Asgari Ücret 6 Bin 574 Lira Eridi

22 bin 104 lira olarak belirlenen asgari ücretin alım gücü, on bir aylık süre içerisinde 6 bin 574 lira eridi ve asgari ücretin reel değeri 15 bin 530 liraya geriledi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Kasım ayı enflasyon bültenini yayımladı.

Bültende, asgari ücretlinin yılbaşından bu yana yaşadığı kaybın 6 bin 574 TL’ye ulaştığı bildirildi. TÜİK’in açıkladığı yüzde 31,07’lik yıllık TÜFE oranının ardından yayımlanan raporda, düşük gelirli kesimlerin yaşadığı geçim sıkıntısının derinleştiğine dikkat çekildi.

TÜİK verilerine göre Kasım ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık yüzde 0,87 arttı. Yıllık bazda artış yüzde 31,07, 12 aylık ortalamalara göre ise yüzde 35,91 olarak gerçekleşti. Gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 27,44 oldu.

Raporda, asgari ücretin satın alma gücünde yaşanan düşüşün belirgin hale geldiği ifade edildi. Ocak ayında 22 bin 104 TL olarak belirlenen net asgari ücretin, yılın 11. ayı itibarıyla enflasyon karşısındaki kaybı 6 bin 574 TL olarak hesaplandı. DİSK-AR, “Baz etkisiyle enflasyonun artış hızı yavaşlasa da fiyatlar düşmüyor, ücretliler her ay biraz daha yoksullaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

2003 bazlı TÜFE endeksi Kasım 2025 itibarıyla 3.483’e yükselirken, aynı bazlı gıda fiyatları endeksi 4.832 oldu. Buna göre genel fiyatlar 34,8 kat artarken, gıda fiyatları 48,3 kat yükseldi. Bu farkın özellikle düşük gelirli grupları daha fazla etkilediği ifade edildi.

DİSK-AR, düşük gelirli hanelerin bütçesinde gıdanın payının yüzde 30’a yaklaştığını, yüksek gelirli hanelerde ise bu oranın yüzde 13’ün altına indiğini aktardı.

Rapora göre en yoksul yüzde 20’lik kesimin bütçesinde gıdaya ayırdığı pay 2023’te yüzde 36,6 iken, 2024’te yüzde 30,4’e geriledi. Buna karşılık konut ve ulaştırma harcamalarının oranı yükseldi. Bu durum, düşük gelirli grupların temel ihtiyaçlarını karşılamada daha fazla zorlandığına işaret ediyor.

DİSK-AR, “Giderek gıdaya daha az pay kalıyor; bu, yaşam kalitesinin düşmesinin ötesinde temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 97 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 2 bin 828 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı 97 bin 159 liraya çıktı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) tarafından Kasım 2025 dönemi için yayımlanan açlık ve yoksulluk sınırı verileri, çalışanların geçim koşullarındaki bozulmanın katlanarak devam ettiğini ortaya koydu.

Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 100 bin TL’lik kritik eşiğe yaklaşırken, bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise mevcut asgari ücretin 1,7 katına çıktı.

TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (Açlık Sınırı) 29 bin 828 TL olarak hesaplandı.

Giyim, kira, ısınma, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu harcamalar bu rakama eklendiğinde ise dört kişilik ailenin aylık toplam gelirinin (Yoksulluk Sınırı) 97 bin 159 TL’ye yükseldiği belirlendi.

Rapordaki en dikkat çekici bulgu, bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ile mevcut asgari ücret arasındaki fark oldu:

Bekar Çalışanın Aylık Maliyeti: 38 bin 752 TL
Mevcut Asgari Ücret: 22 bin 104,67 TL
Fark: 16 bin 648 TL

Bu fark, tek bir kişinin insanca yaşama maliyetinin, mevcut asgari ücreti 16 bin 648 TL ile aştığını, dolayısıyla asgari ücretle çalışanların yoksullukla mücadele ettiğini gözler önüne serdi.

TÜRK-İŞ’in mutfak enflasyonu hesaplamalarına göre;

Aylık Artış: Kasım ayında gıda harcamalarındaki artış yüzde 4,98 oldu.
Yıllık Artış: Yıllık gıda enflasyonu yüzde 45,07’ye tırmandı.

Konfederasyon, ücretlerde yalnızca enflasyon kadar bir artış yapılmasının, zaten olumsuz olan geçim koşullarını değiştirmeyeceği ve yoksulluğun kalıcı hale gelmesine yol açacağı uyarısında bulundu.

TÜRK-İŞ, dar ve sabit gelirli kesimlerin enflasyonun nedeni değil mağduru olduğunu vurgulayarak, ekonomik ve sosyal politikaların gecikmeksizin bu kesimi koruyacak şekilde uygulanması çağrısını yineledi.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Çalışandan Biri Sigortasız

Türkiye’de toplam istihdam 33.09 milyon kişi olurken, bu çalışanlardan 8.91 milyonu herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı değil. Başka bir ifadeyle Türkiye’de ortalama her dört çalışandan biri sigortasız.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı üçüncü çeyrek verileri, çalışma hayatındaki “kayıt dışı” gerçeğini ve bunun ekonomiye faturasını bir kez daha gözler önüne serdi. Çalışma çağındaki 66,5 milyon kişinin yarısının bile istihdamda olmadığı Türkiye’de, çalışanların önemli bir bölümü sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında kalıyor.

Dünya Gazetesi’nden Naki Bakır’ın aktardığına göre, toplam 33 milyon 69 bin kişilik istihdam ordusunun 8 milyon 910 bini kayıt dışı, yani sigortasız çalışıyor. Bu rakam, toplam istihdamın yüzde 26,9’una denk geliyor.

Kayıt dışılıkta cinsiyet ve sektör dağılımı ise dikkat çekici:

Erkeklerde yüzde 23,9 olan kayıt dışı çalışma oranı, kadınlarda yüzde 33,1’e yükseliyor.
Tarım dışı sektörlerde kayıt dışılık yüzde 16,9 seviyesindeyken, tarım sektöründe bu oran yüzde 83,3’e fırlıyor.
“Ücretsiz aile işçisi” olarak tanımlanan grupta kayıt dışılık oranı yüzde 88,1 ile zirve yapıyor.

Kayıt dışı istihdamın SGK bütçesi üzerindeki etkisi hesaplandığında ortaya çıkan tablo ise çarpıcı.

Mevcut asgari ücret (Brüt 26.005 TL) baz alındığında, bir çalışan için SGK’ya ödenmesi gereken aylık toplam prim (işçi ve işveren payları dahil) 8 bin 516 TL seviyesinde. Bu, çalışan başına yıllık 102 bin 201 TL’lik bir prim geliri anlamına geliyor.

Eğer 8,9 milyon kayıt dışı çalışan sisteme asgari ücret üzerinden dahil edilebilseydi:

Aylık İlave Gelir: 75,9 milyar TL,
Yıllık İlave Gelir: 910,6 milyar TL olacaktı.

Bu rakam, SGK’nın 2025 yılı için hedeflediği 3 trilyon 752 milyar liralık toplam prim gelir hedefinin dörtte birine tekabül ediyor.

SGK’nın 2025 yılı bütçe hedeflerinde 322,8 milyar TL açık öngörülmüştü. Yılın ilk sekiz ayında açık 74,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Kayıt dışı istihdamın oluşturduğu yıllık 911 milyar TL’lik teorik gelir kaybı, kurumun finansman açığını fazlasıyla kapatabilecek bir potansiyeli barındırıyor.

Uzmanlar, özellikle 3,2 milyon kişiyle en büyük grubu oluşturan ücretli ve yevmiyelilerin kayıt altına alınmasının bile kuruma yıllık 322 milyar TL kazandıracağını, bunun da sistemin sürdürülebilirliği için hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Paylaşın

KKTC’de Seçimi Tufan Erhürman Kazandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman kazandı.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

KKTC’de cumhurbaşkanlığı büyük oranda sembolik bir rol ancak Kıbrıs sorununun çözümüne dair müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsil edeceği için oldukça önemli. Ersin Tatar ve Tufan Erhürman Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler ve dış politika konularında farklı ekolleri temsil ediyor.

CTP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, eşi Nilden Bektaş Erhürman ile birlikte Gönyeli Dr. Suat Günsel İlkokulu’nda oyunu kullandı. Oy kullanmasının ardından basına açıklama yapan Erhürman, uzun bir seçim sürecinin geride kaldığını belirterek şunları söyledi:

“Bu seçim, çocuklarımızın seçimi. Bu bilinçle hareket ettik. Burada verilecek karar, geleceğimiz üzerinde etkili olacak. Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içine sindirmiş bir halk. Bu süreç içerisinde büyük bir olgunlukla seçim sürecinde yerini aldı. Bugün iradesini sandığa yansıtacak. Halkımızın iradesi herkes için hayırlı olsun.”

KKTC Cumhurbaşkanı ve bağımsız cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar ise eşi Sibel Tatar ile oyunu Şehit Tuncer İlkokulu’ndaki 157 numaralı sandıkta kullandı. Oy kullanmasının ardından açıklamalarda bulunan Tatar, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye hükümetine destekleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimini “referandum niteliği taşıyan bir varoluş seçimi” olarak tanımlayan Tatar, “Önemli olan Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda verdiği yaşam mücadelesi, önümüzdeki dönemde refahının artması, Kıbrıs Türkü’nün asli unsur olarak Kıbrıs’ın iki halkından bir tanesi olarak hakkıyla, hukukuyla, egemenliğiyle geleceğe güçlü bir şekilde yürüyüşüdür” dedi.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da En Uzun Mesai Yapılan Ülke

Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda. Yunanistan yüzde 20,9, Kıbrıs yüzde 16,6 ve Malta yüzde 14,6 ile Türkiye’yi takip etti.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin haftalık fiili çalışma sürelerini açıkladı. 20-64 yaş arası istihdam edilen bireyler arasında yapılan araştırma, Avrupa genelinde büyük farklara işaret ederken, Türkiye dikkat çekici bir orana ulaştı. Verilere göre Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda.

AB ülkelerinde haftada 45 saatten fazla çalışanların ortalaması yüzde 10,8 olarak ölçüldü. Bu oran, hem ana iş hem de ikinci işte çalışan toplam süreyi kapsıyor. Ancak Türkiye’de bu oran yüzde 45,8’e çıkarak Avrupa ortalamasını neredeyse dört katına ulaştı.

Eurostat’ın hazırladığı haritada, Türkiye koyu kırmızı renkle işaretlenirken diğer tüm ülkeler açık tonlarda kaldı. Türkiye’yi takip eden ülkeler arasında en yüksek oran Yunanistan’da (yüzde 20,9) ölçüldü. Onu Kıbrıs (yüzde 16,6) ve Malta (yüzde 14,6) izledi. Bu ülkelerdeki oranlar dahi Türkiye’nin yarısından az seviyede kaldı.

Avrupa genelinde haftada 45 saatten fazla çalışanların en düşük oranlara sahip olduğu ülkeler ise dikkat çekici. Bulgaristan’da bu oran sadece yüzde 2,5. Onu Letonya (yüzde 4,1) ve Romanya (yüzde 5,9) takip ediyor. Bu ülkelerde çalışanların büyük bölümü daha kısa sürelerle iş yaşamını sürdürüyor.

Eurostat verilerine göre, haftalık 20 ila 44 saat arasında çalışanlar Avrupa genelinde en büyük grubu oluşturuyor. Bu kategoride çalışanların oranı AB genelinde yüzde 72,3. Bu modelin en yaygın olduğu ülkeler ise Bulgaristan (yüzde 92,8), Romanya (yüzde 90,6) ve Letonya (yüzde 86,9) oldu. Bu ülkelerde çalışanların büyük çoğunluğu, mesai saatlerini bu aralıkta tutuyor.

Haftalık 0 ila 19 saat arası çalışanların oranı AB genelinde yüzde 16,9 olarak kayıtlara geçti. Bu kısa süreli çalışma modeli özellikle Hollanda (yüzde 26,8), Danimarka (yüzde 25,5) ve Avusturya (yüzde 25,3) gibi refah seviyesi yüksek ülkelerde yaygın. Buna karşın Romanya (yüzde 3,5), Bulgaristan (yüzde 4,6) ve Yunanistan (yüzde 6,1) gibi ülkelerde bu oran oldukça düşük.

Paylaşın

Türkiye, Gelir Eşitsizliğinde Avrupa Birincisi

Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke haline geldi. Bu durum, milli gelirin toplumun geniş kesimlerine ulaşmamasına, zenginlerle yoksullar arasındaki makasın açılmasına ve orta sınıfın giderek yok olmasına yol açtı.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Genel-İş Sendikası, “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Raporu” yayınlandı. Raporda öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Yoksulluk sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyal, siyasi ve insani bir krizdir. Kişi başına düşen millî gelirin azalmasıyla başlayan bu süreç, ortalama yaşam süresinden beslenmeye, sağlık hizmetlerinden yararlanmadan temiz içme suyuna erişmeye kadar birçok temel hakkı doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de her geçen gün artan ekonomik ve siyasal krizler, toplumun yaşam koşullarını ağırlaştırdı. Adaletsizlik; adliyelerden emekçilerin cüzdanlarına kadar hayatın her alanında arttı.

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre Türkiye’de en az 17 milyon 821 yurttaş en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar yoksul. Yoksulluk oranı yüzde 21,2’ye yükselirken her on yurttaştan ikisi yoksul hale geldi. Yoksulluk sınırı 2014 yılına göre tam 12 kat arttı. 2014 yılında 6 bin 665 TL olan yoksulluk sınırı, 2024’te 81 bin 742 TL’ye yükseldi. Bu artış, özellikle 2022 sonrası dönemdeki yüksek enflasyonun etkisiyle dramatik bir şekilde hızlandı. 2022’de 21.296 TL iken 2023’te 38.531 TL’ye, 2024’te ise 81.742 TL’ye çıktı.

Türkiye’de milyonlarca yurttaş, çalışmasına rağmen kendisini ve ailesini geçindirebilecek bir ücrete ve insanca yaşam koşullarına sahip olamadığı için yoksuldur. Düşük asgari ücret, ağır vergiler ve adaletsiz gelir dağılımı, çalışan yoksulluğunu her geçen gün artırmaktadır. 2024 yılında Türkiye’de çalışanların yoksulluk oranı yüzde 10,7’dir. İşsizliğin yüksekliği, bu yoksulluğun daha geniş kitleleri ve aileleri etkilemesine yol açmaktadır.

“Asgari ücret açlık sınırının altında”

Ücretler enflasyon karşısında hızla erirken, milyonlarca emekçinin alım gücü her geçen gün daha da düşmektedir. Bugün Türkiye’de ücretli çalışanların çok büyük bir bölümü asgari ücret düzeyinde maaş almakta, bu durum ise yoksulluğun kitlesel bir hâl almasına yol açmaktadır. Veriler, çarpıcı gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır:

2025’in Ağustos ayında açlık sınırı 26 bin 149 TL olarak belirlenmiştir, yoksulluk sınırı ise 90 bin 450 TL’dir.

Asgari ücret ise yalnızca 22 bin 104 TL’dir.

Aynı dönemde en düşük memur maaşı 50 bin 503 TL, en düşük memur emekli aylığı ise 22 bin 671 TL seviyesinde kalmıştır.

2024 yılında 18 yaşından küçük çocukların yüzde 38,9’u yoksul ya da sosyal dışlanma riski altında. TÜİK’in açıkladığı verilere göre bu oran; 18–64 yaş grubunda yüzde 26,3, 65 yaş üstünde ise yüzde 23,3’tür. Toplam yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanların oranı ise yüzde 29,3 seviyesindedir. Çocukların hayatlarının en çok ihtiyaç duydukları döneminde sağlık, beslenme ve eğitim gibi temel haklardan mahrum kalmaları, onların fiziksel ve zihinsel gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Çocuk yoksulluğunun yüksek olması, yalnız bugünün değil, geleceğin de ağır bir yoksulluk sarmalıyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Yoksulluk içinde büyüyen çocuklar, erken yaşta çalışma hayatına girmek zorunda kalmakta ve çocuk işçiliği hızla artmaktadır.

2023’te toplam hanehalkı başına aylık ortalama tüketim harcaması 24 bin 383 TL iken, 2024’te bu tutar neredeyse iki katına çıkarak 45 bin 344 TL’ye ulaştı. Bu artış, yüksek enflasyon ve temel ihtiyaç kalemlerindeki fiyat yükselişlerinin harcamaları doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Özellikle konut ve kira harcamalarının payı yüzde 23,9’dan yüzde 26’ya yükselmiş, ulaştırma ise yüzde 21,9’dan yüzde 21,6’ya çok az bir düşüş göstermesine rağmen hâlâ hanehalkı bütçesinin en büyük kalemlerinden biri olmayı sürdürmüştür.

Gıda ve alkolsüz içecekler ise payını yüzde 20,6’dan yüzde 18,1’e düşürmüştür; ancak nominal değerler dikkate alındığında gıda harcaması 5 bin 25 TL’den 8 bin 138 TL’ye yükselmiştir. Diğer kalemlerde ise özellikle eğitim harcamalarında (Yüzde 1’den yüzde 1,6’ya) ve eğlence, spor ve kültür harcamalarında (Yüzde 1,9’dan yüzde 2,3’e) oran bazında artış görülmektedir.

“Gelir eşitsizliğinde Avrupa birincisiyiz”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır sosyoekonomik kriz, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da büyütmüş ve ülkeyi Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke hâline getirmiştir. Bu durum, millî gelirin toplumun geniş kesimlerine ulaşamamasına, zenginlerle yoksullar arasındaki makasın açılmasına ve orta sınıfın giderek yok olmasına yol açmıştır.

Eurostat’ın verileri, bu gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır: AB ülkelerinin ortalama Gini katsayısı: 0,344, Türkiye’nin Gini katsayısı: 0,461. Bu oran, Avrupa’daki hiçbir ülke tarafından görülmemektedir. Rekor seviyedeki Gini katsayısı, yalnızca ekonomik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal krizlerin derinleşmesine de neden olmaktadır.

Gelir eşitsizliğinin artarak sürmesi, toplumda zengin kitleler ile yoksullar arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açmaktadır. Eurostat verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerinde en zengin yüzde 20’lik kitleyle en yoksul yüzde 20’lik taban arasındaki gelir farkını gösteren S80/S20 oranı 4,66 iken Türkiye için bu oran 9,06’dır. Türkiye’deki zengin tabaka Avrupa ortalamasının iki katı olacak şekilde yoksulların 9 katı gelir elde etmektedir.

Bu durum, Gini katsayısında olduğu gibi gelir adaletsizliği açısından da Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında en olumsuz konuma yerleştirmektedir. Belçika, Almanya, Slovenya ve Norveç gibi pek çok Avrupa ülkesinde S80/S20 oranı 3–4 kat arasında seyretmektedir. Türkiye’de ise en zengin kesimin geliri, en yoksul kesimin gelirinin yaklaşık 9 katına ulaşmaktadır. Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’ye en yakın değer Bulgaristan’da görülmekte olup, bu oran 6,96’dır.

2024 yılı itibarıyla Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 15 bin 463 dolardır. Bu rakam, Avrupa ortalaması olan 36 bin 590 doların oldukça altında kalmakta ve Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında kişi başına düşen milli geliri en düşük ülke konumuna getirmektedir. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki işçi sınıfının payının azalması ve yoksulluğun artması, bu durumun başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.

“Her 10 kişiden 6’sı borçlu”

Konut masrafı dışındaki giderler nedeni ile 2024 yılında kurumsal olmayan nüfusun yüzde 60,9’u borçlu hale gelmiştir. Buna göre her 10 kişiden 6’sı borçlu durumdadır. TÜİK verileri incelendiğinde nüfusun sadece yüzde 39,1’inin borçlu olmadığı, halkın yüzde 12,5’inin ise borçlarını ödemekte çok zorlandığı tespit edilmiştir. Nüfusun yüzde 43,3’ü için borçların biraz yük getirdiği, yüzde 5,2’nin ise yük olmadığı görülmüştür.

Emek ve sermaye gelirleri arasındaki dengesizlik önemli bir sorun olarak devam ediyor. Son verilere göre, işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı 2020 yılında yüzde 32,5 iken 2024 yılında yüzde yüzde 37’dir. Bu, işçilerin elde ettiği gelirin milli gelir içindeki payının arttığını göstermektedir. Ancak bu artışa rağmen, işverenlerin milli gelirden aldığı pay hâlâ emeğin aldığı payın neredeyse iki katıdır.

Özellikle sermayenin aldığı payın, yani net işletme artığının, 2020 yılında yüzde 49,7 iken; 2024 yılında yüzde 43,1’e gerilemesi dikkat çekicidir. Bu durum, sermaye sahiplerinin milli gelirden aldığı payın azaldığını, ancak hâlâ emeğin önemli bir kısmının sermaye lehine kullanıldığını göstermektedir.

Talepler:

Krizin faturasını halka ve işçilere yükleyen ekonomi politikalarından vazgeçilmelidir.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin temel kaynağı olan emek ve sermaye arasındaki eşitsizlik son bulmalıdır. Tüm ücretliler, ürettikleri değerin karşılığını eşit ve adil bir şekilde almalıdır.

Kamusal haklar olan eğitim, sağlık, barınma gibi haklardan herkes eşit şekilde faydalanmalı, bu temel haklar nitelikli ve parasız olmalıdır.

Gelirde adalet ve vergide adalet sağlanmalı, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması uygulamasına gidilmelidir.

Herkes için temel bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

Asgari ücret ve tüm ücret düzeyleri insan onuruna yaraşır düzeye çekilmelidir. Asgari ücret hesaplaması bir kişinin harcamasına göre değil, en az 4 kişilik bir ailenin giderleri üzerinden yapılmalıdır.

Enflasyonla mücadelede gerçekçi ve koruyucu ekonomi politikaları uygulanmalıdır.

Yoksullukla mücadele için sosyal koruma programları oluşturulmalı ve yoksulluktan en fazla etkilenen kesimler olan kadınlar ve çocuklar için sosyal koruma politikaları hayata geçirilmelidir.

Çalışan yoksulluğunu önlemek için asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlilere insanca yaşayabilecekleri bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

Borçluluğu azaltmak için sosyal koruma politikaları hayata geçirilmelidir.

Sosyal yardımlar bireysel değil, herkes için ulaşılabilir olmalıdır ve nitelikli bir şekilde sağlanmalıdır.”

Paylaşın

Asgari Ücretli Dokuz Ayda 64 Bin Lira Kaybetti

2025 yılı başında net 22 bin 105 lira olarak belirlenen asgari ücretin reel karşılığı, eylül itibarıyla 16 bin 483 liraya geriledi. Aynı dönemde asgari ücretlinin toplam kaybı 64 bin 652 lirayı buldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) Ekim 2025 tarihli raporuna göre, Türkiye’de sigortalı işçilerin dokuz aylık toplam ücret kaybı 1 trilyon 328 milyar lirayı aştı. Enflasyon ve artan vergi yükü, maaşların ortalama yüzde 41’ini silip süpürdü.

Türkiye’de işçilerin maaşları, yükselen enflasyon ve giderek ağırlaşan vergi sistemi altında adım adım eriyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından yayımlanan 6 Ekim 2025 tarihli “Ücret Kayıpları İzleme Raporu”na göre, yalnızca 2025’in ilk dokuz ayında 17 milyon sigortalı işçinin toplam gelir kaybı 1,3 trilyon lirayı geçti.

Yalnızca eylül ayında işçi başına ortalama kayıp 12.767 TL olurken, ortalama ücretin yaklaşık yüzde 41’i enflasyon, vergi ve prim kesintileri nedeniyle buharlaştı.

2025 yılı başında net 22.105 TL olarak belirlenen asgari ücretin reel karşılığı, eylül itibarıyla 16.483 TL’ye geriledi. Aynı dönemde asgari ücretlinin toplam kaybı 64.652 TL’yi buldu. Bu da maaşın yaklaşık dörtte birinin ortadan kalktığı anlamına geliyor.

Raporda, “Asgari ücrete yıl içinde ara zam yapılmaması kayıpları artırdı” vurgusu yer alırken, en düşük gelir grubunun alım gücündeki düşüşün toplumun tamamı üzerinde zincirleme etkiler yarattığına dikkat çekildi.

Rapor, ücret düzeyi yükseldikçe yaşanan kaybın da büyüdüğünü ortaya koydu. Eylül 2025’te:

Brüt 39.008 TL kazanan bir işçinin net maaşı 23.003 TL’ye düştü. Toplam kaybı: 16.005 TL
Brüt 52.011 TL kazanan bir işçi 27.215 TL harcanabilir gelirle yetinmek zorunda kaldı. Kaybı: 24.796 TL
Brüt 78.017 TL maaş alan bir işçinin reel net geliri 38.916 TL’ye geriledi. Kayıp: 38.916 TL

Bu düzeyde çalışan işçiler, yılın ilk 9 ayında gelirlerinin ortalama yüzde 40’ını vergi ve enflasyona karşı kaybetti.

“İşçilerden zenginlere kaynak aktarımı var”

DİSK-AR raporunda, yaşanan bu kayıpların sadece bireysel değil, sınıfsal bir dönüşümün göstergesi olduğu ifade edildi. Raporda şu çarpıcı değerlendirme yer aldı:

“Enflasyon işçi sınıfını yoksullaştıran bir emme basma tulumbadır. İşçilerden alıp zenginlere kaynak aktarmaktadır. Adaletsiz vergi sistemi, gelir eşitsizliğini daha da derinleştirmektedir.”

DİSK-AR’a göre, gelir tarifelerinin enflasyona paralel artırılmaması nedeniyle milyonlarca işçi hızla daha yüksek vergi dilimlerine giriyor. Bu durum, reel ücretlerdeki kaybı hızlandırıyor.

Raporda, “Hükümetin izlediği alım gücünü ve ücretleri bastırmayı amaçlayan ekonomi politikası enflasyonun faturasının emek gelirleri üzerine yüklenmesine yol açmaktadır. Enflasyon ve adaletsiz vergi-kesinti sistemi emek gelirlerini eriterek gelir bölüşümü daha da adaletsiz hale getirmekte ve yoksulluğu artırmaktadır.” değerlendirmesi yer aldı.

Enflasyonun resmî verilerle olduğundan düşük ölçüldüğü uyarısı yapılırken, gerçek kaybın açıklanandan daha yüksek olabileceği belirtildi.

Paylaşın

İşsiz Sayısı 12 Milyonu Aştı

TÜİK verilerinden yararlanılarak yapılan hesaplamaya göre; mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı, 2025 yılının ağustos ayında 12 milyon 190 bin kişi oldu.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu (Eylül 2025) yayımladı.

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2025’te 12 milyon 190 bin kişi oldu.

Ağustos 2023’te 3 milyon 203 bin olan dar tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2024’te 3 milyon 38 bin, Ağustos 2025’te ise 3 milyon 44 bin oldu. Ağustos 2023’te 8 milyon 917 bin olan geniş tanımlı işsiz sayısı Ağustos 2024’te 11 milyon 72 bine ve Ağustos 2025’te 12 milyon 190 bine yükseldi.

Ağustos 2024’te yüzde 27,5 olan geniş tanımlı işsizlik oranı Ağustos 2025’te yüzde 29,7’ye yükseldi ve son 1 yılda 2,2 puan arttı. Geniş tanımlı işsiz sayısında bir yıllık artış ise 1 milyon 117 bin oldu.

Ağustos 2025 itibarıyla yaklaşık 4 milyon kişi haftalık 40 saatten az çalışıyor ve daha fazla çalışmak istiyor. 5,3 milyona kişi ise çalışmak istemesine rağmen iş bulamıyor.

Raporda diğer bulgular özetle şöyle:

Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 39,2!

Ağustos 2025’te mevsim etkisinden arındırılmış HİA verilerine göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 39,2 ile geniş tanımlı kadın işsizliği olmaya devam ediyor.

Gençlerde dar tanımlı işsizlik oranı 16 iken genç kadınlarda yüzde 22,7’dir.

Ağustos 2025’te yaklaşık 2,5 milyon işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı.

Paylaşın

Türkiye, Kişi Başı Servette 46. Sırada

Türkiye’deki hane halkı serveti, enflasyon karşısında reel olarak yüzde 8 geriledi. Bu reel kayıp nedeniyle Türkiye, kişi başı servet sıralamasında 2023 yılındaki yerini koruyarak 46. sırada kaldı.

Sigorta devi Allianz, 60’a yakın ülkenin hane halkı varlık ve borçlarını inceleyen 16. Küresel Varlık Raporu’nu yayımladı. Rapor, 2024 yılında küresel çapta finansal varlıkların büyümede yeni bir rekora imza attığını ortaya koydu. Küresel finansal varlıklar, bir önceki yılın yüzde 8’lik artışını aşarak yüzde 8.7 oranında büyüdü.

Raporda, küresel büyümenin asıl lokomotifinin ABD olduğu vurgulandı; finansal varlık artışının yarısı ABD’de gerçekleşirken, Çin’in payı yüzde 20’de, Batı Avrupa’nın payı ise yüzde 12’de kaldı. Allianz Başekonomisti Ludovic Subran, “ABD’deki varlık büyümesi tek kelimeyle inanılmaz” ifadesini kullandı.

T24’ün haberine göre Türkiye, hane halklarının brüt finansal varlıklarındaki yüzde 45.8’lik nominal artışla dünyada Arjantin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke oldu. Ancak bu güçlü nominal artış, ülkedeki yüksek enflasyon nedeniyle tersine döndü. Türkiye’deki hane halkı serveti, enflasyon karşısında reel olarak yüzde 8 geriledi. Bu reel kayıp nedeniyle Türkiye, kişi başı servet sıralamasında 2023 yılındaki yerini koruyarak 46. sırada kaldı.

Türk hane halklarının toplam varlıkları 2024’te yüzde 34 artarak 112 milyar Avro’ya ulaştı. Varlık artışına en büyük katkıyı, yüzde 75.5’lik yükselişle menkul kıymetler sağladı. Portföyün yüzde 58’ini oluşturan banka mevduatları ise yalnızca yüzde 31 büyüyerek menkul kıymetlerin ve sigorta/emeklilik tasarruflarının (yüzde 67.2 artış) gerisinde kaldı.

Paylaşın

Türkiye’de Yaklaşık 970 Bin Çocuk Kayıtlı İşçi Olarak Çalışıyor

Türkiye’de yaklaşık 970 bin çocuk, kayıtlı işçi olarak çalışıyor. Bu verilere MESEM’lerde çalışan 504 bin çocuk da eklendiğinde sayı 1,5 milyona ulaşıyor. Bu sayılar yalnızca kayıtlı işgücünü yansıtıyor, özellikle yaz aylarında çocuk işçi sayısı üç milyona ulaşıyor.

Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der), “Kaybolan Çocukluğu ve Eğitim Hakkını Yeniden Kazanalım” adlı çalıştayın sonuç metnini Toplumsal Araştırmalar, Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) İstanbul Şubesi’nde bugün kamuoyuyla paylaştı.

BirGün’den Bilge Su Yıldırım’ın aktardığına göre; Sonuç metninde, ülkede günden güne derinleşen ekonomik kriz sebebiyle iki milyona yakın çocuğun okullarını terk ettiği kaydedildi.

Araştırmanın, “Eğitimin daha çok piyasalaştığı, sermaye grupları ve gerici yapıların talebiyle zorunlu eğitim süresi ve karma eğitimin tartışıldığı, çocuk işçiliğinin 12 yaşlara çekildiği ,çalınan sınav soruları, sahte diplomalarla bu ülkenin tüm değerlerini yaratan emekçilerin çocukları için eğitim yoluyla bir gelecek kurma hayali yok edildiği” koşullarda “Nasıl bir eğitim olmalı” sorusuna cevap aramak amacıyla gerçekleştirildiği aktarıldı.

30-31 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen çalıştayda özellikle eğitimin piyasalaşması, laiklik ve bilimsellikten uzaklaşması, karma eğitimin fiilen ortadan kaldırılması ve çocuk işçiliğin devlet eliyle teşvik edilerek yaygınlaştırılması gibi sorun alanlarının incelendiği kaydedildi.

Çocuk yoksulluğu ve işçiliğine dikkat çekilen basın metninde şu veriler yer aldı:

UNICEF’in her beş yılda bir yayımladığı Çocuk Refahı Raporu’na göre Türkiye, 36 OECD ülkesi arasında genel değerlendirmede sondan ikinci sırada.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre ailesinin yanında temel ihtiyaçları karşılanamayan ve ailesinden alınma riski bulunan çocuk sayısı 2018 yılında 122 bin 489 iken, son 7 yılda yüzde 40,33’lük artışla, 2025’in ilk altı ayında (Ocak-Haziran) 171 bin 895’e yükseldi.

İSİG Meclisi verilerine göre, Türkiye’de her yıl 60-70 civarında çocuk işçi tarımda, sanayide, inşaatlarda ve sokaklarda çalışırken hayatını kaybediyor.

İSİG uzmanları 2013 yılından beri en az 770 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini söylüyor.

TÜİK verilerine göre 2024 yılında 15-17 yaş arasında işgücüne katılma oranı yüzde 24,9 olarak gerçekleşti. Buna göre yaklaşık 970 bin çocuk, kayıtlı işçi olarak çalışıyor. Bu verilere MESEM’lerde çalışan 504 bin çocuk da eklendiğinde sayı 1,5 milyona ulaşıyor.

Bu sayılar yalnızca kayıtlı işgücünü yansıtıyor, özellikle yaz aylarında çocuk işçi sayısı üç milyona ulaşıyor.

Çalıştayın incelediği bir diğer başlık olan karma eğitimin fiilen tasfiye edilmesi de ülkede yaşanan örneklerle desteklendi. Özellikle kız çocuklarının günden güne eğitimden koparılmasının çocuk evliliklerine kapı araladığı kaydedilirken ülkedeki çocuk yaşta doğum verileri de paylaşıldı. Bu başlıkta örnek ve veriler şöyle sıralandı:

Ülke genelinde beş ortaokuldan biri, bazı illerde ise iki veya üç okuldan biri karma eğitim vermemektedir.

İmam hatip okulları ve dini eğitim veren kurumlar, karma eğitimin en fazla kaldırıldığı alanlardır. İmam hatip liseleri, genel ortaöğretimin %13’ünü oluşturuyor; yaklaşık 443 bin çocuk karma eğitim hakkından mahrum. Ortaokullarda ise imam hatip oranı %20’ye ulaşmıştır.

Geçtiğimiz aylarda farklı illerde açılan 8 kız ortaokulu örneği, karma eğitimin kaldırılmasının hızlandırıldığını göstermektedir.

Bölgesel olarak bazı illerde imam hatip ortaokulları toplam ortaokulların yarısını veya üçte birini oluşturuyor.

Cinsiyet Eşitliği İzleme Raporu’na göre Türkiye’de 220 bin kız çocuğu örgün eğitimin dışında kalmaktadır. Bölgesel veriler ise kız çocukları için daha vahim bir tablo sergiliyor.

Muş’ta 16 ve 17 yaşındaki her üç kız çocuğundan biri eğitimin dışındadır.

Siirt, Bitlis ve Ağrı’da 17 yaşındaki her üç kız çocuğundan biri örgün eğitim dışındadır

TÜİK 2023 doğum istatistiklerine göre 15-17 yaş grubunda 6.515 doğum, 15 yaşın altında ise 130 doğum gerçekleşmiştir.

Son 24 yılda 18 yaş altı 590.000 çocuk doğum yapmıştır, bunların 21.000’i 15 yaş altındadır.10-19 yaş grubunda doğum yapan çocuk sayısı ise 2 milyonun üzerindedir.

2018’den itibaren çocuk yaşta doğumlara dair veli verileri artık kamuoyuyla paylaşılmamaktadır.

Eğitimden kopuşun ülke genelinde ulaştığı seviye ise ayrı bir tehlike olarak ele alındı. Bu başlıkta paylaşılan veriler ise şöyle ortaya kondu:

Meslek liselerinde 2023’te devamsızlık oranı %46,6. (Yaklaşık 2 çocuktan biri)

İmam hatip liselerinde 2023’te %29,3. (Yaklaşık 3 çocuktan biri)

6 yaşındaki her 10 çocuktan en az 1’i, 17 yaşındaki her 7 çocuktan 1’i eğitim dışında kalmaktadır.

Muş, Ağrı ve Gümüşhane’de 15-17 yaş grubundaki her üç çocuktan biri, Mardin’de her dört çocuktan biri, Batman, Urfa, Niğde ve Çankırı’da ise her beşçocuktan biri örgün eğitim dışındadır.

Geçtiğimiz yıl 300 bin üniversite öğrencisinin okulu terk ettiği görülmektedir

Çocukluk kaybedilirse gelecek kaybedilir

Bu alanlara ilişkin bulguların paylaşıldığı basın toplantısında, “Nasıl bir eğitim?” sorusunun çerçevesini belirleyen 25 öneri sıralandı. Basın metninde yer alan talep ve öneriler şu şekilde:

“1- Çocukluk eğitim hakkıyla birlikte kazanılmıştır. Çocukluk okul ortamındaki sosyalleşme üzerinden de ele alınmalıdır. Zorunlu eğitimde çocuk evliliği, iş hayatına erken atılma gibi konuların gündeme gelmesi zorunlu eğitim ve çocuklar için tehdit oluşturmaktadır. Çocukluğunu kaybeden geleceği de kaybetmekte.

Bütünlüklü yaklaşım ile çocukların eğitimde duygusal, sosyal, kültürler açıdan bütünlüklü birey olarak ele alınımını desteklenmelidir. Anayasanın ikinci maddesinde ‘insan haklarına dayalı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.’ tanımı bütünlüklü bir eğitim hakkı talebimizin temelini oluşturur.

2- Eğitim tüm öznelerinin katılımıyla kamucu, bilimsel, demokratik ve laik bir temelde yeniden yapılandırılmalıdır.

3- Temel bir insan hakkı ve yurttaşlık hakkı olan eğitim herkes için eşit, parasız, nitelikli olmalıdır.

4- Türkiye koşullarına göre Okul öncesi eğitimin en az 2 yıl zorunlu olması gerekmektedir. 2 yaştan itibaren oyun grupları ile başlatılıp temel eğitimle ortak paralelde devam ettirilmeli ve sürekli, ulaşılabilir, tüm çocukları kapsayacak ve tercihlere mahal bırakmayacak şekilde olmalıdır.

5- Kamusal eğitim hakkı için bütçeden yeterli kaynak ayrılmalıdır.

6- Eğitim kamusal haktır, satılamaz. Özel okullar, kurslar, yurtlar; tüm özel öğretim kurumları kamulaştırılmalıdır.

7- Bugüne kadar özel öğretim kurumlarına teşvik, destek vb isimlerle aktarılan tüm kamu kaynakları, kamu arazileri, binaları geri alınmalı, devlet okulları, kamusal eğitim hakkı için kullanılmalıdır.

8- Eğitimden servet edinmeye yönelik tüm girişimler yasaklanmalıdır.

9- Eğitimin tüm kademe ve türlerinde ‘katkı payı’, ‘harç’, ‘bağış’ adı altında para toplanmasına son verilmelidir.

10- Okul sayısı artırılmalı; köy okulları yeniden açılmalı, ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs sağlanmalıdır.

11- Tüm okullarda ücretsiz bir öğün beslenme programı hayata geçirilmelidir.

12- Eğitime erişim, devam ve tamamlama süreçlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğini tam olarak sağlayacak önlemlerin alınmalıdır.

13- Ortaöğretim düzeyinde çocuk emeği sömürüsünün mekanları haline getirilen mesleki ve teknik eğitim politikalarına son verilmeli; şirketlerin değil çocukların üstün yararı esas alınmalı, mesleki eğitim merkezleri kapatılmalı (MESEM) çocuk emeği sömürüsüne olanak veren uygulamalar ve çocuk işçiliği tamamen yasaklanmalıdır. MESEM’lerdeki çocukların okula geri dönüşü sağlanmalı, MESEM’ler için kamudan aktarılan kaynaklar çocuklara burs, eğitim desteği olarak verilmelidir.

14- Mesleki ve teknik eğitim politika belgesi, dört yeni okul modeli (sektör içi, sektöre entegre, bölge, ihtisas) uygulamaları çocukları okuldan koparmanın, çocuk yaşta işçileştirmenin adımlarıdır, sonlandırılmalıdır.

15- Karma eğitim ilkesini değiştirmeye yönelik uygulamalara son verilmelidir.

16- 12 yıllık zorunlu eğitimin kaldırılması, esnekleştirilmesi adıyla atılması planlanan adımlar çocukların en temel hakkı olan kamusal eğitim hakkını ellerinden alacaktır. Zorunlu 12 yıllık eğitim kesintisiz biçimde uygulanmalıdır.

17- Okul öncesi eğitim de (12 yıllık zorunlu eğitim süresine ek) zorunlu,parasız olmalı ve yaygın, kapsayıcı bir şekilde uygulanmalıdır.

18- Zorunlu eğitim evresinde açıköğretime geçişe neden olan esnek uygulamalara son verilmelidir.

19- Çocuk, genç, yetişkin tüm toplumun temel öğrenme ihtiyaçlarını karşılamaya dönük sosyal, kültürel ve mesleki kurslar parasız biçimde halk eğitimi merkezlerinde sunulmalıdır.

20- Eğitim kamusal bir haktır ve eğitimci niteliğine sahip eğitim emekçileri eliyle yürütülmelidir. MEB’in okullarda ve eğitim kurumlarında çeşitli faaliyet ve etkinlik yapmak üzere şirketlerle, STK adı altındaki çeşitli yapılarla, dini vakıf ve kurumlarla imzaladığı protokol ve anlaşmalara son verilmelidir.

21- Okullarda, tüm eğitim kurumlarında herhangi bir inancın ayrıcalıklı konum edinmesine yönelik her türlü teşvik, önlem ve düzenlemelere son verilmelidir.

22- Eğitimin niteliği, sürekliliği için esnek, güvencesiz çalıştırılma politikalarına son verilmelidir. Tüm eğitim emekçileri kadrolu istihdam edilmelidir.

23- Kamusal eğitim hakkı beslenme, ulaşım, barınma, kırtasiye haklarından ayrı değerlendirilemez. Beslenme, barınma, ulaşım, kırtasiye, ders materyalleri devlet tarafından ücretsiz karşılanmalıdır.

24- Tüm okullarda öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmesine olanak sağlayacak olan kültür, sanat ve spor etkinliklerini teşvik eden ders, mekan, etkinlik seçenekleri oluşturulmalıdır.

25- Ortaöğretimde ve temel eğitimde farklı okul, okul türü uygulamasına son verilmeli tüm öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda desteklendiği eşit, nitelikli, kapsayıcı eğitim hakkı esas alınmalıdır.”

Paylaşın