CHP’den ‘Kamuda Tasarruf’ İçin Samimiyet Testi

CHP Milletvekili Nurten Yontar, Meclis’te kamuda tasarruf paketinin vatandaşı tatmin etmediğini söyledi, “Diyanet kısıtlamalara uyacak mı? Bakanlar seyahat ederken tarifeli uçak seferlerini kullanacaklar mı? Araç konvoylarından, korumalardan, gezi faaliyetlerinden vazgeçilecek mi?” diye sordu.

Halkın güveni için öncelikle Cumhurbaşkanlığına ait kullanılmayan tüm yazlık ve kışlık sarayların satılması gerektiğini söyleyen Yontar, “Hazine garantili tüm projeleri iptal edip kur korumalı mevduatı sona erdirirseniz, saraya yakın iş adamlarının sıfırladığınız vergilerini tahsil ederseniz samimiyetinize inanalım” dedi.

Kamuda tasarruf tedbirleri geçtiğimiz hafta başında kamuoyu ile paylaşıldı, önceki gün de tasarruf genelgesi yayınlandı.

Taşıtlardan yatırım projelerine birçok alanda sınırlamalar içeren pakete göre 3 yıl boyunca emekli olanlar hariç kamuya yeni personel alınmayacak, kamuda 3 yıl süreyle yeni araç satın alma ve kiralama yapılmayacak. İlk etapta 100 milyarlık tasarruf hedeflenen pakete muhalefet partilerinden birçok eleştiri geldi.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; CHP Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar, Meclis’te paketin vatandaşı tatmin etmediğini söyledi, “Diyanet kısıtlamalara uyacak mı? Bakanlar seyahat ederken tarifeli uçak seferlerini kullanacaklar mı? Araç konvoylarından, korumalardan, gezi faaliyetlerinden vazgeçilecek mi?” diye sordu.

Halkın güveni için öncelikle Cumhurbaşkanlığına ait kullanılmayan tüm yazlık ve kışlık sarayların satılması gerektiğini söyleyen Yontar, “Hazine garantili tüm projeleri iptal edip kur korumalı mevduatı sona erdirirseniz, saraya yakın iş adamlarının sıfırladığınız vergilerini tahsil ederseniz samimiyetinize inanalım” dedi.

CHP Uşak Milletvekili Ali Karaoba da, “Sayın Cumhurbaşkanı 2 tane uçağını satarak vatandaşa bir öncülük yapıp “Biz tasarruf yapıyoruz” diyebilir” önerisi getirdi.

CHP’nin yerel seçim başarısının sırrı

Öte yandan 31 Mart yerel seçim sonuçlarına dair siyasi partilerin analizleri raporlanmaya başladı. İktidar da muhalefet partileri de sonuçlarda ekonomik sorunların çok etkili olduğu değerlendirmesi yapmıştı. Ancak CHP’nin yaptığı bir çalışma elde edilen başarıda adayların etkisinin ilk sırada olduğunu gösterdi.

Çalışmayla ilgili bilgi veren CHP’li yönetici, 14 büyükşehir, 21 il belediyesi kazanan, uzun yıllar sonra Kütahya, Kastamonu, Adıyaman ve Kırıkkale gibi kentlerde belediyeleri alan CHP’nin başarısında doğru adayların etkisi olduğunu söyledi.

CHP’nin başarısının nedenlerini ortaya koyan çalışmaya göre ilk sırada yüzde 40 oranıyla “doğru adaylar” yer aldı. Seçmenlerin oylarında ekonominin belirleyiciliği ise ikinci sırada yer aldı.

Paylaşın

11 Yılda 2 Bin 500 Genç Çalışırken Hayatını Kaybetti

Son 11 yılda da 2 bin 500 genç çalışırken hayatını kaybetti: 2013 yılında 193, 2014 yılında 226, 2015 yılında 222, 2016 yılında 233, 2017 yılında 232, 2018 yılında 225, 2019 yılında 206, 2020 yılında 202, 2021 yılında 174, 2022 yılında 252, 2023 yılında 260.

Uluslararası ve ulusal kurumlar gençleri 12-24, 15-24, 15-25 gibi farklı yaş gruplarına ayrılabiliyor. Yine uluslararası sözleşmeler 18 yaşını doldurmamış toplumun her üyesi “çocuk” ve çalışanları da “çocuk işçi” olarak tanımlıyor. Türkiye’de ise iş hukuku “15 yaşını tamamlamış, ancak 18 yaşını tamamlamamış kişileri” genç işçi olarak nitelendiriyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nda ‘genç ölümleri’ konu edinen bir iş cinayetleri raporu hazırladı.

“Gençlerimiz yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik kıskacında” diyen İSİG Meclisi’ne göre AKP döneminde hayata geçirilen tarım, sanayi, eğitim ve sosyal politikalar gençlerin geleceğini ellerinden aldı ve sermaye için ucuz işgücü haline getirdi.

Son 11 yılda da 2 bin 500 genç çalışırken hayatından oldu. 2013’te 193, 2014 ‘te 226, 2015 ‘te 222, 2016’da 233, 2017’de 232, 2018’de 225, 2019’de 206, 2020’de 202, 2021’de 174, 2022’de 252, 2023’te 260 genç işçi, iş başındayken yaşamlarını yitirdi.  2024’ün ilk dört ayında ise en az 75 genç işçi hayatını kaybetti. Ölümler Türkiye’nin 81 ilinin tamamında yaşandı.

İşçilerin yalnızca 84’ü (yüzde 3,36) sendikalıydı. İş cinayetlerinde hayatını kaybeden ­2 bin 416 (yüzde 96,64) genç işçi bir sendikaya üye değildi.

İSİG Meclisi raporuna “Genç işçi ölümleri pandemide kısmen düşüş eğilimi gösterse de özellikle Eylül 2021 ile beraber derinleşen (döviz-enflasyon yükselişi ile hissettiğimiz) yoksullaştırma politikaları sonucu hızla artmıştır” notunu düştü.

Ölen işçilerin 205’i 18, 279’u 19, 288’i 20, 231’i 21, 318’ü 22, 350’si 23, 342’ü 24 ve 487’si ve 25 yaşındaydı. İşçilerin 2 bin 286’sı (yüzde 91) erkek, 214’ü (yüzde 9) kadındı.

Ayrıca bu dönemde 260 göçmen/mülteci genç işçi hayatını kaybetti. Göçmen/mülteci işçiler Suriye, Afganistan, Türkmenistan, Özbekistan, İran, Irak, Azerbaycan, Ukrayna, Pakistan, Gürcistan, Kırgızistan, Kolombiya, Macaristan, Moldovya, Nepal, Nijerya, Rusya, Sudan, Venezuela ve Zimbabve’den gelmişlerdi.

En çok ölüm sanayide

Rapora göre son 11 yıldaki genç işçi ölümlerinin yüzde 34’ü sanayi, yüzde 27’si inşaat, yüzde 22’si hizmet ve yüzde 17’si de tarım sektöründe yaşandı. Ölümler sanayide başta metal, maden, enerji iş kollarında yoğunlaştı. Şehirleşmenin bir sonucu olarak da inşaatlarda ve hizmetlerde genç işçi ölümleri artıyor. İSİG ayrıca ‘konaklama’ ve ‘moto kurye’ ölümlerine dikkat çekiyor.

2013’ten bugüne 100’ün üzerinde ölüm yaşanan işkolları şöyle: İnşaat, yol işkolunda 656, tarım, orman işkolunda 424 (296 işçi ve 128 çiftçi), konaklama, eğlence işkolunda 203, taşımacılık işkolunda 162, metal işkolunda 149, madencilik işkolunda 146, ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 114.

Son 11 yılda 100’den fazla genç işçinin hayatını kaybettiği iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı da şöyle: Trafik, servis kazası nedeniyle 590, yüksekten düşme nedeniyle 407, ezilme, göçük nedeniyle 385, elektrik çarpması nedeniyle 231, zehirlenme, boğulma nedeniyle 201, şiddet nedeniyle 154, patlama, yanma nedeniyle 113 genç.

Not: İSİG Meclisi, iş kazalarını iş cinayetleri olarak tanımlanıyor.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Ölü Sayısı 35 Bin 456’ya Çıktı

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 70 artarak 35 bin 456’ya yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 110 artarak 79 bin 476’ya yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan İsrail’in üç üyeli savaş kabinesinin merkezci üyesi Benny Gantz, Gazze operasyonu için hazırladığı altı maddelik planın 8 Haziran’a kadar hükümet tarafından kabul edilmemesi halinde istifa edeceği tehdidinde bulundu.

Basın toplantısında konuşan Gantz, Başbakan Netanyahu’nun Gazze saldırılarındaki tutumunu eleştirdi. Gantz, toplantıda savaş kabinesinin kabul etmesini istediği 6 maddelik eylem planını da açıkladı.

Gantz açıkladığı planda rehinelerin iadesi, Hamas’ın iktidarına son verilmesi, Gazze Şeridi’nin askerden arındırılması ve uluslararası bir sivil yönetim kurulmasını içeren altı madde yer aldı. Plan ayrıca Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi ve askerlik hizmetinin tüm İsraillilere yaygınlaştırılması çabalarını da destekliyor.

Gantz, “Eğer fanatiklerin yolunu seçer ve tüm ulusu uçuruma sürüklerseniz, hükümetten ayrılmak zorunda kalacağız” dedi.

Gantz’ın ayrılması Netanyahu’yu, ateşkes müzakerelerinde sert tutum sergileyen ve İsrail’in Gazze’yi işgal ederek orada Yahudi yerleşimlerini yeniden inşa etmesi gerektiğine inanan aşırı sağcı müttefiklerine karşı zor durumda bırakacak.

Gantz, savaş kabinesinin üçüncü üyesi olan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın İsrail’in Gazze’yi yeniden işgal etmeyi seçmesi halinde görevinde kalmayacağını söylemesinden günler sonra konuştu. Gallant ayrıca hükümeti bölgenin Filistinliler tarafından yönetilmesi için planlar yapmaya çağırdı.

Netanyahu’ya üstü kapalı bir eleştiri olarak algılanan açıklamasında Gantz, “kişisel ve siyasi mülahazaların İsrail’in güvenliği gibi kutsal bir meseleye nüfuz etmeye başladığını” söyledi. Netanyahu’yu eleştirenler onu yeni seçimlerden kaçınmak için savaşı uzatmaya çalışmakla suçlarken Netanyahu bu iddiaları reddediyor.

ABD ve diğer ülkeler Gazze’nin 2,3 milyonluk nüfusunun yarısından fazlasının sığındığı bir şehre yapılacak saldırıya karşı ve Gazze’deki insani kriz nedeniyle desteği azaltma sinyali verdi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan bu hafta sonu savaşı görüşmek üzere Suudi Arabistan ve İsrail’de olacak ve Pazar günü İsrail’in gerekirse “tek başına ayakta kalacağını” ilan eden Netanyahu ile görüşmesi planlanıyor.

Ateşkes için Katar, ABD ve Mısır’ın arabuluculuğunda yapılan son görüşmelerden de bir sonuç çıkmadı. Savaşın ötesinde bir vizyon da belirsiz.

Rehineler yüzünden tepkili olan ve Netanyahu’yu siyasi çıkarlarını her şeyin önüne koymakla suçlayan pek çok İsrailli, çatışmaların durdurulması ve rehinelerin serbest bırakılması için bir anlaşma yapılmasını istiyor.

Binlerce İsrailli Cumartesi akşamı yeni seçimlerle birlikte bir anlaşma talep etmek üzere yeniden yürüyüşe geçti.

“Yardımlar ilk kez geçici iskeleyle taşınmaya başlandı”

ABD ordusu yaptığı açıklamada, haftalardır kuşatma altındaki bölgeye deniz yoluyla ilk kez ulaşan kamyonların, ABD güçleri tarafından inşa edilen geçici bir iskeleden karaya yardım taşımaya başladığını söyledi.

Gazze’de Hamas ile birlikte savaşan silahlı bir grup olan Halk Direniş Komitesi (PRC) bir açıklama yayınlayarak iskelenin İsrail üzerindeki siyasi baskıyı hafifletmek için inşa edildiğini ve topraklarındaki herhangi bir İsrail veya ABD askerinin meşru bir hedef olarak kabul edileceğini söyledi.

Hamas da iskele ile ilgili endişelerini dile getirmiş ve Gazze’de herhangi bir yabancı askeri güce karşı uyarıda bulunmuştu. Mart ayında Başkan Joe Biden ülkesinin iskele inşa planlarını açıkladığında, “Sahada hiçbir ABD askeri olmayacak” demişti.

Paylaşın

AK Partili Vekillerden ‘Daha Etkin Meclis’ Talebi

Geçtiğimiz haftalarda grup başkanvekilleri ile bir dizi toplantıda bir araya gelen AK Partili milletvekilleri “Daha etkin bir Meclis çalışması” talebinde bulundu.

AK Parti’de 31 Mart seçim sonuçlarının değerlendirmesi sürüyor. Haziran ve temmuz aylarında kapsamlı toplantılar yapılacak. Partide değişim içinse sonbaharda yapılması planlanan olağan kongre işaret ediliyor. Kongrenin takvimi de 22 Mayıs’ta toplanacak MKYK’da netleşecek.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre; Parti yönetimi ve hükümette beklenen değişimin yanı sıra milletvekillerinin Meclis çalışmalarında da değişim beklentisi var. Geçtiğimiz haftalarda grup başkanvekilleri ile bir dizi toplantıda bir araya gelen AK Partili milletvekilleri “Daha etkin bir Meclis çalışması” talebinde bulundu.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrası muhalefetin Meclis’in etkisinin azaldığı yorumlarına bazı noktalarda katılan AK Partili milletvekilleri toplantılarda Meclis’in nasıl daha fonksiyonel hale gelebileceğini tartıştı. Komisyon çalışmalarının daha kaliteli hale getirilmesi, kanun yapma sürecinde altyapının güçlendirilmesi, daha çok milletvekilinin sürece katılımı, Meclis kürsüsünün daha etkin kullanılması, basın toplantılarının artırılması gibi öneriler dile getirildi.

AK Partili milletvekillerinin güncel gelişmeler dışında kendi gündemini inşa edecek faaliyetlere ağırlık vermesi gerektiği konuşuldu. Milletvekillerinin medya ile ilişkisi de ele alındı. Farklı kanalların programlarına katılım sağlanması gerektiği belirtilirken, “Bizi gazeteciler, akademisyenler değil biz temsil edelim” görüşünü dile getirenler oldu.

“AKP Grubu değil, retgiller grubu”

Öte yandan Muhalefet partilerinin toplumun farklı kesimlerinin sorunlarının araştırılması için Meclis’te komisyon kurulmasını talep eden grup önerilerinin neredeyse tamamı AK Parti ve MHP oylarıyla reddediliyor. Saadet Partisi sürekli gerçekleşen bu reddi de grup önerisi yaptı.

Ancak “İktidar partisinin muhalefetten gelen önergelerin tamamına ‘hayır’ demesinin psikolojik, sosyal ve siyasal sebeplerinin irdelenmesi ve yasama faaliyetlerine olumsuz etkilerinin ortadan kaldırılması için alınması gereken tedbirlerin araştırılması amacıyla komisyon kurulması” önerisi de AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.

Önerge üzerinde söz alan Anayasa Hukukçusu Serap Yazıcı Özbudun, son 1 yılda verdikleri 500 önergenin hepsinin iktidar blokunun kararlı tutumuyla reddedildiğine dikkat çekti, İYİ Partili Aykut Kaya tek başına verdiği 15 Meclis araştırması önergesinin kabul edilmediğini söyledi.

DEM Parti Milletvekili Ali Bozan ise, “Sürekli olarak ret oyu kullanmanızdan kaynaklı bence AK Parti grubunun adı bugünden sonra ‘retgiller’ olmalı, AKP Grubu değil, retgiller grubu” dedi.

Paylaşın

Afganistan’daki Sellerde Bilanço Ağırlaşıyor: 420 Can Kaybı

Afganistan’da başta Bağlan, Gor, Badahşan ve Herat vilayetleri olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde meyana gelen şiddetli sellerde hayatını kaybedenlerin sayısı 420’ye yaklaştı.

Bir hafta önce de aşırı yağışlar ülkenin kuzeyinde etkili olmuş, o bölgede meydana gelen sel felaketinde, resmi makamların verdiği bilgiye göre en az 315 kişi hayatını kaybetmiş, en az bin 600 kişi de yaralanmıştı.

Birleşmiş Milletler (BM) de Afganistan’ı iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenen ülkelerden biri olarak derecelendiriyor.

Onlarca yıl kriz ve savaşlara sahne olan Afganistan’da ay başından beri etkili olan yağışlı havaların bilançosu giderek daha da ağırlaşıyor.

Dün yapılan açıklamada orta Afganistan’daki Ghor vilayetinde meydana gelen selde can kaybının en az 50 olduğu duyurulmuştu. Sadece Ghor’un başkenti Feros-Koh’da 2 bin evin tamamen yıkıldığı ve 4 bin binanın da zarar gördügü açıklanmıştı.

Bugün de Faryab’da meydana gelen aşırı yağışların yol açtığı sellerde en az 47 kişinin yaşamını yitirdiği haber verildi. Faryab Bölgesel Hükümeti, yaşanan afette en az 300 ev ile yüzlerce dükkanın hasara uğradığını, 200 hektar tarım alanının da ya tamamen yok olduğunu ya da zarar gördüğünü duyurdu. Böylece yaşanan son sel felaketinde yaşamını yitirenlerin sayısı 100’e yaklaştı.

Bir hafta önce de aşırı yağışlar ülkenin kuzeyinde etkili olmuş, o bölgede meydana gelen sel felaketinde, resmi makamların verdiği bilgiye göre en az 315 kişi hayatını kaybetmiş, en az bin 600 kişi de yaralanmıştı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine göre bir süredir aralıksız afet yaşayan ülkede binlerce insan evsiz kaldı.

Birleşmiş Milletler (BM) de Afganistan’ı iklim değişikliğinden en olumsuz etkilenen ülkelerden biri olarak derecelendiriyor.

Taliban’ın Batılı ülkelerin gücünü çektiği 2021’de iktidarı ele geçirdiği Afganistan’a, o zamandan bu yana yapılan uluslararası kalkınma ve yeniden imar yardımları çok büyük oranda azaltıldı. Yıllarca savaş ve krizlere sahne olan Afganistan aşırı hava hareketlilikleri ve felaketlere hazırlıklı da değil.

Uzmanların tahminine göre Afganistan sel ve kuraklığa en çok sahne olacak ülkelerden biri. Mart ve Nisan ayında da ülkede sel felaketleri meydana gelmişti.

Hafta sonunda yaşanan gelen yeni afetlerle birlikte böylece Afganistan’da Mayıs ayı başından beri yaşanan can kaybı 420’ye yaklaşmış oldu. Bu veriler, geçen hafta afetin yaşandığı kuzey bölgesi ile yeni sel felaketinin yaşandığı orta Afganistan’daki yerel yönetimlerin yaptıkları açıklamalara dayanıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Demirtaş’tan Açıklama: Düşüncelerim Değişmedi

Kobani Davası’nda 42 hapis cezası verilen eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, karara ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır” dedi ve ekledi:

“Savaşı durdurup bitirmede, çözüm bulmada inisiyatif alabilirlerse, bunun koşullarını oluşturabilirlerse, tecrit kaldırılıp görüşmelere başlanırsa ben şahsen sonuna kadar desteklerim. Bana ceza verildi diye “benden sonrası tufan” demem. Yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, biz desteklemekte tereddüt etmeyiz. Bu konudaki düşüncelerim, ağır ceza aldım diye değişmedi yani.”

Kobani Davası’nda 47 ayrı davadan hakkında 42 yıl hapis cezası verilen eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, T24’den Murat Sabuncu’ya konuştu. Demirtaş’ın sorulara verdiği yanıt şöyle:

Kobani Davası’nda yaptığınız savunmanın son kısmında şöyle demiştiniz: “Vereceğiniz kararı yüzüme okumanıza fırsat vermeyeceğim. Kararı kendi kendinize okuyacaksınız. Eşime, aileme, kızlarıma, tüm halkıma vasiyetimdir: Karar açıkladığında halaylarla, coşkularla, zılgıtlarla karşılamalısınız kararı. Çünkü biz burada öyle karşılayacağız. Bundan taviz verip onursuzca yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz.” Kararı nasıl duydunuz, nasıl karşıladınız?

Mahkemenin açıkladığı karar, yıllar öncesinden bizzat iktidar ve ortakları tarafından verilmiş ve miting meydanlarında defalarca ilan edilmişti. Mahkemedeki ağır ceza heyeti, sadece şekli bir görevi yerine getirerek siyasetin verdiği kararı okumuş oldu.

Kararı hücremizde televizyondan izledik. Benim için de Selçuk Hoca için de sürpriz olmadı. Zaten öngörüyorduk, her yönüyle hazırdık. Güçlü ve moralli karşıladık.

Biz halk için tüm gücümüzle direnirken morali de yine halkımızdan alıyoruz. Kimse merak etmesin; bizim boynumuz bükülmez, dizimiz çökmez. Halkımız nasıl dimdik ve onurlu şekilde duruyorsa biz de onlara layık olacağız ve halkımızı asla mahcup etmeyeceğiz.

“6-8 Ekim’de katledilen insanların gerçek faillerini gizleyip korumuş oldular”

İddianame ilk çıktığı andan itibaren hukuki değil, siyasi bir dava olduğu pek çok hukukçu tarafından da dile getirildi. Ancak sonuçta devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya yardım suçundan 20 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan 4 yıl 6 ay, Newroz konuşmasından 2 yıl 6 ay, halkı kanunlara uymamaya teşvik suçundan 1 yıl altı ay, başka iddialarla toplamda 42 yılı geçen bir ceza verildi. Yorumunuz nedir?

Verilen cezaların tamamı bir tweet ve birkaç miting konuşmamdan dolayı verilmiş. Yani yıllardır yalan ve iftirayla yarattıkları algılara dayalı. Ne bir şiddet eyleminden ceza verildi ne de şiddeti teşvik ya da destekten. Sadece düşüncelerimden, söylediklerimden 42 yıl ceza verilmiş oldu. Bu da davanın siyasi bir dava, cezaların da siyaseten verilmiş cezalar olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu.

Davanın en önemli iddiası ‘insanların öldürülmüş’ olmasıydı. Hem hukuki hem siyasi olarak özellikle ölümlerdeki sorumlulukla suçlanmıştınız. Tüm sanıklar bu konuyla ilgili beraat etti. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Elbette biz değil bir insanı öldürmek veya yaralamak, bir karıncayı bile incitmedik. Bunu devlet de hükümet de mahkeme heyeti de çok iyi biliyor. Ancak yıllarca bizi “katil, terörist” diye yaftalayıp bunun üzerinden hem kamplaştırma yaratarak seçim malzemesi yaptılar hem de 6-8 Ekim’de katledilen insanların gerçek faillerini gizleyip korumuş oldular. Buradan da anlaşılıyor ki ölümlerin çoğunun failleri bir şekilde devletle bağlantılıydı ki onları koruyup bizi hedef göstermiş oldular.

Dosyada zaten sıfır delil vardı, bizi cinayetle suçlayanlar da bunu biliyordu ancak açıkça yalan söyleyip halkın bir kesimini kandırmayı başardılar.

Tekrar ifade etmek istiyorum ki 42 yıl cezanın tamamı konuşmalarımdan dolayı verildi ki o konuşmaların tamamının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında ifade özgürlüğü kapsamında olduğu tespit edilmişti. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı uygulansaydı bu dava beraatle sonuçlanmalıydı. Elbet bir gün, hepimizin beraat edeceğimizden kuşkum yok.

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olan Ahmet Türk’e de 10 yıl hapis cezası verildi. Bu aynı zamanda yeni bir kayyım uygulamasının başlangıç işareti mi?

Sayın Ahmet Türk başta olmak üzere ceza verilen tüm arkadaşlar için çok üzgünüm. Arkadaşlarımıza verilen cezaların tümü hukuk dışıdır ve siyasi intikam cezalarıdır. Elbette bu cezaları kayyım atamaya gerekçe yapabilirler. Umarım öyle bir şey olmaz ama bu tehlike maalesef ki var.

Yargıtay Başsavcılığı’nın HDP’nin kapatılması istemiyle 21 Haziran 2021’de açtığı davanın omurgalarından birini Kobani davası oluşturuyor. Kapatma davasının iddianamesinde, Kobani iddianamesinin büyük bölümüne yer verilmişti. Ayrıca siyasi yasak talep edilen 687 kişinin içerisinde Kobani davası sanıkları da var. Bugünkü karardan sonra HDP kapatma davasının nereye evrileceğini düşünüyorsunuz?

Kobani kumpas davasındaki ceza kararları HDP kapatma davasında etkili olabilir. Anayasa Mahkemesi de sonuçta politik davranan ve iktidarın dümen suyunda hareket eden bir yargı organı. HDP’yi kapatırlarsa bir kez daha hukuku katledecekler ve bu “şaşırtıcı” olmaz çünkü kanunsuzluk, adaletsizlik bu iktidarın normali, maalesef.

“Bizimle konuşmak yerine ağır cezalar veriliyorsa; demek ki yumuşama ve normalleşme Kürtleri kapsamıyor”

Mahkemeye değil halka ve tarihe karşı yaptığınızı söylediğiniz savunmanızın bir kısmında şu hatırlatmayı yapmıştınız: “Ben genç bir avukatken DEP’li milletvekilleri Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan AİHM kararıyla yeniden yargılanıyordu. Onlar tutuklandığında ben üniversitedeydim. İkinci yargılamalarında avukattım. Milletvekili olarak tutuklandılar. Dokunulmazlıkları hukuka aykırı şekilde kaldırıldı. DGM’de yargılandılar.” Siz aynı geleneğin bir temsilcisi olarak mevcut durumu Türkiye’de Kürtlere siyaseti geçmişte de bugün de ve yarın da kapatmanın bir şekli olarak mı okuyorsunuz?

Bir defa, şundan herkes emin olmalı ki Kobani kumpas davasında ağır cezalarla karşılaşan tüm siyasetçiler barış yanlısıdırlar, barış için çalışmışlar ve her zaman demokratik siyaseti savunmuşlardır. Şu anda dışarıda siyaset yapan arkadaşlarımız gibi hepimizin temel hedefi silahsız, şiddetsiz çözümü sağlamaktır.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürtlerin demokratik siyasette mücadele etmelerini ve bu yolla güçlenmelerini, dağa çıkıp silah almalarından daha tehlikeli görüyor. Devlet, savaşı ve şiddeti her zaman siyasete tercih etti, bugün de bu anlayış değişmiş değil. Çünkü savaşarak Kürtleri yok edebileceğine inanıyor ama siyaseten baş etmenin mümkün olmadığını düşünüyor. Bu nedenle Kürt siyasetçilerini her zaman büyük tehdit olarak algılayıp sert şekilde üstüne gitti. Devlete kalsa hepimizin dağa çıkıp silah almamızı, bizimle savaşıp bizi öldürmeyi tercih eder. Oysa biz silahla çözüm olmayacağını düşündüğümüz için barışçıl demokratik siyaseti tercih ettik. Gelin görün ki devlet açısından Kürt’ün siyasetçisi de dağa çıkanı da hatta kedisi, tavuğu bile teröristtir, hepsi aynıdır ve bir şekilde yok edilmelidir. İşte bu zihniyet değişmedikçe Kürtlerin hakları konusu da bir türlü çözüm yoluna girmiyor.

Verilen kararlar bir süredir iktidar ve muhalefet arasındaki görüşmeler ‘yumuşama, normalleşme’ sözlerinin neresine düşüyor?

Valla bu sorunun cevabını normalleşme, yumuşama girişimlerinde bulunan siyasetçiler verse daha iyi olur. Biz hücredeyiz ve burada yıllardır hiçbir şey, tek bir saniye bile normal değildi. Elbette siyasette diyalog önemlidir, konuşabilmek kıymetlidir, şarttır. Fakat biz de siyasetçiyiz ve halkın seçilmiş temsilcileriyiz ve bizimle konuşmak yerine bize ağır cezalar veriliyorsa demek ki yumuşama, normalleşme Kürtleri ve dostlarını kapsamıyor diye düşünürüz.

“Savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır”

İHD Genel Merkezi ve Diyarbakır Şubesi tarafından “Kürt Meselesinin Çözümü ve Barış Konferansı”na yolladığınız bir mesajda Kürt sorununun çözümü için bir masa kurulacaksa bu masada hükümetin de olması gerektiği söylemiş ve eklemiştiniz: “Hükümet de bugün itibarıyla Sayın Erdoğan şahsında temsil edildiğine göre, bu işin birinci muhatabı Sayın Erdoğan’dır. Yine geçmiş deneyimlerden bilinen, kabul gören ve devletin de resmi hafızasında meşruiyeti kayıt altına alınmış Sayın Öcalan bir başka muhataptır.” Sizce Erdoğan hâlâ birinci muhatap olarak duruyor mu?

Ben ölümlerin, akan kanın durmasını yürekten istiyorum, diliyorum. Bu savaşı durdurmak için inisiyatif alabilecek olanlar Erdoğan ve Öcalan’dır. Savaşı durdurup bitirmede, çözüm bulmada inisiyatif alabilirlerse, bunun koşullarını oluşturabilirlerse, tecrit kaldırılıp görüşmelere başlanırsa ben şahsen sonuna kadar desteklerim. Bana ceza verildi diye “benden sonrası tufan” demem. Yeter ki demokratik bir çözüm ve barış sağlansın, biz desteklemekte tereddüt etmeyiz. Bu konudaki düşüncelerim, ağır ceza aldım diye değişmedi yani.

31 Mart seçimleri öncesinde Erdoğan’a ‘çözüm sürecini buzdolabından yeniden çıkarma çağrıları’ yapılmıştı. Sizce bundan sonra ne olur?

Evet, çözüm sürecini buzdolabından çıkarmak gerekiyor. Demokratik, barışçıl bir çözümü savunmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı Erdoğan bundan sonra hangi adımları atar, daha da mı sertleşir yoksa tüm bu hukuksuzluklara, çatışmalara son verecek girişimleri mi başlatır, göreceğiz. Ancak bizim barışçıl duruşumuz ve diyaloga açık tavrımız bellidir. Halka karşı sorumluluğumuzun gereği olarak bu ilkeli duruşumuzdan geri adım atmayız, atamayız.

Siz bir süre önce aktif siyasetten çekildiğinizi ifade etmiştiniz. 2023 öncesi yoğun yazı-söyleşi faaliyetinize son vermiştiniz. Bu karardan sonra ne yapacaksınız?

Aktif siyaseti bıraktım ve dönmeyi de düşünmüyorum. Çünkü bunun koşulları yok benim açımdan. Kaldı ki buradan yaptığım açıklamalar bazen çarpıtılıyor, bazen yanlış anlaşılıyor veya istismar ediliyor. Dolayısıyla günlük siyasete hiçbir şekilde dahil olmayı düşünmüyorum.

“Siyasete çöreklenmiş bazı zihniyetler, benim buradan siyasi mücadele yürütmemden çok rahatsızlardı”

Şunu da yine açık yüreklilikle söylemek isterim ki siyasete çöreklenmiş bazı zihniyetler, benim buradan siyasi mücadele yürütmemden çok rahatsızlardı. Dışarıda olsam yanımda iki cümle kurmaya cüret edemeyecek tipler, nasılsa cezaevinden cevap veremem diye arkamdan atılmadık iftirayı, edilmedik hakareti bırakmadılar. Çıktığımda hepsiyle yüzleşeceğiz elbette ancak halkımız bilmeli ki bizi bunca yıl içeride tutup ağır cezalar verilebilmiş olunmasının bir nedeni de bu siyaset tüccarlarıdır. Günü geldiğinde, bütün bu siyaset tüccarı keneleri halkımızın yakasından silkeleyip atacağımızdan herkes emin olsun.

Dışarıdaki siyasetçi yoldaşlarımız da koltuk için her türlü ilkesizliği yapan bu düşürülmüş unsurlara, onların yaydıkları dedikodulara, iftiralara karşı dikkatli ve duyarlı olmalılar, oyunlara gelmemeliler.

Bunların kim olduklarından çok, bu zihniyetin kendisi önemlidir. Bu zihniyeti reddetmek ve onlara alet olmamak gerekir. “Demirtaş karşıtlığı” üzerinden prim yapan, koltuk kapan kim varsa bilinsin ki bu halkın dostu değildir. Çünkü ben ve tutsak arkadaşlarımız bu halkın direnen öz evlatlarıyız ve bu mücadelenin sonuçlarıyız. Mesele ben değilim, benim şahsımda değerlere saldıran kim varsa objektif veya subjektif olarak art niyetlidir.

Aktif siyaseti bırakmamın bir nedeni de bahsettiğim siyaset keneleri ve ne yazık ki bu kenelere halen bazı durumlarda değer verilmesidir. Ancak biz halkımızın öz evlatları ve bu hareketin yetiştirdiği siyasetçiler olarak partiyi de mücadeleyi de bu zihniyete teslim etmeyeceğiz. Genel Merkezimiz daha hassas ve dikkatli olursa kimse mücadelemize, birliğimize zarar veremez.

Tüm bunlarla birlikte şunları da belirtmeliyim; günlük siyasete dahil olmayacağım ancak elbette yazılar yazabilirim. Belki düzenli olarak köşe yazısı yazmaya başlarım, henüz karar vermedim. Ancak şurası nettir ki benim söyleyeceklerim, yazacaklarım DEM Partiyi bağlamaz, kimse de bu şekilde algılamamalı. Ben DEM Partinin yöneticisi, temsilcisi, sözcüsü hatta üyesi bile değilim. DEM Parti elbette bizim partimizdir ve parti yönetimi siyaseti yürütüyor, yürütür. Ben sadece kişisel görüşlerimi paylaşabilirim. Ve yine açık söyleyeyim, siyasette yanlışlar yapan, halkı esas almayan kim olursa olsun net şekilde eleştirmekten çekinmeyeceğim. Herkes buna hazır olsun şimdiden.

Parti politikalarına karışmamaya özen göstererek kendi görüşlerimi açıklarken, siyasetçilerin hatalarını eleştirmekten de geri durmam. Nitekim dışarıdaki bazı siyasetçiler, gazeteciler, yazarlar benim hakkımda düşüncelerini açıklarken son derece cüretkâr davranıyorlar, ki haklarıdır. İstedikleri kadar eleştirebilirler, saygı duyarım. Ama artık benim de çok net cevap verdiğimi görecek, duyacaklar, ben de buna saygı gösterileceğini biliyorum.

“Moralliyiz, güçlüyüz, dirençliyiz”

Son olarak sizler aracılığıyla tüm halkımıza, dostlarımıza sıcak selam, sevgilerimizi gönderiyor, Selçuk Başkan’la birlikte hepinize hasretle sarılıyoruz.

Bu günler gelip geçer, geriye onuruyla direnenlerin tarihe düştüğü notlar kalır. Tüm bu süreç boyunca koşulsuz şekilde yanımızda olan dostlarımızı da arkamızdan kuyu kazanları da bizi tasfiye etmeye yeltenen muktedirleri de unutmayacağız.

Her zamanki gibi moralliyiz, güçlüyüz, dirençliyiz. Ve mutlaka kazanacağız. Berxwedan jîyan e!

Selam, sevgilerimizle…

Paylaşın

UEFA’dan Adana Demirspor’a Avrupa Kupalarından 1 Yıl Men Cezası

UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği), Süper Lig ekiplerinden Adana Demirspor’a vadesi geçmiş borçları nedeniyle Avrupa kupalarından 1 yıl men cezası verdi.

Cezaya ilişkin UEFA’nın resmi sitesinden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Adana Demirspor, 90 günden fazla vadesi geçmiş borçlar ve ödenmemiş önemli miktarda vadesi geçmiş borçlar nedeniyle kulübe önümüzdeki üç sezonda (2024/25, 2025/26 ve 2026/27) hak kazanacağı bir sonraki UEFA kulüp müsabakasından men cezası verildi.”

UEFA, ayrıca Galatasaray’a da 30 bin Euro para cezası verdi.

Paylaşın

Mehmet Şimşek’ten Enflasyonda İyileşme Mesajı

Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon beklentisine ilişkin açıklamada bulunan Mehmet Şimşek, “Enflasyon gerçekleşmeleri beklentileri etkiliyor, dezenflasyon sürecinin başlamasıyla beklentiler hedefimize daha hızlı yakınsayacaktır. Hedefimize ulaşmakta kararlıyız” dedi.

Haber Merkezi / Merkez Bankası (TCMB), yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 44.16’dan yüzde 43,64’e çekti. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından bankanın yıl sonu enflasyon beklentisine ilişkin bir mesaj yayınladı.

Enflasyon beklentilerindeki iyileşmenin önemine işaret ettiği paylaşımında, Mehmet Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Beklentilerdeki iyileşme, enflasyon ataletinin kırılmasında ve kalıcı fiyat istikrarının sağlanmasında çok önemli. Mayıs ayında yıllık enflasyonun en yüksek seviyesine ulaştıktan sonra yılın kalan döneminde hızla gerilemesini bekliyoruz. Enflasyon gerçekleşmeleri de beklentileri etkiliyor, dezenflasyon sürecinin başlamasıyla beklentiler hedefimize daha hızlı yakınsayacaktır. Hedefimize ulaşmakta kararlıyız.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Nisan ayı Piyasa Katılımcıları Anketini yayımladı.

Buna göre; Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 44,16 iken, bu anket döneminde yüzde 43,64 oldu. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 35,17 iken, bu anket döneminde yüzde 33,21 oldu. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 22,05 ve yüzde 21,33 olarak gerçekleşti.

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 51,43 iken, bu anket döneminde yüzde 51,51 oldu. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentisi ise bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 50,00 olarak gerçekleşti.

Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 40,01 TL iken, bu anket döneminde 38,78 TL oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise bir önceki anket döneminde 42,47 TL iken, bu anket döneminde 41,80 TL olarak gerçekleşti.

Katılımcıların Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) 2024 yılı ve 2025 yılı büyüme beklentileri bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de sırasıyla yüzde 3,3 ve 3,7 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Özel’den Yeni Anayasa Açıklaması: Zaman İsrafı

CHP Lideri Özgür Özel, yeni anayasa tartışmalarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Anayasalar her doğan için yapılır. Bizimki Erdoğan için yapıldığı için bu hale geldi” dedi ve ekledi:

“Eski anayasaya tam uyum birinci olmazsa olmaz bakış açımız… İkincisi yeni bir anayasa yapılacak dahi olsa mevcut anayasaya uymamanın üst düzeyde denetimi, müeyyideli yaptırımlarının olması lazım… Çok kötü bir pratikten geliyoruz. Türkiye çok şey kaybetti bu yüzden.”

Özgür Özel, “Anayasaya bu kadar çok anayasa ihlali yapılırken yeni bir anayasanın, bırakın oturup tartışmayı, usul tartışmasını dahi zaman israfı olarak görürüz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters’a açıklamalarda bulundu. Özel, yeni anayasa çalışmalarına oturmak için öncelikle mevcut anayasaya uyulması gerektiğini belirterek yeni anayasa konusunda şu anda “masadan çok uzak” bir noktada olduklarını söyledi.

Özgür Özel, hükümetin yeni Anayasa çalışmaları konusunda, “Bir anayasa tartışmasının usulüne, yani şekline bile girmek için önce bana bunu teklif edenlerin mevcut anayasaya harfiyen uyuyor olması lazım” dedi.

Anayasanın toplumsal mutabakat istediğini söyleyen Özel, kendisine oy verenlerin “neden gittin o masaya” diye kendisine soracağını belirterek, “Toplumsal mutabakat yaratmanız lazım. (Onlar) Mevcut anayasaya uydukça biz o masaya yaklaşırız, mevcut anayasayı çiğnedikçe biz o masadan uzaklaşırız. Şimdi çok uzak bir noktadayız” diye konuştu.

Özel, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Türkiye’deki Anayasa Mahkemesi kararları, Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi kavgasında yürütmenin taraf olması ve uygulanmayan onlarca hak ihlali kararı olduğuna vurgu yaparak, “Artık hukuk devletinden çıkıldığı görüntüsünü gösteren, kuvvetler ayrılığından ziyade, kuvvetler birliği görüntüleri var” dedi.

“Anayasalar ‘her doğan’ için yapılır. Bizimki Erdoğan için yapıldığı için bu hale geldi” diyen Özel şunları söyledi: Eski anayasaya tam uyum birinci olmazsa olmaz bakış açımız… İkincisi yeni bir anayasa yapılacak dahi olsa mevcut anayasaya uymamanın üst düzeyde denetimi, müeyyideli yaptırımlarının olması lazım… Çok kötü bir pratikten geliyoruz. Türkiye çok şey kaybetti bu yüzden.

Özel, “Anayasaya bu kadar çok anayasa ihlali yapılırken yeni bir anayasanın, bırakın oturup tartışmayı, usul tartışmasını dahi zaman israfı olarak görürüz” dedi.

Özel, cumhurbaşkanlığı adaylığının 2028 yılında nasıl belirleneceği sorusuna ise, “Partideki hiçbir organ dışlanmadan yine kamuoyu araştırmalarından bilimsel çalışmalardan yaralanarak seçimi en garanti kazanacağımız Cumhuriyet Halk Partili bir kimse partimizin adayı olacak. Tek başına seçimi birinci turda kazanamayacak durumdaysak o durumda elbette ittifak arayışları da olabilir. Geçmişte yapılan hataları tekrarlamayacağız” diye yanıtladı.

Önemli hatalardan birinin seçim bittiğinin ertesi günü ittifak adayı konuşmak olduğunu söyleyen Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi aday konuşmayı da ittifak konuşmayı da seçim yaklaşırken yapacak” dedi.

Yerel seçimlerde CHP’nin başarısına atıfta bulunan Özel, “31 Mart seçim zaferini getiren tek bir şey değildi… Yani ne genel başkan performansıydı tek başına, ne adayların performansıydı, ne vaatlerimizdi, ne çok başarılı bulunan kampanyamızdı. Ne ekonomik şartlardı, hepsi birdendi. Ve biz bunların hepsini çok doğru yönettik” diye konuştu.

“İsrail’in yaptıkları örtülemez”

Özel, İsrail-Hamas arasında yaşanan savaş ile ilgili olarak Hamas’ın yaptıklarının “terör eylemi” olduğunu ve sivillere karşı böyle bir şey yapılmasının son derece kabul edilemez ve uluslararası camia tarafından en sert şekilde kınanması gerektiğini belirterek, “Ama bunu araçsallaştırarak (İsrail’in) 35 binden fazla kişiyi 15 binden fazla çocuğu katletmesinin savunulabilecek hiçbir tarafı yok ve iki tarafın yaptıkları birbirine denk değil” dedi.

“Bir tarafta terör eylemlerine girişen bir grup varken diğer tarafta uluslararası hukuka saygılı olması gereken bir devlet var. Burada İsrail’in kusurunun Hamas’ın yaptıklarıyla örtülebilecek tarafı kalmadı” diyen Özel, Filistin halkını güçsüz bırakacak yorumlar konusunda endişe ettiğini bu nedenle Hamas’ın kabul edilmeyen “terör” eylemleri karşısında İsrail’i haklı çıkaracak söylemlere dikkat ettiğini belirtti.

Türkiye’nin İsrail’e ticaret yasağı getirmesi konusunda da Özel, “Estiği kadar yağmıyorlar. Ticaret meselesini de son derece iç siyaset üzerinden okuyarak yaptılar. Yoksa çok istemsizdiler bu konuda. Bence 35 bin kişinin katledildiği bir yerde alınması gereken bu karar çok geç alındı” dedi ve şöyle devam etti:

Ben İsrail’le Türkiye ilişkilerinin kötüleşmesini hiçbir zaman savunmam, savunmadım ama bu kadar büyük bir katliama dur demek için bütün İsrail’in düşmanlarının değil, dostlarının İsrail’e karşı sert tutum takılması gerekiyor.

Paylaşın

Gazze’de İsrail Saldırılarında Can Kaybı 35 Bin 303’e Yükseldi

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 31 artarak 35 bin 303’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 56 artarak 79 bin 261’e yükseldi.

Haber Merkezi / Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Joe Biden’ı İsrail’e silah göndermeye zorlayacak bir tasarıyı kabul etti. İsrail Güvenlik Yardım Destek Yasası, 224’e karşı 187 oyla onaylandı. Oylamada 16 Demokrat, Cumhuriyetçilerin çoğuna katılarak evet oyu verirken, üç Cumhuriyetçi de Demokratların çoğuna katılarak yasaya karşı çıktı.

Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Meclis, İsrail’i Hamas’la savaşı sırasında sivilleri korumak için daha fazlasını yapmaya çağırdı. Yasanın kanunlaşması beklenmiyor, ancak yasanın kabul edilmesi ABD’nin İsrail politikası konusundaki bölünmüşlüğünün altını çizdi.

Zira ABD Başkanı Biden, Refah’a kara harekatı yapılması durumunda İsrail’e silah göndermeyeceğini duyurmuştu. Ancak İsrail, 2,000 poundluk (907 kg) ve 500 poundluk bombalardan oluşan bir sevkiyatın ertelenmesine ve diğer silah sevkiyatlarının Biden yönetimi tarafından gözden geçirilmesine rağmen hala milyarlarca dolarlık ABD silahı alacak.

Arap Birliği’ne üye 22 ülke, İsrail işgali altındaki Filistin topraklarında uluslararası barış gücü konuşlandırılması çağrısı yaptı. Bahreyn’in başkenti Manama’da düzenlenen zirvede yayımlanan “Manama Bildirgesi”nde “iki devletli çözüm hayata geçirilinceye kadar, işgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası koruma ve Birleşmiş Milletler barış güçlerinin konuşlandırılması” çağrısında bulunuldu.

Bildirgede, El Fetih öncülüğündeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) “Filistin halkının yegane meşru temsilcisi” olarak görüldüğüne vurgu yapılarak, “Tüm Filistinli grupların FKÖ şemsiyesi altında birleşmesi” çağrısı yapıldı. ABD de savaş sonrasıyla ilgili olarak Batı Şeria’daki Ramallah merkezli Filistin Özerk Yönetimi’nin reformdan geçirilmesini ve bu yapı kontrolünde bir yönetim kurulmasını öngörüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ise Hamas tamamen yenilgiye uğratılana kadar kontrolün İsrail’in elinde kalmasında ısrarcı. Netanyahu ayrıca uluslararası toplum olarak muhatap kabul edilen Filistin Özerk Yönetimi’nin kontrolü üstlenmesine de karşı. İsrail Başbakanı, kendi koltuğunu korumak için savaşı uzatmaya çalışmakla suçlanıyor.

Soykırım Davası

İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) Güney Afrika’nın yaptığı başvuruya ilişkin cuma günü yaptığı savunmada, Gazze’deki askeri operasyonlarının gerekliliğini savunurken, yapılan suçlamalarla soykırım konusunun alaya alındığını iddia etti.

Lahey’deki duruşmaların ikinci gününde Güney Afrika’nın başvurusuna ilişkin savunma yapan İsrail, Güney Afrika’nın Refah’taki operasyonları durdurması ve Filistin topraklarından tamamen çekilmesi yönündeki talebe karşı çıktı.

Duruşmada söz alan İsrail Adalet Bakanlığı yetkilisi Gilad Noam, ülkesini Uluslararası Soykırım Sözleşmesini ihlal etmekle suçlayan Güney Afrika’nın başvurusunun asılsız ve temelsiz gerekçelere dayandırıldığını iddia etti. Noam, “(Dava) iğrenç soykırım suçlamasıyla alay ediyor.” dedi.

Duruşma öncesi bir grup İsrail yanlısı gösterici, mahkeme önünde ellerinde Hamas tarafından rehine alınanların fotoğraflarıyla gösteri düzenledi.

Güney Afrika’nın Hollanda Büyükelçisi Vusimuzi Madonsela, dün yaptığı savunmada mahkemenin İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin tamamından derhal, tamamen ve koşulsuz olarak çekilmesi emrini vermesini talep etti. Güney Afrika adına konuşan hukukçular, duruşmada İsrail’in askeri operasyonunun Filistin halkının yok edilmesini amaçlayan soykırım planının bir parçası olduğu görüşünü dile getirdi.

UAD, daha önceki duruşmalarda İsrail’in davanın reddi yönündeki talebini reddetmiş ve İsrail’e Filistinlilere yönelik soykırım eylemlerinin önlenmesi talimatını vermişti. Mahkeme bununla birlikte İsrail’e saldırılarını tamamen durdurma emrini vermekten de kaçınmıştı.

Divan, 26 Ocak’ta açıkladığı tedbir kararlarında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’ndeki yükümlülüklerine uygun davranması gerektiğini belirterek, 6 maddede ihtiyati tedbir kararına hükmetmişti. Güney Afrika, 10 Mayıs’ta yeni tedbir kararı talep etmişti.

Paylaşın