Burkina Faso’da Silahlı Saldırı: 53 Güvenlik Gücü Yaşamını Yitirdi

Burkina Faso Genelkurmay Başkanlığı, güvenlik güçlerine yönelik gerçekleştirilen bir saldırıda, 17 asker ve ordu için gönüllü 36 sivilin öldüğünü, yaklaşık 30 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Yatenga eyaletindeki Koumbri kasabasında görev yapan birliğin iki yıldan uzun bir süre önce “cihatçılar” tarafından bölgeden zorla çıkarılan sakinlerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olmak üzere konuşlandırıldığı belirtildi.

2015 yılından bu yana Burkina Faso’daki saldırılarda 16 binden fazla sivil, asker ve polis öldü. Bu yılın başından bu yana ise 5 binden fazla kişi yaşamını yitirdi. Ülkede şiddet olaylarından dolayı iki milyondan fazla insan yerinden edildi.

Burkina Faso’nun kuzeyinde isyancı bir grup tarafından düzenlenen saldırıda 53 güvenlik gücü hayatını kaybetti. Genelkurmay Başkanlığı, saldırıyı püskürtürken 17 asker ve ordu için gönüllü 36 sivilin öldüğünü, yaklaşık 30 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Saldırının ardından ordunun başlattığı operasyonda çok sayıda saldırganın “etkisiz hale getirildiği” ve savaş ekipmanlarının imha edildiği kaydedildi. Bölgede operasyonların halen devam ettiği bildirildi.

Yatenga eyaletindeki Koumbri kasabasında görev yapan birliğin iki yıldan uzun bir süre önce “cihatçılar” tarafından bölgeden zorla çıkarılan sakinlerin yeniden yerleştirilmesine yardımcı olmak üzere konuşlandırıldığı belirtildi.

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) saldırıyı kınadı. Batı Afrika bloğu yaptığı açıklamada askerlerin ve sivil gönüllülerin ölümünü “şokla” öğrendiğini belirterek “terörist saldırıları” kınadı; “Burkina Faso halkıyla dayanışma içinde olduğunu” ifade etti.

Burkina Faso’da geçtiğimiz yıl, binlerce kişinin hayatına mal olan isyanı durdurmadaki başarısızlıklara duyulan öfkenin tetiklediği iki askeri darbe yaşandı. Afrika ülkesi ordunun iktidarı ele geçirmesinin ardından ECOWAS’tan uzaklaştırılmıştı.

ACLED adlı sivil toplum örgütüne göre 2015 yılından bu yana Burkina Faso’daki saldırılarda 16 binden fazla sivil, asker ve polis öldü. Bu yılın başından bu yana ise 5 binden fazla kişi yaşamını yitirdi.

Ülkede şiddet olaylarından dolayı iki milyondan fazla insan yerinden edildi. 26 Haziran’da Merkez-Kuzey eyaletinde düzenlenen üç saldırıda 71 kişi öldürüldü. Ağustos ayında ise Merkez-Doğu eyaletinde düzenlenen iki saldırıda beş polis ve yaklaşık 20 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer 7 Ağustos ve 1 Eylül tarihleri arasında 65’ten fazla isyancının etkisiz hale getirildiğini kaydetti.

Ülkede Eylül 2022’de 34 yaşındayken darbeyle iktidarı ele geçiren İbrahim Traore, Temmuz 2024’e kadar cumhurbaşkanlığı seçimleriyle demokrasiye dönüş sözü verdi. Burkina Faso ordusuna yardım eden Fransız güçleri ise ocak ayında ülkeyi terk etti.

Traore geçen hafta bir Rus heyetiyle kalkınma ve askeri işbirliği konularında görüşmelerde bulundu. Dışişleri Bakanı Olivia Rouamba pazartesi günü Tahran’da Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile görüşmelerde bulundu ve İran ile “daha güçlü ikili işbirliği” umduğunu kaydetti.

(Kaynak: Eurnews Türkçe)

Paylaşın

İngiltere Hükümeti, Wagner’i ‘Terör Örgütü’ İlan Etmek İçin Harekete Geçti

İngiltere hükümeti, paralı asker şirketi Wagner’i “terör örgütü” ilan etmek için yasa tasarısı hazırladı. Tasarı parlamentoda kabul edildiği takdirde El Kaide ve IŞİD gibi yasaklı bir örgüt haline gelecek olan Wagner Grubu’nun varlıkları da “terör örgütü varlıkları” kapsamına girecek ve bu varlıklara el konulabilecek.

Haber Merkezi / Wagner lideri Yevgeny Prigojin, Kremlin’e karşı ayaklandıktan sonra Belarus Lideri Lukaşenko’nun araya girmesi ile geri çekilmiş ancak daha sonra şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmişti. Yevgeni Prigojin ve diğer üst düzey komutanlarla birlikte, 2020’de İngiltere tarafından yaptırım kapsamına alınmıştı.

İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman, İngiliz basınına yaptığı açıklamada# Wagner”i yasaklamak için attıkları adımın nedenlerini sıraladı.

“Putin Rusyası’nın ülke sınırları dışında kullandığı askeri bir araç” olarak tanımladığı Rus paralı asker şirketini “vahşi” ve “yıkıcı” olarak nitelendiren Braverman, “Putin rejimi kendi yarattığı canavarla ne yapacağı konusunda karar verirken, Wagner’in devam eden istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri sadece Kremlin’in siyasi hedeflerine hizmet etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Wagner’in Ukrayna, Orta Doğu ve Afrika’daki operasyonlarına işaret ederek, “Küresel güvenliğe tehdit oluşturuyorlar” ifadelerini kullanan İngiliz Bakan, “Bu nedenle onları terör örgütü olarak yasaklıyoruz ve Rusya’ya karşı yürüttüğü mücadelesinde de Ukrayna’ya elimizden gelen yardımı yapıyoruz” diye konuştu.

İngiltere’de ana muhalefetteki İşçi Partisi de bir süredir Wagner’in “terör örgütü” ilan edilmesini talep ediyordu. Dışişleri Bakanlığı ise Wagner’e karşı çeşitli yaptırımlar uygulamış, şirket yöneticilerinin varlıklarının dondurulmasına karar vermişti.

Wagner, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yanı sıra Suriye ve Libya ile Mali gibi Afrika ülkelerinde de kritik roller oynadı. Wagner savaşçılarına, cinayet ve işkence gibi suçlamalar yöneltildi.

ABD, 2020’de Wagner’in Libya başkenti Trablus etrafına mayın döşediğini açıklamıştı. Temmuz’da ise İngiltere Wagner’in Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde işkence ve infazlardan sorumlu olduğunu belirtmişti.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler, 2 Milyon Afgan’a Daha Gıda Yardımını Kesiyor

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), finansman açığı nedeniyle 2 milyon Afgan’a daha gıda yardımını keseceğini duyurdu. Kuruluş, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) Dünya Gıda Programı (DGP), önemli mali kesintiler nedeniyle bu ay Afganistan’daki 2 milyon gıdaya erişimi olmayan insanın daha öngörülen gıda yardımından çıkarılması gerektiği uyarısında bulundu.

Dünya Gıda Programı’ndan yapılan yazılı açıklamada, son mali kesinti ile birlikte bu yıl ülkede BM desteğinden mahrum kalacak kişi sayısının 10 milyona ulaşacağı kaydedildi.

Açıklamaya göre, yeni kesintilerle birlikte BM Gıda Programı, Afganistan’da temel gıda maddelerine ulaşamayan 15 milyon insanın yaklaşık sadece 3 milyonuna gıda yardımı sağlayabilecek.

DGP Afganistan Direktörü Hsiao-Wei Lee, yeteri kadar mali destek alamadıkları şikayetinde bulunarak, “Zaten endişe verici seviyelerdeki açlık ve yetersiz beslenme sürerken, şimdi de açlar ile açlıktan ölmek üzere olanlar arasında seçim yapmak zorunda kalacağız. Milyonlarca aileyi bir sonraki yemek öğünleri için çaresiz durumda bırakıyoruz. Biz kalan az sayıdaki kaynağımızla, mutlak yoksulluğun eşiğinde olan bu insanlara hizmet edemeyiz.” dedi.

BM dışında birçok uluslararası insani yardım kuruluşları da Taliban’ın Ağustos 2021’de yönetimi ele geçirmesi ve ardından gelen ekonomik çöküşün ardından Afganlara gıda, eğitim ve sağlık desteği sağlamaya çalışıyor.

BM’nin kuruluşu, nisan ve mayıs aylarında yaptığı açıklamada, 8 milyona yakın Afgan vatandaşına yönelik gıda yardımının kesilmek zorunda kaldığını bildirilmişti.

DGP, bu ülkede özellikle zor durumdaki kadın ve çocukların gıda sorunlarına çare bulmayı hedefliyor.

Son kesintilerin sayıları 1,4 milyonu bulan ve özellikle yeni doğum yapmış veya hamile kadınların sağlığına önemli zararlar vereceği uyarısında bulunan DGP, çocukların açlığa daha fazla sürüklenmesi nedeniyle önümüzdeki aylarda beslenme merkezlerine yönelik başvurularda önemli bir artış yaşanacağı saptamasında bulundu.

Açıklamada, önümüzdeki altı ay boyunca, ülkede 21 milyon kişinin asgari gıda ve beslenme ihtiyacını karşılamak için 1 milyar dolara ihtiyaç olduğu bildirildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

ABD Savunma Bakanlığı Duyurdu: Çin’e Karşı Robot Ordusu Kuruluyor

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Çin’in artan gücüne karşı koymak amacıyla iki yıl içinde binlerce otonom silah sistemini kullanmaya başlamayı planladığı duyuruldu. Replicator adı verilen programının 18 ila 24 ay içinde birden fazla alanda, binlerce otonom sistemi sahaya çıkaracağı ilan edildi.

Diğer bir deyişle geliştirilen robotik silahlar karada, denizde, havada ve uzayda görev alabilecek. Proje kapsamında geliştirilen robotların, öncelikli görevler uğruna riske atılabilecek kadar uygun maliyetli olması planlanıyor.

Replicator programı, hızla binlerce robot üreterek ABD’ye gelecekteki olası savaşları kazanmak için gerekli olduğu düşünülen sayıda mühimmat sağlayacak. Bunun yanı sıra ABD’li yetkililer, uzun vadede robotların seri üretimini kurumsallaştırmayı hedefliyor.

ABD Savunma Bakan Yardımcısı Kathleen Hicks, ABD ordusunun Çin’in artan gücüne karşı koymak amacıyla iki yıl içinde binlerce otonom silah sistemini kullanmaya başlamayı planladığını duyurdu.

Replicator adı verilen yeni proje, ordunun tüm birimleri için uygun fiyatlı sistemler üretmek amacıyla savunma ve diğer teknoloji şirketleriyle birlikte çalışmayı amaçlıyor.

Çeşitli derecelerde bağımsız çalışabilen askeri sistemler son 10 yılda giderek daha yaygın hale geldi. Ancak yorumculara göre ABD’den gelen bu son açıklama, “savaşan robotların çağının yaklaştığını” düşündürüyor.

Nitekim Hicks, pazartesi günkü konuşmasında, savaşların yürütülme biçiminin değiştirilmesine yönelik “acil ihtiyaçtan” bahsederek, Replicator programının 18 ila 24 ay içinde birden fazla alanda, binlerce otonom sistemi sahaya çıkaracağını ilan etti.

Diğer bir deyişle geliştirilen robotik silahlar karada, denizde, havada ve uzayda görev alabilecek. Proje kapsamında geliştirilen robotların, öncelikli görevler uğruna riske atılabilecek kadar uygun maliyetli olması planlanıyor.

Yetkililer program kapsamındaki cihazların tek kullanımlık olacak şekilde tasarlanmadığını ama birçoğunun kaybolması veya hasar alması durumunda maddi kaybın çok büyük olmayacağını söylüyor.

Projenin özellikle Çin’le rekabet amacıyla tasarlandığı düşünülüyor. Zira Çin’in insan gücünün yanı sıra daha fazla tankı, daha fazla gemisi ve füzesi mevcut.

Replicator programı, hızla binlerce robot üreterek ABD’ye gelecekteki olası savaşları kazanmak için gerekli olduğu düşünülen sayıda mühimmat sağlayacak. Bunun yanı sıra ABD’li yetkililer, uzun vadede robotların seri üretimini kurumsallaştırmayı hedefliyor.

Hicks, “Çin liderliğinin saldırganlığın risklerini dikkate almasını ve olası savaşlar söz konusu olduğunda ‘O gün bugün değil’ demesini sağlamalıyız” diye konuştu: Sadece bugün değil. 2027’de, 2035’de, 2049’da ve sonrasında da bu geçerli olmalı.

Hicks ayrıca, Pentagon’un Çin tehdidine karşı binlerce drone satın alacağını da ifade ediyor. Hicks, “Çin ordusunun kalabalığına kendi kalabalığımızla karşılık vereceğiz. Ancak bizimkine hazır olmak, onu vurmak ve yenmek zor olacak” diyor.

ABD bu hamleyle çok sayıda otonom sistemini birlikte sahaya süren ilk ülke olabilir. Ancak diğer ülkelerin de onu yakından takip etmesi bekleniyor. Hem yapay zeka hem de savaş uçağı üretiminde büyük güce sahip olan Çin ve Birleşik Krallık (BK) da önemli birer aday.

Nitekim yakın zamanda yapay zekanın tehlikelerini özgürce tartışabilmek için Google’daki görevinden ayrılan Geoffrey Hinton, “korkutucu” robot askerlerin savaş tehdidini artıracağını öne sürmüştü.

ABD Savunma Bakanlığı’nın “robot askerler yapmayı seveceğini” iddia eden Hinton, gerçek insan birliklerini kaybetme tehlikesi olmayan droidlerin daha küçük ulusların güvenliği için bir tehdit oluşturduğunu vurgulamıştı.

The New York Times Daily podcast’inde konuşan 72 yaşındaki teknoloji gurusu, “ABD Savunma Bakanlığı robot askerler yapmak istiyor. Bu robot askerler oldukça korkutucu olacak” demişti.

Robot bilimindeki hızlı ilerlemelerle birlikte yapay zekanın yakında dünya çapındaki modern ordulara büyük avantajlar sağlayabileceği, askeri personelin, pilot ve mühendislerin yerini alacağı düşünülüyor.

Bu alandaki en iddialı atılımlardan biri BK ordusunda yaşanıyor. Britanyalı general Nick Carter, 2030’a kadar BK ordusunun dörtte birinin robotlardan oluşacağı görüşünde: 30 bini robot olmak üzere 120 bin kişilik bir ordumuz olabileceğini düşünüyorum, kim bilir?

ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley de martta yaptığı açıklamada 15 yıl içinde orduların, donanmaların ve hava kuvvetlerinin önemli bölümlerinin robotik olacağına inandığını söylemişti.

“Savaşın karakteri sık sık değişir” diyen Milley, şöyle eklemişti: Bu teknolojilerin tümü aynı anda birleşiyor ve hepsi önümüzdeki 10 veya 15 yıl içinde meyvelerini verecek.

Avustralya’daki Griffith Üniversitesi’nden Peter Layton, The Conversation’daki yazısında robot silahlar alanındaki son atılımları değerlendirdi. “Her türlü görev için her yerde robotlar kullanılıyor” diyen araştırmacı, “Askeri robotlar artık zamanı gelmiş bir fikir” diyor.

Ancak araştırmacının aktarımına göre, yakın gelecekte piyasaya sürülecek robot silahların hemen hepsi insanların kontrolünde olacak.

Son gelişmeleri takiben, uluslararası örgütler ve düzenleyici kurumlar da gözlerini robotik silahlara çevirdi. Birleşmiş Milletler (BM) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), bu alanda çalışmalar yapan kurumlardan.

15-19 Mayıs 2023’te ICRC bünyesindeki Ölümcül Otonom Silah Sistemlerine ilişkin Hükümet Uzmanları Grubu, son gelişmeleri değerlendirmek üzere toplanmıştı.

Grup, otonom silah sistemleriyle ilgili bağlayıcı olmayan sınırlamalardan oluşan bir taslak hazırlamıştı. Bu taslağın yeni uluslararası kuralların temelini oluşturabileceği düşünülüyor. Ancak otonom silahların yol açtığı insani, hukuki, etik ve güvenlik kaygılarını etkin biçimde ele almak için daha spesifik ve pratik düzenlemelere ihtiyaç duyulacak.

BM Güvenlik Konseyi de yapay zekanın uluslararası barış ve güvenliğe yönelik potansiyel tehditlerine ilişkin ilk toplantıyı 18 Temmuz’da gerçekleştirilmişti. Toplantıda otonom silahlar önemli bir başlıktı.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, bu ay BM’nin konuyla ilgili olası girişimlerini hazırlamak üzere yapay zeka alanında uzman bir danışma kurulu atamayı planlıyor.

Guterres, temmuzda yaptığı açıklamada, “Bilim insanları ve uzmanlar, yapay zekanın insanlık için nükleer savaş riskiyle aynı düzeyde varoluşsal bir tehdit olduğunu ilan ederek dünyayı harekete geçmeye çağırıyor” demişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Kerkük’teki Protestolarda En Az 4 Kişi Hayatını Kaybetti

Irak’ın Kerkük kentindeki eylemlerde en az 4 kişinin hayatını kaybetti. Kerkük Emniyet Müdürlüğü, protestoların ardından yaşanan kargaşadan sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını açıkladı.

Petrol açısından zengin bir bölge olan Kerkük, yıllardır farklı etnik gruplar arasında çatışmalara sahne oluyor. Kürtlerin yanı sıra Arap ve Türkmen azınlığın yaşadığı ve 2014’te IŞİD’in bölgede varlık göstermesinin ardından Irak ordusunun terk ettiği Kerkük, Kürt peşmergelerin kontrolüne geçmişti.

2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin düzenlediği bağımsızlık referandumunun ardından ise Bağdat’taki merkezi hükümet, Kerkük’ü ve diğer bazı bölgeleri Kürtlerden geri almıştı. Eylemlere konu olan KDP binası da boşatılarak yeniden orduya tahsis edilmişti.

Irak’ın Kerkük kentindeki eylemlerde en az 4 kişinin hayatını kaybettiği, 16 kişinin de yaralandığı kaydedildi. Yerel sağlık dairesinin başkanı Siad Chalaf’ın AFP’ye verdiği bilgiye göre, iki erkek göğsünden yaralanırken bir diğeri başından vuruldu. Hayatını kaybedenlerden birinin 21, diğer ikisinin ise 37 yaşında olduğu belirtildi. Dördüncü kişinin ölüm nedenine dair bilgi verilmedi.

Chalaf, yaralananların ise kurşun, taş ya da camın hedefi olduğunu, yaralananlar arasında Kürtler ve Arapların yanı sıra güvenlik mensuplarının da bulunduğunu kaydetti.

Polisin, olayların başlamasının ardından uyarı ateşi açtığı belirtilirken, bazı araçların eylemciler tarafından ateşe verildiğinin görüldüğü kaydedildi.

Kerkük Emniyet Müdürlüğü: Sokağa çıkma yasağı kaldırıldı

Rudaw’ın haberine göre, Kerkük Emniyet Müdürlüğü, protestoların ardından yaşanan kargaşadan sonra ilan edilen sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını açıkladı.

Basında yer alan haberlere göre, Başbakan Muhammed Şiya El Sudani’nin Irak güvenlik güçleri karargahının Kürdistan Demokrat Partisi’ne (KDP) verilmesi talimatının ardından Arap ve Türkmen eylemciler, Pazartesi günü yerleşkenin merkezi yakınlarında oturma eylemine başlamıştı. Kürt göstericilerin ise karargaha girmeye çalıştığı kaydedilmişti.

Petrol açısından zengin bir bölge olan Kerkük, yıllardır farklı etnik gruplar arasında çatışmalara sahne oluyor. Kürtlerin yanı sıra Arap ve Türkmen azınlığın yaşadığı ve 2014’te IŞİD’in bölgede varlık göstermesinin ardından Irak ordusunun terk ettiği Kerkük, Kürt peşmergelerin kontrolüne geçmişti.

2017’de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin düzenlediği bağımsızlık referandumunun ardından ise Bağdat’taki merkezi hükümet, Kerkük’ü ve diğer bazı bölgeleri Kürtlerden geri almıştı. Eylemlere konu olan KDP binası da boşatılarak yeniden orduya tahsis edilmişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Mali’de 200 Bin Çocuk Açlıktan Ölebilir

Batı Afrika’da yer alan Mali’ye gerekli yardımların ulaştırılmaması halinde 2023 yılı sonuna kadar 200 bin çocuk açlıktan ölebileceği uyarısı yapıldı. Durumun ciddiyetine rağmen ülkeye yönelik yardım fonlarının çok düşük düzeyde olduğunun da altı çizildi.

Mali nüfusunun yaklaşık çeyreğinin gıda güvensizliğiyle mücadele ettiğine dikkat çekilirken, aralarında birçok çocuğun da bulunduğu 2 bin 500 kişinin Menaka bölgesinde açlık tehlikesi altında olduğu kaydedildi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) konuya ilişkin ortak açıklama yayımladı.

Açıklamada süregelen çatışmalar, yerinden edilmeler ve kısıtlı insani yardım ulaşımı nedeniyle 5 yaş altı yaklaşık 1 milyon çocuğun yıl sonuna kadar akut beslenme yetersizliğine itilebileceği ifade edildi.

Mali nüfusunun yaklaşık çeyreğinin gıda güvensizliğiyle mücadele ettiğine dikkat çekilen açıklamada, aralarında birçok çocuğun da bulunduğu 2 bin 500 kişinin Menaka bölgesinde açlık tehlikesi altında olduğu kaydedildi.

Açıklamada, dünyada birçok sorunun bulunduğu bir dönemde “kimin kurtarılacağını seçme hakkı” bulunmadığına dikkati çekilirken, Mali’deki insani krize hızlı bir şekilde çözüm bulunmasının büyük önem taşıdığı vurgulandı.

“Mali’ye gerekli yardımların ulaştırılmaması halinde 2023 sonuna kadar 200 bin çocuk açlıktan ölebilir.” uyarısı yapılan açıklamada, durumun ciddiyetine rağmen ülkeye yönelik yardım fonlarının çok düşük düzeyde olduğunun altı çizildi.

Resmi adıyla Mali Cumhuriyeti, Batı Afrika’da denize kıyısı olmayan bir ülkelerdendir 1.240.000 km²’lik yüz ölçümüyle Afrika’nın sekizinci büyük ülkesi Mali’nin Başkenti Bamako’dur.

Mali sekiz bölgeye ayrılmıştır, kuzey sınırları Sahra’nın derinliklerine kadar uzanır. Ülkenin güney bölümü Nijer ve Sénégal nehirlerinin geçtiği Sudan Savanı’ndadır ve nüfusun çoğunluğu bu bölümde yaşar.

Paylaşın

Ukrayna, Askerden Kaçanların İadesini İstemeye Hazırlanıyor

Ukrayna Milletvekili David Arakhamya, rüşvet ödeyerek veya evrakta sahtecilik yaparak Avrupa’ya kaçan kişilerin iadesinin istenmesi gerektiğini söyledi. Arakhamya, şu anda uluslararası yasal mekanizma oluşturmak için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

Zelenski’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentodaki grup başkanvekili olan Arakhamya’nın sözleri, Kiev yönetiminin yasadışı uygulamaları açığa çıkarmak adına tüm seferberlikten muafiyet kararlarının yeniden inceleneceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

Karşı taarruz harekatının güney cephesinde Rusya savunmasını kırmakta zorlanan Ukrayna güçleri, Zaporijya’da ilk savunma hattını delmeyi başardı.

Ukrayna ordusundan perşembe günü yapılan açıklamada, Rus savunma hattının arkasına geçmeyi başaran birliklerin iki köye doğru ilerleyişini sürdürdüğü belirtildi.

Açıklamada, “Novodanilivka-Novoprokopivka yönünde başarılı olan birlikler, pozisyonlarını yeniden oluşturdu ve tanımlanan düşman hedeflerini topçu ateşi altına aldı” dendi.

Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Ukrayna güçlerinin Rus savunma hatlarında oluşturulan çatlakları genişleterek bir lojistik destek hattı kurmaya çalıştıklarını ve bu boşluklardan zırhlı araçları ilerletmeyi hedeflediklerini yazdı.

Ukrayna’nın üç aydır devam eden karşı taarruz harekatında son günlerde kaydettiği ilerleme Batılı istihbarat servisleri tarafından da memnuniyetle karşılandı.

WSJ’ye konuşan Batılı istihbarat subayları, Ukrayna’nın işgal altındaki Tokmak kentini kurtarabileceğini belirtirken, kentin Rus güçleri için bir lojistik merkez olduğuna dikkat çekildi.

Bölgedeki Rus askeri blogger’ları da Verbove köyü yakınlarında hareketliliğin arttığını belirtirken, Rus güçlerinin halen direndiğini vurguladı.

Rus güçlerinin savunma hattında yaşanan çatlakların bir kırılmaya dönüşmemesi için Ukrayna güçlerini ağır topçu ateşi ve drone saldırılarıyla vurduğu, ayrıca bölgeye ek askeri birlikler sevk ettiği ifade edildi.

Askerden kaçanların iadesi

Cephe hattında bunlar yaşanırken, Kiev’deyse önemli gündem maddelerinden biri askerlik çağında olup ülkeyi terk eden erkekler.

Konuyla ilgili dün bir açıklama yapan Ukraynalı milletvekili David Arakhamya, rüşvet ödeyerek veya evrakta sahtecilik yaparak Avrupa’ya kaçan kişilerin iadesinin istenmesi gerektiğini söyledi.

Zelenski’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentodaki grup başkanvekili olan Arakhamya, şu anda uluslararası yasal mekanizma oluşturmak için çalışmaların sürdüğünü söyledi.

Ukraynalı vekil, “Emniyet güçlerimiz, bu kişiler için Rusya hariç dünyadaki tüm ülkelere iade talebinde bulunabilir. Peki bu insanlara ne olacak? Rüşvet, evrakta sahtecilik ve seferberlikten kaçma suçlarından yargı önüne çıkacaklar” diye konuştu.

Arakhamya’nın sözleri, Kiev yönetiminin yasadışı uygulamaları açığa çıkarmak adına tüm seferberlikten muafiyet kararlarının yeniden inceleneceğini açıklamasından bir gün sonra geldi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suriye Demokratik Güçleri İle Arap Aşiretler Arasında Çatışma: En Az 52 Ölü

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri ile Arap aşiretler arasında, Deyr ez Zor’daki Conoco gaz sahası yakınlarında çıkan silahlı çatışmalarda en az 52 kişinin öldüğü bildirildi.

Konuya ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türkiye’nin çatışmaları yakından, kaygıyla takip ettiği belirtilerek, “Bu gelişme, terör örgütünün Suriye’nin kadim halklarını, üzerlerinde şiddet ve baskı uygulamak ve temel insan haklarını ihlal etmek suretiyle tahakküm altına alma girişimlerinin yeni bir tezahürüdür” denildi.

ABD ise, SDG ve Arap aşiretlerine çatışmalara son verme ve sorunu barışcıl yollardan çözme çağrısı yaptı. Washington’un 2012 yılında faaliyetlerini askıya aldığı Suriye’deki Büyükelçiliği sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki şiddet son bulmalı” diyerek taraflardan sorunu barışcıl yollardan çözmelerini istedi.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Suriye’nin kuzeydoğusunda geçen Pazar gününden bu yana yaşanan çatışmalarda en az 52 insanın yaşamını yitirdiğini duyurdu. Merkezi Londra’da olan Gözlemevi’nden yapılan açıklamada, ölenler arasında biri çocuk altı sivilin de bulunduğu belirtildi.

Geçen Pazar gününden bu yana bölgedeki Arap aşiretleri ile YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki çatışmalarda 58 kişinin de yaralandığı duyuruldu. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre Deyr ez Zor’daki çatışmalar, bölgede son yıllarda yaşananların en büyüğü.

Çatışmalar, SDG’nin Arap aşiretlerinin oluşturduğu, Deyr ez Zor Askeri Konseyi Başkanı Ahmet El Habil’i, yolsuzluk ve casuslukla suçlayarak tutuklamasıyla başladı. Bazı yerel aktivistler El Habil’i, bölgede kaçakçılıktan da önemli bir gelir elde etmekle itham ediyor.

SDG ve Arap aşiretleri arasındaki çatışmalar, Fırat’ın doğusundaki Tabiye kasabası yakınlarında bulunan Conoco doğal gaz sahasında yaşandı. Burada aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) öncülük ettiği IŞİD’le mücadele için kurulan Uluslararası Koalisyon’a bağlı birlikler de konuşlu bulunuyor.

Türkiye: Kaygıyla takip ediyoruz

Dışişleri Bakanlığı çatışmalarla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Türkiye’nin çatışmaları yakından, kaygıyla takip ettiği belirtilerek, “Bu gelişme, terör örgütünün Suriye’nin kadim halklarını, üzerlerinde şiddet ve baskı uygulamak ve temel insan haklarını ihlal etmek suretiyle tahakküm altına alma girişimlerinin yeni bir tezahürüdür. Bu amaç ve niyetini DEAŞ’la mücadelede aktör olduğu savıyla perdelemek isteyen terör örgütünün gerçek mahiyetini, daha fazla gecikmeden ve bölgenin Suriyeli Kürtler de dahil kadim unsurlarının daha fazla acı çekmesine yol açmadan, destekçilerinin de görmesini umuyoruz” denildi” ifadesine yer verildi.

ABD, SDG ve Arap aşiretlerine çatışmalara son verme ve sorunu barışcıl yollardan çözme çağrısı yaptı. Washington’un 2012 yılında faaliyetlerini askıya aldığı Suriye’deki Büyükelçiliği sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, “Suriye’nin kuzeydoğusundaki şiddet son bulmalı” diyerek taraflardan sorunu barışcıl yollardan çözmelerini istedi.

ABD liderliğinde IŞİD’le mücadele için kurulan Uluslararası Koalisyon da dün taraflara çatışmalara son verme çağrısı yapmıştı. ABD’nin desteklediği SDG, Suriye’de 2019 yılında IŞİD’le mücadelede başarı kazanılmasında önemli rol oynamıştı. Türkiye SDG’nin ana omurgasını oluşturan YPG’yi PKK’nın bu ülkedeki uzantısı olarak görüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

NATO Üyeliği: İsveç’ten Türkiye’ye “Ekim” Hatırlatması

NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyeliğine onay için Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ekim ayına işaret ettiğini hatırlatan İsveç Dışişleri Bakanı Billström, “Verilen sözde değişen bir şey olmadı. Umudumuzu sürdürüyoruz” mesajı verdi.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

İsveç Dışişleri Bakanı Tobias Billstrom, Türkiye’nin ülkenin NATO üyeliğini Ekim ayında onaylayacağı konusunda umutlu olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Temmuz ayındaki NATO zirvesinde İsveç’in üyeliğinin TBMM’nin açılacağı Ekim ayında meclis gündemine alınması konusunda mutabık kaldıklarını hatırlatan Billström, aradan geçen zamanda NATO zirvesinde uzlaşılan noktalar ve verilen sözlerin geçerliliğini yitirdiğine dair bir işaret bulunmadığını söyledi.

ABD Kongre üyelerinin ziyareti sonrasında düzenlenen basın toplantısında konuyla ilgili soruyu yanıtlayan Billström, parlamentonun bağımsız bir kurum olduğunu, ancak Türk hükümetinin Vilnius’taki NATO liderler zirvesinde onay sürecinin hızlı bir şekilde işletileceği sözünü verdiğini belirtti. İsveçli Bakan, “Bu, Türk hükümetinin onay taahhüdünde bulunduğu anlamına geliyor” dedi.

Vilnius’taki NATO zirvesinin başlamasına saatler kala Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg arasında yapılan üçlü görüşme sonrasında, TBMM’nin İsveç’in üyeliğini hızla onaylamasına dair uzlaşmaya varıldığı bildirilmişti.

Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından onlarca yıldır sürdürdükleri askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO’ya katılmak için Mayıs 2022’de ortak başvuruda bulunmuştu.

Türkiye ve Macaristan’daki onay süreçlerinin tamamlanması sonrasında Finlandiya Nisan ayında 31’inci üye olarak İttifak’a katılmış, ancak Türkiye ve Macaristan’ın İsveç konusundaki çekinceleri sürmüştü. Bir ülkenin NATO’ya üye olabilmesi için tüm İttifak üyelerinde hükümetlerin onayının ardından meclis onayının da bulunması gerekiyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Pakistan’da İntihar Saldırısı: En Az 9 Asker Öldü, 20 Asker Yaralandı

Pakistan’da güvenlik konvoyuna düzenlenen intihar saldırısında en az 9 asker öldü, 20 asker yaralandı. Saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmazken, Pakistan Talibanı’ndan şüpheleniliyor.

Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), 2007 yılında kurulan Pakistan ve Afganistan merkezli bir örgüttür. TTP, Pakistan hükümetini resmi olarak Federal Olarak Yönetilen Kabile Bölgeleri olarak bilinen Hayber Pahtunhva eyaletinden çıkarmayı ve Şeriat hukuku oluşturmayı hedeflemektedir.

Pakistan’ın kuzeybatısındaki Hayber Pahtunhva eyaletinde güvenlik konvoyuna düzenlenen intihar saldırısında en az 9 asker öldü, 20 asker yaralandı. Pakistanlı yetkililer, eyalete bağlı Afganistan sınırındaki Bannu ilçesinde güvenlik konvoyuna bomba yüklü motorlu bisikletle intihar saldırı düzenlendiğini duyurdu.

Saldırıyı şu ana kadar üstlenen olmadı. Bununla birlikte 2022’den bu yana bölgede güvenlik güçlerine saldırılarını yoğunlaştıran Pakistan Talibanı’ndan şüpheleniliyor.  Saldırının gerçekleştiği Afganistan sınırındaki Bannu ilçesi Pakistan Talibanı’nın etkili olduğu bir bölge olarak biliniyor.

AFP’nin aktardığına göre Pakistan yönetimi yine yaptığı ayrı bir açıklamada Afganistan sınırına 61 kilometre uzaklıkta Jani Khel yerleşim birimine yakın bir bölgede düzenlenen ikinci saldırıda ise 5 askerin yaralandığını duyurdu.

Hayber Pahtunhva eyaletinde koalisyon hükümeti ortaklarından İslam Uleması Cemiyeti (JUI-F) Partisinin kongresine 30 Temmuz’da düzenlenen saldırıda ise 63 kişi hayatını kaybetmişti.

Pakistan Talibanı

Tehrik-i Taliban Pakistan (TTP), 2007 yılında kurulan Pakistan ve Afganistan merkezli bir örgüttür. TTP, Pakistan hükümetini resmi olarak Federal Olarak Yönetilen Kabile Bölgeleri olarak bilinen Hayber Pahtunhva eyaletinden çıkarmayı ve Şeriat hukuku oluşturmayı hedeflemektedir.

TTP’nin ideolojik kılavuzluğunu yapan El-Kaide’nin unsurları Afganistan-Pakistan sınırındaki bölgelerde TTP’nin sağlandığı güvenli alanlara sığınabilmektedir. Bu şekilde TTP hem El-Kaide’nin küresel ağına hem de üyelerinin operasyonel uzmanlığına erişim sağlamıştır.

TTP’nin eski Pakistan Başbakanı Benazir Butto’nun 2007 yılındaki suikastine karıştığından şüphelenilmektedir. TTP, Faysal Şehzad’ın 1 Mayıs 2010’da New York Times Meydanı’nda bir patlayıcıyı infilak ettirme girişimini düzenlemiş ve desteklemiştir.

Paylaşın