28 Şubat Davası Sanıklarına Af: Karar Resmi Gazete’de Yayımlandı

28 Şubat Davası sanıklarından Fevzi Türkeri, Çevik Bir, Çetin Doğan, Cevat Özkaynak, Yıldırım Türker ve Erol Özkasnak’ında aralarında bulunduğu 14 komutanın cezaları kaldırıldı.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan kararlara göre, 28 Şubat davası sanıklarının kalan cezaları sağlık sorunları nedeniyle kaldırıldı.

Karara göre, kalan cezaları kaldırılan isimler Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Çevik Bir, Haci Sülük, Aliefter Aslan, Avni Yılmaz, Sevda Yüksel, Gülbey Sarıoğlu, Süleyman Tuna, Abdulhekim Yılmaz, Çetin Doğan ve Aydan Erol oldu.

28 Şubat davası, 28 Şubat Süreci’nde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirakla suçlanan 103 sanık hakkında 2 Eylül 2013’te başlayan dava ve 13 Nisan 2018’de sonuçlandı. Dava, Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

28 Şubat süreci

Refah Partisi (RP) 1995 genel seçimlerinde birinci parti oldu. 1996 yılında, seçimlerin ardından, Doğru Yol Partisi (DYP) – Anavatan Partisi (ANAP) koalisyon hükûmeti kuruldu. Refah Partisi’nin, güvenoyu için gereken 273 sayısına ulaşılamadığı için (257 kabul) güven oylamasının geçersiz sayılması gerektiğini belirterek Anayasa Mahkemesine (AYM) yaptığı başvuru haklı görülerek güven oylaması geçersiz sayıldı ve hükûmet dağıldı.

Bunun üzerine TBMM’de birinci parti durumunda olan Refah Partisi ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54. Hükûmet (Refahyol Hükûmeti), 8 Temmuz 1996’da TBMM’de yapılan oylamada güvenoyu almayı başardı. Necmettin Erbakan başbakan, Tansu Çiller ise başbakan yardımcısı oldu.

Koalisyonun kurulmasından sonra laiklik ve cumhuriyet karşıtı hareket ve eylemlerin odağı haline gelen Refah Partisi’nin bazı milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatları ve üyeleri tarafından şeriat eylemleri artmaya başladı.

Bu gelişmelerin ardından 28 Şubat 1997 Cuma günü saat 15.10’da Çankaya Köşkü’nde MGK toplantısı düzenlendi.MGK toplantısı 9 saat sürdü. Laikliğin Türkiye’de demokrasi ve hukukun teminatı olduğunu sert bir şekilde vurgulanan MGK kararları hükümete bildirildi.

Kararda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB’e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri derneklere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.

4 Mart’ta Başbakan Erbakan, MGK kararları yumuşatılmazsa imzalamayacağını söyledi ve imzalamadı. 13 Mart’ta Başbakan Necmettin Erbakan, medya tarafından MGK kararlarını ”imzaladı” şeklinde sunuldu. Ancak 2013’te başlatılan “28 Şubat Post Modern Askeri Darbesi Davası” soruşturmasında Erbakan’ın kararları imzalamadığı MGK tutanakları incelenerek teyit edildi.

Nitekim dönemin gazetecilerinden olan Mehmet Ali Birand da CNN Türkte katıldığı Cüneyt Özdemir’in programında bu bilgiyi teyit etmiş, kendilerinin (gazetecilerin) kandırıldığını söylemişti. 21 Mayıs’ta Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş, ‘‘Ülkeyi iç savaşa sürüklediğini” söyleyerek, RP’nin kapatılması için dava açtı.

3 Haziran’da Susurluk Davası 7 ay aradan sonra DGM’de başladı. 7 Haziran’da Genelkurmay, irticai faaliyetleri desteklediğini iddia ettiği firmalara ambargo koydu. 10 Haziran’da Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay başkan ve üyeleri Genelkurmay Başkanlığı’na çağrılarak kendilerine irtica konusunda brifing verildi.

18 Haziran’da Necmettin Erbakan başbakanlıktan istifa etti. İstifasının nedeninin başbakanlığı Tansu Çiller’e devretmek olduğunu belirtti. 19 Haziran’da Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, hükümet kurma görevini o sırada arkasında TBMM çoğunluğu olan DYP lideri Tansu Çiller’e vermeyip, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. 30 Haziran’da Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit ve Hüsamettin Cindoruk’la birlikte ANASOL-D Hükümeti’ni kurdu.

2012 yılında ise TBMM, darbeleri araştırma komisyonu kurmuş ve 28 Şubat başta olmak üzere askeri darbeleri araştırmaya başlamıştır. Bu sürecin yargılanması ise 28 Şubatta etkin rol oynayanların tutuklu yargılanması ile başlamıştır. 2 Ekim 2012 tarihinde Dönemin Başbakan Yardımcısı ve DYP Genel Başkanı Tansu Çiller ‘mağdur’ sıfatıyla ifade vermiştir.

28 Şubat davası

2 Eylül 2013’te başlayan 28 Şubat davasında 103 sanık, 28 Şubat sürecinde “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak”la suçlandı. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Nisan 2018’de 103 sanıktan 21’i hakkında müebbet hapis cezası verdi. 68 sanık beraat etti. 10 sanık için zaman aşımının dolması, 4 sanık için de hayatlarını kaybetmiş olmaları nedeniyle dava düşürüldü.

1 numaralı sanık olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, 26 Mayıs 2020’de temyiz süreci devam ederken hayatını kaybetti. Yargıtay 9 Temmuz 2021’de 14 sanık (Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker) hakkında verilen müebbet hapis cezalarını onadı.

Davada hüküm giyen emekli generallerin rütbeleri Genelkurmay Başkanlığı’nın kararıyla söküldü. Vural Avar, 22 Aralık 2022’de tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nde demans hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmişti. Çevik Bir, Çetin Saner ve Aydan Erol’dan sonra bu ay Hakkı Kılınç da sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmişti.

Paylaşın

Özel’den ‘Kobani Davası’ Açıklaması: Kabul Edilir Tarafı Yok

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan Kobani Davası’nda verilen ağır cezalara tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Verilen cezaların bazıları istenene göre çok düşük ama burada Yüksekdağ ve Demirtaş’a verilen cezaların kabul edilir tarafı yok” dedi ve ekledi:

“Bazı beraat kararları önemli ama geriye dönüp baktığınızda Yasin Börü suçundan beraat ettiler. Bu dava siyaseten ne kadar çok kullanıldı. Bugün geldiğimiz noktada mahkeme Yasin Börü’nün ölümünden sorumlu olmadıklarını söyledi. Bir partinin genel başkanı olmasan beraat edenleri ve ağır ceza alanları hangi kategoride değerlendirmek gerektiği üzerine farklı beyin jimnastiği yapabilirim ama kim ne derse desin bu davada bir hukuk yok. Yargılama süreci hukuki değil.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Sözcü TV’de katıldığı canlı yayında gazetecilerin gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Özel, şunları söyledi:

“İlk günden beri takındığım tutumu değiştirecek değilim. Dava, siyasi dava. Olay olduktan 5 yıl sonra açıldıysa dava, iddianamesi de doğrudan bir partinin genel başkanı tarafından yıllarca yazıldıysa, sonra da dava açıldıysa bu dava siyasi davadır. Uzamasıyla, zamanlamasıyla, karar duruşmasının seçimden sonraya bırakılmasıyla falan her yönüyle siyasetten kullanılmaya elverişli bir dava.

“Burada Selahattin Demirtaş’a ve Fiden Yüksekdağ’a verilen cezalar, görevlerinin başındayken bir partinin eş genel başkanlarıyken alınıp da suçlandıkları şey ve bu cezalara baktığınızda kabul edilebilir bir tarafı yok. Davayı bir hukuki dava olarak değerlendirmek yerine, tabi bir partinin genel başkanı olmasam her beraat edenleri, yaptığı yeterli görülüp bırakılanları ve ağır cezalar alanları hangi kategorilerde değerlendirmek gerektiği üzerine farklı beyin jimnastiği yapabilirim ama kim ne derse desin bu davada bir hukuk yok. Yargılama süreci hukuki değil.

Ayhan Bora Kaplan meselesini konuşacaksak işin şu tarafını kısaca hatırlamak gerekiyor. Ayhan Bora Kaplan, ailesinden birisiyle birlikte Kızılay’ın ortasında korsan CD satışı yapan biridir. Gelirler kendisinden haraç isterler. Bu haracı vermeyi reddeder. Abisini tartaklarlar. Bu da tartaklayanı ayağından vurarak hapse düşer, belirli bir süre. İçeride uyuşturucu mafyasıyla tanışır. Çıkar ve Ankara’da torbacılıkla başlayan, sonra belirli torbacıların amirliği falan… Uyuşturucu ticaretine yön veren birisidir.

Ucu başka yerlere dokunduğu için bazı suçların çok üzerinde durulmuyor herhalde. Ayhan Bora Kaplan dosyası enine boyuna tartışıldığında burada tabi ki tehdit, adam kaçırma, şantaj bir sürü şey… Ayrıca devlete emanet yurtlardaki 18 yaşına yaklaşan devletin korumasındaki kimsesiz genç kızların, iş bulma, çalıştırılma vaadiyle ilk önce garsonluk, ardından ‘daha iyi para lokantada var’, içkili lokanta derken felaket bir şeyin içine sokuldu. Bütün bu rezilliklerin içinde hepsi birden var. Benim yanımdan giden biri bununla buluştu.

15 Temmuz gecesi, Bekir Bozdağ TBMM’de kürsüde konuştu. O sırada bizim yanılmıyorsam Levent Gök konuştu. Süleyman Soylu da orada oturuyor. ‘Süleyman Bey konuşsun’ dedim. O zaman Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı kendisi. İçişleri Bakanı değil. Kalktı geldi kürsüye ve Meclis Başkanına dedi ki ‘Zamanım geldi. Arkadaşlarla TRT’nin önünde buluşacağım gençlerle’ dedi. Bu lafı dün gibi biliyorum, oradaki herkes de hatırlıyordur.

O an için önemli değildi. Sonradan Soylu’nun TRT’nin önüne gittiği… Sonra sonra kayıp silahlar konusunda TRT’nin önünde buluştuğu birtakım sivil kişilere silah dağıttığı. Bu tartışmalar yapıldı. O kişilerin Ayhan Bora Kaplan’ın ekibi olduğu ortaya çıktı.

Ayhan Bora Kaplan, korsan CD, torbacı, uyuşturucu, gasp falan… Süleyman Soylu ile TRT’nin önünde randevulaşma. Sonrasında da Süleyman Soylu İçişleri Bakanı oluyor belli bir süre sonra. Ardından da Süleyman Soylu’nun o çok tartışmalı süreci… Ayhan Bora Kaplan’ın himaye edildiğine ilişkin iddialar çok ciddi. Bu süreçte herkes birbirini suçlarken, aslında gizli özne diyebileceklerden bir tanesi de Süleyman Soylu. O yüzden eğer bu soruşturma gerçekten dört başı mahmur yürüyecekse Soylu hakkında bir fezleke hazırlanacak, gelecek oy birliğiyle karma komisyondan geçecek, dokunulmazlığı kaldırılacak ve yargı önünde bildiklerini, sorulan soruları cevaplayacak ki bu olay gerçekten çözülebilsin.

Süleyman Soylu hakkında bir soruşturma komisyonu kurulmasını önermezseniz, Meclis’te oluşturulacak bir komisyon savcı sıfatıyla gerekeni yapmaz ve Süleyman Soylu’yu Yüce Divan’ın önüne çıkarmazsanız bu olayın zaten en önemli kısımlarından bir tanesinin üstü kapalı kalır.

Bugünün tartışması şu: Bir partinin genel başkanı sayın Bahçeli, ülkenin İçişleri Bakanı birer tweet atıyorlar. Biri tweet atıyor, biri cevap veriyor. Muğlak muğlak tweetler. Tweetlerde hem çok şey söyleniyor, hem hiçbir şey söylenmiyor. Devamında da ‘FETÖvari yöntemler’ falan diye bitiriyor. Geçmişte Süleyman Soylu’nun en iyi ilişki içinde olduğu kişi, hatta derlerdi ki bir ara ‘Soylu AK Parti’nin değil MHP’nin bakanı’ diye Ankara’da konuşuluyordu.

Son günlerde ortaya çıkan bir şey. Nedir? İddianame yazılmış, Sinan Ateş iddianamesi. İddianamede olaya karışan aracın her şeyin plakası var ama bir tane araca siyah Audi diyorlar. Bir tek onun plakası yer almamış. Sonra o siyah Audi’nin hangi Audi olduğuna ilişkin bir fotoğraf ortaya çıktı. Ne bunun ortaya çıkmasını bir gazetecilik başarısı olarak gören var. Konunun iki tarafı da, bir taraf işin ucun kendisine geldiğini düşünerek süreci enfekte etmek için bunu servis ettiğini ve Ali Yerlikaya’nın üstüne yıktığını iddia ediyorlar. Öbür taraf da diyor ki ‘Ali Yerlikaya MHP-AKP ilişkisini dinamitlemek ve Soylu’yu işin içine katmak için bunu yaptı’ diyorlar. Bu bir suç. Suç olan ne? Fotoğrafın gizli kalmasını beklemek suç.

İddianamede o arabanın plakasının yazılmaması kabul edilemez. Kim kullanıyormuş arabayı? Kim kullanıyorsa kullansın. Ülkü Ocakları başkanının kullandığı araç olursa iddianameye yazılamıyor. Bu süreç öyle kolay sindirilecek süreç değil. O aracın plakasının iddianamede olmaması başlı başına bir yargılama konusudur. İddianameyi hazırlayanlar için, onlara bu telkinleri yapanlar için…

‘Normalleşme’ diyorum, diyorlar ki ‘yumuşama’. Türkiye’nin normalleşmeye ihtiyacı var. Ne muhalefeti yumuşak yapmaktır, o yüzden yumuşama lafına… 2024 yılında anayasası olan, seçimler yapılan, yeminle göreve başlayan milletvekillerinin, cumhurbaşkanının, bakanların olduğu bir yerde… Burası muz cumhuriyeti değilse ve kuruluşunun 100’üncü yılını geçen sene kutladığımız bu cumhuriyette eğer insanlar suçu işleyenin siyasi aidiyetine, ittifak ortaklarına göre değerlendiriliyorsa…

CHP Genel Merkezi’ne bir iade-i ziyaret yapılacak. Devamında ifadelerim oldu. Sorun alanları… Örneğin emekliye zam yapılacaksa hep birlikte oy verelim, yapılmayacaksa… Emekli mitingi yapıyoruz. Öğretmen ataması… 68 bin öğretmenler istiyordu. Dedim ki ‘Kadro boşluğu 94 bin. 20 bin de emekli var. 124 bin. 120 bin öğretmen atanırsa desteklerim. Atanmazsa muhalefetimi yaparım’. Yarın temmuz ayında asgari ücrete zam gelecek. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Büyük bir açmaz içindeyiz. Buna devletin bir çözüm bulup asgari ücreti artırması, esnafa, KOBİ’ye, küçük üreticiye, para kazanmayana da yük olmaktan çıkarması lazım. Bunu birlikte çalışalım. ‘Yok, kemer sıkıyoruz, veremeyiz’. Verginin yüzde 11’ini gerçek kazananlardan alacaksın, kemeri asgari ücretliye sıktıracaksın. Buna miting de yaparım, yürüyüş de eylem de yaparım.

“Uyulmayacak anayasa niye yapalım?”

Anayasa tartışmasının içine girmek için ön şartım şu. Mevcut anayasaya tam uyum. Ve diyorum ki yeni bir elbise isteniyorsa, öncekini ne yaptın diye bakarlar. Önceki neden olmadı diye bakarlar. Yenisini giyecek misin diye bakarlar. Uyulmayacak anayasa niye yapalım? Anayasaya uyum konusunda bir güvence meselesini ayrıca tartışalım. O teknik bir mesele. Ne Sayın Erdoğan ile, ne Sayın Bahçeli ile yaptığımız görüşmelerde, bırakın anayasa ile ilgili usule bile ‘şöyle olabilir, böyle olabilir’… Sadece anayasaya uyum. Anayasaya uyum dediğinizde AİHM kararları var, AYM kararları var, AYM’nin bağlayıcılığını kabul etmemek, hatta mahkemenin kapatılmasına yönelik çağrılar var.

Bu şartlar altında bir anayasa masasına oturmak nasıl mümkün olabilir? İşin bu tarafını söylüyorum. Bir de şunu söyledim. Sayın Kurtulmuş’a da söyledim. Bir masa kuruldu. Ben de Özgür Özel olarak kalktım geldim oturdum. Son seçimde 17 milyon 500 bin kişiyiz sadece sandıkta buluştuklarımız. 17 milyon 499 bini ayakta kalır. O masaya Özgür Özel 17.5 milyon kişiyi ikna etmeden oturamaz. Özgür Özel’in öyle bir lüksü yok.

Eğer Sayın Erdoğan gelip ‘böyle bir işin içine girdik, sorumlusu kimse ortaya çıksın, siyasi bir destek verin’ derse destek vermeye hazırım. Sayın Bahçeli derse ki ‘Böyle bir işin içindeyiz. Bu işten hep beraber sıyrılmamız lazım’. Kendisine de en net desteği vermeye razıyım. Sayın Ali Yerlikaya da gelip bir sunum yaparsa ve haklıyı haksızı ayırmaya katkı sağlayacak bir kamuoyu desteği isterse orada da destek veririm. Doğruya, iyiye doğru atılacak her adımda muhalefet olarak her türlü desteği veririz. Hep böyle yaptık geçmişte de. Gelsinler Meclis’te bir komisyon kuralım. Onların kendi pozisyonları gereği yapamadıklarını hep birlikte yapalım. Herkes birbirine operasyon çekiyor. Bir hukuka dönüş operasyonun Meclis eliyle yapılması lazım. Başka türlü olmayacak bu iş.

“Suriye ile diyaloğu savunuyoruz”

Birkaç haber sitesi, belirli bir partiye müzahir siteler bütün bir açıklamadan ‘Özgür Özel Arapça tabelaları kaldırmayın dedi’ diye verdiler. Twitter dünyası da şöyle bir dünya: Onu doğru kabul edip öbürü bir şey yazıyor. Öbürü onu okuyor, yazıyor falan… Bir zaman sonra algı ile olgu yer değiştiriyor.

Şöyle bir matematiksel katkı yapayım. Türkiye’de yaşayan Türklerin doğum hızı 1.45’e düştü. Bu, Suriyeliler için 5.65. Bu 20 yıl sonra 25 milyon Suriyeli demek. Bu gerçekten bir ülkenin şehirlerin demografisi açısından çok büyük risk. Tedbir almak lazım.

Gelelim meselenin özüne dair ne dediğime. Değişen hiçbir görüşüm yok. Suriye ile diyaloğu savunuyoruz. Esad ile esas meşru muhataplarının görüşmesi lazım. Suriyeli sığınmacıya karşı olsam ne olacak, karşı olmasam ne olacak. Sığınmacı yaratan politikalara ve politikacılara karşıyım.

Bu konudaki leyhte aleyhte bütün beyanlarımı büyük bir özgüvenle tekrar ederim. Benim dediğim şu: ‘Arkadaşlar, televizyonlarda Arapça tabelaları yırtan belediye başkanı görüntüsü bizim açımızdan doğru bir görüntü değil. Arapça tabelaları savunmuyorum. Ne İstiklal Caddesi’ndeki o Arapça tabelalar hoşuma gidiyor, ne herhangi bir yerde hoşuma gidiyor. Ama İngilizce, Fransızca tabelalar da hoşuma gitmiyor. Bununla ilgili bir yasal düzenleme var. ‘Tabelalar Türkçe olacak, yabancı dilde bir tabela varsa ana tabelanın yüzde 25’ini geçemez.’ Bu olsa büyük oranda bir regülasyon gelir.

Ayrıca Tabela Kanunu’na aykırı tabelalar rastgele asamazlar. Ama bu yolu yöntemi kanuna göre ihtarda bulun, kendisinin sökmesi lazım. Sökmüyorsa zabıta yolla, uyar. En sonunda usulüne uygun söktür ama İngilizceyi de söktür Arapçayı da. Bunu söyledim. Dedim ki ‘Burada belediye başkanı nasıl itfaiye kullanmıyorsa yangın çıktığında nasıl belediye başkanı su patladığında gidip de vanayı kapatmıyorsa onu sökmek sizin işiniz değil. Düzenlemeye uygun talimat vermek işiniz.

Sen onu sökersen ne olur dedim. Örneğin kendi Hacerler köyümde birisi yerde Arapça kağıt bulsun. Onu kağıdı alır ayağın basmayacağı bir pencere kenarına koyar. Arapça bilmiyor, belki fıkra yazıyor ama o Kuran ile özleştirmiş Arapçayı. Demiyorum ki Arapça kutsal bir dildir. Arapça Kuran-ı Kerim’in yazıldığı dildir. İnsanlar Arapçayı Kuran dili olduğu için kutsal kabul ediyor. Senin gidip de haşin bir şekilde onu yırtman partimiz adına onarılmaz yaralar açar insanlarda dedim. Nasıl şehir otobüsünü sen kullanmıyorsan o haritayı da sen oradan çıkarma dedim ve devam ettim.

Ayrıca, Arapça Türkiye’de 6 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının ana dili. Şanlıurfa’daki, Mardin’deki Hatay’daki bir miktar Batman’daki… Arapçaya yapılan hürmetsizlik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını da incitiyor. Bir siyasetçi var, bir genel başkan. Arap kelimesini küfür gibi kullanıyor. Doğru değil. Arap kelimesini küfür gibi kullanırsan yarın da biri Türk kelimesini küfür gibi kullandığında ona karşı çıkamazsın.”

Paylaşın

Çığır Açan Araştırma: Volkanik Patlamalar Dinozorları Tavuğa Çevirdi

Yeni yayınlanan bir araştırma, volkanik patlamaların tavuklar gibi vücut ısısını kontrol edebilen ilk sıcakkanlı dinozorların 180 milyon yıl önce ortaya çıktığını ortaya koydu.

Araştırmanın yazarlarından Alfio Alessandro Chiarenza, “Analizlerimiz, yoğun volkanik faaliyetlerin küresel ısınmaya ve bitki gruplarının yok olmasına yol açtığı 183 milyon yıl önceki Jenkyns olayı sırasında, ana dinozor gruplarından bazılarının farklı iklimleri tercih ettiğini gösteriyor” dedi.

Chiarenza, “Belki de bu çevresel krizin sonucunda oluşan endotermi, teropodların ve kuş kalçalı dinozorların daha soğuk ortamlarda gelişmesini sağlayarak, büyümelerine ve daha fazla yavru üretmelerini mümkün kıldı” ifadelerini kullandı.

İspanya’daki Vigo Üniversitesi’yle Britanya’daki University College London ve Bristol Üniversitesi’nden araştırmacılar, vücut ısısını kontrol edebilen ilk sıcakkanlı dinozorların 180 milyon yıl önce ortaya çıktığını buldu.

Bilim insanları, neredeyse tüm memelilerde ve kuşlarda görülen bu özelliğin, Mezozoyik Zaman’ın Triyas’tan sonra gelen ikinci dönemi olan Jura’da yaşayan dinozorlarda ortaya çıktığını tespit etti.

Yaklaşık bin fosilin yanı sıra çeşitli iklim modellerinin ve dönemin coğrafi yapısının incelendiği araştırma, hakemli dergi Current Biology’de 15 Mayıs’ta yayımlandı.

Araştırmada, dinozorların üç ana grubundan ikisini oluşturan teropodlarla (T. rex ve Velociraptor) kuş kalçalı dinozorların (bitki yiyen Stegosaurus ve Triceratops’un akrabaları dahil) Erken Jura döneminde daha soğuk iklimlere gittiği görüldü.

Bilim insanları, bundan yola çıkarak söz konusu dinozorların endotermi, yani vücut ısısını metabolik şekilde dengeleme özelliği geliştirmiş olabileceğini saptadı. Buna karşılık Brontosaurus ve Diplodocus’u içeren diğer ana grubu oluşturan sauropodların daha sıcak bölgelerde kalmayı sürdürdüğü belirtildi.

Araştırmanın yazarlarından Alfio Alessandro Chiarenza, bulgularla ilgili şunları söyledi: Analizlerimiz, yoğun volkanik faaliyetlerin küresel ısınmaya ve bitki gruplarının yok olmasına yol açtığı 183 milyon yıl önceki Jenkyns olayı sırasında, ana dinozor gruplarından bazılarının farklı iklimleri tercih ettiğini gösteriyor.

Bu dönemde birçok yeni dinozor grubunun ortaya çıktığını belirten Chiarenza, “Belki de bu çevresel krizin sonucunda oluşan endotermi, teropodların ve kuş kalçalı dinozorların daha soğuk ortamlarda gelişmesini sağlayarak, büyümelerine ve daha fazla yavru üretmelerini mümkün kıldı” dedi.

Birleşik Krallık’ın kamu yayıncısı BBC’nin bilim dergisi Science Focus ise çalışmayı “Çığır açan araştırma, devasa volkanik patlamaların bazı dinozorları tavuğa çevirdiğini gösteriyor” başlığıyla paylaştı.

Chiarenza, dergiye açıklamasında bu volkanik patlamaların “küresel ekosistemler üzerinde böyle bir etki yaratabileceği ve dinozorların evrimini etkilemiş olabileceği gerçeği epey yeni bir bulgu” dedi.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Gültan Kışanak: Özgürlüğe Ve Barışa İhtiyacımız Var

8 yıldır tutulduğu Kandıra Cezaevi çıkışında açıklama yapan Gültan Kışanak, “Bizim aslında tahliyeye değil, özgürlüğe ve barışa ihtiyacımız var” dedi ve ekledi: Umarım hep beraber bu ülkede tüm sorunları özgürlük temelinde çözecek bir mücadeleyi birlikte yürütüp kazanacağız.

Gültan Kışanak, açıklamasının devamında, “Mesele bir davayı kazanmak ya da tahliye olmak değil. Mesele bu ülkenin sorunlarını çözebileceği bir ortamı yaratmak. Kadınların özgür olduğu, halkların özgür olduğu, inançların özgür olduğu, kimliklerin sorun olmadığı, dillerin sorun olmadığı, bir ülkede yaşamak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Kobani Davası’nda 4 yılın ardından karar çıktı, yattığı süre gözönünde bulundurularak hakkında tahliye kararı verilen Gültan Kışanak tahliye edildi. Yaklaşık 8 yıldır tutulduğu Kandıra Cezaevi çıkışında Kışanak çiçeklerle karşılandı.

Cezaevi önünde açıklama yapan Gültan Kışanak “Bugün Kobanê Kumpas davasında ne yazık ki kumpası devam ettiren bir karar çıktı. Arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuşamadılar. Bu nedenle hepimiz çok buruk bir durumdayız” dedi.

“Bizim aslında tahliyeye değil, özgürlüğe ve barışa ihtiyacımız var” ifadelerini kullanan Kışanak şöyle devam etti: “Umarım hep beraber bu ülkede tüm sorunları özgürlük temelinde çözecek bir mücadeleyi birlikte yürütüp kazanacağız. Mesele bir davayı kazanmak ya da tahliye olmak değil. Mesele bu ülkenin sorunlarını çözebileceği bir ortamı yaratmak.

Kadınların özgür olduğu, halkların özgür olduğu, inançların özgür olduğu, kimliklerin sorun olmadığı, dillerin sorun olmadığı, bir ülkede yaşamak istiyoruz. İçeride ya da dışarıda özgür yaşamak istiyoruz. Dışarıda olmanın tek başına özgürlük olmadığını biliyorum.

Hukukun, adaletin, barışın olmadığı bir yerde özgürlüğü ne yazık ki doyasıya hiçbirimiz teneffüs edemiyoruz. Ben bütün Türkiye için, halklarımız için, kadınlar için, çocuklar için özgür bir gelecek istiyorum.”

“Örgüt üyeliği” iddiasıyla hakkında verilen 8 yıl ceza 12 yıla çıkarılan, ancak tahliye kararı verilen Sebahat Tuncel de yaklaşık 8 yıllık tutukluluğun ardından akşam saatlerinde Sincan Cezaevi’nden çıktı.

Tahliye edilen Ayla Akat Ata, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli’yle birlikte cezaevi önünde çiçeklerle karşılanan Tuncel “Bugün aslında öfkeliyiz. Kobanê Davası başından beri bir hukuksuzluk davasıdır. Bir intikam davasıdır. Dayanışma cezalandırıldı bugün. Yoldaşlarımızı, arkadaşlarımızı cezaevinde bırakarak çıktık. Adalet sağlanmış falan değil. Aksine adalet bugün bir kez daha katledildi” dedi.

“Bunun nedeninin ne olduğunu biliyoruz. 3 yıldır mahkeme salonunda bunu teşhir etmeye çalıştık” ifadelerini kullanan Sebahat Tuncel şunları söyledi: “Kürt sorununun çözümsüzlüğü, AKP’nin inkar, imha, asimilasyon politikasının bir sonucu olarak Kürtlere yönelik bir intikam davası olduğunu, bir kumpas davası olduğunu söyledik. Bizi yargılayan heyet değildi, cübbe giymiş AKP’lilerdi, Cumhur İttifakı’ydı. Hep bunu söyedik. Bugün bu kanıtlanmış oldu… Biliyoruz ki mücadele bitmedi, devam ediyor.”

Kabani Davası görüldü

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

Paylaşın

İstanbul’da Yaşayanların Yüzde 74,6’sı Geçinemiyor

İstanbul’da yaşayanların yüzde 74,6’sı geçinemiyor veya kıt kanaat geçinirken, İstanbul’da yaşayan her 2 kişiden 1’i de yeterli gıdaya erişme konusunda endişe yaşıyor.

Haber Merkezi / İstanbul’da yaşayanların ilk üç sorunu ulaşım, ekonomik sorunlar, sığınmacı ve mülteciler olarak belirlendi.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA) Başkanı Dr. Buğra Gökce’nin paylaştığı İstanbul Barometresi’nin Nisan 2024 araştırma sonuçlarını açıkladı.

İstanbul Barometresi araştırmasına göre; İstanbul’da yaşayanların nisan ayında birinci gündemi ekonomi oldu. Araştırmaya katılan katılımcıların yüzde 44,8’i ev içinde ekonomik sorunların konuşulduğunu belirtti.

Araştırmaya göre, İstanbul’da yaşayanların yüzde 74,6’sı geçinemiyor veya kıt kanaat geçinirken, İstanbul’da yaşayan her 2 kişiden 1’i de yeterli gıdaya erişme konusunda endişe yaşıyor.

Araştırmaya katılan katılımcıların yüzde 42,8’i Nisan ayında yeterli gıdaya ulaşma konusunda endişe yaşadığını ifade etti.

İstanbul’da yaşayanların stres seviyesi 6,6 mutluluk seviyesi 5,5 olarak ölçüldü. Araştırmaya katılan katılımcılara göre; İstanbul’un ilk üç sorunu ulaşım, ekonomik sorunlar, sığınmacı ve mülteciler olarak belirlendi.

Paylaşın

‘Kur Korumalı Mevduat’ Hesapları 2,2 Trilyon Liraya Geriledi

Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 10 mayıs ile biten haftada 36,4 milyar lira düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,2 trilyon liranın altına gelmiş oldu.

Haber Merkezi / Aynı hafta Merkez Bankası’nın (TCMB) swap hariç net rezervleri eksi 23,6 milyar dolara geriledi. Bankanın toplam rezervleri ise 134,4 milyar dolara yükseldi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 110 mayıs ile biten haftada 36,4 milyar TL düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,2 trilyon TL’nin altına gelmiş oldu.

Son sekiz ayda Türk lirası mevduat payının yaklaşık yüzde 32’den yüzde 44’e yükselirken, KKM’nin payı da yüzde 26’dan yüzde 14’e geriledi.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 10 mayıs ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı.

Buna göre; Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 7 milyar 547 milyon dolar artarak 134 milyar 402 milyon dolara çıkarken, geçen hafta yaklaşık son 3 yılın en güçlü rezerv artışı kaydedildi.

Aynı haftada bankanın net rezervler 30,87 milyar dolara yükselirken, swap hariç net rezervleri ise eksi 23,6 milyar dolar olarak kaydedildi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri 74 milyar 203 milyon dolara yükselirken, altın rezervleri de 60 milyar 199 milyon dolara çıktı.

Şimşek’ten açıklama

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ekonomi programının çalıştığını ve finansal göstergelerin iyileştiğini bildirdi.

Risk primini gösteren CDS’nin geçen yıl mayıs ayına göre 435 baz puan azalarak 2020 yılı şubat ayından sonraki en düşük seviyesi olan 268 baz puana gerilediğine dikkati çeken Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“2023 yılı ağustos ayından itibaren kesintisiz olarak gerileyen Kur Korumalı Mevduat stoku yüzde 36 azalırken, nominal düşüş 1,2 trilyon liraya ulaştı. Bu dönemde, TL mevduatların toplam içindeki payı 14 puan arttı.

Merkez Bankası brüt rezervi 134,4 milyar dolara ulaşırken, swap hariç net uluslararası rezervlerde son bir buçuk aydaki iyileşme 42 milyar dolar oldu. Programımızın olumlu sonuçları ve artan güven ile güçlenen finansal istikrar dezenflasyona önemli katkı sağlayacak.”

Paylaşın

Ali Babacan: Yeni Anayasa Mı İstiyorsunuz? Yapılmışı Var

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, yeni anayasa tartışmalarına değinen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğunu biliyoruz: Ödevimize çalıştık, gecemizi gündüzümüze kattık ve Anayasa için çalışmalara biz çoktan başladık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Hani tanınmış bir komedyenin esprisi var. Çocuklara ekran başında, böyle el işi kartondan ev yapma programları vardı bir ara. Komedyen diyor ki, çocuklar tam o el işini kartondan ev yapımıyla uğraşırken birisi çıkıyor ekranın bir köşesinden, işte, ‘Evin yapılmışı burada’ diye ortaya koyuveriyor. İşte ben de diyorum ki, ‘Anayasa’nın yapılmışı burada.’ Partimizi kurduktan sonra biz bu çalışmalara derhal başladık. Yeni Anayasa mı istiyorsunuz? İşte yapılmışı var, yazılmışı var.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Açıklamasında yeni Anayasa tartışmaları, tasarruf tedbirleri, Sinan Ateş cinayeti ve Gazze’de devam eden soykırım gibi konulara değinen Ali Babacan’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“Karanlık aynı, değişen tek şey arabalar ve plaka numaraları. Susurluk’taki siyah Mercedes’i herhalde hatırlıyorsunuz. Yine siyah arabalar, çakarlı arabalar. O gitti, yerine iddianamelerden bilhassa uzak tutulmaya çalışılan başka araçlar geldi.

“Siyasileşmiş, klikleşmiş bir yargı adalet dağıtamaz”

Yargı karar verirken siyasi partilerin genel merkezlerine bakmaz. Yargı karar verirken Beştepe’ye bakmaz. Yargı, dediğim gibi Anayasa’ya bakar, yasalara bakar ve vicdanına bakar; ona göre karar verir. Siyasileşmiş, klikleşmiş bir yargı adalet dağıtamaz. Onlarca yıldır bunu yaşadık ya, hâlâ görmüyor musunuz, anlamıyor musunuz?

Yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlandığı bir Anayasa’ya itirazınız varsa söyleyin. DEVA Partisi’nin Anayasa çalışması çoktan hazır. Ben buradan iktidara sesleniyorum: Anayasa tartışmalarını, kendi şahsi gündeminizi dayatma ortamı olarak görmeyin. Kendi şahsi gündeminize bir vesile olarak bilmeyin. Yeni Anayasa mutlaka toplumun her kesimine kulak verilerek hazırlanmalı.

İşte, madde madde çalışılmış, üzerine aylarca kafa yorulmuş; temel hak ve özgürlüklere, hukuk devletinin temel ilkelerine dayanan çoğulcu bir Anayasa çalışması. Hazırladık. Çok yoğun bir emek var. Merkezine insan onurunu alan, devletin ideolojik tarafsızlığını gözeten bir Anayasa. Hazır. Güçler ayrılığını tesis eden, eleştiri hürriyetini güvence altına alan bir Anayasa. Hazır.

Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğunu biliyoruz: Ödevimize çalıştık, gecemizi gündüzümüze kattık ve Anayasa için çalışmalara biz çoktan başladık. Hani tanınmış bir komedyenin esprisi var. Çocuklara ekran başında, böyle el işi kartondan ev yapma programları vardı bir ara. Komedyen diyor ki, çocuklar tam o el işini kartondan ev yapımıyla uğraşırken birisi çıkıyor ekranın bir köşesinden, işte, ‘Evin yapılmışı burada’ diye ortaya koyuveriyor. İşte ben de diyorum ki, ‘Anayasa’nın yapılmışı burada.’ Partimizi kurduktan sonra biz bu çalışmalara derhal başladık. Yeni Anayasa mı istiyorsunuz? İşte yapılmışı var, yazılmışı var.

Siz, sokak ortasında öldürülen, evlatları yetim bırakılan bir babanın katillerini koruyanlarla ortaksınız. Siz, bomboş iddianameyle senelerdir cezaevinde tutulanlara yapılan hukuksuzluk devam etsin diye kürsüden size ve millete parmak sallayanlarla ortaksınız. Siz, Türkiye’yi o karanlık günlere geri götürmeye çalışanlarla ortaksınız. Siz o karanlıklardan hukuksuzluklardan adaletsizliklerden beslenenlerle ortaksınız. Evet, artık yüzleşin.

Yanlış yoldasınız. İktidardakilere sesleniyorum: Yanlış ortaklarla berabersiniz; bu kir, üzerinize çoktan sıçradı. Çıkın ve temizlenin artık yahu. Bütün milletin gördüğünü, bildiğini, kendi parti mensuplarınızın üzülerek, içten içe hayıflanarak izlediklerini kimseden saklayamıyorsunuz.

Ankara’nın orta yerinde işlenen bir cinayet, açıkça karartılmaya çalışıyor. Görüyorlar, görmezden geliyorlar. Duyuyorlar, duymazdan geliyorlar. Susuyorlar. Güçleri, bazı dernek yöneticilerine dahi yetmiyor. Güçleri, evinde şüphelilerin yakalandığı vekillere yetmiyor. Bu gerçekle de bir türlü yüzleşemiyorlar. Güçleri yanı başlarında duranlara, iktidarın tepesinde kayyum gibi bekleyenlere yetmiyor.

Birkaç gün önce kamuda tasarruf tedbirleri açıklandı. Olumlu bir adım. En azından bunun gerekliliğini nihayet anladılar. Tam beş yıldır söylüyoruz ya, ‘tasarruf’ diyoruz, ‘tasarruf’ diyoruz, ‘tasarruf’ diyoruz. ‘Har vurup harman savuruyorsunuz, yazıktır, bu kaynaklar milletindir’ diyoruz. Nihayet bir paket açıkladılar. Ancak, ülkenin ekonomisindeki açıklarla karşılaştırdığımızda, alınan tedbirlerin son derece yetersiz olduğunu görüyoruz.

Gerçekten tasarruf istiyorsak bu tasarruf tedbirlerini ve nasıl yapılacağını Sayın Erdoğan’ın kendisi açıklamalı. Yani gazdan ayağını nasıl çekecek, nasıl o harcamaları azaltacak, kendisi açıklamalı. Zaten yetkisi son derece sınırlı, harcama konusunda hiçbir adım atamayan, sadece vergileri toplayıp cumhurbaşkanının emrine sunan, borçlanıp cumhurbaşkanının emrine sunan kurumların tasarruf tedbiri alması ya da bu tedbirleri uygulaması mümkün olmaz. Samimi de olmaz.

1 Temmuz’da asgari ücreti artırmamak, asgari ücretle çalışan herkese zulümdür. 1 Temmuz’da asgari emekli maaşını, o 10 bin lirayı artırmamak, asgari emekli maaşı alan herkese zulümdür. Siz kendi elinizle, yanlış politikalarınız yüzünden enflasyonu patlatın ve bunun bedelini de asgari ücretliye, en düşük emekli maaşı alan vatandaşa ödetin. Böyle bir şey olmaz. Böyle adalet olmaz. Onun için buradan iktidar çağrımız, 1 Temmuz’da hem asgari ücrette hem de asgari emekli maaşında ciddi, kayda değer, gerçek enflasyonu dikkate alan bir artış yapın.

Merkez Bankası’nın arka kapısı artık yol geçen hanına döndü. Arka kapı döviz satışlarından bahsediyorduk, şimdi arka kapı döviz alımları başladı. Niye arka kapı? Çünkü şeffaf değil. Rakamlar hep bir hafta sonra ve sonradan öğreniliyor. Rakamlar sonradan geliyor. Bugün eğer dolar kuru diyelim ki 32 liraysa, ben bir vatandaş olarak şunu bilmek istiyorum: Arkadaş, bugünkü dolar kuru piyasanın kendi dengesinde oluşmuş bir kur mudur, yoksa acaba Merkez Bankası bugün 1 milyar dolar aldı da kur öyle mi bu noktada oluştu? Bunu bilmek benim hakkım.

“İsrail hükûmeti Gazze’deki soykırımına devam ediyor”

İsrail tüm dünyadaki protestolara ve çağrılara rağmen, İsrail hükûmeti Gazze’deki soykırımına devam ediyor. Mazlum Filistin halkının son sığınağı Refah’ta katliam devam ediyor. Dün, biliyorsunuz 15 Mayıs’tı. Filistin halkının yaşadığı büyük sürgünün, yani Nekbe’nin 76. yıl dönümüydü.

Bu mazlum halk, 76 yıl sonra çok daha büyük bir acı, çok daha büyük bir sürgün ve soykırımıyla karşı karşıya. Hep söylüyorum, Filistin’e barış, huzur gelmedikçe, 1967 sınırları içerisinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti kurulmadıkça bölgemizde huzurun, barışın sağlanması mümkün olmayacaktır. Bugüne kadar olmadı, yine olmayacaktır.”

Paylaşın

Kobani Davası’nda Ceza Yağdı: Selahattin Demirtaş’a 42, Figen Yüksekdağ’a 30 Yıl Hapis

Aralarında Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası’nda 47 ayrı suçla itham edilen Selahattin Demirtaş’a 42, Figen Yüksekdağ’a ise 30 yıl hapis cezası verdi.

Haber Merkezi / Öte yandan Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verildi.

IŞİD’in Kobani’ye dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihlerinde gelişen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında olduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçi hakkında açılan davanın karar duruşması görüldü.

Cezaevi önünde ve duruşma salonunun içinde yoğun güvenlik önlemleri alınırken, duruşmaya gelen izleyiciler ayrı bir salona, arasında Hüda-Parlı’ların olduğu müştekiler başka bir salona alındı.

Sanıklar, avukatlar, milletvekilleri, gazeteciler ve yabancı kurumların temsilcileri ise ana duruşma salonunda duruşmayı izledi. Duruşmaya yaklaşık 500 avukat katıldı. DEM Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları’nın arasında bulunduğu DEM Parti milletvekilleri, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi ve Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır’dan oluşan CHP heyeti ile TİP Eş Genel Başkanı Erkan Baş ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca da salonda yer aldı.

Duruşmayı açan Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı, duruşmaya katılanların isimleri ile sanıklar ve avukatların mahkemeye verdikleri dilekçeleri okudu. Daha sonra avukatlara söz verildi. Davanın avukatlarından DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Başkanı Sevda Çelik Özbingöl, yargılama sırasında tüm ceza yargılaması ilkelerinin açıkça ihlal edildiğini belirterek, “Mahkeme, tüm aşamalarda retçi bir tutum sergiledi. Silahların eşitliği ilkesi, çelişmeli yargılanma ilkesi ihlal edildi. Adil yargılanma hakkı ağır bir şekilde ihlal edildi” dedi. Demokratik siyasi hedef alan bir yargılama yapıldığını belirten Özbingöl, adalete, hakkaniyete ve toplum vicdanına uygun karar verilmesini istedi. Özbingöl, tüm tutuklu siyasetçilerin tahliye edilmesini istedi.

Avukat Özgür Erol, bugün duruşmaya yeni evraklar girdiğini belirterek, “Biz bu evrakları henüz incelemedik. Öncelikle bugün karar kurmayınız. Bugün yalnızca tutuk incelemesi yapın” dedi. Son dönemde Can Atalay, Sinan Ateş, Ayhan Bora Kaplan davaları ile Yargıtay Başkanlığı seçimleri özelinde yaşananları anımsatan Erol, yargı bürokrasisi ve güvenlik bürokrasisi içindeki gelişmelerin kaygı verici olduğunu kaydetti. Erol, bu davanın açılmasında Ankara TEM Şube Müdürlüğü’nün 2018’de savcılığa gönderdiği bilgi notuyla yönlendirdiğini ifade etti.

Mahkeme, duruşmanın başka bir tarihe ertelenmesi talebinin, “dava sürecinde 36 sanık yönünden savunmalarının alındığı, diğer sanıkların ise yargılamanın başından beri kaçak durumunda bulunduğu, davaya gelen belgelerin yoğunlukla kaçak durumunda olan sanıklara yönelik olduğunu ancak söz konusu durumun yargılamanın geldiği aşama itibariyle savunması alınan ve bu sanıklar yönünden yürütülen yargılama neticesinde hüküm verilmesinin engelleyici bir durum olmadığı” gerekçesiyle reddine karar verdi. Mahkeme, tahliye talebinin ise hükümle birlikte değerlendirilmesine oybirliğiyle hükmetti.

Mahkeme başkanı, “Bu vicdani kanaate varırken, dosyadaki deliller incelendi ve böyle bir vicdani kanaate varıldı” diyerek sözlerine başladı. 130 sayfalık karar olduğunu, ancak bunun özetini okuyacağını belirtti. Karar okunmaya başlanınca avukatlar “Bijî berxwedana HDP” sloganları atarak alkışlarla kararı protesto etti. Avukatların salonu terk etmeye başlamasının ardından mahkeme başkanı kararı okumayı durdurdu. Avukatların salondan çıkması beklendi. Mahkeme başkanı, avukatların salonu terk etmesinin ardından kararı alfabetik olarak okumaya devam etti.

Mahkeme kararları şöyle:

Ahmet Türk: “Örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası verildi
Ali Ürküt: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 16 yıl hapse indirildi. Yargılama sürecindeki tutumu gerekçesiyle cezası 13 yıl 4 aya indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Alp Altınörs: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma” iddiasıyla 18 yıl hapis cezası verildi. Takdiri indirimi yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan: CMK 223’ten beraatine karar verildi.

Ayhan Bilgen: 302’den ve “örgüt üyeliğinden” ayrı ayrı beraatine karar verildi.
Ayla Akat Ata: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 6 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Artırım ve indirimle birlikte 9 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin göz önünde bulundurulmasıyla tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Kaçma şüphesi gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk: “Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” iddiasından beraatine karar verildi.

Ayşe Yağcı: “Örgüt üyeliği” gerekçesiyle 9 yıl ceza verildi. Tutukluluk hali göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi.
Bülent Parmaksız: 16 yıl ceza verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl ceza verildi. Söz konusu cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı.
Dilek Yağlı: 16 yıl ceza verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 2 yıl verildi. Cezada arttırım yapılarak, 4 yıl 6 aya çıkarıldı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Emine Ayna: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat, “örgüt üyeliğinden” 10 yıl hapis cezası kararı verildi.

Beyza Üstün: “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Figen Yüksekdağ: 19 yıl hapis cezası verilerek, indirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Örgüt üyeliği ve örgüt yönetmek” iddiaları yönünden ceza verilmedi. “Tahrik” iddiasıyla da 4 yıl 6 ay ceza verildi. “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılma” gerekçesiyle 2 yıl, “örgüt propagandası”ndan 1 yıl 6 ay ceza aldı. Mehmet Tunç’un cenazesinde yaptığı bir başka konuşma sebebiyle 1 yıl 6 ay, “seçim yasaklarına aykırı hareket” etmekten 3 ay ceza verildi. Wan’da yaptığı bir konuşmadan 1 yıl 6 ay ceza verildi. Toplam 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Tahliye kararı çıkmadı.
Gülfer Akkaya: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. Adli kontrol tedbirleri kaldırıldı.
Gültan Kışanak: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiası yönünden beraat kararı verildi. “Örgüt üyeliği” iddiası gerekçesiyle 8 yıl ceza verildi. Ceza yarı oranında arttırılarak 12 yıla çıkarıldı. Hakkında tahliye kararı verildi.

Günay Kubilay: 16 yıl hapis cezası ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
İsmail Şengül: 16 yıl hapis cezası verildi. İndirim yapılmadı. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
İbrahim Binici: Beraat kararı verildi.
Meryem Adıbelli: 9 yıl hapis cezası verildi. Hakkında tahliye kararı verildi.

Mesut Bağcık: 9 yıl hapis cezası verildi. Adli kontrol tedbirlerinin kaldırılmasına karar verildi.
Nazmi Gür: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. “Suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 hapis cezası verildi.
Pervin Oduncu: Ağırlaştırılmış müebbet cezası verilerek, ceza 18 yıl hapse indirildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sebahat Tuncel: “Örgüt üyeliği” iddiasıyla 8 yıl ceza verildi. Ceza 12 yıl çıkarıldı. Tutukluluk süreci göz önünde bulundurularak, tahliye edilmesine karar verildi.

Selahattin Demirtaş: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmaya yardım” iddiasıyla 20 yıl, “suç işlemeye tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Newroz etkinliğinde yaptığı konuşma gerekçesiyle 2 yıl 6 ay ceza verildi. Farklı tarihlerdeki açıklamaları gerekçe gösterilerek “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 1 yıl 6 ay, 2 yıl 30 ay, 3 yıl, 1 yıl 6 ay, 1 yıl, 1 yıl 6 ay, 2 yıl ceza verildi. Demirtaş’a verilen toplam ceza 42 yıl oldu. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Sibel Akdeniz: Beraat kararı verildi.
Sırrı Süreyya Önder: Hakkındaki tüm iddialardan beraat kararı verildi.
Zeki Çelik: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozma” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Söz konusu ceza “yardımdan” dolayı 18 yıla düşürüldü. Yakalama emrinin infazının beklenmesine karar verildi. Ayrıca “suçu tahrik” iddiasıyla 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Zeynep Karaman: “Devletin birliği ve bütünlüğünü bozmak” iddiasıyla müebbet, bu ceza da “yardım” gerekçesiyle 18 yıla indirildi. “Suça tahrik” gerekçesiyle 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Zeynep Ölbeci: “Ülkenin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” ve “üyelik” iddialarıyla toplam 12 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Tutukluluk halinin devamına karar verildi.

36 kişi, çeşitli kentlerdeki protestolardaki can kayıplarından sorumlu bulunmayarak beraat etti. Mahkeme, savunmaları alınmayan ve geriye kalan isimlerin dosyası hakkında tefrik kararı verdi. Kobani Davası’nda tutuklu bulunan Gültan Kışanak, Sabahat Tuncel, Ayla Akat, Ayşe Yağcı ve Meryem Adıbelli hakkında tahliye kararı verilmiş oldu.

“Mücadele etmeye devam edeceğiz”

Hakkında 10 yıl hapis cezası verilen Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk, aldığı ceza ile ilgili Halk TV’de açıklamalarda bulundu. Kararın siyasi olduğunu belirten Ahmet Türk, “Biz bir vahşet örgütüne karşı düşüncelerimizi ifade ettiğimiz için böyle bir dava açıldı. Aslında bu, bir kesimin toplumsal barışı bozmaya yönelik bir kararıdır. Bu mahkemenin verdiği bir karar değil, siyasilerin verdiği bir karardır. Üzüntülerimiz cezalara için değil, bu ülkenin toplumsal barışa ihtiyaca var. Bizler senelerce halkların ortaklaştığı bir sürecin arayışı içerisindeydik, bizim mücadelemiz bu.

Ama maalesef bazı kesimler ötekileştirme siyasetini sürdürme anlayışıyla hareket ediyor. Bunu aslında demokratik geleceğe, halkların kardeşliğine vurulan bir darbe olarak değerlendirmek lazım. Bizim Kobanê olaylarında devlete karşı bir şeyimiz yok, IŞİD’e karşı tepkimiz olmuştu. Elimizden geldiğince bu ülkenin barışı için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu sürecin nasıl yürüyeceğini tahmin ediyorduk. Bir kesimin harekete geçtiğini ve bu normalleşme sürecini baltalamaya çalıştığını görüyoruz” dedi.

Meclis’te Kobani Davası protestosu

Kobani Davası’nda kararın açıklanmasıyla eş zamanlı olarak Meclis’te de protesto başladı. Meclis Genel Kurulu’nda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri ceza verilen tutsak siyasetçilerin fotoğraflarını kaldırarak kararı protesto etti. Vekillerin protestosu masalara vurarak devam ederken, Genel Kurul’a ara verilmek zorunda kalındı.

Kobani olayları

Davaya konu olan Kobani olayları, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün, Eylül 2014’te Kobani’ye karşı bir saldırı başlatmasını takiben Türkiye’de yaşanan protesto ve şiddet olaylarını kapsıyor. Arapça adıyla Ayn-el Arab, Kürtçe adıyla Kobani, Suriye’nin kuzeybatısında yer alan, Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine komşu bir kasaba.

Halep Vilayeti’ne bağlı kasabanın kontrolü, Suriye’de 2011 yılında iç savaşın başlamasından kısa süre sonra Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) geçti. IŞİD, Eylül 2014’te Kobani’ye karşı kapsamlı bir harekât başlattı. Türkiye’de bu dönemde, kamuoyunda “çözüm süreci” olarak bilinen süreç devam ediyordu.

IŞİD, Ekim ayında kasabanın çevresinden merkezine doğru ciddi bir ilerleme kaydetmeye başladı. Bu süreçte, Türkiye’nin farklı kentlerinde “Kobani’ye destek” eylemleri yapıldı. HDP yetkilileri, krizin başından itibaren Türk yetkilerle çeşitli görüşmelerde bulundu.

HDP’lilerin en önemli taleplerinden biri, Suriye’nin kuzeyindeki diğer bölgeler ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasıydı.

6 Ekim’de HDP Genel Merkezi, Kobani’yle ilgili olarak Twitter üzerinden sokak protestosu çağrısı yaptı. Bunun ardından önemli bir bölümü Doğu ve Güneydoğu kentlerinde olmak üzere Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

Bu arada Batılı ülkelerin Kobani’ye hava operasyonu da gündemdeydi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim’de Gaziantep’te yaptığı konuşmada, Batılı ülkelere seslenerek IŞİD’e karşı mücadelenin havadan bombardımanla çözülemeyeceğini söyledi.

Erdoğan, “Yerde, kara harekâtı ifa edenlerle işbirliği kurulmadıkça hava harekâtıyla bu iş bitmez. İşte aylar geçti, herhangi bir netice yok. Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyrun, düştü düşüyor” dedi.

Bu açıklama HDP’den tepki gördü. 8 Ekim’e gelindiğinde gösterilerde şiddet olayları arttı. Olaylarda hem güvenlik güçleriyle göstericiler hem de bazı yerlerde göstericilerle onlara karşı çıkanlar arasında çatışmalar yaşandı. Güvenlik güçleri yer yer gerçek mermi de kullanarak müdahale etti; göstericiler ise taş, sopa, molotof kokteyli ve havai fişek kullandı.

Bazı kentlerde eylemcilerle Hür Dava Partisi (Hüda-Par) yanlıları arasında gerilim ve şiddet olayları yaşandı. Selahattin Demirtaş, 9 Ekim’de Diyarbakır’da bir basın açıklaması yaptı ve protestoları savunurken şiddet olaylarını eleştirdi. Bunların durması çağrısını yaptı ve tutuklu PKK lideri Abdullah Öcalan’ın da kendilerine ulaşan mektubunda bunu savunduğunu söyledi.

9 Ekim’de olaylar sona erdi. Resmi açıklamalara göre 35 il ve 96 ilçede yaşanan olaylarda 37 kişi yaşamını yitirdi, 326’sı güvenlik görevlisi 761 kişi de yaralandı. Bu açıklamalarda, olaylarda 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve iş yerinin yağmalandığı, 1230 aracın da zarar gördüğü belirtildi. İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP’yi suçlayacaktı.

Kobani Davası

Eylül – Ekim 2014’te IŞİD’in Kobani bölgesine saldırıları yoğunlaştırması üzerine Türkiye’nin farklı şehirlerinde “Kobani’ye destek” adıyla başlayan eylemlere ilişkin ilk soruşturma 2014 yılında başlatıldı. İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP’yi suçladı.

HDP Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticileri hakkında suç duyuruları yapıldı. İfade veren HDP’li siyasetçi ve MYK üyeleri savcılıklarda ifade verdiler. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, o tarihte milletvekili olanlar ile olmayan MYK üyeleri hakkında iki ayrı soruşturma başlattı. Başlayan soruşturmalar nedeniyle HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri hakkında fezleke hazırlandı.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının gündeme gelmesi de bu olaylardan sonra başladı ve 20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer alıyor.

Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 20’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

Kobani dava dosyası 3 bin 530 sayfalık bir iddianame ile 324 klasör delil ve eklerinden oluşuyor. 2 bin 676 mağdur müştekinin bulunduğu iddianamede sanıkların 29 ayrı suçlamayla 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapsi isteniyor. “Adam öldürme”, “yağma”, “kamu görevlisini silahla yaralama”, “bayrak yakma”, “devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma” yöneltilen suçlamalardan bazıları.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Eksi 23,6 Milyar Dolar

Merkez Bankası’nın (TCMB), 10 mayıs ile biten haftada, swap hariç net rezervleri eksi 23,6 milyar dolara geriledi. Bankanın toplam rezervleri ise 134,4 milyar dolara yükseldi.

Haber Merkezi / Aynı hafta Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları toplam büyüklük 36,4 milyar lira geriledi. Toplam Kur Korumalı Mevduat büyüklüğü 2,2 trilyon lira olarak gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 10 mayıs ile biten haftaya ilişkin para ve banka istatistiklerini yayınladı.

Buna göre; Merkez Bankasının (TCMB) toplam rezervleri, 7 milyar 547 milyon dolar artarak 134 milyar 402 milyon dolara çıkarken, geçen hafta yaklaşık son 3 yılın en güçlü rezerv artışı kaydedildi.

Aynı haftada bankanın net rezervler 30,87 milyar dolara yükselirken, swap hariç net rezervleri ise eksi 23,6 milyar dolar olarak kaydedildi.

Merkez Bankası’nın (TCMB) brüt döviz rezervleri 74 milyar 203 milyon dolara yükselirken, altın rezervleri de 60 milyar 199 milyon dolara çıktı.

Öte yandan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesapları 110 mayıs ile biten haftada 36,4 milyar TL düşüş kaydetti. Kur korumalı mevduat toplamı 2,2 trilyon TL’nin altına gelmiş oldu.

Son sekiz ayda Türk lirası mevduat payının yaklaşık yüzde 32’den yüzde 44’e yükselirken, KKM’nin payı da yüzde 26’dan yüzde 14’e geriledi.

Şimşek’ten açıklama

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ekonomi programının çalıştığını ve finansal göstergelerin iyileştiğini bildirdi.

Risk primini gösteren CDS’nin geçen yıl mayıs ayına göre 435 baz puan azalarak 2020 yılı şubat ayından sonraki en düşük seviyesi olan 268 baz puana gerilediğine dikkati çeken Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:

“2023 yılı ağustos ayından itibaren kesintisiz olarak gerileyen Kur Korumalı Mevduat stoku yüzde 36 azalırken, nominal düşüş 1,2 trilyon liraya ulaştı. Bu dönemde, TL mevduatların toplam içindeki payı 14 puan arttı.

Merkez Bankası brüt rezervi 134,4 milyar dolara ulaşırken, swap hariç net uluslararası rezervlerde son bir buçuk aydaki iyileşme 42 milyar dolar oldu. Programımızın olumlu sonuçları ve artan güven ile güçlenen finansal istikrar dezenflasyona önemli katkı sağlayacak.”

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 35 Bin 272’ye Çıktı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 39 artarak 35 bin 272’ye yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 64 artarak 79 bin 205’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

İsrail, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinin derinliklerine ve kuzeydeki Cibaliye Mülteci Kampı’nın dış mahallelerine ilerleyerek yedi aydır devam eden saldırıları şiddetlendirdi.

İsrail, aynı zamanda doğudaki Refah Sınır Kapısı’ndan ilerleyerek, Selahaddin Caddesi’ni geçip bir milyondan fazla Filistinlinin hava ve topçu ateşi altında toplandığı batı ve orta Refah bölgelerine girdi.

İsrailli yetkililerin, Mısır’ın Refah sınır kapısının Filistin tarafını kontrol etmesinin ardından Mısır ve İsrail arasındaki “krizin” kötüleşmesi nedeniyle, Mısır’ın Gazze’de ateşkes anlaşmasına aracılık etme ve tutukluları serbest bırakma çabalarından çekilebileceği uyarısında bulunduğu bildirildi.

İsrailli yetkililerin krizin çözülmemesi halinde, Mısır ile İsrail arasında savunma ve istihbarat alanlarındaki iş birliğinin azalabileceğine ilişkin endişelerini dile getirdikleri aktarıldı.

İsrailli yetkililer ayrıca Gazze’de çatışmaların devam etmesi ve İsrail ile Hamas arasında anlaşmaya varılması yönündeki görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasıyla, Mısır ile İsrail ilişkilerindeki krizin daha da kötüleşebileceğinden korktuklarını dile getirdiler.

İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Mısır’ı Refah sınır kapısını kapatmakla suçlamış ve Kahire’nin Gazze’de insani bir krizi önlemenin “anahtarını elinde tuttuğunu” söylemişti. Katz, “Dünya (Gazze’deki) insani durumun sorumluluğunu İsrail’in omuzlarına yüklüyor. Ancak Gazze’de insani krizi önlemenin anahtarı artık Mısırlı dostlarımızın elinde” ifadelerini kullandı.

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri bu açıklamaları eleştirdi ve ülkesinin “İsrail tarafının gerçekleri çarpıtma ve sorumluluktan kaçma politikasını” kategorik olarak reddettiğini vurgulayarak, “Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin şu anda karşı karşıya olduğu insani felaketin tek sorumlusunun İsrail olduğunu” söyledi.

Öte yandan uluslararası insan hakları örgütleri, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah kentine saldırıları artırmasına dair ortak açıklama yaptı. Açıklamada, üçüncü ülkelerin, Gazze’de uluslararası insancıl hukuka karşı işlenen ciddi ihlallere son vermek ve bu ihlallerden ötürü hesap verebilirliği sağlamak üzere acilen harekete geçmekle yükümlü olduğu belirtildi.

Açıklamada şu örgütlerin imzası var: ActionAid, Action Against Hunger, American Friends Service Committee (AFSC), A.M. Qattan Foundation, Anera, Churches for Middle East Peace (CMEP), DanChurch Aid (DCA), Humanity & Inclusion/ Handicap International (HI), IM Swedish Development Partner, INTERSOS, Médecins du Monde International Network, Mennonite Central Committee, Mercy Corps, Norwegian Church Aid (NCA), Norwegian People’s Aid, Oxfam, Plan International, Relief International, Uluslararası Af Örgütü, War Child Alliance.

Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, Gazze’de ateşkes için Mısır ve Katar’ın yanı sıra ABD arabuluculuğunda yapılan müzakerelere tamamen olumlu yaklaştıklarını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Hamas, Gazze’de ateşkes ve esir takasının sağlanması için arabulucu olan Mısır ve Katar’ın çabalarını tamamen olumlu karşıladı. İşgalci ise buna Refah Sınır Kapısı’nı işgal etme ve Refah kentine fiili olarak karadan saldırıyı başlatarak yanıt verdi.”

Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye, 6 Mayıs’ta Katar ve Mısır’a, Gazze Şeridi’nde ateşkese ilişkin önerilerini onayladığını bildirmişti. Hamas’ın Katar ve Mısır tarafından iletilen “ateşkes önerilerine” onay verdiğini duyurmasının ardından, İsrail Savaş Kabinesi, Refah’ta saldırılara devam kararı almıştı.

İsrail ordusu, 6 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, zorla yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı Refah’ın doğusundaki bazı mahallelerin boşaltılmasını istemiş, 7 Mayıs sabahı da Gazze’nin Refah bölgesine kara saldırısı başlatarak Mısır ile olan sınır kapısının Gazze tarafını ele geçirdiğini duyurmuştu.

Paylaşın