak için saldırgan nükleer doktrinini yeniden teyit ettiği anlamına geldiğini söyledi.

Çarşamba günü fırlatılan füzeler Kuzey’in geçen yıldan bu yana gerçekleştirdiği silah denemelerinin sonuncusuydu.

“Vahim bir provokasyon”

Güney Kore ve Japonya’ya göre, iki kısa menzilli füze Kore Yarımadası ile Japonya arasındaki sulara inmeden önce maksimum 50 kilometre irtifada 360-400 kilometre mesafe kat etti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığı fırlatmaları uluslararası barışı tehdit eden ve Kuzey Kore’nin her türlü balistik fırlatmasını yasaklayan BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal eden “vahim bir provokasyon” olarak nitelendirdi.

ABD Hint-Pasifik Komutanlığı, ABD’nin Güney Kore ve Japonya’nın savunmasına olan bağlılığının “demir gibi sağlam” olduğunu söyledi.

Güney Koreli ve Japon yetkililer, savaş uçaklarının çarşamba günü sırasıyla ABD B-1B bombardıman uçaklarıyla birleşik hava tatbikatı gerçekleştirdiğini kaydetti. Güney Kore Savunma Bakanlığı B-1B konuşlanmasının ABD bombardıman uçaklarının bu yıl Kore Yarımadası üzerinde gerçekleştirdiği 10. uçuş olduğunu belirtti.

Kuzey Kore, çok sayıda konvansiyonel silah taşıyabilen ABD B-1B bombardıman uçaklarının konuşlandırılmasına şiddetle karşı çıkıyor.

21 Ağustos’ta ABD ve Güney Kore orduları yaz aylarında gerçekleştirdikleri Ulchi Özgürlük Kalkanı bilgisayar simülasyonlu komuta merkezi tatbikatını başlattı.

Kuzey Kore, Kore Yarımadası’nda ve yakınlarında ABD’nin de katıldığı büyük askeri tatbikatları işgale hazırlık olarak nitelendiriyor. Washington ve Seul yetkilileri ise tatbikatların savunma amaçlı olduğunu savunuyor. ABD Güney Kore’de yaklaşık 28 bin asker bulunduruyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

S. Arabistan’da Sosyal Medyada Görüşlerini Açıklayan Kişiye İdam Cezası

Suudi Arabistan’da sosyal medya platformları üzerinden düşüncelerini açıklayan Muhammed bin Nasır al-Hamdi isimli kişi idam cezasına çarptırıldı: “Dine ihanet etmek”, “toplumun güvenliğini bozmak”, “hükümete karşı komplo kurmak” ve “krallığa ve veliaht prense hakaret etmek”.

Suudi Arabistan, geçen yıl Çin’den sonra en fazla idam cezasını uygulandığı ikinci ülke oldu. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre, geçen yıl 196 mahkum infaz edildi. Mart ayında sadece bir günde 81 infaz gerçekleşti.

The Associated Press mahkemenin, daha önce Twitter olarak bilinen ve ismini X olarak değiştiren sosyal medya platformuyla, Youtube üzerinde görüşlerini paylaşan Muhammed bin Nasır al-Hamdi isimli Suudi vatandaşının idam cezasına çarptırıldığını duyurdu.

Yine bu yıl içinde Suudi Arabistanlı akademisyen Awad Al-Qarni, X ve WhatsApp kullandığı için idam cezasına çarptırılırken, doktora öğrencisi Salma el-Şehab hakkında bu suçu işlemek suçundan 27 yıl hapis cezası talep edilmişti.

Merkezi Londra’da bulunan insan hakları derneği “ALQST”nin yöneticisi Lina Alhatloul, “al-Hamdi’nin sosyal medyada paylaştığı mesajlar yüzünden verilen idam cezası son derece korkunç ancak Suudi yetkililerin dönemdeki artan baskılarıyla örtüşüyor.” ifadesini kullandı.

Daha önce verilen ağır hapis cezalarına atıfta bulunan Alhatloul, “ifade özgürlüğü nedeniyle Salma el-Şehab’a verilen 27 yıl gibi uzun hapis cezası yeterince tepki görmedi ve yetkililer bunu, baskılarını daha da artırmak için yeşil ışık olarak değerlendirdi. Suudi yönetimi, kimsenin güvende olmadığı ve bir tweetin bile sizi öldürebileceği yolunda açık ve kötü niyetli bir mesaj gönderiyor,” ifadesini kullandı.

AP’nin ulaştığı mahkeme tutanaklarına göre, Mekke’de yaşayan emekli öğretmen al-Hamdi sosyal medyadaki kendi yorumları ve paylaştığı yorumlar yüzünden, “dine ihanet etmek”, “toplumun güvenliğini bozmak”, “hükümete karşı komplo kurmak” ve “krallığa ve veliaht prense hakaret etmek” gibi suçlardan mahkum oldu.

Suudi Arabistan yetkilileri bu mahkumiyetle ilgili bir açıklama yapmazken, al-Hamdi’nin İngiltere’de yaşayan ve Riyad yönetiminin sert muhalefetiyle tanınan erkek kardeşi Said, esas hedefin kendisi olduğunu bildirdi. Suudi Arabistan yönetimi, yurt dışındaki sürgündeki muhaliflerin ailelerini farklı gerekçelerle haksız yere cezaevine göndermekle suçlanıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nde görevli Joey Shea, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Suudi Arabistan’daki baskı, mahkemenin yalnızca barışçıl tweetler için ölüm cezası verebileceği korkunç yeni bir aşamaya ulaştı.” diyerek tepkisini dile getirdi.

Bir günde 81 infaz

Uluslararası Af Örgütü’ne göre, Suudi Arabistan, geçen yıl Çin’den sonra en fazla idam cezasını uygulandığı ikinci ülke oldu. Uluslararası Af Örgütü verilerine göre, geçen yıl 196 mahkum infaz edildi. Mart ayında sadece bir günde 81 infaz gerçekleşti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Afrika’da Bir Darbe Daha: Gabon’da Askerler Yönetime El Koydu

Afrika kıtasının orta bölümünde yer alan Gabon’da bir grup asker yönetime el koyduklarını duyurdu. Ulusal televizyondan konuşan askerler, Ali Bongo’nun kazandığı seçimin iptal edildiğini ve bütün sınırların kapatıldığını açıkladı.

Başarılı olması halinde darbe, 2020’den bu yana Batı ve Orta Afrika’da gerçekleşen sekizinci darbe olacak. Bundan önce Mali, Gine, Burkina Faso, Çad ve son olarak da Nijer’de darbeyle askeri cuntalar yönetimi ele geçirmişti.

Bütün güvenlik güçlerinin kendileri ile beraber olduğunu kaydeden askerler, şimdiki rejime son verdiklerini ifade etti.

Başkent Libreville’de yaklaşık bir düzine asker sabahın erken saatlerinde  devlet televizyonuna çıkarak cumhurbaşkanlığı seçimlerini iptal ettiklerini söyleyerek halka sükunet çağrısında bulundu.

Kendilerini “Geçiş ve Kurumları İyileştirme Komitesi” üyeleri olarak tanıtan askerler, hükümet, senato, ulusal meclis, anayasa mahkemesi ve seçim kurumu gibi devlet kurumlarını feshettiklerini ilan etti.

Grup sözcüsü “Gabon’un ulusal ve uluslararası topluma karşı taahhütlerine saygı gösterme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha teyit ediyoruz” dedi.

Haber ajansları, televizyondaki konuşmanın ardından şiddetli silah seslerinin durulduğunu bildirdi.

Ülkede cumartesi günü yapılan ve Bongo’nun ailesinin 56 yıllık iktidarını uzatmaya çalıştığı, muhalefetin ise petrol ve kakao zengini ancak yoksulluk çeken ülkede değişim için bastırdığı cumhurbaşkanlığı, parlamento ve senato seçimlerinin ardından huzursuzluk korkusuyla tansiyon yükseliyordu.

Uluslararası gözlemcilerin eksikliği, bazı yabancı yayınların askıya alınması ve yetkililerin seçimden sonra ülke çapında interneti kesme ve gece sokağa çıkma yasağı uygulama kararı, seçim sürecinin şeffaflığı konusunda endişelere yol açmıştı.

Gabon Seçim Merkezi Çarşamba günü erken saatlerde yaptığı açıklamada Bongo’nun oyların yüzde 64.27’sini alarak seçimi kazandığını ve en büyük rakibi Albert Ondo Ossa’nın yüzde 30.77 ile ikinci sırada yer aldığını duyurdu.

2009 yılında babası Ömer’in yerine cumhurbaşkanı olan 64 yaşındaki Bongo, seçimlerde rakibinin oylarını bölmek amacıyla altısı Ondo Ossa’yı destekleyen 18 rakibine karşı yarışmıştı. Bongo’nun ekibi hile iddialarını reddediyor.

Gabon’da sorunlu seçimler

Gabon’da 1990 yılında çok partili sisteme geçilmesinden bu yana yapılan her seçim şiddetle sonuçlandı.

Resmi rakamlara göre 2016 seçimlerinin ardından hükümet güçleri ile protestocular arasında çıkan çatışmalarda dört kişi ölmüş, muhalefet ise ölü sayısının çok daha yüksek olduğunu söylemişti.

2019’daki başarısız darbe girişiminin ardından 2020 yılındaki seçimlerin ardından da sular durulmamış, parlamento binasının ateşe verilmesi üzerine yine internet kesintisi yaşanmıştı.

Paylaşın

Victor Jara’yı Öldüren Darbecilere 50 Yıl Sonra Hapis Cezası

Şili’de Augusto Pinochet’nin liderlik ettiği darbeden kısa bir süre sonra başkent Santiago’da öldürülen ünlü şarkıcı ve söz yazarı Victor Jara cinayetiyle ilgili 7 emekli askere 8 ila 25 yıl hapis cezası verildi.

Şili Komünist Partisi’nin bir üyesi olan 40 yaşındaki Victor Jara, 11 Eylül 1973’teki darbeden bir gün sonra tutuklanmış, günler sonra bulunan cansız bedeninde 44 mermi tespit edilmişti. Victor Jara’nın öldürülmesi Güney Amerika ülkesinde diktatörlük döneminin sembolik cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçmişti.

Şili’de Yüksek Mahkeme, 1973’te öldürülen ünlü şarkıcı ve söz yazarı Victor Jara cinayetiyle ilgili 7 emekli askere 8 ila 25 yıl hapis cezası verdi. Pazartesi günü görülen duruşmaya kadar serbest olan 73 ila 85 yaşlarındaki 7 askerle ilgili tutuklama kararı da verildi.

Victor Jara, Augusto Pinochet’nin liderlik ettiği darbeden kısa bir süre sonra başkent Santiago’da öldürülmüştü. Jara’nın öldürülmesi Güney Amerika ülkesinde diktatörlük döneminin sembolik cinayetlerinden biri olarak kayıtlara geçmişti.

Şili Komünist Partisi’nin bir üyesi olan 40 yaşındaki Victor Jara, 11 Eylül 1973’teki darbeden bir gün sonra tutuklanmış, günler sonra bulunan cansız bedeninde 44 mermi tespit edilmişti.

5 bin siyasi tutukluyla birlikte bir stadyumda tutulan Jara’nın burada işkence gördüğü ve ünlü gitaristin parmaklarının tüfek kabzasıyla ezildiği tespit edilmişti. Jara’yla birlikte dönemin cezaevleri müdürü ve Komünist Parti üyesi Littre Quiroga’nın cansız bedeni bulunmuştu.

Pazartesi günü zanlıların temyiz talebini değerlendiren Yüksek Mahkeme, emekli subaylar Raul Jofre, Edwin Dimter, Nelson Haase, Ernesto Bethke, Juan Jara ve Hernan Chacon’a Jara ve Littre cinayetlerinden 15’er yıl, bu isimlerin kaçırılmasından dolayı da 10’ar yıl ceza verdi.

Rolando Melo ise suçu örtbas ettiği gerekçesiyle 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İlk olarak 2018’de hüküm giyen emekli askerlerin cezası 2021’de temyiz mahkemesi tarafından artırılmıştı. Yüksek Mahkeme’nin kararıysa dosyayla ilgili kesinleşmiş karar olarak kayıtlara geçti.

Pasifist bir şarkıcı olan Victor Jara, aşk ve sosyal mesaj içerikli şarkılarıyla tanınmış ve The Right to Live in Peace ve Manifesto gibi şarkılarla Latin Amerika’da bir popüler müzik ikonuna dönüşmüştü. Jara şarkılarıyla U2 ve Bob Dylan gibi isimlere de ilham kaynağı olmuştu.

1990’a kadar Şili’yi demir yumrukla yöneten Pinochet, kurduğu rejimin işlediği suçlarla ilgili hiçbir hüküm giymeden 2006’da hayatını kaybetti. Pinochet döneminde en az 3 bin 200 solcu aktivist ve muhalif olduğundan şüphelenilen kişinin rejim tarafından öldürüldüğü tahmin ediliyor.

2009’da Victor Jara’nın mezarı açılmış ve şarkıcı dönemin devlet başkanı Michelle Bachelet’in katıldığı resmi bir törenle yeniden defnedilmişti. Jara’nın tutulduğu ve işkence gördüğü stadyumsa bugün ünlü şarkıcının adını taşıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

‘Ukrayna Hükümeti’nde İkinci Yolsuzluk Skandalı

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov, bir Türk şirketin de karıştığı yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya. Bu, ordu malzemeleriyle bağlantılı Ukrayna Savunma Bakanlığı’nı sarsan ikinci yolsuzluk skandalı.

Rus işgalinden önce yolsuzluğun son derece yaygın olduğu Ukrayna’da yıl başından bu yana başka önemli vakalar da ortaya çıkmıştı.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov, Rus işgali sırasında üniformaların fahiş fiyatlarla satın alındığı iddialarını reddetti.

Ukrayna basınında yer alan haberlere göre savunma bakanlığı 2022 yılı sonbaharında kışlık asker üniformalarının tedariği için bir Türk şirketle antlaştı. Ancak, haberlerde bu üniformaların normal fiyatın nerdeyse üç misli fiyata satıldığı ileri sürüldü.

Gazeteciler, şirketinin sahipleri arasında Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin lideri olduğu partinin üyesi Gennadi Kassai’ın yeğeni Oleksandr Kassai olduğunu iddia etti.

Savunma Bakanı Reznikov suçlamaları reddederek, fiyatların Türkiye’deki üreticiler tarafından sunulan fiyatlarla aynı olduğunu belirtti.

Basın toplantısında “Herkesi bilgiye daha eleştirel ve sorumlu yaklaşmaya çağırıyorum çünkü bu bilgiler toplumu yanlış yönlendiriyor,” ifadelerini kullanan Reznikov “Daha da kötüsü ortaklarımızı yanlış yönlendiriyor, çünkü dışarıdan bakıldığında bir felaket gibi görünüyor,” diye ekledi.

Reznikov, tedarik antlaşmasının açık ihaleyle ve yasal bir şekilde yapıldığını söyledi. Basının bu iddası, Rus işgalinin başlamasından bu yana, ordu malzemeleriyle bağlantılı Ukrayna Savunma Bakanlığı’nı sarsan ikinci yolsuzluk skandalı.

Bu yıl başında basın, bakanlığın askerler için gıda ürünleri satın almak üzere imzaladığı bir sözleşmede olduğundan daha yüksek fiyatlar gösterildiğini ortaya çıkardı. Bu suçlamanın ardından bir dizi üst düzey Ukraynalı yetkili görevlerinden alınmıştı.

O dönemde Bakan Reznikov, bakanlığının yolsuzlukla mücadele birimlerinin “görevlerinde başarısız olduklarını” itiraf etmişti. Ağustos ayının başında Vladimir Zelenskiy ise, asker kaçaklarına yol açan sistemi yok etmek amacıyla, askere alımdan sorumlu tüm bölge müdürlerini görevden almıştı.

Rus işgalinden önce yolsuzluğun son derece yaygın olduğu Ukrayna’da yıl başından bu yana başka önemli vakalar da ortaya çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İsrail, 2023 Yılında 172 Filistinliyi Öldürdü

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) raporuna göre, İsrail güçleri, 2023’ün başından bu yana 172 Filistinliyi öldürdü. Rapora göre, İsrail, 2022 yılında 155 Filistinliyi öldürdü.

Geçen yılın, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 2005’ten bu yana en çok Filistinlinin öldürüldüğü yıl olarak kayda geçtiği raporda ifade edildi. Rapora göre, İsrail, yılbaşından bu yana Batı Şeria’da 7 bin 372 Filistinliyi yaraladı.

Raporda, İsrail’in, 2010’dan bu yana Batı Şeria’nın “C” bölgesi ve Doğu Kudüs’te “ruhsatsız olduğu” gerekçesiyle 22 okulun yıkılması veya el konulmasına ilişkin 41 kararı uyguladığı ifade edildi.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), Filistin hakkında hazırladığı raporunu yayımladı.

Raporda, İsrail güçlerinin 2023’ün başından bu yana 172 Filistinliyi öldürdüğü, bu rakamın geçen yılın tamamında öldürülen Filistinlilerin sayısını aştığı bilgisi yer aldı. OCHA’nın raporunda, 2022 yılının tamamında 155 Filistinlinin İsrail güçlerince öldürüldüğü belirtildi.

Geçen yılın, Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 2005’ten bu yana en çok Filistinlinin öldürüldüğü yıl olarak kayda geçtiği raporda ifade edildi. Rapora göre, İsrail güçleri yılbaşından bu yana Batı Şeria’da 7 bin 372 Filistinliyi yaraladı.

Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 780 evi yıkıldı. Raporda, İsrail makamlarının, 2010’dan bu yana Batı Şeria’nın “C” bölgesi ve Doğu Kudüs’te “ruhsatsız olduğu” gerekçesiyle 22 okulun yıkılması veya el konulmasına ilişkin 41 kararı uyguladığı ifade edildi.

Filistin ile İsrail yönetimi arasında 1995’te imzalanan “İkinci Oslo Anlaşması” çerçevesinde Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrıldı.

Batı Şeria’nın yüzde 18’ini kapsayan “A bölgesi”nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin’e, yüzde 21’lik “B bölgesi”nin idari yönetimi Filistin’e güvenliği ise İsrail’e devredilirken, yüzde 61’ini kapsayan “C bölgesi”nin idare ve güvenliği İsrail’e bırakıldı.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İran’dan Irak’a Uyarı: İranlı Kürt Militanları Silahsızlandırın

Tahran, Bağdat’tan İranlı Kürt militanları 19 Eylül’e kadar silahsızlandırmasını istedi. Irak’ın kuzeyinde bulunan ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanların kampları, son olarak 2022 yılı sonunda İran ordusu tarafından bombalandı.

Irak, İran ile olası gerginliğin önüne geçebilmek adına daha önce sınırda kontrolleri artırma kararı almıştı.

İran, ahlak polisin 22 yaşındaki Mahsa Amini’yi giyim yasasına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alması ve genç kadının karakolda hayatını kaybetmesinin ardından ülke genelinde başlayan gösterileri İranlı Kürt militanların teşvik ve tahrik ettiğini iddia ediyor.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, 11 Temmuz’da yaptığı açıklamada 19 Eylül’e kadar silahsızlandırılmamaları halinde Irak’taki İranlı Kürtlerin kamplarını hedef alacakları uyarısında bulunmuştu.

Tahran, Irak’ın kuzeyindeki ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanların silahsızlandırılması ve üstlerinin 19 Eylül’e kadar başka yere nakledilmesi konusunda daha önce yapılan anlaşmaya Bağdat’ın uymasını istedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani Tahran’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, Irak hükümetiyle varılan anlaşma gereğince muhalif grupların silahsızlandırılarak, üslerini tahliye etmeleri ve Irak hükümetinin belirlediği kamplara taşınması gerektiğini bildirdi.

Kenani, Irak’ın İran ile 19 Eylül’den önce “topraklarında bulunan silahlı ayrılıkçıları ve terörist grupları silahsızlandırmayı, üslerini kapatmayı ve başka yerlere yerleştirmeyi taahhüt eden bir anlaşma imzaladığını” hatırlattı.

“Süreyi uzatmayız”

İran Dışişleri Bakan Sözcüsü, anlaşmanın uygulanması konusunda belirlenen sürenin 19 Eylül 2023 tarihinde sona erdiğini kaydederek, bu süreyi hiçbir şekilde uzatmayacaklarını ve konuyu Irak hükümeti ile Birleşmiş Milletler’e ayrıca ilettiklerini bildirdi.

Irak ile İran, 19 Mart’ta Bağdat’ta düzenlenen toplantıda iki ülke arasındaki sınır güvenliğini de kapsayan güvenlik anlaşması imzaladı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani arasında imzalanan anlaşma önemli ölçüde Irak’ın kuzeyindeki ayrılık yanlısı İranlı Kürt militanları bastırmak için yapılmıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna, F-16’lardan Ümitli: Savaşın Seyrini Değiştirebilir

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov, F-16’ların kullanımı ile ilgili altyapı çalışmalarına başlandığını, bu bağlamda Ukraynalı pilot, mühendis ve teknisyenlere eğitim verildiğini belirterek, “Bu en az altı ay, belki biraz daha uzun sürebilir. Bu yüzden önümüzdeki yılın ilkbaharında olacağını düşünüyorum” dedi.

Reznikov, amacın, “Rusya’nın gökyüzündeki hakimiyetine son vermek” olduğunu belirterek, F-16 savaş uçaklarının, Ukrayna’daki yerleşim yerlerinin korunması ile birlikte hava savunmasının bir parçası olacaklarını belirtti. Bakan, “Bu gerçekten ciddi bir oyun değiştirici olacak. Gerçekten ciddi bir değişiklik” diye konuştu.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov, Batılı müttefiklerin Ukrayna’ya vadettiği F-16 savaş uçaklarının Rusya’nın saldırısıyla başlayan savaşın seyrini değiştirebileceğini söyledi.

Ukraynalı Bakan, Batı yapımı F-16’ların savaşta kullanılmasını “ciddi bir oyun değiştirici” olarak gördüğünü ifade ederek, bu durumun Rus saldırılarına karşı verdikleri savunma savaşında önemli bir yeniliğe yol açacacağını söyledi.

Alman Bild gazetesinde yer alan habere göre Rasnikov F-16’ların gelecek yılın ilkbahar aylarından itibaren kullanılmaya başlanmasını bekliyor.

Bild’in de dahil olduğu Axel Springer Medya Grubu bünyesindeki Ronzheimer Podcast’e açıklamalarda bulunan Reznikov, F-16’ların kullanımı ile ilgili altyapı çalışmalarına başlandığını, bu bağlamda Ukraynalı pilot, mühendis ve teknisyenlere eğitim verildiğini belirterek, “Bu en az altı ay, belki biraz daha uzun sürebilir. Bu yüzden önümüzdeki yılın ilkbaharında olacağını düşünüyorum” dedi.

Savaş muhabiri Paul Ronzheimer’in hazırladığı podcast yayınına katılan Reznikov, amacın, “Rusya’nın gökyüzündeki hakimiyetine son vermek” olduğunu belirterek, F-16 savaş uçaklarının, Ukrayna’daki yerleşim yerlerinin korunması ile birlikte hava savunmasının bir parçası olacaklarını belirtti. Bakan, “Bu gerçekten ciddi bir oyun değiştirici olacak. Gerçekten ciddi bir değişiklik” diye konuştu.

Washington’un, Rusya’ya karşı savunma savaşında kullanmak üzere Ukrayna’ya F-16 sevkiyatına izin vermesi üzerine çok sayıda Batılı ülke Kiev’e onlarca ABD yapımı savaş uçağı tedarik edeceklerini açıkladı.

Ukrayna Batı’dan savaşın başladığı 2022 yılının Şubat ayından itibaren F-16 talep ediyordu ancak Batılı ülkeler bu talebe savaşı daha da tırmandıracağı endişesiyle sıcak bakmıyorlardı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Fransa’da Bir İlk: Tesettür Okullarda Yasaklanıyor

Fransa Eğitim Bakanı Gabriel Attal, devlet okullarında bazı Müslüman öğrencilerin giydiği abaya adı verilen kıyafetin yasaklanacağını söyledi. Attal, abaya giyilmesinin yasaklanmasını “gerekli ve adil” bir karar olarak değerlendirdi.

Eğitim Bakanı Attal, yeni kılık kıyafet yönetmeliğinin okulların açılacağı 4 Eylül öncesinde okul yönetimlerine gönderileceğini söyledi. Attal, “Bir sınıfa adım attığınızda, bir bakışta öğrencilerin hangi dine mensup olduğunu anlayamamalısınız” dedi.

Sağ siyasetçiler çoğunlukla yasağı savunurken, siyasi yelpazenin solunda yer alan bazı politikacılar Müslümanlar kadın ve kızların haklarının çiğnendiği konusunda endişelerini dile getirdi.

Muhalefette yer alan Boyun Eğmeyen Fransa partisinden Clementine Autain, “kıyafet polisliği” yapıldığı eleştirisini yapıyor ve yasağın “anayasaya aykırı” olduğunu savunuyor.

Fransa’daki Müslümanların çatı kuruluşu Fransa Müslüman Konseyi (CFCM) de kıyafetlerin tek başlarına dini semboller olmadığı şeklinde bir açıklama yaptı.

Abaya daha çok Kuzey Afrika, Arap Yarımadası, İran, Mısır gibi ülkelerde giyilen, omuzlardan ayak bileklerine kadar vücudu örten kadın giysilerine deniliyor.

Din ve devlet işlerinin katı bir şekilde ayrıldığı laik bir ülke olan Fransa’da son zamanlarda söz konusu giysilerin dini nitelik taşıdıkları bu yüzden de okullarda yasaklanması gerektiği yönünde tartışmalar yapılıyor.

Fransa’da 1994 yılında kabul edilen bir yasa çerçevesinde okullarda dini sembollerin dikkat çekmeyecek şekilde yer almasına izin verildi. Bundan 10 yıl sonra ise başörtüsü okullarda tamamen yasaklandı. Ancak kipa ve haç yasak kapsamına alınmadı.

2010 yılında da Fransa’da kamuya açık alanlarda yüzün peçe ile kapatılmasına yasak getirildi. 67 milyon nüfuslu Fransa’da tahminlere göre 3,5 ila 6 milyon Müslüman yaşıyor.

Milli Eğitim Personeli Sendikaları Snpden ve Snalc, öğrencilerin çarşafla okula girmesini kabul veya reddetme sorumluluğunun artık öğretmenlere ve okul yönetimi personeline bağlı olmamasının önemli bir gelişme olduğunu ve kararı desteklediklerini açıkladı.

Snpden, X hesabından (eski Twitter), üniversite giriş sınavlarını yeniden Haziran ayına alan ve çarşafla okullara girişi yasaklayan kararlarının “netlik ve cesaret niteliği taşıdığı” mesajını paylaştı.

Devlet okulları, ilk, ortaokul ve liselerde örgütlü Snes-FSU Sendikası Genel Sekreteri Sophie Venetitay da “bu gelişmeyi memnuniyetle karşıladıklarını” ancak çarşafla gelen öğrencilerle diyaloğun ve okul yönetimlerine destek verilmesinin önemine dikkat çekti.

Venetitay, “Eğer bu karar iyi bir akılla, diyalog içinde, gerginlik ve dışlanma durumlarına yol açmadan yapılırsa, bana kalırsa alınan en iyi karardır” diye konuştu.

Fransız medyasında geçen hafta “eğitim ve istihbarat kurumlarının okullarda laikliğe yönelik saldırılarda patlama yaşandığını ortaya koyan” raporlar yayınlanmıştı.

Raporlarda, 2021-2022 öğretim yılında okullarda laikliğe karşı 2 bin 167 vaka tespit edilirken, 2022-2023 öğretim yılında bu rakamın 4 bin 710’a yükseldiğine dikkat çekilmişti.

Raporda, bu vakalar arasında özellikle kıyafet yasağıyla ilgili ciddi bir artış yaşandığı belirtilmiş; Eylül-Kasım 2021 tarihleri arasında bakanlığa “dini kıyafet ve işaretlerin taşınması” ile ilgili 91 vaka rapor edilirken, Nisan- Temmuz 2023’te bu rakamın 923’e yükseldiği, bunun da “laikliğe yönelik saldırıların yüzde 49’una denk geldiği” bilgisine yer verilmişti.

Yasak nasıl savunuluyor?

Yasağı savunan Bakan Attal, laiklik tanımına ilişkin de konuştu ve “Laiklik kişinin kendisini okul aracılığıyla kurtarma özgürlüğüdür” dedi.

Attal sözlerinin devamında, abaya için “laikliğin sığınağı olması gereken okullar üzerinde cumhuriyetin direnişini test eden bir dini dışavurum” ifadesini kullandı.

Devlet okullarında başörtü yanında, Hristiyan semboller ve kipa takılması da yasak.

Ülkede Samuel Paty adlı öğretmen 2020 yılında ifade özgürlüğü ile ilgili bir ders sırasında, Muhammed Peygamber’in karikatürlerini öğrencilerine göstermesinin ardından başı kesilerek öldürülmüştü.

Fransa’da bu cinayet büyük tepki doğurmuş ve ifade özgürlüğünü desteklemek için ülke genelinde yapılan yürüyüşlere on binlerce kişi katılmıştı.

Paylaşın

ABD Askeri Helikopteri Düştü: 3 Ölü, 5 Yaralı

Avustralya’da eğitime katılan Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) ait askeri helikopterin düşmesi sonucu 3 kişi öldü, 5 kişi de yaralandı. Arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

Kaza ABD, Avustralya, Endonezya ve Filipinler ordularının katıldığı Predators Run tatbikatı sırasında meydana geldi. ABD ve Avustralya, bölgede Çin’e karşı son yıllarda askeri işbirliğini artırıyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Deniz Piyadelerine ait “V-22 Osprey” (askeri tiltrotor) tipi helikopter Avustralya’nın kuzeyindeki bir adaya düştü. İçinde 23 askerin bulunduğu askeri uçağın düşmesi sonucu en az 3 ABD askerinin hayatını kaybetti duyuruldu.

Beş askerin ise ağır yaralandığı bildirildi. Yetkililer, bazı yaralıların durumunun kritik olduğunu açıkladı.

Avustralya’da yayın yapan ABD News’ün Avustralya Savunma Bakanlığından aktardığına göre, 23 ABD deniz piyadesini taşıyan helikopter, Darwin kentinin kuzeyinde bulunan Melville Adası’na düştü.

Melville, Darwin ile birlikte 2 bin 500 askerin katıldığı tatbikatın gerçekleştirildiği Tiwi Adaları’nın bir parçası. ABD ve Avustralya, bölgede Çin’e karşı son yıllarda askeri iş birliğini artırdı.

CNN’in haberine göre ise ABD deniz piyadelerinden bir yetkili, yaptığı yazılı açıklamada “Uçakta 23 kişi vardı. Üç kişinin öldüğünü teyit ettik. Royal Darwin Hastanesi’ne sevk edilen beş askerin ise durumu ağır,” dedi.

Askerlerin eğitim için yola çıktıkları belirtilen açıklamada, arama kurtarma çalışmalarının devam ettiği bildirildi.

Avustralya Başbakanı Anthony Albenese, düzenlediği basın toplantısında, “Hükümet ve Savunma Bakanlığı olarak amacımız, bu kazaya en iyi şekilde müdahale etmek ve bu zor zamanda elimizden gelen tüm yardımı yapmak,” dedi.

Ukrayna’da L-39 tipi iki savaş uçağı havada çarpıştı

Öte yandan Ukrayna Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamada, L-39 tipi iki savaş uçağının görev uçuşları sırasında havada çarpıştıkları ve 3 pilotun olayda hayatlarını kaybettikleri belirtildi.

Kaza Cuma günü Ukrayna’nın başkenti Kiev’in batısında yer alan Zhytomyr bölgesi üzerinde meydana geldi. Hava kuvvetleri ölen pilotlardan birinin “Juice” takma adını kullandığını ve uluslararası medyaya verdiği çok sayıda röportajla tanınan biri olduğunu açıkladı.

Hava kuvvetleri açıklamasında ölenlerin yakınların taziye sunulurken olayla ilgili soruşturma başlatıldığı ifade edildi.

Paylaşın