Taliban, Kadınların “Birbirlerinin Sesini Duymalarını” Yasakladı

Taliban’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, “Kadın namaz kılarken yanından başka bir kadın geçse bile, onların duyabileceği kadar yüksek sesle dua etmemelidir” dedi ve ekledi:

“Bırakın başka bir şeyi, namaz kılarken birbirlerinin seslerini duymalarına bile izin verilmezken şarkı söylemelerine nasıl izin verilebilir?”

Muhammed Halid Hanefi, kadın sesinin “avret” (İslam’a göre insan vücudunun örtülü olması gereken bölümlerini tanımlar) olarak kabul edildiğini ve diğer kadınlar tarafından bile kamusal alanda duyulmaması gerektiğini savundu.

Cumhuriyet‘in Merkezi ABD’nin Virginia eyaletinde bulunan Afgan haber kanalı Amu TV’den aktardığı habere göre, Taliban’ın Fazilet Yayma ve Ahlaksızlığı Önleme Bakanı Muhammed Halid Hanefi, kadınların diğer kadınların yanında yüksek sesle Kuran okumaktan kaçınmaları gerektiğini söyledi.

Hanefi, “Kadınların tekbir getirmelerine ya da ezan okumalarına izin verilmediğinde, kesinlikle şarkı ya da müzik söyleyemezler. Yetişkin bir kadın namaz kılarken yanından başka bir kadın geçse bile, onların duyabileceği kadar yüksek sesle dua etmemelidir. Bırakın başka bir şeyi, namaz kılarken birbirlerinin seslerini duymalarına bile izin verilmezken şarkı söylemelerine nasıl izin verilebilir?” dedi.

Hanefi, kadın sesinin “avret” (İslam’a göre insan vücudunun örtülü olması gereken bölümlerini tanımlar) olarak kabul edildiğini ve diğer kadınlar tarafından bile kamusal alanda duyulmaması gerektiğini savundu.

İnsan hakları uzmanları da dahil olmak üzere kadınlar, bu kararın namaz kılmanın ötesine geçerek birbirleriyle sohbet etmelerini kısıtlayacağından ve sosyal varlıklarını daha da azaltacağından korkuyor.

Afganistanlı aktivisti Zubaida Akbar, Taliban liderlerinin “cinsiyet ayrımcılığı” diktalarından sorumlu tutulmaları çağrısında bulunarak, “Bugün kadınların birbirlerinin yanında seslerini duyurmalarına getirilen yasak, geçtiğimiz ay kadınlara karşı 100 sayfadan fazla bir ferman kitabı yayınlayan Taliban’ın ahlak ve fazilet bakanı Muhammed Halid Hanefi’den geldi” dedi.

Bu karar, Taliban ‘ın Ağustos ayında kadınların dışarı çıkarken yüzleri de dahil olmak üzere tüm vücutlarını örtmelerini emreden yeni bir dizi yasayı uygulamaya koymasından sadece iki ay sonra geldi. Taliban’ın bu son kararının, uygulanıp uygulanmadığı ya da ne kadar yaygın olarak uygulandığı bilinmiyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Türkiye’de Çalışan Her Dört Kadından Biri “Cinsel Şiddete” Uğruyor

“İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasına göre; Türkiye’de çalışan her dört kadından biri, daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırması kamuoyuna sunuldu.

İş hayatındaki kadın ve erkeklerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı, cinsel şiddete uğrama oranının kadınlarda erkeklerin yaklaşık 2 katı fazla olduğu ortaya çıktı. Projenin bulguları dün yapılan basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Geçen nisan ayında başlayan araştırma kapsamında, 39 ilçeden rastgele seçilen 188 mahalleden 3 bin 7 katılımcı ile görüşmeler yapıldı. Yapılan hane halkı anketinde demografik bilgiler, işe adanmışlık ve iş yerinde taciz ve şiddet türlerine yönelik sorular soruldu. Çalışmada soru yönetilen kişiler yarı yarıya kadın ve erkek olacak biçimde belirlendi.

Kadınlar daha çok cinsel şiddete uğrarken erkekler ise ayrımcılığa maruz kaldı. Ekonomik şiddet ise cinsiyet fark etmeksizin en çok maruz kalınan şiddet türü oldu. Çalışma yaşamındaki kişilerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı.

Kamu sektöründe fiziksel şiddet daha fazla görülürken özel sektörde ise cinsel ve ekonomik şiddet oranı daha yüksek oldu. Çalışmada hem algılanan hem de maruz kalınan şiddet ölçüldü.

Cumhuriyet’ten İrem Karataş’ın haberine göre; Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı ve Proje yürütücüsü Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Araştırmada daha az eğitimli olmanın daha fazla şiddete maruz kalmaya sebep olduğu belirtildi. Çalışmanın ortaya koyduğu ilginç bulgulardan biri ise katılımcıların genellikle din, milliyet veya etnik köken sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını belirtmesi oldu. Cinsiyet ise ayrımcılığa uğrama sebepleri arasında çok düşük oranda yer aldı.

Sümer, bu bulgunun cinsiyet eşitsizliğinin normalleşmesine işaret edebileceğini belirtti. Bulgulara göre şiddet faillerinin çoğu erkek. Kadınlar genelde psikolojik şiddet uygularken, erkekler daha çok fiziksel ve cinsel şiddet uyguluyor. Cinsel şiddette faillerin yarıya yakını birinci derecede amir olanlar. Yine cinsel şiddette faillerin yüzde 60’ı evli.

Cinsel şiddete uğrama oranı ise, kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı. Çalışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Paylaşın

370 Milyondan Fazla Kız Çocuğu Cinsel Şiddet Mağduru

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNICEF) göre, dünya genelinde 18 yaş altı 370 milyondan fazla kız çocuğu ve genç kadın tecavüze veya cinsel saldırıya maruz kalıyor.

Haber Merkezi / Veriler, her sekiz kız çocuğundan birinin bu şiddet türüne maruz kaldığını gösteriyor.

UNICEF, verilerin çevrimiçi veya sözlü şiddet gibi diğer cinsel şiddet biçimlerini de içermesi durumunda sayının 650 milyonu aşacağını, bunun da her beş kız çocuğundan birinin bir tür şiddetle karşı karşıya kaldığı anlamına geleceğini söyledi.

Durum, kurumların daha zayıf olduğu, Birleşmiş Milletler barış gücünün bulunduğu veya şiddet ve güvensizlikten kaçan çok sayıda mültecinin bulunduğu en savunmasız bölgelerde daha da karmaşıktır.

Bu durumlarda tecavüz ve cinsel saldırı oranı dört kız çocuğundan birden fazlasına çıkabiliyor.

UNICEF’e göre erkek çocukları ve genç erkekler de cinsel şiddetten etkileniyor. 240 ila 310 milyon erkek çocuğunun (yaklaşık 11 çocuktan biri) çocukluk döneminde cinsel şiddete veya saldırıya maruz kaldığı tahmin ediliyor.

Verilere göre en sık cinsel şiddet vakaları ergenlik döneminde yaşanıyor.

Çocuklara yönelik cinsel şiddet vakalarının en fazla görüldüğü bölgeler ise Sahra Altı Afrika, bunu Doğu ve Güneydoğu Asya, Orta ve Güney Asya ve ardından Avrupa ve Kuzey Amerika izliyor.

UNICEF, raporun 2010 – 2022 döneminde 120’den fazla ülke ve bölgede yapılan anketlerin ardından derlendiğini söyledi.

UNICEF İcra Direktörü Catherine Russell, çocuklara yönelik cinsel şiddeti, “ahlaki bilincimizdeki bir leke” olarak tanımladı.

Russell, “ağır ve uzun süreli travmalara” yol açan bu cinsel şiddetin faillerinin çoğunlukla “çocuğun tanıdığı ve itimat ettiği” kişiler olduğunu ve bu eylemlerin de aslında çocukların “kendilerini güvende hissetmeleri gereken yerlerde” gerçekleştirildiğini söyledi.

Paylaşın

Türkiye’de Son 14 Yılda 4 Bin 255 Kadın Öldürüldü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre, Türkiye’de 2010 yılı ile 2024 yılının Ekim ayı arasında erkekler tarafından gerçekleştirilmiş 4.255 kadın cinayeti yaşandı.

En düşük kadın cinayetinin gerçekleştiği yıl ise 2011 yılı olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin daha öncesinde taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı bu yılda 121 kadın cinayeti gerçekleşti.

“Kadın cinayetleri” ile “kadınların şüpheli ölümlerine” ilişkin raporlar hazırlayan “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu” verilerine göre, Türkiye’de 2017 ile 2023 yılları arasında “şüpheli kadın ölümleri” yüzde 82 artış gösterdi.

2010 yılında yaşanan Münevver Karabulut cinayetinin ardından bir sivil inisiyatif olarak kurulan ve kadın mücadelesinde belirleyici bir rol oynayan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’ndan (KCDP) derlenen verilere göre, Türkiye’de 2010 yılı ile 2024 yılının Ekim ayı arasında erkekler tarafından gerçekleştirilmiş 4.255 kadın cinayeti yaşandı.

Platform’un verilerine göre, son 7 yılda 1.441’i şüpheli olmak üzere ve 2010’dan bu yana gerçekleştirilen kadın cinayetleri ile birlikte toplamda 5.696 kadın hayatını kaybetti.

2024 yılının başından Ekim ayına kadar 296 kadın cinayeti işlenirken, bu 10 aylık süreçte ise toplamda 184 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu.

Son 14 senede en fazla kadın cinayeti 2017 yılında yaşanırken, o yıl içerisinde 408 kadın cinayete kurban gitti.

En düşük kadın cinayetinin gerçekleştiği yıl ise 2011 yılı olarak kayıtlara geçti. Türkiye’nin daha öncesinde taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı bu yılda 121 kadın cinayeti gerçekleşti.

Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılmasından dolayı “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”nin ilk imzacısı Türkiye olmuştu.

Aynı zamanda bu sözleşmeyi parlamentosunda onaylayan ilk ülke olan Türkiye, Temmuz 2021’de sözleşmeden çekildiğini açıklamıştı.

Türkiye’nin sözleşmeden çekildiği 2021 yılında 280 kadın cinayeti yaşanırken, takip eden 2022 yılında ise kadın cinayetleri yaklaşık yüzde 20 artarak 334’e çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Cinsel Taciz Dosya Sayısı 190 Bini Aştı

Türkiye’de 2021 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamında toplam 121 bin 242 dosya açıldı. Dosyalardaki şüpheli sayısının ise 114 bin 78 olduğu bildirildi.

2022 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında açılan cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamındaki dosya sayısı ise 118 bin 959 oldu. 2022’deki şüpheli sayısı ise 125 bin 737 ile ifade edildi.

2023 yılında ise cinsel dokunulmazlığa karşı suçlama içeren dosya sayısı çarpıcı boyutlara fırladı. Cumhuriyet başsavcılıklarında 2023 yılında 193 bin 212 cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyası açıldı. Dosyalardaki toplam şüpheli sayısının ise 206 bin 852 olduğu belirtildi.

Ülkede son dönemde birbiri ardına yaşanan ve kamuoyunda infial yaratan olaylarda çok sayıda kadın yaşamını yitirdi. AK Parti iktidarlarında kadına yönelik şiddet olayları, Cumhuriyet tarihinde örneği olmayan boyutlara ulaştı.

Yaptırım içermeyen uygulamalar ve cezasızlık politikaları nedeniyle kadına yönelik şiddet hemen her yıl daha da tırmandı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; Cumhuriyet başsavcılıklarındaki soruşturma dosyalarına yönelik veriler ise “Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar” kapsamında açılan soruşturmalardaki çarpıcı tabloyu gözler önüne serdi. Cinsel saldırı kapsamında açılan dosya sayısının 2023 itibarıyla 200 bine dayandığı öğrenildi.

Türkiye’de 2021 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamında toplam 121 bin 242 dosya açıldı. Dosyalardaki şüpheli sayısının ise 114 bin 78 olduğu bildirildi. 2022 yılında Cumhuriyet başsavcılıklarında açılan cinsel dokunulmazlığa karşı suç kapsamındaki dosya sayısı ise 118 bin 959 oldu. 2022’deki şüpheli sayısı ise 125 bin 737 ile ifade edildi.

2023 yılında ise cinsel dokunulmazlığa karşı suçlama içeren dosya sayısı çarpıcı boyutlara fırladı. Cumhuriyet başsavcılıklarında 2023 yılında 193 bin 212 cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyası açıldı. Dosyalardaki toplam şüpheli sayısının ise 206 bin 852 olduğu belirtildi.

Cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyalarının detayları da dikkati çekti. Buna göre, Cumhuriyet başsavcılıklarındaki toplam 193 bin 212 cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyasının 66 bin 138’ini, “Çocuğun cinsel istismarı” dosyaları oluşturdu.

Soruşturma aşamasındaki cinsel dokunulmazlığa karşı suç dosyalarındaki diğer suç türleri ve dosya sayıları ise şöyle sıralandı:

Cinsel taciz: 63 bin 3
Cinsel saldırı: 36 bin 397
Reşit olmayanla cinsel ilişki: 27 bin 674

2023 yılında Ceza Mahkemelerinde, “Cinsel dokunulmazlığa karşı suç işlemek” gerekçesiyle toplam 43 bin 458 kişi yargılandı. Yargılamaların ardından 15 bin 474 kişi hakkında mahkumiyete hükmedildi. Toplam 7 bin 77 kişinin cezası ise Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kapsamına alındı.

Paylaşın

Eylül Ayında “34 Kadın” Öldürüldü

Eylül ayında 34 kadın öldürüldü; Kadınların 22’si evinde, 6’sı sokakta, 3’ü işyerinde, 1’i otelde, 1’i arabada öldürülürken, 1 kadının öldürüldüğü yer ise tespit edilemedi.

Haber Merkezi / Öldürülen 34 kadından 12’si boşanmak istediği; barışmayı, evlenmeyi ve ilişkiyi reddettiği için öldürüldü. 2’si ekonomik bahanelerle, 1’i nefret bahanesiyle, 1’i hedef olan kadının arkadaşının yanında öldürüldü. 18’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), 2024 eylül ayı raporunu yayımladı. Yayımlanan rapora göre, Türkiye’de bir ayda 34 kadın öldürüldü; 20 kadının ölümü ise şüpheli bulundu

Öldürülen 34 kadından 12’si boşanmak istediği; barışmayı, evlenmeyi ve ilişkiyi reddettiği için öldürüldü. 2’si ekonomik bahanelerle, 1’i nefret bahanesiyle, 1’i hedef olan kadının arkadaşının yanında öldürüldü. 18’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Eylül ayında öldürülen 34 kadının 16’sı evli olduğu erkek, 4’ü eskiden birlikte olduğu erkek, 4’ü birlikte olduğu erkek, 2’si oğlu, 2’si tanıdığı biri, 1’i akrabası, 1’i babası, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 1’i tanımadığı biri tarafından öldürüldü. 2 kadının öldürüldüğü kişiyle yakınlığı tespit edilemedi. Bu ay kadınların yüzde 47’si evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 22’si evinde, 6’sı sokakta, 3’ü işyerinde, 1’i otelde, 1’i arabada öldürüldü. 1 kadının öldürüldüğü yer tespit edilemedi. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 65’i evlerinde öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların 18’i ateşli silahlarla, 10’u kesici aletle, 4’ü darp edilerek, 2’si boğularak öldürüldü. Bu ay öldürülen kadınların yüzde 53’ü ateşli silah ile öldürüldü.

Paylaşın

2024’te Türkiye’de 280 Kadın Öldürüldü

2024 yılının ilk sekiz ayında en az 280 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Öldürülen kadınların 134’ü evli, 73’ü bekar, 41’inin medeni durumu ise bilinmiyor.

Haber Merkezi / Kadınları öldüren erkeklerin 105’i aile içinden, 43’ü ise kadınların boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Kadınların 153’ü ateşli silahla, 60’ı kesici aletle öldürüldü.

Kadınların 162’si kendi evinde, 9’u çalıştığı yerde, 82’si kamusal alanda öldürüldü.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), “Kadın Cinayetleri 8 Aylık Raporu”nu açıkladı.

Buna göre; 1 Ocak-31 Ağustos süresince 280 kadın erkekler tarafından katledildi. Kadınları öldüren erkeklerin 105’i aile içinden, 43’ü ise kadınların boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Katledilen kadınların 50’si şüpheli ölüm olarak kaydedildi.

Kadınların 153’ü ateşli silahla, 60’ı kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 134’ü evli, 73’ü bekar, 41’inin medeni durumu bilinmiyor. Kadınların 162’si kendi evinde, 9’u çalıştığı yerde, 82’si kamusal alanda öldürüldü.

Ağustos ayında 31 kadın öldürüldü

Ağustos ayında ise 31 kadın cinayeti işlendi. Kadınları öldüren erkeklerin 4’ünün boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu belirlendi.

Kadınların 13’ü ateşli silahla, 8’i kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 13’ü evli, 10’u bekar, 5’inin medeni durumu bilinmiyor. Kadınların 14’ü kendi evinde, 1’i çalıştığı yerde, 12’si kamusal alanda öldürüldü.

Paylaşın

İktidar, Kadını “Hiçleştirmek” İçin Yeni Yollar Arıyor

İktidar, kadının evlendikten sonra bekarlık soyadını kullanma hakkını vermemek için yeni “çözüm” yolları arıyor. 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan, “Bu engel oluşun altında aslında kadının hiçliği anlayışı yatıyor” dedi.

Şenal Sarıhan, “Bu anlayışa göre, kadın evlendiği zaman her şeyden arınır ve evlendiği erkeğin ‘malı’ olur. Böyle bir düzenlemeye kadın örgütleri olarak hiçbirimizin olur vermeyeceği açıktır” ifadelerini kullandı.

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Kadının yalnızca kocasının soyadını kullanabilmesini” öngören Medeni Kanun hükmünü iptal etmesine karşın kadının evlendikten sonra bekarlık soyadını kullanma hakkını vermemek için yeni “çözüm” yolları arıyor. Yapılacak yeni düzenlemeyle, Medeni Kanun’daki mevcut hükmün genel olarak korunacağı ve yalnızca “tanınmış kadınlar” için bir istisna getirileceği öne sürüldü.

Buna göre; sanatçılar, siyasetçiler ve toplum önünde bilinen kişiler, “Bu soyadımla tanınıyorum” gerekçesiyle sadece kendi soyadlarını kullanabilecekler. Bu düzenlemenin gerekçesi olarak ise kadınların genellikle eşlerinin soyadını kullanmak istedikleri ve bu tercihin, çocukları ve aile birliğini önemsemelerinden kaynaklandığı iddia edildi.

Bu iddialara ilişkin Cumhuriyet’ten Eylül Barut‘a konuşan 29 Ekim Kadınları Derneği Başkanı Şenal Sarıhan, AYM kararında “açık bulmaya” çalışmanın her türlü hukuksuzluk olduğunun altını çizdi. Sarıhan, “İster parlamento yapsın, ister hüküket gerçekleştirsin, bu her türlü hukuksuz bir tutumu ortaya çıkarır. AYM’nin vermiş olduğu herhangi bir yargı kararı karşısında o kararı yok hükmüne getiren düzenlemelerin yapılması hukuksuzluktur, nerede olursa olsun hukuksuzluktur. Mevcut Türk hukuk sistemine ve bağlı olduğumuz uluslararası sözleşmelere de aykırı bir durumdur” dedi.

“Kadının hiçliği anlayışı”

Bu düzenlemelerin pratikte yer aldığını kaydeden Sarıhan, “Bir kadın bekarlık soyadıyla tanınmışsa zaten onu kullanır ya da evlenip boşandıktan sonra bile o soyadla tanınmışsa onu kullanmayı sürdürebilir. Bu geleneksel bir olgudur, yani hukuki bir durum değildir. Şimdi bunu hukuki bir biçime getirmek aslında herhangi bir fikri olmayan kadınları yok hükmünde görmek, o kadınların kendi aile soyadlarını ya da istedikleri soyadı taşımalarına engel olmaktır. Bu engel oluşun altında aslında kadının hiçliği anlayışı da yatıyor. Bu anlayışa göre, kadın evlendiği zaman her şeyden arınır ve evlendiği erkeğin ‘malı’ olur. Böyle bir düzenlemeye kadın örgütleri olarak hiçbirimizin olur vermeyeceği açıktır” diye konuştu.

Paylaşın

2024 Yılının İlk Yedi Ayında 249 Kadın Öldürüldü

2024 yılının ilk yedi ayında 249 kadın erkekler tarafından katledildi. Kadınları öldüren erkeklerin 92’si aile içinde, 39’u boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Katledilen kadınların 48’i ise şüpheli ölüm.

Haber Merkezi / Kadınların 140’ı ateşli silahla, 52’si kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 121’i evli, 63’ü bekar, 36’sının medeni durumu bilinmiyor. Kadınların 148’i kendi evinde, 8’i çalıştığı yerde, 70’i kamusal alanda öldürüldü.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF), 2024 Eylül ve 2024 yılının ilk yedi ayına ilişkin kadın cinayetleri raporunu yayınladı.

Rapora göre; Eylül ayında erkekler tarafından 52 kadın katledildi. Kadınları öldüren erkeklerin 4’ü aile içinde, 6’sı boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Katledilen kadınların 16’sı ise şüpheli ölüm.

Kadınların 25’i ateşli silahla, 14’ü kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 20’si evli, 12’si bekar, 13’ünün medeni durumu bilinmiyor.

1 Ocak – 30 Haziran ayında 249 kadın erkekler tarafından katledildi. Kadınları öldüren erkeklerin 92’si aile içinde, 39’u boşanma veya ayrılma aşamasında olduğu erkek. Katledilen kadınların 48’i ise şüpheli ölüm.

Kadınların 140’ı ateşli silahla, 52’si kesici aletle öldürüldü. Öldürülen kadınların 121’i evli, 63’ü bekar, 36’sının medeni durumu bilinmiyor. Kadınların 148’i kendi evinde, 8’i çalıştığı yerde, 70’i kamusal alanda öldürüldü.

Paylaşın

Her Beş Kızdan Biri 18 Yaşına Girmeden Evlendiriliyor

Dünya genelinde her beş kızdan biri 18 yaşına girmeden önce evlendirilirken, her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkeğin şiddetine maruz kalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan bir araştırmadan çıkan sonuca göre dünya genelinde ergenlik dönemi ile 20 yaş arasındaki her dört genç kadından biri eşi ya da birlikte olduğu erkek tarafından şiddete maruz bırakılıyor.

DSÖ tarafından küresel ölçekte gerçekleştirilen ve sonuçları The Lancet Child & Adolescent Health adlı uzmanlık dergisinde yayınlanan araştırma göre 15-19 yaşları arasındaki yaklaşık 19 milyon genç kadın bu durumdan muzdarip. Bu sonuca göre dünya genelinde şiddete maruz kalan genç kadınların ortalaması yüzde 24.

Bölgesel olarak ele alındığında ise aynı yaş grubundaki kadınların şiddete uğrama oranları farklılık gösteriyor. Orta Avrupa’da bu oran yüzde 10 iken, Okyanusya bölgesindeki genç kadınların yüzde 47’si bu tür deneyimler yaşadı. Okyanusya bölgesi Avustralya ve Yeni Zelanda’nın yanı sıra daha küçük Pasifik ada devletlerini de kapsıyor. Sahra altı Afrika’da ise bu rakam yüzde 40 olarak kayıtlara geçti.

DSÖ, ilişkilerde partnerler tarafından uygulanan şiddetin sağlık, akademik ve mesleki performans ile gelecekteki ilişkiler açısından yıkıcı sonuçları olduğuna dikkat çekti. Hazırlanan raporda, bu tür şiddetin genç kadınlarda depresyon, anksiyete bozuklukları, istenmeyen gebelikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve ruh sağlığı sorunları riskini arttığı vurgulandı.

Araştırma ayrıca yoksul ülkelerde ve bölgelerdeki genç kadınların eğitim haklarının kısıtlandığını ortaya koyarken, söz konusu bölgelerdeki kızları ilk eğitimden sonra okula göndermeme ve 18 yaşından önce evlendirme eğilimlerinin arttığına dikkat çekti. Ayrıca söz konusu bölgelerde genç kızların kendilerinden daha yaşlı erkeklerle evlendirilmeleri nedeniyle çiftler arasında bir güç dengesizliği oluştuğu ve kızların izole edildiği sonucuna varıldı.

DSÖ tarafından yapılan açıklamada dünya genelinde her beş kızdan birinin 18 yaşından önce evlendirildiğine vurgu yapıldı. DSÖ genç kadınların durumlarının iyileştirilmesi için kız ve erkek çocuklarına okullarda sağlıklı ilişkiler ve kadın hakları konusunda eğitim verilmesi çağrısında bulundu.

DSÖ uzmanları araştırma çerçevesinde 161 ülkedeki kadına yönelik şiddetle ilgili 2000-2018 yılları arasındaki verileri mercek altına alırken, 15-19 yaş aralığındaki kadınların deneyimlerini inceleyip raporlaştırdı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın