DİSK’ten “Kıdem Tazminatı” Açıklaması: “Ölmek Var Vermek Yok”

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, orta vadeli programda işçi sınıfı açısından bir riskinde kıdem tazminatının kaldırılması olduğuna işaret ederek, “Diyorlar ki ‘2024 yılı sonuna kadar emekli olun. 2025’te emekli olursanız yüzde 35 daha az emekli maaşı alırsınız.’ Böyle bir şey olur mu?” dedi ve ekledi:

“Orta vadeli programda bir tuzak var. Tamamlayıcı emeklilik sistemini getireceklermiş. Biz bu tuzakları daha önce de gördük. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında Türkiye işçi sınıfının 90 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün buradan Mersin’den sesleniyoruz: Asla aklınızdan geçirmeyin, asla teslim olmayacağız. Kıdem tazminatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok.”

DİSK’in ‘Yeter artık, geçinemiyoruz’ sloganıyla düzenlediği bölge mitingi Mersin’de Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda yapıldı. Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Niğde ve Karaman’dan işçilerin katıldığı mitinge DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, CHP Mersin Milletvekilleri Gülcan Kış ve Hasan Ufuk Çakır, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Toroslar Belediye Başkanı CHP’li Abdurrahman Yıldız katıldı.

Artı Gerçek’ten Abidin Yağmur’un aktardığına göre; Mitingin kadın cinayetlerinin sembol ismi Özgecan Aslan’ın adının verildiği meydanda yapıldığına dikkat çeken DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Diyarbakır’da Narin’in, Tekirdağ’da Sıla bebeğin yaşadığı acıları herkesin yüreğinde hissettiğini söyledi. Çerkezoğlu, “Biliyoruz ki çocuklarını koruyamayan bir ülke geleceğini de koruyamaz. Kadına yönelik şiddetin, kadın cinayetlerinin arttığı bir ülke çocuklarının geleceğini koruyamaz” diye konuştu.

Yoksuldan alıp zengine veren bu düzenden hesap sormak için alanlara çıktıklarını vurgulayan Çerkezoğlu, “Herkesi asgari ücrete, herkesi asgari emekli maaşına, herkesi asgari bir yaşama mahkum etmeye çalışanlardan hesap sormak için bir aradayız” dedi.

Türkiye işçi sınıfının bugün yaşadığı sorunların ilk adımlarının 12 Eylül 1980 darbesinden sonra atıldığına işaret eden Çerkezoğlu, “Adını doğru koyalım bugün yaşadığımız bu ağır tablo, bu işsizlik, bu yoksulluk, bu hayat pahalılığı tesadüf değil. Ülkeyi yöneten iktidarın ekonomi kurmaylarının, o sık sık değişen maliye bakanlarının beceriksizliği ve iş bilmezliği değil. 22 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. 22 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonucudur. Oysa tam tersi mümkün. Yeter ki tercihler değişsin. Yeter ki gelirde, vergide, ülkede adalet sağlansın” diye konuştu.

“Bu düzenin bütün çarkları yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapmak için dönüyor” diyen DİSK Başkanı Çerkezoğlu, geçtiğimiz günlerde açıklanan orta vadeli programda yer alan öngörülerin de bunu kanıtladığını söyledi. Çerkezoğlu, “Orta vadeli program dediğimiz hükümetin önümüzdeki 3 yılda yapacaklarının özeti. Orta vadeli programda hayat pahalılığı var. Orta vadeli programda daha düşük büyüme var. Yani daha fazla işsizlik var. Orta vadeli programda enflasyonu düşürmek için asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretleri baskılamak var.

Tutturmuşlar bir yalan. Enflasyonun nedeni ücretlermiş. Koca bir yalan arkadaşlar, koca bir yalan. Türkiye’de enflasyonun nedeni işçinin, emekçinin ücreti değil. Enflasyonun nedeni dolarizasyon. Şirketlerin, bankaların aşırı kârları, arz problemleri. Ülkeyi üretimden koparmak enflasyonun nedeni. ‘Ücretleri baskılayarak enflasyonu düşüreceğiz’ dediler. Asgari ücrete ara zam yapmadılar. Ne oldu? Milyonları açlıkla yüz yüze bıraktılar. Ama enflasyon hedeflerini 8 puan yükseltmek zorunda kaldılar” dedi.

Orta vadeli programda işçi sınıfı açısından bir diğer riskind e kıdem tazminatının kaldırılması olduğuna işaret eden DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyorlar ki ‘2024 yılı sonuna kadar emekli olun. 2025’te emekli olursanız yüzde 35 daha az emekli maaşı alırsınız.’ Böyle bir şey olur mu? Orta vadeli programda bir tuzak var. Tamamlayıcı emeklilik sistemini getireceklermiş. Biz bu tuzakları daha önce de gördük. Tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında Türkiye işçi sınıfının 90 yıllık kazanımı olan kıdem tazminatını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bugün buradan Mersin’den sesleniyoruz: Asla aklınızdan geçirmeyin, asla teslim olmayacağız. Kıdem tazminatımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Ölmek var dönmek yok, tazminatı vermek yok.”

Paylaşın

Son Bir Yılda 66 Çocuk İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

Türkiye’de son bir yılda 66 çocuk iş kazalarında hayatını kaybetti. “Çocuk işçiliği” çocukları çocukluklarını yaşamaktan alıkoyan, potansiyellerini ve saygınlıklarını eksilten, fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından zararlı işler olarak tanımlanır.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2023 Eylül – 2024 Ağustos döneminde Çocuk İşçiler İş Cinayetleri Raporu’nu açıkladı. Son 1 yılda en az 66 çocuk çalışırken hayatını kaybetti belirtilen raporda öne çıkan bölümler şöyle:

Tarım sektöründe 24 çocuk hayatını kaybetti: 24 çocuk (20 işçi, 4 çiftçi) hayatını kaybetti. Tarım sektöründe ölen çocukların neredeyse yarısı, sıcak havada çalışmadan bunalıp su kanalında veya derede boğulma nedeniyle hayatını kaybetti. Tarım sektöründeki çocuk işçilerin çalışma koşullarının genellikle ağır ve riskli olması yine dikkat çekti.

Sanayi sektöründe 17 çocuk hayatını kaybetti: 17 çocuk işçi, sanayi sektöründe çeşitli kazalar sonucu hayatını kaybetti. Bu ölümlerin çoğu, makinaya sıkışma, patlama ve yanma gibi nedenlerle gerçekleşti.

İnşaat sektöründe 13 çocuk hayatını kaybetti: 13 çocuk inşaat sektöründe çalışırken hayatını kaybetti. İnşaat sektöründeki çocuk işçilerin büyük bir kısmı, yüksekten düşme gibi kazalar nedeniyle yaşamını yitirdi.

Hizmet sektöründe 12 çocuk hayatını kaybetti: 12 çocuk hizmet sektöründe çalışırken hayatını kaybetti. Bu ölümler genellikle trafik kazaları ve diğer iş kazalarından kaynaklandı.

Çocuk işçi ölümlerinin şehirsel dağılımı: Çocuk işçi ölümleri, kırsal bölgelerden büyük şehirlere doğru kayıyor. Geçen yıl tarım sektöründeki çocuk işçi ölümlerinin oranı yüzde 36 iken, bu oran geçmiş yıllara göre belirgin bir şekilde azalmış durumda. Tarımda çocuk işçi ölümlerinin düşüşü, kentsel alanlarda çocuk işçiliğin artışını da beraberinde getirdi.

Türkiye’nin farklı şehirlerinde çocuk işçi ölümlerinin dağılımı ise şu şekilde: İstanbul’da 7 çocuk, Şanlıurfa’da 5 çocuk, Adana, Kocaeli ve Konya’da 4’er çocuk, Ankara ve Kayseri’de 3’er çocuk, Çorum, Gaziantep, Hatay, Malatya ve Manisa’da 2’şer çocuk, Diğer şehirlerde ise 1’er çocuk hayatını kaybetti.

İSİG Meclisi tarafından belirlemeye göre; MESEM (Mesleki Eğitim ve Öğretim Merkezleri), çocuk işçiliğinin yaygınlaşmasına neden oluyorken; 2016 yılına kadar var olan ‘Çıraklık Eğitim Merkezleri’nin devamı niteliğindeki MESEM, çocukların bedava iş gücü olarak kullanılmasını meşrulaştırılıyor.

2024 yılında MESEM kapsamında bedava çalışan öğrenci işçilere patronlara 1 milyar 698 milyon TL ödenmiş ve son üç yılda MESEM programlarına aktarılan kamu kaynağı 15 milyar TL’ye ulaştı.

İSİG Meclisi tarafından yapılan değerlendirmeye göre; ”MESEM’lerin amacı eğitim değil, çocuk işçiliği yaygınlaştırmak ve patronlara finansal destek sağlamaktır.”

Kız çocukları: Kız çocuklarının ölümleri, iş cinayetlerinde ölen kadınların ölümlerinin iki katı oranında gerçekleşti. Ancak kentsel alanda çocuk işçiliğinin artmasıyla bu oran geçen yıl yüzde 8’e düştü.

Göçmen Çocuklar: Türkiye’deki göçmen çocuk işçilerin ölüm oranı geçen yıl yüzde 8 olarak belirlendi. Göçmen çocuklar, genellikle güvencesiz işlerde çalıştırılmakta ve bu durum sağlıklarını tehdit etmektedir.

Çocuk işçi ölümleri arasında yaş gruplarına göre dağılım ise şu şekildedir: 6-14 yaş arası 22 çocuk hayatını kaybetti. 15 yaş ve üzeri kalan çocuk işçilerin çoğunluğu bu yaş grubunda yer aldı. 14 yaş altındaki çocukların çalışması yasak olmasına rağmen, bu yaş grubundaki çocuklar ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılıyor.

İSİG Meclisi’nin rapor sonucuna göre yer alan ifadeleri şöyle; ”Türkiye sanayisinin dünya pazarlarında, özellikle AB pazarında, var olmasının yegâne yolu ucuz işgücü ihracıdır. Türkiye’de çocuk işçiliği, ucuz iş gücü ihtiyacı nedeniyle sürdürülmektedir.

Bu aşamada ‘kullan-at işçilik’ halini alan çocuk işçiliğin varlığı elzemdir ve çocuk işçilik ancak üretenlerin yönetmesi durumunda önlenebilir.

Çocuk işçiliğinin önlenmesi ve çocuk haklarının korunması için sistematik bir değişim ve örgütlenme gerekmektedir. Çocukların korunması ve haklarının savunulması için mücadele devam etmelidir. Örgütlenmek ve mücadele etmek, çocuk işçiliğinin sona erdirilmesi için kritik öneme sahiptir.”

NOT: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlıyor.

Paylaşın

TÜİK’e Göre İşsizlik Azalıyor: Yüzde 26,5

Atıl işgücü oranı temmuz ayında bir önceki aya göre 2,7 puan azalarak yüzde 26,5 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 17,9 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 18,5 olarak tahmin edildi.

Haber Merkezi / 15 – 24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı temmuz ayında bir önceki aya göre 1,0 puan azalarak yüzde 16,6 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,2, kadınlarda ise yüzde 25,0 olarak tahmin edildi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), İşgücü İstatistikleri Temmuz 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2024 yılı Temmuz ayında bir önceki aya göre 112 bin kişi azalarak 3 milyon 167 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,4 puan azalarak yüzde 8,8 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,0 iken kadınlarda yüzde 12,4 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı temmuz ayında bir önceki aya göre 235 bin kişi artarak 32 milyon 712 bin kişi, istihdam oranı ise 0,3 puan artarak yüzde 49,6 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 67,4 iken kadınlarda yüzde 32,2 olarak gerçekleşti.

İşgücü temmuz ayında bir önceki aya göre 123 bin kişi artarak 35 milyon 879 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puan artarak yüzde 54,4 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 72,4 iken kadınlarda yüzde 36,8 oldu.

15 – 24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı temmuz ayında bir önceki aya göre 1,0 puan azalarak yüzde 16,6 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,2, kadınlarda ise yüzde 25,0 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2024 yılı Temmuz ayında bir önceki aya göre 1,3 saat azalarak 42,5 saat olarak gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı temmuz ayında bir önceki aya göre 2,7 puan azalarak yüzde 26,5 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 17,9 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 18,5 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

DİSK’ten Orta Vadeli Program’a Sert Eleştiriler

“Trakya İşçi Buluşması”nda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Programı açıkladı Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Orta Vadeli Program’da daha düşük büyüme, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var” dedi ve ekledi:

“Biz biliyoruz ki bu adaletsiz sistemi değiştirmeden, gelirde adaleti, vergide adaleti, ülkede adaleti sağlayacak bir süreci örgütlemeden bu kara tabloyu ortadan kaldırmak mümkün değil. Öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor. Bu düzenin bütün çarkları bizi daha fazla yoksulluğa, açlığa mahkûm ediyor. O yüzden DİSK’in mücadelesi, bu yürüyüşün hedefi bizleri açlığa, yoksulluğa mahkûm eden bu politikaları değiştirmek içindir.”

Arzu Çerkezoğlu, konuşmasının devamında, “DİSK’in mücadelesinin ve yürüyüşünün hedefi, bizi açlığa, yoksulluğa mahkûm eden, ücret politikasından vergi politikasına kadar yoksuldan alıp zengine veren bu düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin dört bir yanından başlattığımız bu yürüyüşümüzü yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK), “Gelirde adalet, vergide adalet” talebiyle başlattığı eylemler devam ediyor. Tekirdağ’daki Hasan Ali Yücel Meydanı’nda bugün “Trakya İşçi Buluşması” düzenlendi. Eyleme CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ile Süleymanpaşa Belediye Başkanı Volkan Nallar da katıldı.

Yeniçağ’ın aktardığına göre; Burada açıklamalarda bulunan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, iki yılı aşkın bir süredir iş yerlerinden başlayarak vergi dairelerine kadar sayısız eylemler ve mitingler yaptıklarını ifade ederek, taleplerinin ve hedeflerinin son derece açık ve net olduğunu, herkesin çalışıp ürettiğini ve üretilen değerin hakça paylaşmak istediklerini ifade etti.

Bugün Türkiye’nin temel meselesinin bir bölüşüm meselesi olduğunu ifade eden Çerkezoğlu, “Türkiye yoksullaştığı için biz yoksullaşmıyoruz. Üretiyoruz ama ürettiğimiz değerden payımızı alamadığımız için milyonlarca işçi, emekçi, emekli, kadınlar, gençler, bu ülkenin gerçek sahipleri her gün daha fazla yoksullaşıyoruz. Yüksek enflasyon karşısında her gün alım gücümüzü yitiriyoruz. Bilelim ki bugün yaşadığımız bu tablonun bir tane nedeni var.

Ülkeyi yöneten iktidarın, o sık sık değişen Maliye Bakanlığı’nın ekonomi kurmaylarının beceriksizliği ya da iş bilmezliği değildir bugünkü yoksulluğumuzun nedeni. 22 yıldır ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarlarının sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye’de öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönüyor. Bu düzenin bütün çarkları yoksuldan alıp zengine vermek için dönüyor. O nedenle gelirde adalet, vergide, ülkede adalet diyoruz ve bu yürüyüşü devam ettiriyoruz” ifadelerini kullandı.

Milyonlarca işçi, emekçi, emekli alanlarda adalet diye haykırırken iktidar bu politikalarında inat ve ısrarını sürdürdüğünü belirten Çerkezoğlu, “Geçtiğimiz hafta Orta Vadeli Programı açıkladı Cumhurbaşkanı Yardımcısı. Orta Vadeli Program’da daha düşük büyüme, yüksek enflasyon, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, esnek çalışma, güvencesiz çalışma var. Kıdem tazminatı başta olmak üzere işçi sınıfının bütün kazanılmış haklarını ortadan kaldırmayı hedefleyen bir program var.

Emekli olmayı daha da zorlaştıran, emeklilikteki bütün mağduriyetleri artıran bir yaklaşım var. Bu ülkenin milyonlarca emeklisini 12 bin 500 lirayla yaşamaya mahkûm etmek var. Bu ülkenin tüm işçilerini asgari ücrete mahkûm etmek var. Sendikasızlık var, kazanılmış hakların ortadan kaldırılması var. Bile isteye yapıyorlar, bile isteye ve bütün politikalarının hedefinde de milyonlarca işçinin, emekçinin, çoluğunun çocuğunun ekmeği var. Biz biliyoruz ki bu adaletsiz sistemi değiştirmeden, gelirde adaleti, vergide adaleti, ülkede adaleti sağlayacak bir süreci örgütlemeden bu kara tabloyu ortadan kaldırmak mümkün değil.

“Bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor”

Öyle bir düzen kurdular ki, bu düzenin bütün çarkları eşitsizlik, adaletsizlik üretiyor. Bu düzenin bütün çarkları bizi daha fazla yoksulluğa, açlığa mahkûm ediyor. O yüzden DİSK’in mücadelesi, bu yürüyüşün hedefi bizleri açlığa, yoksulluğa mahkûm eden bu politikaları değiştirmek içindir. DİSK’in mücadelesinin ve yürüyüşünün hedefi, bizi açlığa, yoksulluğa mahkûm eden, ücret politikasından vergi politikasına kadar yoksuldan alıp zengine veren bu düzeni değiştirmektir. Türkiye’nin dört bir yanından başlattığımız bu yürüyüşümüzü yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız” ifadelerini kullandı.

Çerkezoğlu açıklamalarına şu sözlerle devam etti, “Bu ülkede gelirde adaletin, vergide adaletin sağlandığı, demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği, işçi sınıfının örgütlenmesinin, sendikalaşmasının önündeki tüm engellerin kaldırıldığı, kıdem tazminatı başta olmak üzere kazanılmış tüm haklarımızın güvence altında olduğu, yani üretenlerin yöneten olduğu bir Türkiye’yi, emeğin Türkiye’sini kurmak için yan yana, omuz omuza büyütmeye kararlıyız. Bugün buradan, Trakya İşçi Buluşması’ndan, Tekirdağ’dan bir kez daha ülkeyi yöneten siyasi iktidara sesleniyoruz.

Bu politikalarınız milyonları açlığa, yoksulluğa mahkûm etmektedir. Bu tercihlerin değişmesiyle bu tabloyu tamamen tersine çevirmek mümkündür. Yani bizler bu kara tabloya mahkûm değiliz. İşsizliğe, yoksulluğa, açlığa, bu kara tabloya asla mahkûm değiliz. Hepimiz çalışıyoruz, hepimiz üretiyoruz. Hepimizin çalışarak ürettiği toplam değer bu ülkenin 85 milyonunu, işçisini, emekçisini, işsizlerini, emeklileri, kadınları, gençleri, çocuklarımızı insanca yaşatmaya yeter de artar bile. Yeter ki tercihler değişsin, yeter ki adalet sağlansın.

Bizler bu ülkede, bu topraklarda eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve kardeşlik temelinde demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla işlediği emeğin Türkiye’sini kurmanın mücadelesini mutlaka ama mutlaka başarıya ulaştıracağız. Biliyoruz ki bu ülkenin geleceği buradadır. Biliyoruz ki ikinci yüzyılına giren Cumhuriyetimizin geleceğe taşınmasının yolu da budur. O nedenle yan yana, omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bugün burada, bu buluşmada bizleri yalnız bırakmayan bütün yol arkadaşlarımıza, mücadele arkadaşlarımıza da DİSK adına bir kez daha teşekkür ediyoruz.”

Paylaşın

“Yeni Emeklilik Sistemi”nin Ayrıntıları Belli Oldu

Emeklilerin ekonomik durumu her geçen gün daha da kötüye giderken, iktidar, emeklilerin gelirini artırmak amacıyla harekete geçti. İktidar, 2025’in dördüncü çeyreğinde Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ni (TES) uygulamaya koyacak.

Ekonomide üç yıllık dönemi kapsayan yeni Orta Vadeli Programı’na (OVP) göre, Otomatik Katılım Sistemi’nin ikinci basamak emeklilik sistemine dönüşeceği Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) kurulacak.

İktidara yakınlığıyla bilinen Sabah gazetesinden Önder Yılmaz’ın haberine göre, yeni kıdem tazminatı sistemi olan TES, emeklilikteki gelir kaybını telafi etme üzerine kurulu bir yapı olacak. 2025 yılının 4. çeyreğinde yasal düzenlemeler hayata geçirilecek.

Habere göre, çalışma dönemindeki yaşam standartlarını koruyacak, ek emeklilik geliri oluşturacak ve hane halkının daha fazla tasarruf yapabilmesine fırsat verecek bir çalışma olarak kurgulanan TES ile hem sosyal güvenlik sisteminden hem de tamamlayıcı emeklilik sisteminden emeklilik maaşı alınabilecek.

TES ile birlikte çalışan, işveren ve devlet tarafından çalışanın bireysel hesabına nakdi katkılar yapılacak. Çalışanın brüt maaşından yapılan kesintiye ek olarak işverenin de belli bir oranda çalışanın sözleşmesine katkı sağlamasının planda olması bekleniyor.

Ayrıca işverene, yapacağı katkı için devlet tarafından bir destek verilmesi öngörülüyor. Bu açıdan bir ikinci basamak emeklilik sistemi olarak tanımlanıyor.

Bir hesaplama örneğine göre, çalışanın maaşından 500 TL kesildiği takdirde işverenden de 500 TL destek yatırılacak. Buna ek olarak devlet de katkı sağlayacak ve toplam tutar işçinin sözleşmesine aktarılacak.

TES taslağında, işverenler her ay çalışanlara maaşlarının yüzde 8.33’ünü tazminat olarak ödeyecek. Bu tutar, çalışanın kişisel hesabında toplanacak ve emeklilikte kullanılacak.

Yeni sistem kimleri kapsayacak?

TES’in, 4/A’lı işçi statüsünde çalışanlarla, 4/C memur statüsünde çalışanları kapsaması planlanıyor. 4/B statüsünü (Bağ- Kur) ise kapsamayacağı öngörülüyor. Tamamlayıcı emeklilik sisteminde çıkışlar bazı şartlara bağlanacak.

Sadece yalnızca emeklilik için gerekli şart ve koşulları yerine getirenlerin sistemden çıkabileceği yönünde düzenleme yapılacağı ifade ediliyor.

TES ile beraber kıdem tazminatı, işten ayrılma durumunda alınamayacak. Çalışanlar, Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi içerisinde kıdem tazminatlarını emeklilik döneminde alabilecekler.

TES’te yer alacak katılımcılar, 60 yaşına kadar işten ayrılma durumunda bir defaya mahsus olmak üzere kıdem tazminatının belirli bir oranını alabilecek. Kıdem tazminatının kalan kısmını ise 60 yaşına geldiği ve emeklilik şartlarını yerine getirdiği zaman alabilecek.

Tasarruf bilincinin ve finansal araç yetkinliğinin artırılması amacıyla bireysel emeklilik ve otomatik katılım sistemini geliştirici düzenlemeler hayata geçirilecek. Otomatik Katılım Sistemi’nin işverenlerin de katkısı ile ikinci basamak emeklilik sistemine dönüşeceği tamamlayıcı emeklilik sistemi kurulacak.

Bireysel Emeklilik Sistemi’ndeki standart emeklilik yatırım fonları, katılımcıların birikimleri için daha fazla katma değer üretecek şekilde yeniden tasarlanacak.

OKS katılımcılarına BES’te yer alan emeklilik fonlarına erişim imkânı tanınacak, kesintilerin sadeleştirilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılacak ve bu kapsamda sistemin cazibesi artırılarak fon tutarı ve katılımcı sayısında artış sağlanacak.

Paylaşın

Uluslararası Çalışma Örgütü: Çalışanların Geliri Son 20 Yılda Azaldı

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var” dedi ve ekledi:

“Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız.”

Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayınlanan bir rapora göre, dünya genelinde çalışanların son 20 yılda gelir pastasından elde ettiği pay önemli oranda azaldı. Bu durumun eşitsizliği arttırdığını vurgulayan rapor, 2004’ten bu yana maaşlı çalışanların küresel çapta toplam gelirinin yüzde 1,6 azaldığını ortaya koyuyor.

Raporda yüzde 1,6’lık düşüşle ilgili olarak, “Bu oran yüzde bazında önemsiz görünüyor olsa da, çalışanların 2004 yılındaki gelirlerinin sabit kalması hali ile kıyaslandığında, 2024 yılında 2,4 trilyon dolar kayba denk geliyor” ifadeleri kullanıldı.

ILO’dan “adil paylaşım” vurgusu

ILO raporu, çalışanların gelirlerindeki azalmanın başlıca sebeplerinden biri olarak Covid-19 pandemisine işaret ediyor. Son 20 yılda gelirlerde yaşanan düşüşün yarısı, 2020-2022 dönemini kapsayan pandemide gerçekleşmiş.

“Ülkeler çalışanların gelirlerinde daha da azalma yaşanması riskine karşı önlemler almak zorunda” diyen ILO Genel Direktör Yardımcısı Celeste Drake, “Bizim ekonomik kazanımları adil bir şekilde paylaştıran bir siyasete ihtiyacımız var. Bütünsel bir büyümeye ulaşmak ve sürdürülebilir gelişmeyi başarmak için örgütlenme özgürlüğüne, toplu sözleşme görüşmelerine ve etkili bir iş idaresini mümkün kılmalıyız” ifadelerini kullandı.

Maaşlı çalışanların gelirlerindeki düşüşün bir sebebinin de, otomatizasyonu da kapsayan teknolojik gelişmeler olduğu belirtilen ILO raporunda, “Bu inovasyonlar bir yandan verimliliği ve üretimi arttırdı. Ancak çalışanların bu verimlilik ve üretimden kaynaklanan kâra eşit bir biçimde ortak edilmediğine dair işaretler var” deniliyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü hazırladığı raporda, giderek hayatın içinde daha fazla yer alan yapay zekanın da gelir paylaşımındaki eşitsizliği daha da artırabileceği endişesi dile getiriliyor.

ILO raporu, dünya genelinde çalışanların toplam gelirin yüzde 52,3’ünü elde ettiğini, geri kalan yüzde 47,7’lik payın ise arazi, makine, emlak ve patent sahibi sermayedarlar tarafından paylaşıldığını ortaya koyuyor.

Raporun dikkat çekici bir başka yanı istihdam, eğitim ya da öğretimde yer almayan 15-24 yaş arası gençlerin oranı ile ilgili. Bunun, 2015’ten bu yana küresel çapta yüzde 21,3’ten yüzde 20,4’e gerilemesine rağmen hâlâ yüksek olduğu belirtilirken, Arap ülkelerinde her üç gençten biri, Afrika ülkelerinde ise her dört gençten birinin çalışma ya da eğitim/öğretim hayatında yer almadığı vurgulanıyor.

Söz konusu gençler cinsiyetlerine göre ayrıldığında, dünya genelinde kadınların yüzde 28,2’sinin, erkeklerin de yüzde 13,1’nin istihdam, eğitim ya da öğretimden uzak olduğu görülüyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2024 Yılında Bin 201 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2024 yılının ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Haber Merkezi / İşçi Sağlığı ve İşçi Güvenliği (İSİG) Meclisi, 2024 yılının ilk sekiz ayına ve ağustos ayına ilişkin “İş Cinayetleri Raporu”nu açıkladı.

Buna göre; Ağustos ayında en az 179, yılın ilk sekiz ayında en az 1201 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ağustos ayında, mevsimlik tarım işçiliği, çobanlık ve besicilik yapan 4 çocuk, inşaat işçisi 2 çocuk ve otel işçisi 1 çocuk olmak üzere en az 7 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

Ağustos ayında yaşanan iş cinayetlerine sektörel olarak baktığımızda, sanayi sektöründe 63 işçi, inşaat sektöründe 47 işçi, tarım sektöründe 39 işçi ve hizmet sektöründe 30 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2024 yılının ilk sekiz ayında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle: Ocak ayında 161 işçi, şubat ayında 149 işçi, mart ayında 124 işçi, nisan ayında 165 işçi, mayıs ayında 142 işçi, haziran ayında 137 işçi, temmuz ayında 144 işçi, ağustos ayında 179 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 47 işçi; Tarım, Orman işkolunda 39 emekçi (20 işçi ve 19 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 24 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 10 işçi; Madencilik işkolunda 8 işçi;

Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 6 işçi; Enerji işkolunda 6 işçi; Metal işkolunda 5 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi;

Tekstil, Deri işkolunda 2 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 1 işçi; İletişim işkolunda 1 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 1 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 1 işçi; Elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolu belirlenemeyen 5 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Yüksekten Düşme nedeniyle 41 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 36 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 32 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 15 işçi;

Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 11 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 10 işçi; İntihar nedeniyle 8 işçi; Şiddet nedeniyle 8 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 15 işçi.

Ağustos ayında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 3 çocuk işçi, 15 – 17 yaş arası 4 çocuk / genç işçi, 18 – 29 yaş arası 38 işçi, 30 – 49 yaş arası 80 işçi, 50 – 64 yaş arası 38 işçi, 65 yaş ve üstü 9 işçi, yaşı bilinmeyen 7 işçi.

Paylaşın

Asgari Ücret Sekiz Ayda 5 bin 500 Lira Eridi

Enflasyon, ağustosta aylık bazda yüzde 2,47 olurken yıllık bazda yüzde 51,97 olarak gerçekleşti. 2024 Ocak’ta 17 bin 2 TL olan asgari ücret böylece 8 ayda 5 bin 430 lira 31 kuruş eridi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ağustos ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 2,47, bir önceki yılın Aralık ayına göre ise yüzde 31,94 arttı. TÜFE’deki artış bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51,97 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 64,91 olarak gerçekleşti.

TÜİK’in verilerine göre bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 28,96 ile ulaştırma oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 120,81 ile eğitim olarak kaydedildi.

Ana harcama grupları itibarıyla Ağustos ayında bir önceki aya göre azalan ana grup yüzde 1,10 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu. Buna karşılık, Ağustos ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 11,34 ile eğitim olarak belirlendi.

TÜİK’in enflasyon verilerini yayımlaması öncesinde Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) Ağustos ayı enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre, günlük fiyat değişimlerinden elde edilen ENAGrup Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık bazda yüzde 3,47 arttı. ENAG, yıllık enflasyonu yüzde 90,35olarak hesapladı.

2024’ün başından bu yana maaşların 3’te 1’i eridi

Çalışanlar bu yıl da yüksek enflasyon nedeni ile asgari ücrete ara zam yapılmasını beklerken bu kez 2024 yılında ara zam yapılmadı. Ara zam yapılmayan asgari ücretlilerin yılbaşından bu yana maaşlarının ne kadar eridiği de belli oldu.

Cumhuriyet’ten Savaşkan İskefli’nin haberine göre; 2024 yılında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) belirlemelerine göre şöyle oldu:

2024 Ocak – %6.7
2024 Şubat – %4.53
2024 Mart – %3.16
2024 Nisan – %3.18
2024 Mayıs – %3.37
2024 Haziran – %1.64
2024 Temmuz – %3.23
2024 Ağustos – %2.47

TÜİK’in açıkladığı Tüketici Fiyat Endeksi’ne göre yılın ilk 6 ayında ara zam almayan çalışanların maaşı yüzde 24,73 erirken ilk 8 ayda ise bu oran yüde 31.93 oldu.

2024 Ocak’ta 17 bin 2 TL olan asgari ücret böylece 8 ayda 5 bin 430 lira 31 kuruş eridi.

Paylaşın

Yeni “Emekli Maaş Sistemi” Yolda

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, dünyadaki örnekler incelenerek emeklilik sisteminin güncellenmesi gerektiğini belirterek, “Gelişmiş ülkelerdeki uygulamayı esas alırsak emeklilikte üç tane başlık öne çıkıyor. Bir tanesi, ödediğiniz prim miktarı, ödediğiniz süre ve yaş” dedi ve ekledi:

“Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde bizim ülkemizde olduğu gibi 40’lı, 45’li ve 50’lili yaşlarda bir emekliliğe rastlayamazsınız. Avrupa’da emeklilik yaşı 65’tir, 67’dir. Kimi ülkelerde de 70 yaşına kadar emeklilik yaş durumu vardır. Bu, sürdürülebilirlik çizgisi açısından önemlidir. Dünya ortalamasına baktığımızda 3 ila 4 çalışana karşılık bir emekli vardır.”

Güler açıklamasının devamında, “Ama şu an ülkemize baktığımızda halihazırda yaklaşık 32 milyon çalışan ve 16 milyon 100 civarında emekli olduğunu görüyoruz. Yani 2 çalışana 1 emekli olduğunu görüyoruz. Bizim bu manada mutlaka hem prim miktarını ve yaşı hem de ödenen süreyi esas alacak şekilde daha adil, daha dengeli ve sürdürülebilir mahiyette bir emeklilik sistemini inşa etmemiz lazım. Vatandaşlarımızın da seçmiş oldukları tercih noktasında ona göre bir emekli maaşına kavuşması lazım” ifadelerini kullandı.

Emekli maaşında sistem değişiyor. Orta Vadeli Program’da (OVP) yer alan yeni sistem ile çalışanların daha çok sistemde kalmaları teşvik edilecek. Böylece daha çok prim günü olanlar için emekli aylığının yüksek olması sağlanacak. Ekonomim’in aktardığı habere göre; yapılan çalışmalarda şu başlıklar öne çıkıyor:

Aylık bağlama sistemindeki karma yapının sadeleşmesi
Ocak ve Temmuz aylarında yapılan enflasyon artışlarının yeniden düzenlenmesi
Bozulan aktüeryal dengenin (Çalışan-emekli oranı) yeniden sağlanması
Sistemde kalmanın emekli aylığı açısından daha cazip hale getirilmesi

Emekli aylığı hesaplanırken uygulanan üçlü yapı da sistemi karmaşıklaştırıyor. 1999 öncesi dönem için farklı aylık bağlama oranları ve güncelleme katsayısı, 1999-2008 arası için daha düşmüş bir aylık bağlama oranı ve yeni güncelleme katsayısı, ardından 2008 sonrası için düşük aylık bağlama oranı ve büyümenin enflasyonun etki ettiği güncelleme katsayısı.

Bu hesaplamalar üç ayrı kanuna göre yapılıyor. Bu üç ayrı hesap toplanıp emekli aylığı ortaya çıkartılıyor. Sabah Gazetesi’nde yer alan habere göre çok değişken olmayan güncelleme katsayısı ve aylık bağlama oranıyla tek bir hesaplama yapılabilir. Böylece çok prim ödeyenin ve çok çalışanın daha yüksek maaş aldığı bir sistem ortaya çıkabilir.

Son yıllarda emeklilerin kafasını karıştıran bir başka unsur da ‘taban maaş’ ve ‘kök maaş’ uygulaması oldu. Çalışma hayatı kısa sürmüş, kısmi emekli olmuş, malulen emekli olmuş ya da asgari ücretten prim yatırmış birçok sigortalının emekli maaşı düşük kalmıştı. Bu emeklilere Hazine’den yapılan destek ile taban maaş şeklinde daha yüksek aylıklar ödendi, ödenmeye devam ediyor.

Bugünkü rakamlara bakıldığında 6-7 bin lira aylığı olan bir emekliye 12.500 TL ödeniyor. Ancak uygulama birkaç sorunu da beraberinde getirdi. Birincisi her zam döneminde ortaya çıkan sıfır artış sorunu. Taban maaşın altında aylık alanlar için ocak ve temmuz aylarındaki enflasyon artışları gerçek emekli aylıklarına yapıldığı için sıfır zam ortaya çıkmıştı.

Hem geçen temmuzda, hem bu temmuz ayında yaşanan olay için yeniden taban maaş artışı ihtiyacı doğdu. Bu durum sürdürülemez olduğu için her zam döneminde 3-4 milyon emekli için aynı sorun yeniden ortaya çıkacak.

İkinci sorun ise taban maaşın hemen üstünde aylığı olanlar açısından yaşanıyor. Örneğin bugün 12.500 TL olan taban maaşın hemen üstünde 13-15 bin bandında aylık alan çok sayıda emekli var. Bakıldığında 3.600 gün prim ödemiş, ya da düşük kazanç bildirmiş bir emekli ile, daha çok çalışmış daha yüksek prim ödemiş bir emekli arasında aylık farkı hemen hemen hiç kalmıyor.

Bu durumda 9 bin gün Bağ-Kur primi ödemiş esnaf için daha belirgin hale geliyor. 3.600 günle emekli olan birisi ile 9 bin gün Bağ-Kur primi ödemiş birisi 12.500 TL taban maaşı alabiliyor Bu da adaletsizliğe yol açıyor.

Üçüncü sorun ise yüksek prim ödemenin karşılığının olmaması algısıyla hem kayıt dışılığın hem de gerçek maaşın gizlenerek gizli kaşıt dışılığın ortaya çıkıyor olması. Böylece hem devletten vergi ve prim kaçırılırken çalışanın da geleceği çalınıyor. Ancak ‘Düşük ödesem de taban maaş alırım nasıl olsa’ algısı bu sorunu körüklüyor.

Orta Vadeli Program’da yeni düzenlemeler için tarih olarak 2024 yılı üçüncü çeyreği gösteriliyor. Yapılacak teknik çalışmalar sonunda taslaklar ortaya çıkmış olacak. son şekli verilen düzenlemelerin yeni yasama döneminde gündeme gelmesi bekleniyor.

“Dengeli ve sürdürülebilir bir emeklilik sistemi”

AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, emeklilik sisteminin güncellenmesi ve haftalık çalışma süresinin düşürülmesi yönündeki iddialarla ilgili gazetecilere değerlendirmede bulundu.

Güler, emeklilik sistemini incelerken dünyadaki örneklerin dikkate alınması gerektiğini belirterek, şunları söyledi: “Gelişmiş ülkelerdeki uygulamayı esas alırsak emeklilikte üç tane başlık öne çıkıyor. Bir tanesi, ödediğiniz prim miktarı, ödediğiniz süre ve yaş. Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinde bizim ülkemizde olduğu gibi 40’lı, 45’li ve 50’lili yaşlarda bir emekliliğe rastlayamazsınız.

Avrupa’da emeklilik yaşı 65’tir, 67’dir. Kimi ülkelerde de 70 yaşına kadar emeklilik yaş durumu vardır. Bu, sürdürülebilirlik çizgisi açısından önemlidir. Dünya ortalamasına baktığımızda 3 ila 4 çalışana karşılık bir emekli vardır. Ama şu an ülkemize baktığımızda halihazırda yaklaşık 32 milyon çalışan ve 16 milyon 100 civarında emekli olduğunu görüyoruz.

Yani 2 çalışana 1 emekli olduğunu görüyoruz. Bizim bu manada mutlaka hem prim miktarını ve yaşı hem de ödenen süreyi esas alacak şekilde daha adil, daha dengeli ve sürdürülebilir mahiyette bir emeklilik sistemini inşa etmemiz lazım. Vatandaşlarımızın da seçmiş oldukları tercih noktasında ona göre bir emekli maaşına kavuşması lazım.”

Güler, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın desteğiyle en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olduğunu belirterek şu ifadeleri kurdu: “Bu desteğin uygulanmadığı takdirde emekli maaşı daha düşük oranda olacaktır. Dolayısıyla bu durum düzeltilmeli, bu durum sürdürülebilir hale gelmeli; daha dengeli, daha adil bir hale gelmeli. İnşallah önümüzdeki dönemlerde evrensel, dünya ülkelerinde gelişmiş ülkelerin de uyguladığı bu sistem üzerinden benzer bir uygulamayı, çalışmayı bizim ülkemizde de hayata geçirmemiz gerekiyor.

Şu anda bizim toplumun her kesimiyle yeni istişareler yapmamız lazım ve dünya örneklerini, gelişmiş ülke örneklerini ortaya koymamız lazım. Bu çerçeve içerisinde de bunu daha makul bir çerçevede ortaya koymamız lazım. Tabii bakanlığımızın bu konuda çalışmaları var ama henüz şu anda bir yasal düzenleme açısından elimizde böyle bir metin yok. Bunu ilerleyen zaman dönemi içerisinde daha geniş çerçevede çalışmak lazım.”

Paylaşın

Patronlar İstedi; İktidar, Vergi Yükünü Yine Halka Yıktı

Vergi adaletinin her geçen gün daha yüksek sesle konuşulduğu bu dönemde, patronlar bir kez daha az vergi ödemenin yolunu buldu. İktidar, vergi yükünü yine halka yıktı.

“Enflasyon düzeltmesi” adlı uygulama bir süredir küçük ve orta ölçekli şirketlerin hedefindeydi. Daha kârlı olduğu için faaliyetlerini borçlanarak sürdüren şirketler, bu uygulama nedeniyle daha fazla vergi verecekti.

TOBB, MÜSİAD, İTO gibi sermaye örgütleri Ankara’da yoğun lobi çalışmalarında bulundu ve vergi beyannamelerinin son teslim tarihine 9 gün kala Hazine ve Maliye Bakanlığı’na geri adım attırdı.

Mehmet Şimşek dün, cirosu 50 milyon liranın altında olan şirketlerin bu yıl da uygulamadan muaf tutulacağını açıkladı. Böylece yaklaşık 1,5 milyon kişi ve işletme daha fazla vergi ödemekten sıyrıldı.

Bakanlığın geri adımı, IMF’nin bu yöndeki talebini dile getirdiği saatlerde geldi. IMF, hem maliye politikasının “daha sıkı” olmasını hem küçük ve orta ölçekli işletmelerden alınan verginin azaltılmasını istemişti.

Öte yandan geçen ay çıkarılan ve “sermayeyi vergilendireceği” savunulan vergi paketinin büyüklüğünün, patronlardan alınmayan verginin sadece yüzde 8’i kadar olduğu görülmüştü. Büyük sermaye grupları sembolik vergileri sessizlikle karşılamıştı.

Yem sıkı maliye politikası hem şirketlere sağlanan vergi muafiyetleri, sıkılaşmanın emekçilere yüklenmesi anlamına geliyor.

‘Enflasyon düzeltmesi’ neydi?

Enflasyon emekçinin cebinden eksiltirken, patronların kârlarını artırmalarına bahane oldu ve varlıklarının değerini katladı.

Yıllar sonra bu zenginliğin küçük bir kısmı “enflasyon düzetmesi” ile vergilendirilmek istendi.

“Enflasyon düzeltmesi”, şirketlerin ödeyeceği vergiyi belirleyen mali tablolarının, enflasyon nedeniyle artık gerçek değerlerini ifade edemez geldiği noktada uygulanıyor. En son 2004’te uygulanmıştı.

Örneğin bir firmanın 2004 yılında 100 liraya bir arsa satın aldığını varsayalım. Enflasyon muhasebesi uygulaması öncesinde bu arsa, firmanın 2022 yılı bilançosunda da 100 lira olarak görünüyordu.

Onlarca milyon liralık gayrimenkuller, alındıkları yıldaki alış bedelleriyle listeleniyor, mal varlığı ufak gösteriliyordu. Şimdi yeni uygulamayla firmalar, ilgili kalemin bilançoya girdiği tarihten bu zamana oluşan enflasyon kadar güncelleme yapmak zorunda.

Şirketler önce 2023’te bilançolarını, bu doğrultuda güncelledi ama ortaya çıkan yeni değerler üzerinden vergilendirilmedi. Uygulama 2024’te başlayacaktı ki, son geri adımla birlikte bu kapsamdaki şirketlerin önemli bir bölümü muaf tutuldu.

İstanbul Sanayi Odası’nın araştırmasına göre sadece en büyük 500 sanayi kuruluşunun 1,4 trilyon lira olan toplam varlıkları, 2023’te “enflasyon düzeltmesi” yapıldıktan sonra 4,7 trilyon liraya sıçradı. Aradaki astronomik fark, 2023’te ve 2024’ün ilk üç ayını kapsayan dönemde ödenen vergiye etki etmedi. Son gelişmeyle birlikte bu kapsamdaki mükellef sayısı iyice daraltıldı.

Yaklaşık 1 milyon kurumlar vergisi mükellefi var. Bunların arasında vergisinin yüzde 80’ini ödeyen mükellef sayısı 1000 civarında. Büyük bölümü zarar açıklıyor ve vergi ödemiyor.

Patronlar neden karşı çıkıyor?

Bilançolarında aktif hesapları güçlü olan şirketler bu varlıklarını sermayeleriyle edinmişlerse “enflasyon düzeltmesi”nden olumlu etkileniyorlar, vergi yükleri azalıyor.

Borçları fazla olan şirketlerse borç kaleminin düzeltmeye tabi olmaması nedeniyle daha fazla vergi ödüyorlar.

Uygulamada amortismanlar da değerlenmiş tu­tarlar üzerinden hesaplanacağı için gider miktarı artıyor ama gelir tarafı ağır basacağı için, borçlanarak yatırım yapan şirketler, “enflasyon düzeltmesi” sonrası kârları artacağından, daha fazla vergi ödüyor.

Enflasyon düzeltmesinin “haksız” bir uygulama olduğunu savunan patronlar, bunun “özel sektöre darbe” olduğunu söylüyordu.

Ekonomi yönetiminin geri adımı sonrası patron örgütlerinden “teşekkür” mesajları yağdı. Ancak yine de bu geri adımı yetersiz bulanlar vardı. Kimileri 50 milyon liralık ciro sınırının yükseltilmesini, böylelikle daha fazla şirketin muafiyet kapsamına alınmasını istedi.

Enflasyon düzeltmesi uygulamasının değiştirilebilmesi için kanuni düzenleme gerekiyor. Mehmet Şimşek, Meclis’in açılacağı Ekim ayına işaret ederek uygulamanın değiştirileceği sinyalini verdi.

Çeşitli yöntemlerin masada olduğunu kaydeden Şimşek, öne çıkan bir seçeneği şöyle özetledi:

“Devam eden yatırımlar hesabının enflasyon düzeltmesinden kaynaklı değerlenmesi nedeniyle oluşan kârların özel bir fona alınarak vergilenmemesi ve bu hesabın işletme döneminde 5 yıl gibi bir sürede vergiye tabi kazancın tespitinde dikkate alınabilmesine yönelik bir model de seçenekler arasında.”

(Kaynak: Sol Haber)

Paylaşın